WEBVTT 00:00:00.400 --> 00:00:04.840 el-Hamdülillahi rabbil alemine hamden kesiran tayyiben mübareken fih. 00:00:04.880 --> 00:00:12.800 Ala külli halin ve küllü hiyn. Esselatu vesselamu ala seyyidil Evveline vel ahirin. 00:00:12.200 --> 00:00:21.920 Muhammed'inil Mustafa ve Ala âlihî ve sahbihî ve men tebihu bi ihsânin ila yevmil din. Emma b'ad. 00:00:21.440 --> 00:00:59.120 Fe-kâle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: 00:00:59.160 --> 00:01:12.880 İbni Abbas radıyallâhu anhümâ'dan rivayet olunmuş. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuşlar ki: 00:01:12.920 --> 00:01:31.400 Ela uallimuke hasanatin? Ben sana birkaç haslet öğreteyim. Dikkat et, uyanık ol, evde ezberle bunları. 00:01:34.880 --> 00:01:44.240 Yenfeukellahu bihinn. Bunlarla Allah seni menfaatlendirsin. 00:01:44.280 --> 00:01:54.320 Bunları öğren de bunlara sahip ol da Allah seni bunlarla menfaatlendirsin. 00:01:54.360 --> 00:01:59.000 Hem dünyevî menfaatlere dahil ol hem sevaplara dahil ol. 00:01:59.120 --> 00:02:09.440 Hem dünyada rahat et hem âhirette ecr-i sevaba, mükâfata nâil ol, demek yani. 00:02:09.400 --> 00:02:16.920 Ama Allahu Teâlâ Hazretlerinin emrettiği her şeyde, her işte uhrevî menfaat, 00:02:16.960 --> 00:02:24.160 âhirete ait menfaat olduğu gibi aynı zamanda insanların dünyasına da faydası vardır. 00:02:24.200 --> 00:02:31.520 Neyi emretmişse hem dünya için faydalıdır hem âhiret için faydalıdır. 00:02:31.640 --> 00:02:39.560 İnsan Allah'ın emirlerini, dinin emirlerini tutarsa hem dünyada aziz ve bahtiyar olur. 00:02:39.600 --> 00:02:47.800 Hem âhirette aziz ve bahtiyar olur. İki cihanda saadete erer, iki cihanda nimete mazhar olur. 00:02:47.800 --> 00:02:53.800 Onun için Mehmet Zihni Efendi ilmihal kitabı yazmış. Üstüne Nimet-i İslâm demiş. 00:02:53.120 --> 00:03:01.360 Yani En büyük nimet olan İslâm. Ondan büyük nimet olmaz. Çünkü hem dünyada bahtiyar ediyor hem âhirette. 00:03:01.960 --> 00:03:10.480 İnsan iyi bir müslüman olduğu zaman dünyası bütün bu insanların dünyasından daha iyi olur. 00:03:11.600 --> 00:03:14.880 Tam iyi bir müslüman olarak yaşadığı zaman. 00:03:14.960 --> 00:03:25.320 İyi bir müslüman olmadığı zaman, olamadığı nispette, dünyası da karışık olur, üzüntüler olur. 00:03:25.720 --> 00:03:32.320 İleride anlar keşke öyle yapmasaymışım. Bak Allah'ın emrini tutmadım, günah işledim. 00:03:32.400 --> 00:03:40.640 Resûlullah'ın sünnetine uymadım bid'at işledim. Ondan böyle oldu, diye. Sonunda mutlaka pişman olur. 00:03:40.720 --> 00:03:47.800 Cenab-ı Hak bir şeyi emretmişse insanlara mutlaka faydası vardır. 00:03:47.120 --> 00:03:54.240 Bir şeyi yasak eylemişse Mutlaka insanlara zararı vardır da ondan yasak eylemiştir. 00:03:54.360 --> 00:04:00.720 Misal içkiyi yasak etmiş, zarar var. Domuz etini yasak etmiş, zarar var. 00:04:02.840 --> 00:04:08.960 Zararlı olan şeyleri yasak etmiştir faydalı olan şeyleri emretmiştir. 00:04:09.000 --> 00:04:18.200 İslâm'ın beş ana amacı vardır. Birisi insanın imanını korumak, düzenlemek. 00:04:19.800 --> 00:04:27.600 Kafasını, kalbini Allah'ın sevdiği razı olduğu imana sahip etmek. Bir, imanı korumak. 00:04:27.680 --> 00:04:35.320 İkincisi, bedeni korumak. İslâm'ın bütün emirlerine bedeni korumak vardır. 00:04:35.480 --> 00:04:44.400 Ona zarar vermeme vardır. Sağlık kazandırma vardır. 