WEBVTT 00:00:00.420 --> 00:00:05.834 Size sohbetimi mübarek Mekke-i Mükerreme'den yapıyorum. 00:00:05.947 --> 00:00:14.474 Bakara sûre-i şerîfesinin 37, 38 ve 39. âyet-i kerîmelerini, sohbetimin konusu yapmak istiyorum. 00:00:14.520 --> 00:00:18.375 Önce tabi bayramlarınızı candan tebrik ederim. 00:00:18.429 --> 00:00:25.793 Allahu Teâlâ hazretleri nice mübarek günlere sağlıkla, sıhhatle, âfiyetle, esenlikle, 00:00:25.876 --> 00:00:32.794 huzurla, gönül huzuru ile ulaşmanızı; sevdiklerinizle beraber dünyada ve âhirette 00:00:32.805 --> 00:00:36.143 aziz ve bahtiyar olmanızı nasip eylesin. 00:00:36.182 --> 00:00:42.653 Dualar ederim; hepinize en güzel dileklerimle Cenâb-ı Hak'tan hayırlar dilerim. 00:00:42.723 --> 00:00:46.952 Allah cümlenizden razı olsun. Nice bayramlara erdirsin. 00:00:47.600 --> 00:00:54.858 Güzel yerlerde, güzel vesilelerle toplanmayı, buluşmayı, yüzyüze görüşmeyi nasip eylesin. 00:00:54.912 --> 00:01:03.469 Böyle telefonla bağlantı kurduğumuz gibi, inşaallah İskenderpaşa camimizde, 00:01:03.508 --> 00:01:09.236 yahut kardeşlerimizin yine Hocamız (Mehmed Zahid Kotku) adına muhtelif yerlerde 00:01:09.236 --> 00:01:15.886 yaptırdıkları camiler var oralarda buluştursun. Bir tanesi gözümün önünde, resimleri demin getirdiler. 00:01:15.959 --> 00:01:23.293 "Mehmed Zâhid Kotku camii" diye, Ümraniye Yukarı Dudullu'da 00:01:23.542 --> 00:01:29.376 -sebep olanlardan Allah razı olsun- güzel bir cami yapmışlar. 00:01:29.382 --> 00:01:35.970 Tabi orada ibadet edildikçe, Hocamız'ın adına yaptıkları için Hocamız'a da sevap gidecek; 00:01:35.174 --> 00:01:40.552 yaptıranlar da sevap kazanacak, ibadet edenler de sevap kazanacak. Çok teşekkür ederiz. 00:01:40.584 --> 00:01:45.793 İnşaallah böyle yerlerde, yüzyüze de sohbetler yapmayı Allah nasip eder. 00:01:45.839 --> 00:01:51.606 Bakara sûresi'nin 37. âyet-i kerîmesi şöyle: Bismillâhirrahmânirrahîm: 00:01:51.667 --> 00:02:00.168 Fetelekkâ âdemü min rabbihî kelimâtin fe-tâbe aleyh, innehû hüve't-tevvâbü'r-rahîm. 00:02:00.200 --> 00:02:05.461 Bu âyet-i kerîmede Rabbimiz buyuruyor ki; Fetelekkâ âdemü min rabbihî kelimâtin. 00:02:05.585 --> 00:02:17.544 "Âdem Rabbinden kelimeler aldı, telakkî etti." Fe-tâbe aleyhi. 00:02:17.618 --> 00:02:24.162 "Allah da ona teveccüh buyurdu, tevbesini kabul buyurdu." 00:02:24.162 --> 00:02:34.274 İnnehû hüve't-tevvâbü'r-rahîm. "Çünkü o tevbeleri çok kabul edicidir, çok merhamet edicidir." 00:02:35.770 --> 00:02:43.230 Bu tabi siyaki ve sibaki ile daha iyi anlaşılır. Daha önceki âyet-i kerîmelerin gelişi nasıl, gidişi nasıl? 00:02:43.300 --> 00:02:47.408 Daha önceki âyet-i kerîmeler, Allahu Teâlâ hazretlerinin Âdem Atamız aleyhisselam'ı yarattığını, 00:02:47.517 --> 00:02:55.281 sonra zevcesini yarattığını ve cennette onlara; "Nasıl isterseniz, nimetler içinde yaşayın." dediğini 00:02:55.281 --> 00:03:00.112 ve "Şu ağaca yaklaşmayın!" buyurduğunu, bir ağaca yaklaşmaktan yasakladığını; 00:03:00.135 --> 00:03:08.779 fakat şeytanın onları bir yoldan ikna ederek, kandırarak o ağaca yanaştırdığını 00:03:08.825 --> 00:03:21.834 ve ondan yedirttiğini; bunun üzerine onların, "İnin cennetten aşağıya!" denilerek cennetten çıkarıldığını, 00:03:21.864 --> 00:03:24.830 dünyaya gönderildiğini bildiriyordu 00:03:24.752 --> 00:03:32.752 Âdem aleyhisselam, Havva Anamız ile beraber böyle indirilince -Tabi şeytan da çıkarıldı. 00:03:32.873 --> 00:03:40.198 Âdem Atamız ve Havva Anamız aleyhimesselam da cennetten çıkarıldılar.- çıkarılınca; 00:03:40.237 --> 00:03:47.727 "Rabbinden kendisine bir takım kelimeler verildi; o da o kelimeleri aldı. 00:03:47.793 --> 00:03:54.711 İlham olundu, öğretildi; o da o ilhamı aldı, anladı. 00:03:54.765 --> 00:04:08.854 Kendisine ilham olunan, verilen kelimeleri öğrendi ve onlarla Allahu Teâlâ hazretlerine tevbe etti. 00:04:09.482 --> 00:04:20.197 Çünkü, Allahu Teâlâ hazretleri tevbeleri kabul edicidir." diye bu 37. âyet-i kerîme bildiriyor. 00:04:20.236 --> 00:04:28.196 Âdem aleyhisselam Rabbinden ilham yoluyla, nasihat yoluyla, işaret yoluyla, 00:04:28.235 --> 00:04:37.521 açıkça hangi kelimeleri aldı da Rabbine tevbe etti; Rabbi onun tevbesini kabul etti? 00:04:37.567 --> 00:04:49.131 Nasıl, hangi kelimeler olduğu hususunda İbn Kesir diyor ki; -Bu hususta âyet-i kerîme var. 00:04:49.315 --> 00:04:53.307 başka bir sûrede buyruluyor ki;- 00:04:53.369 --> 00:04:59.317 Kâlâ. "Her ikisi de yeryüzüne indirilince, Âdem ile Havva aleyhisselam dediler ki." 00:04:59.359 --> 00:05:02.817 Rabbenâ. "Ey Rabbimiz!" Zâlemnâ enfüsenâ. 00:05:02.847 --> 00:05:11.724 "Biz günah işlemek sûretiyle kendi kendimize zulmettik, elimizden nimetleri kaçırdık, 00:05:11.755 --> 00:05:19.573 kendi kendimize zarar vermiş olduk, zulmetmiş olduk!" Ve in lem tağfirlenâ ve terhamnâ. 00:05:19.573 --> 00:05:28.604 "Eğer sen bizi afv u mağfiret etmez, mağfiretinle muamele eylemezsen, bize rahmeylemezsen, acımazsan." 00:05:28.666 --> 00:05:34.495 Lenekûnenne minel-hâsirîn. "Muhakkak ki hüsrana uğrayanlardan oluruz." 00:05:34.533 --> 00:05:42.600 İşte öğrendiği kelimeler bunlardı. Çünkü başka âyet-i kerîmede böyle dedikleri belli olduğuna göre 00:05:42.130 --> 00:05:52.140 bunları Cenâb-ı Mevlâ onlara öğretti, verdi. "Onlar da bu sözleri söylediler." diyor. Bir rivayet bu. 00:05:52.202 --> 00:06:03.736 Diğer bir rivayet:Benî Temim'den, bir kabile -tabi bu bir kişi- İbn Abbas radıyallahu anh'e geldi. 00:06:03.767 --> 00:06:11.222 İbn Abbas, Abdullah b. Abbas Kur'ân-ı Kerîm ilimlerinde mahir, Kur'ân-ı Kerîm'i çok iyi bilen, 00:06:11.253 --> 00:06:20.753 alim, fâzıl, bir meşhur sahabi. Peygamber Efendimiz'in zamanında gençti. Ona geldi ve sordu. Dedi ki; 00:06:20.799 --> 00:06:25.902 Mel-kelimâtü'lletî telekkâ Âdemü min rabbihî. 00:06:25.933 --> 00:06:40.700 "Kur'ân-ı Kerîm'de Âdem'in Rabbinden telakkî ettiği, aldığı, öğrendiği bildirilen kelimeler nelerdi?" diye 00:06:40.126 --> 00:06:43.752 İbn Abbas radıyallahu anh'e sordu. 00:06:43.960 --> 00:06:48.960 İbn Abbas radıyallahu anh buyurdu ki; 00:06:49.650 --> 00:06:59.623 Kâle: Alleme şe'ne'l-hac. "-Allah Âdem ve Havva aleyhisselam'a haccın nasıl yapılacağını, 00:06:59.653 --> 00:07:07.111 hac meselesini öğretti." Kurban bayramında biz Mekke'deyiz, hacdayız. 