WEBVTT 00:00:00.328 --> 00:00:06.539 Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. 00:00:07.700 --> 00:00:11.452 Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî 00:00:11.867 --> 00:00:18.570 ve men tebiahû bi-ihsânin ecmâine't-tayyibîne't-tâhirîn. Emmâ ba'd. 00:00:21.499 --> 00:00:26.158 Aziz ve sevgili cemaat-i müslimîn! Değerli kardeşlerim! 00:00:28.180 --> 00:00:35.487 Bu okuduğumuz kitap; çok büyük bir alim, çok meşhur bir sûfi olan 00:00:36.730 --> 00:00:43.958 Ebû Abdurrahman es-Sülemî'nin Tabakâtü's-sûfiyye isimli eseri idi. 00:00:44.635 --> 00:00:50.193 Bu zât-ı muhterem Nişabur şehrinden idi. 00:00:51.760 --> 00:01:00.605
Kitabı yazan, telif eyleyen kişi, Hicrî 1412 senesinde vefat etmişti.
00:01:00.874 --> 00:01:11.154 Bundan bin sene önce vefat etmiş; vefatı bile bin sene önce. 00:01:11.579 --> 00:01:15.191 Çok meşhur bir kimse, pek çok eserler yazmış. 00:01:15.816 --> 00:01:23.837 Biliyorsunuz, müslümanların; "Allah'ın sevgili kulu nasıl olunur, Allah hangi kullarını sever, 00:01:24.454 --> 00:01:35.353 hangi kullarını sevmiş de seçmiş?" diye merak etmesi lazım, Allah'ın sevgili kullarını tanıması lazım. 00:01:35.895 --> 00:01:39.344 Allah'ın en sevgili kulları peygamberleridir. 00:01:39.430 --> 00:01:46.772 Çünkü onları kendisine elçi olarak seçmiş, vahyine mazhar kılmış; 00:01:47.318 --> 00:01:51.920 onlar vasıtası ile insanlara emirlerini göndermiştir. 00:01:52.412 --> 00:01:55.426 İnsanların en şerefli tabakası, peygamberlerdir. P 00:01:56.153 --> 00:02:03.223 eygamberlerin eşrefi, eşrefü'l-mürselîn, seyyidü'l-evvelîne ve'l-âhirîn, 00:02:03.544 --> 00:02:05.954 imâmü'l- müttekîn Peygamber Efendimiz'dir. 00:02:06.767 --> 00:02:13.715 Bir müslümanın önce Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i iyice tanıması lazım. 00:02:14.885 --> 00:02:18.175 Peygamber Efendimiz'i tanımanın yolları nedir? 00:02:18.378 --> 00:02:26.307 Bir, Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyye-i nebeviyyesini öğrenmektir. 00:02:27.486 --> 00:02:31.932 Çünkü dinimizin ana kaynaklarından birisi, Kur'ân-ı Kerîm'dir; 00:02:32.448 --> 00:02:37.910 birisi de peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sünnet-i seniyyesidir. 00:02:37.434 --> 00:02:44.630 Dinimizin ahkâmının çıktığı iki büyük kaynak budur. 00:02:44.719 --> 00:02:49.742 Peygamber Efendimiz'i tanımak isteyen insan, Peygamber Efendimiz'in sünnetini öğrenir. 00:02:50.313 --> 00:02:55.900 Hadîs-i şerîflerini dinler, bu hususta bilgi sahibi olur. 00:02:55.522 --> 00:02:58.500 Peygamber Efendimiz'i tanımanın bir yolu budur. 00:02:59.367 --> 00:03:05.442 Peygamber Efendimiz'i tanımanın yollarının bir tanesi de; 00:03:06.935 --> 00:03:10.370 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in 00:03:10.995 --> 00:03:19.220 sîret-i nebeviyyesini, siyer ve megâzîsini öğrenmektir. Bu ne demek? 00:03:19.421 --> 00:03:25.591 Peygamber Efendimiz nerede doğmuş, nasıl peygamber olmuş, 00:03:26.416 --> 00:03:35.705 peygamberliğini nasıl devam ettirmiş, başına nasıl hâdiseler gelmiş? 00:03:36.625 --> 00:03:43.800 Mekke-i Mükerreme'den hicret etmiş, Medine-i Münevvere'ye varmış, 00:03:43.760 --> 00:03:52.590 peygamberliğini neşretmiş, insanlara İslâm'ı tebliğ etmek için çalışmalar yapmış, 00:03:53.600 --> 00:03:58.477 seferler düzenlemiş, muhtelif devletlere sefirler göndermiş... 00:03:58.891 --> 00:04:06.470 Bu da sîret. Peygamber Efendimiz'in tarihî hayatı, şahsiyeti. 00:04:06.102 --> 00:04:09.242 Peygamber Efendimiz'i tanımak için bunlar da önemli. 00:04:10.304 --> 00:04:14.542 Bu hususta da müslümanların gayretli olması lazım. 00:04:14.987 --> 00:04:20.327 Müslümanların sîret-i nebeviyyeyi öğrenmesi gerekir. 00:04:20.381 --> 00:04:27.951 Bu hususta birçok kitap yazılmıştır, kıymetli eserler vardır. 00:04:28.311 --> 00:04:34.225 Bu zamanda siz kardeşlerimin okuyacağı en güzel kitaplardan birisi; 00:04:34.506 --> 00:04:40.163 Asım Köksal tarafından yazılmış olan İslâm Tarihi kitabıdır. 00:04:40.495 --> 00:04:48.291 Onun adı İslâm Tarihi'dir ama Peygamber Efendimiz'in peygamberliğinin yıllarını anlatan bir İslâm tarihidir. 00:04:48.369 --> 00:04:50.578 Onun için çok da büyük bir eserdir. 00:04:50.891 --> 00:04:54.948 Şu anda Türk dilinde yazılmış 00:04:55.100 --> 00:05:01.129 Peygamber Efendimiz'in hayatını anlatan en büyük kaynak durumundadır. 00:05:01.433 --> 00:05:08.700 Ana kaynaklardan istifade edilmiştir. Türkiye dışında da takdir kazanmıştır. 00:05:08.464 --> 00:05:16.304 Ve merhum sahibi, müellifi Asım Köksal Ziyâü'l-Hak'tan 00:05:16.421 --> 00:05:20.477 madalya almıştır, teşekkür almıştır, mükafat almıştır. 00:05:21.376 --> 00:05:27.667 Asım Köksal'ın tarihi, İslâm Tarihi kitabı, Peygamber Efendimiz'i anlatan böyle bir eserdir. 00:05:27.768 --> 00:05:30.444 Onun için bunu okumanızı tavsiye ederim. 00:05:30.585 --> 00:05:37.111 Peygamber Efendimiz'i tanımamın bir yolu da budur. Bu güzel kitabı da okursunuz. 00:05:37.587 --> 00:05:43.988 Peygamber Efendimiz'i tanımak için bir de Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in yüzünün, 00:05:44.900 --> 00:05:51.827 gözünün, kaşının, saçının, kıyafetinin nasıl olduğunu bilmek lazım. 00:05:51.897 --> 00:06:01.378 Buna da Şemâil-i şerîfe derler, Peygamber Efendimiz'in evsâf-ı celîlesi, şemâil-i şerîfesi… 00:06:02.702 --> 00:06:09.886 İnsanın bunları da bilmesi lazım. Böylece Peygamber Efendimiz'i tanımış oluruz. 00:06:10.500 --> 00:06:13.654 Sonra insanın öbür peygamberleri tanıması lazım. 00:06:13.787 --> 00:06:20.255 Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri o peygamberleri Kur'ân-ı Kerîm'de anlatmış. 00:06:20.505 --> 00:06:32.112 Hz. Adem aleyhisselam'ı, onun iki oğlu Habil ile Kabil'in hallerini anlatmış. 00:06:32.256 --> 00:06:37.439 Kabil'in Habil'i nasıl öldürdüğünü biliyoruz. 00:06:37.807 --> 00:06:41.954 Hz. Adem'den Peygamber Efendimiz'e kadar gelmiş geçmiş 00:06:42.509 --> 00:06:47.717 peygamberlerinin bazılarının isimlerini vermiş 00:06:48.303 --> 00:06:56.619 ve onların hayatlarından ibretli kıssaları Kur'ân-ı Kerîm'de zikreylemiş Allahu Teâlâ hazretleri. 