WEBVTT 00:00:00.100 --> 00:00:02.556 es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh 00:00:02.581 --> 00:00:05.639 Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun... 00:00:05.664 --> 00:00:08.111 Cenâb-ı Hak cumanızı mübarek etsin... 00:00:08.381 --> 00:00:14.376 Bu güzel günün feyzinden, bereketinden, nimetlerinden; Cenâb-ı Hakk'ın rahmetinden 00:00:14.598 --> 00:00:19.778 istifade edenlerden eylesin... İki cihanda aziz ve bahtiyar olun... 00:00:19.811 --> 00:00:22.990 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, 00:00:22.990 --> 00:00:30.463 Ahmed b. Hanbel ve diğer kaynakların Sehl b. Sa'd radıyallâhu anh'dan rivayet ettiğine göre buyurmuş ki: 00:00:30.939 --> 00:00:36.840 İyyâküm ve muhakkarâti'z-zünûb fe-innemâ meselü muhakkarâti'z-zünûbi 00:00:36.840 --> 00:00:44.626 ke-meseli kavmin nezelû batne vâdin fe-câe zâ bi'ûdin ve câe zâ bi'ûdin 00:00:44.983 --> 00:00:55.437 hattâ hamelû mâ endacû bihî hubzehüm ve inne muhakkarâti'z-zünûbi metâ yü'hazü bihâ sâhibühâ tühlikühû. 00:00:55.873 --> 00:00:59.300 Sadaka resûlullâh fî mâ kâl ev kemâ kâl. 00:00:59.450 --> 00:01:03.670 Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu hadîs-i şerîfinde 00:01:03.670 --> 00:01:12.463 bizi küçük günahları önemsememe durumuna düşmekten men ediyor. 00:01:12.589 --> 00:01:18.900 Yani; "canım ne olacak, az bir günah, küçük bir günah, önemsiz bir günah" diye, 00:01:18.900 --> 00:01:26.717 günahların küçük görünenlerini aldırmayıp işlemekten bizi men ediyor. 00:01:26.717 --> 00:01:26.939 Peygamber Efendimiz bu sözleriyle 00:01:26.939 --> 00:01:35.881 "Sakın ha öyle yapmayın, günah küçük de olsa sakının, çekinin." demiş oluyor. 00:01:41.937 --> 00:01:53.471 İyyâküm sözü Arapça'da bir tabirdir. "Size ihtar ederim ki böyle yapmayın!" mânasına kullanılıyor. 00:01:57.306 --> 00:02:03.901 Küm erkekler için muhatap, bitişik bir zamir oluyor. 00:02:04.283 --> 00:02:10.523 Fâtiha sûresinden biliyoruz; iyyâke, "sana" demek. İyyâküm de "size" demek. 00:02:10.832 --> 00:02:15.371 "Size benden nasihat olsun ki, sakın bunu yapmayın!" mânasına geliyor. 00:02:16.330 --> 00:02:20.814 Kısaca; "Sakın ha, yapmayın ha!" anlamı taşıyor. 00:02:23.900 --> 00:02:33.204 İyyâküm ve muhakkarâtiz-zünûb. "Günahların hor-hakir, önemsiz, küçük görünenlerinden aman sakının." 00:02:35.480 --> 00:02:45.650 Muhakkar; "tahkir edilmiş, önemsiz görülmüş, azıcık görülmüş, mühim değil gibi sanılmış" demek; 00:02:45.982 --> 00:02:56.598 muhakkarât, çoğulu. Muhakkarâtü'z-zünûb; "günahların az, önemsiz görünmüşleri" demek. 00:02:56.923 --> 00:03:02.893 "Günahların az ve mühim değil gibi görünenlerinden aman sakının." 00:03:04.708 --> 00:03:12.985 Sonra bunu, hepimizin gözünün önüne bir manzara sererek, hatırımızda kalacak şekilde anlatıyor. 00:03:17.400 --> 00:03:20.411 Ke-meseli kavmin nezelû batne vâdin. 00:03:22.180 --> 00:03:30.659 Bu hor görülen, önemsenmeyen, aldırılmayan, küçük gibi sanılan günahlar neye benzer? 00:03:36.917 --> 00:03:38.249 "Bir takım insanlar, 00:03:39.836 --> 00:03:48.509 yolcular, bir yerden bir yere gidiyorlar; vadinin düzlüğüne gelmişler, konaklamışlar." 00:03:52.334 --> 00:03:54.583 Fe-câe zâ bi'ûd. 00:03:59.595 --> 00:04:02.837 "Şu adam bir dal getiriyor." 00:03:54.583 --> 00:03:59.587 Zâ, burada işaret zamiri olarak kullanılıyor. 00:04:04.725 --> 00:04:12.720 Câe "geldi" demek ama be harf-i cerri ile müteaddî oluyor. 00:04:15.838 --> 00:04:24.112 Ve câe zâ bi'ûd, "Herkes bir parça dal getiriyor" demek. 00:04:24.608 --> 00:04:30.456 Hattâ hamelû mâ endacû bihî hubzehüm. 00:04:30.702 --> 00:04:39.433 "Nihayet ekmeklerini pişirecek miktarda malzemeyi taşıyorlar." 00:04:42.180 --> 00:04:46.391 Bir tanesi bir dal getiriyor, azıcık ama ötekisi, ötekisi de getiriyor. 00:04:46.391 --> 00:04:57.270 Hepsi birikince kocaman bir ateş oluyor. Yakıyorlar, ondan sonra ekmeklerini pişiriyorlar, yiyorlar. 00:04:57.796 --> 00:05:06.905 Küçücük dallar bir araya toplandığı zaman, çok büyük harıl harıl yanan bir ateş oluyor. 00:05:07.286 --> 00:05:19.669 İşte günahların önemsenmeyenleri de böyledir. Sahibine çok büyük bir ceza getirebilir. 00:05:20.121 --> 00:05:26.286 Bu küçük günahları önemsemeyen insanın küçük günahları birikir sonra kendisini yakıp mahveden 00:05:26.286 --> 00:05:30.140 korkunç bir ateş ve büyük bir ceza olabilir. 00:05:33.690 --> 00:05:41.973 Ve inne muhakkarâti'z-zünûbü metâ yü'hazü bihâ sâhibühâ. 00:05:43.181 --> 00:05:50.535 "Sahibi bu önemsenmeyen günahlardan dolayı ‘Gel bakalım, sen bunları niye işledin!' 00:05:50.567 --> 00:05:51.912 diye sorguya suale çekilirse." 