WEBVTT 00:00:00.000 --> 00:00:08.600 Kur'ân-ı Kerîm sohbetimize devam ediyoruz. Bakara suresinin 61. uzun âyet-i kerîmesi. 00:00:08.640 --> 00:00:12.840 Bu âyet-i kerîmeyi teberrüken okuyalım. Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:00:12.894 --> 00:00:18.641 Ve iz kultüm yâ Mûsâ len nasbire alâ taâmin vâhıdin fed'ulenâ rabbeke yuhriclena 00:00:18.680 --> 00:00:25.800 mimmâ tünbitü'l-ardu min baklihâ ve kıssâihâ ve fûmihâ ve adesihâ ve besalihâ. 00:00:25.800 --> 00:00:33.560 Kâle etestebdilûne'llezî hüve ednâ bi'llezî hüve hayr. İhbitû mısran fe inne leküm mâ seeltüm. 00:00:33.616 --> 00:00:39.511 Ve duribet aleyhimü'z-zilletü ve'l-meskenetü ve bâû biğadabin mina'llâhi zâlike biennehüm 00:00:39.550 --> 00:00:48.926 kânû yekfürûne biâyâti'llâhi ve yaktülûne'n-nebiyyîne biğayri'l-hakkı zâlike bimâ asav ve kânû ya'tedûn. 00:00:48.920 --> 00:00:50.120 Sadaka'llâhü'l-azîm. 00:00:50.320 --> 00:00:55.760 Rabbimiz Tebâreke ve Teaââ hazretleri Bakara sûre-i şerîfesinin bu okuduğum 00:00:55.776 --> 00:01:03.919 61. âyet-i kerîmesinde, yine yahudilere hitaben buyuruyor ki; 00:01:03.960 --> 00:01:13.400 Ve iz kultüm. "Hani demiştiniz ki." Yâ Mûsâ len nasbire alâ taâmin vâhıdin. 00:01:13.440 --> 00:01:25.160 "Ey Musa, biz tek bir yemeğe sabredemeyeceğiz." Fed'u lenâ rabbeke. "Sen rabbine dua et." 00:01:25.160 --> 00:01:32.160 Yuhriclenâ mimmâ tünbitü'l-ard. "Yerin çıkardığı nebâtâttan bizim için." 00:01:32.200 --> 00:01:43.160 Min baklihâ. "Topraktan, sebzelerinden çıkarsın." Ve kıssâihâ. "Acurlarından çıkarsın." 00:01:43.187 --> 00:01:48.954 Ve fûmihâ. "Sarımsağından çıkarsın." Ve adesihâ. "Mercimeğinden." 00:01:49.000 --> 00:01:57.960 Ve besalihâ. "Ve bunlardan -toprağın çıkardığı bitkiler içinden- çıkarsın. 00:01:58.000 --> 00:02:03.920 Rabbine dua et, bize bunları çıkarsın." dediler. 00:02:04.000 --> 00:02:11.520 Onun üzerine Musa aleyhisselam onlara tembih yoluyla azarlamak, 00:02:11.520 --> 00:02:18.120 yaptıkları isteklerin doğru olmadığını belirtmek üzere; 00:02:18.160 --> 00:02:23.440 Etestebdilûne'llezî hüve ednâ bi'llezî hüve hayr. 00:02:23.508 --> 00:02:36.979 "Siz daha hayırlı olanı vererek, bırakarak onun yerine, daha aşağı olanını mı değiştirmek istiyorsunuz?" 00:02:37.250 --> 00:02:42.281 Etestebdilune. "Değiştirmek mi istiyorsunuz, değiştirilmesini mi istiyorsunuz?" 00:02:42.320 --> 00:02:47.720 Ellezî hüve ednâ. "Daha aşağı olanı." Bi'llezî hüve hayr. 00:02:47.720 --> 00:02:50.440 "Daha hayırlı olanın mukabilinde... 00:02:50.480 --> 00:02:58.200 Elinizdeki daha hayırlı iken daha aşağı olanıyla mı değiştirilmesini istiyorsunuz, talep ediyorsunuz?" 00:02:58.248 --> 00:03:07.660 İhbitû mısran. "O zaman bir şehre, bir beldeye inin. Buradan bir beldeye gidin." 00:03:07.800 --> 00:03:14.280 Fe-inne leküm mâ seeltüm. "Çünkü orada sizin istediğiniz şey olur. 00:03:14.318 --> 00:03:17.703 Aradığınız, talep ettiğiniz şey orada mevcut olur. 00:03:17.720 --> 00:03:25.600 Orada ona sahip olabilirsiniz." diye, onlara tevbih yoluyla böyle dedi. 00:03:25.680 --> 00:03:32.800 Ve duribet aleyhimü'z-zilletü ve'l-meskenetü. "Ve onların üzerine zillet 00:03:32.800 --> 00:03:41.160 yazıldı, gönderildi ve miskinlik gönderildi." Ve bâû biğadabin mina'llâh. 00:03:41.203 --> 00:03:51.303 "Ve Allah'tan bir gazaba döndüler, mâruz oldular. Allah'ın gazabına uğradılar." 00:03:51.320 --> 00:04:00.840 Zâlike biennehüm. "Bütün bu hallerin, kötü durumların, 00:04:00.907 --> 00:04:06.903 Allah'tan kendilerine verilen bu cezalara uğramalarının sebebi." 00:04:06.949 --> 00:04:17.901 Kânû yekfürûne biâyâti'llâh) "Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerine kâfir oluyorlardı." 00:04:17.956 --> 00:04:25.956 Ve yaktülûne'n-nebiyyîne biğayri'l-hakk. "Haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı." 00:04:26.200 --> 00:04:34.826 Zâlike bimâ asav ve kânû ya'tedûn. "Ve isyan etmiş oldukları için. 00:04:34.857 --> 00:04:40.491 Ve çizgiyi, haddi aşmış olduklarından dolayı idi." 00:04:40.514 --> 00:04:47.174 Bu âyet-i kerîme, daha önceki haftalarda konuştuğumuz, 00:04:47.174 --> 00:04:52.965 anlattığımız konularla, âyet-i kerîmelerle ilgili. 00:04:53.219 --> 00:05:01.744 Biliyorsunuz Allahu Teâlâ hazretleri nimetlerini hatırlatıyor. "Hani hatırlayın şu olayları" diye... 00:05:01.798 --> 00:05:09.632 İsrailoğullarına, kendi tarihlerinden, kendi sevdikleri mazilerinden, 00:05:09.632 --> 00:05:15.346 ecdatlarından, peygamberlerinden o devirdeki olayları hatırlatıyor: 00:05:15.346 --> 00:05:16.995 "Bak bunları hatırlayın. 00:05:17.570 --> 00:05:25.858 Mü'min kavimler imanlarına uygun hareket edince ne nimetlere nâil oluyorlar, tarihinizden görün. 00:05:25.896 --> 00:05:31.113 Eğer imanlarının gereğini yapmazlarsa ne felaketlere uğruyorlar, 00:05:31.159 --> 00:05:37.897 tarihlerinizdeki olayları göz önüne getirin, hatırlayın." diye onlara mazilerini, 00:05:37.897 --> 00:05:42.172 iyi bildikleri kitaplarında yazılı olan alimlerinin, 00:05:42.160 --> 00:05:49.240 hahamlarının kendilerine anlattıkları olaylardan ibretli olanlarını hatırlatıyor. 