WEBVTT 00:00:00.800 --> 00:00:02.720 Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü. 00:00:02.720 --> 00:00:10.520 Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı, rızası sizin üzerinize olsun. 00:00:10.805 --> 00:00:18.455 Allah iki cihanda cümlenizi aziz ve bahtiyar eylesin. Bakara suresinin âyetlerine devam ediyoruz. 00:00:18.480 --> 00:00:26.480 16. âyetten itibaren devam edeceğiz. 20. âyeti kerîmeye kadar açıklamalar yapmaya çalışacağım. 00:00:26.520 --> 00:00:31.920 Peygamber sallallahualeyhivesellem Efendimiz Mekke-i Mükerreme'den Medine'yi Münevvere'ye 00:00:32.120 --> 00:00:40.200 gidince orada daha değişik insanlardan müteşekkil bir toplum vardı 00:00:40.294 --> 00:00:44.820 ve bu toplumun insanların bir kısmı doğrudan doğruya 00:00:44.996 --> 00:00:52.991 Peygamber sallallahualeyhivesellem Efendimize iman etmişler, Akabe Biatlarında ona bey'at edip, 00:00:53.540 --> 00:00:58.506 tabi olup Peygamber sallallahualeyhivesellem Efendimizi bağırlarına basmışlar. 00:00:58.569 --> 00:01:06.780 Medine-i Münevvere'ye davet etmişler, onun yardımcısı, onun manevi vazifesinin yardımcıları ensârı olmuşlardı. 00:01:07.156 --> 00:01:14.661 Peygamber Efendimizle beraber Medine-i Münevvere'ye onun hicretinden önce ve sonra gelen mü'minler de 00:01:15.226 --> 00:01:23.646 her şeylerini Allah rızasını kazanmak yoluna, Allah yoluna feda etmeye hazır insanlardı, feda etmişlerdi. 00:01:23.671 --> 00:01:29.671 Evlerini barklarını, ticaretlerini bırakıp Peygamber Efendimiz'in etrafına toplanmışlar, 00:01:29.712 --> 00:01:35.565 Medine-i Münevvere'ye gelmişlerdi. Çok mahrumiyetlere katlanmak pahasına da olsa 00:01:35.713 --> 00:01:42.755 bütün zenginliklerini bırakmak, terk etmek pahasına da olsa samimi, halis duygularla 00:01:42.800 --> 00:01:47.240 Peygamber Efendimiz'in yanına gelmişlerdi. Onlar muhacirler. 00:01:47.480 --> 00:01:55.920 Medine-i Münevvere'nin onları davet eden has müminleri de Ensar Kur'an-ı Kerîm'de methedilen insanlar bunlar. 00:01:56.410 --> 00:02:04.407 İslam'ın yayılması için Peygamber sallallahualeyhivesellem Efendimize bağlanmış kimseler olarak 00:02:04.430 --> 00:02:08.488 etrafında ona yardımcı oluyorlar, emirlerini tutuyorlar ve 00:02:08.535 --> 00:02:14.423 dediklerini, buyruklarını yerine getirip hareket ediyorlardı. 00:02:15.203 --> 00:02:23.251 Çevredeki başka toplumların diğer kesimleri diğer insanların İslam'a karşı tutumları farklı oldu. 00:02:23.337 --> 00:02:32.416 Kendileri daha önceden ehli kitap olan, kendilerine ilahi kitap indirilmiş hak dine mensup kimselerden 00:02:32.525 --> 00:02:41.686 bir kısmı Peygamber Efendimizin peygamber olduğunu anlayıp ona tabi oldular ama az oldu bunların sayısı. 00:02:42.320 --> 00:02:45.164 Abdullah b. Selam radıyallahuanh gibi. 00:02:45.540 --> 00:02:48.991 Medine-i Münevvere'nin insanlarının bir kısmı da 00:02:49.439 --> 00:02:54.928 Peygamber sallallahualeyhivesellem Efendimize soğuk davrandılar. 00:02:56.200 --> 00:03:04.579 Yanına içtenlikle gelmediler ve ancak İslam'ın kuvvetlendiğini görünce istemeye istemeye 00:03:04.626 --> 00:03:11.850 "Biz Müslümanız." demeye başladılar. Dediler ki: Biz Allah'a ve ahiret gününe inandık 00:03:12.370 --> 00:03:17.750 ama halbuki içlerinden böyle samimi bir duygu doğmuş değildi. 00:03:17.774 --> 00:03:20.804 Mecburiyetler de birtakım hesaplardan menfaatler, 00:03:20.882 --> 00:03:25.101 kaygılarından, duygularından veya korkulardan kaynaklanıyordu. 00:03:25.572 --> 00:03:33.918 Allah'ı ve iman edenleri oyuna getirmek, onlara hile hurda yapmak arzusu ile bu lafları söylüyorlardı 00:03:33.981 --> 00:03:41.636 ama kendilerini aldatıyorlardı. Kalpleri hastaydı Allahü teâla hazretleri onların bu hasta tavırları, 00:03:41.831 --> 00:03:47.287 çirkin tavırları dolayısıyla onların hastalıklarını artırdı. 00:03:47.717 --> 00:03:55.538 Yalan söyledikleri ve Peygamber Efendimiz'i tasdik etmedikleri için onlara elim bir azap 00:03:55.757 --> 00:04:03.472 verileceğini beyan etti. Onlara yeryüzünde işi karıştırmayın, bozgunculuk etmeyin denildiği zaman; 00:04:03.504 --> 00:04:10.452 hayır biz ıslah edicileriz diyorlardı. Hâlbuki yy müslümanlar dikkat edin agah olun 00:04:10.530 --> 00:04:16.210 mütenebbih olun uyanın ki onlar bozguncuların ta kendileridir ama onun farkında değiller 00:04:16.320 --> 00:04:22.755 şuurunda değil bunu anlayacak durumda değiller diye müslümanlar onlara karşı uyarılıyordu. 00:04:23.723 --> 00:04:28.465 Öteki insanlar gibi; "Bak bu samimi insanlar gibi sizde iman edin denildiği zaman 00:04:28.864 --> 00:04:37.318 müminleri küçümsüyorlardı. O beyinsiz, ahmak, karını zararını bilemeyen, basit insanlar gibi mi inanırız." 00:04:37.764 --> 00:04:44.152 diye inanmayız diyorlardı. İnananları hor hakir görüyorlardı. 00:04:44.449 --> 00:04:51.623 Allahu Teâla Hazretleri yine edatı tembih ile, uyarıcı bir ifade ile dikkat edin mütenebbih olun. 00:04:51.709 --> 00:04:58.283 Ela innehüm hümüssüfeha asıl akılsız, beyinsiz, budala onlar ama bunu anlayacak durumda değiller, 00:04:58.291 --> 00:05:03.940 anlayamayacaklar bu gidişle diye onların hallerini beyan ediyordu. 00:05:03.477 --> 00:05:10.311 Onlar mü'minlerin yanına geldikleri zaman; "Biz inandık." diyorlardı ama kendilerine akıl öğreten 00:05:10.830 --> 00:05:19.185 şeytanlarının ehli kitaptan bu işleri biraz bilen, onlara arkadan akıl öğreten, 00:05:19.430 --> 00:05:23.132 onların kafalarını çelen insanların yanlarına vardıkları zaman; 00:05:23.203 --> 00:05:28.525 meraklanmayın, biz onlara iman ettik dedik ama alay ediyoruz, dalga geçiyoruz. 00:05:29.103 --> 00:05:36.562 Biz sizinle beraberiz diyorlardı. Hâlbuki Allah onlarla istihza ediyordu ve onların 00:05:36.587 --> 00:05:43.325 tuğyanlarında ve azgınlıklarında onları öyle çırpındırıyordu. 