00:04:44.400 --> 00:04:52.400 Yani sağlığına, bedenine faydası vardır İslâma göre. Oruç tutar sağlık bulur. 00:04:53.760 --> 00:04:58.360 Gece teheccüd namazına kalkar, sağlık bulur. Abdest alır, sağlık bulur. 00:04:58.400 --> 00:05:08.160 Her şeyinde bedenine bakar İslâm. Sonra malı da korumayı esas almıştır İslâm. 00:05:09.000 --> 00:05:18.680 Mala zarar verilmez. İnsan kendi malını bile tahrip edemez İslâm'da. 00:05:18.720 --> 00:05:29.800 Zarar vermek yoktur öyle. Birisi zarar verdiğinde, onun malını yok ederek zarara karşılık vermek de yoktur. 00:05:29.120 --> 00:05:37.400 Mesela bir köylüye öteki düşmanı düşmanlık için gitti. Onun harmanını yaktı. 00:05:37.400 --> 00:05:40.920 Kaçarken onu gördü uzaktan ama ispat edemiyor. Tamam o yaktı. 00:05:40.920 --> 00:05:44.720 Ben de giderim onun harmanını yakarım, diyemez. 00:05:45.960 --> 00:05:50.640 Çünkü harmanın bir kabahati yok, buğdayın bir kabahati yok, samanın bir kabahati yok. 00:05:50.680 --> 00:05:56.400 Adamın kabahati var. O benim evimi yıktı, ben de onun evini yıkarım. Olmaz. 00:05:56.800 --> 00:05:59.960 O benim canımı kırdı, ben de onun camını kırarım. Olmaz. İslâm'da yasaktır. 00:06:00.000 --> 00:06:08.440 İslâm yapılmış mala değer verir. Onu da korur. Sonra İslâm aklı da korur. 00:06:08.480 --> 00:06:13.880 Akla zarar veren her şeyi yasaklamıştır. Esrar, afyon, hap 00:06:13.960 --> 00:06:17.880 Bazen böyle haplar atarlar, adlarını bilmiyorum hangisi olduğunu. 00:06:17.920 --> 00:06:25.400 Yutunca aklı uyuşuyormuş insanın. İçki, şarap, rakı, votka, 00:06:25.440 --> 00:06:36.360 cinsi, adı ne olursa olsun aklı engelleyen, aklı gideren her şeyi de yasaklamıştır. Nesli de korumayı esas almıştır. 00:06:36.360 --> 00:06:40.760 Evliliği helal kılınmıştır, neslin bozulmasına haram kılmıştır. 00:06:40.840 --> 00:06:45.960 Anası babası belli olmayan çocuk ortaya çıkmasın diye de 00:06:45.960 --> 00:06:49.520 düğünde nikahla evlenme hususunu korumuştur. 00:06:49.560 --> 00:06:59.480 Öyle gelişigüzel ormandaki hayvanlar gibi değildir yani neslin üremesi. İslâm'ın amaçları çok yücedir. 00:06:59.520 --> 00:07:05.400 Çok güzeldir, hem dünyaya aittir hem de âhirete aittir menfaatleri. 00:07:05.920 --> 00:07:17.400 Ben de sana, İbni Abbas râvisi olduğuna göre Abdullah b. Abbas radıyallâhu anhümâ, 00:07:17.120 --> 00:07:20.920 bazı şeyler öğreteyim, birkaç haslet öğreteyim, diyor Peygamber Efendimiz. 00:07:20.920 --> 00:07:26.520 Onları yap, onlara sahip ol da Allah seni menfaatlendirsin. Yani 00:07:26.560 --> 00:07:30.600 menfaatli bir kul ol hem dünyada hem âhirette rahat et. 00:07:30.640 --> 00:07:36.560 O halde biz de kulaklarımızı açalım, can kulağıyla dinleyelim. 00:07:36.600 --> 00:07:45.880 Aklımızda tutalım bunları, bu tavsiye ettiği şeylere sahip olalım, biz de menfaatlenelim. 00:07:45.880 --> 00:07:50.440 Bizim de dünyamız, âhiretimiz iyi olsun. Ondan sonra buyuruyor ki: " 00:07:50.520 --> 00:07:54.280 Sana ilim öğrenmeyi vasiyet ederim, tavsiye ederim." 00:07:54.320 --> 00:08:03.960 İlim öğrenmek senin vazifen olsun, boynunun borcu olsun. Önemli bir işin olsun ilim öğrenmek. 00:08:04.400 --> 00:08:12.760 İlim öğrenmek en güzel mektepte olur çünkü üstad da öyle yapmış. İlmi, en iyi bilen insan öğretir. 00:08:12.800 --> 00:08:21.160 Ama ilmi öğrenmenin yolları çoktur. İnsan kendi kendine kitap okuyarak da ilim öğrenebilir. 