WEBVTT 00:00:00.000 --> 00:00:03.120 es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû! 00:00:03.185 --> 00:00:12.405 Hepinize içten, candan, kalpten sevgiler, selamlar, dualar, hayır temennilerimi arz ederim. 00:00:12.483 --> 00:00:14.713 Allah hepinizden razı olsun. 00:00:14.830 --> 00:00:21.487 Razı olacağı şekilde ömür geçirmenizi, sevdiği razı olduğu işleri yapmanızı, kendisine mutî kullar, 00:00:21.487 --> 00:00:27.926 âbid, zâhid, salih kullar olmanızı nasip eylesin. Huzuruna yüzü ak alnı açık varmanızı nasip eylesin. 00:00:28.270 --> 00:00:36.301 Kur'ân-ı Kerîm tefsiri sohbetlerimizde Bakara sûresinin 26. âyet-i kerîmesine geldik. 00:00:36.360 --> 00:00:43.640 26 ve 27'yi bugün size sohbetimin konusu yaparak anlatmayı, açıklamayı düşünüyorum. 00:00:43.880 --> 00:00:46.440 26. âyet-i kerîme şöyle: 00:00:46.440 --> 00:00:52.520 Bismillâhirrahmânirrahîm. İnna'llâhe lâ yestahyî en yadribe meselen mâ beûdeten 00:00:52.520 --> 00:00:58.800 femâ fevkahâ fe-emme'llezîne âmenû fe-ya'lemûne ennehü'l-hakku min rabbihim 00:00:58.160 --> 00:01:05.000 ve emme'llezîne keferû fe-yekûlûne mâ zâ erâda'llâhu bi-hâzâ meselâ yudıllü bihî kesîren 00:01:05.000 --> 00:01:09.760 ve yehdî bihî kesîrâ ve mâ yudıllü bihî ille'l-fâsıkîn. 00:01:09.840 --> 00:01:18.240 Bu bakara suresinin 26. âyet-i kerîmesi. Bu âyet-i kerîmenin sonu fâsıkîn kelimesiyle bitiyor ya, 00:01:18.520 --> 00:01:22.320 onun vasıflarını anlatan 27. âyet-i kerîme de buna bağlı. 00:01:22.400 --> 00:01:26.480 Ellezîne, yani "O fâsıklar ki..." demek. Onarki: 00:01:26.600 --> 00:01:34.960 Ellezîne yenkudûne ahda'llâhi min ba'di mîsâkıhî ve yaktaûne mâ emera'llâhu bihî en yûsale 00:01:34.995 --> 00:01:40.840 ve yufsidûne fi'l-ard ülâike hümü'l-hâsirûn. Sadaka'llâhu'l-azîm. 00:01:40.123 --> 00:01:46.537 Bu âyet-i kerîmenin sebeb-i nüzûlü ne? 00:01:46.640 --> 00:01:56.400 Hangi sebeple bu âyet-i kerîmeler nâzil olmuş, Allahu Teâlâ hazretleri bu âyet-i kerîmeleri indirmiş? 00:01:56.425 --> 00:02:08.835 İbn Abbas, İbn Mes'ûd ve sahabeden başka alim kimselerin -rıdvanullâhi aleyhim ecmaîn- bildirmesine göre; 00:02:09.112 --> 00:02:17.736 daha önce açıkladığımız münafıklarla ilgili âyet-i kerîmelerin sonunda Allahu Teâlâ hazretleri; 00:02:17.736 --> 00:02:29.549 "Onların misâli, onların temsili bir ateş yakan kimseye benzer." diye bir temsil, bir teşbih, 00:02:29.549 --> 00:02:32.994 bir benzetme, bir misal veriyordu. 00:02:33.560 --> 00:02:40.802 Veyahut da, münafıkların durumları; ev kesayyibin mine's-semâ', gökten yağan bir sağanakta 00:02:40.840 --> 00:02:46.000 bocalayan bir insanın durumuna benzetiliyordu. 00:02:45.760 --> 00:02:57.800 Geçen haftalar anlattığımız, münafıklarla ilgili bu âyet-i kerîmeler inince münafıklar tabii kendileri hakkındaki bu âyetleri, 00:02:57.840 --> 00:03:04.200 Kur'ân-ı Kerîm'deki kendileri aleyhindeki ibareleri hissediyorlar, onun kızgınlığı içindeler. 00:03:04.280 --> 00:03:08.520 Öyle bir de iyi anlaşılsın diye misaller verilince, kendileri birtakım benzetmelerle 00:03:08.520 --> 00:03:13.720 müslümanlara anlatılınca tabii mızıkçılık yapacaklar. 00:03:13.894 --> 00:03:21.581 Zaten Mekke'nin müşrikleri de Peygamber Efendimiz'e itirazlar yapıyorlardı. 00:03:21.640 --> 00:03:29.800 "Kur'ân-ı Kerîm buna inmemeliydi de meşhur, bizim tanıdığımız, hürmet ettiğimiz 00:03:29.100 --> 00:03:35.807 falanca kimseye inmeliydi." diyorlardı. Veyahut Peygamber Efendimiz'in hâlini tenkit ediyorlardı. 00:03:35.853 --> 00:03:41.802 "Bu çarşıda pazarda dolaşıyor. Böyle peygamber mi olur? İki tarafında iki melek gezmeli değil miydi? 00:03:41.864 --> 00:03:49.398 Veyahut bahçesi olmalı, dalından ilâhî meyveleri koparmalı değil miydi?" 00:03:49.499 --> 00:03:56.462 Böyle kendi akıllarından Peygamber Efendimiz'in bir beşer olmasını hazmedemeyip 00:03:56.563 --> 00:04:01.290 melekten bir peygamber bekliyor gibi tenkitler yapıyorlardı. 00:04:01.360 --> 00:04:10.870 Sonra bir kısmı âyet-i kerîmelere, âyet-i kerîmelerdeki hakikatlere itiraz ediyorlardı. 00:04:10.908 --> 00:04:19.290 "Allah öldükten sonra insanları diriltecek." deyince, mesela çürük bir kemiği karşısına getirip; 00:04:19.336 --> 00:04:22.437 "Bunu mu diriltecek Allah?" [diyorlardı.] "Evet, onu diriltecek. 00:04:22.491 --> 00:04:28.439 Onu yaratmış olan Allah bir başka yaratma ile ölüleri tekrar diriltecek. 00:04:28.494 --> 00:04:33.852 Ba'sü ba'de'l-mevt olacak." diye Allahu Teâlâ hazretleri bildiriyor. 00:04:33.914 --> 00:04:42.188 Böyle çeşitli itirazların içinde bir de Kur'ân-ı Kerîm'in içinde misaller verilince, benzetmeler yapılınca, 00:04:42.266 --> 00:04:54.348 temsiller yapılınca onlara karşı "Ya böyle şey olur mu?" filan gibilerden itiraz etmeye başladılar. 00:04:54.465 --> 00:05:01.320 Hem âyet-i kerîmeleri istihfaf etmek, yani hafife almak, önemsememek; 00:05:01.382 --> 00:05:14.760 hem de gerçekleri çarpıtmak için, hidâyet vesilesi olan sözleri, insanların iyi anlaması için 00:05:14.114 --> 00:05:21.973 Allahu Teâlâ hazretlerinin lütfuyla, keremiyle, rahmetiyle iyi anlaşılsın diye 00:05:21.973 --> 00:05:32.200 beyan buyurduğu âyetleri çarpıtmaya, dalâlete yöneltmeye, o noktada kullanmaya, 00:05:32.560 --> 00:05:42.218 dalâletlerini haklı gösterecek tarzda yamultmaya ve itiraz etmeye kalkıştılar. 00:05:42.304 --> 00:05:46.438 Kur'an'ı sevmiyorlar, Peygamber Efendimiz'i sevmiyorlar, rahatsızlar. 00:05:46.461 --> 00:05:55.193 İslâm'dan rahatsızlar, münafıklık ediyorlar. Böyle deyince bu iki âyet-i kerîme indi. 00:05:55.231 --> 00:06:07.401 Allahu Teâlâ hazretleri; "Allah hiç şüphe yok ki herhangi bir temsil, teşbih, benzetme ile, 00:06:07.439 --> 00:06:12.865 teşbih ile misal vererek, mesel ortaya irad ederek, 00:06:12.920 --> 00:06:22.920 koyarak bir konuyu anlatmaktan çekinmez, korkmaz." mânasına bu âyet-i kerîmeyi inzal buyurdu. 00:06:23.480 --> 00:06:34.920 Bazı rivayetlerde, mesela Katade hazretleri rivayet ediyor, 00:06:35.360 --> 00:06:42.880 başka bir âyet-i kerîmede Allahu Teâlâ hazretleri şöyle buyurdu: 00:06:43.660 --> 00:06:47.370 Yâ eyyühe'n-nâs. "Ey insanlar!" Duribe meselün fe'stemiû lehû. 00:06:47.455 --> 00:06:55.339 "Size bir misal, bir örnek verilecek, iyice dinleyin bakın!" İnne'llezîne ted'ûne min dûni'llâhi. 00:06:55.440 --> 00:07:00.280 "Allah'ı bırakıp da kendinizin put edinip tapındığınız o varlıklar, 00:07:00.299 --> 00:07:07.519 o taştan, ağaçtan edindiğiniz tanrılar, bâtıl ilahlar..." 00:07:07.682 --> 00:07:16.647 Len yahlükû zübâben. "Bir sinek bile yaratamayacak durumdalar, yaratamazlar, yaratamayacaklar! 00:07:16.843 --> 00:07:22.420 Yaratmasını bekleseniz, isteseniz, böyle bir şey yapacak durumda değiller, yapamazlar, 00:07:22.451 --> 00:07:29.763 yapamayacaklar!" diye, hani sinek küçük bir mahluktur, sineğin bile yapılamayacağını söyledi. 00:07:29.817 --> 00:07:38.844 Sonra Allah'tan gayri varlıkları tanrı edinip, onlara değer verip, karşısına geçip de eğilip, kalkıp, 00:07:38.890 --> 00:07:48.479 saygı gösterip, kurban kesip tapınanlara; "Onların durumu örümceğin durumuna benzer. 00:07:48.541 --> 00:07:56.361 Kendisi tarafından kolayca hemen birkaç dakikada yapılabiliyor. Örümcek kendi yuvasını yapabiliyor. 00:07:56.439 --> 00:08:02.405 İşte en basit ev, en hakir ev. Bozarsın, yine yapar; bozarsın, yine yapar..." [buyuruluyor.] 00:08:02.491 --> 00:08:09.180 Bizim şimdi oturduğumuz yerde, ağaçlarda, her yerde birçok büyüklü küçüklü, çeşitli örümcekler var. 00:08:09.200 --> 00:08:15.160 Bazen çarşaf gibi ağlar geriyorlar; kelebekleri, sinekleri yakalamak için. 00:08:15.200 --> 00:08:21.680 Tabii onların da bir görevi var, tabiatın kuruluşunda hizmetleri var. 00:08:21.740 --> 00:08:27.230 Fazla zararlı mahlukları yakalayacak, dengeleyecek. Allah'ın çeşit çeşit hikmetleri var. 00:08:27.930 --> 00:08:35.328 "Kâfirler o ev yapan örümceğin durumuna benzer." deyince 00:08:35.320 --> 00:08:45.360 veyahut "Sizin tapındığınız o varlıklar, putlar bir sinek bile yaratamaz!" deyince kâfirler, münafıklar; 00:08:45.399 --> 00:08:54.227 "Ne biçim şey ya? Artık sinek de örümcek de bahis konusu edilir mi?" gibi Kur'ân-ı Kerîm'le alay etmek, 00:08:54.289 --> 00:09:02.447 onu istihfaf etmek durumuna geçince bu âyet-i kerîme indi, deniliyor. Çerçeve bu. Yani olayın akışı bu. 00:09:02.517 --> 00:09:08.987 Onların itirazlarının ufacık bir mantıklı, haklı tarafı var mı? Yok. 00:09:09.800 --> 00:09:18.360 Çünkü o meseller ilâhî gerçekleri, imânî gerçekleri insanlar kolay anlasınlar diye anlatılıyor. 