WEBVTT 00:00:00.542 --> 00:00:03.251 Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:00:03.938 --> 00:00:14.104 el-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi alâ külli hâlin ve fî külli hîn. 00:00:14.501 --> 00:00:21.419 Ve's-salâtu ve's-selâmu salâten ve selâmen dâimeyni, mütelâzimeyni ilâ yevmi'd-dîn. 00:00:21.709 --> 00:00:29.585 Alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn senedinâ ve mededinâ ve üsvetine'l haseneti Muhammedini'l Mustafâ 00:00:29.918 --> 00:00:36.502 ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l-cezâ. Emmâ ba'd: 00:00:36.834 --> 00:00:43.710 "Kullar Ramazan'ın ne olduğunu bilselerdi." Ramazan ne? 00:00:44.830 --> 00:00:51.125 "Bunu bilselerdi, ümmetim temenni ederdi ki bütün sene Ramazan olsaydı!" 00:00:51.167 --> 00:01:02.626 Evet biz de şimdiye kadar okuduğumuz çeşitli hadîs-i şerîflerden Ramazan'ın gerçekten mü'minler için, 00:01:02.667 --> 00:01:12.501 Ümmet-i Muhammed için çok mükâfatlarla, çok sevaplarla dolu olduğunu kesin olarak görüyoruz. 00:01:12.758 --> 00:01:19.958 Hakikaten çok mübarek, çok bereketli, çok güzel bir ay. 00:01:20.120 --> 00:01:33.798 Tabii Cenâb-ı Hak her şeyi yerli yerinde yaratmış, emretmiş. Her şeyin miktarı da, her şeyi güzel… 00:01:33.852 --> 00:01:41.120 Ne yönden bakarsak; zamanı da güzel, miktarı da güzel, ölçeği de güzel, her şeyi güzel. 00:01:41.820 --> 00:01:54.147 Günde beş vakit namaz var ama Cenâb-ı Hak bire on mükâfat verdiğinden dolayı 50 vakit sevabı veriyor. 00:01:54.256 --> 00:02:02.760 Bir de Miraç'ta Peygamber Efendimiz Musa aleyhisselam'ın yanına gelince, Musa aleyhisselam; 00:02:02.760 --> 00:02:04.758 "Rabbin sana ne emretti?" diye sorduğu zaman; 00:02:04.796 --> 00:02:08.513 "Elli vakit namaz kılmayı emretti." deyince [Efendimiz, Musa aleyhisselam] diyor ki; 00:02:08.513 --> 00:02:13.201 "Valla ben bu insanların arasında senden önce bulundum, ben bu insanları denedim, 00:02:13.279 --> 00:02:22.779 bu insanlar bu ibadeti günde 50 vakit yapamaz. Sen git Rabbine arz et durumu, azaltsın bunu." 00:02:22.810 --> 00:02:31.171 Peygamber Efendimiz geri dönüyor, Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet'e münacaat ediyor, yalvarıyor, yakarıyor, 00:02:31.264 --> 00:02:34.733 40'a iniyor, 30'a iniyor, 20'ye iniyor… 00:02:34.733 --> 00:02:38.513 Her geliş gidişinde, her seferinde geri gönderiyor Musa aleyhisselam. 00:02:38.575 --> 00:02:43.991 Dönüşte yarı yola gelmişken "Dur" diyor, soruyor, ondan sonra geri gönderiyor. O da hikmetli. 00:02:44.690 --> 00:02:51.555 Allah yaptırtıyor, her şeyde bir hikmet var. Ondan sonra nihayet beş vakite iniyor. 00:02:51.641 --> 00:02:59.180 Cenâb-ı Hak tarafından indirile indirile beş vakte iniyor. Musa aleyhisselam, "Onu da yapamazlar. 00:02:59.180 --> 00:03:01.955 Denedim ben bu insanları, yapamazlar." diyor. 00:03:02.320 --> 00:03:06.667 Hakikaten de yapamıyorlar, doğru, Musa aleyhisselam'ın sözü doğru. [Peygamber Efendimiz,] 00:03:06.752 --> 00:03:14.262 "Ama artık utandım Rabbimden böyle isteye isteye azaltılmasını..." [diyor.] Beş vakit emrediliyor. 00:03:14.300 --> 00:03:18.159 Allahu Teâlâ hazretleri; "Benim huzurumda verilen hüküm değişmez, 00:03:18.197 --> 00:03:23.390 50 vakti emrettim, bu beş vakti kılana 50 vaktin sevabı vereceğim." diyor. 