00:05:43.856 --> 00:05:47.921 Ülâike'llezîne'şterevü'd-dalâlete bi'l-hüdâ. 00:05:48.400 --> 00:06:08.840 "İşte onlar hidayeti terkedip, hidayeti verip, hidayete mukabil dalâleti satın almışlardır." 00:06:08.880 --> 00:06:19.240 Dalâlet; şaşkınlık, doğru yoldan şaşırmak, sapmak… 00:06:20.360 --> 00:06:26.960 Fe mâ rabihat ticaretühüm. "Ama ticaretleri kârlı bir ticaret olmamıştır." 00:06:27.114 --> 00:06:30.990 Kâr getirici bir faaliyet olmamıştır. 00:06:30.240 --> 00:06:31.480 Ve mâ kânû mühtedîn. 00:06:31.526 --> 00:06:48.100 "Onlar da böyle hareket etmekle doğru yolu bulmuş kimseler olmamışlardır, olacak değillerdir" deniliyor. 00:06:48.446 --> 00:06:53.640 Onların sıfatları sıralandıktan sonra durumları da bildiriliyor. 00:06:54.148 --> 00:07:00.561 Bir takım maddi hesaplarla bu münafıklığa saptıklarından, doğru düzgün iman etmediklerinden 00:07:00.701 --> 00:07:06.512 dolayı onlar bir alışveriş yapmışlardır, bir kâr, menfaat hesabı yapmışlardır. 00:07:06.559 --> 00:07:11.317 Bunu bir ticarete benzetirsek, ticarette insan ne yapar?.. 00:07:11.755 --> 00:07:20.667 Sermayesi azalmasın, hiç olmazsa aynen kalsın diye, üstelik biraz kâr edebilsin diye uğraşır. 00:07:20.944 --> 00:07:26.790 Ama bunların ticaretleri hiç uygun olmamıştır, yaptıkları maddi hesaplar kendilerine 00:07:26.278 --> 00:07:29.766 dünyada da âhirette de bir fayda sağlayamamıştır. 00:07:30.202 --> 00:07:36.840 Çünkü dalâleti, sapıklığı, doğru olmayan yolu tercih etmişlerdir. 00:07:37.480 --> 00:07:49.800 Fâtiha sûresindeki duada, Allahu Teâlâ hazretlerinin öğrettiği duada ;Gayri'l-mağdûbi aleyhim vele'd-dâllin. "Kendilerine gazap edilmişlerin yolunu…" buyuruluyor. 00:07:50.640 --> 00:07:56.720 Müslümanlar dalâlete düşmüşlerin yolunu da istemiyor. Ama bu şahıslar, dalâleti tercih etmişlerdir. 00:07:56.880 --> 00:08:02.560 Dalâleti adetâ satın almışlardır. Ama satın alırken ne mukabilinde? 00:08:04.760 --> 00:08:13.400 Bi'l-hüdâ. Hüdâ'nın başındaki be harfine bâ-i mukabele, mukabele be'si deniliyor; hidayet mukabilinde. 00:08:13.193 --> 00:08:16.754 Yani bir takas var, bir değiş-tokuş var. 00:08:16.849 --> 00:08:21.220 Adamlar ellerindeki kıymetli hidayeti veriyorlar, onu bırakıyorlar. 00:08:21.690 --> 00:08:24.212 Yani hidayetten vazgeçiyorlar, hidayet yolunu terkediyorlar; 00:08:24.557 --> 00:08:29.727 dalâleti satın alıyorlar, o tarafı tercih ediyorlar. Dalâlete gidiyorlar. 00:08:30.121 --> 00:08:33.422 Bir ticaret sayılırsa bunların menfaat ve hesapları; 00:08:35.129 --> 00:08:40.722 Fe mâ rabihat ticâretühüm. Rabiha-yerbahu, "ticarette kâr etmek" demek. 00:08:40.854 --> 00:08:46.135 "Bunların ticareti bir kâr getirmemiştir, kârlı bir ticaret olmamıştır." 00:08:46.135 --> 00:08:54.727 Çünkü verdikleri çok kıymetlidir. Hidayet insanın dünya ve âhiret saadetinin anahtarıdır. 00:08:55.208 --> 00:09:02.842 İnsan hidayet üzere oldu mu, cennetlik olacak. Allah hidayet etti mi, doğru yola girdi mi, 00:09:03.750 --> 00:09:10.638 Allah'ın sevdiği yolda yürüdüğü, sevdiği kulu olduğu için, hem dünyası Allah'ın lütfuyla, ikramlarıyla 00:09:11.108 --> 00:09:18.516 uygun olacak; hem âhireti ebedi saadete erme şeklinde olacak, cennetlik olacak. 00:09:18.875 --> 00:09:25.346 O hidayeti verirse insan, herkesin aradığı istediği veya araması, istemesi gereken 00:09:25.716 --> 00:09:34.805 o kıymetli cevheri verirse ve dalâleti satın alırsa, bu ticaret çok şaşkınca bir ticaret olur. 00:09:35.167 --> 00:09:39.162 Ve dünyada da bunlara bir kâr getirmez... 00:09:39.883 --> 00:09:52.419 Bunlar böylece doğru bir yol tutturmuş kimseler de olmuş olmuyorlar bu hareketleriyle. 00:09:52.878 --> 00:09:57.986 Yanlış yolda, yanlış yol seçmiş, yanlış yolda gitmiş insanlar oluyorlar, diyor. 00:09:58.283 --> 00:10:05.492 Münafıkların sıfatları sayıldıktan sonra özet olarak onların durumu böylece beyan edilmiş oluyor. 00:10:05.886 --> 00:10:15.205 Ve müslümanlar onların durumlarını benzetmelerle, temsillerle daha iyi anlasın diye 00:10:15.278 --> 00:10:18.140 Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki; 00:10:20.720 --> 00:10:27.760 Meselühüm kemeselillezistevkade nârâ, felemmâ edâet mâ havlehû zeheballâhu binûrihim 00:10:27.793 --> 00:10:36.772 ve terekehüm fî zulümâtin lâ yubsirûn. (2Bakara, 17) Bir misâl, bir benzetme bu: 00:10:37.800 --> 00:10:50.640 Meselühüm ke-meseli'llezi'stevkade nârâ. "Münafıkların hâli ateş yakan bir insanın durumuna benzer. Önce bir ateş yakmışlardır." 00:10:50.680 --> 00:11:00.600 Felemmâ edâet mâ havlehû. "Yaktıkları ateş etrafı aydınlattığı zaman ortalık ayan beyan görünüyor." 00:11:00.640 --> 00:11:03.708 Kendilerine zarar verecek şeyleri görüyorlar, korunuyorlar. 00:11:03.802 --> 00:11:07.765 Fayda verecek şeyleri görüyorlar, onları alabiliyorlar. 00:11:08.160 --> 00:11:15.240 Ama; Zeheballâhu bi-nûrihim. "Allahu Teâlâ hazretleri onların nurunu giderdiği zaman, 00:11:15.320 --> 00:11:32.240 bu ateş söndüğü zaman, göstermez duruma geldiği zaman; o zaman, hiç bir şey göremez oluyorlar." 00:11:32.280 --> 00:11:47.200 Yâni bir insan, karanlıkta ateş yakmışken etrafı görür ama 00:11:47.200 --> 00:11:54.800 o söndüğü zaman artık tamamen kapkaranlık bir ortamda kalır. 00:11:54.120 --> 00:12:00.800 Gözü de ateşe alıştığı için, ışığa alıştığı için çok kötü bir duruma düşer. 00:12:00.680 --> 00:12:06.160 İlk önce, biz mü'miniz dedikleri zaman, müslümanların tarafına geldikleri, 00:12:06.480 --> 00:12:13.640 şeklen, zâhiren müslümanların zümresine katıldıkları zaman, güzel bir durum oluyor ama 00:12:13.680 --> 00:12:23.600 münafıklıkları dolayısıyla, tercihleri yanlış olduğundan, içleri hasta olduğundan, o ışık sönmüş oluyor, 00:12:23.600 --> 00:12:34.000 Allah o iman ışığını söndürdüğü zaman, zulümatın içinde, yani küfrün, 00:12:34.400 --> 00:12:39.440 dalâletin karanlığı içinde kalmış oluyorlar. Etrafı görmeleri mümkün değil. 