00:09:18.440 --> 00:09:26.160 Allahu Teâlâ hazretlerinin Kur'ân-ı Kerîm'de bildirdiği o misaller o kadar güzel anlatım vasıtasıdır ki... 00:09:26.293 --> 00:09:30.952 Ben mesela edebiyat profesörü olarak ders verirdim. 00:09:31.210 --> 00:09:38.141 Güzel yazı yazmak, güzel konuşma yapmak herkesin merak ettiği bir husus. 00:09:38.195 --> 00:09:42.421 Bu hususta kitapları okurlar; işte hitabet sanatı, kitabet sanatı, 00:09:42.421 --> 00:09:50.734 güzel konuşma sanatı, güzel yazı yazma sanatı... Konuya nasıl girilecek, nasıl derlenip toparlanacak? 00:09:50.796 --> 00:09:53.989 Bir bilimsel araştırma nasıl olacak? Bunlar önemli şeyler. 00:09:54.400 --> 00:10:00.880 Bunları anlatırken bütün bilim adamları, yani bu konularla ilgilenen, 00:10:01.800 --> 00:10:10.800 ilm-i bedi' ve beyanla ve belâgatla ilgilenen insanların hepsinin ittifak ettikleri bir husustur ki; 00:10:10.185 --> 00:10:14.632 anlatırken misal vermek konunun çok iyi anlaşılmasına yardımcı olur. 00:10:14.720 --> 00:10:22.440 Misal vermek çok kıymetli bir konuşma unsurudur. Adama anlatırsın, anlatırsın, anlatırsın... 00:10:22.481 --> 00:10:28.172 Gözlerini kırpıştırır, şöyle bakar gözünün içine... "Bu iyi anlamadı. 00:10:28.240 --> 00:10:35.640 Dur buna bunu bir misalle anlatayım." dersin, misali verirsin, 'şıp' diye anlar, "Şimdi anladım." der. 00:10:35.718 --> 00:10:43.974 Misal bu kadar önemli.Allahu Teâlâ hazretleri de insanlar çok yüksek olan ilâhî gerçekleri, 00:10:44.750 --> 00:10:48.838 iman hakikatlerini anlasın diye misaller veriyor. 00:10:48.971 --> 00:10:55.582 Hem de onların dünyasından, insanların kendi çevrelerinden, bildiği şeylerden misaller veriyor. 00:10:55.714 --> 00:11:01.337 Kendilerinin bildiği şeyleri misal vererek bilmediği şeyleri öğretiyor. 00:11:01.422 --> 00:11:11.670 Bu misaller eğitimin çok önemli malzemesidir. Eğitimin güzel olması için çok gerekli şeylerdir. 00:11:11.725 --> 00:11:22.829 Bir kimsenin buna itiraz etmesi çok şaşkın, çok aptalca, çok mantıksız bir itiraz. Tabii misal verme olacak. 00:11:22.883 --> 00:11:29.839 Kitaplar anlatıyor ki; eski indirilmiş olan ilâhî kitaplarda, 00:11:29.893 --> 00:11:39.200 yani Allah'ın peygamberlerine indirdiği kütüb-ü sâlife ve suhuf-u sâlifede [misaller daha çoktu.] 00:11:39.160 --> 00:11:47.271 Allahu Teâlâ hazretleri bazı peygamberlere sahifeler indirmiş, bazı peygamberlere de kitap indirmiş. 00:11:47.333 --> 00:11:52.937 Bunlarda misaller daha çoktu. Kur'ân-ı Kerîm histen ziyade akla hitap ettiği için 00:11:53.230 --> 00:12:02.480 muhkem âyetleri daha çok olmakla beraber bazı âyetlerle böyle misal vererek de 00:12:02.133 --> 00:12:10.784 konunun iyi anlaşılması sağlanmıştır. Bu misaller yeri geldikçe anlatılacak. 00:12:10.784 --> 00:12:15.123 Şimdi onun teferruâtına, onların misallerini vermeye girmiyorum. 00:12:15.541 --> 00:12:22.273 Allahu Teâlâ hazretleri bu misalleri elbet bir hikmete mebnî kitabına koyuyor. 00:12:22.460 --> 00:12:27.276 Onların itirazları yersiz... Ve bu 26. âyette buyuruyor ki; 00:12:27.315 --> 00:12:32.740 İnna'llâhe. İnne, bir şeyin muhakkak olduğunu, 00:12:32.825 --> 00:12:38.202 itiraz eden bir insanın itirazının yersiz olduğunu bildiren bir edat. 00:12:38.498 --> 00:12:46.978 Bir isim cümlesinin başına inne geldi mi, o cümlede bildirilen hakikat "muhakkak öyle" demektir. 00:12:47.477 --> 00:12:56.623 "Muhakkak ki, gerçekten ki, hiç şüphesiz ki" mânasına geliyor. İnne'nin mânası bu. 00:12:56.669 --> 00:13:07.948 İnna'llâhe. "Hiç şüphe yok ki, muhakkak ki Allah..." Lâ yestahyî. "Çekinmez, sakınmaz, korkmaz." 00:13:08.330 --> 00:13:15.856 İstehyâ-yestahyî-istihyâen, hayâ kökünden geliyor; 00:13:15.933 --> 00:13:22.988 "hayâ duygusu duymak, utanma duygusu duymak" demek. Allahu Teâlâ hazretleri utanacak değil ki... 00:13:23.430 --> 00:13:29.800 İlâhî gerçekleri vahyedip kullarına bildirdiği zaman Allahu Teâlâ hazretleri çekinmez. 00:13:29.166 --> 00:13:33.137 Bu utanmak insanların bir duygusudur. Bunda da bir benzetme var. 00:13:33.184 --> 00:13:38.886 Allahu Teâlâ hazretlerinin hiçbir fiili mahlukâtının fiiline benzemez. 00:13:38.948 --> 00:13:46.762 Fiilleri rubûbiyyetinin şânına uygun tarzdadır. Bu istihyâ da müteşâbih bir kelime. 00:13:46.824 --> 00:13:53.502 Allahu Teâlâ hazretlerinin istihyâsı ne demek? Kul istihyâ ettiği zaman utanıyor, çekiniyor. 00:13:53.634 --> 00:14:00.822 "Yapamam, utanırım, korkarım..." diye bir sakınması, çekinmesi olduğu zaman kullanılan bir kelime. 00:14:00.876 --> 00:14:06.369 Allahu Teâlâ hazretleri kulların bu gibi durumlarda yaptığı gibi çekinmez, sakınmaz. 00:14:06.431 --> 00:14:15.485 Tefsirciler; "Burada 'inkâr etmez' veya 'korkmaz' mânasına kullanılıyor." demişler. 00:14:15.625 --> 00:14:23.533 İstinkâh kelimesini, havf u haşyet kelimesini kullanmışlar. "Korkmaz." Neden kormaz? 00:14:23.564 --> 00:14:34.100 En yadribe meselen mâ... "Herhangi bir meseli yerli yerince ortaya koymaktan, 00:14:34.169 --> 00:14:39.940 karşı tarafın yüzüne 'pat' diye vurmaktan sakınmaz, çekinmez, korkmaz." 00:14:40.170 --> 00:14:47.776 Yani misal verecekse verir. Kulları ona itiraz etmeye hak sahibi değiller ki... 00:14:47.854 --> 00:14:51.107 Lâ yüs'elü ammâ yef'alü ve hüm yüs'elûn. 00:14:51.177 --> 00:14:56.000 "Allahu Teâlâ hazretlerinin fiillerinden kimse ona itiraz edemez, sorgu sual açamaz; 00:14:56.000 --> 00:15:03.337 ama kulların hepsi Allah'ın sorgusuna, sualine mahkeme-i kübrâda mâruz olacaklardır. Allah sorar." 00:15:03.400 --> 00:15:08.520 Kulların Allah'a itirazı akılsızlıklarının delilidir. 00:15:08.538 --> 00:15:13.357 Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri her şeyi en güzel yapar, yerli yerinde yapar. 00:15:13.658 --> 00:15:17.203 Allah rahmet eylesin, kabri nur dolsun, makamı âlâ olsun... 00:15:17.360 --> 00:15:21.920 İbrâhim Hakkı-i Erzurûmî, Yunus Emre gibi büyüklerimiz ne güzel söylemişler, 00:15:21.960 --> 00:15:28.600 neylerse güzel eylediğini; kahrının da, lütfunun da, her işinin hoş olduğunu 00:15:28.720 --> 00:15:36.200 evliyâullah, mutasavvıfîn, ehlullah ne kadar güzel anlamışlar...Ey lütfu çok, kahrı güzel 00:15:36.240 --> 00:15:40.160 Lütfun da hoş, kahrın da hoş diyebilmek... Neylerse güzel eyler... 00:15:40.227 --> 00:15:43.825 Vallâhi güzel etmiş, billâhi güzel etmiş, tallâhi güzel etmiş... 00:15:43.840 --> 00:15:51.160 demek Allah'ı tanımaktan, Allah'ın fiillerinin güzelliğini söyleyecek olgunluğa erişmekten kaynaklanıyor. 00:15:51.315 --> 00:15:57.108 Meselen mâ... Meselen'den sonra mâ gelince, "herhangi bir mesel" demek. 00:15:57.200 --> 00:16:09.400 Ondan sonra baûdeten geliyor. Mâ'dan bedel oluyor. Yani ne demek? Mesela bir sinek... 00:16:09.480 --> 00:16:16.440 Bir sineği misal olarak karşı tarafın anlaması için ortaya 'pat' diye koymaktan 00:16:16.491 --> 00:16:23.659 Allahu Teâlâ hazretleri çekinmez. Hikmeti vardır, sebebi vardır ki onu öyle misalle anlatmıştır. 00:16:23.720 --> 00:16:27.600 Mesel, misal ve misil aynı mânaya geliyor; "örnek" demek. 00:16:27.640 --> 00:16:36.200 Bir şeyin iyi anlaşılması için misal olarak ortaya sunulan hususa "mesel" deniliyor. 00:16:36.256 --> 00:16:43.914 Onu ortaya koymaya da Arapça'da "meseli darbetmek, darb-ı mesel" deniliyor. 00:16:43.961 --> 00:16:47.917 Darb-ı meseli biz atasözü mânasına da kullanıyoruz. 00:16:47.971 --> 00:16:55.218 Bir şeyin iyi anlaşılması için duruyoruz duruyoruz, "Atalarımız şöyle demiş." diyoruz, herkes anlıyor. 00:16:55.272 --> 00:17:00.258 Veya Nasreddin Hoca'nın şöyle bir durumda böyle yaptığını söylüyoruz, herkes anlıyor. 00:17:00.313 --> 00:17:04.124 Veyahut bir şiirin bir mısraını okuyoruz, herkes konuyu anlıyor. 00:17:04.217 --> 00:17:11.895 İnsan 15 dakika anlatacak kadar konuşsa anlamayacakken onu söyleyince anlıyor. 00:17:11.941 --> 00:17:21.276 Allahu Teâlâ hazretleri böyle bir misâli ne isterse ortaya koymaktan istinkâh etmez, çekinmez, korkmaz. 