WEBVTT 00:00:00.480 --> 00:00:02.867 es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh! 00:00:03.270 --> 00:00:07.000 Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi daima üzerinize olsun. 00:00:07.342 --> 00:00:09.158 Cenâb-ı Hak dünyada ve âhirette cümlenizi; 00:00:09.174 --> 00:00:13.932 sevdikleriniz, çoluk çocuğunuzve büyüklerinizle beraber aziz ve bahtiyar eylesin. 00:00:14.875 --> 00:00:18.598 Bir arkadaşın evinde misafiriz. Kardeşlerimizle beraber 00:00:19.136 --> 00:00:27.363 Türkiye'deki gibi muhabbetli bir ev sohbeti hâlindeyiz, içindeyiz. 00:00:28.299 --> 00:00:33.983 Kardeşimizin besmele ile açtığı sayfadan cuma sohbetimizin hadîs-i şerîflerini okuyorum: 00:00:34.319 --> 00:00:41.629 Birincisi; Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf. 00:00:41.762 --> 00:00:45.600 Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyorlar: 00:00:45.578 --> 00:00:52.806 Eyyüme'mriin iştehâ şehveten fe-radde şehvetehû ve âsera alâ-nefsihî ğafara'llâhu lehû. 00:00:54.265 --> 00:01:02.501 Peygamber Efendimiz'in kısa bir cümle hâlinde, mübarek hadîs-i şerîfi: 00:01:02.929 --> 00:01:05.968 Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: 00:01:07.103 --> 00:01:15.813 Eyyüme'mriin. "Herhangi bir kişi ki." İştehâ şehveten. "Canı bir şey arzu etti, çekti." 00:01:17.359 --> 00:01:24.556 Yiyecek, içecek herhangi bir şeyi canı çekti; o konuda iştihası kabardı. 00:01:25.125 --> 00:01:33.821 Diyelim canı armut veya elma veya erik veya bir meşrubat veya bir yemek istedi, 00:01:33.864 --> 00:01:39.928 aldı ama baktı ki karşısında bir kardeşi, ahbabı, arkadaşı, sevdiği bir kimse var; 00:01:39.976 --> 00:01:50.621 Allah'ın başka bir kulu var. Ve âsera alâ-nefsih. "Onu kendi nefsine tercih etti." 00:01:51.224 --> 00:01:59.613 Onu canı çekmişti, istemişti, arzulamıştı ama kendisi alacak yerde onu karşısındakine veriyor. 00:02:00.229 --> 00:02:04.491 O mü'min kardeşini kendisine tercih ediyor. 00:02:05.526 --> 00:02:11.794 "Kim böyle yaparsa canının çektiği bir şeyi kardeşine ikram ederse 00:02:11.834 --> 00:02:17.766 kardeşini kendisine tercih ederse ‘Onun da canı istiyordur, bu güzel bir şey; 00:02:17.766 --> 00:02:20.766 o da istemiştir.' diye ona verirse." 00:02:21.156 --> 00:02:29.816 Ğafara'llâhu lehû. "Cenâb-ı Hak böyle davranan bir mü'mini mağfiret eder, günahlarını bağışlar." 00:02:31.198 --> 00:02:38.133 Aziz ve muhterem kardeşlerim! Bu âsera-yü'siru-îsâr; -peltek se ile- 00:02:38.136 --> 00:02:44.100 "tercih etmek, daha uygun görmek" mânasına gelen bir kelime. 00:02:46.299 --> 00:02:56.541 Ahlâk ve tasavvuf kitapları; "Ahbaplıkta, arkadaşlıkta birkaç şekilde davranılabilir." diye yazıyor. 00:02:57.208 --> 00:03:00.984 Mesela İmam Gazzâlî rahmetullahi aleyh, İhyâ'sında: 00:03:01.460 --> 00:03:10.381 "Birisiyle ahbapsın, mü'min kardeşsin, arkadaşsın; tanışıyorsunuz. 00:03:11.140 --> 00:03:16.425 Ona karşı davranışlarında, ikramlarında üç durum bahis konusudur." diyor: 00:03:16.797 --> 00:03:28.555 1. Arkadaşını; bakımıyla yükümlü olduğun bir kimse kadar kollamak. 00:03:29.719 --> 00:03:36.917 Senin evinde kim var? Kazancınla kimlere bakıyorsun? Kimlere hayır geliyor? 00:03:37.251 --> 00:03:39.767 Evinde hanımına geliyor, çoluk çocuğuna geliyor. 00:03:40.111 --> 00:03:44.710 Belki evinde bir yeğenin filan varsa, işte köyden "okusun." diye göndermişler, senin evinde kalıyor. 00:03:46.200 --> 00:03:59.311 Belki kocası ölmüş, yalnız kalmış bir akraban, amcanın karısı, yengen, halan kalıyor. Neyse. 00:03:59.779 --> 00:04:04.327 Veya hizmetçin, kölen; onun ihtiyacını görürsün. 00:04:04.499 --> 00:04:07.885 Çünkü artık senin çatının altında, senin bakımının altında. 00:04:08.720 --> 00:04:13.593 Bu; arkadaşlığın, dostluğun en aşağıdaki mertebesidir. 00:04:14.224 --> 00:04:17.339 2. Orta derecesi; neyin varsa bölüşmek. 00:04:18.805 --> 00:04:23.270 İmkânların neyse kendinde ne varsa o kadarını da ona veriyorsun. 