00:12:39.640 --> 00:12:44.280 Summün bükmün umyün. Burada üç sıfat var. 00:12:44.680 --> 00:12:52.480 Summ, esam kelimesinin çoğulu. Bükm, ebkem kelimesinin çoğulu. 00:12:52.600 --> 00:13:00.720 Umy, a'mâ kelimesinin çoğulu. Bunların hepsi, hastalık ifade eden sıfatlar. 00:13:01.400 --> 00:13:11.360 Asam, kulağı sağır, Ebkem, dilsiz, A'mâ da gözleri görmeyen demek. 00:13:11.520 --> 00:13:24.640 "Dalaleti tercih etmiş, hidayeti bırakmış, küfür cephesinde yer almış, Allah düşmanlarıyla beraberlik kurmuş olan münafıklar; 00:13:24.880 --> 00:13:35.600 bir kere sağırdırlar, artık bunlar gerçekleri görecek durumda değillerdir. 00:13:36.240 --> 00:13:42.160 Dilsiz kimselerdir; hakkı söyleyemezler, söyledikleri şeyler gerçek değildir. 00:13:42.280 --> 00:13:46.520 A'mâ kimselerdir, gözleri görmeyen kimselerdir." 00:13:47.880 --> 00:14:04.000 İşte bu halleriyle konuşamayan, göremeyen, sağır, dilsiz kimselerin hâli nasılsa o duruma düşmüşlerdir. 00:14:04.360 --> 00:14:14.360 Fehüm lâ yerciûn. "Artık onların tekrar dönme imkânları yoktur, kurtuluşa gelmeleri imkânsızdır." 00:14:14.280 --> 00:14:18.440 Bu ayette, Münafıkların hâlinin daha iyi anlaşılması için 00:14:18.920 --> 00:14:28.520 Allahu Teâlâ hazretleri tarafından Kur'ân-ı Kerîm'de beyan edilmiş olan bir benzetme var. 00:14:28.800 --> 00:14:30.200 İkinci benzetme: 00:14:35.400 --> 00:14:50.280 Ev kesayyibin mines-semâ'. Sayyib; gökten bol bol yağan ve yere isabet eden sağanak yağmura deniliyor. 00:14:50.760 --> 00:15:00.560 "Yahut, gökten inen o sağanak yağmurda…" Fîhi zulümâtün ve ra'dun ve berkun. 00:15:00.960 --> 00:15:05.760 "Ki bu yağmur zamanında ortalık kapkaradır." 00:15:06.200 --> 00:15:15.640 Yani kara bulutların çökmesi dolayısıyla ortam kapkara kararmıştır. 00:15:16.120 --> 00:15:27.680 Ra'd, gök gürültüsü demek. Aslında raade, titremek kökünden gelen bir kelime. 00:15:28.440 --> 00:15:42.560 Gök gürlemesi, büyük bir titreşim olduğu için ra'd diye beyan edilmiş. Berk de şimşek demek. 00:15:43.200 --> 00:15:51.800 "Şiddetli yağmurun gösterdiği, gözümüzün önüne serdiği manzara nasıl? 00:15:51.920 --> 00:15:58.560 Kapkaranlık bir manzara, gök gümbür gümbür gürüldüyor, şimşekler çakıyor. 00:15:58.960 --> 00:16:06.320 İşte münafıkların durumu böyle bir manzaradaki insanın durumuna benzer. 00:16:06.840 --> 00:16:10.360 Yec'alûne esâbi'ahüm fî âzânihim mine's-savâikı hazere'l-mevt. 00:16:11.600 --> 00:16:18.880 "Gök gürültüsü o kadar şiddetli ki, kulakları patlayacak gibi olduğundan, parmaklarını kulaklarına tıkarlar." 00:16:21.400 --> 00:16:27.000 Yani gümbür gümbür gök gürülderken aman kulağım zarar görmesin diye kulaklarını tıkıyorlar. 00:16:27.200 --> 00:16:34.680 Mine's-savâikı. "Şiddetle çarpan şeyden dolayı." 00:16:36.400 --> 00:16:47.000 Şimşek çaktığı zaman pat diye çıkan yıldırımdan dolayı kulaklarını tıkıyorlar. 00:16:47.280 --> 00:16:53.920 Hazere'l-mevt "Eyvah! Bu şimşekler bize isabet edecek, öleceğiz, diye korkuyorlar." 00:16:53.920 --> 00:17:05.920 Allahu Teâlâ hazretleri zaten bazı suçluları, kâfirleri böyle yıldırım çarptırarak helâk etmiştir. 00:17:06.320 --> 00:17:13.400 İslâm tarihinde, islâm düşmanlarının bazılarının bu tarzda helâk edildiğine dair vak'alar mevcuttur. 00:17:13.160 --> 00:17:22.600 Münafıklar; bir ateş yakıp, ateş söndükten sonra, etrafını göremeyen kimseler ile sağır, dilsiz ve kör insanlar gibidir. 00:17:22.720 --> 00:17:31.800 Bir de böyle şimşek çaktıkça korkudan kulaklarını tıkayan, o müthiş sahnede tir tir titreyen insanlar gibidir. 00:17:32.800 --> 00:17:34.480 Vallâhu muhîtun bi'l-kâfirîn. 00:17:35.400 --> 00:17:42.400 "Allahu Teâlâ hazretleri kâfirleri ihâta etmiştir, çepeçevre çevrelemiştir." 00:17:42.320 --> 00:17:47.440 Allah her şeye kâdirdir ve O'nun vereceği cezadan 00:17:47.880 --> 00:17:53.920 kâfirin, münafığın, Allah düşmanının kaçması mümkün değildir. Nereye kaçacak? 00:17:54.400 --> 00:18:00.240 Allah'ın kahrından kaçılacak hiç bir yer yoktur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: 00:18:00.640 --> 00:18:10.200 Lâ melcee ve lâ mencee minke illâ ileyke. "Yâ Rabbi, senden ancak sana iltica edilir. 00:18:10.600 --> 00:18:18.680 Başka nereye kaçılır, başka nereye gidilir." diye dua ederdi. Bir duasında da buyuruyor ki: 00:18:18.760 --> 00:18:27.440 Allâhümme innî eûzü bi-rıdâke min sahatike. "Yâ Rabbi, ben senin kızmandan rızana iltica ederim. 00:18:27.760 --> 00:18:33.160 Ve bi-afvike min ukûbetike. Ve bike minke. Ve cezalandırmandan affetmene sığınırım. 00:18:33.160 --> 00:18:35.120 Senden sana sığınırım." 00:18:35.600 --> 00:18:41.320 Kullar veya mahlûkat, Allah'tan nereye kaçabilir? İnsan her yerde hâzır ve nâzır olan Cenâb-ı Hakk'ı 00:18:41.440 --> 00:18:48.800 kızdıracak, onun gazabını celbedecek ters yol tutturursa; hidayeti bırakır, dalâleti seçerse; 00:18:48.480 --> 00:18:55.480 müslümanlarla ahbaplık etmeyip, onlarla alay edip, onlarla istihza edip, onları kandırmaya çalışıp, 00:18:55.520 --> 00:19:02.800 gidip din düşmanlarıyla, İslâm'la uğraşan kâfirlerle iş birliği yapıp, "Ben sizinle beraberim!" derse, 00:19:02.600 --> 00:19:08.400 Allah'ın kahrından nereye gidebilir? Allahu Teâlâ hazretleri takdir buyurduğu zaman, 00:19:08.840 --> 00:19:11.560 istediği anda onları kahredebilir. Kurtuluş yok! 00:19:11.880 --> 00:19:14.840 Allâhu muhîtun bi'l-kâfirîn. 00:19:15.200 --> 00:19:29.000 "Allahu Teâlâ hazretleri kâfirleri çepeçevre ihata etmiş, her yönden kuşatmıştır. Onların çevresinde kaçacak başka bir tarafları yoktur." 