00:05:51.937 --> 00:05:59.109 Tühlikühû. "O günahları önemsemeyip işleyen kimseyi helâk eder." 00:06:00.307 --> 00:06:05.881 O halde kendimize çeki düzen vermeliyiz. 00:06:06.269 --> 00:06:10.567 Damlaya damlaya göl olur, diye tasarruf yaptığımız gibi 00:06:13.471 --> 00:06:21.500 bu küçük günahlar da birike birike büyük bir ateş olur deyip küçük günahlardan da sakınacağız. 00:06:21.500 --> 00:06:26.180 Günahların hiçbirisini küçük, önemsiz görmeyeceğiz. 00:06:26.418 --> 00:06:31.854 Aldırmazlık yapmayacağız, omuz silkmeyeceğiz, titiz müslüman olacağız. 00:06:31.879 --> 00:06:36.325 Hiçbir hata-günah işlememeye gayret edeceğiz. 00:06:36.444 --> 00:06:39.823 İbn Hâcerü'l-Askalânî'nin Münebbihât'ında okumuştum: 00:06:40.195 --> 00:06:46.550 "Günahların küçüklüğüne bakmayın, o hatanın kime karşı işlendiğini düşünün." diyordu. 00:06:49.316 --> 00:06:54.280 Cenâb-ı Hakk'ın emri çiğneniyor, haramı işleniyor. 00:06:56.460 --> 00:06:57.516 Kime karşı işleniyor günah? 00:06:57.516 --> 00:07:03.125 Allah'a karşı. Binaenaleyh çok büyük bir terbiyesizlik, çok kötü bir şey. 00:07:03.314 --> 00:07:10.374 O halde herkes ayağını denk almalı, küçük günahlardan bile kaçınmalı. 00:07:11.214 --> 00:07:15.360 Biz küçük günahlardan, büyük günahlardan, hepsinden kaçınmaya çalışırız da, 00:07:15.760 --> 00:07:19.873 yine de bunu tam beceremeyiz, bir sürü hatamız-kusurumuz olur. 00:07:19.873 --> 00:07:30.520 Ama niyet olarak hepsine dikkat edip günahların hepsinden kaçınmaya çalışırsak, 00:07:30.535 --> 00:07:36.626 bu niyetimize göre epeyce bir korunma da sağlamış oluruz. 00:07:36.982 --> 00:07:41.314 Böyle sakınma duygusuna sahib olduğu zaman bir insan, 00:07:41.639 --> 00:07:46.126 Allahu Teâlâ hazretleri onun niyetine, çalışmasına, gayretine bakıp 00:07:48.610 --> 00:07:55.311 başaramadığı, hata ettiği, dayanamadığı şeyleri de bağışlar. Kur'an-ı Kerim'de de: 00:07:55.731 --> 00:08:03.290 İn tectenibû kebâira mâ tünhevne anhü nükeffir anküm seyyiâtiküm. 00:08:08.476 --> 00:08:19.597 "Yasaklanmış olan günahların büyüklerinden sakınırsanız; yani samimiyetinizi ispat ederseniz, 00:08:19.890 --> 00:08:22.889 Cenâb-ı Hak artık ötekileri bağışlar." buyuruluyor. 00:08:23.698 --> 00:08:29.405 "Ötekileri de bağışlar…" derken, küçük günahları da işlememeye yine dikkat edeceğiz. 00:08:29.856 --> 00:08:37.334 "Canım bu çok önemli değil" diye aldırmadan günah işlemek çok yanlış bir tutumdur, 00:08:37.359 --> 00:08:46.248 çok kötü bir zihniyettir. Zaten "Bunun önemi yok, yapıvereyim." 00:08:46.248 --> 00:08:51.790 diye düşünen, gevşek davranan bir insan, sonunda bu gevşekliğinin cezası olarak 00:08:51.104 --> 00:08:57.142 veya yavaş yavaş onu batağa çekmesi dolayısıyla büyük günahları da işler. 00:08:57.142 --> 00:09:02.207 Ondan sonra cezasını, belasını bulur, çok pişman ve perişan olur. 00:09:02.245 --> 00:09:12.258 Onun için günahların küçüklerine, önemsenmeyenlerine dahi dikkat edin ki yapmayın; 00:09:12.480 --> 00:09:16.269 onlara dahi bulaşmayın, onlara dahi yanaşmayın! 00:09:23.234 --> 00:09:24.912 Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: 00:09:24.937 --> 00:09:31.261 İyyâküm ve da'vete'l-mazlûm ve in kânet min kâfirin 00:09:31.705 --> 00:09:36.670 fe-innehû leyse lehâ hicâbün dûnallâhi azze ve celle. 00:09:36.241 --> 00:09:45.922 Peygamber Efendimiz'e yıllarca hizmet etmiş mübârek sahabi Enes b. Mâlik radıyallâhu anh rivayet etmiş. 00:09:45.922 --> 00:09:52.905 Hâkim ve daha başka kaynaklar yazmışlar. Peygamber Efendimiz yine yasaklıyor; 00:09:52.905 --> 00:09:56.603 "Aman, sakın ha, aman yapmayın, dikkat edin!" 00:09:56.770 --> 00:09:57.375 Neden? 00:09:57.930 --> 00:10:03.955 Ve da'vete'l-mazlûm. "Mazlumun bedduasından sakının!" 00:10:04.820 --> 00:10:13.857 Da'vet, burada "dua" demek. Dua da hayır dua değil, senin tarafından zulme uğratılmış, 00:10:14.630 --> 00:10:21.662 senin zulmettiğin kimsenin duası, yani mazlumun bedduası. 00:10:21.812 --> 00:10:28.919 İnsanlar zulme uğrayınca "Allah seni kahretsin, ettiğini bul, benden beter ol!" derler, 00:10:29.228 --> 00:10:33.922 Cenâb-ı Hakk'a ilticâ ederler ve aleyhte dualar ederler. 00:10:35.500 --> 00:10:40.519 Onun için Peygamber Efendimiz "Mazlumun bedduasından sakınınız." diyor. 00:10:41.280 --> 00:10:48.340 Ve in kânet min kâfirin. "Eğer zulme uğrayan müslüman değil kâfir bile olsa." 00:10:48.373 --> 00:10:52.870 Zımmî bile olsa, nihayet bir Allah kuludur. 00:10:53.568 --> 00:10:57.375 Fe-innehû leyse lehâ hicâbün dûnallâhi azze ve celle. 00:10:57.961 --> 00:11:07.981 "Çok aziz ve pek celîl olan Cenâb-ı Hak ile o duanın arasında hiçbir mânî, perde, engel yoktur." 