00:17:21.323 --> 00:17:29.281 Dilerse hiddetinin iktizasıdır, böyle bir misâli verir. Vermiştir de, Kur'ân-ı Kerîm'de böyle misaller vardır. 00:17:29.281 --> 00:17:30.862 Yeri geldikçe bunları açıklayacağız. 00:17:30.920 --> 00:17:41.320 Beûdeten femâ fevkahâ. "Yeri gelir ya bir sinek misal verir, ya da daha onun üstünde bir şeyi misal verir." 00:17:41.400 --> 00:17:47.400 "Femâ fevkahâ'da iki mâna var." demişler: 00:17:47.520 --> 00:17:54.800 Bir; "Sinek küçük, ondan da daha yukarıda bir misal vermekten kaçınmaz. 00:17:54.800 --> 00:18:01.800 Yani daha küçük misal vermekten çekinmez." mânasına gelebilir. 00:18:01.880 --> 00:18:10.720 İkinci bir anlayış da; onun üstünde, ondan daha büyük bir misal verir. 00:18:10.680 --> 00:18:17.520 İsterse sinek misâli verir, isterse -farz edelim, söyleyelim- fil misâli verir. 00:18:17.520 --> 00:18:20.800 "Daha büyük" mânâsı da gelebilir. 00:18:20.800 --> 00:18:26.720 Ama tam kelime olarak anlamı; "sinek veya ondan yukarı..." 00:18:26.760 --> 00:18:32.520 Fevk, "üst" demek. Fevkahâ; onun yukarısında, üstünde. 00:18:32.614 --> 00:18:38.312 Bu "yukarısında" demek; sinek küçük ya, "o küçüklükte daha ileride, 00:18:38.320 --> 00:18:43.800 daha ilerisinde" mânasında, ya da "ondan daha büyük" mânasında. 00:18:44.337 --> 00:18:51.340 Böyle misal zikredebilir, etmiştir, hikmeti vardır. 00:18:51.690 --> 00:18:56.953 Fe-emme'llezîne âmenû. Bu durum karşısında iman edenler ne yaparlar? 00:18:57.825 --> 00:19:05.100 Fe-ya'lemûne ennehü'l-hakku min rabbihim. "Onlar bilirler ki bu misal Rablerinden bir haktır." 00:19:05.570 --> 00:19:11.585 Hak ne demek? "Sabit olmuş bir vâkıa, bir gerçek" demek. "Haktır. 00:19:11.632 --> 00:19:17.439 Yani bu söylenilen misal yerli yerince bir güzel gerçektir. 00:19:17.494 --> 00:19:29.375 Hiç tereddüde mahal kalmayacak kadar, aklın itiraz etmeyeceği kadar bariz bir gerçektir." derler, 00:19:29.430 --> 00:19:35.703 bunun böyle olduğunu, Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. 00:19:35.804 --> 00:19:43.800 "Bu âyet-i kerîmede birtakım hikmetler var; bu âyet hak, gerçek..." derler, bunu bilirler. 00:19:43.160 --> 00:19:54.280 Ve emme'llezîne keferû. "Ama kâfir olanlar ise..." Fe-yekûlûne mâ zâ erâda'llâhu bi-hâzâ meselâ. 00:19:54.802 --> 00:19:59.698 "'Allah bu misal ile ne murad etti yahu?' derler." 00:19:59.760 --> 00:20:09.560 Bu bir soru ama bu gibi sorulara istifhâm-ı inkârî derler, yani inkâr etmek için soru sormak... 00:20:09.605 --> 00:20:19.377 Bir soruyu insan öğrenmek için sorar. Ona istifham-ı istihzârî derler, yani "Anlatsın da öğreneyim. 00:20:19.440 --> 00:20:23.160 Cevabını söylesin de bu bilmediğim hususu öğreneyim, anlayayım." diye soru sormak. Mesela; 00:20:23.244 --> 00:20:29.521 "Hocam bu kelimenin anlamı nedir?" Öğrenmek için soruyor. "Bu kelimenin anlamı budur." dersin. 00:20:29.583 --> 00:20:37.541 Bir de babası çocuğa soruyor: "Bunu niye yaptın, böyle yapmak olur mu? Bu yaptığın şey doğru mu?!" 00:20:37.588 --> 00:20:40.290 Babası bilmiyor mu onun yanlış olduğunu? Biliyor. 00:20:40.399 --> 00:20:49.849 "Bunu böyle yapmaman lazım!" mânasına, inkâr ifade etsin diye böyle bir soru sorarak meseleyi anlatmak. 00:20:49.918 --> 00:20:57.598 İşte bu kâfirler de; "Allah bu misâli ortaya koymakla, bu örneği zikretmekle ne murad etti ya?" diyorlar. 00:20:57.660 --> 00:21:03.679 Yani istemiyorlar, isteksizliklerini ortaya koyuyorlar. 00:21:03.800 --> 00:21:05.720 Kur'ân-ı Kerîm'e bakarsanız, 00:21:05.720 --> 00:21:09.440 meselâ kelimesinin üstünde küçük bir mim var. 00:21:09.480 --> 00:21:15.800 Orada mim, mutlaka orada durulması gerektiğini gösteriyor. 00:21:15.800 --> 00:21:27.320 Yukarıda öyle mimin olduğu yerde durulmazsa mâna bozulur. Hatta bazen ters istikamete gider. 00:21:27.280 --> 00:21:31.400 Onun için ille orada durulacak. Bunu bilin. 00:21:31.000 --> 00:21:39.720 Fe-yekûlûne mâ zâ erâda'llâhu bi-hâzâ meselen yudillü bihî kesîren demeyecek; meselâ'da duracak. 00:21:42.480 --> 00:21:50.800 Bu, meselâ'dan sonraki sözün kâfirlerin sözü olmadığını, kâfirlerin sözünün 00:21:51.800 --> 00:21:56.720 meselâ'da bittiğini, öbür tarafa bağlanmaması gerektiğini gösteren bir secâvend işareti. 00:21:56.770 --> 00:22:00.769 Bu mimlerin olduğu yerde Kur'an okurken mutlaka duracaksınız. 00:22:00.880 --> 00:22:20.960 "İtiraz etmek için, inkâr maksadıyla böyle sorarlar ama..." 00:22:22.640 --> 00:22:32.160 Yudillü bihî kesîren ve yehdî bihî kesîrâ. Yudillü'nün fâili zikredilmemiş, 00:22:32.200 --> 00:22:34.760 okuyan ibareden anlayacak. 00:22:34.842 --> 00:22:40.366 Yudillu'llâh demek. Yani, "Allahu Teâlâ hazretleri dalâlete düşürür." 00:22:40.440 --> 00:22:51.200 Bihî. "Bu verilen misal ile, bu benzetme, bu teşbih ile..." Kesîrâ. "Birçok kimseyi dalâlete düşürür." 00:22:51.960 --> 00:23:02.280 Allahu Teâlâ hazretleri bu misâli verir, birçok kimseyi dalâlete düşürür. Kimleri dalâlete düşürür? 00:23:02.320 --> 00:23:13.440 Âyet-i kerîmenin sonunda söylüyor: Ve mâ yudillü bihî ille'l-fâsikîn. "Fâsıkları dalâlete düşürür." 00:23:13.526 --> 00:23:21.611 "Fısk u fücûr erbâbını dalâlete düşürür." Ve yehdî bihî kesîrâ... 00:23:21.673 --> 00:23:27.434 "O misâlin ne kadar feyizli, ne kadar hikmetli olduğunu mü'minler anlar, 00:23:27.520 --> 00:23:34.638 ehli iman onunla hidâyet bulur, gerçeği bulurlar. 00:23:34.708 --> 00:23:41.887 Birçok kimse o misalle aşka gelir, şevke gelir, imana gelir, hidâyete gelir, hidâyete erer." 00:23:42.000 --> 00:23:49.000 Allah iyi niyetlileri böylece bu misalle hidâyete erdirir. 00:23:49.690 --> 00:23:57.524 Kötü niyetlileri de Allahu Teâlâ hazretleri böylece dalâlete düşürür. 00:23:57.555 --> 00:24:08.939 Dalâlete düşenleri, istedikleri dalâleti halk eder -kendileri istiyorlar, kaşınıyorlar- dalâlete düşürür. 00:24:09.160 --> 00:24:12.271 Çünkü her şeyin hâlıkı Allahu Teâlâ hazretleridir. 00:24:12.333 --> 00:24:20.606 Yeri göğü, ins ü cinni, insanları ve insanların amellerini, icraatlarını, fiillerini halk eden Allah'tır. 00:24:20.637 --> 00:24:27.901 Kul bir şey halk etmiyor; halk eden Allah'tır, kudret Allah'ındır, dilerse yaptırmaz. 00:24:27.986 --> 00:24:33.711 Velev şâe rabbüke le-âmene men fi'l-ardı küllühüm cemîâ. 00:24:33.840 --> 00:24:40.600 "Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündeki insanların hepsi toptan imana gelirlerdi." 00:24:40.648 --> 00:24:44.977 Dileseydi böyle yapardı. Ama insanları serbest bırakmış. 00:24:45.400 --> 00:24:53.360 İnsanları serbest bıraktığı için de dalâleti isteyenlere, kaşınanlara, istihzâ edenlere, alay edenlere; 00:24:53.435 --> 00:25:00.195 "Madem dalâlet istiyorsunuz!" diye onlara dalâlet verir. 00:25:00.241 --> 00:25:06.498 Allahu Teâlâ hazretleri hidâyetin de hâlıkıdır, dalâletin de hâlıkıdır. 00:25:06.544 --> 00:25:08.983 Hidâyeti isteyen, hidâyeti arayan, 00:25:09.300 --> 00:25:12.850 İhdine's-sırâta'l-müstakîm "Bizi sırât-ı müstakîme ilet yâ Rabbi!" diye gözyaşlarıyla, 00:25:12.162 --> 00:25:16.632 samimiyetle dua eden insana hidâyet verir. 00:25:16.733 --> 00:25:25.530 Kaşınıp da, terbiyesizlik, edepsizlik edip de itiraz eden insanları da o edepsizliklerinden dolayı, 00:25:25.568 --> 00:25:32.245 "Sen istiyorsun, haydi bakalım öyle olsun!" diye, ona da istediği dalâleti verir. 00:25:32.315 --> 00:25:43.825 Allahu Teâlâ hazretleri onların kendi amellerine göre bu dalâleti veriyor. 00:25:43.872 --> 00:25:53.448 Allahu Teâlâ hazretlerinin dalâleti halk etmesi, mesuliyet o heriflerin kendisine râci olmak üzere, 00:25:53.448 --> 00:25:56.361 onların taleplerini yerine getirmektendir. 00:25:56.693 --> 00:26:01.975 Onlar madem öyle istiyorlar, "Haydi bakalım, dalâleti istiyorsunuz, sizin dediğiniz olsun, 00:26:02.210 --> 00:26:05.155 cezasını çekersiniz!" der. Sorumluluk onlara ait. 00:26:05.224 --> 00:26:09.860 Allahu Teâlâ hazretleri her isteyene istediğini veriyor. 00:26:09.930 --> 00:26:17.900 Cenneti isteyene cenneti verecek, cehennemi isteyene de cehennemi verecek, 00:26:17.136 --> 00:26:22.769 onları cehenneme sokacak... Cehennemi istiyor, kaşınıyor, itiraz ediyor, bağırıyor... 00:26:22.815 --> 00:26:27.324 Kâfir, münkir uğraşıyor, müslümanlara kan kusturuyor... 