00:04:23.111 --> 00:04:27.100 Bu daha fazla; yarı yarıya bölüşüyorsun. 00:04:27.966 --> 00:04:37.594 Buna da bölüşme, yarı yarıya ortak olma deniliyor. Bu orta derecesi… 00:04:38.435 --> 00:04:43.875 3. Üçüncü yüksek derecesi ise şimdi bu hadîs-i şerîfte de geçen îsâr kelimesi. 00:04:43.933 --> 00:04:51.805 Îsâr; kendisine kardeşini, karşısındakini tercih etmek. 00:04:53.244 --> 00:04:55.600 "Ben yemeyeyim ama o yesin. 00:04:55.786 --> 00:04:59.965 Ben giymeyeyim ama o giysin!" diye ona öncelik tanımak. 00:05:00.539 --> 00:05:03.350 Onun ihtiyacını görmeyi daha öne almak. 00:05:03.950 --> 00:05:06.116 Bu kimin ahlâkı imiş? 00:05:07.749 --> 00:05:09.230 Kur'ân-ı Kerîm'de geçiyor: 00:05:12.337 --> 00:05:19.711 Medine-i Münevvere'nin Ensar'ı, Mekke-i Mükerreme'den gelen mü'min kardeşlerini, 00:05:19.817 --> 00:05:25.394 Muhacirîn'i bağırlarına basmışlar, onların ihtiyaçlarını görmüşler; 00:05:26.229 --> 00:05:29.813 öylece Cenâb-ı Hakk'ın rızasını, takdirini kazanmışlar. 00:05:29.886 --> 00:05:31.551 Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyuruluyor: 00:05:31.975 --> 00:05:37.480 Ve yü'sirûne alâ enfüsihim ve lev kâne bihim hasâseh. 00:05:38.268 --> 00:05:43.258 "Kendilerinin sıkıntıları bile olsa öncelikle kardeşlerini tercih ederler, 00:05:43.278 --> 00:05:44.734 onların ihtiyaçlarını görürler." 00:05:44.760 --> 00:05:47.611 Gık demezler, belli etmezler, ses çıkarmazlar. 00:05:48.310 --> 00:05:49.682 Bu, arkadaşlığın en yüksek derecesidir. 00:05:50.402 --> 00:05:54.283 Önce arkadaşını düşünmek, arkadaşını kendi canından kıymetli bilmek, 00:05:54.721 --> 00:05:57.599 İslâm kardeşliğinin en yüksek derecesidir. 00:05:58.142 --> 00:06:02.926 Halis müslümanlar arasında böyle güzel kardeşliklerin tarihte misalleri çok; 00:06:03.730 --> 00:06:10.297 bizim aramızda da, yaşayan şu andaki müslüman kardeşler arasında da nasip eylesin. 00:06:10.612 --> 00:06:22.965 İkinci hadîs-i şerîf, aynı sayfadan, Fazl b. Abbas radıyallahu anhümâ'dan Taberânî rivayet etmiş. 00:06:24.405 --> 00:06:27.991 Peygamber Efendimiz etrafındakilere hitap ederken şöyle diyor: 00:06:28.411 --> 00:06:33.538 Eyyühe'n-nâsü men kâne indehû şey'ün fe'l-yeruddehû 00:06:35.151 --> 00:06:44.383 ve lâ yekûlü fudûhü'd-dünyâ elâ ve inne fudûha'd-dünyâ eyseru min-fudûhi'l-âhireh. 00:06:45.932 --> 00:06:47.499 Peygamber Efendimiz buyurmuş ki: 00:06:48.482 --> 00:06:52.292 Eyyühe'n-nâsü. "Ey insanlar, ey ahali!" 00:06:53.172 --> 00:06:57.315 Muhatabı; etrafında kendisini dinleyen, seven ashabı. 00:06:57.934 --> 00:06:58.820 Ey insanlar! 00:06:59.567 --> 00:07:01.130 Men kâne indehû şey'ün. 00:07:01.465 --> 00:07:10.404 "Yanında haksız yere alınmış bir şey olan." Fe'l-yeruddehû. "Onu geri versin. 00:07:10.747 --> 00:07:14.460 Haksız olarak almış olduğu şeyi geriye versin!" 00:07:14.759 --> 00:07:15.603 Bu ne olabilir? 00:07:16.203 --> 00:07:18.633 Bir kimse haksız yere bir şeyi nasıl alır? 00:07:19.380 --> 00:07:26.112 Savaşta, savaşın ganimeti taksim edilmeden evvel gaziler alamazlar. 00:07:27.726 --> 00:07:37.193 Daha önceki konuşmalarımda da çeşitli vesilelerle söylediğim gibi paralar, mallar, ganimetler ortaya yığılır. 00:07:37.567 --> 00:07:43.425 Va'lemû ennemâ ganimtüm min-şey'in fe-enne li'llâhi humusehû ve li'r-resûli. 00:07:43.485 --> 00:07:47.135 diye âyet-i kerîmede belirtildiği üzere, 00:07:47.788 --> 00:07:53.382 humus denilen beşte biri, yani yüzde yirmisi hazine payı olarak, 00:07:53.520 --> 00:08:02.104 devletin hissesi olarak, devletin millete hizmet işlerinde kullanması için ayrılır. 00:08:02.557 --> 00:08:10.200 "Allah için Resûlü için" beytü'l-mâle ve müslümanların yöneticisi olan 00:08:10.219 --> 00:08:18.458 veliyyü'l-emr'in, ulül-emr'in, halifenin emrinde olmak üzere devletin payı ayrılır. 00:08:19.250 --> 00:08:26.655 Beşte dördü, yani yüzde sekseni de savaşa katılmış olan gazilerin arasında taksim edilir. 