00:05:49.280 --> 00:05:52.800 Burada da yine öyle bir hatırlatma var. 00:05:52.846 --> 00:06:01.816 Biliyorsunuz Allahu Teâlâ hazretleri, İsrailoğulları'nı Mısır'da Firavun'un zulmune uğramaktan kurtardı. 00:06:01.847 --> 00:06:08.865 Kendi içlerinden bir peygamber çıkardı; Musa aleyhisselam... O peygamber oldu. 00:06:08.911 --> 00:06:12.727 Mısır'dan onları Firavunun zulmünden kurtardı. 00:06:12.782 --> 00:06:21.829 Ve bunlar o diyardan çıkıp kaçarken arkalarından Firavunun ordusu kovaladı. 00:06:21.840 --> 00:06:24.440 O esnada bunlar denizi geçtiler. 00:06:24.426 --> 00:06:28.708 Allahu Teâlâ hazretleri; "Âsan ile denize vur." deyince 00:06:28.708 --> 00:06:34.376 on iki yol açıldı, geniş, cadde-i kübrâ, bulvar gibi. 00:06:34.399 --> 00:06:41.724 Onlar karşıya geçtiler kurtuldular; kendilerini kovalayan Firavun ve ordusu gözlerinin önünde boğuldu. 00:06:41.763 --> 00:06:50.654 Ondan sonra geçtikleri taraf susuz, gıdasız, şehirsiz, gölgesiz bir çöl. 00:06:50.724 --> 00:06:58.659 Ama orada da Cenâb-ı Hak Musa aleyhisselam'ın duasıyla, bereketiyle onlara lütfetti. 00:06:58.690 --> 00:07:06.140 Allahu Teâlâ hazretleri onları orada bulutlarla gölgelendirdi. Güneşin altında cayır cayır yakmadı. 00:07:06.160 --> 00:07:13.600 Ve kudret helvasıyla bıldırcın eti yemelerini nasip etti. 00:07:13.680 --> 00:07:19.680 Su istediler; "Taşa vur." diye, Musa aleyhisselam'a emir buyurdu. 00:07:19.759 --> 00:07:28.828 Musa aleyhisselam âsasıyla taşa vurunca on iki tane pınar fışkırdı. Oradan su ihtiyaçlarını karşıladılar. 00:07:28.840 --> 00:07:33.800 Bunlar türlü türlü nimetler ve Allah'ın âyetleri. 00:07:33.680 --> 00:07:39.846 Bir taraftan mukaddes kitapların cümlelerine "âyet" deniliyor, bir taraftan da "İnansınlar." diye 00:07:39.840 --> 00:07:46.000 insanlara gösterilen olağanüstü lütuflara, mucizelere de "âyet" deniliyor. 00:07:46.450 --> 00:07:50.756 Bütün bunları gördüler. Gözlerinin önünde cereyan etti. 00:07:50.787 --> 00:08:03.609 Ama yine de içlerindeki kötü duygulular, bazı edepsizlikler ettiler. Burada o anlatılıyor. 00:08:03.639 --> 00:08:11.232 "Hani ne demiştiniz? Sizin ecdadınızdan, sizin mensup olduğunuz inançtan, 00:08:11.263 --> 00:08:16.280 Musa aleyhisselam'a bağlı insanlar arasından birileri ne demişti? 00:08:16.820 --> 00:08:25.641 Hatırlayın tarihinizi! 'Biz bir yemeğe sabredemeyiz artık, bıktık.'"Bu bir yemek neydi? 00:08:25.664 --> 00:08:37.176 Yeknesak, batı dillerinde "monoton" dedikleri. Her gün sabah akşam bıldırcın eti, kudret helvası. 00:08:37.215 --> 00:08:42.622 Bıkmışlar artık.Len nasbire. "Sabredemeyeceğiz buna! 00:08:42.631 --> 00:08:49.222 Aynı cins yemek yemeye sabredemeyeceğiz. - 00:08:49.240 --> 00:08:56.800 Rabbine dua et de; bize, şu şu şu nimetleri yerden bitirsin.-" 00:08:56.800 --> 00:09:05.360 Bir taraftan biliyorlar, Cenâb-ı Mevlâ'nın neler verdiğini görüyorlar."Bitirsin." diye neler istediler? 00:09:05.320 --> 00:09:11.720 Mimmâ tünbitü'l-ard. "Yerin bitirdiği sebzelerden, mahsullerden." Neyi istediler? 00:09:12.462 --> 00:09:17.209 Min baklihâ. Bakl, "yeşillik" demek. "Sebze" dediğimiz. 00:09:17.240 --> 00:09:24.992 Sebze de Farsça yine "yeşillik" mânasına geliyor. Her çeşit sebzeye bakl deniliyor. 00:09:25.400 --> 00:09:33.360 Min baklihâ. Ha zamiri arza gidiyor. "Arzın yeşilliklerinden."İstedikleri türleri sayıyorlar: 00:09:33.392 --> 00:09:40.485 Ve kıssâihâ. Kaf ve peltek se ile, elif-i memdûde ile, elif arkasından hemze ile. 00:09:40.520 --> 00:09:45.720 Kıssa, bizim "acur" dediğimiz "salatalık veya kabak." 00:09:45.720 --> 00:09:50.560 Aynı familyadan, aileden, belki ona benzer, 00:09:50.590 --> 00:09:56.833 belki bizim bildiğimizden biraz farklı kabak gibi şeyler istediler. 00:09:56.895 --> 00:10:07.486 Ve fûmihâ. Fûmihâ, yerin fum'undan, bazı rivayetlerde bazı alimlerin rivayetlerinde 00:10:07.480 --> 00:10:19.400 fum buradaki f peltek s ile değişebilen bir telaffuzdur. Sum'uhâ, sum da "sarımsak" demek. 00:10:19.640 --> 00:10:27.998 Buradaki sûmiha, "yerin sarımsağından" istiyorlar. 00:10:28.400 --> 00:10:39.880 Bazı alimler de demişler ki; "Bu ben-i Hâşim lügatında, Arabistan'ın bazı yerlerinde fum, 00:10:39.884 --> 00:10:46.587 'buğday' mânasında kullanılır. "Ekmek yapılan buğday" demektir. 00:10:46.600 --> 00:10:51.320 "Ekmek" istiyorlar demek ki "buğdayından" demiş oluyorlar. 00:10:51.320 --> 00:10:58.200 Ya da sarımsak da zaman zaman isteniyor, şifalı bir ot. "Sarımsağından." 00:10:58.240 --> 00:11:03.520 Ve adesihâ. Ades, "mercimek" demek. 00:11:03.640 --> 00:11:08.200 Büyütece adese diyorlar biliyorsunuz, yuvarlak olduğu için. 00:11:08.400 --> 00:11:14.400 "Mercimek istiyorlar." Ve besalihâ, "soğan" demek. 00:11:14.800 --> 00:11:17.360 "Rabbine dua et de Allah yerden, toprağın bitirdiği bu sebzelerden; 00:11:17.391 --> 00:11:26.321 kabaktan, salatalığından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın. 00:11:26.320 --> 00:11:29.400 Biz bunları yemek istiyoruz." dediler. 00:11:29.600 --> 00:11:37.405 Tabi olağanüstü bir devre geçiriyorlar, Allahu Teâlâ hazretleri koruyor, 00:11:37.441 --> 00:11:45.968 yardımcı oluyor ama sabretmeleri lazım. Mü'minin edep sahibi olması lazım, sabretmesi lazım. 