00:11:09.108 --> 00:11:15.946 Doğrudan kabul olur. Mazlum olan kimsenin duası hemen kabul olur; 00:11:15.946 --> 00:11:23.657 zalim onun cezasını, belasını bulur. Kafir bile olsa zulmetmeyecek, adaletli davranacak. 00:11:23.823 --> 00:11:30.310 Allah ecdadımıza rahmet eylesin; cihada gittikleri zaman geçtikleri yerlerde, 00:11:30.285 --> 00:11:34.464 bağlardan üzüm almışlarsa -tarih kitapları bunu yazıyor - 00:11:38.962 --> 00:11:42.186 "Ben buradan bir salkım üzüm aldım, seni de göremiyorum, işte buradan parasını al." 00:11:42.211 --> 00:11:44.112 diye oraya parasını bağlamışlar. 00:11:44.112 --> 00:11:51.444 Adaletle hareket etmişler, kimsenin hakkını yememişler, kimseye zulüm yapmamışlar. 00:11:51.444 --> 00:11:54.533 Çünkü yaptıkları Allah rızası için mücadele. 00:11:54.961 --> 00:11:59.954 Li-tekûne kelimetullâhi hiye'l-ulyâ; Lâ ilâhe illallah sözü yayılsın, 00:11:59.979 --> 00:12:03.979 insanlar doğru inanca girsin diye yaptıkları bir çalışma. 00:12:04.400 --> 00:12:14.740 Yoksa kuru bir cihangirlik davası, bir dünya malı hırsı, yağmalama duygusu değil. 00:12:14.740 --> 00:12:20.695 Allah'ın dini galip gelsin, yayılsın diye cihat etmişler. 00:12:23.231 --> 00:12:31.590 Hatta -Allah cümlemizi şefaatine erdirsin - Birinci Murad-ı Hüdâvendigâr Gâzi: 00:12:33.709 --> 00:12:39.439 "Yâ Rabbi! Bu diyarlarda düşman ordusu çok büyük bir ordu olarak karşıma çıktı. 00:12:39.439 --> 00:12:41.318 Şimdi ben buna yenilirsem, 00:12:41.516 --> 00:12:49.270 bir daha buralarda sana Lâ ilâhe illallah diyerek güzel ibadet edilmez, senin adın anılmaz. 00:12:49.431 --> 00:12:58.352 Ben bu düşmanları yeneyim, ama canım feda olsun, şehit olayım." diye dua etmiş. 00:12:58.352 --> 00:13:02.579 Allah duasını kabul etmiş, Kosova'da şehit olmuş. 00:13:05.897 --> 00:13:13.679 Sonuçta görüyoruz ki hem Kosova'da zafer kazanılıyor hem de Murad-ı Hüdâvendigâr orada şehit oluyor. 00:13:15.723 --> 00:13:25.920 Eğer bir insan mal için, cihangirlik için; menfaat için yapsaydı, canını kurtarmaya bakardı. 00:13:25.920 --> 00:13:34.321 Çoğu öyle yapıyor ama onlar canını feda etmişler, Allah rızası için hareket etmişler, affetmişler. 00:13:34.559 --> 00:13:40.300 Sonra, idarelerine aldıkları ülkelerin kiliselerine yedi asır dokunmamışlar. 00:13:40.300 --> 00:13:45.412 İnsanlara dokunmamışlar, adaletle idare etmişler, sevgilerini kazanmışlar. 00:13:45.792 --> 00:13:50.147 Baskı yapmamışlar, dinlerini değiştirmeleri için tazyikte bulunmamışlar. 00:13:50.654 --> 00:13:55.500 Bizimkiler müsaade ettiği için yedi asır onlar millî benliklerini korumuş. 00:13:55.116 --> 00:14:03.181 Ama onlar yarım asır, müslümanların komşu olarak yanlarında kalmasına müsaade etmediler, 00:14:03.181 --> 00:14:05.109 hunharca saldırdılar. 00:14:06.681 --> 00:14:13.480 Kosova'dan gelen bir arkadaş anlatıyor, yeni duydum. 00:14:14.472 --> 00:14:21.663 Öldürdüklerini toplu mezarlara gömseler, sonunda ortaya çıkıyor; "Şu kadar insan öldürülmüş" diyorlar. 00:14:22.360 --> 00:14:25.892 Onun için termik santrallerde 250 bin kişi yakmışlar. 00:14:26.660 --> 00:14:30.847 Kosovalı kimselerin, oraya gitmiş kardeşlerimize verdikleri bilgi bu. 00:14:31.291 --> 00:14:37.446 İz kalmıyor, her şey kül oluyor, ne yakıldığı da belli olmuyor. 250 bin kişi... 00:14:38.310 --> 00:14:44.454 Hitler yahudileri fırınlarda yaktı diye yer yerinden oynuyordu; 00:14:44.986 --> 00:14:48.247 bunlar Hitler'den kat kat fazlasını yaptılar. 00:14:48.770 --> 00:14:55.184 Cümle cihan halkı bunu bilsin! Cezalarını da görmüş değiller, hala ortada geziniyorlar. 00:14:55.683 --> 00:14:56.798 Ecdadımız ne yapmış? 00:14:56.798 --> 00:15:03.801 Ülkeyi almış, başına yine onların razı olduğu bir yöneticiyi tayin etmiş. 00:15:04.776 --> 00:15:09.810 Mallarına, canlarına, ırzlarına, namuslarına, hiçbir şeylerine dokunmamış; 00:15:09.367 --> 00:15:14.290 dinlerine, inançlarına karışmamış. Ne kadar güzel, ne kadar büyük bir insanlık. 00:15:14.551 --> 00:15:21.921 Bunların hepsini Allah biliyor. Kafir bile olsa, Allah rızası için zulüm yapmamışlar. 00:15:21.946 --> 00:15:26.963 Burada da görüyoruz ki Peygamber Efendimiz öyle buyurmuş. 00:15:27.637 --> 00:15:32.134 Onlar Peygamber Efendimiz'in yolundan gitmişler, tavsiyesini tutmuşlar. 00:15:32.530 --> 00:15:37.574 Kafir bile olsa, "İnsandır, bedduasını almayalım." diye hareket etmişler. 00:15:37.812 --> 00:15:44.890 Bizim kardeşlerden birisi bir Ramazan'da Bulgaristan'da kalmış. 00:15:44.114 --> 00:15:50.600 Oradaki Bulgarlar, "Ah, Osmanlı idaresi ne kadar iyiydi!.." diyorlarmış. 00:15:50.770 --> 00:15:56.949 Gözümüzün önünde bir manzara canlandıracak, hatırda kalabilecek bir hadîs-i şerîf. 