00:08:26.728 --> 00:08:31.127 Cenâb-ı Hakk'ın emri, tavsiyesi böyle. 00:08:31.753 --> 00:08:36.641 Bu taksim olmadan evvel bir gazi savaşta gördüğü, bulduğu, karşılaştığı şeyi; 00:08:37.114 --> 00:08:45.195 para, pul, mücevher, silah, kalkan, daha başka âlet edevat neyse onu; 00:08:45.438 --> 00:08:49.206 "Ben bunu çok beğendim." diye yanına alamaz. Hiçbir şey alamaz. 00:08:49.652 --> 00:08:51.619 Ganimet malları ortaya konulur. 00:08:51.650 --> 00:09:00.150 Ondan sonra komutan tarafından gerekli şekilde bölümlendirilir, taksim edilir ve dağıtılır. 00:09:00.760 --> 00:09:02.394 O zaman hissesine düşeni alır; bu olabilir. 00:09:02.555 --> 00:09:08.198 Ya da birisi birisinden emanet bir şey almıştır, vermiyordur. 00:09:08.958 --> 00:09:20.258 Ya da emanet değil de ortada görmüştür, haberi olmadan almıştır. Veyahut daha başka bir şekilde almıştır. 00:09:22.645 --> 00:09:26.866 İster ganimetin taksim edilmemiş mallarından olsun 00:09:26.902 --> 00:09:35.665 ister haksız yere ele alınmış başkasının parası, malı olan, eşyası olan varlık olsun, 00:09:35.665 --> 00:09:44.419 her ne ise kimin yanında haksız olarak bulunan bir şey varsa onu sahibine iade etsin. 00:09:45.172 --> 00:09:50.282 Aldığı yere geri versin! Ve lâ yekûlu fudûhü'd-dünyâ: 00:09:50.365 --> 00:10:01.805 "Şimdi ben bunu verirsem yaptığım haksızlık belli olacak, rezil olacağım, dünya rezilliği demesin." 00:10:02.677 --> 00:10:07.105 Fudûh-fadâhat; "rezil olmak, kepaze olmak" mânasına. 00:10:07.789 --> 00:10:11.297 "Eyvah! Bu dünyanın kepazeliği olur ya, ben bunu nasıl veririm? Çıkaracağım; 00:10:11.664 --> 00:10:17.866 ‘Bu benim yanımdaydı, alın.' diyeceğim. Rezillik, kepazelik olur." demesin, 00:10:17.866 --> 00:10:26.181 utanmasın; çıkarsın, versin." Elâ. "Gözünüzü açın, kafanıza iyice koyun, pür dikkat dinleyin ki." 00:10:27.760 --> 00:10:31.763 Ve inne fudûhü'd-dünyâ eyserü min-fudûhi'l-âhireti. 00:10:32.420 --> 00:10:39.130 "Dünyadaki rezillik ve kepazelik, âhiretin rezilliğinden, kepazeliğinden çok daha hafiftir. 00:10:39.358 --> 00:10:44.361 Burada mahcup olacaksa olsun, versin ama âhirete kalırsa, âhirette cezası daha fazladır, 00:10:44.361 --> 00:10:47.922 âhirete bırakmasın." diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz. 00:10:51.168 --> 00:10:58.480 Bir hadîs-i şerîfte de hatırlıyorum; demek ki böyle ilandan ve açıklamadan sonra bir kısmı 00:10:58.955 --> 00:11:03.993 ya bunu duymamış ya da tereddüt etmiş: "Vereyim mi vermeyeyim mi? Küçük mü, büyük mü?" diye. 00:11:05.136 --> 00:11:10.404 Peygamber Efendimiz'e birisi sonradan bir ayakkabı sırımı, bağcığı getirmiş; 00:11:10.496 --> 00:11:13.968 "Bu da ganimettendi." demiş. "Önemsiz" diye belki yanında tuttu. 00:11:14.241 --> 00:11:17.418 Peygamber Efendimiz demiş ki "Sen benim ilanımı duymadın mı?" 00:11:17.823 --> 00:11:20.782 "Duydum ama işte o zaman vermedim." 00:11:21.540 --> 00:11:25.613 Ganimetler ortaya konuldu, taksim edildi. O zaman hesaba girecekti: 00:11:26.720 --> 00:11:29.381 "Şimdi bu cehennem ateşinden bir bağcıktır." demiş. 00:11:32.456 --> 00:11:37.472 Demek ki haksız olanın cezası cehennem olmuş oluyor. 00:11:38.271 --> 00:11:42.976 Bizim bu ifadelerden çıkaracağımız çok ibretler vardır. 00:11:43.460 --> 00:11:48.808 Biz de daima âhiretteki büyük mahkemeyi düşünerek hareket edelim. 00:11:48.842 --> 00:11:54.199 Bu dünyadaki küçük hesapları göz önüne alıp da 00:11:55.897 --> 00:12:02.451 dinen doğru olmayan bazı işleri yapanlar olmuşsa onları telafi etsin. 00:12:03.108 --> 00:12:10.718 Susup köşede pusup da o suçu devam ettirmesin. Hatasını itiraf etsin; 00:12:10.831 --> 00:12:16.709 "Ben bunu yapmıştım, pişmanım, alın." desin, işini âhirete bırakmasın. 00:12:16.822 --> 00:12:24.925 Bu sayfanın üçüncü hadîs-i şerîfi. Dokuz satırlık uzunca bir hadîs-i şerîf. 00:12:25.652 --> 00:12:28.508 Çok dikkatli dinleyin, çok ibretli. 