00:19:29.480 --> 00:19:41.680 Benzetmeye bu âyet-i kerîmede devam buyuruluyor:Yekâdü'l-berku yahtefu ebsârahüm. 00:19:42.400 --> 00:19:49.800 "Sanki gökte şimşek çaktığı zaman, o şimşeğin şiddeti gözlerini alıverecekmiş gibi." 00:19:50.880 --> 00:19:58.400 Küllemâ edâe lehüm meşev fîhi. "Şimşek çaktığı zaman ortalık biraz aydınlanınca, 00:19:58.520 --> 00:20:06.960 o aydınlığın verdiği fırsattan istifade ederek biraz yürüyorlar." Ve izâ azleme aleyhim 00:20:07.520 --> 00:20:13.960 "Ama onların üzerine karanlık çöktüğü zaman." 00:20:14.440 --> 00:20:20.720 Kâmû. "O yağmura, sağanağa tutulmuş insanlar, dikilip kalıyorlar." 00:20:21.000 --> 00:20:25.440 Ve lev şâellâhu le-zehebe bi-sem'ihim ve ebsârihim. 00:20:25.800 --> 00:20:32.400 "Allahu Teâlâ hazretleri dileseydi, onların işitmesini alırdı, 00:20:32.640 --> 00:20:39.720 kulakları duymaz olurdu ve gözlerini de alırdı,." Hiç bir şey görmez duruma gelirlerdi. 00:20:40.400 --> 00:20:45.680 O manzara içinde, o korktukları şey başlarına gelirdi. 00:20:45.960 --> 00:20:48.600 İnnallâhe alâ külli şey'in kadîr. 00:20:48.960 --> 00:20:56.600 "Hiç şüphe yok ki, muhakkak ki Allahu Teâlâ hazretleri her şeye kâdirdir." 00:21:00.200 --> 00:21:11.280 Ana hatlarıyla münafıkların sıfatları, neler söyledikleri, nasıl müslümanları 00:21:11.360 --> 00:21:23.800 aldatmak istedikleri beyan edildikten sonra, bu benzetmelerle onların durumları anlatılıyor. 00:21:26.680 --> 00:21:42.800 Ondan sonra, bunların Allahu Teâlâ hazretlerinin kahrına, gazabına uğrayacakları, 00:21:42.160 --> 00:21:47.360 bu münafıklıklarının cezasını çekecekleri beyan ediliyor bu âyet-i kerîmeler ile. 00:21:50.400 --> 00:21:56.560 Allah, onlara her türlü cezayı dünyada ve âhirette vermeye kâdirdir. 00:21:56.600 --> 00:22:09.880 Kadîr; kudreti yetmek fiilinden, mübalağa-i ism-i fâildir. Yani hakkıyla, bihakkın kâdirdir. 00:22:10.480 --> 00:22:18.960 Kudret ihtiyar ifade eder, kuvvet ıstırar ifade eder, diyor kitaplarda. 00:22:19.320 --> 00:22:22.520 Allahu Teâlâ hazretleri kudretlidir. 00:22:22.600 --> 00:22:30.120 Yani kuvvetini istediği şekilde kullanıp, kula istediği şekilde cezayı verir. 00:22:30.720 --> 00:22:40.480 Alâ külli şey'in cümlesinde şey'; şâe-yeşâu-meşiyyet masdarından, 00:22:40.840 --> 00:22:52.320 dilenen, istenilen, murad edilen mânasına sıfat-ı müşebbehedir. 00:22:52.680 --> 00:22:57.960 Allahu Teâlâ hazretleri bir şeyi dilediği zaman, o olduğu için, 00:22:58.400 --> 00:23:04.560 onun muradıyla, dilemesiyle olduğundan, varlıklara "şey" denmiştir. 00:23:04.800 --> 00:23:09.920 Yani Allah'ın dilemesi suretiyle meydana gelmiş, mevcut varlık demektir. 00:23:10.440 --> 00:23:14.920 "Allahu Teâlâ hazretleri her şeye kâdirdir. 00:23:15.440 --> 00:23:24.800 Her türlü şeyi halk etmeye, yaratmaya, her durumu yapmaya kudret-i tâmme sahibidir. 00:23:25.160 --> 00:23:33.240 İradasi nasıl tecelli ederse onu öyle yapar." diye, 00:23:33.720 --> 00:23:42.240 âyet-i kerîmede münafıkların bu şekilde durumunu beyan ediyor. 00:23:42.640 --> 00:23:50.480 Yâ eyyühe'n-nâsu'budû rabbekümü'llezî halekaküm vellezîne min kabliküm lealleküm tettekûn. 00:23:50.880 --> 00:24:02.800 Yâ eyyühen-nâs. "Ey insanlar!" Nâs kelimesi, ünâs kelimesinin çoğuludur, yani insanlar mânasına. 00:24:03.160 --> 00:24:15.680 "Ey insanlar" yani ey bu hitabı duyan, o anda yaşayan ve bu hitabı işiten bütün insanlar! 00:24:16.000 --> 00:24:25.800 U'büdû rabbeküm. "Sizler, sizin Rabbinize ibadet edin!" Rab kelimesinin izahı; 00:24:25.720 --> 00:24:29.400 Elhamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn âyet-i kerîmesinin izahında geçmişti. 00:24:29.520 --> 00:24:41.240 İnsanların Rabbi, insanların sahibi; insanları en küçük zerreden, küçücük bir varlıkken y 00:24:41.640 --> 00:24:49.480 etiştirerek, besleyerek, geliştirerek o hâle getiren. 00:24:49.880 --> 00:24:54.680 Yani küçücük bir bebek nasıl meydana geliyor, bir insanın doğuşu nasıl? 00:24:56.800 --> 00:25:04.720 Sonra insan nesli yeryüzünde topraktan nasıl meydana gelmiş? 00:25:05.400 --> 00:25:13.520 Bu uzun bir ıstıfâ ve bir gelişim sonunda olduğundan, 00:25:14.000 --> 00:25:22.000 o Rab kelimesi de, o gelişimi sağlayan mânasını ifade ediyor. 00:25:22.360 --> 00:25:29.440 Yâni, "Ey insanlar! Bakın, sizi bu topraktan uzun bir gelişme sonunda, en mükemmel bir varlık 00:25:29.480 --> 00:25:31.800 hâline getiren Rabbinize ibadet edin!" 00:25:31.720 --> 00:25:39.600 Sonra bu yaratma sırasında Cenâb-ı Hak sizin yaşamınız için gerekli her türlü mükemmel cihazı, 00:25:39.760 --> 00:25:46.160 sizlere ihsan etmiş. Göz vermiş, kulak vermiş, duyu organları vermiş... 00:25:46.200 --> 00:25:51.440 Bunların hepsini idare eden, bir beyin ve en büyük nimet olan akıl nimetini vermiş. 00:25:52.960 --> 00:26:00.840 Kâinattaki varlıkları insanın yaşaması için, bir ortam olarak, 00:26:01.800 --> 00:26:06.960 çeşitli hayatı sağlayıcı vasıtalar olarak ihsân etmiş. 00:26:07.320 --> 00:26:13.440 Havaya, bu insanın teneffüs ettiği zaman onun yaşamasını sağlayacak kabiliyeti vermiş. 00:26:13.840 --> 00:26:19.200 Suyu ihsan etmiş. Mesela başka gezegenlerde, su olmayınca hayatın olmadığı düşünülüyor. 00:26:19.560 --> 00:26:29.520 Çeşitli meyveler, ağaçlar, bitkiler ile insanın gıdasını sağlamış. 00:26:29.560 --> 00:26:37.160 Başka daha aşağı varlıkları insanın emrine müsahhar kılmış. 00:26:37.240 --> 00:26:47.720 Onlardan istifade etmesini sağlamış. Balıkları, koyunları, inekleri, develeri, çeşitli varlıkları… 00:26:47.800 --> 00:26:53.520 İnsan binerek kullanıyor, keserek kullanıyor, çeşitli şekillerde etini yiyebiliyor... 