00:07:07.158 --> 00:07:16.507 Bu âyet-i kerîme tam tevafukan çok uygun bir zamanda sohbetimizin konusu olmuş oluyor. 00:07:16.546 --> 00:07:23.470 Âdem aleyhisselam ile Havva Anamız haccın nasıl yapılacağını, 00:07:23.102 --> 00:07:28.829 Cenâb-ı Mevlâ'ya nasıl tazarrû ve niyaz edileceğini Allah öğretince demek ki 00:07:28.860 --> 00:07:34.686 o tarzda kendilerini affettirecek işlemlere girişmişler. 00:07:34.732 --> 00:07:43.859 Hacı kardeşlerimiz bilsinler; hacca gitmiş olanlar da, buradaki hatıralarını hafızalarında canlandırsınlar. 00:07:43.913 --> 00:07:53.984 Demek ki bizim Kâbe-i Müşerrefe'nin etrafında dönmemiz, Âdem Atamız'ın o işaret edilen mübarek yerde, 00:07:54.690 --> 00:07:58.900 "Allah celle celâlühû'nün kendilerini affetsin." diye dönmesi. 00:07:58.129 --> 00:08:04.338 Sonra Arafat'ta vakfeye durmamız, yalvarmamız, yakarmamız; hacıların Arafe gününde, 00:08:04.338 --> 00:08:06.558 Arafat meydanında dua ve niyaz etmeleri... 00:08:06.604 --> 00:08:16.280 Demek ki Âdem Atamız oralara gelmiş, öyle tazarru ve niyaz eylemiş ve Allahu Teâlâ hazretleri 00:08:16.900 --> 00:08:21.305 onun tevbesini kabul eylemiş. Bir rivayet bu. 00:08:21.375 --> 00:08:31.726 Süfyân-ı Sevrî ve daha başka alimlerin -Allah hepsini rahmetine erdirsin, 00:08:31.726 --> 00:08:41.550 büyük mükâfâtlarla mükâfatlandırsın- bu konuda bir başka rivayetleri şöyle: 00:08:41.573 --> 00:08:47.586 Kâle Âdemü. "Âdem aleyhisselam -cennetten çıkarılıp da yeryüzüne indirilince- Mevlâsına sordu:" 00:08:47.640 --> 00:08:57.608 Yâ Rabbi, hatîeti'lletî ahta'tü şey'ün ketebtehû aleyye kable en tahlükanî 00:08:57.631 --> 00:09:02.125 ev şey'ün ibteda'tühû min kıbeli nefsî? 00:09:01.920 --> 00:09:06.879 "Yâ Rabbi, şu benim işlediğim hata; 'Ağaca yaklaşmayın.' dedin dayanamadık, yaklaştık. 00:09:07.300 --> 00:09:13.587 Şeytan bize, 'Bu ağaçtan yerseniz cennette ebedî kalırsınız, elden gitmeyecek bir devlet, 00:09:13.677 --> 00:09:19.798 nimet, şevket, saltanata nâil olursunuz.' dediği için tamah ettik. Ama yapmamamız lazımdı. 00:09:19.837 --> 00:09:26.338 İyi niyetle bunu yaptık. Yâ Rabbi, bizim bu hatamız, beni yaratmadan önce 00:09:26.461 --> 00:09:36.179 senin mukadderatımıza yazdığın bir şey mi, yoksa ben bunu kendi nefsimden, kendim mi ortaya koydum?" 00:09:36.212 --> 00:09:42.400 Kâle: Bel şey'ün ketebtehû aleyke kable en ahlükake. 00:09:41.879 --> 00:09:46.260 "Hayır, sen bunu kendin yapmadın, ben mukadderat icâbı, 00:09:46.296 --> 00:09:54.797 seni yaratmadan evvel böyle yapacağını sana yazmıştım." diye buyurdu, Cenâb-ı Mevlâ. 00:09:54.879 --> 00:10:00.713 Âdem Atamız'ın sorusuna böyle cevap verdi. Onun üzerine Âdem Atamız buyurmuş ki; 00:10:00.739 --> 00:10:05.490 Kâle: Fe kemâ ketebtehû aleyye fa'ğfirlî. 00:10:05.950 --> 00:10:10.112 "Madem sen bunu mukadderatıma yazdın yâ Rabbi, bu meseleyi alnıma yazdın; 00:10:10.166 --> 00:10:14.384 o halde beni mağfiret eyle, bu hatamı bağışla!" dedi. 00:10:14.414 --> 00:10:22.158 Kâle. "-Râvi bunu rivayet ettikten sonra bu âyet-i kerîmeyi hatırlatarak- demiş ki." 00:10:22.189 --> 00:10:27.175 Fe zâlike kavlühû teâlâ: Fetelekkâ âdemü min rabbihî kelimâtin fe-tâbe aleyh. 00:10:27.198 --> 00:10:35.407 "İşte Âdem'in Rabbinden, Mevlâsı'ndan bazı kelimeler, konuşmalar telakki edip mükaleme, 00:10:35.446 --> 00:10:41.800 konuşma olduktan sonra, soru cevap aldıktan sonra söylemeleridir. 00:10:41.800 --> 00:10:47.436 Bu âyet-i kerîmede kelimât sözünden murat budur." diye bir rivayet de bu. 00:10:47.467 --> 00:10:55.616 Bu da bize Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in sahih bir hadîs-i şerîfini hatırlatıyor: 00:10:55.670 --> 00:11:00.536 Mi'rac'da Mûsâ aleyhisselam, Âdem aleyhisselam ile karşılaşınca, 00:11:00.575 --> 00:11:06.148 Peygamber Efendimiz'in müşahede eylediği vech ile -Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten nakledilen rivayet: 00:11:06.194 --> 00:11:13.830 "Allah seni kendi eliyle yaratmadı mı? Meleklerden üstün kılmadı mı? Esmâyı öğretmedi mi? 00:11:13.137 --> 00:11:15.997 Taltif etmedi mi? 'Cennette yaşa' demedi mi? 00:11:16.590 --> 00:11:23.720 Niye 'yaklaşma' dediği ağaca yaklaştın da, bizi cennetten çıkardın?" diye Mûsâ aleyhisselam,Âdem Atamız'a 00:11:23.720 --> 00:11:29.237 söyleyince; Âdem aleyhisselam da cevap olarak demiş ki: 00:11:29.237 --> 00:11:36.779 "'Yâ Mûsâ, Allah'ın mukadderat kaleminin yazdığı, mürekkebinin kuruduğu bir husustan dolayı mı 00:11:36.779 --> 00:11:41.153 bana levm ediyosun, beni ayıplıyorsun, kınıyorsun?' dedi 00:11:41.153 --> 00:11:45.571 ve Mûsâ aleyhisselam'ı susturdu." diyor Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. 00:11:45.594 --> 00:11:53.110 Demek ki "Âdem Atamız haklıydı, mukadderatın bir cilvesiydi bu." demiş oluyor. 00:11:53.125 --> 00:11:56.573 Peygamber Efendimiz'in o hadîs-i şerîfinden de anladığımız bu. 00:11:56.603 --> 00:12:05.389 Başka bir rivayet de şöyle. Bu rivayet İbn Abbas'tan. Âdem aleyhisselam demiş ki; 00:12:05.389 --> 00:12:14.763 Yâ Rabbi, elem tahluknî biyedik. "Yâ Rabbi, sen beni müstesna bir şekilde elinle yaratmadın mı?" 00:12:14.801 --> 00:12:20.840 Kâle: Bel. "'Evet, yarattım.' buyurdu." Kâle: Ve nefahte fîhi min rûhike. 00:12:20.138 --> 00:12:25.348 "Benim cesedim daha ruha sahip değilken, cana sahip değilken, 00:12:25.402 --> 00:12:32.836 benim topraktan yarattığın cesedime ruhunu sen üfürmedin mi ey benim Rabbim?" 00:12:32.867 --> 00:12:44.520 Kîle lehû: Belâ. "'Evet' denildi." E raeyte in tübtü hel ente râciî ile'l-cenneh. 00:12:44.550 --> 00:12:51.826 Böyle cevaplar alınca, Âdem aleyhisselam adım adım arzusunu Mevlâsına arzediyor: 00:12:51.888 --> 00:12:58.526 "Yâ Rabbi, eğer ben tevbe edersem, tekrar beni cennete sokar mısın, döndürür müsün? 00:12:58.588 --> 00:13:03.356 Cennete dönenlerden olur muyum? Dönücü olur muyum?" deyince Mevlâmız; 00:13:03.395 --> 00:13:11.295 Kâle: Neam. "'Evet.' buyurdu."İşte bu konuşma, buradaki kelimât, 00:13:11.326 --> 00:13:24.146 "Rabbiyle bir takım mükâlemesi işte budur." diye, bir rivayet de böyle. Böyle sahih rivayetler var. 00:13:24.177 --> 00:13:30.500 Bir de Übey b. Kâ'b radıyallahu anh'ten bir rivayet var. 00:13:30.460 --> 00:13:35.213 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki; Kâle Âdemü aleyhisselâm. 