00:08:21.240 --> 00:08:25.640 Etrafına dikkatli bakarsa oradan da ilim öğrenir. 00:08:25.720 --> 00:08:31.680 Kuşlara bakar, kedilere bakar, her baktığı yerden ibret çıkartır. 00:08:31.760 --> 00:08:35.600 Oradan kendisini düzeltebilir. 00:08:37.240 --> 00:08:45.240 Evliyâdan birisi kediye bakmış, farenin tıkırtısını duyup 00:08:45.880 --> 00:08:51.120 deliğin karşısında böyle pür dikkat, kıpırdamadan saatlerce duruyor. 00:08:51.200 --> 00:09:01.800 Şuna bak, ne sabır işi! Başarmak için ne kadar bekliyor. Deliğe nasıl pür dikkat bakıyor. 00:09:01.840 --> 00:09:06.000 Nasıl gözlerini kapatmıyor, uyumuyor, diye onlardan ibret almış. 00:09:07.120 --> 00:09:16.320 Horoza bakarsın, "Aferin, şu hayvana bak. Hayvan olmasına rağmen cömertliğine bak." 00:09:16.480 --> 00:09:20.440 Yemi görüyor, gagasıyla onu yer gibi yapıyor. 00:09:21.200 --> 00:09:24.160 Toprağı vuruyor, tavukları çağırıyor. 00:09:24.160 --> 00:09:29.320 Tavuklar da horoz gık dedi mi pıtır pıtır oraya koşarlar, kanatlarını çırparak. 00:09:29.360 --> 00:09:34.720 Ondan sonra sık sık vurduğu yere bakarlar orada yem var. O yemi yerler. Yemez yedirir. 00:09:34.800 --> 00:09:43.880 Ne Cömert mahluk. Nasıl bakıyor bak ailesine. Çocuklarına nasıl koruyor. İbret alır insan. 00:09:43.920 --> 00:09:54.800 Her mahluktan ibret alabilir. Çevresindeki her olaydan bir şey öğrenebilir. Dikkat ederse. 00:09:54.120 --> 00:10:05.800 Ama en iyisi mütehassıs, uzman, üstaddan öğrenmek. Çünkü işe kestirmeden götürür üstat. 00:10:05.120 --> 00:10:11.160 Saatlerce, günlerce kafa yorup anlayamadığı şeyi kolayca anlatıverir. 00:10:11.200 --> 00:10:14.720 Bak orada sen yanlış görüyorsun, onu öyle tutma, bunu böyle yap. 00:10:14.760 --> 00:10:16.760 Onun için çırakları usta yetiştirir. 00:10:17.800 --> 00:10:24.680 İlim de öğretir, büyük üstad oturdu mu konuyu bir anlatır herkes anlar. 00:10:26.160 --> 00:10:29.480 Mesleğini iyi bilen çok güzel anlatır. 00:10:29.520 --> 00:10:35.200 Bilmeyen karşındaki anlamaz. "Bu adam bu kadar anlattı ama ne demek istedi. 00:10:35.320 --> 00:10:40.640 Kafam almadı, anlamadım kardeşim. Sen anladın mı? Vallahi ben de anlamadım." Neden? 00:10:40.680 --> 00:10:44.800 Adamın, söyleyenin kafası karışık zaten. 00:10:44.760 --> 00:10:50.800 Bir şeyler anlaşılmamışsa söyleyen onu tam düşünememişse ondan. 00:10:50.120 --> 00:10:55.840 Bazen bir kitabı okursunuz okursunuz. Benim öyle başıma çok geldi. Hiçbir şey anlaşılmıyor. 00:10:55.840 --> 00:11:04.400 Allah Allah neden? Yazar üstad bir yazar değil, acemi, konusunu anlatamamış. 00:11:04.120 --> 00:11:07.560 Üstat geçer tahtaya. İki kelimeyle 00:11:08.160 --> 00:11:14.200 anlatır. "Bu böyle miydi ya, anladım." Neden? Üstad iyi öğretti. 00:11:14.240 --> 00:11:21.280 En iyisi iyi bir üstada yanaşıp ondan öğrenmek. 00:11:21.360 --> 00:11:27.280 Böyle ilim erbabı insanları da aramalı, bulmalı, 00:11:27.360 --> 00:11:32.600 yanlarında seyahat etmeli, yanlarında kalmalı, o kadar önemlidir. 00:11:32.600 --> 00:11:39.800 Çünkü kitaplarla uğraşacağım, bulacağım bu ne demektir? 00:11:39.840 --> 00:11:50.800 Tarlaya ekeceğim buğdayı, alacağım demektir. Tarlayı ekeceğim. Buğdayı istihdam edeceğim. 