00:11:45.999 --> 00:11:52.979 Bunlar hayatlarının kurtulmasından, düşmanlarının gözlerinin önünde helâk olmasından sonra 00:11:53.200 --> 00:12:00.497 edeplerini takınıp sabretmeleri gerekirken bu sefer; "Buna tahammül edemeyiz." demeye başladılar. 00:12:00.497 --> 00:12:05.273 Halbuki tahammül edemedikleri şey, insanın beslenmesi için yeterli, 00:12:05.273 --> 00:12:16.657 her türlü besleyici malzemeyi ihtiva eden bıldırcın eti. Gayet güzel, kıymetli. 00:12:16.693 --> 00:12:28.666 Öteki soğan, sarımsak onun yanında daha aşağı. Onların böyle sabırsızlık göstermeleri dolayısıyla... 00:12:28.680 --> 00:12:35.600 Bir de söyleyiş tarzı ilginç! "Rabbimiz'e dua et" dememişler. 00:12:35.720 --> 00:12:41.280 Fe'd'ulenâ rabbeke. "Bizim için sen Rabbine dua et." demişler. 00:12:41.316 --> 00:12:44.906 Musa aleyhisselam'ın Rabbi de onların Rabbi değil mi? 00:12:44.920 --> 00:12:51.440 "Rabbimize dua ediver; affetsin, bağışlasın." tarzında söylemeyip de kendilerini geri çekip; 00:12:51.430 --> 00:13:03.461 "Sen Rabbine dua et!" diye söylemeleri de tatsız bir zihniyetin ifadesi oluyor. 00:13:03.480 --> 00:13:15.000 Bütün bu istedikleri şeyler; salatalık, kabak, sarımsak, soğan, sebzeler, mercimek, 00:13:15.200 --> 00:13:23.566 eski hayatlarını özlediklerini gösteriyor. Mısır'daki yaşantılarında vardı. 00:13:23.560 --> 00:13:32.360 Oranın toprağı bu gibi şeyleri bitiriyordu. Ama orada da hürriyet yoktu. 00:13:32.400 --> 00:13:35.000 Zulüm vardı, ölüm vardı. 00:13:35.000 --> 00:13:45.400 Allah'ın onları kurtardığına şükretmeleri gerekirken sabırsızlık göstermeleri 00:13:45.770 --> 00:13:50.316 doğru bir hareket olmadığından Musa aleyhisselam dedi ki; 00:13:50.320 --> 00:13:54.360 Kâle etestebdilûne'llezî hüve ednâ bi'llezî hüve hayr. 00:13:54.357 --> 00:14:02.873 "Hayırlı olanı terk ederek, Allah'tan daha aşağı olanı değiştirmesini mi istiyorsunuz?" 00:14:03.000 --> 00:14:13.720 Diyelim ki bu sefer bunları verse soğan, sarımsak, sebze, kabak, salatalık verse... 00:14:13.760 --> 00:14:23.680 Türkçede de; "Bu iş kabak tadı verdi artık." diye bir söz vardır. 00:14:20.480 --> 00:14:26.800 İnsanın sabrı olmayınca ondan da bıkar. Aynı cins yemek. 00:14:26.960 --> 00:14:36.533 Bu menn ve selvâ, bıldırcın eti ve kudret helvası. Burada saydıkları dört çeşit; insan ondan da bıkar. 00:14:36.560 --> 00:14:44.800 İnsanoğlu çeşit ister. Bir zaman gelir acı ister, acı biber arar. Bir zaman gelir tuzlu ister. 00:14:44.120 --> 00:14:48.880 Bir zaman gelir canı ekşi ister; limon ister, erik ister. 00:14:48.876 --> 00:14:54.747 İnsanoğlunun nefsinin, arzularının, isteklerinin sonu yoktur. 00:14:54.747 --> 00:15:00.240 Halbuki onların hepsini istediği anda da bulmak kolay. 00:15:00.700 --> 00:15:05.749 Cenâb-ı Hak dilerse verir ama herkesin her zaman her istediği olmaz. 00:15:05.787 --> 00:15:13.210 Hatta biz düşünelim ki kendi çocuğumuzu bile terbiye ederken her şeyi istediği zaman kaşlarımızı çatarız. 00:15:13.210 --> 00:15:18.185 "Hem simit istiyorsun, hem şeker istiyorsun, hem kağıt helva istiyorsun, 00:15:18.185 --> 00:15:23.941 hem arkasından bütün satıcıların yanından geçerken ne satıyorlarsa hepsini istiyorsun. 00:15:23.941 --> 00:15:27.675 Vitrinlerde gördüğün her oyuncağı istiyorsun. Evde var. 00:15:27.675 --> 00:15:35.475 O oyuncaklarla oyna, hepsini alma." deriz. Aşırı istekler hoş karşılanmaz. 00:15:35.514 --> 00:15:38.282 İnsanoğlunun nefsine hakim olması lazım. 00:15:38.336 --> 00:15:47.692 Çünkü nefsinin her arzu ettiğini verirse nefis şımarır ve o şımarıklığı da onu kötü noktaya götürür. 00:15:47.692 --> 00:15:49.249 Onun için İmam Gazâlî rahmetullahi aleyh; 00:15:49.249 --> 00:15:56.268 "Çocuklarınızı terbiye ederken, zengin de olsanız ara sıra çocuklarınıza kuru ekmek veriniz 00:15:56.268 --> 00:16:02.120 veya biraz aç bırakınız da o halleri öğrensinler, yemeğin kıymetini bilsinler." 00:16:02.143 --> 00:16:06.940 Yorulan insan yatağın kıymetini bilir ama hep yatakta yatan insan da; 00:16:06.940 --> 00:16:13.889 "Of, belim ağrıdı, butlarım acıdı, sırtıma ağrı girdi, kalksam biraz gezsem." der. 00:16:13.889 --> 00:16:18.238 Yorulan insan yatmak ister, çok yatan da yatmaktan yorulur. 00:16:18.277 --> 00:16:22.618 Onun için o kadar badireden geçtikten sonra; 00:16:22.618 --> 00:16:26.342 "Çok şükür yâ Rabbi, canımızı, hayatımızı kurtardın!" demeyip 00:16:26.400 --> 00:16:30.840 bir de yeni istekler ileri sürüp bir de sabırsız olduklarını, 00:16:30.680 --> 00:16:35.240 istikbale doğru sabredemeyeceklerini,tahammül edemeyeceklerini söylüyorlar. 00:16:35.240 --> 00:16:44.760 Halbuki din, özellikle iyi kulluk sabırla yürür. Dinin yarısı da sabırdır. 00:16:45.280 --> 00:16:51.800 Büyük ölçüde sabır duygusuyla insanın dindarlığı sürer, Allah'ın rızası öyle kazanılır. 00:16:51.120 --> 00:16:59.320 Yarısı da şükürdür. Bir de verilen nimetlerin kıymetini bilince Allah sever. 00:16:59.316 --> 00:17:05.340 "Yâ Rabbi, şu kardeşime vermediğin bunca nimeti bana vermişsin, ona da ver yâ Rabbi! 00:17:05.360 --> 00:17:09.200 Ama bana verdiklerine de çok şükürler olsun." demek güzel. 