00:07:02.810 --> 00:07:08.360 Fî kasasihim ibretün. "Onların hikâyesinde, kıssalarında ibret var." 00:07:08.532 --> 00:07:15.261 Onları da bilmemiz lazım. Peygamberlerin hayatlarını ve tarihlerini de müslümanlar olarak bilmeliyiz. 00:07:15.628 --> 00:07:20.558 Bu hususta da kitaplar yazılmıştır; bunları da okuyun, o peygamberleri de tanıyın. 00:07:20.957 --> 00:07:24.690 Eyyûb aleyhisselam nasıl hastalanmış, nasıl sabretmiş? 00:07:25.137 --> 00:07:33.127 Musa aleyhisselam nasıl Firavun'a gitmiş de Allah'ın emirlerini tebliğ etmiş? 00:07:33.813 --> 00:07:39.709 İbrahim aleyhisselam nasıl Nemrud'un karşısına çıkmış da hakkı söylemiş, 00:07:40.600 --> 00:07:51.302 hayatı pahasına Allah'ın emirlerini tutmuş ve ona tebliğ eylemiş? Bunları bilmemiz lazım. 00:07:51.391 --> 00:08:02.419 Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ashâb-ı kirâmını, sahabeyi bilmek lazım; 00:08:02.864 --> 00:08:19.223 bu da çok mühim bir iş. Çünkü onlar, müslümanların en yüksek zümresidir: 00:08:19.669 --> 00:08:23.288 "Onlar gökteki yıldızlar gibidir. 00:08:23.796 --> 00:08:30.157 Hangisinin eteğine yapışsanız elini tutsanız peşinden gitseniz hidayet bulursunuz, 00:08:30.290 --> 00:08:33.354 doğru yolda gidersiniz." Onları da tanımak lazım. 00:08:34.330 --> 00:08:40.374 Bu hususta da çok kitaplar yazılmıştır ama çok kitap tercüme edilmemiştir. 00:08:41.584 --> 00:08:48.880 Sahabe-i kirâm hakkında Arapça yazılmış olan kaynak kitaplar, 00:08:49.129 --> 00:08:55.834 Üsdü'l-Gâbe, el-İsâbe gibi kaynak kitaplar maalesef Türkçe'ye çevrilmemiştir. 00:08:56.369 --> 00:08:57.966 Bunların çevrilmesi lazım. 00:08:58.278 --> 00:09:03.405 Sahabe-i kirâmın bazıları anlatılmıştır; bazıları hakkında kitaplar vardır. 00:09:03.921 --> 00:09:08.624 Hulefâ-i Râşidîn; Ebû Bekir es-Sıddîk, Ömerü'l-Faruk, Osman-ı Zinnûreyn, 00:09:08.858 --> 00:09:13.621 Aliyyü'l-Mürtazâ, tamam. Çehâr-ı yâr-i Güzîn diye bunların hayatı anlatılmıştır. 00:09:14.160 --> 00:09:23.750 Sahabe Hayatından Tablolar diye kitaplar neşrettik ama bütün sahabe anlatılmış değildir. 00:09:23.348 --> 00:09:25.749 Onlar Türkçe'ye tercüme edilmiş değildir. 00:09:26.288 --> 00:09:32.739 Bu konuşmamı dinleyen erbâb-ı himmet ve gayretten 00:09:33.500 --> 00:09:39.372 bu eserleri de tercüme etme hususunda çalışmalarını rica ederim. 00:09:39.750 --> 00:09:45.150 Fırsat olsa biz tercüme etsek, fırsat bulamazsak onlar tercüme etse de 00:09:45.205 --> 00:09:49.767 müslümanlar sahabe-i kirâmı tanısa... Bu da çok mühimdir. 00:09:50.160 --> 00:09:53.455 Çok güzel, çok büyük eserler neşredilmiştir. 00:09:53.580 --> 00:10:00.621 Biz "İbn-i Abbas şöyle demiş, Ebû Hüreyre böyle demiş, İbn Mesud şöyle demiş." diyoruz. 00:10:01.520 --> 00:10:05.878 Bu zâtlar kimler, bunları bilmeliyiz. 00:10:06.346 --> 00:10:19.751 Bunlardan sonra sâlih kimselerin, iyi müslümanların, evliyâullahın tanınması, bilinmesi lazım. 00:10:19.893 --> 00:10:24.520 Peygamber Efendimiz'den, enbiyâ ve mürselînden, 00:10:24.356 --> 00:10:29.269 sahabe-i kirâmdan sonra evliyâullahın, sâlihlerin bilinmesi, tanınması lazım. 00:10:29.736 --> 00:10:31.761 Bu hususta da kitaplar yazılmıştır. 00:10:32.996 --> 00:10:41.873 Meşhur velilerin hayatlarının anlatıldığı eserler Türkçe'ye tercüme edilmiştir. 00:10:42.987 --> 00:10:53.187 Fakat bunlar çok teferruatlı, çok geniş değildir. Bütün güzel kaynaklar tercüme edilmiş değildir. 00:10:53.829 --> 00:11:02.172 Terceme edilmemiş olan mühim kaynak kitaplardan bir tanesi de bizim okumakta olduğumuz 00:11:02.468 --> 00:11:09.770 Tabakâtü's-sûfiyye isimli eserdir. Kitabın isminin mânası ne? 00:11:10.210 --> 00:11:14.601 Tabakâtü's-sûfiyye; sûfilerden bazılarının kısım kısım, devir devir, 00:11:14.710 --> 00:11:27.645 tabaka tabaka hayatlarını anlatan eserdir. 00:11:31.476 --> 00:11:42.615 Kitabı yazan Ebû Abdurrahman es-Sülemî kitabı "birinci tabaka, ikinci tabaka" diye on tabakaya, on devre ayırmış, 00:11:42.826 --> 00:11:44.664 on nesli anlatmış. 00:11:45.813 --> 00:11:52.110 Bu kitabı birinci tabakadan anlatmaya başlamış, onuncu tabakada bitirmiş. 00:11:52.134 --> 00:11:57.276 Tabi sûfiler on tabaka değildir. Belki bin tabakadır. 00:11:57.751 --> 00:12:06.801 Ama o kendi zamanına kadar 400 yıllık devre içinden bunları anlatmış ki 00:12:06.917 --> 00:12:09.349 hizmet görmüş, Allah razı olsun. 00:12:09.436 --> 00:12:17.208 Demek ki bu kitabın içinde, her tabakada on tane büyük velînin hayatı var. 00:12:17.442 --> 00:12:25.564 Bu kitabın içinde on tabaka olduğuna göre yüz tane hayat hikayesi, tercüme-i hâli, biyografisi var. 00:12:25.720 --> 00:12:28.844 Biz bu kitabı okumaya başladık. Niye bu kitabı seçtik? 00:12:29.461 --> 00:12:35.827 Çünkü bu kitap Türkçe'ye tercüme edilmemiş olan bir kitap, Türkçesi yok, bir. 00:12:36.217 --> 00:12:43.602 "Biz okuyalım da Türk halkı bilsin." diye seçtik. 00:12:43.715 --> 00:12:54.807 İkinci özelliği; bu kitabı yazan şahıs, her sözünü destekli, mesnedli, isnadlı söylemiş. 00:12:55.280 --> 00:12:59.916 Hani bir arkadaşınız bir söz söyler; "Nereden çıkardın bunu?" diye sorarız. 00:12:59.980 --> 00:13:05.117 "Bilmem, bir hocadan duydum." der, kaynağını söyleyemez. Bu kitap böyle değil. 00:13:05.669 --> 00:13:16.711 Bu kitap söylediği her sözün mesnedini, kaynağını gösteriyor ve bize araştırma imkânı veriyor. 00:13:16.804 --> 00:13:22.869 Kendisi de araştırma mahsulü bir eser; bu çok önemli. Neden? 00:13:23.170 --> 00:13:31.384 Onun için sağlam bilgi ve sağlam bir metot öğreniyoruz, usul öğreniyoruz. 00:13:31.728 --> 00:13:36.799 Ben bu kitaba başladığım zaman gençler de dersi dinlemeye geliyorlar. 00:13:36.831 --> 00:13:41.706 "Yanınıza kâğıt kalem alın, bunları yazın." dedik. 00:13:42.628 --> 00:13:52.593 Ve siz de dinî bir söz söylediğiniz zaman kaynağını bilerek söyleyin; 00:13:52.656 --> 00:13:56.432 mesnedsiz, isnadsız konuşmayın." 00:13:57.369 --> 00:14:01.326 "Allah böyle buyuruyor." "Ne malum?" "Falanca âyette geçiyor." 00:14:01.493 --> 00:14:04.149 "Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor!" "Ne malum?" 00:14:04.524 --> 00:14:06.978 "Falanca kitapta, falanca kaynakta geçiyor." 00:14:07.220 --> 00:14:14.836 Yani kaynağını söyleyerek… Böyle olduğu zaman iyi, temiz olur. 00:14:15.517 --> 00:14:24.394 İlmin içine yalan, hurafe karışmamış olur. İlim bozulmamış olur. 00:14:24.714 --> 00:14:28.985 İnsanlar yanlış şey öğrenmemiş olur. Dosdoğru yolda giderler. 