00:26:27.324 --> 00:26:38.669 Tabii o zaman o müstehak olduğu, istihkak ettiği dalâleti ona veriyor; rubûbiyyetinin şânından dolayı... 00:26:38.844 --> 00:26:44.725 Halbuki bütün insanları fıtrat-ı İslâmiye üzere yaratmıştır. 00:26:44.725 --> 00:26:53.186 Küllü mevlûdin yûledü ale'l-fıtrati. "İslâm fıtratı üzere tertemiz yaratılmış olan insanlar 00:26:53.224 --> 00:26:58.678 sonradan Allah'ın kendilerine verdiği serbestliğe dayanarak her biri bir yola gidiyor. 00:26:58.686 --> 00:27:03.385 Anası babası onu eğitip istediği kendi yoluna çekiyor. 00:27:03.439 --> 00:27:12.161 Fe-ebevâhu yühevvidânihî. "Babası anası onu yahudi yapıyor, kendileri yahudi olduğu için." 00:27:12.240 --> 00:27:18.800 Ev yünassırânihî. "Nasrâniyse evlâdını nasrânî yetiştiriyor." 00:27:18.840 --> 00:27:25.800 Ev yümeccisânihî. "Mecûsî ise, ateşperestse ateşperest olarak yetiştiriyor." 00:27:25.120 --> 00:27:31.760 Çocuk iyi doğuyor ama o eğitimden sonra okuyor okuyor... 00:27:31.880 --> 00:27:36.640 Dün akşam burada televizyonda bir Çin programı vardı. 00:27:36.640 --> 00:27:41.920 Ben; "Dur bakalım, bunların giyimleri kuşamları, âdetleri nedir?" diye bir nebze baktım; 00:27:42.000 --> 00:27:48.600 onların çevirdiği filmi kılık, kıyafet, ev, bark, davranış, zihniyet bakımından anlayayım diye... 00:27:50.480 --> 00:28:00.840 Acıdım! Bu zihniyetle yetiştirilen ahâli gerçeği nasıl bulacak? Hakkı nasıl bulacak, imana nasıl gelecek? 00:28:00.920 --> 00:28:07.000 Küfürden, şirkten nasıl kurtulacak da Cenâb-ı Hakk'a güzel kulluk edecek?" 00:28:07.400 --> 00:28:11.320 Eğitim çok önemli! Yanlış eğitim çok zararlı! 00:28:11.360 --> 00:28:18.400 Allahu Teâlâ hazretleri rahmetinden herkesi fıtrat-ı İslâmiye üzere yaratıyor; 00:28:18.383 --> 00:28:24.236 ama sonra insanlar kendilerine, evlatlarına, yetiştirdikleri insanlara, milletlerine 00:28:24.282 --> 00:28:27.712 ve etraflarındakilere bazen büyük zararlar veriyorlar. 00:28:27.759 --> 00:28:37.449 Bir insanı serbest bıraktıktan sonra dalâlete düşürüp onu cehenneme atmak, 00:28:37.520 --> 00:28:41.120 cehenneme sevk etmek Allah'ın rahimliğine, şânına yakışmaz. 00:28:41.160 --> 00:28:45.240 Zaten Kur'ân-ı Kerîm'de açıkça buyuruyor: Ve mâ ene bi-zallâmin li'l-abîd. 00:28:45.264 --> 00:28:49.679 "Ben kullarıma zulmetmiş değilim, edici değilim." 00:28:49.720 --> 00:28:58.280 Velâkinne'n-nâse enfüsehüm yazlimûn. "Fakat insanlar kendi kendilerine zulmediyorlar." 00:28:58.360 --> 00:29:02.840 "Benim emirlerimi tutmayıp kendi serbestliklerinden faydalanarak 00:29:02.908 --> 00:29:07.502 küfre sapıp başlarına belayı alıyorlar." deniliyor. 00:29:07.658 --> 00:29:12.432 Bundan dolayı; ve mâ yudillü bihî ille'l-fâsıkîn buyurmuş. 00:29:12.480 --> 00:29:17.720 Bu verilen misalle bazılarının imanı artıyor. 00:29:17.728 --> 00:29:23.980 "Oh yâ Rabbi! Tamam, anladım!" diye gözyaşlarıyla teslim oluyor, kabul ediyor. 00:29:24.420 --> 00:29:33.990 Ama ötekiler de; "Ne demek bu ya?" diye dudak büküp, alay edip, hafife alarak davrandığı için 00:29:33.990 --> 00:29:37.808 onlara Allah gerçekleri göstermiyor. Onlar da sapıyor, belasını buluyor. 00:29:37.808 --> 00:29:47.780 Fâsık olduklarından dolayı, dalâleti istediklerinden, kaşındıklarından dolayı onları dalâlete sevk ediyor. 00:29:47.780 --> 00:29:58.945 Fâsık ne demek?Fısk... Bir de lastik markası var; fısk. Tabii İngilizce'de 'ı' harfi yok. 00:29:58.960 --> 00:30:03.800 'İ' harfini büyük harfle yazdıkları zaman üstüne nokta koymazlar. 00:30:03.920 --> 00:30:09.400 Lastiğin markası aslında fisk; ama orada FISK yazılıyor. 00:30:09.480 --> 00:30:12.800 Dillerde kelimelerin yazılışları bazen böyle yakın olur. 00:30:12.863 --> 00:30:16.905 Birisinde iyi olan bir kelime öbüründe çok ters bir mânaya gelebilir. 00:30:17.520 --> 00:30:27.720 Fısk, lügat mânası olarak "bir yerden dışarıya çıkmak" demek. 00:30:27.760 --> 00:30:34.800 Caddeden dışarıya çıkmak, delikten dışarıya çıkmak, "huruc" mânasına geliyor fısk. 00:30:34.520 --> 00:30:44.560 Nitekim yuvasından, deliğinden çıkıp da çuvalın dibini delen, peyniri yiyen, ekmeği yiyen, 00:30:44.600 --> 00:30:50.480 tahtayı kemiren fareye de Araplar fuveysıka derler. 00:30:50.600 --> 00:31:02.760 Fuveysıka, fâsıka kelimesinin ism-i tasğîridir; fâsıkçık, yani "deliğinden dışarıya çıkan hayvancık" demek. 00:31:02.757 --> 00:31:17.355 Fuveysıka farenin bir adıdır. İnsana da "fâsık" denmesi; yani raydan çıkan, yoldan çıkan, 00:31:17.402 --> 00:31:26.439 asıl yoldan çıktığı için "fâsık" denmiş oluyor. Neden böyle bir kimseye fâsık deniyor? 00:31:26.603 --> 00:31:31.903 Çünkü büyük günahı işlediği için, irtikâb-ı kebîreden dolayı. 00:31:31.903 --> 00:31:35.730 Kebire, "büyük günah" demek, çoğulu kebâir geliyor. 00:31:35.730 --> 00:31:42.676 Onu irtikâb ettiği zaman Allahu Teâlâ hazretlerinin emri dairesinden dışarıya çıktığı için 00:31:42.676 --> 00:31:50.175 ona "fasık" deniliyor. Tabii küçük günah işleyene hemen "fâsık" denmez. 00:31:50.229 --> 00:31:54.730 Çünkü insanların günahlardan hemen kurtulması çok zor. 00:31:54.119 --> 00:32:00.340 "Her dem hatadır kârımız." dediği gibi bir büyüğümüzün, büyük bir ârif zâtın; 00:32:00.660 --> 00:32:04.400 her dem işimiz hata olduğundan... 00:32:04.556 --> 00:32:12.989 Tabii iyi mü'min, ihlâslı mü'min, hâlis, salih, fâzıl, kâmil bir insanın da hataları da olacağından, 00:32:13.750 --> 00:32:21.650 küçük günah insanı fâsık durumuna düşürmez. Ama küçük bir günahta ısrar fâsık durumuna düşürür. 00:32:21.696 --> 00:32:25.564 "Günah küçük canım... Bırak, mühim değil... Yaparım ben, devam ederim..." 00:32:25.594 --> 00:32:33.963 Küçük günahta ısrar etti mi, o da fâsık durumuna düşer. Çünkü; 00:32:34.490 --> 00:32:43.202 Lâ sağîrete mea'l-ısrar. "Günahta ısrar edip, devam edip, dönmeyip, vazgeçmeyip giderse 00:32:43.202 --> 00:32:45.876 insan, o zaman o günahın küçüklüğü kalmaz." 00:32:45.923 --> 00:32:52.380 Küçüktü ama sen bu isyanı âdet edindin kendine, devam ediyorsun. Vay edepsiz! 00:32:52.380 --> 00:32:57.960 O zaman suç büyür. Yaptığı iş küçük ama devamlı yapıyor, vazgeçmiyor. 00:32:57.960 --> 00:32:58.528 Söylendiği halde bırakmıyor. 00:32:58.590 --> 00:33:07.904 Sagîrede ısrar etti mi, o zaman sagîrede ısrar kebîre olur, yani büyük günah muamelesine girer. 00:33:08.500 --> 00:33:09.880 Peygamber Efendimiz büyük günahları saymış: 00:33:09.919 --> 00:33:17.989 "Adam öldürmek, yalan söylemek, zina etmek, faiz yemek..." diye sıralamış. 00:33:18.510 --> 00:33:27.190 Bir masum insana iftira etmek, yalan yere onun şânını lekelemek için 00:33:27.237 --> 00:33:35.164 bir temiz kadına namussuzluk isnat etmek... Bunlar büyük günahlar. 00:33:35.202 --> 00:33:41.864 Ama "Küçük günahları da insan devamlı yapmamaya çok dikkat etmeli!" diye bunu bastırarak söylüyorum. 00:33:41.894 --> 00:33:47.196 Bu [fısk,] "günahkârlık" demek; fâsık, "günahkâr" demek oluyor. Neden? 00:33:47.196 --> 00:33:54.692 İtaatin hudutlarını aştığı, dışarı çıktığı için. Kelime buradan geliyor, yani "çıkmak" mânasından. 00:33:54.770 --> 00:34:01.660 Cenâb-ı Hakk'ın iyi taati, iyi kulluğu yolundan, dairesinden 00:34:01.660 --> 00:34:03.472 dışarı çıktığı için günahkâra "fâsık" deniliyor. 00:34:03.550 --> 00:34:11.621 Bu yoğunluk derecesine, kötülüğünün artmasına göre üç mertebededir: 00:34:12.160 --> 00:34:19.929 Bir; adam günahın çirkin olduğunu biliyor ama zaman zaman günahı yapıyor. 00:34:19.976 --> 00:34:25.267 Benim fakülteden mesai arkadaşlarım vardı, sevdiğim kimselerdi. 00:34:25.376 --> 00:34:30.188 Bana gelirler zaman zaman, "Şu nasıl okunacak hocam?" filan diye sorarlardı. 00:34:30.258 --> 00:34:35.790 Tabii bizim hâlimiz, durumumuz fakültede mâlum. 00:34:35.160 --> 00:34:40.160 "Ben de müslümanım elhamdülillah; ama yapamıyoruz, kusurumuzu da biliyoruz 00:34:40.200 --> 00:34:43.240 filan derlerdi. Edebli insanlar yani. 00:34:43.360 --> 00:34:45.640 Biliyorum ki namaz kılmam lazım; ama kılamıyorum." 00:34:45.680 --> 00:34:55.000 Tamam; yaptığı işin kötü olduğunu bildiği halde zaman zaman günahı yapıyor. Bir derece bu... 00:34:55.107 --> 00:35:03.177 İki; yaptığı şeyin artık mübtelâsı olmuş, bu işin tiryakisi olmuş. 