00:17:09.198 --> 00:17:13.686 Teşekkür edince, şükran duygusunu hatırlayınca, 00:17:13.686 --> 00:17:17.497 Rabbinin kendisine verdiği nimetleri bilince Allah nimeti arttırır. 00:17:17.497 --> 00:17:24.550 Nimetin kadrini bilmeyen küfrân-ı nimette bulunanın elinden de mevcut nimeti çeker, alır. 00:17:24.612 --> 00:17:29.954 "Sen bunun kıymetini bilmedin, alayım da gör!" diye, Cenâb-ı hak terbiye eder. 00:17:29.954 --> 00:17:32.629 Onun için mü'minin ne yapması lazım? 00:17:32.629 --> 00:17:37.835 Nimete şükretmesi lazım, Allah'a şükran duygularıyla dolu olması lazım. 00:17:37.835 --> 00:17:46.878 Başına bir şeyler geldiği zaman da sabretmesi lazım. Sabır da sevap şükür de sevap. 00:17:46.917 --> 00:17:50.700 Sabırsızlık da fena şükürsüzlük de fena. 00:17:50.132 --> 00:17:53.259 Burada anlaşılıyor ki; len nasbire, "Sabretmeyeceğiz." diyorlar, 00:17:53.321 --> 00:17:56.650 sabırsızlık gösteriyorlar, fena bir iş yapıyorlar. 00:17:56.950 --> 00:18:01.596 Ondan sonra da Allah'ın verdiği nimete şükretmeyip başka nimet istemek... 00:18:01.627 --> 00:18:04.652 Var ya işte, aç değilsin, açıkta değilsin. 00:18:04.698 --> 00:18:12.300 Bugün dünyada yirminci yüzyılda yaşadığımız halde nice aç millet var. Aç. 00:18:12.347 --> 00:18:16.793 Yağmur yağmıyor, susuz, kurak, kuraklıktan bitkiler bitmiyor, 00:18:16.793 --> 00:18:21.780 hayvanlar ölüyor, çocuklar hasta oluyor. 00:18:21.124 --> 00:18:33.396 Hem verilen nimete şükretmek lazım hem de olmayana da mahrumiyet olduğu zaman da sabretmek lazım. 00:18:33.617 --> 00:18:43.610 Ondan dolayı Musa aleyhisselam onları azarladı. Sonra Cenâb-ı Hak aceleciliği sevmiyor. 00:18:43.610 --> 00:18:50.819 "Acele şeytandandır." diyor. dua ettiğiniz zaman sabretmek Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi: 00:18:50.834 --> 00:18:55.569 "Dua ettim, dua ettim de hani Allah dualara icabet edermiş, bak benim istediğim olmadı!" 00:18:55.569 --> 00:19:02.338 Sabret; kabulünün bir hikmeti, bir zamanı vardır. Cenâb-ı Hak zamanı gelince verecek. 00:19:02.338 --> 00:19:07.700 Sen niye böyle acele ediyorsun? Sonra Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; 00:19:07.720 --> 00:19:16.560 "Rızkınızın helalden gelmesine dikkat ediniz. Helalden rızk isteyiniz. 00:19:16.559 --> 00:19:19.709 'Rızk gecikti.' diye düşünerek harama sapmayınız." 00:19:19.720 --> 00:19:26.600 "Gecikti bak, gelmiyor, vermiyor." diye insan çalma, çırpma tarafına sapmamalı. 00:19:26.600 --> 00:19:42.240 Hâsılı sabretmeli. Bazen insanın verilenle iktifa etmesi gerekir. O haller de geçer. 00:19:42.280 --> 00:19:49.800 Bir zaman gelir, öteki güzel hallere de erişir. Mısır'dayken belki bıldırcın etini hiç bulamıyorlardı: 00:19:49.940 --> 00:19:59.159 "Elinizdeki güzel nimetleri vererek, onların karşılığında böyle daha aşağı olan şeyleri mi istiyorsunuz, 00:19:59.159 --> 00:20:06.470 onlarla mı değiştirmek istiyorsunuz?" diye azarladı. Ve herhalde tehdit yollu dedi ki; Öyleyse; 00:20:06.400 --> 00:20:16.480 İhbitû mısran. Mısran, mısr kelimesi Arapçada özel isim de olur, cins isim de olur. 00:20:16.530 --> 00:20:22.647 Özel isim olduğu zaman mısr gayrı munsarif olur. Sonuna elif almaz. 00:20:22.647 --> 00:20:31.265 O zaman şu bizim İcp dediğimiz; "Akdeniz'in güneyinde, ortasından Nil'in aktığı, 00:20:31.265 --> 00:20:40.871 bir kenarında Kızıl Deniz'in yer aldığı ülke" demek. Mısr o zaman gayrı munsarif olur. 00:20:40.871 --> 00:20:43.624 Üdhulû misra inşâallâhü âminîn. 00:20:43.655 --> 00:20:55.820 Yusuf aleyhisselam'ın babasına ve kardeşlerine söylediği cümlede o mânasıyla geçiyor. 00:20:55.136 --> 00:21:03.169 Eğer cins isim ise mısran, tenvin almış. Burada cümlenin yerine göre üstün tenvin'i almış. 00:21:03.169 --> 00:21:11.258 O zaman "herhangi bir şehir, herhangi bir belde" demek olabilir. Bunun çoğulu emsar gelir. Mısr, emsar. 00:21:11.258 --> 00:21:16.378 Ne demek?"Ülke, belde, beldeler, ülkeler" demek. 00:21:16.424 --> 00:21:25.650 İhbitû mısran. "O zaman bir beldeye gidin!" "Madem öyle, istediğiniz hepsi var." mânasına. 00:21:25.119 --> 00:21:30.586 "Bir kasabaya, bir beldeye gidin bakalım!" Fe inne leküm mâ seeltüm. 00:21:30.624 --> 00:21:38.360 "O vakit, istediğiniz şeyler sizin olur. Orada vardır. Bir şehre gidin." dedi. 00:21:38.360 --> 00:21:44.115 Bu; "Herhangi bir beldeye gidin." demek olabilir. Halbuki o zaman beldeler, düşmanların elindeydi. 00:21:44.146 --> 00:21:51.493 "Zaten oralarda idiniz. Düşmanlardan kaçıp da bu çöle gelmediniz mi?" demek de olabilir. 00:21:51.540 --> 00:21:59.660 Bir de mısr kelimesi tenvinli olmasına rağmen alimler arasında bu görüş de var. 00:21:59.105 --> 00:22:04.944 İcp mânasına, "o mâruf belde" mânasına gelme ihtimali var. 00:22:04.944 --> 00:22:09.107 O zaman da "Hadi bakalım, madem bu kadar şeyleri istiyorsanız 00:22:09.107 --> 00:22:17.977 o kadar istiyorsanız o işkence çektiğiniz, ölümü tattığınız Mısır'a geri dönün." mânasına gelebilir. 00:22:18.400 --> 00:22:27.640 Her ikisinde de bir azarlama var. Sabırsızlıklarından dolayı Musa aleyhisselam hoşnut olmamış. 