00:14:29.212 --> 00:14:37.560 Bu eser metot ve usul bakımından önemli. Çünkü her şeyin aslını gösteriyor. 00:14:37.888 --> 00:14:43.388 Bir de bu kitap çok büyük, mübarek bir profesörün eline geçmiş. 00:14:43.913 --> 00:14:47.280 O profesör bunu baskıya hazırlamış, 00:14:47.475 --> 00:14:54.542 kitabın içine kitabın içindekilerden daha fazla bir bilgi de o eklemiş. 00:14:55.315 --> 00:15:00.741 Her şeyi aşağıda izah etmiş, not koymuş, açıklama koymuş. 00:15:01.819 --> 00:15:06.554 Kitabın kıymeti üç misli, beş misli artmış. Neden? 00:15:06.702 --> 00:15:16.797 Çok güzel neşredilmiş. Diyelim ki bir köyün, bir şehrin adı geçiyor. Mesela Nasrâbat. 00:15:18.164 --> 00:15:21.219 Nasrâbat neresi, sen bilir misin? Bilmezsin. Ben? 00:15:21.688 --> 00:15:27.670 Ben de bilmem. Nereden bilelim! Hemen onu aşağıya not olarak indirmiş. 00:15:28.183 --> 00:15:34.822 "Bu şehir falanca yerdedir. Nüfusu bu kadardır. Kıymeti şudur. 00:15:35.227 --> 00:15:37.235 Mahsulü budur." diye bize bilgi vermiş. 00:15:37.945 --> 00:15:46.605 Aşağıda her şeyi böyle açıklamış olduğu için kitabın kıymeti üç misli, beş misli daha artmış. 00:15:46.926 --> 00:15:52.838 Onun için bu kitabı okuyoruz. Kitabın kendisi güzel, neşreden bir alim kimse; 00:15:53.180 --> 00:15:57.608 o da güzel eklemeler yapmış, kitabın kıymeti artmış; iki. 00:15:58.192 --> 00:16:08.679 Üçüncü bir sebep var. Bugün de Türkiyemiz'de ve İslâm âleminde sûfiler, mutasavvıflar var. 00:16:09.460 --> 00:16:20.252 Dervişler, tarikatler, şeyhler var. Var ama bazısı yanlış yolda. 00:16:20.718 --> 00:16:35.686 Bazısı hak bazısı batıl; bazısı alim bazısı cahil; bazısı sahih bazısı sapık. 00:16:35.950 --> 00:16:42.256 "Nereden belli? Sapık bir misal ver hocam." 00:16:43.730 --> 00:16:55.520 Mesela "Ben filanca tarikattenim." diyor, misafirine rakı ikram ediyor, içki ikram ediyor. 00:16:56.570 --> 00:16:58.765 Nerede bu? Arnavutluk'ta. 00:16:59.501 --> 00:17:08.134 Cumhuriyet Gazetesi'nin muhabiri Arnavutluk'a gitmiş; orada filanca tekkeye misafir olmuş. 00:17:08.690 --> 00:17:18.247 O tekkenin başındaki herif, -şeyh demiyorum- herif, alçak buna rakı ikram etmiş. 00:17:18.866 --> 00:17:21.801 Adı "tekke" olduğundan tekkelerin adını batırıyor. 00:17:22.863 --> 00:17:26.255 Yolu "tarikat" adında olduğundan tarikatleri batırıyor. 00:17:26.888 --> 00:17:33.591 İslâm'da içki var mı? Yok, haram! Ne kendisi içebilir ne başkasına sunabilir. 00:17:34.130 --> 00:17:42.201 İçmek de, sunmak da, satmak da, taşımak da haram; her şeyi haram. 00:17:42.729 --> 00:17:57.371 Adam hamal olsa alnının teri ile yaşıyor olsa içkiyi omzuna alıp kamyondan süpermarkete indiremez. 00:17:57.822 --> 00:18:05.960 Neden? Allah yalnız içene değil, hamalına bile lanet ediyor. 00:18:06.126 --> 00:18:11.225 İçkiyi içemez! Bu kendisi de içiyor, karşısına da ikram ediyor. Bu bozuk yol. 00:18:12.530 --> 00:18:19.343 Müslümanlığın da, tarikatin de, tasavvufun da adını batırıyor. 00:18:20.270 --> 00:18:25.465 Bazısı da bu kadar açık bir şekilde sapık değil. 00:18:25.707 --> 00:18:37.880 Nasıl sapık? Biraz daha örtülü sapık. Sapık ama bazısı da örtülü, bazısı da cahil; bilmiyor. 00:18:37.786 --> 00:18:45.593 Peki nereden konuşuyor? Duyduklarını, anladığı gibi yarım yamalak satarak, konuşuyor. 00:18:45.971 --> 00:18:59.130 Kendisinde mânevî güzel bir hal yok. Ama lafı çok. "Laf ebesi" derler. 00:18:59.393 --> 00:19:05.859 Ağzından laf çıkıyor. Tabi millet de bilmiyor. 00:19:06.262 --> 00:19:11.128 "Bu çok laf söylüyor." diye onun peşinden gidebiliyor. 00:19:11.777 --> 00:19:22.965 Herkes duyduğu için bir tane misal verdim. Bundan bir buçuk ay önce diyanet, hakkında açıklama yaptı. 00:19:24.267 --> 00:19:28.520 Televizyonlarda karşılıklı konuşmalar yapıldı; yanlış yolda olduğunu söylediler. 00:19:28.567 --> 00:19:33.151 Misal isterseniz işte bir misal! 00:19:33.253 --> 00:19:42.767 Şimdi bu kitap hem alim olan birine ait olduğu için hem de büyük zaâları anlattığı için 00:19:43.168 --> 00:19:55.237 biz burada gerçek tasavvufu öğreniyoruz.Burada uydurmayı, yalanı, cahilin cahilliğini değil; 00:19:55.731 --> 00:20:08.367 her şeyi bilen, bilgili sûfilerin, evliyânın hayatını okuyoruz; o da çok önemli. Neden önemli? 00:20:09.130 --> 00:20:16.930 Bu zamanın tasavvufu sevenleri, tarikate girenleri, derviş olanları doğruyu bilsinler. 00:20:17.193 --> 00:20:19.562 Bunlar büyük üstat, büyük alim. 00:20:20.163 --> 00:20:25.163 "Onları okuyalım da işin doğrusunu bilsinler." diye bu kitabı okuyoruz. 00:20:25.578 --> 00:20:34.815 İşte böylece Allah'ın nasip etmesi ile bu kitabın birinci tabakasını bitirmişiz. 00:20:35.238 --> 00:20:38.919 et-tabakâtü's-sâniye'ye ikinci tabakasına gelmişiz. 00:20:38.943 --> 00:20:46.811 Yani evliyâullahtan on tane meşhur, büyük zâtın hayatını okumuş, buraya gelmişiz. 00:20:47.274 --> 00:20:51.889 İkinci tabakanın birinci şahsı kim? 00:20:52.557 --> 00:20:58.657 Ebu'l-Kâsım el-Cüneyd; "Cüneyd-i Bağdâdî" dediğimiz zât. 00:20:59.411 --> 00:21:03.748 Adını duymuşsunuzdur, söylemiştik. 00:21:04.107 --> 00:21:12.169 Eski derslerimizde; "Arapça'da bir insanın isminin bölümleri vardır." demiştik. 00:21:12.763 --> 00:21:22.483 Bir kendisinin adı vardır, bir künyesi vardır. 00:21:22.538 --> 00:21:29.174 Künye, "kola takılan madeni levha" demek değil. 00:21:29.236 --> 00:21:38.136 Eskiden künye Ebû kelimesi ile yapılan "isim vuruldu" demek. 00:21:38.180 --> 00:21:44.167 Mesela Peygamber Efendimiz'in ismi ne idi? Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. 00:21:44.448 --> 00:21:47.289 Künyesi ne idi? Ebu'l-Kâsım. 00:21:47.812 --> 00:21:51.268 Ebu'l-Kâsım ne demek? "Kâsım'ın babası" demek. 00:21:52.260 --> 00:21:59.822 Araplar asaletli insanlara ismi ile hitabı ayıp sayarlardı. "Yâ Muhammed!" demezlerdi. 00:22:00.315 --> 00:22:08.367 Beyefendi, asaletli, itibarlı kimselere ne derlerdi? "Ey falancanın babası!" 00:22:09.296 --> 00:22:13.885 Peygamber Efendimiz'e, "Yâ Ebe'l-Kâsım!" derlerdi. 00:22:14.205 --> 00:22:16.300 Ne demek? Ey Kâsım'ın babası! 00:22:16.377 --> 00:22:28.434 Bu bir hürmet ifadesi. Böyle ebu kelimesine yapılan tamlamalara "künye" deniliyor. 