00:26:53.920 --> 00:26:57.800 Bunları hep sağlayan Rabbimiz. 00:26:57.160 --> 00:27:04.840 Yani insanı bu yüksek mertebeye, bu kadar ikrama sahip kılan Allah'tır. 00:27:05.000 --> 00:27:12.320 Allah, insanoğlunun yaradanı olması dolayısıyla sahibi. 00:27:14.160 --> 00:27:19.440 Rabb kelimesinde zaten, ibadetin sebeplerinin hepsi mevcut. 00:27:19.440 --> 00:27:23.800 Madem Rabdir, o halde O'na ibadet edilecek. 00:27:23.800 --> 00:27:33.280 Madem böyle basitten mürekkebe, en ilkel durumdan en mükemmel duruma getiren O'dur. 00:27:33.400 --> 00:27:42.800 O halde bunların şükrü olarak, karşılığı olarak insanın yaradanına elbette ibadet etmesi gerekiyor. 00:27:42.880 --> 00:27:49.680 Ellezî. "O Rab ki…" Halekaküm. "Sizi yarattı." Vellezîne min kabliküm. 00:27:49.840 --> 00:27:57.840 "Sizden öncekileri de yarattı." Sizi ve sizden öncekileri yarattı. Yani insan diyebilir ki: 00:27:57.920 --> 00:28:01.400 "Benim babam var, dedem var, ben o sülaleden gelmişim." 00:28:02.320 --> 00:28:06.000 Sizden öncekilerin de hepsini Cenâb-ı Hak yarattı. 00:28:06.400 --> 00:28:11.360 "İlk insandan buraya kadar, sizi ve sizden öncekileri yaratandır. 00:28:11.680 --> 00:28:18.680 İlk insanın yaratılmasına sebep olan varlıkları ve çevreyi yaratan Rabbinize ibadet edin!" 00:28:20.760 --> 00:28:31.880 İbadet geniş anlamlı bir kelime. Esas itibariyle itaat etmek mânasına geliyor. 00:28:33.280 --> 00:28:42.640 Emirleri tutmak, yasaklardan kaçınmak, Allah'ın verdiği nimetlere şükrü edâ etmek, vazifeleri yapmak… 00:28:43.320 --> 00:28:45.840 Lealleküm tettekûn. 00:28:46.360 --> 00:29:02.240 "Tâ ki takvâ sahibi olasınız" veya "Müttakîlerden olasınız." mânalarına da gelebilir. 00:29:02.400 --> 00:29:09.360 Yani "Eğer güzel ibadet ederseniz, Allah'ın müttakî kullarından olursunuz." demek. 00:29:09.720 --> 00:29:16.760 Bir de, "Böyle yaptığınız takdirde, Allah'ın kahrından, gazabından, cezasından, azabından, 00:29:16.840 --> 00:29:23.400 ikâbından, cehennemden korunabilirsiniz." mânasına gelebilir. 00:29:23.480 --> 00:29:32.200 Yâni ibadetin sonucunda, insan Allah'ın rızasına erişecek, sevdiği râzı olduğu kul olacak. 00:29:32.600 --> 00:29:38.320 Âhirette de sevdiği kullara vereceği mükâfatlara erecek. 00:29:38.720 --> 00:29:42.840 Sevmediği kullara vereceği cezalardan da muaf olacak, 00:29:42.920 --> 00:29:51.400 kurtulmuş olacak, yakayı sıyırmış olacak. Onun için, ibadet etmek emrediliyor. 00:29:58.400 --> 00:30:06.400 Ellezî. "O Rabbiniz ki." Ceale lekümü'l-arda firâşâ. "Yeri, sizin için bir döşek, bir yaygı yaptı." 00:30:06.520 --> 00:30:18.800 Arz kelimesi Türkçe'de birkaç türlü kullanılıyor. Mesela, "Rica ederim, arz ederim" diye bir kullanımı var. 00:30:18.520 --> 00:30:25.440 "Hürmetlerimi arz ederim" filân diyoruz. Arapça'da bu ikisinin yazılışı farklı. 00:30:25.520 --> 00:30:31.400 Hürmetlerimi arz ederimdeki arz, ayın ile yazılıyor. 00:30:31.280 --> 00:30:41.760 Hâlbuki burada geçen arz kelimesi, biraz e gibi söyleyelim elif ile yazılıyor, erz, toprak, yerküre demek. 00:30:42.160 --> 00:30:46.400 İngilizcesi [earth] kelimesi, yine aynı kaynaktan geliyor. 00:30:46.400 --> 00:30:51.800 Yani ikisi akraba, ikisi de sâmi dillerden gelen kelimeler. 00:30:51.120 --> 00:31:01.680 Buradaki arz ile arz ederim deki arz başka kelimeler. Bunları ayırmak veya ayrı olduğunu bilmek lâzım. 00:31:01.760 --> 00:31:07.400 Yazılışı aynı olduğundan belki çoğu kimse bilmez. Türkçe'sini kullanmak olabilir. 00:31:07.400 --> 00:31:13.400 Arz etmenin yerine sunarım diyebilirsiniz. Arz yerine de yerküre diyebilirsiniz. 00:31:13.440 --> 00:31:18.520 Ama eskiden beri bunlar kullanıldığı için, bu bilgiye de sahip olmak lâzım! 00:31:18.760 --> 00:31:27.280 Ayın ile olursa sunmak mânasına gelir, elif ile olursa yerküre mânasına gelir diye bilmek lâzım, 00:31:27.720 --> 00:31:29.560 şaşırmamak lâzım! 00:31:29.960 --> 00:31:36.680 Ey insanlar, O Allah ki bu yerküreyi, yani üzerinde yaşadığımız güneş sistemindeki şu gezegenimizi sizin için, firâşen "bir döşek yaptı." 00:31:37.160 --> 00:31:48.800 Firaş; ferş edilen, yani yere yayılan örtü, şilte, minder veya halı gibi şeye denilir. " 00:31:48.360 --> 00:31:55.640 Allahu Teâlâ hazretleri, yeryüzünü insanlara böyle üzerinde rahat edecekleri bir döşek, 00:31:55.880 --> 00:32:13.360 bir yaygı, bir zemin yaptı." Güzel bir anlatımla, Allahu Teâlâ hazretleri nimetlerini bize beyan ediyor. 00:32:13.800 --> 00:32:24.200 Sanki insan misafiri geldiği zaman, altına bir minder, bir şilte, bir halı veya bir yaygı koyduğu gibi, 00:32:24.560 --> 00:32:36.600 Allahu Teâlâ hazretleri de insanoğullarına yeryüzünü çayırlı, çimenli, ovalı, yamaçlı, çiçekli, 00:32:36.800 --> 00:32:44.720 şahâne güzel bir döşek, bir yaygı, üzerinde gezilecek, yaşanacak, rahat edilecek, 00:32:45.120 --> 00:32:50.560 refah sürülecek bir şey yapmış. Hülasası bu. 00:32:50.640 --> 00:32:58.920 Yerküre bizim huzur içinde, rahat içinde yaşadığımız, keyif sürdüğümüz bir satıhtır. 00:32:59.560 --> 00:33:02.840 Dağları bir başka güzel, ovaları bir başka güzel... 00:33:02.920 --> 00:33:06.440 Bahar geldi mi çiçekler, çimenler, hoşumuza gidiyor. 00:33:06.560 --> 00:33:13.120 Kışın kar yağdığı zaman ayrı bir hoş, ayrı bir güzel oluyor. 00:33:13.400 --> 00:33:27.880 Ve's-semâe binââ. "Göğü de, semayı da üstünüze bir bina yapmıştır." 00:33:27.920 --> 00:33:33.240 Gökyüzüne gök kubbe diyoruz çünkü kubbe gibi görünüyor üstümüzde. 00:33:33.400 --> 00:33:38.400 Semâya baktığımız zaman uçsuz, bucaksız bir mekân. 00:33:38.720 --> 00:33:46.200 Bizim gözümüze görüntü olarak sanki bir kubbe, bir bina gibi görünüyor. 