00:22:28.440 --> 00:22:33.480 Ondan sonra; Ve duribet aleyhimü'z-zilletü ve'l-meskenetü. 00:22:33.520 --> 00:22:53.940 "Bu tavırlarından dolayı zillet ve meskenet onların üzerlerine yapıştırıldı, kuruldu, vuruldu." deniliyor. 00:22:53.133 --> 00:23:03.567 Zillet ve meskenet damgası onların üstüne basıldı. Hakarete mâruz bir duruma düştüler. 00:23:03.590 --> 00:23:10.895 Başka milletlerin idaresi altında onlara ağır cizye, vergi verme durumuna düştüler, 00:23:10.880 --> 00:23:14.160 -bir rivayete göre- fakr u zarurete düştüler. 00:23:14.229 --> 00:23:22.105 Çünkü nimetin kadri bilinmeyince elden alınıyor, ilâhî kâide böyle. Kadri bilinmeyen nimet alınır. 00:23:22.144 --> 00:23:26.400 O zaman fakr u zarurete düştüler. 00:23:26.438 --> 00:23:37.782 Ve bâû biğadabin mina'llâhi. Bâe, bi harf-i ceri ile "bir şeye dönüp varmak" mânasına geliyor. 00:23:37.837 --> 00:23:45.489 "Allah'tan bir gazaba avdet ettiler. İyi halden bu hâle mâruz kaldılar. 00:23:45.489 --> 00:23:51.898 Allah'ın gazabına muhatap hâle geldiler, müstahak oldular. 00:23:51.880 --> 00:23:59.400 Şevketleri, devletleri gitti, toplumları perişan oldu." 00:23:59.429 --> 00:24:06.687 Ondan sonra Fâtiha sûresinde hani "Yahudilerden bahsediliyor." diyor peygamber Efendimiz. 00:24:06.760 --> 00:24:10.640 Mağdûbi aleyhim. "Kendilerine gazap edilen" 00:24:10.880 --> 00:24:17.360 Edepsizliklerinden, sabırsızlıklarından dolayı Allah'ın gazap ettiği insanlar hâline geldiler. 00:24:17.352 --> 00:24:26.283 Bu nedendi? Zâlike bi ennehüm. "Çünkü onlar." Kânû yekfürûne biâyâti'llâh. 00:24:26.320 --> 00:24:35.760 "Allah'ın bu kadar açık seçik âyetlerine rağmen imana, insafa gelmiyorlar, 00:24:35.755 --> 00:24:43.510 bu âyetleri görmüyorlar, bu âyetlere karşı kâfir oluyorlar, yine kâfirlik ediyorlardı." 00:24:43.120 --> 00:24:48.680 Şöyle bir teslim olup iyi bir mü'minlik göstermiyorlardı. 00:24:48.720 --> 00:24:55.600 Allah'ın gerek kevni âyet denilen mucizeleri, olağanüstü iltifatları, ikramları, 00:24:55.640 --> 00:25:01.760 olayları karşısında insaf etmeleri gerekirken; 00:25:01.840 --> 00:25:09.120 ya da Tevrat'ta Musa aleyhisselam'a indirilen âyetlerde onların ibret alacakları 00:25:09.800 --> 00:25:15.920 nice nice hükümler varken ibret almadıklarındandı." diye izah ediyor Cenâb-ı Hak. 00:25:15.939 --> 00:25:20.411 Gazaba uğramaları bunları yapmadıklarındandı. Tabi bütün bunlar birer ibrettir. 00:25:20.434 --> 00:25:25.503 Allah'ın ayetlerine inanmayanlar, her zaman, her yerde Allah'ın gazabına uğrar. 00:25:25.557 --> 00:25:34.845 Her millet de uğrar. O halde Allah'ın âyetlerini ibret gözüyle incelemek, 00:25:34.868 --> 00:25:43.544 ibret almak ona göre hareketini Cenâb-ı Hakk'ın razı olacağı şekle döndürmek lazım. 00:25:43.544 --> 00:25:54.800 O devrin âyetleri anlamaz, insafa gelmez insanları daha başka şeyler de yapmışlar. 00:25:54.840 --> 00:26:05.360 Ve yaktülûne'n-nebiyyîne biğayri'l-hak. "Haksız yere peygamberleri öldürmüşlerdi, öldürüyorlardı" 00:26:05.409 --> 00:26:12.161 Neden bu hal başlarına geldi, niye bu gazab-ı ilâhîye uğradılar, zillet ve meskenete duçar oldular? 00:26:12.161 --> 00:26:16.350 Çünkü peygamberlerini haksız yere öldürüyorlardı. 00:26:16.810 --> 00:26:20.457 Öldürdükleri peygamberlerin bazılarının isimlerinin bileceksiniz. 00:26:20.520 --> 00:26:27.680 Mesela Zekeriya aleyhisselam'ı öldürmüşler, Yahya aleyhisselam'ı öldürmüşler, şehit ettiler. 00:26:27.640 --> 00:26:33.800 Şa'ya isimli peygamberi öldürmüşler. 00:26:33.800 --> 00:26:41.840 Bir yerde okudum -hangi kitaptaysa- "Şuayb aleyhisselam'ı da öldürdüler." diyor ki 00:26:38.160 --> 00:26:42.160 herhalde bu, Şa'ya'yı Şuayb sanmalarından olsa gerek. 00:26:42.160 --> 00:26:46.120 Yanlış tercemeden, yanlış görmekten kaynaklanmış olabilir. 00:26:46.120 --> 00:26:56.160 Şuayb aleyhisselam, Musa aleyhisselam'ın zamanındaki başka bir peygamber. 00:26:56.280 --> 00:27:06.800 Musa aleyhisselam'n Kenan iline gittiği zaman koyunları, 00:27:06.400 --> 00:27:12.200 sürüyü sulayıp kızlarından biriyle evlendiği bir peygamber. O değil. 00:27:12.200 --> 00:27:15.840 "Şa'ya" denilmiş; onu da düzeltmiş olalım. 00:27:15.880 --> 00:27:25.720 Zaten biğayri'l-hak, hak etmemişken Allah'ın herhangi bir kulunu öldürmek fena.Nasıl hak eder? 00:27:25.680 --> 00:27:30.600 Başkasını öldürür. O zaman "Sen onu niye öldürdün?" diye cezalandırılır. 00:27:30.643 --> 00:27:37.208 Haksız yere birini öldürmek zaten fena iken bir de peygamber öldürmek... 00:27:37.208 --> 00:27:44.103 Allah'ın en mübarek kulunu hem de hakkı söyleyen, insanları hakikate çağıran 00:27:44.120 --> 00:27:51.280 peygamberi öldürmek çok büyük bir vahşet! Çok büyük bir sapıklık! Çok büyük bir suç! Günahın en büyükleri. 00:27:51.276 --> 00:27:55.630 Öldürmüşler. Ve yaktulûne'n-nebiyyîne biğayri'l-hak. 00:27:55.630 --> 00:28:05.546 Onların tarihlerinde var. Bu peygamberlerin hayatları okunursa nasıl haksızlıkla bu işi yaptıkları görülür. 00:28:05.793 --> 00:28:13.342 Onları şehit etmişler. Şehit etmiş olduklarından dolayı bu sonuca uğruyorlar, bu cezaya uğruyorlar. 