00:22:29.705 --> 00:22:38.189 İsminde başka nesi vardır? Babasının adı ile beraber zikredilir. 00:22:41.614 --> 00:22:48.142 Mesela Peygamber Efendimiz'in ismi Muhammed, babasının adı Abdullah. 00:22:48.531 --> 00:22:52.641 Ebu'l-Kâsım Muhammedü'bnü Abdillah, 00:22:52.946 --> 00:22:58.702 "Abdullah'ın oğlu Muhammed, Ebu'l-Kâsım Muhammed." Baba adını da kullanırlardı. 00:22:59.269 --> 00:23:01.865 Türkçe'de de "baba adı" kullanmak vardır. 00:23:01.951 --> 00:23:10.443 Mesela "Köroğlu, Hatipoğlu, İmamoğlu" diyorlar. Bu bir lakaptır. 00:23:10.813 --> 00:23:16.260 Kendi ismi değildir. Babasının sıfatı ile anılmasıdır. 00:23:16.518 --> 00:23:33.328 Bir de her insanın lakabı vardır. Mesela Sarı Saltuk. Mübarek zâtın adı Saltuk. Sarışınmış. 00:23:33.352 --> 00:23:45.959 Lakabı öyle; "Sarı Saltuk" diyorlar. "Akşemseddin" diyorlar; saçları, kaşları veya sakalı beyazmış. 00:23:46.280 --> 00:23:47.280 Bu da lakaptır. 00:23:47.753 --> 00:23:51.833 Şimdi gelelim: Ebu'l-Kâsım el-Cüneyd. 00:23:53.265 --> 00:24:03.342 Minhüm el-Cüneydü'bnü Muhammed Ebu'l-Kâsım el-hazzâz. Ve kâne ebûhü yebî'u'z-züccâc. 00:24:05.298 --> 00:24:16.710 Kitabımızda anlattığımız evliyâullahtan birisi de Cüneyd'dir. İsmi el-Cüneyd. 00:24:16.394 --> 00:24:20.707 Babasının ismi nedir? Muhammed. "Muhammed oğlu Cüneyd." 00:24:21.105 --> 00:24:26.251 Künyesi nedir? "Ebu'l-Kâsım." Demek ki Peygamber Efendimiz gibi künyelenmiş. 00:24:26.454 --> 00:24:38.954 Ebu'l-Kâsım Cüneyd hazzÂz imiş. Hazzâz da "ipekçi, ibrişimci" demek. 00:24:41.467 --> 00:24:51.273 Belki ibrişimi, ibrişim olarak satıyor. Belki kumaşın üstüne ibrişimden sararak nakışlar yapıp satıyor. 00:24:51.327 --> 00:25:01.805 Nakkaş gibi; o mânaya gelen bir kelime. Hazzâz. Babası cam eşya satarmış. 00:25:02.180 --> 00:25:10.643 Ve kâne ebûhü yebî'u'z-züccâc. Şimdi "züccaciyeci" diyoruz. Babası cam eşya satarmış. 00:25:12.480 --> 00:25:19.732 Fe li-zâlike kâne yükâlü lehû el-Kavârîrî. "Bu sebepten de ona el-Kavârîrî de denirdi." 00:25:19.858 --> 00:25:23.499 Cüneyd-i Bağdâdi. el-Bağdâdî nedir? 00:25:24.148 --> 00:25:29.324 İsm-i nisbesidir. Nereli olduğunu gösteriyor. "Kavârîri" de denirdi. Neden? 00:25:29.488 --> 00:25:38.410 Cam eşya, camdan yapılmış bardaklar, sürahiler filan satardı da onun için. 00:25:38.597 --> 00:25:43.880 Asluhû min nihâvend. "Aslı Nihavent şehrinden idi." 00:25:45.435 --> 00:25:49.753 Aşağıda Nihavent'in neresi olduğunu anlatıyor. 00:25:54.360 --> 00:25:57.149 Beldetün min bilâdi'l-cebeli kadîmetün. 00:25:59.196 --> 00:26:06.254 "Nihavent, İran'la Irak arasındaki cebel mıntıkasında eski bir şehirdir." 00:26:07.601 --> 00:26:11.461 Beynehâ ve beyne Hemedân selâsetün eyyâm. 00:26:11.900 --> 00:26:15.767 "Hemedan şehriyle arasında üç günlük mesafe vardır." 00:26:16.326 --> 00:26:26.608 Fütihat senete tis'a aşere. "Burası Hicrî 19 senesinde müslümanlar tarafından fetholundu." 00:26:27.560 --> 00:26:36.421 Peygamber Efendimiz'in Medine-i Münevvere'ye hicretinden 19 sene sonra müslüman askerler, 00:26:36.663 --> 00:26:46.824 -elhamdülillah- Arabistan'ı tamamen fethetmişler. Suriye'yi, Irak'ı fethetmişler. 00:26:47.323 --> 00:26:49.651 İran'ın hududuna gelmişler. 00:26:49.878 --> 00:26:59.161 Irak'la İran arasındaki bizim memleketimize yakın tarafları zorlamaya başlamışlar. 00:26:59.574 --> 00:27:03.721 Bu Nihavent şehrini 19 senesinde fethetmişler. 00:27:04.744 --> 00:27:08.608 Ta o zaman, Hz. Ömer zamanında müslüman olmuşlar. 00:27:08.843 --> 00:27:14.554 Bizim Güneydoğu Anadolumuz da Hz. Ömer zamanından beri İslâm'dır, müslümandır. 00:27:14.796 --> 00:27:16.287 Hz. Ömer zamanına dayanır. 00:27:17.576 --> 00:27:26.103 Bütün o diyarlar o zamanlar fethedilmiştir. Diyarbakır, Batman, 00:27:26.494 --> 00:27:31.739 Adıyaman vesaire hepsi Hz. Ömer zamanından beri 00:27:31.911 --> 00:27:35.283 Lâ İlâhe illallah okunan İslâm diyarıdır. 00:27:36.693 --> 00:27:47.142 Orası köklü bir İslâm diyarıdır. Ahalisinin çoğu da fatihlerin evlatlarıdır, Arap kökenlidir. 00:27:47.618 --> 00:27:50.271 Orayı fetheden insanların evlatlarıdır. 00:27:50.326 --> 00:27:55.593 Kimisi Kürtçe, kimisi Arapça, kimisi Türkçe konuşur; hepsi kardeştir. 00:27:56.155 --> 00:28:02.629 Fî hilâfeti Umeri'bni'l-Hattâb. "Hz. Ömer'in halifeliği zamanında fethedilmiş bir yerdir" 00:28:02.692 --> 00:28:09.637 Bak, kitabı hazırlayan insan bizi rahatlattı. "Nihavent neresidir?" diye meraktan kurtulduk. 00:28:09.691 --> 00:28:14.637 Aşağıda tarihini de, mesafesini de anlattı. 00:28:14.973 --> 00:28:24.846 İşte bizim Hakkari'den, Urfa'dan şöyle biraz aşağıya gidiverdin mi orada imiş. 00:28:25.518 --> 00:28:33.598 Cüneyd-i Bağdâdî oradanmış, o mıntıkadanmış, aslı oradanmış da Bağdat'a gelmiş, yerleşmiş. 00:28:33.684 --> 00:28:45.930 Neden? Cüneyd-i Bağdâdî zamanında Bağdat, İslâm âleminin kalbi idi. 00:28:45.955 --> 00:28:59.855 İslâm medeniyetinin en büyük numunesi idi, ilmin merkezi idi; çok büyük bir yerdi. 00:29:00.354 --> 00:29:03.637 "Niye 'böyle idi' diyorsun hocam?" 00:29:04.669 --> 00:29:08.877 Bir kere Moğollar istila ettiler, orayı mahvettiler. 00:29:09.549 --> 00:29:25.631 Müşrik, kâfir Moğollar, Orta Asya'dan, Çin'den, Moğolistan'dan 00:29:26.475 --> 00:29:34.440 o taraflardan büyük kalabalıklar halinde geldiler, İslâm âlemini çiğnediler, 00:29:34.615 --> 00:29:42.190 İslâm devletleri ile savaşıp yendiler, ezdiler, şehirleri yaktılar, yıktılar. 00:29:42.354 --> 00:29:58.850 Hülagu zamanında Moğol orduları Bağdat'a geldiler, adamları kestiler, kestiler. 00:30:00.530 --> 00:30:07.183 O Bağdat'ın nehri, kanlardan kıpkırmızı aşağı doğru aktı. 00:30:07.723 --> 00:30:15.523 Bağdat'ın içinden geçen o nehir kırmızı aktı! Çünkü kâfir adamlar yağma ettiler. 00:30:15.964 --> 00:30:27.378 Paralar, eşyalar, antikalar hepsi gitti. Kütüphanelerin hepsini Dicle Nehri'ne attılar. 00:30:27.565 --> 00:30:32.238 Tabi mürekkepler suda eridi. Bu sefer de nehir simsiyah aktı. 00:30:32.714 --> 00:30:38.625 Ama İslâm âleminin en büyük kitapları suda gitti. 00:30:39.219 --> 00:30:46.591 Moğolların yaptığı tahribatın büyüklüğünü anlata anlata bitiremeyiz. 