00:15:57.400 --> 00:16:01.758 Ebû Hüreyre radıyallâhu anh'ten Hulvânî rivayet etmiş. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: 00:16:03.692 --> 00:16:08.525 İyyâküm ve'l-ikrâd yekûnü ehadüküm emîran ve âmilen 00:16:08.525 --> 00:16:16.386 fe-te'ti'l-ermeletü ve'l-yetîmü ve'l-miskîn fe-yukâlü: Ük'ud hattâ yünzara fî hâcetik! 00:16:16.663 --> 00:16:23.966 Fe-yütrakûne mukridîne lâ tukdâ lehüm hâcetün ve lâ yü'merû fe-yenfaddû. 00:16:24.850 --> 00:16:30.957 Ve ye'ti'r-racülü'l-ğaniyyü'ş-şerîfü fe-yuk'iduhû ilâ cânibihî, sümme yekûlü: 00:16:30.957 --> 00:16:38.853 Mâ hâcetüke? Fe yekûlü: Hâcetî kezâ ve kezâ. Fe-yekûlü: Ukdû hâcetehû ve accilû. 00:16:39.574 --> 00:16:43.384 Sadaka resûlullâh fî mâ kâl ev kemâ kâl. 00:16:43.900 --> 00:16:45.508 Peygamber Efendimiz diyor ki: 00:16:45.872 --> 00:16:48.505 İyyâküm vel-ikrâd. 00:16:53.607 --> 00:17:00.793 "Bazı insanları acizliğinden, sessiz bir durumda bırakıp ezmekten, 00:17:01.900 --> 00:17:05.486 onlara haksızlık yapmaktan, işlerini görmemekten sakının!" 00:17:06.340 --> 00:17:10.619 Sonra açıklıyor; Yekûnü ehadüküm emîran ve âmilen. 00:17:10.619 --> 00:17:20.583 "Sizden biriniz bir komutan yahut bir devlet memuru; zekât toplayan, bir iş gören vergi memuru olursa." 00:17:20.583 --> 00:17:25.814 Âmil, bu mânalara kullanılıyor; salâhiyetli bir kimse oldu. 00:17:25.995 --> 00:17:29.176 Fe-te'til-ermeletü ve'l-yetîmü ve'l-miskîn. 00:17:29.801 --> 00:17:39.660 Tabii onun huzuruna, dairesine dul gelir, yetim gelir, fakir gelir. 00:17:39.660 --> 00:17:45.652 Ermele; kocası olmayan kadın demek, yani "dul" demek. Yetîm; "babası olmayan çocuk" demek. 00:17:45.652 --> 00:17:51.631 Miskin; de "fakir" demek. Dul; kocası yok ki hakkını hukukunu savunsun. 00:17:51.907 --> 00:18:02.258 Yetim; babası yok ki hakkını hukukunu istesin. Miskin; hatırı, itibarı yok ki sözü dinlensin. 00:18:02.258 --> 00:18:11.151 Böyle güçsüz kimseler bu komutanın yahut vergi memurunun yahut idarecinin 00:18:11.151 --> 00:18:14.849 veya müdürün veya başkanın yanına gelir. 00:18:15.347 --> 00:18:19.739 Fe-yukâlü. "Ona denilir ki." Ük'ud hattâ yünzara fî hâcetik. 00:18:19.969 --> 00:18:23.161 "Otur şurada, ihtiyacın ne ise baksınlar." 00:18:26.850 --> 00:18:28.560 Fe-yütrakûne mukridîn. 00:18:28.893 --> 00:18:38.454 "Onlar orada sessiz, sesini çıkartmaz bir vaziyette terk olunurlar, yani unutulurlar." 00:18:38.993 --> 00:18:46.170 Akrada-yukridu-ikrad; "Bir kimsenin şaşkınlıktan, âcizlikten sükût etmesi, konuşamaması, 00:18:46.416 --> 00:18:52.644 hakkını savunamaması" demek. Yani hakkını savunamaz bir durumda, orada kenarda terkolunurlar. 00:18:52.905 --> 00:18:57.450 Lâ tukdâ lehüm hâcetün. "Onların bir ihtiyacı görülmez." 00:18:57.695 --> 00:18:59.902 Çünkü seslerini çıkartamıyorlar. 00:19:00.164 --> 00:19:05.786 Ve lâ yü'merû fe-yenfaddû. "Emir de olunmaz ki dağılıp gitsinler." 00:19:05.928 --> 00:19:12.570 İşleri görülmeden veya görülerek dağılıp gitsinler diye bir şey de denmez, köşede unutulurlar. 00:19:13.543 --> 00:19:16.362 Ve ye'ti'r-racülü'l-ğaniyyüş-şerîf. 00:19:16.702 --> 00:19:21.600 "Ama o esnada aynı yere zengin, şerefli, itibarlı bir başka adam gelir." 00:19:22.827 --> 00:19:24.550 Fe yuk'iduhû ilâ cânibihî. 00:19:24.550 --> 00:19:31.949 "Bu emir veya komutan veya başkan veya vali veya müdür veya vergi memuru-âmiri 00:19:34.250 --> 00:19:35.952 onu yanı başına oturtur." 00:19:36.173 --> 00:19:42.837 Sümme yekûlü: Mâ hâcetüke? "Sonra ona sorar ‘İhtiyacınız nedir efendim' der." 00:19:43.106 --> 00:19:48.400 Fe-yekûlü: Hâcetî kezâ ve kezâ. "O zengin adam da benim işim şudur, şudur der." 00:19:51.587 --> 00:19:53.847 Fe-yekûlü: Ukdû hâcetehû ve accilû! 00:19:53.847 --> 00:19:58.430 "Onun için adamlarına, ‘Bunun işini derhal görün ve çabuk davranın.' der." 00:20:01.340 --> 00:20:09.848 Bu bir haksızlıktır. Ötekisi dul, ya yetim veya miskin daha önce geldi, kenarda unutuldu. 00:20:10.990 --> 00:20:12.829 Kimse aldırmıyor, unutuldu gitti. 00:20:12.854 --> 00:20:17.829 O da, "Benim ihtiyacım var." diye belki korkuyor, çekiniyor ses çıkartamıyor. 00:20:18.300 --> 00:20:22.256 Ama hatırlı, itibarlı, şerefli, zengin bir insan gelince 00:20:22.478 --> 00:20:28.183 "Aman efendim, buyurun efendim, oturun, söyleyin; çay, kahve içer misiniz efendim" deniliyor. 00:20:28.381 --> 00:20:31.903 Dünyanın birçok yerinde maalesef böyle oluyor. 00:20:37.433 --> 00:20:46.185 Bizim ihvanımızdan birisi, bir yere genel müdür olmuştu. Ben de onu sevdiğim için ziyaretine gittim. 00:20:46.851 --> 00:20:53.963 Kalabalık, özel kalem odası, yanı dolu. 00:20:54.239 --> 00:20:59.504 Özel kalemdeki kişi benim geldiğimi bildirdi, hemen beni içeri aldı, oturttu. 