00:28:13.342 --> 00:28:24.579 Zâlike bimâ asav. "Çünkü bunlar isyan ediyorlardı. İsyan ettiklerindendi." 00:28:24.579 --> 00:28:33.652 Ve kânû ya'tedûn. "Haddi tecavüz ediyorlardı, sınırı aşıyorlardı." 00:28:33.640 --> 00:28:42.480 Yapılmaması gereken işi yapıyorlardı, taşkınlık gösteriyorlardı, çizgiden öteye geçiyorlardı. 00:28:42.640 --> 00:28:49.600 Cenâb-ı hak kimseye zulmetmiyor, fakat insanlar çok zulmediyorlar. İnsanların zulmü çok fazla. 00:28:49.585 --> 00:28:56.993 Şöyle bir insaf ile tarih incelenirse, günümüz incelenirse, 00:28:57.400 --> 00:29:03.400 dinler tarihi, peygamberler tarihi incelenirse bu insanların çok acayip mahluklar olduğu görülüyor. 00:29:03.454 --> 00:29:08.429 Çok zalim, çok gaddar, hunhar oldukları görülüyor. 00:29:08.440 --> 00:29:16.920 Allah cümlemizi zalimlerin şerrinden korusun, zalimlere fırsat vermesin. 00:29:16.941 --> 00:29:24.777 Eskilerden de ibret alsınlar. 00:29:24.839 --> 00:29:32.777 Şimdiki insanlar bir daha, yine Allah'ın gazabına uğramamak, yine zillete, 00:29:32.777 --> 00:29:38.939 meskenete duçar olmamak için eski milletlerin başına gelenlerden 00:29:38.939 --> 00:29:44.672 ibret alsınlar da bu yanlışlıkları yapmasınlar. Ama nedense böyle olmuyor. 00:29:44.718 --> 00:29:52.490 Tabi biz bunları söylüyoruz da dinleyen dinliyor. Zaten iyi olan insanlar dinliyor. 00:29:52.490 --> 00:29:58.237 Asıl dinlemesi gereken zalimler dinlemiyor. Böyle konular olduğu zaman dinlemiyorlar. 00:29:58.237 --> 00:30:02.699 Dinlemeyince de aynı hatalar tekrar ediliyor. 00:30:02.699 --> 00:30:13.201 Hani rahmetli Mehmet Akif Ersoy bir manzumesinde diyor ki; 00:30:13.248 --> 00:30:21.178 Tarihten adam ibret alırmış, ne masal şey. 00:30:21.240 --> 00:30:28.400 Tarihten ibret almak masal, hikâye. Olmaz böyle şey! 00:30:29.650 --> 00:30:37.844 Bunca kıssa, yarım hisse mi verdi?Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar. 00:30:37.898 --> 00:30:40.766 Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi? 00:30:40.766 --> 00:30:52.759 Tarihi "tekerrür" diye tarif ediyorlar: Tarih tekerrürden ibarettir.Niye tekerrür etmiş? 00:30:52.760 --> 00:30:58.760 İbret alınsaydı tekerrür etmeyecekti işte. Milletlerin yükselmesi neden oluyor? 00:30:58.809 --> 00:31:03.119 Duraklaması neden oluyor? Çökmesi neden oluyor? 00:31:03.149 --> 00:31:08.591 Ahlâk gidince, aşk, şevk, edep, ahlâk gidince çöküyor. 00:31:08.591 --> 00:31:15.704 Aşk şevk olduğu zaman, birlik beraberlik olduğu zaman başarı oluyor. İşte bundan ibret alması lazım. 00:31:15.719 --> 00:31:22.172 Hele şimdi bizim yirminci yüzyılda çok ibret almamız lazım. Ülkemizin hâline bakın. 00:31:22.203 --> 00:31:26.766 Başka ülkelerin hâline, başka ülkelerin başarılarına, 00:31:26.828 --> 00:31:34.370 o ülkelerdeki düzene, insan haklarına, anlayışa bakın. 00:31:34.370 --> 00:31:38.274 Sonra çevrenizdeki başka ülkelere, Ortadoğu ülkelerine bakın. 00:31:38.274 --> 00:31:47.818 Çeşit çeşit milletler var; ortada hiç ibret yok. Hatalar devam edip duruyor. 00:31:47.857 --> 00:31:50.811 İyiler örnek alınmıyor. 00:31:51.881 --> 00:31:57.667 İyilere bakarak ötekilerin kendini düzeltmesi gerekirken maalesef böyle şeyler yapılmıyor. 00:31:57.713 --> 00:32:12.187 Allahu Teâlâ hazretleri iyilere kuvvet versin, kötüleri de şöyle kenara çeksin. İyilerin sözü hakim olsun. 00:32:12.230 --> 00:32:19.963 Hz. Ömer radıyallahu anh bir münasebetle şöyle söylemiş: 00:32:19.963 --> 00:32:24.943 İlallâhü eşkü da'fe'l-emin ve hıyânete'l-kavîm. 00:32:24.989 --> 00:32:32.481 "Güvenilir, iyi insanın, emniyetli insanın zayıf olmasından; 00:32:32.559 --> 00:32:39.440 kuvvetli insanın da hainlik etmesinden, -ne yapayım artık başka çarem yok- Allah'a sığınırım. 00:32:39.440 --> 00:32:42.410 Allah korusun, böyle bir durum olmasın." diyor. 00:32:42.587 --> 00:32:50.775 Kavim hain olursa çok fena; güvenilir insan da zayıf olursa o da bir felaket! 00:32:50.797 --> 00:32:56.734 Allah iyilere kuvvet versin; kötüleri de dizginlesin, frenlesin, ıslah etsin. 00:32:56.734 --> 00:33:06.320 Tarihten ibret alınsın, çevreden örnek alınsın. Yirminci yüzyılda insanlar insanlıklarını bilsinler, 00:33:06.320 --> 00:33:11.801 insanca yaşasınlar, dünyayı birbirlerine zehir, cehennem etmesinler. 00:33:11.800 --> 00:33:16.480 Huzur içinde yaşarken bakın şu Balkanlar'da 00:33:16.760 --> 00:33:21.320 "Bir arada yaşarken, aynı şehirde yaşarken komşularımız bize saldırdı." diyorlar. 00:33:21.400 --> 00:33:23.440 Bosna'daki kardeşlerimiz; 00:33:23.720 --> 00:33:26.520 Kosova'da da öyle, başka yerlerde de öyle. 00:33:26.508 --> 00:33:31.652 Allah ondan sonra da başlarına başka felaketler veriyor. Ama ibret almaz. 00:33:31.640 --> 00:33:38.200 Onların gözleri kör, kalpleri mühürlenmiş olduğu için bunlardan ibret almıyorlar. 00:33:38.196 --> 00:33:41.191 Kim bilir ne biçim yorumlarla yorumluyorlar. 00:33:41.221 --> 00:33:44.581 Kânû yekfürûne biâyâti'llâhi ve yaktülûne'n-nebiyyîne biğayri'l-hak. 00:33:44.581 --> 00:33:51.711 Buradaki nebî kelimesini hatırlatalım. Nebee, nebe, "haber" demek. 00:33:51.733 --> 00:33:55.519 Hatta amme sûresinin bir adı da Nebe sûresidir. 