00:30:46.802 --> 00:30:53.324 Adamlar kâfir, mü'min değil; müslümanların düşmanı. Sonra ne oldu? 00:30:54.200 --> 00:30:58.813 Asırlar geçtikçe onlar da İslâm'ın hak din olduğunu anladılar, müslüman oldular ama 00:30:59.321 --> 00:31:04.598 ilk başta o büyük tahribatı yaptılar. Anadolu'yu da yaktılar, yıktılar. 00:31:04.949 --> 00:31:12.700 Sivas'ı, Anadolu'nun öbür şehirlerini yaktılar, yıktılar; Konya'ya kadar geldiler. 00:31:12.745 --> 00:31:21.228 Her yere adamlarını yerleştirdiler. Çok zulümler yaptılar. Sonra toparlandılar, müslüman oldular. 00:31:21.244 --> 00:31:25.136 Gazneli Mahmut Han zamanında İslâm'ı kabul ettiler. 00:31:25.167 --> 00:31:29.500 Ama müslüman oluncaya kadar da İslâm âlemine çok zarar verdiler. 00:31:29.625 --> 00:31:31.619 Müslümanları kestiler, öldürdüler. 00:31:32.800 --> 00:31:43.200 Bunlar Harezm'e girerken Bizim Kübreviyye tarikatimizin piri Necmeddin-i Kübrâ hazretlerine; 00:31:43.269 --> 00:31:48.707 "Gidelim." demişler. İhtiyar hâli ile "yok" demiş. "Ben bunlarla cihat edeceğim." 00:31:49.387 --> 00:31:57.142 Önüne taşları yığmış. Eskiden taşları uzunca bir bezin içine koyup 00:31:57.505 --> 00:32:02.440 kafanın üzerinde çevirip, çevirip, çevirip atarlarmış. 00:32:02.393 --> 00:32:08.240 Tabi o zaman elle atmaktan daha öteye gidiyor, çünkü çevirmekten bir hız kazanıyor, 00:32:08.646 --> 00:32:15.866 buna "sapan" derlermiş, yani bu, çocukların yaptığı lastik sapan değil de böyle bir sapan çeşidi varmış. 00:32:16.186 --> 00:32:23.909 Taşı alırmış, şekli belli olan bir bez içine koyarlarmış, kocaman bir taş, 00:32:24.490 --> 00:32:27.925 bunu atmak istese üç metre öteye atar ama başının üstünde 00:32:28.430 --> 00:32:33.170 çevirip çevirip ustalıklı şekilde nişan alıp karşıya savurduğu zaman 00:32:33.381 --> 00:32:38.901 kocaman bir taş düşmanın göğsüne, kafasına geliyor, küt diye attan devriliyor. 00:32:38.933 --> 00:32:46.702 Öyle sapanla taş atarmış. O zaman top yok, tüfek yok. Kılıç var, ok var; bir de sapan var. 00:32:46.753 --> 00:32:52.357 Düşmanla çarpışmak için silah, taş. 00:32:52.810 --> 00:32:59.384 Mübarek; taşları önüne yığmış. Taşlar bitinceye kadar Moğol askerlerine atmış. 00:32:59.438 --> 00:33:01.284 Moğol askerleri de onu şehit etmişler. 00:33:01.309 --> 00:33:09.179 Necmeddin-i Kübrâ hazretleri çok büyük alim, tarikat piri, tarikatı kuran büyük zâtlardan birisi. 00:33:09.710 --> 00:33:14.530 İşte neyse Bağdat, eskiden böyle bir yerdi. 00:33:14.983 --> 00:33:22.260 Eğer Bağdat yakılıp yıkılmasaydı, o eserler zamanımıza kalsaydı kim bilir neler gelecekti... 00:33:22.648 --> 00:33:28.606 Allah bilir; biz bilemiyoruz. Dicle'nin içine neler gitti, hangi kıymetli kitaplar gitti... 00:33:30.820 --> 00:33:32.471 Kitapların kıymetini size şöyle anlatayım. 00:33:33.667 --> 00:33:40.860 Adamın birisi babasından, dedesinden kalma bir yaldızlı kitabı eline almış, 00:33:41.680 --> 00:33:46.436 satacak, kıymetli olduğunu anlıyor da ne kadar kıymetli olduğunu bilmiyor. 00:33:47.527 --> 00:33:57.379 Kitabı, kitaptan anlayan, kitabı seven kimse bilir, parasını o verir. 00:33:57.801 --> 00:34:04.674 Bizim Fatih Caddesi üzerinde bir kütüphane vardır. Caddeye böyle biraz çıkıntılı… 00:34:05.134 --> 00:34:13.456 "Ali Emirî Kütüphanesi" derler. Orası medresedir. 00:34:14.159 --> 00:34:24.423 Ali Emirî Efendi Diyarbakırlı, o medresinin idaresine sahip, orada duruyormuş; 00:34:25.313 --> 00:34:30.809 bu adam, elindeki bu kitabı almış, Ali Emirî Efendi'ye getirmiş. 00:34:31.786 --> 00:34:33.681 "Bunu satmak istiyorum, alır mısın?" diye sormuş. 00:34:33.939 --> 00:34:43.604 Ali Emirî Efendi meraklı ya, "Alırım." demiş. Bakmış, çok kıymetli bir kitap. Dünyada bir tane. 00:34:43.964 --> 00:34:50.370 "Sen odaya gel." demiş. Kitabın sahibini medresenin odasına almış. 00:34:51.221 --> 00:34:56.186 "Buyur gel." demiş; o da "Galiba para verecek." diye medresenin odasına girmiş. 00:34:56.569 --> 00:35:02.159 "Sen burada otur." demiş. Çıkarken demir kapıyı çekmiş, kapatmış. 00:35:02.573 --> 00:35:11.420 Demir kapı, medrese duvarları kalın, kesme taştan, camlar da demirlerden; dışarı çıkamaz. 00:35:11.826 --> 00:35:20.547 Kilitlemiş; adam içeride hapiste kalmış gibi "Yahu, beni niye buraya hapsettin?" diye yumrukluyor. 00:35:21.305 --> 00:35:23.974 Dosdoğru ahbabını dolaşmaya gitmiş. 00:35:24.786 --> 00:35:30.302 "Yahu, çok kıymetli bir kitap geldi. Yanımda param yok, bana biraz borç verin." demiş. 00:35:30.412 --> 00:35:40.866 Sekiz altın, bir altın… Şimdi bugün 960 bin lira, yani bir milyon. 00:35:41.317 --> 00:35:45.870 Demek ki sekiz milyon, o zaman kitaba sekiz milyon istiyor. 00:35:46.320 --> 00:35:52.775 O da tedarik etmiş, gelmiş, demir kapıyı açmış, adama parayı vermiş, kitabı almış. 00:35:52.830 --> 00:35:53.830 Niye böyle yapıyor? 00:35:54.641 --> 00:35:59.970 "Adam beklemez, gider; bir daha bulamam." diye korkusundan, kitabı sevdiğinden yapıyor. 00:36:00.600 --> 00:36:05.919 Adamı hapsetmiyor. "Kitap kaçmasın." diye kitabı hapsediyor. 00:36:06.228 --> 00:36:13.230 Düşünün böyle bir kitap; bazen paha biçilmeyecek kadar kıymetli olur, dünyada bir tane olur. 00:36:13.394 --> 00:36:21.560 İçinde çok kıymetli bilgiler olur. Bağdat şehrinde Dicle Nehri'nin içine nice kitaplar atılmış... 00:36:21.510 --> 00:36:28.672 Halifelerin yaşadığı, sarayların olduğu Bağdat'ta ne zayiat olduğu oradan anlaşılıyor. 00:36:29.538 --> 00:36:33.992 Cüneyd-i Bağdâdî Bağdat'a yerleşmiş. 00:36:39.206 --> 00:36:42.295 Ve mevlidühû ve menşeühû bi'l-Irâk. 00:36:43.694 --> 00:36:50.733 Aslı Nihavent şehrinden ama "Doğması, yetişmesi Irak'ta oldu." 00:36:52.457 --> 00:37:00.201 Kezâlike semi'tü Ebe'l-Kâsımi'n-Nasrâbiziyyü yekûl. 00:37:00.638 --> 00:37:07.463 "Ebu'l-Kâsım Nasrâbâziyyu isimli alimden böyle söylediğini duydum." diye söylüyor. 00:37:08.283 --> 00:37:24.429 Ve kâne fakîhen. Cüneyd-i Bağdâdi için söylüyor. "Cüneyd-i Bağdâdî sûfi idi ama fakihti." 00:37:24.529 --> 00:37:25.529 Fakih ne demek? 00:37:26.435 --> 00:37:33.480 "Fıkhı çok iyi bilen" demek. "İlmihali, İslâm fıkhını, hukukunu çok iyi bilen" demek. 00:37:33.837 --> 00:37:42.498 Bir insan İslâm'ın ahkâmını iyi bilirse o çok kıymetli olur. 00:37:42.900 --> 00:37:53.888 Hele hele sûfilerin, tarikat erbabının İslâm'ın fıkhını çok iyi bilmesi lazım. Fıkhı bilmiyor. 