00:21:00.571 --> 00:21:07.594 İçeride zaten birileri var, ben de koltukta oturuyorum. Dışarıda da bekleyenler var. 00:21:08.690 --> 00:21:17.232 Fakat güzel olan tarafı, genel müdür bey içeridekilerin işleri hepsi dinlenip cevaplandırılmadan, 00:21:17.326 --> 00:21:25.746 benden önce gelmiş olan, sıradakilerin hepsi girip de sözlerini bitirmeden, benim işime bakmadı. 00:21:25.746 --> 00:21:33.316 Ama çay ısmarladı, "Nasılsın, iyi misin?" dedi. Öbür taraftan işleri gördü, işin sırasını gözetti. 00:21:34.291 --> 00:21:41.646 Adaleti hoşuma gitti. Adaletli olmak güzel bir şey. Kim olursa olsun, sıraya riayet ediyor. 00:21:41.916 --> 00:21:48.723 Zaten onun için "Ne milletvekili, ne itibarlı insan takar; 00:21:48.723 --> 00:21:53.223 adalet ne ise, doğru olan şey ne ise onu yapar." diyorlardı. 00:21:53.484 --> 00:22:03.439 Öyle itibarlı insana yumuşak, hızlı muamele; ötekisini geciktirme olmuyordu. 00:22:03.891 --> 00:22:08.825 Kötü bir misal de vereyim. Suud'dan dönüyordum. 00:22:10.558 --> 00:22:18.256 Gümrük işlemlerimiz yapılıyordu, ben sıradaydım, pasaportumu verdim. 00:22:18.256 --> 00:22:20.694 Bakacaklar, damgalayacaklar, geçeceğim… 00:22:20.916 --> 00:22:23.174 O sırada bir başkası geldi arkadan. 00:22:23.681 --> 00:22:28.382 Önce ben vermiş olduğum halde, adam döndü ona, "buyurun" dedi 00:22:28.516 --> 00:22:31.770 onun evrakını aldı, onun işini gördü, onu geçirdi; 00:22:32.520 --> 00:22:33.510 bizi ondan sonra geçirdi. 00:22:33.760 --> 00:22:34.208 Ben davacıyım. 00:22:34.525 --> 00:22:35.129 Neden? 00:22:35.374 --> 00:22:38.835 İşte Peygamber Efendimiz "böyle yapmayın" diye söylüyor. Herkesin sırası var. 00:22:38.835 --> 00:22:41.876 Sıra bir haktır, o da sırasını beklesin. 00:22:42.169 --> 00:22:49.357 İnsanların birbirinden farkı yoktur. Hepsi kanunlar karşısında eşittir. 00:22:49.706 --> 00:22:59.957 Fazilet farkı, mükemmellik farkı vardır. O da sıraları çiğnettirmeyi, haksızlık yapmayı gerektirmez. 00:23:00.883 --> 00:23:05.771 İnsanların hepsine eşit muamele yapmak İslâmî, güzel bir [ahlâktır.] 00:23:05.796 --> 00:23:08.513 Ama maalesef orada yapılmadı, dikkatimi çekti. 00:23:09.774 --> 00:23:13.511 Türkiye'de de oluyor, Türkiye'de de kötü misaller var. 00:23:14.781 --> 00:23:21.957 İtibarlı insanların işi görülüyor, fukarânın işi ihmal ediliyor. 00:23:26.857 --> 00:23:36.464 Ziya Paşa'nın zamanından beri, onun şiirlerinde de tenkit edilen şeyler maalesef. 00:23:36.789 --> 00:23:45.166 Bu da bir toplumu yıkar. Toplumda adalet, düzen, kanun, hakkâniyet olmayınca toplum yıkılır. 00:23:45.269 --> 00:23:50.550 Bizim toplumumuzun, uzaktan baktığım zaman beni en çok üzen tarafları: 00:23:51.729 --> 00:23:55.687 İhalelerin akrabaya verilmesi; 00:23:55.711 --> 00:24:01.422 adalette, gelen insanın hangi zümreden olduğuna bakılması; 00:24:02.126 --> 00:24:10.360 ilerici mi, gerici mi, devrimci mi, sakallı mı, saçlı mı, arkadaş mı, ahbap mı, tanıdık mı; 00:24:10.931 --> 00:24:14.730 böyle şeylerin bazı yerlerde yürüyebilmesi [üzücü.] 00:24:14.980 --> 00:24:18.415 Muhakkak ki dürüst insanlar da var. Onun da güzel bir misalini vereyim: 00:24:20.156 --> 00:24:26.534 Çok seneler önce, ehliyet almak için Ankara'da gittim, imtihana girdim. 00:24:26.559 --> 00:24:32.204 Ama imtihana girmeden önceki günlerde, imtihan alanında her akşam gayet iyi çalışmıştım. 00:24:33.419 --> 00:24:40.585 Fakat bana; "Kesinlikle bir girişte ehliyet alamazsın." dediler. 00:24:41.132 --> 00:24:55.147 Yazılıdan tam nota yakın yüksek bir not aldım, 90 veya 95'ti. Sözlüye girdim, imtihan oldu, bitti. 00:24:56.393 --> 00:25:02.547 Oradaki imtihan heyetinde posbıyıklı bir polis vardı. O zaman bıyıklar kesilmiyordu. 00:25:02.547 --> 00:25:07.346 -Ona da karşıyım, niye bıyıklar tıraşlanıyor? Bıyık erkeğin süsü. 00:25:07.655 --> 00:25:17.621 Burada, İsveç'te deniz askerleri var, bazısı sakallı. 00:25:19.374 --> 00:25:24.734 Bakanlar, memurlar, âmirler, yazarlar, profesörler hep sakallı. 00:25:25.193 --> 00:25:30.575 Bir insanın, hele inancından dolayı saçına, sakalına, bıyığına karışılması çok yanlış. 00:25:30.773 --> 00:25:40.484 Bazıları için bıyık çok önemli. Alevî kardeşlerimizin de bıyık tıraşı bayağı zorlarına gidiyormuş. 00:25:40.484 --> 00:25:44.810 Bazıları üzülüyormuş, ağlıyormuş diye de duydum.- 00:25:45.572 --> 00:25:52.713 O polis beni hiç tanımıyor. Ben üniversite hocasıyım ama o evrakta görülmüyor. 00:25:53.719 --> 00:25:59.529 "Sür bakalım; hızlan… yavaşla… şöyle yap… böyle yap…" dedi. 00:25:59.554 --> 00:26:06.440 Ben de hepsini yaptım. Ondan sonra ciddî bir şekilde; "Çık dışarı" dedi. 00:26:06.440 --> 00:26:11.910 Ben; "Herhalde arkadaşların dediği doğru, ilk seferde vermeyecekler. 