00:13:35.253 --> 00:13:40.879 "Âdem aleyhisselam dedi ki." Eraeyte yâ rabbi in tübtü ve raca'tü eâidî ile'l-cenneh. 00:13:40.938 --> 00:13:51.946 "Yâ Rabbi, eğer ben tevbe edersem ve dönersem beni cennete tekrar avdet ettirir misin? 00:13:52.300 --> 00:13:55.754 Cennete girenlerden olur muyum?" diye sordu. Kâle: Neam. 00:13:55.794 --> 00:14:03.503 "Fe-telekkâ Âdemü min rabbihî kelimâtin'deki kelimâtin budur, Âdem aleyhisselam'ın Rabbinden aldığı kelimeler bunlardır." diye, 00:14:03.794 --> 00:14:09.919 bu rivayeti de naklediyor İbn Kesir rahmetullahi aleyh. " 00:14:10.378 --> 00:14:18.795 Sonra Ebûl-Âliye isimli zât-ı muhteremden rivayette şöyle deniliyor: 00:14:18.799 --> 00:14:25.567 "Âdem aleyhisselam bu kelimât'ı öğrendi ve Rabbi'ne tevbe etti." 00:14:25.597 --> 00:14:33.775 İnne Âdeme lemmâ esâbel-hatîete kâle. "Âdem aleyhisselam, işte o ağaçtan yiyince dedi ki." 00:14:33.813 --> 00:14:42.516 Eraeyte in tübtü yâ rabbi ve aslahtü. "Yâ Rabbi, ben tevbe etsem, ıslah olsam, 00:14:42.547 --> 00:14:49.675 hâlimi düzeltsem nasıl olur?" Kala'llâh: İzen üdhilüke'l-cenneh. 00:14:49.753 --> 00:14:57.728 "O zaman ben de seni cennetime dâhil ederim." diye Mevlâ'dan cevap gelince, 00:14:57.774 --> 00:15:06.433 "İşte kelimeler budur." diye rivayet ediliyor. Tabi hepsi birbirini tamamlayıcı şeyler. 00:15:06.433 --> 00:15:14.150 Rabbenâ zalemnâ enfüsenâ. "Yâ Rabbi, biz nefsimize, kendi kendimize kötülük ettik, zulmettik. 00:15:14.310 --> 00:15:16.711 Affetmezsen hâlimiz yaman olur. 00:15:16.749 --> 00:15:21.733 Bizi mağfiret eylemezsen bize rahmetmezsen çok ziyanlara uğrarız." sözü; 00:15:21.764 --> 00:15:29.197 "Böyle tevbe etsem kabul olur mu?" diye niyazı; bunların hepsi birbirini tamamlayıcı şeyler. 00:15:29.342 --> 00:15:40.238 Bir de Ebû Nüceyh, Mücahid'den rahmetullahi aleyhim rivayet etmiş ki 00:15:41.170 --> 00:15:44.504 Âdem aleyhisselam'ın sözleri şu kelimelerdi: 00:15:44.492 --> 00:15:49.255 Allâhümme lâ ilâhe illâ ente sübhâneke ve bihamdik 00:15:49.339 --> 00:15:54.131 rabbi innî zalemtü nefsî fa'ğfirlî inneke hayrü'l-gâfirîn. 00:15:54.178 --> 00:15:58.145 Allâhümme lâ ilâhe illâ ente sübhâneke ve bi hamdik 00:15:58.191 --> 00:16:03.516 rabbi innî zalemtü nefsî fe'rhamnî inneke hayru'r-râhimîn. 00:16:03.554 --> 00:16:07.284 Allâhümme lâ ilâhe illâ ente sübhâneke ve bihamdik, 00:16:07.284 --> 00:16:12.996 rabbi innî zalemtü nefsî fe-tüb aleyye inneke ente't-tevvâbü'r-rahîm. 00:16:13.340 --> 00:16:18.968 Bu sözleri, Hocamız'ın (Mehmed Zahid Kotku) tertiplediği Evrâd-ı Şerîfe'mizi, 00:16:18.968 --> 00:16:21.705 Dua Kitabı'mızı okuyanlar hatırlayacaklar. 00:16:21.767 --> 00:16:27.743 Pazar günü tesbihatı arasında Âdem aleyhisselam'ın tesbihâtı olarak bunlar da var. 00:16:27.793 --> 00:16:31.809 İşte böyle kelimelerle niyaz etti. 00:16:31.895 --> 00:16:37.188 Tabi bunlar da yine Allah'ın ilhamıyla oluyor, gönlüne düşürmesiyle oluyor. 00:16:37.289 --> 00:16:41.386 "Böyle Cenâb-ı Mevlâ'dan affını istedi." diye de geçiyor. 00:16:41.456 --> 00:16:46.473 Mehmed Zâhid Kotku Hocamız'a Allah rahmet etsin. Bize her gün okuyacağımız duaları hazırlamış. 00:16:46.543 --> 00:16:50.646 Her hafta bu Evrâd-ı Şerîfe'yi okuyunca, 00:16:50.724 --> 00:16:58.617 Âdem Atamız'ın afv u mağfiret olmasına sebep olan kelimeleri öğretmiş oluyor, 00:16:58.617 --> 00:17:04.698 pazar günleri de okumuş oluyoruz. Nur içinde yatsın, makamı yüksek olsun, daha âlâ olsun. 00:17:04.744 --> 00:17:11.725 Allah evliyâullah büyüklerimizin şefaatine erdirsin. Bu kelimelerin mânâsını şöyle hatırlayıverelim. 00:17:11.756 --> 00:17:15.477 Ezberlersek çok iyi olur ama mânâsını bilmemiz de lazım: 00:17:15.535 --> 00:17:20.710 Allâhümme. "Ey benim Mevlâm, Rabbim." Lâ ilâhe illâ ente. 00:17:20.110 --> 00:17:25.777 "Senden başka ilâh yok, mâbud yok, ancak sen varsın!" Sübhâneke ve bi-hamdik. 00:17:25.816 --> 00:17:34.482 "Seni her türlü noksandan tenzih ederim. Her türlü kemâle sahipsin. Hiç eksiğin, noksanın yok. 00:17:34.529 --> 00:17:46.486 Her şeyi bilirsin, görürsün. Her türlü kemâl sıfatıyla muttasıfsın. Her türlü noksanlıktan münezzehsin. 00:17:46.525 --> 00:17:50.397 Sana hamd-ü senâlar ederim." Rabbi innî zalemtü nefsî. 00:17:50.397 --> 00:17:56.422 "Yâ Rabbi, ben nefsime kendim kötülük ettim, zulmettim." Fa'ğfirlî. "Beni afv u mağfiret eyle." 00:17:56.476 --> 00:18:01.520 İnneke hayru'l-ğâfirîn. "Çünkü sen mağfiret edenlerin en hayırlısısın." 00:18:01.586 --> 00:18:09.651 Birinci cümle bu. İkinci cümle yine onun gibi ama sonunda hafif bir değişiklik var: 00:18:09.651 --> 00:18:14.973 Allâhümme lâ ilâhe illâ ente. "Yâ Rabbi, Mevlâm, Rabbim, Allah'ım, 00:18:15.110 --> 00:18:18.300 senden başka mabud ve ilâh yok, ancak sen varsın. 00:18:18.300 --> 00:18:23.305 Seni her türlü noksandan tenzih ederim, sana hamd ü senâlar ederim." 00:18:23.320 --> 00:18:28.627 Rabbi innî zalemtü nefsî."Yâ Rabbi, ben nefsime kötülük ettim, kendi kendime zulmettim. 00:18:28.643 --> 00:18:35.302 Fe'rhamnî. "Beni rahmetine erdir, bana rahmeyle, acı." 00:18:35.356 --> 00:18:40.000 İnneke hayru'r-râhimîn. "Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!" 00:18:40.390 --> 00:18:42.189 Burada ikinci cümlede merhamet isteniyor. 00:18:42.189 --> 00:18:48.814 Birincide mağfiret isteniyor, ikincide merhamet, rahmet isteniyor. Üçüncü cümlede de: 00:18:48.852 --> 00:18:55.397 Allâhümme lâ ilâhe illâ ente sübhâneke ve bi hamdik. "Allah'ım, Mevlâm, senden başka ilâh yok! 00:18:55.397 --> 00:19:00.360 Ancak sen varsın, tek mabud sensin, seni her türlü noksandan tenzih ederim. 00:19:00.383 --> 00:19:06.730 Zalimlerin, fasıkların, kâfirlerin, müşriklerin söylediği abuk sabuk yalan yanlış sözlerden tenzih ederim. 00:19:06.768 --> 00:19:14.980 Sana hamd ü senâlar ederim." Rabbi innî zalemtü nefsî. "Ben nefsime kötülük ettim, kendim zulmettim." 00:19:15.700 --> 00:19:20.799 Fe-tüb aleyye. "Bana tevbe nasip eyle, teveccüh eyle." 00:19:20.820 --> 00:19:25.280 İnneke ente't-tevvâbü'r-rahîm. "Çünkü sen çok teveccühkârsın; 00:19:25.303 --> 00:19:31.101 tevbeleri çok kabul edici, çok merhametlisin!" mânasına geliyor. 00:19:30.979 --> 00:19:38.159 Âdem Atamız işte böyle dualarla dua etti, yalvardı, yakardı; sözleri bunlar. 