00:11:50.840 --> 00:11:58.480 Ondan sonra öğüteceğim, su katacağım, pişireceğim, ondan sonra yiyeceğim. Şurada fırın var. 00:11:59.640 --> 00:12:09.400 Attı işte fırına. Hazır ekmek, tatlı, çörekli, gayet güzel, iyi, pişkin. Çünkü o üstad. 00:12:09.800 --> 00:12:13.400 İşte hazır hâle getirmiş. Üstat ilmi hazır hâle getirir. 00:12:13.400 --> 00:12:18.120 Pişirilmiş kabak gibi talebenin önüne koyar. Halleder. 00:12:18.200 --> 00:12:24.840 Öyle olmazsa insan kendi kendine yanlış öğrenir, yemeği yakar. 00:12:24.880 --> 00:12:29.200 Ziyan eder, bitiremez, hamur bırakır falan. Bunun gibi. 00:12:29.320 --> 00:12:37.840 En iyisi, iyi bir üstat buldun mu, kıymetini bilip ondan bildiği ilmi öğrenmek. 00:12:37.320 --> 00:12:47.520 Bizim eski usulde alim öğrettiğinde icazetnâme verir. Yani diploma verir. 00:12:47.560 --> 00:12:55.840 Yazar, "Ben falancadan filancadan öğrendiğim şu ilmi şu talebeme öğrettim. O da tam öğrendi. 00:12:55.840 --> 00:13:03.400 Tasdik ediyorum." Evet o bu ilmi biliyor. Ve başkasına da öğretebilir, diye icazetnâme verir. 00:13:04.280 --> 00:13:15.920 Ankara'da bir iyi imam bizim mahalleye tayin oldu. Adam gönül erbabı, iyi bir insan, iyi bir imam. 00:13:16.000 --> 00:13:22.120 Ama konuşurken ağzı yamuluyor. Biraz böyle yamuluyor ağzı. 00:13:22.120 --> 00:13:33.400 Cemaat de demedi ağzı yamuk diye. Ama ilmi güzel. Yani yamukluğu da konuşurken yüzü öyle yani. 00:13:33.800 --> 00:13:39.800 Herhangi bir şey değil de öyle yamultarak konuşuyor. Ne yapalım, onun da yaratılışı öyle. 00:13:39.800 --> 00:13:49.240 Yüzünün hâli öyle. Ama güzel anlatıyor, tane tane anlatıyor. Bilerek anlatıyor, önüne kitabı koyuyor. 00:13:49.280 --> 00:13:54.920 Kelime kelime iyi anlatıyor. Baktım, maşaallah hoşuma gitti. 00:13:55.000 --> 00:14:04.680 Bu cemaate faydalı oluyor konuşmaların, bir de şu kitabı okutsan olmaz mı, dedim. "Hocam." dedi. 00:14:04.680 --> 00:14:10.400 Boynunu büktü, "Özür dilerim, okutamam." dedi. 00:14:10.480 --> 00:14:16.840 Halbuki okunabilecek bilgiye sahip, biliyorum ben yani. Önüne kitabı alacak, onu okutacak. 00:14:16.880 --> 00:14:27.520 Okutamam, dedi. Niye, yaparsın. Niye okutamazsın? "O kitabı okutmaya icazetnâmem yok." dedi. 00:14:28.520 --> 00:14:36.280 İcazetnâmesiz konuşmuyor. Ölmüş artık, bizde kalmamış icazetnâme duygusu bu asırda. 00:14:36.320 --> 00:14:44.400 Halbuki eskiden hep bu böyleydi. Yani icazetnâme almadan, bir kimse, bir kitabı okuyup okutamazdı. 00:14:44.600 --> 00:14:51.960 Müellifinden, yazarından imzalı taze icazetnâme, diploma almadan o kitabı okutamazdı. 00:14:52.000 --> 00:14:55.800 Şimdi herkes önüne gelen kitabı açıyor, okuyor. 00:14:54.920 --> 00:15:00.680 Yanlış kitap okutulmaz. Veya kitap doğru da yanlış basılmış. Baskısından çıkartılmış. 00:15:01.360 --> 00:15:09.120 Mesela şu Diyanet'in dergisi. Üstteki sayfaları kıvırdım ben, 6'sından 14'üne atlıyorum. 00:15:09.720 --> 00:15:15.840 Öteki sayfalar ciltlenmemiş mi nedir. Baktım, tersine gidiyor. 00:15:15.840 --> 00:15:22.560 14'ten 1 sayfa daha kaldırıyorsun 13. Bir sayfa atlıyorsun 12, 11 diye 1'e kadar geri gidiyor. 00:15:22.680 --> 00:15:26.800 Ondan sonraki sayfaya çeviriyorum, yine bir atlamış ileriye. 00:15:26.800 --> 00:15:34.240 Ondan sonra yine geriye gidiyor. Yanlış basılmış. Şimdi okutulan kitap, tamam, falancanın kitabı. 00:15:34.280 --> 00:15:41.880 Ama tam mı, atlamalı mı? Satır satır, kelime kelime düzeltirler de hocasının önünde, 00:15:41.920 --> 00:15:45.320 ondan sonra hocası o kitaba da imza atardı. Bu kitap tamam. 