00:12:28.662 --> 00:12:35.715 Hatta not alırsanız veya ses kaydına geçiyorsanız tekrar tekrar dinlerseniz çok uygun olur. 00:12:35.755 --> 00:12:43.323 Peygamber Efendimiz galiba bu uzunca hadîs-i şerîfini bir hutbe gibi bir vaaz gibi buyurmuş. 00:12:43.324 --> 00:12:54.172 Enes radıyallahu anh rivayet ediyor. Hakîm-i Tirmizî kitabında kaydetmiş. 00:12:55.280 --> 00:12:56.465 Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: 00:12:56.525 --> 00:13:04.776 Eyyühe'n-nâsü ke-enne'l-mevte fîhâ alâ-gayrinâ kütibe ve ke-enne'l-hakka 00:13:05.343 --> 00:13:11.450 fîhâ alâ-gayrinâ vecebe ve ke-ennemâ nüşeyyi'ü mine'l-mevtâ 00:13:11.164 --> 00:13:16.588 an-kalîlin ileynâ râci'ûne büyûtühüm ecdâsühüm 00:13:18.250 --> 00:13:24.839 ve ne'külü türâsehüm ke-ennâ muhalledûne min-ba'dihim 00:13:25.145 --> 00:13:32.207 fe-tâbâ li-men şegalehû aybühû an-ayb-i gayrihî tûbâ li-men zelle fî-nefsihî 00:13:32.492 --> 00:13:37.890 min-gayr-i menkasatin ve tevâdaa li'llâhi min-gayri meskenetin 00:13:37.384 --> 00:13:40.811 ve enfaka mâlen cemeahû min-gayri ma'sıyetin 00:13:41.710 --> 00:13:45.971 ve rahime ehle'z-zülli ve'l-meskeneti ve hâleta ehle'l-fıkhi ve'l-hikmeti 00:13:46.311 --> 00:13:51.439 tûbâ li-men zelle fî-nefsihî ve tâbe kesbühû ve salüha't-serîretühû 00:13:51.515 --> 00:13:55.947 ve hasünet halîketühû kerümet alâniyetühû ve azele ani'n-nâsi şerrehû 00:13:56.373 --> 00:14:02.383 tûbâ li-men amile bi-ilmihî ve enfaka'l-fadle min-mâlihî ve emseke'l-fadle min-kavlihî. 00:14:02.682 --> 00:14:12.966 Edebiyat sanatlarıyla dopdolu, şahane bir hadîs-i şerîf. Her cümlesi bir cevher, 00:14:13.324 --> 00:14:21.170 mücevherât dükkânı gibi, mücevherât sandığı gibi bir hadîs-i şerîf. Şimdi cümlelerini açıklayalım. 00:14:21.371 --> 00:14:23.692 Her birisi ayrı bir hadîs-i şerîf sayılabilir. 00:14:24.770 --> 00:14:28.790 Bu hadîs-i şerîfle sanki biz 10-15 hadîs-i şerîf öğrenmiş gibi olacağız. 00:14:28.828 --> 00:14:33.837 Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: Eyyühe'n-nâsü. "Ey ahali, ey insanlar!" 00:14:34.274 --> 00:14:37.117 Ke-enne'l-mevte fîhâ alâ-gayrinâ kütibe. 00:14:37.563 --> 00:14:44.324 "Şu dünyada, şimdiki bizim dünya hayatımızda ölüm sanki bizden başkasına yazılmış." 00:14:44.231 --> 00:14:51.919 Bizim alnımıza, defterimize, kaderimize yazılmamış da sanki biz hiç ölmeyecekmişiz de 00:14:52.114 --> 00:14:57.987 hep başkaları ölecekmiş gibi… Davranışlarımız; sanki ölüm bizden gayrısına yazılmış gibi. 00:14:59.508 --> 00:15:04.430 Öyle rahatız ki öyle telaşsızız ki öyle gamsızız ki 00:15:04.510 --> 00:15:10.608 sanki bu dünyada ölüm bize yazılmamış, bizden gayrıya yazılmış. 00:15:11.245 --> 00:15:14.958 Ve ke-enne'l-hakka fîhâ alâ-gayrinâ vecebe. 00:15:15.407 --> 00:15:18.910 "Bu dünya hayatında hakkı işlemek, 00:15:18.910 --> 00:15:23.333 hakkı tutmak sanki bizden başkasına gerekli. Bize gerekli değil." 00:15:23.573 --> 00:15:32.437 O kadar hakları çiğnemek, aldırış etmemek, hataları hiç düşünmeden işlemek var ki 00:15:32.861 --> 00:15:39.615 sanki bu hak meselesi bize vacip değil de hakka uymak bizden gayrıya vacipmiş gibi. 00:15:39.960 --> 00:15:44.934 Ve ke-ennemâ nüşeyyiü mine'l-mevtâ an-kalîlin ileynâ râciûne. 00:15:45.643 --> 00:15:49.379 "Sanki biz aramızda vefat eden kardeşlerimizi, 00:15:49.789 --> 00:15:54.600 az bir zaman sonra tekrar geri geleceklermiş gibi uğurluyoruz." 00:15:55.850 --> 00:16:00.562 Hâlbuki öyle değil! Giden gelmiyor. Gidenlerin her biri memnun ki yerinden. 00:16:00.562 --> 00:16:03.875 Birçok seneler geçti, dönen yok seferinden. 00:16:06.103 --> 00:16:11.956 Şairin söylediği gibi dönmek yok ama sanki biz çok üzülmüyoruz; 00:16:12.112 --> 00:16:16.815 sanki gidenler biraz sonra gelecekmiş gibi. Hani İstanbul'dan Ankara'ya uğurluyorsun; 00:16:16.949 --> 00:16:20.700 oradaki işlerini gördükten sonra yine gelecekmiş gibi. 00:16:20.187 --> 00:16:24.532 Biraz sonra gelecek olduktan sonra bu uğurlama insanı pek düşündürmez. 