00:19:38.182 --> 00:19:43.861 Mekanlar da demek ki bu haccın îfa edildiği mukaddes mıntıkalar; 00:19:43.861 --> 00:19:47.220 Mekke, Kâbe-i Müşerrefe'nin olduğu yerler... 00:19:47.220 --> 00:19:55.117 Oradaki Kâbe'nin olduğu yerde, meleklerin yaptığı nurdan şeyin etrafında tavaf etti. 00:19:55.117 --> 00:20:01.287 Arafat'da vakfeye durdu, yalvardı.Fe-tâbe aleyh. 00:20:01.349 --> 00:20:08.600 "Allahu Teâlâ hazretleri de onun tevbesini kabul eyledi." 00:20:08.115 --> 00:20:19.166 Böyle bir Arapça cümlenin içinde, yeni başlayan cümleciğin başına fe gelince, 00:20:19.196 --> 00:20:27.227 çeşitli mânalar ifade edebilir. Birisi; "Şöyle şöyle oldu, sonra da şöyle oldu." mânasına, 00:20:27.273 --> 00:20:31.565 peşpeşe birbirini takip eden olayları ifadede kullanılır. 00:20:31.620 --> 00:20:41.502 Bir de; "Şu şöyle oldu da ona mukabil bu şöyle oldu." gibi bir mânâ taşır. Failin değiştiğini gösterir. 00:20:41.541 --> 00:20:47.556 Rabbinden kelimeler ilham olarak Âdem aleyhisselam'ın gönlüne geldi, 00:20:47.556 --> 00:20:54.445 veya doğrudan doğruya duyulur seslerle Rabbine sordu: "Tevbe etsem kabul olur mu?" dedi. 00:20:54.483 --> 00:21:01.134 Allâhümme diyerek gözyaşlarıyla yalvararak, yakararak affını, mağfiretini istedi. 00:21:01.380 --> 00:21:08.830 Fe-tâbe aleyhi. "Allah da ona tevbesini kabul buyurdu, teveccüh etti." 00:21:08.384 --> 00:21:18.830 Fe-tâbe'nin faili, tâba'llâhu aleyh, tâba'llâhu alâ Âdeme. "Allah Âdem'e teveccüh etti." 00:21:18.868 --> 00:21:25.415 Tâbe-yetûbu-tevbeten; "rücû etmek, dönmek" demek. Kul ne yapıyor? 00:21:25.438 --> 00:21:31.665 İsyandan döndüğü zaman; "Yâ Rabbi, ben yanlış yoldan, isyandan döndüm." deyince; 00:21:31.727 --> 00:21:38.448 tâbe kul tarafında, kulun fiili olarak mütalaa edildiği zaman; 00:21:38.471 --> 00:21:44.640 "Rabbine döndü, günahı bıraktı, itaate döndü. Rabbine teveccüh etti." mânasına geliyor. 00:21:44.686 --> 00:21:50.131 Tevbe bu mânâya; "yanlışını bırakmak, yanlışından dönmek" mânasına. 00:21:50.201 --> 00:22:02.444 Allah tarafından, tâba'llâhu, "Allah tevbe etti." diye, Allah fail olarak kullanıldığı zaman, 00:22:02.444 --> 00:22:09.337 "Allah kuluna rahmetiyle teveccüh etti, rahmetiyle döndü. 00:22:09.399 --> 00:22:19.800 Gazabını döndürdü, rahmetini tevcih etti, öyle teveccüh etti." mânâsına geliyor. 00:22:19.497 --> 00:22:31.980 Burada, "Âdem, Mevlâsına tevbe etti." mânasına da olabilir. Tabi hep zamir olarak kullanıldığı için; 00:22:32.260 --> 00:22:37.704 "O kelimeleri kullanıp öyle söyleyip yalvarıp yakarınca, 00:22:37.758 --> 00:22:41.777 'Rabbi ona teveccüh buyurdu, onun tevbesini kabul etti.'" mânâsına da olabilir. 00:22:41.807 --> 00:22:51.570 Tâbe'llâhu alâ Âdeme de olur, veya tâbe Âdemü de olur. 00:22:51.880 --> 00:22:59.682 Ama burada aleyhi ile kullanılması, tâbe'llâhu alâ Âdeme mânâsına geldiğini kesin olarak gösteriyor. 00:22:59.744 --> 00:23:04.349 Demek ki o sözleri söyleyip, yalvarıp yakarınca, günahından dönünce; 00:23:04.380 --> 00:23:07.356 Mevlâsı onun tevbesini kabul etti. 00:23:07.379 --> 00:23:14.558 Bu hacca gelenler, umreye gelenler de aynı şekilde, hayatlarında o zamana kadar yapmış oldukları 00:23:14.558 --> 00:23:19.181 hataları, kusurları yâd ederek, tavaf ederek, gözyaşı dökerek; 00:23:19.181 --> 00:23:26.550 "Aman yâ Rabbi!" diyerek, hâlisâne, muhlisâne Cenâb-ı Mevlâ'dan afv u mağfiret isteyerek, 00:23:26.573 --> 00:23:33.866 Arafat'ta kulların arasında baş açık, yalın ayak, gözyaşlarıyla yalvarıp yakarınca; 00:23:33.889 --> 00:23:38.350 fe-tâbe aleyhim Cenâb-ı Mevlâ onlara da tevbe ediyor, onlara da yöneliyor, onları da affediyor. 00:23:38.436 --> 00:23:42.856 İşte tevbenin yolu bu.Allahu Teâlâ hazretleri bu hac ibadetini, 00:23:42.926 --> 00:23:46.714 çok büyük bir tevbe fiili olarak nasip etmiş. 00:23:46.714 --> 00:23:53.298 Elhamdülillah, İslâm başlı başına her şeyiyle serâpâ bütün ahkâmıyla bir nimet. 00:23:53.321 --> 00:23:57.120 İçindeki ibadetler de çok büyük nimet, devlet ve saadet. 00:23:57.430 --> 00:24:07.345 Bu hac ibadeti de çok büyük, çok güzel bir ibadet. İşte böylece kullar afv u mağfiret oluyor. 00:24:07.391 --> 00:24:16.725 Âdem Atamız da böyle Mevlâsından aldığı işaretlerle, telkinlerle kendisi tevbe etmiş; 00:24:16.763 --> 00:24:18.369 Allah'ın tevbesine mazhar olmuş. 00:24:18.433 --> 00:24:22.571 İnnehû. İnnehû'deki hû zamiri Allah'a râci, innallâhe demek. 00:24:22.625 --> 00:24:28.230 "Hiç şüphe yok ki Allah." Hüve't-tevvâbü'r-rahîm. "Tevvâb ve Rahîm'dir." 00:24:27.966 --> 00:24:34.490 Kendisine teveccüh edenlere, çok daha fazla teveccüh eder. 00:24:34.820 --> 00:24:39.800 Kul Mevlâsına dönünce, Mevlâ da kuluna çok daha fazla teveccüh ediyor. 00:24:39.470 --> 00:24:42.310 Tevvâb, Allah'ın sıfatı olunca o mânâya geliyor. 00:24:42.356 --> 00:24:48.160 "Çok teveccühkâr, çok yönelen, kulunun duasını kabul eden; 00:24:48.710 --> 00:24:57.578 dönüşüne mukabil, o da kuluna rahmetiyle muamele eden; gazabını kaldıran, affeden, mağfiret eden; 00:24:57.640 --> 00:25:05.375 tevvâb, tevbeleri çok kabul edici." Mübâlağa sîgası fa'âl olunca mübalağa oluyor. 00:25:05.398 --> 00:25:08.789 Cenâb-ı Mevlâ tevbeleri çok kabul edicidir. 00:25:08.820 --> 00:25:16.891 Tevbe eden kulunu çok sever ve çok sevinir; kulunun tevbesinden çok hoşnut ve razı olur. 00:25:16.922 --> 00:25:22.994 Bu hususta hadîs-i şerîfler kesin.İnnehû hüve't-tevvâbü'r-rahîm. "Çok merhametlidir. 00:25:23.410 --> 00:25:27.200 Kullarına lütfediyor, azab etmek istemiyor; 00:25:27.119 --> 00:25:32.608 kullar tevbe etti mi tevbesini kabul ediyor, rahmediyor, lutfediyor." 00:25:32.717 --> 00:25:39.665 Bu âyet-i kerîme, çeşitli güzel yönlerden bizi ümitlendiriyor. 00:25:39.717 --> 00:25:46.176 Yüzümüz ne kadar kara olsa, elimiz ne kadar boş olsa, suçumuz ne kadar çok olsa, 00:25:46.205 --> 00:25:52.480 Cenâb-ı Mevlâ Tevvâb'dır, Rahîm'dir, affeder, mağfiret eder, 00:25:52.910 --> 00:25:57.758 lütfeder, rahmeder, acır, sever, bağışlar, günahları siler. 00:25:57.799 --> 00:26:06.174 Ondan sonraki 38. âyet-i kerîmenin başındaki ilk kelime, Kulnâ. 00:26:06.241 --> 00:26:11.596 "Ben Azîmüşşân buyurdum ki." diye Cenâb-ı Mevlâ kendisi bildiriyor. 