00:15:45.320 --> 00:15:50.440 Benim kitabımdır, eksiği fazlası yoktur diye. O kadar önemliydi icazetnâme. 00:15:50.480 --> 00:15:58.480 Ben bu kitabı yazan insana okudum, mukabelede ettim. 00:15:58.480 --> 00:16:06.600 O da bana müsaade etti ki icâzet, mukabele kaydı olurdu eski yazılan kitaplarda. 00:16:07.400 --> 00:16:13.920 Medine-i Münevvere'den bir Türkistanlı geldi İstanbul'a. 00:16:14.400 --> 00:16:21.280 "Benim, Buhârî şehrine kadar İmam Buhârî'ye kadar 3 yolla 00:16:21.600 --> 00:16:28.120 senedim, icazetnâmem var." dedi. Bilmem Delailü'l-Hayrat'a şu kadar icazetnâmem var, 00:16:28.120 --> 00:16:32.120 falanca kitaptan icazetnâmem var, dedi. Hepsi icazetnâmeli. 00:16:32.160 --> 00:16:39.560 Türkistan'da ilim ciddi önemliymiş yani. Bu zamana kadar da devam etmiş. 00:16:39.600 --> 00:16:45.360 Şimdi millet unutmuş bile bunu; kitabı alıyor, okutuyor. Okutamazsın. Müellifin izni var mı? 00:16:45.400 --> 00:16:48.600 Basılan tam ve yazdığı gibi mi Benim kitaplarım basılıyor. 00:16:48.640 --> 00:16:55.520 Bazısında ciddi âyetler, hadisler, sayfalar, kelimeler yanlış yazılmış. 00:16:55.560 --> 00:17:00.760 Yani baskı iyi yapılmamış. Basan kimse bakmamış. 00:17:00.800 --> 00:17:03.320 Ben bazen benim kitaba bakıyorum, kontrol ediyorum. 00:17:03.520 --> 00:17:08.400 Karşıma bir kitap koyuyorlar, kitabınız basılmış. Benim haberim yok, ben basmadım. 00:17:08.160 --> 00:17:13.720 Basıvermiş birisi. İcazetnâme çok önemli. 00:17:14.000 --> 00:17:18.720 Sonuç itibariyle, bu hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz bizi ilim öğrenmeye teşvik ediyor. 00:17:19.200 --> 00:17:26.760 Herkes ilim öğrenecek. Nasıl öğrenecek? Açar bir kitabı okur. Kütüphanesinde bir sürü kitap var. 00:17:26.960 --> 00:17:32.000 Ama en iyisini hocadan alır. Hoca yoksa hocayı çağırırsın. 00:17:32.360 --> 00:17:41.760 Hoca insana; havadan, sudan, güneşten, gıdadan, sağlıktan daha önemlidir. Hayattan daha önemlidir. 00:17:41.760 --> 00:17:49.920 Çünkü Hoca insana İslâm'ı öğretir, doğruyu öğretir. İmanı öğretir, akideyi doğru öğretir. 00:17:49.960 --> 00:17:56.240 Sapık bir insan olmaz. Çok önemli iyi, salih bir hoca, çok iyi. 00:17:56.280 --> 00:18:00.640 "Sana ilmi tavsiye ederim." diyor İbni Abbas radıyallâhu anhümâ'ya. 00:18:02.560 --> 00:18:05.400 Tavsiye ettiği kişiye olmalı râvi o çünkü. 00:18:05.440 --> 00:18:09.720 "Sana ilmi tavsiye ederim, ilim öğren." Biz de öğreneceğiz. 00:18:09.800 --> 00:18:14.960 Yaşımız ne olursa olsun, her gün biraz bu kitaplardan okuyacağız. 00:18:14.960 --> 00:18:19.320 Elimize kağıdı kalemi alacağız, anlamadığımız yerde soracağız. 00:18:20.120 --> 00:18:28.720 Geçen gün bir kardeşimiz cebinden kağıt çıkardı. Katlanmış kağıt. Ben de ne oluyor, falan dedim. 00:18:28.800 --> 00:18:33.200 Oraya iki tane hadîs-i şerîf yazmış. Hocam ben bunları hiç anlamadım, dedi. 00:18:33.240 --> 00:18:41.560 İzah eder misiniz, dedi. İyi soru sordu yani. Oturaklı iyi soru -herkes iyi soru soramaz-. 00:18:41.360 --> 00:18:49.720 Biz de cevabını bildiğimiz kadar söyledik. Demek ki ilim öğreneceğiz. Bilmediğini sorarsın. 00:18:49.720 --> 00:18:55.960 Okuduğunu anlamazsan bilene sorarsın. Bir de bildiğini bazıları söylemiyor. 