00:16:25.891 --> 00:16:30.636 "Nasıl olsa gelecek." diye düşünülür. Hâlbuki ölüm öyle değil. Giden bir daha gelmiyor. 00:16:30.636 --> 00:16:35.110 Nereye gidiyor? Bu ayrılık ne kadar sürecek? O gidenin hâli ne olacak? 00:16:35.154 --> 00:16:37.642 Biz geride kalıyoruz; hâlimiz ne olacak? 00:16:37.989 --> 00:16:41.616 Öyle derin derin, ibretli bir şekilde düşünmüyor da insanlar; 00:16:42.457 --> 00:16:49.395 sanki uğurladıkları ölüler az bir zaman sonra dönecekmiş gibi; davranışları böyle gamsız... 00:16:49.833 --> 00:16:55.469 Büyûtühüm ecdâsühüm. "Onların evleri artık kabirleri." 00:16:55.520 --> 00:17:01.820 Cedes, "kabir" demek; ecdâs, "kabirler" demek. 00:17:02.600 --> 00:17:05.958 O gömdüğümüz kabirler artık onların evleri, bir daha geri dönüş yok. 00:17:06.416 --> 00:17:10.698 Ve ne'külü türâsehüm ke-ennâ muhalledûne min-ba'dihim. 00:17:11.514 --> 00:17:14.641 "Ve onların, o ölenlerin miraslarını yiyoruz, 00:17:14.912 --> 00:17:17.951 sanki onlardan sonra biz dünyada ebedî kalacakmışız gibi." 00:17:17.987 --> 00:17:21.391 Halbuki onlar öldüğü gibi ölüm bize de gelecek. 00:17:21.367 --> 00:17:28.236 O miraslarını yediğimiz insanlar gibi biz de öleceğiz, bizim de mirasımızı yiyecekler. 00:17:28.962 --> 00:17:33.536 Ama o mirasları yerken ölüm pek çok kimsenin hiç hatırına gelmiyor. 00:17:33.887 --> 00:17:37.853 Bu mirası yiyenler, mirasçılar; onlardan sonra sanki ebedî kalacaklar. 00:17:38.458 --> 00:17:46.551 Binaenaleyh bu duyguları atmak lazım; gamsızlığı atmak lazım, ölümü unutmamak lazım, 00:17:46.819 --> 00:17:53.988 derin derin düşünmek lazım. Hesabı düşünmek lazım, dine sarılmak lazım, 00:17:54.568 --> 00:17:57.635 hakkı tutmak lazım, hak yolda yürümek lazım. 00:17:58.412 --> 00:18:03.787 Fe-tûbâ li-men şegalehû aybühû an-ayb-i gayrihî. "İşte öyle yapıp da 00:18:04.400 --> 00:18:12.480 kendi ayıbını düşünüp de ayıpları üzerinde çalışan, başkalarının ayıbıyla uğraşmak yerine 00:18:12.329 --> 00:18:15.620 kendi ayıbıyla uğraşana ne mutlu!" 00:18:15.165 --> 00:18:19.162 Kendi ayıbıyla uğraşması, başkalarının ayıbını görme 00:18:19.162 --> 00:18:24.816 ve ayıbını arama kötü huyuna kendisini düşürmeyenlere ne mutlu! 00:18:25.376 --> 00:18:30.226 İster istemez çevremizdeki kimselerin ayıpları gözümüze takılır. 00:18:30.534 --> 00:18:36.831 Ama düşünelim ki bizim de ayıplarımız var. Başkalarının ayıbıyla uğraştığı zaman insan günaha girer. 00:18:36.892 --> 00:18:44.233 Söylediği zaman gıybet olur, insan günaha girer. Ama kendi ayıbıyla uğraşması lazım. 00:18:44.634 --> 00:18:46.526 Kendi ayıbıyla kim uğraşacak? 00:18:46.601 --> 00:18:51.748 İnsan kendisini düzeltmeye çalışmazsa onun kusurunu kim gelip düzeltecek? 00:18:52.360 --> 00:18:57.943 Binaenaleyh insan başkasının ayıbını gördüğü zaman derin derin kendi ayıbını düşünmeli: 00:18:57.943 --> 00:19:02.514 "Bende daha fazlası var, ben bunu düzelteyim." diye uğraşmalı. 00:19:02.561 --> 00:19:07.199 İşte böyle "Kendi ayıbı ile uğraşana, başkasının ayıbına bakmaktan 00:19:07.581 --> 00:19:09.391 kendisini alıkoyana ne mutlu!" diyor. 00:19:09.618 --> 00:19:14.227 Peygamber Efendimiz bunu tavsiye ediyor; "Kendi ayıplarınıza bakın!" diyor. 00:19:15.381 --> 00:19:19.290 "Kendi ayıbımıza bakacağız, kendimizi düzelteceğiz. 00:19:19.506 --> 00:19:22.448 Yeri gelince başkasının ayıbını da söylemeyelim mi?" 00:19:23.870 --> 00:19:26.211 O da bir kural. İslâm'da emr-i mâruf, nehy-i münker var. 00:19:27.900 --> 00:19:30.946 Nasihat var, hakkı tavsiye var, sabrı tavsiye var. 00:19:31.376 --> 00:19:37.355 O da yerine göre olacak ama asıl düzeltilecek olan kendimiziz. 00:19:37.441 --> 00:19:42.350 Kendi ayıplarımızı düşünmeli ve düzeltmeye öncelik tanımalıyız. 00:19:43.900 --> 00:19:48.247 Tûbâ li-men zelle fî-nefsihî min-gayri menkasatin. 00:19:48.926 --> 00:20:00.839 "Kendisinde noksanlık olmadığı halde nefsinde kendi kendisini hor hakir görene ne mutlu." 