00:37:54.910 --> 00:38:01.391 Ne yaparsa namaz bozulur? Ne söylerse günah olur? Ne yaparsa yanlış olur? Bunu bilmiyor. 00:38:01.484 --> 00:38:09.108 Bu adama uyulur mu? Bilmiyor, cahil! Yalan söyler, yanlış söyler. 00:38:09.903 --> 00:38:10.903 Fıkıh çok önemli. 00:38:11.606 --> 00:38:21.391 Her şeyin aslı, çözümü fıkıh ilminde olduğundan, bir insanın mutlaka fıkhı çok iyi bilmesi lazım. 00:38:21.893 --> 00:38:26.662 Cüneyd-i Bağdâdi fakih imiş, fıkhı çok iyi bilen bir kimse imiş. 00:38:27.280 --> 00:38:30.679 Kur'an'ı, hadîs-i şerîfleri biliyor. 00:38:30.874 --> 00:38:35.726 Fakih. Allah'ın emirlerini, yasaklarını biliyor, ince meseleleri biliyor. 00:38:37.760 --> 00:38:44.102 Tefakkaha alâ Ebî Sevrin ve kâne yüftî fî halkatihî. 00:38:44.887 --> 00:38:54.398 "Ebû Sevr'in meclislerinde, derslerinde fıkhı öğrendi." O zaman fakih oldu. 00:38:54.750 --> 00:39:03.256 Bu Ebû Sevr kimmiş? Ebû Sevr künyesi oluyor; asıl adı değil. 00:39:04.470 --> 00:39:09.741 İbrahimi'bni Hâlidi'bni'l-yemân. Ebû Sevrini'l-Kelbî el-fakîh. 00:39:10.233 --> 00:39:17.365 "Adı İbrahim, babasının adı Hâlid, dedesinin adı Yeman'mış. Benî Kelb kabilesindenmiş." 00:39:18.926 --> 00:39:21.679 Min ehadi'l-eimmeti'l-müctehidîn. 00:39:21.882 --> 00:39:27.453 "Cüneyd'in hocası içtihat yapabilecek kadar önde gelen fıkıh alimlerindenmiş." 00:39:28.450 --> 00:39:35.170 İyi hoca, iyi talebe yetiştirir. Hoca iyi ise talebe iyi olur. 00:39:36.569 --> 00:39:42.288 Hocası müçtehit fakihmiş, yani içtihat yapabilecek derecede kıymetli... 00:39:42.698 --> 00:39:48.323 Kâne min eimmeti'd-dünyâ. "Dünyanın imamlarından idi." 00:39:49.772 --> 00:39:51.979 Kâle anhü Ahmedi'bni Hanbel. 00:39:52.244 --> 00:39:57.162 "Hanbelî mezhebinin imamı Ahmet b. Hanbel, Cüneyd'in hocası hakkında diyor ki;" 00:39:57.724 --> 00:40:00.826 A'rifühû bi's-sünneti münzü hamsîne sene. 00:40:01.412 --> 00:40:07.442 "O mübarek zâtı sünnet ve hadis bilgisinden dolayı elli yıldan beri tanırdı." 00:40:07.536 --> 00:40:15.431 Fakih hoca ama sünneti de iyi biliyor. Sünneti bilmek de çok önemli. 00:40:16.359 --> 00:40:20.283 Bir insanın sünnet-i seniyye'yi bilmesi de çok önemli. 00:40:21.986 --> 00:40:25.896 Çünkü fıkhın temeli, Kur'ân-ı Kerîm ve sünnet. 00:40:25.995 --> 00:40:29.373 Ve hüve indihî fî salâhi's-Sevrî. 00:40:31.451 --> 00:40:41.608 Ahmed b. Hanbel demiş ki; "Benim nazarımda o Süfyân-i Sevrî hazretleri kadar salahiyetli bir insandı." 00:40:42.250 --> 00:40:44.987 Süfyân-i Sevrî mezhep kurmuş olan insan. 00:40:45.745 --> 00:40:53.574 Süfyân-i Sevrî'yi geçtiğimiz derslerde anlattık. Allahu âlem, cennetlik olduğu kesin bir insan. 00:40:54.390 --> 00:41:00.239 Süfyân adı bize biraz garip geliyor. Biz belki o ismi sevmiyoruz. O devirde öyle değil. 00:41:00.548 --> 00:41:03.919 Süfyân-i Sevrî cennetlik bir insan. 00:41:04.143 --> 00:41:09.257 Nereden biliyoruz? Anlatmıştık, bir daha anlatalım, yeni cemaat var: 00:41:10.335 --> 00:41:19.684 Süfyân-i Sevrî yine zamanın en büyük alimlerinden Abdullah b. Mübarek'in meclislerine gelirmiş. 00:41:20.875 --> 00:41:26.337 Abdullah b. Mübarek'e hadis anlatıyor ya; Süfyân-i Sevrî de onun dersini dinlemeye gelirmiş. 00:41:26.589 --> 00:41:30.640 O da alim, bu da alim. 00:41:31.195 --> 00:41:34.307 Mücevherin kıymetini kuyumcu bilir de ondan. 00:41:34.788 --> 00:41:43.197 Bu alim bu ilmin güzelliğini gördüğü için onun derslerine gelirmiş ama bir gün kızmış, 00:41:44.189 --> 00:41:49.270 Abdullah b. Mübarek'e çatmış. Bunların şakası da yoktur ha! 00:41:49.743 --> 00:41:55.626 Böyle mübareklerin yanında dine aykırı bir şey yaparsan kızıverir, azarlarlar. 00:41:56.350 --> 00:42:00.811 Kafana da vurur, sırtına da vurur. Bunlar ciddi. 00:42:01.123 --> 00:42:08.714 Bunların yanında öyle laubali olmak yakışık almaz, ne olacağı belli olmaz. Bu adamlar kızarlar, ciddi insanlar. 00:42:08.823 --> 00:42:13.000 Allah için kızarlar, allah için severler, Allah için dosdoğru konuşurlar. 00:42:13.480 --> 00:42:14.480 Süfyân-i Sevrî kızmış, Abdullah b. Mübarek'e bağırmış. 00:42:18.452 --> 00:42:28.685 "Bundan sonra senin toplantına gelmeyeceğim." diyor. Hakikaten ondan sonra gelmiyor. 00:42:29.824 --> 00:42:34.574 Ötekisi de sinirlenmiyor. "Dur bakalım; bana kızıyor ama neden kızıyor?" demiş. 00:42:34.684 --> 00:42:50.539 "Konağının cariyeleri terbiyesiz. Cariyelerine terbiye vermemişsin. 00:42:50.766 --> 00:42:56.939 Ben senin yanına, konağına derse gelirken yukarıdan bana işaret ediyorlar. 00:42:57.560 --> 00:43:01.754 'Seni çok seviyoruz, seninle evlenmek istiyoruz.' dediler, 00:43:01.957 --> 00:43:09.610 bir daha senin konağına gelmem." demiş. Haklı! 00:43:10.854 --> 00:43:14.943 Abdullah b. Mübarek hiç sesini çıkarmamış, başını önüne eğmiş. 00:43:15.661 --> 00:43:22.571 O da köpürmüş, bağırmış, gitmiş. Gittikten biraz sonra arkadaşlarına; 00:43:23.220 --> 00:43:33.403 "Hadi gelin, Süfyân-i Sevrî hazretlerine gidelim, cenaze namazını kılalım; 00:43:34.582 --> 00:43:36.613 ona son vazifemizi yapalım." demiş. 00:43:37.715 --> 00:43:40.711 Gitmişler, hakikaten Süfyân-i Sevrî vefat etmiş. 00:43:41.595 --> 00:43:51.527 O bağıran âlim, evinde vefat etmiş. Gitmişler, yıkamışlar, kefenlemişler, namazını kılmışlar, defnetmişler. 00:43:52.300 --> 00:43:57.331 "Peki hocam, onun vefat edeceğini nereden bildin?" diye soruyorlar. 00:43:57.964 --> 00:44:04.836 Diyor ki; "Hani bana bağırdı; 'Senin cariyelerin terbiyesiz, bana yukarıdan laf attılar; 00:44:04.891 --> 00:44:09.101 'Ah, biz seni çok seviyoruz, gel, seninle evlenmek istiyoruz.' demişler ya, 00:44:09.361 --> 00:44:20.540 benim evimde cariyeler yok ki!" demiş. Mübarek ne gördü? 00:44:21.550 --> 00:44:30.745 Hurileri gördü. Huri kızları, "Durma artık şu dünyada, özledik seni, 00:44:30.901 --> 00:44:37.428 Allah bizi sana yazmış, sen cennette bizim eşimiz olacaksın, gelmeni istiyoruz." diyorlar. 00:44:37.984 --> 00:44:41.832 Vefatını oradan anlıyor. Yukarıda cariye filan yok ki. 00:44:41.971 --> 00:44:47.885 O, cariye gördüğüne göre, o cariyeler de "Seni seviyoruz, özledik, gel artık, evlenelim." dediğine göre 00:44:48.100 --> 00:44:51.106 hurilerin çağırdığını, vefat edeceğini anlamış. 