00:18:56.000 --> 00:19:03.000 Dün anlattılar bir hocaya gidiyorlarmış, soru soruyorlarmış cemaat. Cevap vermiyor. 00:19:03.400 --> 00:19:11.240 Niye cevap vermiyorsun? O da günah, yani bildiğini söylememek de günah. 00:19:11.280 --> 00:19:15.360 Çekiniyor adam, cevap veremiyor. Olmaz. Allah böyle emretmiş. 00:19:15.440 --> 00:19:23.600 Diyanet İşleri'ne soru soruyorlarmış. "Benim anam öldü. Üç kardeş kaldık. Bir de babam. 00:19:23.720 --> 00:19:31.720 Anamın malları çok, nasıl bölüşeceğiz?" "Medenî Kanun var, avukata sorun." Olmaz, olmaz. 00:19:31.800 --> 00:19:36.640 İslâm hukukunda bunun bölünmesi şöyledir, diyecek. Diyemiyor korkusundan. 00:19:38.680 --> 00:19:43.800 Öyle bir şey var mı? Allah'ın kitabının bilgisi soruluyor, cevap veremiyor. 00:19:43.880 --> 00:19:48.800 Evet İslâm hukukunda yolu böyledir, desin. 00:19:48.880 --> 00:19:52.840 "Şimdi bu uygulanmıyor. Medenî Kanun geldi, o uygulanıyor. 00:19:52.840 --> 00:19:57.640 Medenî Kanun'un hükümleri bundan biraz daha farklıdır. Onu avukata sorun." desin. 00:19:57.680 --> 00:20:03.120 Ama doğruyu söylesin, doğruyu söylememek de bilen için vebaldır. 00:20:04.800 --> 00:20:18.320 Ve inne biilme halilin mü'min. Çünkü ilim; mü'minin samimi dostu, sırdaş, samimi arkadaşıdır. 00:20:18.400 --> 00:20:22.960 Halil ne demek? Çok samimi arkadaş. İçtikleri su ayrı gitmiyor, 00:20:23.480 --> 00:20:31.880 her şeyleri beraber, kafa kafaya, omuz omuza. Çok sever onlar birbirlerini, hiç ayrılmazlar birbirlerinden. 00:20:32.000 --> 00:20:35.960 Birbirlerinin sırlarını da bilirler, birbirlerine yardım da ederler. 00:20:36.000 --> 00:20:50.400 Yapışık kardeşler gibidir, falan deriz ya. Halil o demek. Biz de hillet aralıklara girmek, demek. 00:20:50.520 --> 00:21:00.480 Girdisini çıktısını, arkadaşının bütün sorunlarını, düşüncelerini biliyor. O kadar samimiyse ona halil derler. 00:21:00.480 --> 00:21:02.640 En samimi arkadaşı demek yani. 00:21:03.400 --> 00:21:09.480 En her şeyini bilen, bütün sırlarını söyleyebildiği, canından arkadaşı demek. 00:21:09.520 --> 00:21:17.000 İlim mü'minin sırdaşı, candan arkadaşıdır, diyor Peygamber Efendimiz. Bizim öyle mi? 00:21:18.680 --> 00:21:24.200 Yani bu asırda, şimdi öyle değil. Neden? İlmi sevmiyoruz. 00:21:24.280 --> 00:21:29.760 İlmi öğrenmeye çalışmıyoruz, kitapları okumuyoruz. Hocaların yanına gitmiyoruz. 00:21:30.400 --> 00:21:37.800 Bir beldeye türkücü gelse, elinde sazı şarkıcı gelse yer yerinden oynuyor, salonda yer bulunmuyor, 00:21:38.720 --> 00:21:41.400 biletler tamamen satılıyor. 00:21:41.400 --> 00:21:44.680 Allâme-i cihân gelse hiç kimsenin haberi yok. 00:21:48.520 --> 00:21:58.360 Bakıyorsun, bilmem Koçhisar'ın falanca köyünde bir insan. 00:21:58.400 --> 00:22:02.840 Almanya'da Mustafa hoca anlatıyor. O da çok meraklı Konyalı. 00:22:03.400 --> 00:22:08.840 Kütüphanesi zengin, Arapça'sı iyi, talebe yetiştirir. Kendisi iyi hocalarda okumuş. 00:22:08.880 --> 00:22:17.520 Alim yani, ilim erbabı çok sevdiğimiz bir hocam. "Hocam Koçhisar'ın bir köyüne gittim. 00:22:18.360 --> 00:22:26.840 Allah! Köprünün arkasından birisi çıktı. Konuştum baktım; cevher, hazine. Her şeyi biliyor." diyor. 