00:03:23.460 --> 00:03:29.769 Oradan da öyle oluyor. Biz beş vakit namaz kılıyoruz, 50 vakit sevabını alıyoruz. 00:03:29.831 --> 00:03:35.391 Bunların zamanı çok güzel…Namazın zamanı, zamanlanması çok güzel… 00:03:35.476 --> 00:03:39.199 Sabah güne başladığımız zaman bir namaz kılıyoruz. 00:03:39.300 --> 00:03:45.480 İşin başında, tertemiz, aklımız, fikrimiz, gönlümüz bir toparlanıyor. 00:03:45.950 --> 00:03:48.920 Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna girip çıktığımız, ibadeti yaptığımız için 00:03:48.975 --> 00:03:54.887 o güne güzel başlama durumuna gelmiş oluyoruz. Öğleyin çok güzel… 00:03:54.941 --> 00:04:00.222 Tam böyle günün ortasında bir dinlenme zamanı, abdest alıyorsun, rahatlıyorsun filan. 00:04:00.276 --> 00:04:02.110 Yolculukta da çok güzel oluyor. 00:04:02.179 --> 00:04:07.706 Namaz vakti geldikçe duruyorsun, abdest alıyorsun, namaz kılıyorsun, şoförün uykusu filan kaçıyor. 00:04:07.979 --> 00:04:15.673 Yolcunun da oturup [durmaktan] sıkıntısı gidiyor. Hepsi güzel; ikindi güzel, akşam güzel, yatsı güzel. 00:04:15.728 --> 00:04:25.380 Hepsi güzel… Ramazan'ın da bir ay olması çok güzel! Yani az olsa bu tesir olmaz. 00:04:25.380 --> 00:04:36.841 Ama bir ay böyle yoğun bir ibadet mevsimi çok güzel. Bak gayrimüslimlerle, müslüman olmayanlarla farkımız… 00:04:36.895 --> 00:04:45.220 Onlar 11 ay çalıştık, bir ay gezelim tozalım eğlenelim diyorlar, biz de bir ay kendimizi ibadete veriyoruz. 00:04:45.298 --> 00:04:50.895 Bizim tatilimiz Ramazan. Ne kadar güzel, ne kadar tatlı!.. Bir ay olması güzel. 00:04:50.957 --> 00:04:58.180 Sonra sahur güzel... Sahur yenmesi, sahura kalkmak çok güzel... 00:04:58.226 --> 00:05:03.636 Gece uykuyu bölmeye alışmak ve uykuyu bölüp de kalkabilmek çok güzel. 00:05:04.740 --> 00:05:08.227 Önemli bir alışkanlık bu, bunu çoluk çocuğumuza da öğretmeliyiz. 00:05:08.274 --> 00:05:18.300 Ondan sonra iftar güzel, iftarı acele yapmak güzel, midenin aç kalması, tamamen perhiz tarzında değil de… 00:05:18.300 --> 00:05:22.878 Mesela eski ümmetlerin bir kısmı bu oruç yerine yemekleri az yemek, 00:05:22.878 --> 00:05:26.660 bazı yemekleri yememek tarzında filan yapmışlar bu işi. 00:05:26.722 --> 00:05:34.540 Ama bizim Ümmet-i Muhammed'de hiçbir şey yemiyor, yemiyor içmiyor, bu da çok güzel. 00:05:34.116 --> 00:05:39.644 Yani uzun saatler midenin boş kalması, hepsi güzel... 00:05:39.690 --> 00:05:45.239 Sonra başka aylarda olmayan bir ibadeti [Ramazan'da yapıyoruz.] Peygamber Efendimiz diyor ki; 00:05:45.239 --> 00:05:51.561 "Allah size orucu farz kıldı, ben de teravihi sünnet kıldım." O da çok güzel. 00:05:51.928 --> 00:05:54.947 Osmanlılar zamanında Avrupalının birisi gelmiş. 00:05:55.197 --> 00:06:02.802 Paşa hazretleri onu da çağırmış konağına, herkesle beraber sofraya oturmuşlar, yemek yemişler. 00:06:02.802 --> 00:06:11.923 Bakmış ki bizim pala bıyıklı ecdat, Osmanlılar sofrada ohh kollarını sıvıyorlar, bismillâhirrahmânirrahîm. 00:06:11.923 --> 00:06:18.809 Öyle çok yemek yiyorlar ki… Demiş ki; "Bu adamlar bu kadar yemek yedikten sonra, biraz sonra ölecekler." 