00:44:51.235 --> 00:45:02.500 Süfyân-i Sevrî böyle birisi. Cennetlik yani. 00:45:02.351 --> 00:45:06.800 Hûri kızları; "Artık dayanamıyoruz, gel." demişler, öyle vefat etmiş. 00:45:06.479 --> 00:45:10.748 İmâm-ı Âzam gibi, Ahmet b. Hanbel gibi mezhep kurmuş, mezhep imamı. 00:45:10.990 --> 00:45:14.677 Ahmet b. Hanbel, Cüneyd'in fıkıh bilgisi için ne diyor? 00:45:15.290 --> 00:45:19.110 "Süfyân-i Sevrî ile aynı salahiyette idi." diyor. 00:45:19.220 --> 00:45:22.481 Demek ki Cüneyd-i Bağdâdi'nin hocası da hoca imiş. 00:45:23.800 --> 00:45:28.515 İyi, kuvvetli hocaların iyi, kuvvetli talebeleri olur. 00:45:28.742 --> 00:45:37.600 İlmi tam verir, güzel ilim öğretir; o da iyi yetişir. Cüneyd'in de iyi olacağı hocasından belli. 00:45:37.997 --> 00:45:48.849 Hocası mezhep imamları kadar salahiyetli, müçtehit. İlimde içtihat yapacak kadar da ileri. 00:45:55.207 --> 00:45:57.264 Ve kâne yüftî fî halkatihî. 00:45:57.991 --> 00:46:04.625 "Cüneyd-i Bağdâdî, hocasının dersi esnasında, ders halkasında fetva verirdi." 00:46:05.219 --> 00:46:09.414 Eskiden halka şeklinde otururlardı, hoca anlatırdı. Buna "ders halkası" deniliyor. 00:46:09.850 --> 00:46:12.223 Biz de Tabakâtü's-sûfiyye'yi okuyoruz. 00:46:12.497 --> 00:46:15.574 Bu kardeşlerimiz de Tabakâtü's-sûfiyye'yi dinliyor. Bizim de halkamız bu. 00:46:15.871 --> 00:46:17.796 Ve kâne yüftî halkatihî. 00:46:18.194 --> 00:46:33.160 "Cüneyd-i Bağdâdî; hocası Ebû Sevr'in yanında, halkasında kendisine soru soranlara fetva verirdi." 00:46:33.424 --> 00:46:35.363 Bu neyi gösteriyor? 00:46:37.187 --> 00:46:40.404 Bu, Cüneyd-i Bağdâdi'nin de fıkıhta çok yüksek olduğunu gösteriyor. 00:46:40.428 --> 00:46:44.112 Hocasının da ona bu salahiyeti verdiğini gösteriyor. İzin vermezse yapmaz. 00:46:45.634 --> 00:46:46.922 Yoksa terbiyesizlik yapmaz. 00:46:47.960 --> 00:46:51.351 "Hocama sorun." der. Kendisine gelse bir şey sorsa, "Hocama sorun, burada." der. 00:46:51.800 --> 00:46:56.235 Hocası ona; "Her geleni bana gönderme, sen cevaplandır." demiş. 00:46:56.359 --> 00:47:03.916 Belki kendisine soru soranlara; "Cüneyd size anlatsın." demiş Ondan orada fetva veriyor. 00:47:04.768 --> 00:47:10.932 Bu da Cüneyd-i Bağdâdî'nin fıkıhtaki üstünlüğünü gösterir. 00:47:12.809 --> 00:47:20.376 Ve sahibe's-Seriyye's-Sakatiyye ve'l-Hârise'l-Muhâsibî 00:47:20.462 --> 00:47:25.921 ve Muhammede'bne Aliyyi'l-Kassâbe el-Bağdâdiyye ve ğayrahüm. 00:47:26.178 --> 00:47:33.465 Cüneyd-i Bağdâdî şu adları sayılan büyük evliyâullah ile de 00:47:34.809 --> 00:47:42.360 onların sohbetlerine iştirak edip onlardan da istifade etmiş. Kim bunlar? 00:47:42.421 --> 00:47:51.766 Birisi Seriyy-i Sakatî. Seriyy ismini bazıları Türkçe kitaplarda sırrı diye yazıyorlar. 00:47:51.813 --> 00:47:59.254 Yanlış; sırrı değil, Seriyy, es-Seriyye's-Sakatî… 00:47:59.790 --> 00:48:03.699 Diğeri de Hârise'l-Muhâsibî. Bu da meşhur bir zâttır. 00:48:03.955 --> 00:48:12.574 Mahammede'bne Aliyyi'l-Kassâb el-Bağdâdî. "Bağdatlıdır." 00:48:12.816 --> 00:48:18.857 Bu "Kassab" denilen Bağdatlı, Cüneyd'in hocasıdır. 00:48:20.256 --> 00:48:26.475 Aşağıda dipnotla eseri hazırlayan kişinin notunda şöyle geçiyor: 00:48:26.748 --> 00:48:30.497 Ve kâle'l-Cüneydü yekûlü. "Cüneyd der ki," 00:48:31.232 --> 00:48:42.113 en-Nâsü yünsibûnenî ilâ Seriyy-i Sakatiyye. Ve kâne üstâzi Muhammedüni'l-Kassâb. 00:48:42.503 --> 00:48:51.261 "İnsanlar, bena 'Seriyy-i Sakatî'nün talebesi" diyorlar, beni 'ona bağlı' diye gösteriyorlar. 00:48:51.721 --> 00:48:58.521 Aslında ben Muhammed b. Aliyyi'l-Kassab'ın talebesiyim." 00:48:58.850 --> 00:49:01.717 Cüneyd-i Bağdâdi bunu kendisi söylüyor. 00:49:02.170 --> 00:49:04.993 Demek ki asıl hocası Seriyy-i Sakatî değilmiş. 00:49:05.400 --> 00:49:08.990 Muhammedi'bni Aliyyi'l-Kassâb el-Bağdâdî imiş. 00:49:11.920 --> 00:49:18.722 Bu zât-ı muhteremin, bu büyük adamın künyesi Ebû Cafer; 00:49:18.786 --> 00:49:29.581 ismi Muhammed; babasının ismi Ali; lakabı Kassab; nisbesi el-Bağdâdî. 00:49:29.997 --> 00:49:34.271 Mâte Ebû Caferini'l-Kassâb senete hamse ve seb'îne ve mieteyn." 00:49:34.302 --> 00:49:36.974 "Cüneyd-i Bağdâdî, Hicrî 275 senesinde vefat etmiş." 00:49:37.172 --> 00:49:45.637 Peygamber Efendimiz'in hicretinden sonra kamerî 275 sene geçmiş, o zaman vefat etmiş. 00:49:45.863 --> 00:49:49.703 Kamerî sene ile hicrî sene arasında ne fark var? 00:49:51.102 --> 00:50:01.560 On gün fark var. Kamerî sene, şemsî seneden on gün kısadır. 00:50:02.486 --> 00:50:13.156 Bizim şimdi kullandığımız miladî senedir. Şemsî sene 365 gündür. Kamerî sene 354 gündür. 00:50:13.567 --> 00:50:23.180 Bu ne yapar? 33 senede bir sene artar. 00:50:23.853 --> 00:50:31.287 Anladınız mı? İkisi beraber başlasalar 33 sene sonra beraber olmazlar. 00:50:31.435 --> 00:50:36.721 Kamerî sene bir sene fazla olur. Bir 33 sene sonra iki sene fark olur. Şöyle anlatayım: 00:50:37.447 --> 00:50:42.689 Falanca cemaatten aksakallı bir amca. 00:50:42.790 --> 00:50:56.309 Kaç yaşındasın amca? 89 yaşındayım. Ha 80 senede 3 sene kadar da kamerî sene çık. 00:50:56.778 --> 00:51:02.554 Kamerî seneye göre 92 yaşında. 89 değil, 92 yaşında. 00:51:03.339 --> 00:51:07.610 Falanca 60 yaşında. 60 yaşında değil, 62 yaşında. 00:51:07.179 --> 00:51:10.797 Çünkü 60 sene 2 sene birden fark ediyor. 00:51:11.906 --> 00:51:17.876 Bir insanın ömründe bile iki sene üç sene fark ediyor. "Ben 33 yaşındayım." 00:51:18.296 --> 00:51:26.766 "Hayır, sen kamerî seneye göre 34 yaşındasın, 34 ramazan gördün." demek. 00:51:29.700 --> 00:51:39.653 İşte fark öyle. Peygamber Efendimiz'in hicretinden 275 kamerî sene geçtikten sonra vefat etmiş. 00:51:39.911 --> 00:51:47.722 Kamerî sene de, 275 sene de on sene kadar fark eder. 00:51:49.713 --> 00:51:58.746 Bizim hesabımıza göre 266 sene geçmiş. 622'ye 266 sene ekleyeceğiz. 888 de falan vefat etmiş. 00:51:58.747 --> 00:52:03.478 Ve hüve eimmeti'l-kavmi ve sâdetihim makbûlün alâ cemî'i'l-elsineti. " 00:52:03.602 --> 00:52:09.111 Cüneyd-i Bağdâdî kavmin imamlarından idi..." 00:52:09.717 --> 00:52:14.702 Arapça'yı iyi bilenler bilir ama Arapça'nın inceliklerini bilmeyenler 00:52:15.538 --> 00:52:17.556 bu cümleyi böyle tercüme ederler. 00:52:18.345 --> 00:52:30.192 Ve hüve eimmeti'l-kavmi. "Mutasavvıfların imamlarındandı." 