00:22:26.880 --> 00:22:35.320 Yani oturaklı, kıymetli bir şey. Allah, dedim yani. Bunu alalım getirelim İstanbul'a, Ankara'ya. 00:22:35.320 --> 00:22:42.960 Hem öğrenir, adam bildiğini öğretsin. Mehmet Emin Er Hoca'yı da Antep'te tanıdım ben. 00:22:43.000 --> 00:22:49.200 İstanbul'a davet ettik. Ankara'ya davet ettik. Ankara'da Özelif sitesine gel otur. 00:22:49.280 --> 00:22:55.760 İlim öğren, dedik. Bizim ilahiyatçılara sadakanız olsun. Bunu, Allah razı olsun, kabul etti. 00:22:55.640 --> 00:23:06.680 Aman, Ankara'ya gel, orada öğren, dedim. Bizim Özelif sitesinde fıkıh enstitüsü falan kurduk. 00:23:06.720 --> 00:23:15.400 Orada talebe okuttu. Şimdi onu da elimizden alıyorlar, orayı da kapattırıyorlar. 00:23:15.400 --> 00:23:20.760 Talebeleri de dağıttırıyorlar. Yani ilim düşmanları çok büyük zararlar veriyor. 00:23:21.840 --> 00:23:28.880 İlim mü'minin samimi, candan, sırdaş, en yakın arkadaşıdır, dostudur. 00:23:29.360 --> 00:23:41.400 Sonra, ilim öğreneceğiz. Sonra vel ilme veziruhu ilim de veziridir. 00:23:41.800 --> 00:23:44.480 Padişahın veziri oluyor da işlerine yardımcı oluyor. 00:23:44.520 --> 00:23:49.880 Padişah vezirine havale ediyor işleri. Vezir ne demek. 00:23:50.200 --> 00:23:56.560 Vebalde ortak demek. Sorumluluğuna ortak demek. Padişahın veziri ne demek. 00:23:56.600 --> 00:24:04.240 Padişahın sorumluluğunu paylaşan, ve padişaha belirli konularda yardımcı olan kimse demek. 00:24:04.320 --> 00:24:11.400 Vezir, şimdi bakan deniyor. Herkes bakar, yani herkes bakıyor, gözü kör olan bakamıyor sadece. 00:24:11.680 --> 00:24:21.120 Vezir sorumluluğu paylaşır. Herkes bakıyor, bakan ne demek? Çok saçma bir isimlendirme. 00:24:21.160 --> 00:24:29.000 Ama vezir güzel, sorumluluğu paylaşan. İlimde ve onun sorumluluğunu paylaşan kimsedir. 00:24:29.000 --> 00:24:40.480 'Onun' dediği burada kişinin mi demek istiyor. Yoksa ilme mi gidiyor buradaki 'onun' sözü. 00:24:40.480 --> 00:24:51.160 Yani ilim de ilmin veziridir mi demek istiyor? Yoksa kişinin mi veziridir demek istiyor? 00:24:51.200 --> 00:25:00.840 Bana kalırsa, galiba, ilme gidiyor bu hu zamiri. Yani insan alim olacak, ilim öğrenecek. 00:25:00.920 --> 00:25:05.520 İlimi sevecek, ilim arkadaşı olacak ama ilmin yanında hilmi de olacak. 00:25:05.560 --> 00:25:14.280 Hilm ne demek? Kızılacak yerde bile kızmayıp sükûnetini, vakarını koruyabilen, 00:25:14.320 --> 00:25:23.960 kendisini tutabilen insana Halim derler. Hilm sahibi derler. Hilm; kızmamak, sakin olmak demek. 00:25:24.000 --> 00:25:32.400 "Ama çok kızılacak bir şey." Olsun, o ağırbaşlı adam, kendisini tutar. Sinirlerini germek istemez. 00:25:32.440 --> 00:25:43.360 İlmin yanında insanın hilmi de olursa çok iyi olur. Ekmek kadayıfının üstüne halis kaymak konulmuş gibi. 00:25:43.400 --> 00:25:53.800 İkisi birbirine çok yakışır. Gayet tatlı olur, son derece güzel olur. Halim selim olacak. Yani kızmayacak. 00:25:53.200 --> 00:25:58.760 Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e birisi geldi. 00:25:58.840 --> 00:26:04.320 "Bana nasihat eyle ya Resûlallah." dedi. Peygamber Efendimiz kısaca: 00:26:04.840 --> 00:26:11.280 La tağdap, dedi. Sinirlenme, öfkelenme, kızıverme olayların karşısında. 00:26:11.520 --> 00:26:17.680 Yani sakin ol, halim ol demek istedi. Bir daha nasihat et yâ Resûlallah, dedi. Başka istiyor. 00:26:17.680 --> 00:26:23.000 Gene la tağdap, dedi. Kızma, dedi. Bir daha nasihat et, dedi. La tağdap, dedi. 00:26:23.800 --> 00:26:30.160 Öfkelenme, kızma. Bu çok önemli. Çoğumuz tutamıyoruz, ben dahil. 