00:35:03.240 --> 00:35:08.440 Mesela içkiye mübtelâ olan, artık ayyaşlaşıyor. 00:35:08.498 --> 00:35:14.550 Afyona mübtelâ olmuş; fena, kurtulması ancak hastaneye yatırılacak, iğneler yapılacak, 00:35:14.550 --> 00:35:23.863 uzun tedaviler görecek... Yaptığı şeyi zaman zaman değil de artık âdet edinmiş, yapıyor. 00:35:23.949 --> 00:35:30.288 Bir mertebesi de budur.Üçüncü mertebesi de; "Yaptığımda ne mahzur var? 00:35:30.288 --> 00:35:38.649 Ne olacak ya?" diye küçümsüyor, çirkinliğini inkâr ediyor. Bu üçüncü tabaka insanı kâfir eder. 00:35:38.649 --> 00:35:40.897 Günahı küçümsemek, 00:35:40.983 --> 00:35:48.191 böyle olmasına rağmen, "Ne olacak, yaparım ben!" demek, omuz silkmek, aldırmamak kâfir eder. 00:35:48.323 --> 00:35:54.901 Tabii fâsık bu noktaya gelmedikçe, yani günah işleyen bir insan 00:35:55.319 --> 00:35:58.419 işlediği günahı önemsemeyen ve hoşgörüp; 00:35:58.419 --> 00:36:07.315 "Yaparım, ne olacak ya?" mantığına düşmedikçe mü'mindir, imandan çıkmış olmaz. 00:36:07.369 --> 00:36:15.480 Ama o noktaya geldi mi imandan dışarı çıkar. Ehli sünnete göre, o zaman artık mü'minliği kalmaz. 00:36:15.860 --> 00:36:24.782 Bu âyet-i kerîmede; "Ancak fâsıkları Allah bu misallerle saptırır. 00:36:25.161 --> 00:36:33.793 Mü'minler onun hak olduğunu bilirler, Allah'a teslim olurlar, beğenirler, anlarlar, kalpleri feyiz dolar. 00:36:33.886 --> 00:36:39.960 Ama fâsıklar itiraz ettiği, dalga geçtiği için onları saptırır." 00:36:39.182 --> 00:36:47.800 Buradakiler hangi cins fâsık bunlar? Mü'min fâsık mı? Hayır. Bu kâfir fâsık. 00:36:47.800 --> 00:36:52.413 Zaten bunların kâfir olduğunu âyet-i kerîmenin evvelindeki kelimeler de söylüyor: 00:36:52.413 --> 00:36:58.426 Ve emme'llezîne keferû. "Kâfir olanlara gelince..." Fe-yekûlûne mâ zâ erâda'llâhu bi-hâzâ meselâ. 00:36:58.511 --> 00:37:04.832 "'Allah bu misâli vermekle ne kasdediyor, ne murad ediyor ya?' derler." İşte bu durumda kâfir. 00:37:04.949 --> 00:37:08.158 Bu mertebede, burada bahsedilenler kâfirler. 00:37:08.350 --> 00:37:17.151 Çünkü küçümsüyor, Allah'ı tenkit ediyor, Allah'ın âyetini tenkit ediyor. 00:37:17.151 --> 00:37:23.672 Verdiği misâli anlamıyor da; edebiyattan anlamıyor, belâgattan anlamıyor, sanattan anlamıyor, 00:37:23.710 --> 00:37:30.931 nükteden anlamıyor, "Ne dedi?" diye itiraz ediyor. Tabii o kâfir... 00:37:31.910 --> 00:37:40.800 Bu kâfirlerin vasıflarını bundan sonraki 27 numaralı âyet-i kerîme biraz daha açıklıyor: 00:37:40.157 --> 00:37:48.493 Ellezîne. Ellezîne'ye Arapça'da "ism-i mevsul" derler. 00:37:48.547 --> 00:38:01.679 Yani bir kelimeyi arkasından gelen sıfatlara bağlayan kelime, bağlama vazifesi görüyor. 00:38:01.780 --> 00:38:08.369 Türkçe'ye "O ki, onlar ki..." diye tercümesi uygun olabilir. 00:38:08.471 --> 00:38:20.495 İngilizce'de de which, what gibi kelimeler bu mânada kullanılıyor, ism-i mevsul gibi kullanılıyor. 00:38:20.611 --> 00:38:24.479 Fransızca'da ke'ler kö'ler varmış, ben Fransızca'yı pek iyi bilmem. 00:38:24.564 --> 00:38:35.640 Türkçe'de de bu üslup yok ama âyetin kelimelerini tam iyi kavrayalım diye böyle tercüme edeceğiz. 00:38:36.340 --> 00:38:42.799 "Allah ancak fâsıkları dalâlete saptırır." Ellezîne. "O fâsıklar ki..." 00:38:42.967 --> 00:38:49.997 Bunlar mârife olan bir kelimenin açıklayıcı yan cümleciği olur. 00:38:50.740 --> 00:38:58.215 Biz Türkçe'de bu yan cümlecikleri derleriz, toparlarız, o açıklanan kelimenin önüne sıralarız. 00:38:58.215 --> 00:39:08.273 Türkçe'de sıfatlar kelimenin evveline gelir: Beyaz dağ, ak dağ, büyük adam... 00:39:08.366 --> 00:39:18.169 Türkçe'de sıfatları sıralarız; "şöyle şöyle şöyle olan fâsıklar" diye fâsıklara bağlarız. 00:39:18.278 --> 00:39:22.504 Arapça'da böyle değil, sıfatlar sonra sıralanır. "Ancak fâsıkları dalâlete sevk eder." 00:39:22.590 --> 00:39:30.431 Ellezîne. "O fâsıklar ki..." Şimdi o fâsıkların sıfatlarını sıralıyor, fâsıkların sıfatları geliyor: 00:39:30.508 --> 00:39:41.553 Yenkudûne ahda'llâhi min ba'di mîsâkihî. "Allah'ın ahdini, Allah'la aralarında olan ahdi, 00:39:41.553 --> 00:39:46.642 antlaşmayı, sözleşmeyi, söz de verdikleri halde..." 00:39:46.743 --> 00:39:53.887 Mîsak; sağlamlaştırmak, tevsik etmek, sımsıkı yapmak. 00:39:54.110 --> 00:40:00.929 "Sımsıkı bir şekilde anlaşıp söz verdikleri halde anlaşmalarını nakzederler, 00:40:00.929 --> 00:40:07.741 anlaşmalarına aykırı hareket ederler." Demek ki fâsıkların bir sıfatı neymiş? 00:40:07.815 --> 00:40:15.176 Ahdini tutmamak, verdiği sözü tutmamak, verdiği sözden ahdini bozarak, 00:40:15.270 --> 00:40:18.219 cayarak sözüne aykırı iş yaparlarmış. 00:40:18.355 --> 00:40:26.401 Hem de, hadi bir insana verdiği sözü tutmasalar, bir derece; ama Allah'a verdikleri sözü tutmuyorlar! 00:40:26.502 --> 00:40:34.909 O kâfir fâsıklar ki, günahı da hoşgören, Allah'ı da tenkit eden, âyetlere de dil uzatan o fâsıklar ki 00:40:35.100 --> 00:40:43.721 Allah'la olan ahdlerini, söz vermiş oldukları, bağlanmış oldukları halde; 00:40:43.767 --> 00:40:50.213 "Tamam, evet, kesin." dedikleri halde bozuyorlar. Bir vasıfları bu. 00:40:50.291 --> 00:40:58.289 "Onlar ki sımsıkı garantiledikleri, söz verdikleri halde 00:40:58.289 --> 00:41:01.669 Allah'la yaptıkları antlaşmayı bozarlar, bozuyorlar." 00:41:01.755 --> 00:41:05.880 Allah'la yaptıkları antlaşma, "ahd" ne demek? 00:41:05.935 --> 00:41:15.393 Bu hususta tefsircilerin yani tefsir ilminde derinleşmiş olan alimlerimizin -rahimehullah- 00:41:15.463 --> 00:41:17.983 çeşitli rivayetleri, [görüşleri var;] İbn Kesîr gibi, Zemahşerî gibi... 00:41:18.500 --> 00:41:23.406 Daha önceki devirlere gidecek olursak, sahabenin tefsirle temayüz etmiş, 00:41:23.551 --> 00:41:29.887 Kur'ân-ı Kerîm'i açıklamalarıyla şöhret bulmuş şahsiyetleri gibi; 00:41:29.933 --> 00:41:36.498 mesela İbn Abbas radıyallahu anh gibi, İbn Mes'ûd radıyallahu anh gibi... 00:41:36.583 --> 00:41:44.252 Rivayetler veyahut rivayetin dışında ilmini ve aklını, mantığını kullanarak 00:41:44.252 --> 00:41:52.756 açıklama yapan dirâyet tefsirleri de var. Bu, Allah'la ahd nedir? 00:41:53.143 --> 00:42:04.220 Allah'ın kullarına emirleri, yasakları, "İtaat edin." diye söylediği şeyler, 00:42:04.298 --> 00:42:07.740 "Şunları şunları yapmayın." diye söylediği sözler. 00:42:07.136 --> 00:42:13.321 Allahu Teâlâ hazretleri kullarına bunları nerede söylüyor? Kitaplarında. İlâhî kitaplarda. 00:42:13.383 --> 00:42:22.316 Zebur, Tevrat, İncil, Kur'an, daha önceki peygamberlere indirilmiş, Musa aleyhisselâm'a, 00:42:22.316 --> 00:42:26.822 İsa aleyhisselâm'a, İbrahim aleyhisselâm'a, Âdem aleyhisselâm'a, 00:42:26.868 --> 00:42:35.542 Âdem aleyhisselâm'dan itibaren indirilmiş vahiylerinde, kitaplarında, sahifelerinde söylüyor. 00:42:35.612 --> 00:42:41.980 Allah kullarına bunu kimler vasıtasıyla buyuruyor? Seçtiği peygamberleri vasıtasıyla. 00:42:42.500 --> 00:42:47.990 Allahu Teâlâ hazretleri kullarından bazılarını peygamber seçiyor. 00:42:47.138 --> 00:42:51.165 İlk insan Âdem atamız, ilk peygamber. 00:42:51.521 --> 00:42:59.130 Son peygamber âhir zaman nebîsi, bizim peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem. 00:42:59.184 --> 00:43:04.852 Bunların arasında adını bildiğimiz peygamberler var, bilmediğimiz pek çok peygamber var. 00:43:04.852 --> 00:43:10.386 Her beldeye, her ülkeye Allah peygamber göndermiş, hakkı onlara duyurmuş. 00:43:10.448 --> 00:43:15.823 Bizim bildiklerimiz; Nuh aleyhisselam, İbrahim aleyhisselam, 00:43:15.862 --> 00:43:24.680 Musa aleyhisselam, Harun aleyhisselam, İdris aleyhisselam, Yakub aleyhisselam, Yusuf aleyhisselam... 00:43:24.773 --> 00:43:28.309 Kur'ân-ı Kerîm'de adı geçen peygamberler... 00:43:28.355 --> 00:43:34.148 "Kullarına Allah'ın böyle peygamberleri vasıtasıyla kitaplar indirerek, 00:43:34.202 --> 00:43:42.657 vahiyler göndererek bildirdiği emirleri, yasakları, tavsiyeleri; işte ahid bunlardır." demişler. 00:43:42.903 --> 00:43:51.112 Bu fâsıklar ne yapıyorlar? Allah'ın kendilerine gönderilen bu emirlerini tutmuyorlar. 00:43:51.390 --> 00:44:02.406 Bu bir izah. Diğer bir izah da şöyle: Ve kâle âharûn. İzah edenlerden bir kısmı da dediler ki; 00:44:02.468 --> 00:44:07.200 Bel hiye fî küffâri ehli'l-kitab ve'l-münâfıkîne minhüm. 