00:33:46.440 --> 00:33:51.000 Kâinat çok esrarlı, çok derin. Bu fezâ, uçsuz bucaksız bir mavilik. Bu maviliğin sebebi de, 00:33:51.000 --> 00:33:59.320 oradan ışık gelmemesi. Işık gelen yerde o parıltıyı anlıyoruz, orada bir gök cismi var, bu yıldız diye... 00:33:59.480 --> 00:34:04.880 Işık gelmeyen yeri mavi görüyoruz; geceleyin siyah görüyoruz, 00:34:04.920 --> 00:34:07.960 karanlık görüyoruz, çünkü oradan ışık gelmiyor. 00:34:07.920 --> 00:34:11.800 Ama çok dikkatli bakarsanız, orada da bazı pırıltılar görebilirsiniz. 00:34:12.800 --> 00:34:19.400 Ama daha ötesi, daha ötesini göremediğimiz için orası mavi. Daha ötesini bilemiyoruz. 00:34:19.760 --> 00:34:24.160 Çünkü bir şeyi görmemiz için, o şeyden bize ışığın gelmesi lâzım! 00:34:24.600 --> 00:34:27.280 Işık gelince görürüz, ışık gelmezse görmeyiz. 00:34:27.360 --> 00:34:34.000 O, ya doğrudan doğruya ışık kaynağıdır, ya da ışık onun üzerine düşmüştür, yansımıştır. 00:34:34.400 --> 00:34:37.560 Oradan ışık gelecek de, bizim gözümüz onu algılayacak. 00:34:37.720 --> 00:34:45.240 Halbuki bu fezâ, yani bu semâ o kadar derin ki, öyle yıldızlar var ki... 00:34:45.480 --> 00:34:49.400 Bir kere güneşin uzaklığı, ayın uzaklığı ne kadar fazla. 00:34:49.840 --> 00:34:54.240 Bir füze fırlatıyorlar, üç senede Merih'in yanına gidiyor. 00:34:55.400 --> 00:35:00.800 Güneş sistemi dediğimiz, semanın, fezânın küçücük bir mıntıkası. 00:35:00.600 --> 00:35:07.880 Eğer, güneş sisteminin dışına çıkması için bir füze fırlatsak yirmibin yıl gidecek, 00:35:08.200 --> 00:35:17.000 ondan sonra çıkacak, başka güneşlerin, başka yıldız gruplarının yanına varacak. 00:35:17.360 --> 00:35:24.800 Sadece, gezegenlerle güneşin de ortasında bulunduğu bizim güneş sistemimizin dışına, o kadar yılda çıkacak. 00:35:24.920 --> 00:35:31.800 Çok uzaklarda öyle yıldızlar var ki milyonlarca ışık yılı mesafede. 00:35:31.800 --> 00:35:38.840 Yani oradan bir ışık milyonlarca yıl önce çıkmış, bizim gözümüze yaklaşmış, gelmiş, değmiş de 00:35:38.920 --> 00:35:41.880 biz orada bir parıltı görüyoruz, "orada bir yıldız var" diyoruz. 00:35:42.200 --> 00:35:48.440 Teleskopu oraya tuttuğumuz zaman, oradan gelen ışıklarla onun birazcık şeklini anlayabiliyoruz. 00:35:48.520 --> 00:35:54.920 Ama daha uzakta bir yıldız var da, onun ışığı henüz bize gelmemişse, yarı yoldaysa, 00:35:55.160 --> 00:36:04.000 o gelmediği için biz onu mavi görüyoruz. Yani mesafenin büyüklüğünden, adeta bir perde ile 00:36:04.120 --> 00:36:12.800 semanın öbür tarafının ne olduğunu anlama ve görme, gözlemleme imkânından mahrum oluyoruz. 00:36:12.120 --> 00:36:17.240 Yani ya oradan gelen ışık henüz o kadar zaman geçmedi de dünyaya ulaşmadıysa, 00:36:17.320 --> 00:36:24.600 o zaman orayı görmek mümkün değil. Ancak Cenâb-ı Mevlâ, Cenâb-ı Hak herşeye kadir. 00:36:24.800 --> 00:36:32.760 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i bir göz yumup açıncaya kadar 00:36:33.720 --> 00:36:41.960 kısa zamanda nereleri gezdirdi: Mekke-i Mükerreme'den Kuds-ü Şerife, Kuds-ü Şerif'ten semâlara, 00:36:42.960 --> 00:36:50.920 Sidretül-Müntehâ'ya, Cebrail'in giremediği mekânlara, Cenâb-ı Mevlâ'nın huzur-u izzetine... 00:36:51.120 --> 00:37:02.480 Bu, insanın tahammül edeceği süratler, kolayca kısa zamanda aşabileceği mesafeler değil ama 00:37:02.840 --> 00:37:11.280 Cenâb-ı Hak her şeye kâdir olduğundan O lütfedince, kendisinin bildiği şekillerle onları ihsan ediyor. 00:37:11.560 --> 00:37:22.000 Yeryüzü bizim için bir yaygı, döşek, firâş. Böyle yayıldığı için ferş de derler. 00:37:22.400 --> 00:37:29.320 Arş u ferş. Süleyman Çelebi'nin Mevlid'inde, "Arş ü ferş ü ay ü gün, hem nüh felek" diye geçiyor. 00:37:29.560 --> 00:37:33.960 Arş, Cenâb-ı Mevlâ'nın Arş-ı A'zamı, ferş de yeryüzü demek. 00:37:34.000 --> 00:37:39.360 Çünkü firaş olarak insanların istifadesine, ayağının altına yayılmış. 00:37:39.680 --> 00:37:44.760 Gökyüzü de böyle esrarengiz, uçsuz, bucaksız fezâ. 00:37:45.160 --> 00:37:49.360 Onu da öyle Cenâb-ı Mevlâ'nın takdir eylediğini beyân ediyor. 00:37:49.520 --> 00:37:56.960 Ve enzele mine's-semâi mâen. "Ve gökten Cenâb-ı Hak size su indirdi." 00:37:57.400 --> 00:38:08.240 Bu, çok muazzam bir olay ama biz, her zaman gözümüzün önünde cereyan ettiği için, 00:38:08.320 --> 00:38:21.280 çok olduğundan dolayı kanıksamışız. Cenâb-ı Hak suyu buharlaştırıyor, su kaynaklarından, denizlerden. 00:38:21.640 --> 00:38:28.800 Suya buharlaşma kabiliyetini veren Allah'tır. Belli bir sıcaklıkta su buhar oluyor. 00:38:28.280 --> 00:38:34.840 Belli bir sıcaklıkta, yani soğuduğu zaman buhar yoğunlaşıyor. Bu sefer tekrar su oluyor. 00:38:34.880 --> 00:38:43.280 Daha da soğursa buz oluyor. Yani buz hâli, sıvı hâli, buhar hâli. 00:38:43.360 --> 00:38:49.640 Bu hâli bu maddeye veren Cenâb-ı Hak. Sübhâne rabbiyel-aliyyil-a'lel-vehhâb. 00:38:49.800 --> 00:38:56.440 Ne kadar büyük bir lütuf, ne kadar muazzam bir iş. Yani bir maddenin böyle halden hâle geçebilmesi, 00:38:56.640 --> 00:39:00.920 insanın ne kadar hayranlığını çeken, ne kadar muazzam bir olay. 00:39:01.280 --> 00:39:06.880 Durduğu yerde durmuyor. Halbuki biz evimizdeki eşyalara, çevremize bakalım, 00:39:07.360 --> 00:39:14.680 ne varsa çevremizde koyduğumuz gibi duruyor ama, su, halden hâle geçiyor. 00:39:14.840 --> 00:39:19.280 Bir çok şey de halden hâle geçiyor, buna şaşmıyoruz. 00:39:19.760 --> 00:39:25.720 Halbuki, ne kadar şaşılacak ve ne kadar hayranlık duyulacak, hayret edilecek bir olay... 00:39:26.200 --> 00:39:32.160 Bu ısı dediğimiz şeyle oluyor, ısının düşmesiyle, artmasıyla, 00:39:32.240 --> 00:39:37.280 maddelerin çoğu halden hâle geçiyor. Fizikte bunları inceliyoruz. 00:39:37.320 --> 00:39:44.640 Cenâb-ı Hak suyu önce bir göğe çıkartıyor ki bu muazzam bir olay, büyük bir lütuf. 