00:20:02.238 --> 00:20:10.298 İnsan faziletli bile olsa daha faziletli daha kâmil insanları düşünüp kendisi tevazua sarılacak; 00:20:11.770 --> 00:20:17.710 kendi nefsinde kendisini dev aynasında görmeyecek, kusuru olmasa bile küçük görecek. 00:20:17.939 --> 00:20:20.777 Ve tevâdaa li'llâhi min-gayri meskenetin. 00:20:21.338 --> 00:20:28.459 "Ve Allah rızası için miskinliğe düşmeden tevazu gösterene ne mutlu! 00:20:28.870 --> 00:20:37.724 Veyahut "Miskinlik hâli olmasa bile kendisi yüksek, izzetli, 00:20:37.724 --> 00:20:45.730 itibarlı bir kimse bile olsa ne mutlu tevazu gösterene!" mânasına da düşünebiliriz. 00:20:46.193 --> 00:20:49.724 Ve enfaka mâlen cemeahû min-gayri ma'sıyetin. 00:20:50.177 --> 00:20:55.282 Bunlar hep "ne mutlu!" kelimesi başına eklenecek durumlar: 00:20:55.798 --> 00:21:02.582 "Ne mutlu topladığı malını mâsiyete, günaha harcamayanlara!" 00:21:04.570 --> 00:21:07.485 Para iki yere sarf edilir: Ya sevaplı yere sarf edilir; 00:21:07.485 --> 00:21:13.222 insan hayır yapar, zekât verir, sadaka verir, dua alır, sevap kazanır. 00:21:13.555 --> 00:21:22.490 Ya da keyfe, zevke, içkiye, kumara, eğlenceye, çalgıya, saza, söze, işrete, îş u nûşa harcar; 00:21:22.402 --> 00:21:31.259 o zaman da günah olur. "Ne mutlu topladığı malı, günah yere harcayana!" buyuruyor Peygamber Efendimiz. 00:21:31.969 --> 00:21:38.719 Ve rahime ehle'z-zülli ve'l-meskeneti. "Ve ne mutlu böyle hakikaten düşkün, 00:21:38.994 --> 00:21:41.284 miskin insanlara acıyanlara!" 00:21:41.838 --> 00:21:46.295 Etrafımıza bakacağız, düşkün insanların düşkünlüğünü düşüneceğiz. 00:21:46.471 --> 00:21:50.666 Bazen o düşkün insanların mazisini bilseniz hayret edersiniz. 00:21:50.547 --> 00:21:59.807 Mesela ben ortaokuldayken, bizim okuduğumuz ortaokulda garip bir adam vardı. 00:22:00.176 --> 00:22:03.121 Herhalde bahçıvanlık işleriyle meşgul oluyordu. 00:22:03.406 --> 00:22:08.650 "Öğretmenimiz söyledi." diye biz tarım dersinde sınıfa saksı getiriyoruz. 00:22:08.708 --> 00:22:12.658 İçine sümbül soğanı dikiyoruz. Sümbül büyüyor, pembe, güzel kokulu. 00:22:13.269 --> 00:22:21.102 Hem sınıfımız süsleniyor hem de biz tarım dersinde uygulama yapmış oluyoruz. 00:22:21.357 --> 00:22:30.959 Bakıyoruz, saksılar gitmiş: "Bu yarı meczup bahçıvan alıp götürüyor!" diye öğretmene söyledik. 00:22:31.297 --> 00:22:36.456 "Çocuklar! Biliyor musunuz? O sizin beğenmediğiniz insan, bir zamanlar bu okulda öğretmendi. 00:22:36.534 --> 00:22:38.775 Çok akıllı, uslu, efendi bir kimseydi ama 00:22:39.580 --> 00:22:44.937 insan her zaman aynı durumda olmuyor. Allah bu duruma düşürmesin." dedi. 00:22:45.234 --> 00:22:51.307 Acımışlar da onu bahçıvan kadrosunda idare ediyorlar. Yoksa epey itibarlı bir öğretmenmiş. 00:22:51.856 --> 00:22:53.738 İnsan neden böyle durumlara düşer? 00:22:53.915 --> 00:23:05.354 Aklı gider, sıhhati gider, ihtiyarlar. Bazen zenginken malı kaybolur, fakir düşer. 00:23:05.423 --> 00:23:13.812 Bazen başka sebeplerden… Öyle düşkünlere de acımak lazım. 00:23:14.681 --> 00:23:19.614 Ne mutlu fakirlere, düşkünlere, güçsüzlere acıyanlara. 00:23:19.853 --> 00:23:22.642 Ve hâleta ehle'l-fıkhi ve'l-hikmeti. 00:23:23.537 --> 00:23:29.300 "Fıkıh ve hikmet ehli ile oturup kalkanlara da ne mutlu!" diyor Peygamber Efendimiz. 00:23:29.199 --> 00:23:35.291 Bu da bize bir işarettir: Kiminle ahbaplık edeceğiz? Kimin sohbetine gideceğiz? 00:23:35.363 --> 00:23:39.113 Kim bizim ziyaretimize gelecek? Nerede toplanacağız, kimlerle toplanacağız? 00:23:39.179 --> 00:23:48.355 İşte Efendimiz'in tavsiyesi. Ehl-i fıkıh ve hikmetle, dinî bilgisi derin olan; sezgisi, 00:23:48.355 --> 00:23:54.142 anlayışı, kavrayışı doğru olan; sözleri, hareketleri, 00:23:54.511 --> 00:23:59.247 hâli hikmetli olan kimselerle oturup kalkmak lazım. 00:23:59.849 --> 00:24:08.560 Hafif meşrep, dinî bilgisi olmayan, fısk u fücûr erbabı, günaha dalmaktan çekinmeyen 00:24:08.560 --> 00:24:11.278 insanlarla ahbaplık ede ede insan ne yapar? 