00:44:07.399 --> 00:44:14.328 "Ehli kitabın kâfirleri ve onların içindeki münafıklar hakkındadır." 00:44:14.406 --> 00:44:20.184 Ehli kitap; Kur'an'dan önce, Peygamber Efendimiz'den önce kendilerine peygamber gönderilip 00:44:20.274 --> 00:44:24.595 kitap indirilmiş insanlar; yahudiler, nasrânîler, hıristiyanlar. 00:44:24.625 --> 00:44:29.464 Bunların bir kısmı Kur'an'ın Hak kelâmı olduğunu, 00:44:29.495 --> 00:44:34.783 Peygamber Efendimiz'in Allah'ın âhir zaman peygamberi olduğunu bildiler, imana geldiler. 00:44:34.884 --> 00:44:40.449 Onlar ehli kitabın mü'minleri... Onlar hakkında Bakara sûresinin başında da âyetler var. 00:44:40.526 --> 00:44:47.235 Bir de kâfirleri var, Allah'ın bu en son peygamberini ve kitabını kabul etmeyenleri var. 00:44:47.289 --> 00:44:50.687 Ve bir de bunların münafıkları var. 00:44:50.855 --> 00:45:00.890 Kendi dinlerinin, kitaplarının gereğini dahi bildikleri halde münafıklık edip, saklayıp yapmayanlar var. 00:45:00.944 --> 00:45:04.271 Allahu Teâlâ hazretleri onlara ahdetmişti. 00:45:04.471 --> 00:45:15.747 "Âhir zaman peygamberi gelecek, ona geldiği zaman itaat edin." diye emretmişti. 00:45:17.693 --> 00:45:20.579 Peygamberler de onlara bildirmişlerdi. 00:45:20.610 --> 00:45:25.124 İsa aleyhisselam bildirmişti, Musa aleyhisselam yahudilere bildirmişti. 00:45:25.264 --> 00:45:32.668 Onlar âhir zamanda bir peygamber geleceğini biliyorlardı; ama geldiği zaman kabul etmediler. 00:45:32.722 --> 00:45:35.310 Bekliyorlardı, tasdik etmediler. 00:45:35.946 --> 00:45:43.999 Gördükleri zaman hak peygamber olduğunu anladılar, işi inada döktüler. Derken bir zıddiyete giriştiler. 00:45:44.610 --> 00:45:55.830 O halde Allah'ın kendilerine ahdettiği, söz verdiği, antlaşma olarak "Böyle yapacaksınız." diye ahdettiği, 00:45:55.145 --> 00:46:06.277 anlaşma olarak onlarla anlaştığı, onların söz verdiği hususu yeri gelince yapacakken 00:46:06.277 --> 00:46:13.323 yapmamış oluyorlar, ahidlerini bozmuş oluyorlar. "Bunlar onlardır." diyenler var. 00:46:13.400 --> 00:46:22.120 Ve kâle âharûn: Bel uniye bi-hâzihi'l-âyeh cemîu ehli'l-küfri ve'ş-şirki ve'n-nifâk. 00:46:22.160 --> 00:46:30.400 "Bu âyette kâfirlerden, müşriklerden, münafıklardan bütün ahâli, bütün insanlar kastediliyor." demişler. 00:46:30.760 --> 00:46:35.600 Onlarla Allah'ın ahdi nedir? 00:46:35.520 --> 00:46:40.520 Bütün insanların, Amazonlar'daki ormanlarda da olsa, Himalayalar'daki köylerde, 00:46:40.558 --> 00:46:45.936 dağlarda da olsa, hepsinin Allah'ın varlığını birliğini anlaması lazım! 00:46:45.920 --> 00:46:52.760 O önüne koyduğu taşın tanrı olmadığını bilmesi lazım. Çünkü onu bir usta yaptı, karşısına dikti. 00:46:52.840 --> 00:47:02.640 Bir şey istese vermiyor, kıpırdamıyor, konuşmuyor, isteğine cevap vermiyor; âciz şeyler... 00:47:02.659 --> 00:47:08.221 Heykel, cansız heykel, canlı da değil. Bazıları canlı şeylere tapıyorlar, şu hayvana bu hayvana... 00:47:08.260 --> 00:47:14.996 Onlar da âciz bir hayvan. O da dünya üzerindeki pek çok öteki mahluklar gibi bir mahluk. 00:47:15.500 --> 00:47:23.144 Bütün insanlara Allahu Teâlâ hazretleri ulûhiyetini, vahdâniyetini, 00:47:23.214 --> 00:47:31.839 yani varlığını birliğini anlayacak meziyetler, âletler, imkânlar vermiştir. 00:47:31.920 --> 00:47:39.600 Onların hepsi Allah'ı bilmekle mükelleftir. Adeta hepsinin vazifesidir... 00:47:39.600 --> 00:47:42.800 Hatta Allah mucizeler gönderiyor. 00:47:42.280 --> 00:47:48.880 Yani mütereddit olan insanlara, münkir olan insanlara bir mucize gönderiyor, 00:47:48.920 --> 00:47:52.960 birkaç mucize gönderiyor; "Tamam, bu gerçekmiş!" diye anlıyorlar. 00:47:53.510 --> 00:48:00.151 Musa aleyhisselâm'a "Firavun kavmi iman etsin." diye, "Firavun'un ahâlisi iman etsin." diye 00:48:00.253 --> 00:48:07.191 nice nice mucizeler ihsan etti. Her seferinde bir bahane bulup inkâr ettiler. 00:48:07.320 --> 00:48:16.840 Kaç tane mucize gösterdi, mucizelerini inkâr ettiler. "Budur" diyenler var.Bazıları da demişler ki; 00:48:16.800 --> 00:48:24.600 "Bu âyet-i kerîmede Allah'ın zikrettiği, bahsettiği, o fâsıkların bozdu dediği ahitten maksat, 00:48:24.611 --> 00:48:37.511 Âdem aleyhisselâm'ın yaratılmasından sonra onun neslinden, sülbünden zürriyetini çıkarttığı zaman, 00:48:37.604 --> 00:48:46.322 o insanlardan bezm-i elestte aldığı ahittir." Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:48:46.400 --> 00:48:52.880 Ve iz ehaze rabbüke min benî Âdeme min zuhûrihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm alâ enfüsihim 00:48:52.920 --> 00:49:00.480 e lestü bi-rabbiküm kâlu belâ şehidnâ en tekûlû yevme'l-kıyâmeti innâ künnâ an hâzâ ğâfilîn. 00:49:00.560 --> 00:49:09.720 Ruhlar âleminde Allahu Teâlâ hazretleri bütün Âdem aleyhisselâm'ın neslini, insanları, 00:49:09.782 --> 00:49:14.777 kendileri hakkında kendilerini şahit ederek; 00:49:14.854 --> 00:49:22.922 e lestü bi-rabbiküm "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sorduğu zaman; 00:49:22.922 --> 00:49:28.876 kâlu belâ "Evet yâ Rabbi! Olmaz olur musun; elbette sen bizim Rabbimizsin!" dediler. 00:49:28.953 --> 00:49:35.410 Ve o zaman ahdetmiş oldular, antlaşma yapmış oldular. 00:49:35.410 --> 00:49:38.300 Allah'a ibadet edeceklerini beyan etmiş oldular. 00:49:38.650 --> 00:49:43.527 Sonra tabii kâfir olunca, müşrik olunca, puta tapınca bu antlaşmayı bozmuş oluyorlar. 00:49:43.549 --> 00:49:50.228 İlk başta hani Allah'ın ulûhiyyetini kabul etmişlerdi, Rablerini bilmişlerdi. 00:49:50.290 --> 00:49:59.926 Dünyaya gelince o ahdi bozdular. "Bu ahitten maksat budur." demişler.Bu fâsıklar nedir? 00:49:59.964 --> 00:50:08.658 Allah'la kendilerinin yapmış olduğu antlaşmayı bir kere bozmuş olanlardır. 00:50:08.658 --> 00:50:15.978 "Onlar ki Allah'la yaptıkları antlaşmayı bozdular." Birinci vasıfları bu. 00:50:16.606 --> 00:50:24.874 O fâsıklar ki Allah'la ahidlerini nakzetmişler, söz verdikleri halde bozmuşlardır. Bir. 00:50:25.136 --> 00:50:30.744 İkincisi vasıfları: Ve yaktaûne mâ emera'llâhu bihî en yûsale. 00:50:30.951 --> 00:50:42.985 "Ve Allah'ın 'bağlanılsın, bağlanın' diye emrettiği, bağlanılmasını emrettiği işleri koparıp kesmişlerdir." 00:50:43.590 --> 00:50:48.897 Bağlansın dediğini koparıyorlar; bağlamıyorlar, koparıyorlar. İkinci vasıfları bu. 00:50:48.928 --> 00:51:00.858 "Buradaki bağlanılmasını emrettiği şey nedir?" diye sorulacak olursa; 00:51:01.362 --> 00:51:10.645 Bir; buradan murad, ve sılü'l-erhâm diye Allahu Teâlâ hazretleri sıla-i rahimi emretmiş. 00:51:10.645 --> 00:51:24.135 Akrabalarını, dayıları, yengeleri, amcaları, babaları takip edecek, soruşturacak, hürmet edecek, 00:51:24.205 --> 00:51:32.900 yardım edecek, destekleyecek. Sıla-i rahim yapmak bu. Allah; "Sıla-i rahim yapın." diyor. 00:51:32.137 --> 00:51:35.530 Sıla-i rahim ne demek? Rahim, "akraba" demek. 00:51:35.122 --> 00:51:44.767 Sıla, "bağlantı" demek. Yani doğumla insanların ilişkili oldukları kimselerle bağını kuracak. 00:51:44.829 --> 00:51:53.225 Sıla-i rahim yapmak, "o akrabalar ile bağlantısını yapmak" demek. Allah bunu emrediyor. 00:51:53.310 --> 00:52:02.433 Sıla-i rahmin ömrü arttırdığı, beldeleri mâmur ettiği, rızkı arttırdığı hadîs-i şerîflerde bildiriliyor. 00:52:02.433 --> 00:52:09.400 Akrabalara hürmet ve izzet etmek, ona karşı vazifelerini yapmak, her müslümanın bir vazifesi. 00:52:09.173 --> 00:52:18.438 Bu adamlar bunu keserler. Tabii kâfir oldukları için, akraba filan da saymıyor. 00:52:18.539 --> 00:52:26.970 Peygamber Efendimiz'in karşısına çıkan insanların bir kısmı en yakın akrabasıydı. 00:52:26.710 --> 00:52:32.335 Hatta mesela bir kızının kocası, dünürü, yani damadı... 00:52:32.335 --> 00:52:39.377 Böyle insanlar bazen karşı çıktı. Amcalarından bazı insanlar karşı çıktı. 00:52:39.478 --> 00:52:43.779 Bu cilve, Allahu Teâlâ hazretlerinin kaderinin cilvesi... 00:52:43.810 --> 00:52:52.117 Halbuki akrabalıktan dolayı insaf etmeleri gerekirdi. Bazıları da demişler ki... 00:52:52.449 --> 00:53:00.760 Bunun için Katade rahmetullâhi aleyh misal olarak âyet-i kerîme zikrediyor: 00:53:00.840 --> 00:53:04.800 Bismillâhirrahmânirrahîm.Fe-hel aseytüm in tevelleytüm en tüfsidû fi'l-ardı 00:53:04.800 --> 00:53:11.880 ve tukattıû erhâmeküm Muhammed sûresinde ki âyet-i kerîmesi gibi demiş oluyor. 