00:26:30.160 --> 00:26:38.840 Ben çok sinirli bir insanmışım meğerse. Hiç bilmiyordum, sinirleriniveriyorum. 00:26:38.880 --> 00:26:43.480 Elim ayağım titriyor. Elimde kırbaç olsa şaklatacağım. 00:26:43.560 --> 00:26:46.920 Tokmak olsa kafasına patlatacağım. Bu ne? 00:26:46.920 --> 00:26:56.600 Alim adam biraz da halim selim olur, kızmaz. Sakin olur. Hemen tepemin tası atıveriyor, sigortam diye patlıyor. 00:26:56.320 --> 00:27:05.800 Halim selim olacak. Hilm de ilmin veziridir, onun yanına yakışır. Beraberce insanı güzel idare ederler. 00:27:05.160 --> 00:27:11.680 Başka, vel akle diynuhu. Akıl da kılavuzudur. 00:27:13.560 --> 00:27:21.920 İlme akıl yol gösterir, kılavuzluk eder. Şuradan gideceksin, şöyle yapacaksın. 00:27:22.000 --> 00:27:28.960 Beraberce şöyle çıkacaksın. Bu badireden şöyle kurtulacaksın, diye. Akıl da çok önemli. 00:27:28.960 --> 00:27:37.760 İnsanoğluna Allahu Teâlâ hazretlerinin verdiği en kıymetli alet akıldır. 00:27:38.600 --> 00:27:46.560 İnsan, aklı sayesinde doğru yolu bulur. Doğru işi yapar, aklını kullandığı zaman alet yapar. 00:27:46.600 --> 00:27:51.320 Aklını kullandığı zaman işi kestirmeden, çabuk tarafından yapar. 00:27:51.400 --> 00:27:56.840 Aklını kullanmadığı zaman da çok yorulur, çok zahmet eder. 00:27:56.920 --> 00:28:05.520 Bunun için dedelerimiz çok güzel söylemişler. "Akılsız başın cezasını eller ve ayaklar çeker." Aklıma gelmedi. 00:28:05.520 --> 00:28:09.640 Dön geriye yeniden. Çünkü düşünmedi, akıl etmedi. 00:28:10.800 --> 00:28:16.200 tam eve kadar gitmişken ne yapmış? Öküzün büyüğünü ahırda unutmuş. 00:28:16.560 --> 00:28:25.400 Onu alıp tekrar yine gelir, ayaklarıyla yorulur. Veyahut bir şeyi yapar yapar kadın. 00:28:25.520 --> 00:28:25.400 Ben burada unutmuşum. 00:28:25.400 --> 00:28:34.840 Söker o yanlış yaptığı yerden, yorulur yani. Eli yorulur, ayağı yorulur. 00:28:34.840 --> 00:28:41.960 Aklını kullandı mı kestirmeden yolu bilir. Zarara uğramadan öbür tarafa gider. 00:28:43.320 --> 00:28:45.960 Bu da güzel. Aklımızı kullanacağız. 00:28:46.000 --> 00:28:53.960 Akıl kullanmak da ne ile olur? Düşünmekle olur. Aklı kullanmanın adına ne diyoruz? Düşünmek diyoruz. 00:28:54.000 --> 00:29:00.640 Tefekkür etmek diyoruz. Bir işi yaparken tefekkür edeceğiz. Ben bu işi nasıl yapabilirim. 00:29:00.720 --> 00:29:11.360 En kestirme nasıl yaparım, en güzel nasıl yaparım. Düşüneceğiz kestirmeden yapmanın çarelerini. 00:29:11.360 --> 00:29:18.400 En kestirmeden yapacağız. Vel amele kayyimuhu. 00:29:18.520 --> 00:29:31.720 İcraat yani dinine göre, ilmine göre aklına göre yumuşaklık. Rıfk da babasıdır bunun. 00:29:33.960 --> 00:29:42.160 Rıfk oldu mu, bir insan yaptığı işi yumuşak yumuşak yapar. "Gel kardeşim, tut bunun bir tarafından. 00:29:42.160 --> 00:29:53.000 Hadi bakalım.", tatlı yumuşak bir şekilde. Rıfkın zıttı nedir? Sertliktir, haşin, sert. 00:29:53.800 --> 00:30:03.840 İte kaka, vura kıra yapar. Yumuşak yumuşak değil sert. Rıfk da babasıdır bu işin. 00:30:05.560 --> 00:30:09.800 Sonra, vezzine benzetme yapıyor Peygamber Efendimiz. 00:30:09.640 --> 00:30:20.680 İyice anlasınlar diye, benzeterek anlatıyor. Vezzine. O da bir çeşit yumuşaklık demek. 00:30:20.680 --> 00:30:26.840 Rıfk mülayimlik, zin de yumuşaklık demek. 00:30:26.920 --> 00:30:36.400 Mesela sapasağlam durduğunuz zaman omuzlarınız yumuşak olsun.