00:24:11.668 --> 00:24:20.467 Günahlara dala dala, yoldan çıkar, raydan çıkar; sonra kendisi de çok tehlikeli durumlara düşer. 00:24:21.790 --> 00:24:24.782 Dünyası, âhireti büyük zararlara uğrayabilir. 00:24:25.238 --> 00:24:28.860 Ehl-i fıkıh ne demek? "Dini iyi bilen, 00:24:28.935 --> 00:24:35.704 dinin ruhunu iyi kavramış, dinî ahkâmı derinlemesine, iyice ve doğru anlamış kimse" demek. 00:24:35.868 --> 00:24:37.960 Çünkü herkes bir laf söylüyor. 00:24:38.300 --> 00:24:43.176 Hele bu gün yirmibirinci yüzyılda herkes kendi yaşantısını beğeniyor. 00:24:43.552 --> 00:24:50.160 Kendi yaşantısı bozuk, İslâmî olmayan bir yaşantı. Dış tesirler altında kalmış, bozulmuş, 00:24:52.491 --> 00:24:54.293 ahlâkı tefessüh etmiş. 00:24:55.379 --> 00:25:08.131 Bizim dînî ahlâkımızı bırakmış; giyimi, yemesi, içmesi, ailevî ilişkileri, komşuluk ilişkileri, 00:25:08.239 --> 00:25:15.539 ticaret vesaire hepsi İslâm ahlâkına aykırı, kötü ve çirkin. O diyor ki 00:25:17.183 --> 00:25:24.921 "Bence din şöyle olmalı, böyle olmalı! Beş vakit namaz çok, oruç şöyle, hac böyle." 00:25:26.306 --> 00:25:31.308 Dinin "farz" diye öğrettiği; "İslâm'ın şartı nedir?" diye çocuklara 00:25:31.634 --> 00:25:36.445 küçükten öğrettiğimiz ana esasların herbirisine dil uzatıyor. 00:25:36.876 --> 00:25:38.684 "Şu değişmeli, bu böyle olmalı." diyor. 00:25:39.247 --> 00:25:47.509 Halbuki dinde Allah'ın emri tutulur. Kulun kendi keyfi uygulanmaz ki. 00:25:49.861 --> 00:25:55.274 Bilmeyen insanların toplantısına giden, onlarla düşüp kalkan insan da 00:25:55.606 --> 00:25:59.576 sonunda onlar gibi düşünmeye başlar, kendisi zarar eder. 00:25:59.858 --> 00:26:06.974 Çünkü Cenâb-ı Hakk'ın kullara ihtiyacı yok, kâinata ihtiyacı yok, âlemlere ihtiyacı yok; 00:26:06.974 --> 00:26:13.454 Ganiyyün ani'l-âlemîn. Kulların Yaradan'larına, Mevlâ'larına sonsuz ihtiyaçları var, 00:26:13.737 --> 00:26:17.839 kulluk yapmaları lazım! Edepsizlik yaparlarsa cezayı kendileri çekerler. 00:26:18.440 --> 00:26:22.985 Cenâb-ı Hakk'ın azametine, saltanatına bir noksan gelmez. 00:26:23.264 --> 00:26:25.411 Onun için kişi kendisini kurtarmaya çalışacak. 00:26:25.498 --> 00:26:34.409 Kurtuluşun yolu da dini doğru bilen; edepli, ahlâklı, hikmetli, dürüst, ağırbaşlı, vakur, 00:26:34.845 --> 00:26:42.219 engin bilgili, ahlâkı kemâle ermiş insanlarla ahbaplık etmektir: 00:26:42.265 --> 00:26:44.791 "Ne mutlu onlarla düşüp kalkanlara!" diyor. 00:26:45.143 --> 00:26:53.743 Şimdi millet fıkhı ve hikmeti unutmuş. Halbuki en çok öğrenmeye gayret etmesi gereken, 00:26:53.918 --> 00:26:58.780 en önce ve mutlaka herkesin öğrenmesi gereken şeyler bunlar. 00:26:59.265 --> 00:27:10.643 Tûbâ li-men zelle fî-nefsihî. "Ne mutlu nefsi hor olana, mütevazı olana!" Ve tâbe kesbühû. 00:27:11.420 --> 00:27:16.210 "Ve kazancı helal olana ne mutlu!" Kazanç haram oldu mu ne olur? 00:27:16.582 --> 00:27:23.938 Yediği her haramdan dolayı vücudunda biten her hücre için cehennem ateşi vacip olur. 00:27:24.274 --> 00:27:33.565 Haramla biten tene vücuda, uzva cehennem ateşi mutlaka gelir ve cehennem ateşinde mutlaka yanar. 00:27:33.930 --> 00:27:41.212 Onun için kazancın tayyib olması lazım. Ne mutlu kazancı güzel olana! 00:27:41.536 --> 00:27:45.864 Ve salühat serîretühû. "Ne mutlu iç dünyası, 00:27:45.966 --> 00:27:54.142 kalbi, vicdanı salih olana; dosdoğru, tertemiz olana!" 00:27:54.706 --> 00:27:57.271 Evet, iç temizliği ne kadar önemli. 00:27:57.443 --> 00:28:02.710 İçi temiz olacak da dışı pejmürde mi olacak? Hayır! Ve kerümet alâniyetühû. 00:28:03.460 --> 00:28:11.633 "Dış görünüşü de asaletli olana ne mutlu!" İçi tertemiz, dış görünüşü de asil olana ne mutlu!" 00:28:12.491 --> 00:28:18.776 Mü'minin kalbi temizdir, altın gibidir de dış davranışlarından güzelliği belli olur. 00:28:18.965 --> 00:28:26.793 Uzaktan bakan hayran kalır; tercihlerine, davranışlarına, hareketlerine bakan âşık olur: 00:28:26.852 --> 00:28:31.818 "Şu zât-ı muhteremin ahlâkının güzelliğine âşık oldum." denir. 