00:26:11.989 --> 00:26:15.290 Yanlış da yapmadım ama çok sert davranıyor." dedim. 00:26:15.408 --> 00:26:16.402 İçeri girdim; 00:26:16.505 --> 00:26:19.830 "Kazandın!" dedi. 90 vermişler. 00:26:19.830 --> 00:26:22.302 Bu sefer ben; "Niye 90 verdiniz?" dedim. 00:26:22.595 --> 00:26:25.329 "Çünkü en son yanaşırken sinyal vermedin." dedi. 00:26:27.816 --> 00:26:33.683 Halbuki ben vermiştim diye hatırlıyorum. Neyse, o da yüksek bir not olduğundan ses çıkartmadım. 00:26:33.683 --> 00:26:40.260 Ama Allah razı olsun yıllar önceydi adaletli hareket eden bir kimse gördüm. 00:26:43.540 --> 00:26:48.590 Belki emekli oldu, belki de âhirete göçtü ama dürüst bir insandı, hoşuma gitti. 00:26:48.930 --> 00:26:56.602 Benden önceki birisi de bitirdikten sonra uzaktaki arkadaşlarına elini salladı, bileğini öptü. 00:26:56.792 --> 00:26:58.468 "Bileğimin hakkıyla kazandım." demek istedi. 00:26:58.468 --> 00:27:04.736 Ama bazı yerlerde de rüşvet almak için bileğinin hakkını bile vermeyebiliyorlar, diye duyuyoruz. 00:27:04.736 --> 00:27:06.458 Orada güzel bir şeyle karşılaştık. 00:27:07.180 --> 00:27:13.249 İyi insanlar var. İyi insanların, iyiliğin teşvik edilmesi lazım! 00:27:13.455 --> 00:27:19.551 Kötülüğün şiddetle cezalandırılması lazım ki toplum sıhhatli olsun, ilerlesin ve yükselsin. 00:27:21.151 --> 00:27:31.250 Adam kayırmak, âcize bakmamak, itibarlıya dalkavukluk yapmak toplumu bozar. 00:27:31.250 --> 00:27:39.641 Adalet egemenliğin temelidir. İdarenin, idare etme sanatının temelini teşkil eder. 00:27:39.666 --> 00:27:46.594 el-Adlü esâsü'l-mülk bu demek. Her şeyde adalet, dürüstlük, fazilet, hakkâniyet olmalı. 00:27:46.863 --> 00:27:47.214 Herkes de; 00:27:47.214 --> 00:27:51.660 "Rica ederim, siz benden önceydiniz." buyurun demeli. Halk da buna razı olmalı. 00:27:51.660 --> 00:28:01.633 Kimse de hakkâniyete aykırı bir işi bilerek yapmamalı. Hatası varsa ötekiler de ikaz etmeli; 00:28:01.633 --> 00:28:06.599 "Bak yanlış yaptın, lütfen sıraya gir." diye söylemeli. 00:28:07.543 --> 00:28:11.420 Ben toplumun ahlâkının bozulmasına üzülüyorum. 00:28:11.335 --> 00:28:18.230 Her şeyin faziletle, ahlâkla, dürüstlükle, hakkâniyetle olması toplumumuzu yükseltir. 00:28:19.602 --> 00:28:27.386 Her şeyin kabadayılıkla, ahlâksızlıkla, tarafgirlikle olması da toplumu çökertir. 00:28:28.275 --> 00:28:32.948 Toplum bizim toplumumuz olduğundan, bu gemide beraber seyahat ettiğimizden, 00:28:33.650 --> 00:28:38.171 birisi geminin sağını solunu delerse, gemi battığı zaman hepimiz boğulacağımızdan; 00:28:39.400 --> 00:28:42.570 iyi şeylerin yerleşmesini, kötü şeylerin olmamasını istiyoruz. 00:28:42.681 --> 00:28:47.917 Peygamber Efendimiz'in yönetim sanatıyla ilgili bir tavsiyesi, 00:28:47.917 --> 00:29:00.426 yöneticilere nasıl davranacağını göstermesi ne kadar önemli; 1400 küsur yıl önceden ikaz ediyor. 00:29:12.156 --> 00:29:16.854 Yine Enes radıyallâhu anh'ten Deylemî'nin rivayet ettiğine göre Efendimiz buyuruyor ki: 00:29:16.854 --> 00:29:24.310 İyyâke ve sâhibe's-sû' fe-innehû kıt'atün mine'n-nâr lâ yenfauke vü'ddühû ve lâ yefî leke bi-ahdihî. 00:29:25.630 --> 00:29:29.824 Peygamber Efendimiz bu hadîs-i şerîfte; "Sakın ha kötü arkadaş edinmeyin diyor." 00:29:30.300 --> 00:29:39.409 Sâhib; "arkadaş" mânasına. Sâhibes-sû'; "kötü arkadaş" demek. 00:29:39.940 --> 00:29:46.507 "Kötü arkadaştan sakın, kötü arkadaş edinme, kötü kimselerle arkadaş olma!" 00:29:51.228 --> 00:29:56.307 Fe-innehû kıt'atün mine'n-nâr. "Çünkü kötü arkadaş ateşten bir parça demektir." 00:29:56.481 --> 00:30:03.734 İnsanı yakan bir ateş parçasıdır veya cehennemden bir parçadır. 00:30:05.635 --> 00:30:13.471 Lâ yenfauke vüddühû. "Onun seni arkadaşça sevmesi, sana bir fayda vermez." 00:30:13.471 --> 00:30:19.386 Çünkü kötü adam. Seviyor ama "Al kardeşim, buyur, ikram ediyorum, bir sigara yak… 00:30:19.742 --> 00:30:22.793 Gel seni bu akşam meyhaneye götüreyim, parasını ben çekeceğim." diyor. 00:30:23.292 --> 00:30:27.352 Seviyor ama kötü olduğundan kötü alışkanlıklara çekiyor. 00:30:27.377 --> 00:30:30.525 "Gel bu akşam şunu yapalım, bunu yapalım." diyor. 00:30:34.506 --> 00:30:42.499 Ve lâ yefîleke bi-ahdihî. "Ahdinde, arkadaşlık hukukunda da sana vefa göstermez." 00:30:42.499 --> 00:30:47.269 Kötüdür, bir zaman gelir bırakıverir, sonunda kötülüğünü görürsün. 00:30:47.563 --> 00:30:51.630 Müslümanın nasıl bir kimse ile arkadaşlık-ahbaplık yapması lazım? 00:30:51.316 --> 00:30:59.276 Seçmesi lazım. Kendisinden ilim, irfan öğrendiği, dindarlığın nasıl uygulandığını 00:30:59.529 --> 00:31:08.993 gözleriyle üzerinde gördüğü, dindar, dürüst, müttakî, sâlih, halis, muhlis kimseler seçmesi lazım. 