00:52:32.147 --> 00:52:45.510 Buradaki kavm "halk" demek değil; "sûfiler, mutasavvıflar" demek.Onları, Tabakâtü's-sûfiyye'yi anlatıyor. 00:52:45.282 --> 00:52:56.965 İmam da "camideki namaz kıldıran imam" değil, "önder;" "Mutasavvıfların önderlerinden idi." 00:52:57.145 --> 00:53:01.577 "Cüneyd-i Bağdâdî, kavmin imamlarından idi." 00:53:01.694 --> 00:53:03.463 Böyle tercüme edersen yanlış olur. 00:53:03.526 --> 00:53:12.905 Herkes sanıyor ki Cüneyd-i Bağdâdî, Bağdat'ın herhangi bir camisinde imam idi; öyle değil! 00:53:13.247 --> 00:53:14.574 "Eimmeti'l-kavm" demek, tasavvuf erbabının önderlerinden demek. 00:53:18.570 --> 00:53:23.509 İmam sözü, o zaman çok büyük, şimdiki gibi bir şey değil. Küçük bir meslek ismi değil. 00:53:24.630 --> 00:53:30.861 İmâm-ı Âzam ne demek? "Fıkıhta en büyük hoca" demek. Öyle sıradan bir şey değil. 00:53:30.893 --> 00:53:33.915 "İmam" sözünü herkes için kullanmazlar. 00:53:34.813 --> 00:53:41.669 Kâne min eimmeti'l-kavm. Cüneyd-i Bağdâdî, mutasavvıfların önderlerinden idi. 00:53:41.884 --> 00:53:45.935 Ve sâdetihim. "Saadetinden idi." 00:53:46.224 --> 00:53:56.909 Biz saadet kelimesini "sâdât" diye kullanıyoruz. Araplar daha ziyade sâdet diye kullanırlar. 00:53:56.972 --> 00:53:59.889 Min sâdetihim, "seyyitlerinden" demek. 00:54:00.616 --> 00:54:08.371 "Cüneyd-i Bağdâdî tasavvuf erbabının önderlerinden ve soylularından, seyyidlerinden idi." 00:54:08.464 --> 00:54:10.385 Yani "asaletlilerinden idi." 00:54:10.479 --> 00:54:17.546 Sâdetihim, "Tasavvuf erbabının efendilerinden, soylularındandı." demek. 00:54:18.930 --> 00:54:24.341 Tabi biz bu kitabı burada Arapça'sından okuyoruz. Neden? 00:54:24.560 --> 00:54:30.610 Bu kitap çok mühim bir kitap olduğundan. "İyi anlaşılsın." diye Arapça'sından okuyoruz. 00:54:31.462 --> 00:54:38.251 Görüyorsunuz, "Arapça'yı bildim." sananlar bile işin iç yüzünü bilmezlerse tercümeleri bazen yanlış yaparlar. 00:54:38.837 --> 00:54:45.883 Bunu aynen tercüme edelim: "Cüneyd-i Bağdâdî kavmin imamlarındandı. Ve seyyidlerindendi." 00:54:46.164 --> 00:54:52.918 Sanır ki "cami imamı idi, sanır ki Peygamber Efendimiz'in evladı olan seyyidlerindendi." demek. 00:54:52.957 --> 00:54:59.863 Hayır! "Tasavvuf erbabının önderlerindendi ve soylularındandı. 00:55:00.139 --> 00:55:03.485 En efendilerinden, en kıymetlilerindendi." demek. 00:55:04.691 --> 00:55:12.969 Makbûlun alâ cemî'i'l-elsineti. "Bütün diller üzerinde makbuldü. 00:55:13.390 --> 00:55:18.158 Cüneyd-i Bağdâdî herkesin kabul ettiği, methettiği, sevdiği insandı." 00:55:18.212 --> 00:55:23.222 Evet, Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri işte öyle bir insandı. 00:55:24.799 --> 00:55:35.966 Aslında Cüneyd-i Bağdâdî hakkında çok şey söylememiz, onu çok iyi tanımamız lazım. 00:55:36.251 --> 00:55:39.591 Burada birazcık daha okuyalım. Sözümü öyle söyleyeyim. 00:55:39.622 --> 00:55:48.286 Tüvüffiye senete seb'in ve tis'îne ve mieteyn. "Cüneyd-i Bağdâdî Hicrî 297 senesinde öldü." 00:55:47.405 --> 00:55:51.901 Bu miladî olarak aşağı yukarı 912 yıllarına karşılık gelir. 00:55:51.993 --> 00:55:58.544 Biz o zaman nerede idik? Türkiye'deki Müslümanlar, Orta Asya'da idi. 00:55:59.773 --> 00:56:04.160 Daha Anadolu'nun fethi 1071 yıllarında oluyor. 00:56:04.516 --> 00:56:09.142 Cüneyd-i Bağdâdî; Anadolu'nun Malazgirt zaferinden 00:56:10.969 --> 00:56:15.767 150-160 yıl daha önce yaşamış, Bağdat'ta vefat etmiş. 00:56:18.178 --> 00:56:23.541 Yevme neyrûzi'l-halîfe. "Halifenin neyruzunda ölmüş." 00:56:23.775 --> 00:56:28.424 Neyruz ne demek? Neyruz, "cülus bayramı" demek. 00:56:28.815 --> 00:56:35.710 Biri yeni halife olmuş; onun şenliği yapılırken Cüneyd-i Bağdâdî'nin cenaze namazı kılınmış, 00:56:35.870 --> 00:56:37.288 vefat etmiş, gömülmüş. 00:56:38.530 --> 00:56:42.999 Yevme's-sebt. "Cumartesi günü." Vefatı cumartesi günü olmuş. 00:56:43.930 --> 00:56:49.204 Ve kîle tüvüffiye fî âhıri sâatin min yevmi'l-cumu'ati ve düfine yevmi's-sebt. 00:56:49.361 --> 00:57:12.316 Köşeli parantez içinde diyor ki; "Cuma gününün son saatlerinde vefat etti. Cumartesi günü gömüldü." 00:57:12.513 --> 00:57:16.685 Bu da bir yerden alınmış bir izahtır. Bu da güzel tabi. 00:57:18.669 --> 00:57:24.198 Kitabı neşreden şahıs alim olduğundan her şeyi güzelce yerli yerine yerleştiriyor. 00:57:24.751 --> 00:57:30.202 "Cumanın son saati ne zamandır? Gece midir, gündüz müdür?" Onu söyleyin. 00:57:31.234 --> 00:57:36.243 Gündüzdür. Cumanın son saati, ikindiden sonraki saatleridir. 00:57:36.618 --> 00:57:39.960 Cuma günü akşam, güneşin batmasına yakın olan zamandır. 00:57:40.101 --> 00:57:47.390 Demek ki Cuma namazı kılınmış, ikindi olmuş, güneş batmaya yakınken bir güneş daha batmış. 00:57:47.282 --> 00:57:52.363 Cüneyd-i Bağdâdî vefat etmiş. Cumartesi de gömülmüş. 00:57:52.660 --> 00:57:58.356 Cumartesi ne zaman başlar? Akşam ezanı okundu mu Cumartesi başlar. 00:57:58.684 --> 00:58:04.950 Artık o zaman vefat ettikten sonra hazırlıkları yapacaklar, yıkayacaklar, kefenleyecekler. 00:58:05.197 --> 00:58:09.935 Ne zaman gömülmüş? Cumartesi gömülmüş; o zaman halife tahta çıkıyormuş. 00:58:10.208 --> 00:58:18.918 Özetle Cüneyd-i Bağdâdî, tasavvuf yolunun kilit şahsiyetlerindendir. 00:58:20.232 --> 00:58:25.785 Her tarikatin silsilesinde adı geçer. 00:58:26.254 --> 00:58:34.780 Bütün silsileler Cüneyd-i Bağdâdî'den geçtiği için evveli farklı gelse 00:58:34.266 --> 00:58:40.145 sonrası farklı bitse bile Cüneyd-i Bağdâdî'de toplanıp öyle geçtiği için 00:58:41.980 --> 00:58:48.695 Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerine seyyidü't-tâife yani "taifenin efendisi" derler. 00:58:49.520 --> 00:58:55.895 Buradaki taife'den maksat "sûfiler" dir. "Sûfiler taifesinin seyyidi." 00:58:56.590 --> 00:59:03.510 Yani eğer içinizde derviş varsa, -Hepiniz dervişsiniz; kiminiz oraya bağlı, kiminiz buraya bağlı. 00:59:03.317 --> 00:59:07.674 - Cüneyd-i Bağdâdî hepinizin hocasıdır, demek. 00:59:07.807 --> 00:59:20.419 Cüneyd-i Bağdâdî, her tarikatin silsilesinde adı geçen mübarek bir zâttır, Allah şefaatine erdirsin. 00:59:20.724 --> 00:59:27.279 Cenneti ile cemali ile cümlemizi müşerref eylesin. Allah hepinizden razı olsun.