00:28:32.659 --> 00:28:37.262 Ne mutlu böyle içi güzel, dışı da asil olana! 00:28:37.707 --> 00:28:45.288 Ve azele ani'n-nâsi şerrehû. "Ne mutlu elinden çıkacak zarardan, insanları uzak tutmuş olana!" 00:28:45.395 --> 00:28:50.289 Ne demek bu? "İnsanlara elinden zarar gelmeyene ne mutlu!" demek. 00:28:53.338 --> 00:29:04.657 Tûbâ li-men amile bi-ilmih. "Ne mutlu bildiğini hayatında uygulayana!" 00:29:04.922 --> 00:29:12.447 Hadis dinliyor, Kur'ân-ı Kerîm dinliyor, öğreniyor, anlıyor. Tamam. Şu güzel. 00:29:13.534 --> 00:29:19.440 Ne mutlu o bildiğini uygulayana, hayata geçirene, tatbik edene! 00:29:19.616 --> 00:29:24.709 Çünkü İslâm'da bildiğini uygulamak çok büyük fazilettir. Duyunca yapmak lazım. 00:29:25.160 --> 00:29:30.451 Zaten duyduğunu, öğrendiğini de yapmak için öğrenmesi lazım, o niyetle öğrenmesi lazım. 00:29:31.510 --> 00:29:36.111 Ne mutlu bildiğini uygulayana! Ve enfaka'l-fadle min-mâlihî. 00:29:36.439 --> 00:29:44.770 "Malının fazlasını infak edip hayrât ü hasenâta verene ne mutlu!" 00:29:44.804 --> 00:29:46.886 Ve emseke'l-fadle min-kavlihî. 00:29:47.630 --> 00:29:54.770 "Malının fazlasını verecek, infak edecek ama sözünün fazlasını tutacak." 00:29:55.146 --> 00:30:00.227 Burada da edebî sanat var. Tezatlı bir ifadeyle çok güzel bir şey anlatıyor. 00:30:00.403 --> 00:30:04.137 Malının fazlasını ne yapacak? Verecek. Sözünün fazlasını ne yapacak? 00:30:04.137 --> 00:30:08.996 İçinde tutacak, vermeyecek, ortaya koymayacak; gevezelik etmeyecek: 00:30:09.300 --> 00:30:18.200 "Ne mutlu malının fazlasını infak edene; ama sözünün fazlasını, lüzumsuzunu tutana!" diyor. 00:30:18.544 --> 00:30:25.319 Sözle ilgili çok edepler var. Bunları İhyâu ulûmi'd-dîn gibi kitaplardan öğrenmek lazım. 00:30:26.566 --> 00:30:30.429 Kardeşlerimizin Mecma'u'l-âdâb gibi kitaplardan okuması lazım. 00:30:32.879 --> 00:30:40.565 Sükut çok kıymetlidir ve teminatlıdır. İnsan susunca günah işlememiş olur. 00:30:41.260 --> 00:30:48.616 Söz söylemek veballidir. Lüzumsuz söz söylemek de mâlâyânî olur. 00:30:49.232 --> 00:30:58.361 En hafifi, boş söz olur. Ama ondan sonra gittikçe veballi olur, günahlı olur, suç olur vesaire. 00:30:58.621 --> 00:31:05.139 Hatta sözün kötüsü, daha kötüsü, daha kötüsü derken, insan dinden imandan bile çıkar gider. 00:31:05.867 --> 00:31:14.980 Bu uzun hadîs-i şerîfin her cümlesini, insan duvara bir ayrı levha olarak 00:31:15.236 --> 00:31:22.578 assa evini bu hadîs-i şerîfin cümleleriyle süslese ve bunları hep hatırında tutsa 00:31:22.578 --> 00:31:27.156 defterine yazsa cüzdanına koysa trende gelirken, vapurda gelirken, 00:31:27.520 --> 00:31:33.780 yolda gelirken giderken açsa açsa okusa ezberlese de bu hadîs-i şerîfte 00:31:34.830 --> 00:31:37.596 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in işaret buyurduğu 00:31:37.965 --> 00:31:45.236 tarzda bir davranışı kendisine huy edinse güzel bir müslüman olsa ne iyi olur! 00:31:45.662 --> 00:31:50.884 Allahu Teâlâ hazretleri okuduklarımızı, dinlediklerimizi 00:31:51.111 --> 00:31:56.293 anlayıp kavramayı, sevip uygulamayı nasip eylesin. 00:31:56.399 --> 00:32:04.366 Böylece kendisinin rızasını, Peygamber Efendimiz'in hoşnutluğunu, 00:32:04.490 --> 00:32:07.959 sevgisini kazanmayı cümlemize müyesser eylesin. 00:32:08.288 --> 00:32:15.160 Habîb-i Edîbi'nin sevdiği, Allah'ın razı olduğu kullar olarak, iyi mü'min olarak yaşayıp 00:32:15.478 --> 00:32:20.920 İslâm'a ve müslümanlara güzel hizmetler edip ömrümüzü hayırlı, bereketli geçirip 00:32:21.254 --> 00:32:27.194 şöyle imân-ı kâmil ile âhirete göçüp Rabbimiz'in huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak varmayı 00:32:27.361 --> 00:32:28.673 Allah cümlemize nasip eylesin. 00:32:28.673 --> 00:32:31.875 es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!