00:53:12.350 --> 00:53:16.374 Bazıları da diyor ki; Ve kîle: el-Murâd eammu min zâlike. 00:53:16.444 --> 00:53:27.377 "Bu âyet-i kerîmede kastedilen Allah'ın 'bağlanılsın, bağlantısı canlı tutulsun' dediği şeyi 00:53:27.377 --> 00:53:34.987 koparmaktan murad daha geneldir, daha umumîdir." Sadece akrabayla bağlantı değildir. 00:53:35.360 --> 00:53:47.320 Bütün Allah'ın emrettiği şeyleri yapmak, onu vasletmek demektir; 00:53:47.380 --> 00:53:53.498 emirlerini tutmamak da kat etmek, koparmak demektir. Allah'ın dediğinin aksini yapmak. 00:53:53.568 --> 00:53:59.322 Emrediyor, yapmıyor; nehyediyor, yapıyor. Aksini yapmak, işte bu koparmak demektir. 00:53:59.361 --> 00:54:07.715 Fâsıkların bir vasfı da budur. Allah'ın "bağlayın" dediğini, "bağlansın" dediğini koparmak. 00:54:07.792 --> 00:54:12.620 Fâsıkların üçüncü vasıfları, diğer bir vasıfları nedir? 00:54:14.723 --> 00:54:20.856 Ve yufsidûne fi'l-ard. "Yeryüzünde fitne fesat çıkartıyorlar." 00:54:20.970 --> 00:54:26.559 Bir; Allah'la ahidlerini bozuyorlar, sözlerinde durmuyorlar. 00:54:26.644 --> 00:54:33.938 İki; emirlerini tutmuyorlar, aksini yapıyorlar. Üç; yeryüzünde fitne fesat çıkartıyorlar. 00:54:33.938 --> 00:54:36.432 Yeryüzünde insanlar toplum hâlinde yaşıyor. 00:54:36.432 --> 00:54:41.880 Toplum hâlinde yaşayınca herkesin birbirine karşı görevleri var, görevleri yapmıyor. 00:54:41.996 --> 00:54:51.790 Toplumlar düzenle yürür, kanunla yürür. el-Adlü esâsü'l-mülk. "Egemenliğin temeli adalettir." 00:54:51.157 --> 00:54:55.587 Adalet olması lazım! Haksızlık olursa, rüşvet olursa, adam kayırma olursa, 00:54:55.634 --> 00:55:03.611 hırsızlık olursa, zulüm olursa, katil olursa o zaman o toplum çöker. 00:55:03.611 --> 00:55:07.571 Çevremizdeki toplumlara baktığımız zaman acıyoruz. 00:55:07.848 --> 00:55:17.243 Kendi toplumumuzdaki haksızlıklara, içtimâî toplumsal haksızlıklara bakınca üzülüyoruz. 00:55:17.289 --> 00:55:22.180 "Bu adalete aykırı; insafa, vicdana sığmaz, insan haklarına sığmaz!" diye üzülüyoruz. 00:55:22.560 --> 00:55:29.311 Allah'tan korkmadı mı, Allah'ın emrinden, emri dairesinden dışarıya kaydı, raydan çıktı gitti mi 00:55:29.311 --> 00:55:34.876 bir insan, bir işi de bu oluyor; yeryüzünü fesada veriyor, toplumu bozuyor. 00:55:34.954 --> 00:55:39.175 İşte kâfirlerin en büyük zararlarından birisi de budur. 00:55:39.221 --> 00:55:46.878 İşin sonucunda maddî bir hasar ve zarar var, toplum zarar görüyor. 00:55:46.940 --> 00:55:51.829 Millet sadece diyor ki; "Din bir duygu, ona kimse ilişmez." Hayır! 00:55:51.829 --> 00:55:56.729 Din toplumun canıdır, toplumun düzeninin kaynağıdır. 00:55:56.806 --> 00:56:01.828 Sen onu tahrip edersen, yıkarsan, yok edersen toplumu kurutursun. 00:56:01.913 --> 00:56:08.384 Ağaca su vermezsen, su kaynaklarını, su aldığı, beslendiği köklerini kesersen, 00:56:08.415 --> 00:56:11.343 dallarını kesersen ağaç kurur. Ülâike hümü'l-hâsirûn. 00:56:11.520 --> 00:56:15.400 Aziz ve muhterem kardeşlerim! 00:56:15.600 --> 00:56:24.280 "İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. Asıl hâsirler işte onlardır!" 00:56:24.800 --> 00:56:31.360 Bu münafıkların altı tane vasfı var. 00:56:31.680 --> 00:56:39.720 Bu âyet-i kerîmede dikkatli bir şekilde bakılırsa fâsıkların, münafıkların altı vasfı görünüyor. 00:56:39.720 --> 00:56:43.920 Bu altı vasfın altısını birden ortaya koyarlar. 00:56:44.800 --> 00:56:53.000 Eğer ellerine imkân, yönetim gücü, kuvvet geçerse zorbalık, diktatörlük yaparak altısını birden ortaya koyarlar. 00:56:53.400 --> 00:56:59.800 Bu fâsık, fâcir, münafık heriflerin altı vasfı nedir? 00:56:59.160 --> 00:57:06.000 Bir; İzâ haddesû kezebû. "Konuştular mı yalan söylerler." Sözleri yalan. 00:57:06.690 --> 00:57:12.726 Bir insana, sözünün doğru olmasına itimat etmiyor, bol keseden söylüyor, 00:57:12.800 --> 00:57:19.200 ondan sonra yerine getirmiyor. Bir, iki, üç... Bu münafık, bak yalan söylüyor. 00:57:19.280 --> 00:57:29.400 Aç gazeteyi, tarihi, eski sayıları karıştır. Söylüyor söylüyor, yalan söylüyor, tutmuyor. 00:57:29.120 --> 00:57:31.000 Konuştular mı yalan söylerler. 00:57:31.900 --> 00:57:37.723 İki; Ve izâ veadû ahlefû. "Vaat ettiler mi vaatlerini yerine getirmezler, vaadinden dönerler." 00:57:37.720 --> 00:57:45.640 Antlaşma yaparsın, imza atarsın. Beklersin ki adaletli davransın, sözünde dursun. 00:57:45.633 --> 00:57:51.795 Durmaz, cayar. Hani ödeyecektin borcunu? Hani şu işi yapacaktın? Hani karşılıklı böyle konuşmuştuk? 00:57:51.960 --> 00:57:57.920 Caydı. Neden? Allah'tan korkmuyor. Fâsık, münafık, fısk u fücur sahibi, ondan. 00:57:58.400 --> 00:58:02.560 Vaat ettiler mi vaadini tutmazlar, hulfederler, vaadinden cayarlar. 00:58:02.600 --> 00:58:08.299 Üç; Ve ize'tüminû hânû. "Kendilerine güvenilirse hıyanet ederler." 00:58:08.360 --> 00:58:17.400 Güvenci boşa çıkartırlar, güvenilen, kendilerine teslim edilen şeyi bozarlar, hıyanet ederler. 00:58:17.457 --> 00:58:21.794 Kasa emanet edilmişse kasadan para çalarlar. 00:58:21.880 --> 00:58:30.800 Bir memuriyet devredilmişse, "Sen bu dairenin müdürüsün, başkanısın." denilmişse o dairenin canına okurlar. 00:58:30.100 --> 00:58:38.619 Rüşvet alırlar, görevi kötüye kullanırlar. Ellerine bir fırsat geçti mi deveyi hamuduyla yutarlar. 00:58:38.689 --> 00:58:43.378 Hamut ne demek?"Devenin üstüne oturulsun diye konulmuş semer" demek. 00:58:43.440 --> 00:58:48.000 Deve zaten kocaman... Adam o kadar aç ki, ağzı o kadar geniş ki, 00:58:48.400 --> 00:58:52.800 karnı o kadar büyük ki deveyi kaldırıyor, hamuduyla yutuyor! 00:58:52.120 --> 00:59:05.400 Güvenildikleri zaman güvenilir, emin insan olmadıklarından güvenmeye liyakat göstermezler, 00:59:05.800 --> 00:59:10.320 güvene uygun hareket etmezler. Hıyanet ederler, hainlik yaparlar. 00:59:10.520 --> 00:59:14.520 Dört; Ve nakazû ahda'llâhi min ba'di mîsâkıhî. 00:59:14.640 --> 00:59:19.760 "Allah'a karşı vermiş oldukları kulluk sözünü, ahdini bozarlar; 00:59:19.800 --> 00:59:24.000 emirlerini tutmazlar, yasaklarından kaçınmazlar." 00:59:24.800 --> 00:59:33.160 Yani günahkâr olurlar, günahları işleyen, irtikâb eden, umursamayan insanlar olurlar. 00:59:33.240 --> 00:59:36.680 Beş; Ve kataû mâ emera'llâhu bihî en yûsale. "Allah'ın 00:59:36.760 --> 00:59:41.520 'bağlansın' dediği şeyi koparırlar, 'yapılsın' dediği işi yapmazlar." 00:59:41.560 --> 00:59:47.480 Altı; Ve efsedû fi'l-ard. "Yerde de fitne fesat çıkartır, berbat ederler; 00:59:47.520 --> 00:59:54.480 toplumu, memleketi, ülkeyi, araziyi, çevreyi her şeyi mahvederler." 00:59:55.360 --> 01:00:03.320 Ve izâ kâneti'z-zahreti aleyhim. "Ama, eğer kendileri çok güç kuvvet sahibi değillerse..." 01:00:03.395 --> 01:00:09.329 Mesela Peygamber Efendimiz'in zamanında; Peygamber Efendimiz kuvvetlendi, 01:00:09.422 --> 01:00:13.578 müslümanlar çoğaldı, Medine-i Münevvere'ye hâkim oldular. 01:00:13.578 --> 01:00:19.630 Peygamber Efendimiz'den sonra Hulefâ-i Râşidîn devrinde müslümanlar çok kuvvetlendi. 01:00:19.630 --> 01:00:26.373 Öyle münafıkların, fâsıkların kaçacak delik arayacakları zaman, devre... Tabii o zaman ne olur?.. 01:00:26.427 --> 01:00:34.602 "Güç kuvvet kendilerinde değil de onlar kıyıda kenardalarsa..." 01:00:35.176 --> 01:00:43.681 Azharu'l-hisâle's-selâs. Üç durumu devam ettirirler." Çünkü ötekileri yapamıyorlar. 01:00:43.720 --> 01:00:46.785 İzâ haddesû kezebû. "Konuştukları zaman yalan söylerler. 01:00:46.855 --> 01:00:51.210 Ve izâ veadû ahlefû. "Vaat ettiler mi vaatlerini yerine getirmezler." 01:00:51.830 --> 01:00:58.770 Ve ize'tüminû hânû. "Güvenilirse güveni boşa çıkartırlar, hıyanet ederler." 01:00:58.186 --> 01:01:02.747 Ötekileri yapamıyorlar, çünkü toplum yaptırtmıyor. Toplum müslüman, mütedeyyin. 01:01:02.817 --> 01:01:06.695 Hz. Ömer elinde sopası, kamçısı çarşıda pazarda dolaşıyor. 01:01:06.695 --> 01:01:12.117 Hadi bakalım, birisi Allah'ın ahdini bozduğunu alenen göstersin bakalım! 01:01:12.211 --> 01:01:19.855 Hadi bakalım, "yap" dediğini yapmasın da "yapma" dediğini yapsın bakalım, 01:01:19.855 --> 01:01:24.793 Hz. Ömer'in karşısında, görelim! Hadi bakalım, yeryüzünü fesada versin! Yapamaz! 