00:26:11.681 --> 00:26:20.874 Kulnâ. "Biz buyurduk ki." İhbitû minhâ cemîâ. Arapça'da sülâsî emirlerin başındaki elifler, 00:26:20.966 --> 00:26:29.341 hemze-i vasıl, "geçilen elif" olduğundan, Kulne'hbitû deniliyor. Tek tek okunsa Kulnâ ihbitû denilecek. 00:26:30.174 --> 00:26:45.758 Kulne'hbitû minhâ. "Ben âzimuşşân 'Oradan -ondan- ininiz.' buyurdum." 00:26:45.776 --> 00:26:53.748 Min, den takısı; hâ da, cennete gidiyor. "'Cennetten ininiz!' buyurdum." Cemîan. "Hep beraber." 00:26:53.795 --> 00:27:04.500 Cemîan olunca kimler oluyor?Âdem Atamız aleyhisselam, bir; Havva Anamız aleyhesselam, iki. 00:27:07.929 --> 00:27:15.568 Tabi iki kişiye olsa Arapçada iki kişiye emrin ayrı sîgası var; ihbitâ denilir; ihbitû denmiş. 00:27:15.630 --> 00:27:20.625 Demek ki cemî olarak, murad zürriyeti olduğundan; 00:27:20.625 --> 00:27:29.341 "İnsan nesli yeryüzüne insin, yeryüzüne yerleşsin." mânasına. Onun için cemî olarak emredilmiş olabilir. 00:27:29.395 --> 00:27:35.758 "Yahut da hem Âdem'le Havva aleyhimesselâm, hem de onları kandıran şeytan. 00:27:35.789 --> 00:27:43.138 'Sen kandırdın, sizler de kandınız; haydi bakalım ininiz, cennetten çıkınız!'" denmiş. 00:27:43.192 --> 00:27:46.651 Açıklayanlar; "Üç olduğundan, birisi de İblis olduğundan 00:27:46.651 --> 00:27:56.431 ihbitû diye cemi sîgasıyla söylenmiş olabilir." diyor. "Hep birden ininiz bakalım!" 00:27:56.477 --> 00:27:59.306 Hubut; "bir yerden, yüksek bir yerden aşağıya inmek." 00:27:59.344 --> 00:28:05.473 Bu ihbitû kelimesi daha önceki âyet-i kerîmede de geçmişti. 00:28:06.793 --> 00:28:10.128 Orada da izah etmiştik. "İnmek" mânâsına geliyor. 00:28:09.868 --> 00:28:15.425 Ve kulne'hbitû ba'duküm li ba'din aduvvün ve leküm fi'l-ardi müstekarrun ve metâun ilâhîn. 00:28:15.448 --> 00:28:20.215 36. âyet-i kerimede geçiyor. Bir orada denmiş, bir de burada: 00:28:20.215 --> 00:28:29.839 İhbitû minhâ cemîan. "Beraberce buradan ininiz!" buyurulmuş. Burada iki defa ihbitû denmesi te'kittir. 00:28:29.878 --> 00:28:37.642 Çünkü Araplar bir kelimeyi iki defa söylerler, mesela kum, kum derler ki kâme yekûmü'den emir. 00:28:37.657 --> 00:28:42.806 Kum "kalk" demek. "Kalk, kalk!" derler.İhbitû minhâ, ihbitû minhâ. 00:28:42.836 --> 00:28:47.391 "İnin oradan, inin oradan!" diye te'kid olarak söylenmiş bir söz olabilir. 00:28:47.426 --> 00:28:56.426 Bazıları da demişler ki; "Hayır, bu iki "in" emri başka başkadır. Bir; 'Cennetten semâya inin.' 00:28:56.640 --> 00:29:03.337 Ondan sonra iki; 'Buradaki semâdan yeryüzüne inin!' diye iki hubut kastedilmiştir. 00:29:03.391 --> 00:29:09.766 Bu ikisi arasında fark vardır." 00:29:09.759 --> 00:29:13.801 İbn Kesir birincisini tercih ediyor. Bu te'kiddir. 00:29:13.862 --> 00:29:20.323 İhbitû minhâ. "Haydi cennetten çıkın!" dedi yine. Tevbesini kabul ettiği halde 00:29:20.370 --> 00:29:26.640 yine, "İnin bakalım yeryüzüne!" diye buyurmuş oluyor Cenâb-ı Hak. 00:29:26.920 --> 00:29:36.259 Tabi bu işin mukadderattan olduğunu da gösteriyor. Bu olayların takdîr-i ilâhî ile olduğunu da gösteriyor. 00:29:36.318 --> 00:29:47.580 Fe immâ ye'tiyenneküm minnî hüden. İmmâ, şart edatı; "Eğer şöyle olursa şöyle olur." mânâsına. 00:29:49.300 --> 00:30:05.259 "Eğer size benden bir hidayet gelirse." Ama ye'tiyenneküm denmiş, 00:30:05.384 --> 00:30:17.718 nun-u te'kid-i sakîle kullanılmış. "Muhakkak gelecek, kesin olarak gelecek." demek. 00:30:17.763 --> 00:30:22.705 "Benden size bir hidayet geldiği zaman." Fe men tebia hüdâye. 00:30:22.735 --> 00:30:29.392 "Benden size gelen o hidayete kim tâbi olursa." Fe lâ havfün aleyhim. 00:30:30.280 --> 00:30:35.520 "Bu tâbi olanlara hiçbir korku yok." Ve lâ hüm yahzenûn. 00:30:35.900 --> 00:30:40.616 "Dünyada bir korku yok, âhirette de mahzun ve mahrum kalmayacaklar." Bu hidayetten kasıt nedir? 00:30:40.718 --> 00:30:49.677 el-Hüdâ'dan kast edilen, el-enbiyâü ve'r-rusül, "peygamberlerdir, enbiyâ ve mürselîndir." 00:30:49.723 --> 00:30:58.930 Ve'l-beyyinâtü. "Cenâb-ı Mevlâ'nın mucizeleridir." Ve'l-beyânü. "İlâhi kitaplar, âyet-i kerîmelerdir." 00:30:59.100 --> 00:31:06.219 İşte böyle çeşitli vesilelerle Cenâb-ı Mevlâ kullarına hidayet gönderiyor, 00:31:06.343 --> 00:31:13.760 yol gösterici emirler, işaretler gönderiyor. Peygamberler insanları doğru yola çekiyor. 00:31:13.810 --> 00:31:20.971 İlâhî kitaplar insanlara güzel ahlâkı, doğru yolu, güzel şeyleri öğretmek için iniyor. 00:31:21.510 --> 00:31:29.301 Ahkâm-ı ilâhiyye insanların dünya ve âhiret saadetini sağlamak için gönderiliyor. 00:31:29.325 --> 00:31:38.146 Ama tabi insanların hepsi bu hidayeti, enbiyâ ve mürselîni, 00:31:38.193 --> 00:31:46.344 mukaddes vahiyleri ve açıklamaları anlayıp dinlemiyorlar. 00:31:46.390 --> 00:31:51.327 Bazı alimler, "Buradaki hüdâ'dan maksat, 00:31:51.389 --> 00:31:58.711 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Muhammed-i Mustafâ Efendimiz'dir." demiş. 00:31:58.765 --> 00:32:02.641 Hasan-ı Basrî de: "Kur'ân-ı Kerîm'dir." demiş. 00:32:02.695 --> 00:32:09.114 İbn Kesir diyor ki; Ve hazâni'l-kavlâni-sahîhâni. "Bu iki söz sahihtir." 00:32:09.145 --> 00:32:17.590 Âyet-i kerîmeler her ne kadar Âdem Atamız'ı anlatıyorsa da Peygamber Efendimiz'e inmiş olduğundan 00:32:17.590 --> 00:32:25.383 ve muhatap da Peygamber Efendimiz'den bu âyetleri dinleyecek olan o devrin insanları olduğundan, 00:32:25.414 --> 00:32:32.821 bu işaretler de sahihtir. Yani hidayet Peygamber Efendimiz'dir, hidayet Kur'ân-ı Kerîm'dir. 00:32:32.852 --> 00:32:37.267 O devrin insanlarının ona tâbi olması lazım! Tâbi olurlarsa; 00:32:37.298 --> 00:32:46.900 Fe lâ havfün aleyhim. "İstikbalde, âhirette karşılaşacakları muamele iyi olacak, korkmayacaklar. 00:32:46.930 --> 00:32:52.700 Onlara îtâb olmayacak, îkâb olmayacak, cehennem olmayacak, azap olmayacak, 00:32:52.735 --> 00:33:01.559 onlar için bir korku olmayacak." Ve lâ hüm yahzenûn) "Mahzun da olmayacaklar." 00:33:01.613 --> 00:33:09.151 Dünyadaki işlerinden, amellerinden dolayı, "Hay Allah, niye yaptık?" gibi 00:33:09.220 --> 00:33:15.847 bir mahzunluk da bahis konusu olmayacak. Çünkü dünyadayken Allah'a itaat etmişlerdi. 00:33:15.909 --> 00:33:20.600 Kur'ân-ı Kerîm'e, peygamberlere, ilâhi kitaplara uymuşlardı. 00:33:20.647 --> 00:33:25.830 Orada bir hüzün ve pişmanlık, perişanlık olmayacak. 