00:39:45.680 --> 00:39:56.800 Sonra yukarılardan aşağıya, dağların tepesinden, şakır şakır sağanak yağmuru rahmet olarak yağdırıyor 00:39:56.440 --> 00:40:02.600 Eğer Cenâb-ı Hak suyu yaratmasaydı, yeryüzünde hâlimiz nice olurdu. 00:40:03.400 --> 00:40:11.560 Yani su hayatın temeli, her şey suyla oluyor. Ondan sonra suya bu kabiliyeti vermeseydi. 00:40:11.600 --> 00:40:17.200 Yani o ısıda buharlaşmasaydı da, öteki maddeler gibi başka bir ısıda buharlaşsaydı. 00:40:17.240 --> 00:40:20.920 Mesela demir, çok fazla ısıtıldığı zaman sıvı hâline geliyor. 00:40:21.320 --> 00:40:31.560 Başka maddelerin ısınma, sıvı olma, ergime ve gaz olma dereceleri çok değişik ama, 00:40:31.920 --> 00:40:40.800 Cenâb-ı Rabbul-âlemin suyu hem bu bollukta, hem bu derecede böyle halden hâle geçen bir madde yapmış. 00:40:40.440 --> 00:40:46.520 Denizlerden, yeryüzündeki su birikintilerinden, su bir kere havaya çıkıyor. 00:40:47.120 --> 00:40:54.000 Gaz hâline gelince, yerçekimine rağmen havaya çıkması bir olay. Yukarılarda bulutlar oluşuyor. 00:40:54.800 --> 00:41:01.560 Sonra onun soğuması sonunda dağlara veya engebelere uğradığı zaman yükselmesi 00:41:01.680 --> 00:41:07.800 ve yukarısı daha soğuk olduğundan yoğunlaşıp yağmur olarak yağması çok büyük bir nimet. 00:41:07.440 --> 00:41:12.240 Çok büyük bir olay... Cenâb-ı Hak bunu böyle takdir eylemiş. 00:41:12.440 --> 00:41:20.520 Yani çok derin bir hesap, çok ince dengelerle gökten suyu indiriyor. 00:41:20.600 --> 00:41:25.400 Su da her şeyin, canının, hayatının kaynağı. 00:41:25.800 --> 00:41:30.720 Bitkiler onunla var oluyor, insanlar onsuz yaşayamıyorlar, hayvanlar onsuz yapamıyorlar. 00:41:31.240 --> 00:41:40.360 "İşte o Allah ki, yeryüzünü size bir yaygı yaptı, döşek yaptı." 00:41:40.720 --> 00:41:45.880 Döşek deyince yatak mânası da anlaşılıyor, yani döşenen şey, mefruşat. 00:41:46.120 --> 00:41:52.320 Firaş, mefruşat aynı kökten. "Göğü bir kubbe yaptı ve gökten, semadan, yüksekten suyu indirdi." 00:41:52.520 --> 00:41:56.600 Semâ aslında yüksek demek. Sümû' masdarından geliyor. 00:41:56.920 --> 00:42:02.520 Başımızı kaldırıdığımızda yukarıda gördüğümüzden üst tarafımıza semâ deniliyor. 00:42:02.880 --> 00:42:10.000 O yukarılardan Cenâb-ı Hak suyu indirdi. "Ey insanlar, o suyu indiren Allah'a ibadet edin!" 00:42:10.720 --> 00:42:18.800 Fe ahrace bihî mine's-semerâti rizkan leküm. "Size bir rızık olarak, bir ikram olarak, 00:42:18.960 --> 00:42:27.960 yaşamanız için gerekli bir madde olarak, Cenâb-ı Hak bu inen yağmurlarla, sularla 00:42:28.320 --> 00:42:35.120 yerden meyveler çıkarttı." Her bitkinin meyvesi vardır. 00:42:35.320 --> 00:42:47.600 Buğday bitkisinin meyvesi başaktaki o buğday taneleri. İncirin çekirdeğinden bir ağaç oluyor. 00:42:47.720 --> 00:42:50.000 Onun meyvesi, kocaman yumruk gibi bir meyve. 00:42:50.400 --> 00:42:57.240 Karpuz çekirdeğinden çıkan, kocaman, kırmızı, içi tatlı, sulu bir şey.. 00:42:57.520 --> 00:43:02.760 Yani her bitkinin meyvesi farklı farklı. Bunların hepsi meyvedir aslında. 00:43:02.880 --> 00:43:12.680 Yani şekline göre çeşitli isimler veriyoruz, tahıl diyoruz, yaş sebze diyoruz, taze meyve diyoruz vs. 00:43:12.760 --> 00:43:17.760 Ama hepsinin mahiyeti itibariyle durumu aynı. 00:43:18.120 --> 00:43:26.920 O meyveleri, yani bitkilerin ürünlerini, sonuçlarını suyla sağlıyorlar. Su olmadığı zaman 00:43:27.000 --> 00:43:34.360 her şey sararıp soluyor ve bu meyveler oluşamıyor. Bitkiler de yaşayamıyor, meyveler da oluşamıyor. 00:43:34.720 --> 00:43:42.720 Fe lâ tec'alû lillâhi endâden ve entüm ta'lemûn. "Sakın bilip duruken, 00:43:42.840 --> 00:43:55.960 meseleleri böyle idrak edip dururken, Allah'a denk, ona karşılık, 00:43:56.320 --> 00:44:07.280 ona mukabil, onun yerine başka varlıklar edinmeyin!" 00:44:07.720 --> 00:44:11.920 Endâd, nid kelimesinin çoğuludur. 00:44:13.000 --> 00:44:19.800 İnsanoğlularının tarih boyunca sahip olduğu inanç dünyalarını incelediğimiz zaman 00:44:20.880 --> 00:44:28.560 tarihi eserlerde, kazılarda veyahut dağlarda 00:44:28.600 --> 00:44:32.120 mesela Nemrut Dağı'nın yukarısında heykeller var. 00:44:33.320 --> 00:44:40.560 Başka yerlere gidiyorsunuz kayalara bir takım şekiller, tasvirler, heykeller yapılmış. 00:44:41.800 --> 00:44:59.800 Bugünkü müktesebatınızla, fizik, kimya, coğrafya bilginizle, eski insanların tapındıkları 00:44:59.160 --> 00:45:06.240 şeylere bakıyorsunuz, rab edindikleri, mâbud edindikleri şeylere bakıyorsunuz... 00:45:06.240 --> 00:45:07.240 Yahu ayıp! 00:45:08.800 --> 00:45:13.800 Taşı oymuş, kıpırdamaz, konuşmaz, cansız bir şekil. 00:45:13.840 --> 00:45:21.320 Kendileri oymuşlar, çekici almışlar, murcu almışlar orasını, burasını derinleştirip, çıkıntılarını yapıp, 00:45:21.560 --> 00:45:27.600 hatlarını belirleyip bir heykel yapmışlar. Geçiyor karşısına, ona tapıyor, ondan bir şey istiyor. 00:45:28.000 --> 00:45:32.880 Kıpırdamıyor, konuşmuyor, fayda vermiyor, zarar vermiyor, ama ona tapınıyor. 00:45:33.240 --> 00:45:39.800 Onu mâbud edinmiş, hâlbuki kendisini yaratan Allah... 00:45:39.480 --> 00:45:47.200 Bütün bu ince hesaplarla gökten suyu indiren, yeryüzünü insanların istifadesi için 00:45:47.280 --> 00:45:56.000 bir gezinti yeri yapan, süslü güzel bir yaygı yapan; o yağmurlardan sonra yerden 00:45:56.000 --> 00:46:03.200 bitkileri bitiren, bütün bu güzel şeyleri, hayat için zaruri olan şeyleri en 00:46:03.240 --> 00:46:10.120 mükemmel şekillerle yaratan yüce yaratıcıyı bırakıyorlar, elleriyle yaptıkları tahtadan, tunçtan, 00:46:10.120 --> 00:46:17.880 demirden, taştan, mermerden heykellerin karşısında utanmadan, 00:46:18.120 --> 00:46:23.800 onların hiç bir işe yaramadığını da bilip dururken ne yapıyorlar?.. 