00:31:08.993 --> 00:31:17.985 Az olsun, yavaş yavaş seçsin ama sağlam bir arkadaş topluluğu edinsin, hepsi iyi olsunlar. 00:31:18.100 --> 00:31:20.440 Kötü arkadaş edinmesin. 00:31:20.465 --> 00:31:27.428 Kötü arkadaş, kötülükleri yapma âdetinde olduğu için bir bakışta anlaşılır. 00:31:27.563 --> 00:31:32.968 "Bu adam sözünde durmuyor, bu adam durduğu yerde 40 tane yalan söylüyor. 00:31:33.261 --> 00:31:35.839 Ona söylüyor ama bir zaman gelir bana da söyler. 00:31:36.179 --> 00:31:42.735 Bu adam falancayı aldattı; onu aldattı ama bir zaman gelir beni de aldatabilir." 00:31:42.735 --> 00:31:47.794 diye davranışlarına bakarak, insan onu anlar. 00:31:48.468 --> 00:31:54.326 "Bunun ona faydası olmayınca, bana da olmaz." diye ondan uzak durur. 00:31:56.517 --> 00:32:06.560 Osmanlı Devleti'ne ismini vermiş olan mübarek gâzi, Osmanlı Beyliği'nin beyi Osmân-ı Gâzi, 00:32:09.137 --> 00:32:12.210 oğlu Orhan'a nasihatinde demiş ki; 00:32:16.524 --> 00:32:25.694 "Evladım Orhan, sakın Allah'a güzel kulluk etmeyen kimseleri devletinde, yönetiminde görevlendirme! 00:32:26.296 --> 00:32:32.261 Çünkü sana vefa göstermez. Onun vefası olsaydı, Rabbine vefa gösterirdi. 00:32:32.286 --> 00:32:36.138 Rabbine vefa göstermeyen, sana hiç vefa göstermez. 00:32:36.138 --> 00:32:44.152 Sakın onları kullanma; Rabbine vefalı olan, dürüst, dindar insanları kullan ki 00:32:44.199 --> 00:32:48.773 onlar Allah'tan korkarlar, sana da vefa gösterirler." 00:32:49.452 --> 00:32:59.195 Bu çok önemli bir nokta. Bir insanın birkaç hareketinden nasıl bir insan olduğu anlaşılır. 00:32:59.473 --> 00:33:05.773 Sahtekâr; bunların hiç yönetime vesaireye yanaştırılmaması lazım. 00:33:05.892 --> 00:33:10.411 Dürüst; bunun yükseltilmesi, daha üst makama gelmesi lazım. 00:33:10.538 --> 00:33:11.377 Nereden belli? 00:33:11.575 --> 00:33:17.250 Çünkü falanca zaman bu adam dürüstlüğünü ispat etti, şöyle bir asil davranışta bulundu. 00:33:17.408 --> 00:33:27.940 Bunun taltifi, genel müdür olması, başkan olması, daha yüksek mevkilere geçmesi lazım. 00:33:27.370 --> 00:33:34.824 Falanca adam sahtekârlık, hırsızlık, yüzsüzlük, edepsizlik etti vs… Onun uzaklaştırılması lazım. 00:33:34.824 --> 00:33:37.996 Şimdi bunlara pek dikkat edilmiyor. 00:33:38.393 --> 00:33:45.880 Deminki hadîs-i şerîfte geçtiği gibi tayinlerde, terfilerde ahbaplık-arkadaşlık, 00:33:45.500 --> 00:33:53.717 aynı takımdan olmak gibi şeyler düşünülüyor. Bunların hepsi devleti batıran, gerileten şeylerdir. 00:33:53.899 --> 00:34:01.181 Devletin yükselmesi, ilerlemesi, yüksek devlet, çağdaş devlet olması için bunlar çok önemli. 00:34:02.240 --> 00:34:06.250 Avrupalılar bu işlere bizden çok daha fazla riayet ediyorlar. 00:34:06.250 --> 00:34:12.375 Avustralya'da, başka ülkelerde bazı güzel davranışları gördüm. 00:34:12.485 --> 00:34:18.233 Onlarda da böyle aksamalar oluyor, gazetelere intikal ediyor, görüyoruz. 00:34:18.867 --> 00:34:24.886 Ama bizde hiç olmamalı. Çünkü biz müslümanız, mü'miniz, âhirette Allah'a hesap vereceğiz. 00:34:24.886 --> 00:34:29.333 Biz kimseyi aldatarak bir noktaya varılamayacağını bilen insanlarız. 00:34:31.382 --> 00:34:33.361 Nesillerimizi öyle yetiştirmeliyiz. 00:34:33.361 --> 00:34:39.794 Müslüman, mü'min olmak çok büyük bir meziyettir. 00:34:39.794 --> 00:34:50.261 Çünkü İslâm çok faziletleri toplayan mükemmel, en güzel bir dindir. 00:34:52.596 --> 00:34:55.240 Bu laikliğe aykırılık değil. 00:34:55.191 --> 00:35:04.410 Laikliği de herkesin inancına saygı göstererek yine müslümanlar Osmanlı Devleti'nde göstermişler. 00:35:05.227 --> 00:35:06.992 Tarih kitapları bunu yazıyor. 00:35:07.357 --> 00:35:11.839 Ama "Biz çağdaşız." diyenler, şimdi o müsamahayı göstermiyorlar. 00:35:11.839 --> 00:35:17.719 Demek ki işin bir gerçeği, bir de palavrası var. Gerçeğini yapan bizimkiler; 00:35:18.784 --> 00:35:26.644 palavrasını sıkıp da, ondan sonra atı alıp Üsküdar'a kaçanlar da sahtekârlar oluyor. 00:35:26.961 --> 00:35:32.811 Allahu Teâlâ hazretleri bizi her türlü kötü insanlardan korusun. 00:35:33.104 --> 00:35:36.584 Devletimizi, milletimizi ve idaremizi de korusun. 00:35:36.830 --> 00:35:38.401 İyyâke ve sâhibes-sû. 00:35:38.884 --> 00:35:44.103 Peygamber Efendimiz "Sakın kötü arkadaşlar edinme çünkü onlar cehennemden veya ateşten bir parçadır. 00:35:44.103 --> 00:35:49.268 Sevgisi sana fayda vermez. Sana ahdine sadakat göstermez." diyor. 00:35:49.791 --> 00:35:56.520 Kendi çevremizi seçerken de öyle seçelim, çocuklarımızı yetiştirirken de iyi yetiştirelim. 