00:33:26.140 --> 00:33:31.358 Tabi bu husustaki âyet-i kerîmeler, bu mânâyı ifade eden âyet-i kerîmeler, 00:33:31.404 --> 00:33:42.675 başka sûrelerde de karşımıza geliyor, okuyoruz, biliyoruz. 00:33:42.714 --> 00:33:54.280 Ve men a'rada an zikrî. "Kim benim hatırlatmamdan, uyarımdan, zikrimden yüz çevirirse; 00:33:54.318 --> 00:33:59.557 hatırlatılmasına rağmen, zikredilmesine rağmen, hakikatları dinlemez, 00:33:59.634 --> 00:34:04.903 sırtını çevirirse, dönerse, kabul etmezse." Fe inne lehû maîşeten dankâ. 00:34:04.942 --> 00:34:12.990 "Ona sıkışık bir yaşam, tatsız bir hayat vardır." Ve nahşürühû yevme'l-kıyâmeti a'mâ. 00:34:12.138 --> 00:34:17.780 "Biz onu âhirette gözleri kör olarak ba's ederiz." 00:34:17.780 --> 00:34:23.307 Ba'sü ba'del-mevt'te, âhirette a'mâ olarak kalkar ve söyler: 00:34:23.307 --> 00:34:30.345 "Yâ Rabbi, ben dünyada gözü gören bir insandım, niye burada gözümü kör eyledin? Hiç etrafı göremiyorum!" 00:34:30.376 --> 00:34:36.407 "Dünyada Allah'ın âyetleri sana okunduğu zaman, âyetler geldiği zaman dinlememiştin. 00:34:36.446 --> 00:34:40.447 İşte onun cezası olarak sen de şimdi burada a'mâ olarak haşroldun." diye, 00:34:40.501 --> 00:34:48.348 önümüzdeki âyet-i kerîmelerde, bu mânâ gelecek. 00:34:48.386 --> 00:34:55.694 Ebû Saîd el-Hudrî hazretleri ki Ebû Saîd künyedir, ismi Sa'd'dır. 00:34:55.779 --> 00:35:03.415 Ebû Saîd, Sa'd İbn Mâlik İbn Sinân el-Hudrî radıyallahu anh. 00:35:03.468 --> 00:35:08.510 Sahabeden, çok hadis rivayet etmiş bir zât, rıdvanullahi aleyhim ecmaîn. 00:35:08.552 --> 00:35:11.470 Onun bu konuda rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfi okuyalım. 00:35:11.552 --> 00:35:14.178 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki; 00:35:15.467 --> 00:35:29.259 Emmâ ehlü'n-nâri'llezîne hüm ehlühâ. "Cehennem ahâlisine, cehennem ehli olan insanlara gelince ki." 00:35:29.342 --> 00:35:32.676 Ellezînehüm ehlühâ. "Onlar tam cehennemliktirler. 00:35:33.350 --> 00:35:41.452 Tam kâfir, müşrik, cehennemin tam asıl sahipleri, ahâlisidirler." 00:35:41.525 --> 00:35:49.539 Fe lâ yemûtûne fîhâ. "Cehennemde azap görünce -yandık, kesildik, kafamız parçalandı, 00:35:49.593 --> 00:35:57.154 tokmaklarla vuruldu her neyse- ne türlü azap olursa olsun, orada ölmeyecekler." 00:35:57.154 --> 00:36:00.500 Azaplardan dolayı ölüverip de kurtulmak yok. 00:36:00.577 --> 00:36:05.865 Ve lâ yahyevne. "Ama cehennemin içindeki o yaşamaları da yaşamak değil." 00:36:05.865 --> 00:36:14.364 Ölmeyecekler ama azabı çekecekler. Yaşamaları, azabı çekmeleri için. O da hayat değil. 00:36:14.402 --> 00:36:19.935 Çok berbat bir şey, azap içinde bir yaşam; yaşıyor sayılmazlar. 00:36:20.890 --> 00:36:25.480 Tamamen cehennemlik olanlar böyle. Ölmeden daima azabı çekecekler. 00:36:25.119 --> 00:36:29.626 Onlar için azap dolu bir cehennem yaşamı olacak. 00:36:29.688 --> 00:36:36.829 Ve lâkin. "Buna mukabil." Akvâmün [nâsün] esâbethümü'n-nârü bi hatâyâhüm [bi zünûbihim] 00:36:36.883 --> 00:36:43.428 "Dünyadaki günahlarından dolayı cehenneme atılmış insanlara gelince ki bunlar mü'mindir." 00:36:43.596 --> 00:36:48.250 Aslında cennetlik olması lazım ama günah işlediler, 00:36:48.990 --> 00:36:56.233 içki içtiler, faiz yediler, kumar oynadılar, zinâ ettiler vs. vs... Allah'ın yasak ettiği günahlar belli. 00:36:56.279 --> 00:36:58.738 Ben her zaman söylüyorum: Bunları duvara yazın, 00:36:58.776 --> 00:37:03.286 bir liste hâlinde çocuklarınıza öğretin, ezberletin; günahları işlemesinler: 00:37:03.286 --> 00:37:08.863 "Yavrum, şunları yapma! Bir sürü tatlı, helâl meşrubat var, haramları içme! 00:37:08.894 --> 00:37:15.892 Bir sürü güzel, insanın gönlünü hoş edecek şeyler var, şu haramlara yaklaşma!" 00:37:15.923 --> 00:37:18.832 Hani demiştim ya, cennette de Âdem Atamız'a Allahu Teâlâ hazretleri: 00:37:18.878 --> 00:37:23.356 "Yiyin, için; sıhhatle âfiyetle, nereden, ne zaman isterseniz, 00:37:23.395 --> 00:37:28.323 cennet nimetlerinden hangisini isterseniz yiyin; ama, şu ağaca yaklaşmayın!" buyurmuştu. 00:37:28.385 --> 00:37:36.414 O kadar geniş bir imkân önlerinde ama gittiler, o ağaçtan yediler. Çok ilginç. 00:37:36.468 --> 00:37:39.957 İnsanoğlu dünyada da bu hatayı tekrar ediyor. 00:37:40.190 --> 00:37:44.561 Bu kadar geniş helâller var, onları bırakıyor, haramlara sapıyor. 00:37:44.607 --> 00:37:47.215 Haramlar az, helâller geniş, çok... 00:37:47.246 --> 00:37:53.290 Ama helâllerle yetinmiyor, gidiyor gidiyor tehlikeli olan haram işe bulaşıyor. 00:37:53.520 --> 00:37:59.101 Tabi onun da cezasını çekecek. Madem söz dinlemedi; o da cehenneme atılacak. 00:37:59.148 --> 00:38:04.978 Cehennemde ne olacak? Peygamber Efendimiz burada bildiriyor: 00:38:05.240 --> 00:38:17.144 Fe-emâtethüm. "Cehennem ateşi onları öldürecek." İmâteten. "Bir çeşit öldürme ile onları öldürecek." 00:38:17.167 --> 00:38:26.727 Ama cehennemin asıl kâfir ahâlisine ölmek yok! Onlar daima azabı canlı olarak çekecekler. 00:38:26.789 --> 00:38:33.754 Ama bunları -cehennemin ateşi, yakması- şöyle bir çeşit öldürmeyle öldürecek. 00:38:33.800 --> 00:38:37.870 Hatâ izâ sârû [kânû] fahmen. "Kömür gibi oldukları zaman." 00:38:37.900 --> 00:38:47.553 Üzine bi'ş-şefâati. "Onların kurtulması için şefaate izin verilecek." 00:38:47.591 --> 00:38:53.891 O ehli imanın da, günahları kadar azabı sürecek. Tabi yine milyonlarca sene... 00:38:53.938 --> 00:38:56.744 Hadîs-i şerîflerden biliyoruz ki çok uzun zaman yanacaklar. 00:38:56.775 --> 00:39:01.322 Cehenneme bir giren milyonlarca sene yanacak; kesin olarak... 00:39:03.569 --> 00:39:08.500 "Sonra onlar, orada bir çeşit ölümle ölecekler. 00:39:08.890 --> 00:39:14.999 Kömür gibi olduktan sonra kendilerine şefaat olununca Allahu Teâlâ hazretleri 00:39:15.770 --> 00:39:22.360 onları nehru'l-hayati 'hayat nehri" denilen nehirde yıkattıracak. 00:39:22.105 --> 00:39:27.209 Bunlar nehire atılınca kömür gibi olmuşken tekrar canlanacaklar. 00:39:27.248 --> 00:39:34.870 Kendi hallerine gelecekler, kendi vücutlarını kazanacaklar. Allah o zaman onları cennete sokacak." 00:39:34.125 --> 00:39:37.710 Bu okuduğum hadîs-i şerîfi Müslim rivayet etmiş. 