01:01:25.328 --> 01:01:35.250 Pazarda bir kabile reisi gezerken adamcağızın, mübareğin birisi yanlışlıkla ayağına bastı. 01:01:35.396 --> 01:01:39.250 "Vay, sen benim ayağıma nasıl basarsın!" diye bir tokat patlattı o adama... 01:01:39.325 --> 01:01:46.103 Ama bilmiyor ki devir Hz. Ömer'in devri. Devir değişti, İslâm geldi, adalet var. 01:01:46.211 --> 01:01:52.216 Öyle eskiden olduğu gibi kabile reislerinin saltanatı yok. Gitti, Hz. Ömer'e dedi ki; 01:01:52.216 --> 01:01:56.762 "Ya Ömer, falanca adamın ben yanlışlıkla ayağına bastım, 01:01:56.762 --> 01:02:03.488 o da kaldırdı bir tokat patlattı yüzüme. Kısas isterim!" Hz. Ömer onu arattırmaya başladı. 01:02:03.488 --> 01:02:09.618 Kabile reisi baktı pabuç pahalı, kalktı başka bir ülkeye gitti, hıristiyan oldu, İslâm'dan çıktı. 01:02:09.618 --> 01:02:14.246 Mahvoldu tabii... Âhirete irtihal etti, âhireti mahvoldu... 01:02:14.331 --> 01:02:17.195 Hz. Ömer'in huzuruna çıksaydı ne yapacaktı Hz. Ömer? 01:02:17.195 --> 01:02:27.700 Sen buna haksız tokat attın, kısas olacaktı. Ya da ceza neyse o verilecekti. 01:02:27.700 --> 01:02:29.168 Öyle yapmadı, âhireti mahvoldu. 01:02:29.230 --> 01:02:34.157 Keşke bin tane tokat yeseydi, keşke şu kadar para verseydi, adamı razı etmek için 01:02:34.297 --> 01:02:37.403 ceza verseydi ama öyle yapmasaydı! 01:02:37.551 --> 01:02:44.689 Müslümanlar kuvvetli oldu mu kötülüğü yaptırtmıyorlar, iş sadece ahlâkî zaafta kalıyor. 01:02:44.759 --> 01:02:48.595 Münafığın, fâsığın durumu sırf ahlâkî zaafta kalıyor. 01:02:48.665 --> 01:02:53.942 Ama ötekiler kuvvet buldular mı, müslümanlara galip geldiler, üstün geldiler mi, 01:02:53.989 --> 01:03:03.346 o zaman öteki berbat şeyleri de yapıyorlar ve yeryüzünü fesada uğratıyorlar. 01:03:03.470 --> 01:03:11.368 Ülâike hümü'l-hâsirûn. "İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir!" 01:03:11.415 --> 01:03:21.457 Burada hâsirûn ne demek? "Hüsrana uğrayanlar" demek.Çoğul bu. Hüsran Türkçe bir kelime değil. 01:03:21.457 --> 01:03:28.738 "Hocam, 'hüsrana uğramak' ne demek?" Yani zarar edenler, yarar kazanamayanlar. 01:03:28.800 --> 01:03:35.240 Kâr umduğu yerden kâr, kazanç elde edemeyenler. Kârın da eski Türkçesi assı. 01:03:35.335 --> 01:03:43.356 Assı elde edemeyenler, ziyan edenler. Ziyan da Farsça'dan geliyor. Tam Türkçesi assı. 01:03:43.395 --> 01:03:48.456 Assı elde edemeyen, ticarette ütülen, yutulanlar. 01:03:48.479 --> 01:03:56.323 Eski Türkçe'de ütülmek, "kaybetmek" mânasına geliyor. Yutulmak, ütülmek... 01:03:56.896 --> 01:04:03.927 Bunlar işte böyle zarara uğrayanlardır. Bu zarar için bazıları buyurmuşlar ki; fi'l-âhire. 01:04:03.927 --> 01:04:14.172 "Âhirette, mahkeme-i kübrâda hesabı görülecek, cehenneme atılacaklar. Zarar âhirette." demiş. 01:04:14.668 --> 01:04:19.855 Ülâike lehümü'l-la'netü ve lehüm sûu'd-dâr âyet-i kerîmesini misal vermişler. 01:04:19.840 --> 01:04:26.120 "Lânet onlara ve âhirette kötü bir yurt onlaradır." Yani cehenneme atılacaklar. 01:04:26.323 --> 01:04:32.159 Bazı alimler İbn Abbas'dan rivayet etmişler ki; 01:04:32.741 --> 01:04:51.256 Kur'ân-ı Kerîm'de ehl-i İslâm'dan gayrılar hakkında hâsirûn denmişse "Yaptıkları işleri küfürdür." demek. 01:04:51.295 --> 01:04:55.922 Burada da ülâike hümü'l-hâsirûn, "Böyle yapan adamlar kâfirlerdir." demek oluyor. 01:04:55.992 --> 01:05:01.806 Ehli İslâm'a "Ziyana uğramışlardır." demek, yani "Günah işlemişlerdir." 01:05:01.806 --> 01:05:04.394 Bunlardan kastedilen zenbdir, günahtır. 01:05:04.394 --> 01:05:11.997 "Bu günahtan dolayı sevaptan mahrum olacaklar, cezaya uğrayacaklar. Orada bir ziyan olacak." demek oluyor. 01:05:14.146 --> 01:05:23.357 Allahu Teâlâ hazretleri böyle hareket edenleri Allah'a isyan ettiklerinden dolayı, 01:05:23.579 --> 01:05:29.715 bir insanın ticaretini kazanamayıp, kâr edemeyip batırdığı gibi, dükkânını kapattığı gibi, 01:05:29.831 --> 01:05:36.167 sermayeyi kediye yüklettiği gibi -diyorlar, o da bir temsil, mesel oluyor- 01:05:36.213 --> 01:05:40.933 bunlar da böyle ziyan edecekler, ziyan etmiş olacaklar. 01:05:41.180 --> 01:05:48.398 Tabii adamlar ziyan etmek maksadıyla yapmıyorlar bunu, dünyada menfaatlerini düşündükleri için yapıyorlar. 01:05:48.398 --> 01:05:54.685 Ama dünya menfaati gelip geçici olduğundan o menfaat hesapları ters çıkıyor, 01:05:54.779 --> 01:06:00.305 dünyadaki hesapları uymuyor, tutmuyor, sonunda mahvoluyorlar. 01:06:00.375 --> 01:06:03.294 İslâm'ın karşısına çıkanlar öyle oldu; her zaman, her yerde... 01:06:03.348 --> 01:06:08.239 Peygamber Efendimiz'in zamanında, sahabe zamanında, dünyanın her yerinde öyle. 01:06:08.293 --> 01:06:14.896 Onlar dünyevî bir menfaati üstün tuttuklarından, ellerine menfaat geçsin diye 01:06:14.950 --> 01:06:19.331 veya ellerindeki menfaat kaçmasın diye... 01:06:19.346 --> 01:06:24.167 Ya küçük bir paraya tamah ettikleri için, dünya menfaatine tamah ettikleri için; 01:06:24.198 --> 01:06:27.175 ya da "Aman rahatımız kaçmasın! 01:06:27.175 --> 01:06:31.560 Aman elimizdeki paramız harcanmasın!" gibi sebeplerle bir hesap yapıyorlar. 01:06:31.560 --> 01:06:40.204 Onlar da bir kâr hesabı yapıyorlar ama sonunda kâr etmiyor ve dünyada âhirette zarara uğruyorlar. 01:06:40.266 --> 01:06:44.844 Dünyada da zarara uğruyorlar, âhirette de en büyük zarara uğrayacaklar. 01:06:44.937 --> 01:06:49.408 Allahu Teâlâ hazretleri bizi emirlerini tutup da 01:06:49.509 --> 01:06:55.416 hem dünyada hem âhirette saadete nâil olanlardan eylesin. 01:06:55.493 --> 01:07:03.780 Hüsrana uğrayanlardan, hâsir olanlardan, o duruma düşenlerden eylemesin. 01:07:03.858 --> 01:07:12.416 Hem dünyamız mutlu olsun, tatlı olsun, hoş geçsin, huzurlu geçsin, temiz geçsin... 01:07:12.849 --> 01:07:17.560 "Oh, elhamdülillah kalben rahatım, mutmainim, çok şükür... 01:07:17.134 --> 01:07:20.791 İşte helal lokma kazanıyorum, çoluk çocuğuma helal yediriyorum. 01:07:20.838 --> 01:07:25.586 Çok şükür yâ Rabbi! Kimsenin hakkını yemedim, kimseyi üzmedim, 01:07:25.625 --> 01:07:33.311 kimseye kötülük yapmak istemedim, yapmadım. Elhamdülillah..." diye rahat ederler; 01:07:33.350 --> 01:07:38.599 hem dünyada mutlu olurlar hem de âhirette Allah cennetiyle cemâliyle taltif eder. 01:07:38.669 --> 01:07:45.228 İşte Yunus Emreler, işte evliyâullah, işte erbâb-ı turuk-u aliyye... 01:07:45.314 --> 01:07:52.654 İşte salih kimseler, işte zâhidler, âbidler... İşte o güzel ahlâklı, tatlı, iyiliksever insanlar... 01:07:52.654 --> 01:08:00.231 İşte çevremizdeki hayrât u hasenâtı, sadakât-ı câriyâtı, meberrâtı yapan sehâvetli, 01:08:00.286 --> 01:08:07.754 cömert, tatlı insanlar... Ne mutlu; cami yapmış, yüzyıllarca içinde namaz kılınıyor. 01:08:07.855 --> 01:08:14.808 Hep o namaz kılanların sevabı kendilerine geliyor. Köprü yapmış, üzerinden geçenlerin sevabı geliyor. 01:08:14.886 --> 01:08:23.325 Ağaçlar dikmiş, onların meyvesini yiyenler, istifade edenler var, onların sevabı geliyor. 01:08:23.356 --> 01:08:30.127 Hastane yapmış, Guraba Hastanesi, yani garibanların hastanesi; 01:08:30.204 --> 01:08:34.217 Bezmialem Valide Sultan yapmış, Allah rahmet eylesin... 01:08:34.280 --> 01:08:38.280 Nasıl seviyorum, görmediğim, tanımadığım halde... Ne hayırlar yapmış! 01:08:39.640 --> 01:08:44.800 İstanbul'un suyunu, Terkos suyunu o getirmiş, hastane yapmış. 01:08:44.120 --> 01:08:49.480 Parasıyla puluyla ne hayırlar yapmış. Yüzyıllardan beri sevap kazanıyor... 01:08:49.522 --> 01:08:52.983 Büyük alimler büyük kitaplar yazmışlar, o kitapları okuyoruz. 01:08:53.610 --> 01:08:59.294 İşte benim elimde üç dört tane kitap; ben tefsir sohbeti yapacağım diye onların güzel, 01:08:59.280 --> 01:09:04.520 sağlam bilgilerini okuyorum. Elhamdülillah, neyin eğri neyin doğru olduğunu anlıyoruz. 01:09:04.630 --> 01:09:09.156 Allah razı olsun... Ne mutlu böyle Allah'ın rızasına uygun ömür geçirenlere! 01:09:09.233 --> 01:09:16.639 Ne yazık ters hesaplar yapıp da hüsrana uğrayanlara! Yazık, akıllı bir iş değil... 01:09:16.717 --> 01:09:24.300 Allah akıl fikir versin. Allah şaşıranları doğru yola sevk etsin. Âmîn, ecmaîn. 01:09:24.920 --> 01:09:25.535 Allah hepinizden razı olsun. 01:09:25.535 --> 01:09:27.802 es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.