00:33:55.604 --> 00:34:01.400 Amme yetesâelûn. Ani'n-nebei'l-azîm. Nebe kelimesi, "haber" kelimesi, 00:34:01.400 --> 00:34:06.967 orada geçtiği için ona "Nebe sûresi" de derler. "Amme sûresi" de derler. 00:34:06.967 --> 00:34:18.282 Bu kökten nebî, faîl vezninde sıfat-ı müşebbehe veya faîl vezninde, mübalaga sîgası da olabiliyor. 00:34:18.282 --> 00:34:27.342 "Haber getiren veya çok haber getiren" mânasına gelir. Tam, doğru telaffuzu nasıl olacaktır? 00:34:27.342 --> 00:34:37.122 Nebi' diye hemzeli olacaktır. Fakat hemze, y harfine dönüyor. "Ya kayboluyor." derler Araplar. 00:34:37.122 --> 00:34:46.297 Ye, nebiyyün diye şeddeleniyor. Kur'ân-ı Kerîm kıraatleri içinde Nebîün diye de kıraat var. 00:34:46.327 --> 00:34:51.745 Nebî, "haber getiren" demek. Farsçası da peygamber. Peygam, "haber" demek. 00:34:51.745 --> 00:34:58.597 Ber de bürden masdarından gelme bir kök. Peygamber, "haber getiren" demek. 00:34:58.597 --> 00:35:04.634 Nebî kelimesinin Farsçası olmuş oluyor. Türkçede yalvaç diyorlar. 00:35:04.640 --> 00:35:11.000 Çünkü Allahu Teâlâ hazretlerinin emirlerini, haberleri insanlara duyuruyorlar. 00:35:11.120 --> 00:35:17.200 bu mübarek kullar, salih kullar, vazifeli kullar, Allah'ın seçtiği kullar. 00:35:17.200 --> 00:35:24.000 Bu peygamberlik kesbî değil. Çalışmakla, diploma almakla elde edilecek bir şey değil. 00:35:24.000 --> 00:35:26.760 Cenâb-ı Hak peygamberlerini seçiyor. 00:35:26.820 --> 00:35:31.402 Peygamberlerin içinden de en seçkini Peygamber Efendimiz'i seçmiş. 00:35:31.400 --> 00:35:41.200 Muhtar sıfatı var, Mustafâ, Müctebâ sıfatları var. Bunlar "seçme" mânasını gösteriyor. 00:35:41.231 --> 00:35:53.251 Bu seçkin kullar Allah'ın emirlerini meleklerden alabilip, Allah'ın vahyi ile bildirmesi ile öğrenip, 00:35:53.290 --> 00:35:59.760 yükümlü olup, vazifeli olup, insanlara anlatıyorlar. Türkçede güzel bir söz vardır. 00:35:59.760 --> 00:36:03.625 Türk örfünde, töresinde, mertliğinde; "Elçiye zeval yok." derler. 00:36:03.625 --> 00:36:09.718 Elçi, karşı taraftan haberi getiriyor. Onun için elçiye bir şey yapılmaz. 00:36:09.718 --> 00:36:17.453 Eğer elçi gönderilen insanlar alçaksa uluslar arası terbiyeden mahrumsa o zaman elçiyi öldürürler. 00:36:17.453 --> 00:36:22.587 Halbuki elçinin bir yaptırımı yok. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, 00:36:22.680 --> 00:36:24.160 İslâm'a davet etmek için 00:36:24.280 --> 00:36:31.720 Sasani imparatoruna; "Orayı biliyor, o dilden anlıyor." diye, ashaptan bir zâtı vazifeli olarak gönderdi. 00:36:31.680 --> 00:36:38.560 Onları İslâm'a davet etti, Kur'an'a davet etti. Aya, güneşe, aydınlığa, karanlığa, 00:36:38.520 --> 00:36:44.480 iyilik tanrısı, kötülük tanrısı, zulmet tanrısı, aydınlık tanrısı gibi safsatalara, 00:36:44.465 --> 00:36:49.952 düalizme, seneviyyeye sapmamalarına ikaz için... 00:36:49.952 --> 00:36:56.630 Peygamber Efendimiz'in mektubunu parça parça yırttı alçak! Ve elçisini öldürdü! 00:36:56.640 --> 00:37:01.320 Peygamber Efendimiz bunu Medine-i Münevvereden, 00:37:01.314 --> 00:37:08.214 Allahu Teâlâ hazretlerinin bildirmesiyle, nübüvvet nuruyla, peygamberane görüşle gördü. 00:37:08.200 --> 00:37:13.840 Dedi ki: "Elçimizi öldürdü, hain! Mektubumu parçaladı. 00:37:13.865 --> 00:37:19.993 Mektubumu parça parça ettiği gibi Allah da onun ülkesini parça parça parçalasın. 00:37:19.993 --> 00:37:33.551 Saltanatını, devletini mahvetsin. Elçimi öldürdüğü gibi Allah da onu kahretsin!" diye mukabele etti. 00:37:34.176 --> 00:37:41.720 Suçun cezası suça uygundur.Öyle ceza almasını talep edince, verilmesini talep edince, 00:37:41.720 --> 00:37:46.899 Cenâb-ı Hak tarafından yakın zamanda oğlu tarafından öldürtüldü. 00:37:46.899 --> 00:37:51.115 O peygamber Efendimiz'in elçisini öldüren kişinin hayatı sona erdi. 00:37:51.161 --> 00:37:58.785 Memleketi de İslâm orduları tarafından fethedilip devleti parça parça parçalandı, saltanatı kalmadı. 00:37:58.832 --> 00:38:03.850 İnsanların peygamberlere saygı göstermesi lazım. 00:38:03.850 --> 00:38:06.292 Doğru sözü söyleyene de saygı göstermesi lazım. 00:38:06.292 --> 00:38:12.539 Küçük de olsa büyük de olsa, rütbeli de olsa rütbesiz de olsa, doğru söyleyene saygı göstermek lazım. 00:38:12.569 --> 00:38:19.935 Nebî kelimesinin çoğulu enbiyâ gelir. "Peygamberler" demek. Nebiyyîn diye de gelir. 00:38:19.935 --> 00:38:26.214 Peygamber Efendimiz'in sıfatlarından birisi, Kur'ân-ı Kerîm'de tescil sıfatıdır ki 00:38:26.214 --> 00:38:33.151 Peygamber Efendimiz Hâtemü'n nebiyyîn'dir, peygambelerin sonuncusudur. Kur'ân-ı Kerîm'le sabit. 00:38:33.160 --> 00:38:36.760 Burada mugalata edip safsata ileri sürmeye lüzum yok! 00:38:36.759 --> 00:38:42.832 Peygamberlerin sonuncusudur da resullerin sonuncusu değil midir? Resullerin de sonuncusudur. 00:38:42.840 --> 00:38:51.000 Peygamber Efendimiz aynı zamanda Hâtemü'r rusül'dür. Ve kendisi çok açık seçik bir şekilde; 00:38:51.360 --> 00:38:56.000 Lâ nebiyye ba'dî. "Benden başka peygamber gelmeyecektir. 00:38:56.000 --> 00:39:00.520 Artık kıyamete kadar benim şeriatim hâkim olacaktır." diye buyurmuştur. 