00:39:37.748 --> 00:39:44.597 Demek ki Lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn. 00:39:44.620 --> 00:39:55.390 "Hidayete tâbi olanlara korkmak yok, mahzun olmak yok. Cennette nimetlerle mütena'im olacaklar." 00:39:55.444 --> 00:40:00.774 Ve'llezîne keferû ve kezzebû bi âyâtinâ. "Ama kâfir olanlar, küfredenler." 00:40:00.844 --> 00:40:04.607 "Küfreden" deyince, Türkçede "ağzıyla sebbetmek" mânasına geliyor; öyle değil. 00:40:04.653 --> 00:40:09.946 "Kâfirliği kabul edip, kâfirlik yolunda gidenler." Ve kezzebû biâyâtinâ. 00:40:10.000 --> 00:40:16.752 "Ve bizim kendilerine indirdiğimiz ilâhî vahiyleri inkâr edenler." Kur'ân ı Kerîm'e inanmıyor. 00:40:16.928 --> 00:40:28.281 Bu kadar güzel, bu kadar sahih, bu kadar sağlam Allah'ın haberlerine inanmıyor, karşı geliyor, 00:40:28.343 --> 00:40:36.493 inkâr ediyor, itiraz ediyor.Ülâike ashâbü'n-nâr. "İşte onlar cehennemin ashâbıdır." 00:40:36.493 --> 00:40:42.950 Ashab, aslında "bir insana yapışan, yanında gezinen, onunla sohbet eden insana" derler. 00:40:43.200 --> 00:40:48.957 Yapıştığı için, beraber olduğu için, beraberlikten dolayı ayrılmadığı için ashab deniyor. 00:40:49.190 --> 00:40:51.750 Bunlar da "cehennemin ashâbı" oluyorlar. 00:40:51.750 --> 00:40:59.205 Cehennemden ayrılmadıkları için, cehennemde hep kaldıkları için, cehennemin arkadaşı, 00:40:59.267 --> 00:41:05.886 cehennemle her zaman beraber... Tabi azabı çekmek için. 00:41:05.940 --> 00:41:14.330 "İşte onlar cehennemin ashabıdırlar, cehennemden hiç ayrılmayacak kimselerdir." 00:41:14.385 --> 00:41:21.118 Hüm fîhâ hâlidûn. "Onlar orada, cehennemde ebediyyen kalacaklar." 00:41:21.156 --> 00:41:28.985 Hulûd, "ebediyyen, sonu olmayan bir şekilde" orada kalacaklar.Aziz ve muhterem kardeşlerim! 00:41:29.780 --> 00:41:32.582 Allahu Teâlâ hazretleri bildiriyor, işte âyet-i kerîmeler... 00:41:32.660 --> 00:41:41.294 Ben de size sohbetle bunları açıklıyorum. Tabi elhamdülillah bizim ülkemiz, mü'min insanların ülkesi. 00:41:41.349 --> 00:41:45.996 Çok geniş bir ülkeydi. Şimdi bu Sırpların saldırdığı Kosova, 00:41:46.270 --> 00:41:52.828 Bosna her taraf bizim idaremizdeydi ve insanlar mutluydu. 00:41:52.859 --> 00:41:59.190 Ama düşmanlar mutlu insanları kandırdılar, kavga, gürültü derken, Osmanlı Devleti'ni parçaladılar. 00:41:59.244 --> 00:42:07.427 Bazıları da hıyanet etti, devletin parçalanmasında payı oldu, günahı oldu, sorumluluğu oldu. 00:42:07.473 --> 00:42:11.882 Devlet küçüldü, küçüldü... Küçüldükten sonra geriye bu kaldı. 00:42:11.882 --> 00:42:15.237 Mü'min insanlar; işte bu süzmesi, sâfisi... 00:42:15.283 --> 00:42:19.812 Hani bir şeyi, mesela sütü çalkalıyorsun, çalkalıyorsun, kaymağı ortaya çıkıyor. 00:42:19.874 --> 00:42:26.617 Burada da memleketimiz müslüman, mütedeyyin, %100'ü, %99'u müslüman. 00:42:26.687 --> 00:42:32.424 İşte biraz da misafirimiz gibi olan başka dinlerden vatandaşlar var... 00:42:32.494 --> 00:42:38.217 Ben bazen imanla ilgili âyetleri ve saireleri okurken rahatsız oluyorlar. 00:42:38.217 --> 00:42:39.950 Niye rahatsız oluyorsun kardeşim? 00:42:40.120 --> 00:42:44.706 Allah'ın emrini naklediyorum, peygamberlerin sözünü naklediyorum. 00:42:44.783 --> 00:42:50.115 Sen Hz. İsa'ya bağlıysan; Hz. İsa'nın razı olacağı sözü söylüyorum. 00:42:50.177 --> 00:42:53.421 Hz. İsa geldiği zaman sana söyleyeceği sözü söylüyorum. 00:42:53.459 --> 00:42:58.830 Musa aleyhisselam'a bağlıysan Musa aleyhisselam gelse söyleyeceği sözü naklediyorum, 00:42:58.861 --> 00:43:01.623 Allah'ın sözünü naklediyorum. Çünkü onlar Allah'ın peygamberleri. 00:43:01.670 --> 00:43:07.361 Biliyorsunuz ki Allah'ın mübarek kulları. Tamam, Allah'ın emrini naklediyorum. 00:43:07.399 --> 00:43:16.208 Dokununca itiraz ediyorlar. Ama hakikatleri söylemeden insanlar nasıl bilecek, nasıl bulacaklar? 00:43:16.270 --> 00:43:21.254 Elbette hakikatlerin söylenmesi lazım! Biz onları sevdiğimiz için, acıdığımız için söylüyoruz. 00:43:21.300 --> 00:43:30.991 Gazetenin birisi de;"Es'ad Hoca gayrimüslim vatandaşlara küfrediyor!" demiş 00:43:30.991 --> 00:43:33.651 Hayır, benim zaten terbiyem müsait değil. 00:43:33.713 --> 00:43:37.248 Ben öyle bir şey yapmıyorum, onların iyiliğini istiyorum. 00:43:37.278 --> 00:43:44.966 Onların da Allah'ın rahmetine ermesini istiyorum."Allah'ın rahmetini bırak, biz böyle inanalım!" 00:43:45.470 --> 00:43:50.172 Allah Kur'ân-ı Kerîm'de böyle buyurmuyor. Yanlış itikat olursa kabul etmiyor. 00:43:50.256 --> 00:43:53.798 Kâfir olursa kabul etmiyor. Müşrik olursa kabul etmiyor. 00:43:53.801 --> 00:43:58.477 Allah'tan gayrıya taparsa kabul etmiyor. İnne'd-dîne inda'llâhi'l-İslâm. 00:43:58.547 --> 00:44:02.504 "Allah'ın indinde geçerli din İslâm'dır." 00:44:02.574 --> 00:44:06.659 Peygamber Efendimiz'in zamanında da hristiyanlar varmış, müslüman olmuşlar. 00:44:06.729 --> 00:44:09.530 Yahudiler varmış, müslüman olmuşlar. 00:44:09.760 --> 00:44:13.705 Tarih boyunca da, birçok yerde müslüman olanları biliyoruz. 00:44:13.705 --> 00:44:20.189 Benim profesörlük dolayısıyla yaptığım işte bu Risâle-i İslâmiyye çalışması... 00:44:20.235 --> 00:44:29.307 İbrâhim-i Müteferrika var, meşhur matbaacı, çok aydın bir insan. Onun eserini neşrettim. 00:44:29.307 --> 00:44:33.566 O da eskiden papazmış, müslüman olmuş, İslâm ülkesine gelmiş. 00:44:33.605 --> 00:44:41.931 Hatta Romanya'da yaşarken gerçekleri anladığı zaman kendisi gelmiş. Hayatını inceledim. 00:44:41.985 --> 00:44:51.466 Bunları niçin neşrediyorum, niçin bunların üzerinde duruyorum?"Herkes gerçekleri bulsun." diye. 00:44:51.512 --> 00:44:56.747 Türkiye ile de sınırlı kalmasını istemiyorum, dünyadaki insanlar gerçekleri anlasın. 00:44:56.770 --> 00:45:02.722 Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem nasıl İslâm'ı anlatmak için Mısır'a, 00:45:02.768 --> 00:45:06.889 Mısır Hükümdarı Mukavkise mektup göndermiş, elçi göndermiş. 00:45:06.983 --> 00:45:12.958 Nasıl Bizans Hükümdârı Herakliyus'a elçi göndermiş, mektup yazmış. 00:45:12.989 --> 00:45:17.947 Nasıl Bahreyn Hükümdarına elçi göndermiş. Nasıl Habeşistan'a İslâm'ı yaymış... 00:45:17.985 --> 00:45:24.559 Çevresinde, o zamanın imkânlarıyla ulaşabileceği her yere elçi gönderip 00:45:24.559 --> 00:45:27.633 onları Cenâb-ı Mevlâ'nın yoluna davet etmiş. 