00:46:23.920 --> 00:46:32.760 Onları Allah'a eş, denk veya mukabil, Allah'ın yerine tapınılacak bir varlık olarak edinip 00:46:32.920 --> 00:46:35.680 geçiyorlar, tapınıyorlar. Onlara binalar yapıyorlar. 00:46:36.120 --> 00:46:53.280 Hatta 20. Yüzyıl'da Sidney şehrine 90 100 km mesafede budistlerin çok muazzam, 00:46:53.400 --> 00:47:00.200 geniş bir alanda yüzlerce dönüm arazi üzerinde yaptıkları tapınakları var. Girdik, gördük... 00:47:00.520 --> 00:47:04.720 Kendilerinin yaptıkları heykele tapıyorlar. Heykel sonuç itibariyle. 00:47:05.800 --> 00:47:10.360 Şu gözlerimle de gördüm önünde eğildi, secde etti vs… 00:47:10.520 --> 00:47:13.640 Heykel orada duruyor, gözü kımıldamıyor, kolu kımıldamıyor. 00:47:14.000 --> 00:47:19.640 Çünkü kendilerinin yaptığı, getirip koyduğu bir şey. Onun önünde bir şeyler istiyor… 00:47:19.880 --> 00:47:26.800 Allahu Teâlâ hazretleri, bu yerdeki gökteki nimetleri, olayları, 00:47:26.800 --> 00:47:33.400 hayat için gerekli şeyleri hatırlattıktan sonra; insanın istifade ettiği şeyleri 00:47:33.400 --> 00:47:40.160 kendisinin yarattığını beyan ettikten sonra, insanı ve insanın anası, babası, 00:47:40.160 --> 00:47:46.480 atası, ecdadı, ilk insanı, yeri, göğü bir düzen ile yarattığını beyan ettikten sonra; 00:47:46.800 --> 00:47:54.240 artık kendisine ibadet edilmesini emrediyor. 00:47:54.480 --> 00:48:03.000 Mesela, Budistler Buda'ya tapıyor. Pekiyi Buda'dan önce kime tapacaktı? Buda yok, daha gelmemiş. 00:48:03.160 --> 00:48:10.160 Tarihin üç asır daha önceki zamanı düşünelim; o zamanın insanının inancı ne olacak? 00:48:10.720 --> 00:48:16.400 Bu zamanın insanları Hazreti İsa'nın, Hazreti Meryem'in heykellerinin karşısında tapınıyor. 00:48:16.240 --> 00:48:22.600 Hazreti İsa'dan önce, milattan önceki durum ne olacak? yani o zamanın insanları neye tapacaklar?.. 00:48:23.200 --> 00:48:30.000 Demek ki, tapınılacak bir varlık olmadığı buradan da anlaşılıyor. 00:48:30.360 --> 00:48:37.400 Yani insanlar dikkat ederlerse, birçok yönden bu heykellerin tapınılacak durumda olmadığını anlayabilecekler. 00:48:37.440 --> 00:48:48.640 Ve entüm ta'lemûn. "Ey insanlar! Bilip dururken, Allah'a denk varlıklar düşünüp, tasavvur edip, 00:48:48.680 --> 00:48:54.760 icad edip de, onları mabud edinip de, karşısına geçip onlara tapmayın!" diye buyuruyor. 00:48:54.720 --> 00:48:59.520 Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi bu gerçekleri anlayıp, 00:48:59.920 --> 00:49:03.000 kendisine halis muhlis kulluk etmeye muvaffak eylesin... 00:49:03.640 --> 00:49:09.000 Kâfirler var. Kalbleri inatlarından, edepsizliklerinden dolayı mühürlenmiş, cehennemde yanacaklar. 00:49:09.800 --> 00:49:10.320 Allah onlardan etmesin... 00:49:10.720 --> 00:49:19.000 Mü'min gibi görünüp de içten hesaplarla, bir takım menfaat hesaplarıyla münafıklık yolunu seçenler var. 00:49:19.120 --> 00:49:23.960 O da yanlış bir hesap, onların ticaretlerinde, alışverişlerinde de bir fayda yok. 00:49:24.160 --> 00:49:28.880 İmanı bırakmak, hidayeti bırakmak, küfre sapmak akıl kârı bir şey değil. 00:49:29.240 --> 00:49:33.240 Allah münafıklıktan da bizleri korusun... 00:49:33.520 --> 00:49:42.120 Geriye Cenâb-ı Hakk'ı iyi bilmek, doğru bilmek kalıyor. Bilimsel yönden insanoğlunun ulaştığı seviye, 00:49:42.520 --> 00:49:45.600 bu gerçekleri anlamasına yardımcı olacak seviye. 00:49:45.640 --> 00:49:53.880 Yani bugünkü bilimsel seviyeye uygun olarak, yeri göğü yaratan Allah'a 00:49:53.880 --> 00:49:56.720 hâlisâne kulluk yapmayı Allah nasib eylesin. 00:49:56.800 --> 00:50:03.400 Cenâb-ı Hakk'a kulluğu gösteren, yeri göğü yaratan âlemlerin Rabbi'ne kulluğu emreden 00:50:03.400 --> 00:50:08.880 başka bozulmamış ne kaldı? Hangi inanç var İslâm'dan başka? 00:50:09.120 --> 00:50:14.520 İnne'd-dîne indallâhi'l-islâm. "Allah'ın kabul edeceği din İslâm'dır." 00:50:14.560 --> 00:50:21.800 Yoksa puta tapmayı, taşa, ağaca ve sâireye tapmayı Allah kabul etmeyecek. 00:50:22.360 --> 00:50:27.920 Allahu Teâlâ hazretleri bize sağlam bir iman versin. Aklımızı doğru yolda kullanıp, 00:50:28.360 --> 00:50:34.000 onun nimetlerini idrak edip, o nimetlere şükredecek bir duygu ihsan etsin. 00:50:34.280 --> 00:50:39.280 O'nun kulluğunu güzel yapmayı nasib eylesin. Tevfikını refîk eylesin. 00:50:39.400 --> 00:50:44.400 Hidayet üzere yürümeyi nasib eylesin. Ayağımızı doğru yoldan kaydırmasın. 00:50:44.400 --> 00:50:46.440 Yanlış yollara bizleri sürüklemesin. 00:50:46.880 --> 00:50:52.640 Çünkü insan sürüklenebiliyor. 20. Yüzyıl'da maalesef insanları medeniyet kurtaramıyor. 00:50:52.720 --> 00:50:54.400 Tek dişi kalmış canavar… 00:50:54.560 --> 00:51:06.920 Bazen de medeniyet namına, menfaat duyguları, insanın nefsi ve şeytan insanı imandan alıp yanlış yollara götürebiliyor, insanları kandırabiliyor. 00:51:07.600 --> 00:51:13.480 Cenâb-ı Hak bizi nefse de uydurmasın. Şeytana da aldananlardan eylemesin. 00:51:13.640 --> 00:51:21.320 Halis, muhlis, has, hakîkî mü'min kullar olarak, kendisine hamd eden, kendisine kendisinin arzu ettiği, 00:51:21.320 --> 00:51:26.000 razı olduğu vech ile güzel kulluk eden kullarından eylesin. 00:51:26.800 --> 00:51:29.880 Ömrümüzü faydalı işler yaparak geçirmeyi nasib eylesin. 00:51:30.280 --> 00:51:36.120 Hidayet üzere yaşamayı, iman-ı kâmil ile ruhumuzu teslim edip, 00:51:36.160 --> 00:51:39.160 huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak varmayı nasib eylesin. 00:51:39.240 --> 00:51:46.720 Cennetiyle cemâliyle cümlemizi sonunda müşerref eylesin. Sonuç olarak mühim olan o. 00:51:47.120 --> 00:51:54.360 Ebedî saadete erdirsin. Ebedi hüsrana düşüp, ebedî azaba uğrayanlardan etmesin. 00:51:55.160 --> 00:51:58.960 Allahu Teâlâ hazretleri şaşıranlara da doğru yolu göstersin.