00:39:00.520 --> 00:39:05.320 Onun için sonra peygamberlik davasıyla ortaya çıkanlar; "Ben Allah'tan haber alıyorum, 00:39:05.360 --> 00:39:13.440 ben peygamberim." diyenlerin sözlerinin hepsi boş iddiadır, yalandır ve büyük bir suçtur. 00:39:13.499 --> 00:39:18.397 Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şeriflerinde buyurmuştur ki; 00:39:18.397 --> 00:39:26.401 "Eski peygamberlerden hiçbir peygamber yoktur ki Deccal'in çıkacağını ümmetine bildirmesin, 00:39:26.400 --> 00:39:31.480 Deccal'den müteyakkız olmalarını ikaz etmesin. 00:39:31.495 --> 00:39:38.907 Her peygamber; 'Aman, deccal çıkarsa gözünüzü açın! Deccalin aldatmacalarına kanmayın! 00:39:39.130 --> 00:39:45.629 Ben de sizi ikaz ediyorum: Deccal muhakkak çıkacaktır. Onun vasıfları şöyledir, böyledir. 00:39:45.629 --> 00:39:51.378 Ama asıl deccal çıkmazdan önce, ümmetin içinden yalancılar çıkacaktır. 00:39:51.378 --> 00:39:57.657 Bir de deccal bozuntuları gelecektir. Otuza yakın veya daha fazla. 00:39:57.657 --> 00:40:00.597 Bunlardan dört tanesi de kadın olacaktır. 00:40:00.597 --> 00:40:03.612 Halbuki benden sonra peygamber gelmeyecek, 00:40:03.612 --> 00:40:12.139 bunların sözlerinin hepsi hilâf-ı hakikattir, yalandır." diye bildiriyor. 00:40:12.225 --> 00:40:24.487 Ama milletin ne Deccal'in haberinden haberi kaldı ne de dinin aslından, esasından... Kur'an'ı okumuyorlar. 00:40:24.487 --> 00:40:27.251 Hadîs-i şerîflere sımsıkı sarılmak lazım. 00:40:27.282 --> 00:40:34.599 Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'in en güzel tefsiri, hadîs-i şerîflerle oluşan manzaradır. 00:40:34.653 --> 00:40:39.437 Hadîs-i şerîfler teferruatı bildirdiği için hiç kaçamak noktası bırakmaz. 00:40:39.451 --> 00:40:45.739 Hiç açık kapı, delik, gedik bırakmaz. Her şeyi tam tamir eder, tam anlatır. 00:40:45.739 --> 00:40:52.689 Onun için hadîs-i şerîf Müslümanlığı, sahabe Müslümanlığıdır. Hadîs-i şerîfi okuyan kurtulur. 00:40:52.689 --> 00:40:56.429 Hadîs-i şerîfi hiçe sayan, arkaya atan, yan bakan; 00:40:56.429 --> 00:41:01.716 "Hadîs-i şerîf gerekmez, bana Kur'an yeter." diyen, fitnelere uğrar. 00:41:01.716 --> 00:41:08.996 Deccalin fitnesine de uğrar. Aldanır, yanılır, sapıtır, şaşırır. Başkasını da sapıttırır, şaşırttırır. 00:41:09.190 --> 00:41:14.294 Böyle şeylerden haberdar olmayan milletler de yanlış inançlara düşerler, 00:41:14.294 --> 00:41:22.979 yanlış insanların peşinden koşarlar. Şeytanın oyununa düşerler, âkıbetlerini mahvederler. 00:41:22.979 --> 00:41:29.546 Âhiretlerini mahvederler, âkıbetleri hüsran olup sonra cehennemde ebediyen yanarlar. 00:41:29.546 --> 00:41:33.964 "Yanılmasınlar." diye, "Bu durumlara düşülmesin." diye, Peygamber Efendimiz 00:41:33.964 --> 00:41:40.124 hadîs-i şerîflerinde çok ikaz etmiş ama eskiden beri insanların içindeki zalimler, 00:41:40.124 --> 00:41:44.117 böyle mübarek peygamberleri de öldüregelmişler. 00:41:44.117 --> 00:41:59.116 Nice nice salih insanları da hâlen nice ülkelerde hapislere atıp öldüren sözde İslâm ülkeleri var. 00:41:59.210 --> 00:42:11.412 Duyuyoruz, görüyoruz. İşte Mısır, işte komşu ülkeler, Irak vs. nice nice zulümlere şahit oluyoruz. 00:42:11.400 --> 00:42:18.960 Allahu Teâlâ hazretleri bizi zulmetmekten korusun. Kendimiz zalim olma durumuna düşmeyelim. 00:42:18.960 --> 00:42:24.280 Zulme uğramaktan da korusun. Cahillerle iş yapmaktan korusun. 00:42:24.240 --> 00:42:28.000 Cahilane muameleye mâruz kalmaktan korusun. 00:42:28.210 --> 00:42:33.225 Ayağımızın kaymasından, yanlış yollara gitmesinden korusun. 00:42:33.280 --> 00:42:37.320 Kendimizin dalâlete düşmemizden korusun. 00:42:37.337 --> 00:42:42.749 Başkalarını dalâlete düşürmekten, başkaları tarafından kandırılmaktan korusun. 00:42:42.760 --> 00:42:49.200 Ayağımızı yere sağlam basalım. Sırat-ı müstakîmde sapa sağlam dosdoğru yürüyelim. 00:42:49.280 --> 00:42:55.400 Cenâb-ı Hakk'ın rızasına uygun yaşıyalım. Kur'ân-ı Kerîm müslümanı olalım. 00:42:55.419 --> 00:43:04.161 Zamane müslümanı değil, sahabe müslümanı olalım. Asr-ı saadet müslümanı olalım, ehl-i sünnet olalım. 00:43:04.161 --> 00:43:08.673 Ehl-i hadîs olalım. Hadîs-i şerîflere göre yaşayalım. 00:43:08.673 --> 00:43:15.263 Hadîs-i şerîflerin bize verdiği altın gibi, cevher gibi bilgilerden istifade ederek 00:43:15.280 --> 00:43:22.160 münakaşaların kesin sonuçlarını bulup doğru yolda yürüyelim. 00:43:22.127 --> 00:43:28.600 Şaşıranın, şaşırtmak isteyenin gayretleri bize zarar vermesin. 00:43:28.600 --> 00:43:35.135 Cenâb-ı Hak bizi ve zürriyetimizi, kıyamete kadar bizden gelen nesilleri, sırat-ı müstakîmde yürütsün. 00:43:35.219 --> 00:43:41.115 Hakkı tutan, hakkı destekleyen, dine mü'min tarzda, İslâm'a en güzel tarzda hizmet eden kullarından eylesin. 00:43:41.115 --> 00:43:47.423 Kur'an'ı sevmeyi nasip etsin. Peygamber Efendimiz'i candan sevip sünnetine sımsıkı sarılıp 00:43:47.423 --> 00:43:53.545 ümmetine en güzel hizmetler yapmayı nasip eylesin. Böylece cennetini cemalini nasip eylesin. 00:43:53.560 --> 00:43:56.480 Rıdvan-ı Ekber'ine cümlenizi cümlemizi vâsıl eylesin. 00:43:56.560 --> 00:43:59.000 es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!