00:45:27.633 --> 00:45:34.505 Ondan sonraki asırlarda da, Allah'ın has kulları, halis kulları, sorumluluk taşıyan kulları, 00:45:34.528 --> 00:45:40.722 İslâm'ı seven, Allah'ın rızasını kazanmak isteyen kulları, dünyanın her yerine İslâm'ı yaymaya, 00:45:40.722 --> 00:45:47.471 götürmeye gayret etmişler.Mesela ben şimdi Güneydoğu Asya'da İslâm'ın Yayılışı diye bir kitap okuyorum: 00:45:47.533 --> 00:45:53.524 "Endonezya'ya, Malezya'ya İslâm ne zaman girmeye başladı, nasıl yayıldı, ne şekilde yayıldı? 00:45:53.563 --> 00:45:59.363 Sonra neler oldu? Avrupalılar nasıl geldiler, nasıl istila ettiler, nasıl sahip oldular, 00:45:59.363 --> 00:46:06.226 nasıl ahâliyi evirdiler, çevirdiler?" Bunları okuyorum. Bunları herkesin bilmesi lazım! 00:46:06.249 --> 00:46:14.424 Niye başkaları müslüman diyarlarına gelip onları hristiyanlaştırırken, bu beyler ses çıkarmıyor da, 00:46:14.455 --> 00:46:20.213 biz gerçeği söylerken itirazlar oluyor? Bir de yalan yanlış sözler oluyor. 00:46:20.267 --> 00:46:28.614 Tabi şeytan onlara öyle göstererek, bir hak sesi susturmaya çalışıyor. 00:46:28.668 --> 00:46:36.146 Mekke'nin müşrikleri, Kureyş'in kâfirleri Peygamber Efendimiz'i de susturmaya çalışmış... 00:46:36.177 --> 00:46:42.600 Hatta öldürmeye çalışmışlar, hicrete zorlamışlar. Tabi dünya hayatı geçici. 00:46:42.600 --> 00:46:48.733 İnsan bir müddet yaşıyor, Allah'ın takdir ettiği kadar yaşıyor, alnına yazılmış ömrünü yaşıyor; 00:46:48.733 --> 00:46:52.681 ondan sonra ölüyor. İşte herkes geldi, gitti. 00:46:52.681 --> 00:47:01.554 Peygamberler, enbiyâullah, evliyâullah, salihler, hükümdarlar, fasıklar, zalimler, Firavunlar, Nemrutlar... 00:47:01.655 --> 00:47:06.162 Kimse kalmıyor, herkes gidiyor. Herkes bu dünyada imtihana tâbi... 00:47:06.200 --> 00:47:09.760 Bu âyet-i kerîme çok önemli bir âyet-i kerîme. Bunu yazıp duvara asmalı: 00:47:09.799 --> 00:47:16.918 Fe men tebia hüdâye fe lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn. 00:47:16.964 --> 00:47:22.390 "Hidayete tâbî olanlara, Allah'ın gönderdiği uyarıları anlayıp dinleyenlere, 00:47:22.452 --> 00:47:29.570 dünyada âhirette huzur ve saadet var! Mahzun ve mahrum kalmak yok, korkmak yok, üzüntü, hüzün yok!" 00:47:29.601 --> 00:47:37.360 İnsan saadeti istemeli, iki cihan saadetine ermeye çalışmalı ve bunu da yaygınlaştırmaya çalışmalı. 00:47:37.750 --> 00:47:44.820 Şimdi İslâm'ın gittiği yerlerde ne var? Yangın var, hunharlık var, canilik var. 00:47:44.113 --> 00:47:50.280 İşte görüyoruz Kosova'da köyleri basıp masum insanları nasıl katlediyorlar. 00:47:50.331 --> 00:47:52.773 Neler oluyor, görüyorsunuz. 00:47:52.819 --> 00:47:59.523 İslâm gitti mi insanlarda ne ahlâk kalıyor, ne insaf kalıyor, ne medeniyet kalıyor, 00:47:59.554 --> 00:48:05.269 ne insan haklarına saygı kalıyor; hayvanlardan beter oluyorlar. 00:48:05.308 --> 00:48:09.831 O zaman çok kan döken, can yakan mahlûklar oluyorlar. 00:48:09.870 --> 00:48:12.894 İnsanların eğitilmesi lazım, medenîleştirilmesi lazım! 00:48:12.948 --> 00:48:18.103 Medenileştirilmek için de insanların mü'min olması lazım, Allah'tan korkması lazım, 00:48:18.157 --> 00:48:23.160 iman etmesi lazım, sorumluluk taşıması lazım! "Âhirette Allah bunu bana sorar. 00:48:23.206 --> 00:48:29.229 Ebedî azapta kalmayayım, ebedî nimetlere ereyim." diye insanların kendisini düzeltmesi lazım. 00:48:29.284 --> 00:48:35.961 Sonra meseleler bilimsel çalışmalarla müzakere edilir. Kim haklı, kim haksız ortaya çıkar. 00:48:36.390 --> 00:48:42.647 Hodri meydan! Gerçekleri konuşalım! Cenâb-ı Hakk'ın varlığıyla ilgili, 00:48:42.693 --> 00:48:48.456 buyursunlar inanmayanlarla konuşalım, anlatalım! 00:48:48.518 --> 00:48:54.789 İslâm'ın hak din olduğuna inananlar, inanmayanlar; buyurun münâzara edelim, 00:48:54.851 --> 00:49:02.154 konuşmalar yapalım, açık oturumlar yapalım! Görülsün, gerçekler anlaşılsın, ortaya çıksın. 00:49:02.208 --> 00:49:04.877 Ama insanlar yanlış işler yapmasın. 00:49:04.922 --> 00:49:11.890 Yirminci yüzyılda basit varlıklara tapıp da âhiretlerini mahvetmesinler. 00:49:11.256 --> 00:49:14.381 -------------- 00:49:14.464 --> 00:49:19.173 Yeri göğü yaratma gibi bir şeyi olmayan, insanın Rabbi olmayan, 00:49:19.205 --> 00:49:22.898 yaratıcısı olmayan varlıklara "Rab" diye tapmak çok yanlış. 00:49:22.898 --> 00:49:25.926 Cenâb-ı Hak bir hadîs-i kudsî'de buyuruyor ki; 00:49:25.964 --> 00:49:37.761 "İnsanlara benim büyük gazabım, hışmım olacak. İnsanlar çok büyük bir yanılgı içinde... 00:49:37.808 --> 00:49:40.771 Onları ben yarattım, benden gayrıya ibadet ediyorlar. 00:49:40.825 --> 00:49:45.360 Ben rızıklandırıyorum, benim rızkımı yiyip, benden gayrıya yöneliyorlar!" 00:49:45.391 --> 00:49:51.671 Bu tabi çok büyük bir yanılgı ve çok muazzam bir suç. Allah onun cezasını verecek. 00:49:51.694 --> 00:49:56.861 Biz; "İnsanlar cezadan kurtulsun, tevbekâr olsun, Allah tevvâbü'r-rahim'dir; 00:49:56.907 --> 00:50:01.385 Cenâb-ı Hakk'ın lütfuna ersinler, iki cihanda aziz ve bahtiyar olsunlar." istiyoruz. 00:50:01.439 --> 00:50:07.463 Bütün çalışmalarımız ondan. Bütün kardeşlerimden, ihvânımdan rica ediyorum: 00:50:07.509 --> 00:50:14.570 Bu tebliği yapabilmemiz için kurmuş olduğumuz televizyonlarımız, radyolarımız, 00:50:14.950 --> 00:50:21.111 dergilerimiz, gazetelerimiz, okullarımız, müesseselerimiz günden güne büyümeli. 00:50:21.181 --> 00:50:25.682 Olduğu yerde durması bile ziyan, iki günü eşit olması bile ziyan. 00:50:25.736 --> 00:50:30.482 Günden güne büyümeli, yayılmalı, uluslararası hüviyete kavuşmalı. 00:50:30.544 --> 00:50:35.579 Dünyanın her yerinde, herkese doğruyu anlatan, doğru insan, iyi insan, 00:50:35.579 --> 00:50:42.778 faziletli insan yetiştiren bir toplum olmalıyız. Allah bize bu hususta güzel çalışmalar nasip etsin. 00:50:42.778 --> 00:50:48.660 Her türlü fedakârlığı yapmaktan kaçınmayalım! Her türlü desteği lütfen sağlayın! 00:50:48.714 --> 00:50:52.381 Burca dikilen bayrak, burçtan aşağıya inmesin! 00:50:52.354 --> 00:51:00.341 Ulubatlı'nın diktiği bayrak, tevhid bayrağı burçta daima şanlı şanlı dalgalansın. 00:51:00.395 --> 00:51:04.202 Allahu Teâlâ hazretleri cümlenizden, cümlemizden razı olsun. 00:51:04.256 --> 00:51:06.465 es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!