00:35:56.829 --> 00:36:02.982 İyi insanlar, iyilik çoğalsın. Kötülüğü gördüğümüz yerde, onunla mücadele edelim, 00:36:02.982 --> 00:36:06.645 kötülüğü bastıralım ki toplumumuz yücelsin, yükselsin. 00:36:12.300 --> 00:36:17.100 Bu hadîs-i şerîfi, İbn Abbas radıyallâhu anhâ'dan Deylemî rivayet etmiş; 00:36:18.264 --> 00:36:28.925 İyyâke ve't-tesvîfe bi't-tevbeti ve iyyâke ve'l-ğurrete bi-hilmillâhi anke. 00:36:29.194 --> 00:36:34.370 Bu hadîs-i şerîften iki ikaz daha öğrenmiş oluyoruz. 00:36:34.488 --> 00:36:35.470 Buyuruyor ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: 00:36:35.470 --> 00:36:40.173 "Sakın tevbeyi tehir etmeyin!" 00:36:40.942 --> 00:36:50.711 Tevbe etmenizi geciktirmeyin, ilerideki günlere, aylara, istikbale bırakmayın. 00:36:51.567 --> 00:37:00.127 Tesvîf; "İleride şöyle yapacağım, böyle yapacağım; tevbe edeceğim, yolumu düzelteceğim, 00:37:00.127 --> 00:37:02.588 kumarı bırakacağım, içkiyi bırakacağım." demek. 00:37:02.826 --> 00:37:10.820 Böyle şey yok, tevbeyi geciktirmekten sakın, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girmeyi hemen yap, 00:37:11.180 --> 00:37:15.960 ileri bir tarihe atma. Çünkü o geciktirme şeytandandır. 00:37:15.960 --> 00:37:23.320 Gecikme anında ecel yakalayabilir, seni mahvedebilir, âhiretin berbad olabilir. 00:37:24.558 --> 00:37:31.810 Bir an sonra yaşayıp yaşamayacağını bilmiyorsun, içinde bulunduğun anda Cenâb-ı Hakk'a dönüşünü yap, 00:37:31.175 --> 00:37:35.650 Cenâb-ı Hakk'ın iyi kulu olmaya karar ver, kötülükleri bırak. 00:37:36.236 --> 00:37:41.730 Ve iyyâke ve'l-ğurrete bi-hilmillâhi anke. 00:37:41.359 --> 00:37:47.800 "Allah'ın sana gazabıyla muamele etmeyip, hilmiyle muamele edip, 00:37:47.349 --> 00:37:51.447 başına bela, ceza yağdırmamasına sakın aldanma!" 00:37:52.422 --> 00:37:54.841 Şu anda günahı işliyor adam; 00:37:56.981 --> 00:38:00.920 "Bir şey yok, bak işte Cenâb-Hak ceza vermiyor." diyor. 00:38:00.117 --> 00:38:05.752 Ama Cenâb-ı Hak halîm olduğundan o anda cezalandırmıyor. 00:38:06.688 --> 00:38:11.589 Kulun günahını anında cezalandırsa, dünyada insan kalmaz. 00:38:12.960 --> 00:38:18.693 Cenâb-ı Mevlâ, "Belki pişman olur, belki tevbe eder." diye cezalandırmayı geciktiriyor. 00:38:19.359 --> 00:38:21.500 Meleklere bile yazdırmıyor. 00:38:22.378 --> 00:38:27.367 "Dur bakalım yazma, belki tevbe eder de bu kötülük defterine girmez." diyor. 00:38:27.620 --> 00:38:36.909 Ama Cenâb-ı Hakk'ın hilm ile hareket etmesi seni aldatmasın; bir gün gelir belanı, cezanı bulursun. 00:38:37.750 --> 00:38:43.279 Allah'ın kahrına, gazabına uğrayabilirsin. Onun için daima dikkatli ol. 00:38:44.418 --> 00:38:50.920 "Şu anda suç işlediğim halde, başıma bir ceza, bela yağmıyor, taş yağmıyor." diye 00:38:51.480 --> 00:38:59.599 ilerde bir şey olmayacak sanma. Bir zaman gelir, Cenâb-ı Hak cezanı başına patlatıverir. 00:39:00.709 --> 00:39:02.657 Ondan sonra perişan olursun. 00:39:02.847 --> 00:39:12.519 Sakın Allah'ın hilmine aldanma; tedbirini al, tevbeni yap, iyi bir kul olma yoluna gir. 00:39:12.781 --> 00:39:14.785 Günahlardan elini, eteğini çek. 00:39:14.967 --> 00:39:25.589 Çadırlarda yaşayan kimseleri anlatıyordu dün akşam yakınlarımızdan birisi, çok üzüldüm. 00:39:27.837 --> 00:39:33.509 Bir taraftan her taraf yıkılmış, ortada bir felaket var, çadırda kalıyorlar. 00:39:33.905 --> 00:39:38.160 Bir taraftan da dışarıda günahlarla meşgul oluyorlar; 00:39:38.158 --> 00:39:44.750 içki içiyorlar, kâğıt oynuyorlar vs... diye naklettiler. 00:39:44.455 --> 00:39:51.592 Bu insanlar, olayları ne kadar iyi takip etmiyorlar diye hayretler içinde kaldım. 00:39:52.830 --> 00:39:57.165 Nasıl tedbir almıyorlar, nasıl akıllarını başlarına almıyorlar diye üzüldüm. 00:39:57.355 --> 00:40:03.370 Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi, cümlenizi nevm-i gafletten uyandırsın, îkaz eylesin... 00:40:03.620 --> 00:40:08.284 Tevfikini cümlenize refîk eylesin... Hakk'ı görüp Hakk'a uymayı nasip etsin... 00:40:08.657 --> 00:40:12.667 Yanlıştan dönmeyi nasip etsin... Tevbeyi hemen yapmayı nasip etsin... 00:40:13.135 --> 00:40:20.806 Hizaya gelmeyi, Allah'tan korkup iyi kul olmayı hemen başlatmayı nasip etsin... 00:40:21.218 --> 00:40:24.270 Yolunda dâim eylesin, ibadetine müdâvim eylesin... 00:40:24.280 --> 00:40:30.786 Hayırları, hasenâtı; mü'minlere, dine, imana hizmeti güzel yapmayı nasip etsin... 00:40:30.800 --> 00:40:34.740 Âhir ve âkıbetinizi ve âkıbetlerimizi hayr eylesin... 00:40:34.780 --> 00:40:37.527 Cümlemizi cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin... 00:40:37.580 --> 00:40:40.175 es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.