00:06:18.902 --> 00:06:24.700 Avrupalı böyle uzaktan bakmış bunların yemek yiyişlerine. İştihayla, tatlı tatlı… 00:06:24.754 --> 00:06:30.740 Paşa hazretlerinin hazırlattığı yemekler de çok güzeldir muhakkak, sofra zengindir. Demiş ki; 00:06:30.740 --> 00:06:37.460 "Bunlar biraz sonra başlar kıvranmaya, onların hepsi bir köşede kıvrana kıvrana ölür." 00:06:37.765 --> 00:06:44.566 Sonra biraz geçmiş, işte kahveler mahveler içildikten sonra, haydi buyurun!Ne?Teravih namazı. 00:06:44.605 --> 00:06:51.796 Allah Allah… Teravih namazına durmuş bizimkiler, o da durdu mu artık uzaktan mı seyretti… 00:06:51.796 --> 00:07:01.760 Bakmış; yatıyorlar, kalkıyorlar, tekrar okuyorlar, tekrar rükû, secde, tekrar dinlenme, tekrar kalkıyorlar… 00:07:01.130 --> 00:07:11.283 Saymış saymış saymış… Yirmi rekât bu ilave, 13 rekât da daha önceden, 33 rekât. 00:07:11.330 --> 00:07:18.492 Yani 33 defa insan o hareketleri sırf idman olarak, 00:07:18.492 --> 00:07:25.512 beden eğitimi hareketi olarak yapsa bile hepsi çok önemli hareketler. 00:07:25.582 --> 00:07:31.300 İnsanın bütün kasları, kemikleri çalışıyor, namazda hepsi çalışıyor. 00:07:31.730 --> 00:07:40.504 Dizler bükülüyor, omuzlar, bel, ayaklar, her şey gayet güzel çalışıyor. 00:07:40.972 --> 00:07:44.354 Onların öyle 33 rekât namaz kıldığını görünce; 00:07:44.416 --> 00:07:51.831 "Tamam, kurtuldular, şimdi ölümden kurtuldular ve neden yaşadıklarını anladım." demiş. 00:07:51.831 --> 00:07:57.803 Ramazan geldi, her akşam böyle oluyor, bir şey olmuyorlar, neden yaşadıklarını anladım. [Neden?] 00:07:57.803 --> 00:08:03.963 Çünkü bu idman. Bak başka zamanda olmayan, Ramazan'da olan teravih 00:08:04.330 --> 00:08:08.808 niye Ramazan'da oluyor anlıyoruz, hikmetini sezinliyoruz… 00:08:08.870 --> 00:08:18.247 Tabii aç kaldıktan sonra iftarda biraz iftarı kaçıracak. Kaçırdıktan sonra da bu kadar hareket oluyor. 00:08:18.309 --> 00:08:23.653 Hem gece ibadetle değerlenmiş oluyor hem midedeki yiyecekler erimiş oluyor. 00:08:23.676 --> 00:08:27.775 Hâsılı, çok sevaplar olan, çok güzel bir ay. 00:08:27.821 --> 00:08:38.339 Peygamber Efendimiz, "Müslümanlar bunun kıymetini tam bilselerdi bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi." deyince 00:08:38.401 --> 00:08:46.373 Huzâa kabilesinden bir adam aşka gelmiş, şevke gelmiş, canı istemiş, 00:08:46.443 --> 00:08:49.754 Allah razı olsun, iyi ki istemiş, demiş ki; 00:08:49.832 --> 00:08:57.377 Fe-kâle racülün min huzâa yâ nebiyallah haddisnâ. "Yâ Resûlallah, konuş bize, anlat." 00:08:57.447 --> 00:08:59.253 İstemiş, iyi ki öyle demiş. 00:08:59.323 --> 00:09:05.847 Biz de o öyle dediği için Peygamber Efendimiz'in konuşmalarını şimdi duymuş oluyoruz. 00:09:06.300 --> 00:09:11.311 [Peygamber Efendimiz'i] konuşturmuş. Sahabe-i kirâm Peygamber Efendimiz'e bir şey söyleyemezlerdi. 00:09:11.397 --> 00:09:17.196 Hatta mescide geldiği zaman, başlarını kaldırıp da saygılarından bakamazlarmış bile. 00:09:17.250 --> 00:09:24.739 Peygamber Efendimiz'in o kadar böyle hürmet ve heybeti varmış. Ve soru soramazlarmış… 00:09:24.739 --> 00:09:28.320 Öyle edep, öyle saygı, öyle sessizlik… 00:09:28.860 --> 00:09:37.285 Fakat taşradan, kabilelerden, çölden birisi gelir de bir şey sorarsa can kulağı ile dinlerlermiş. 00:09:37.285 --> 00:09:40.180 Birisinin de böyle sormasını ganimet bilirlermiş, 00:09:40.650 --> 00:09:46.240 "Ya birisi gelse de bizim soramadığımızı şeyleri sorsa, biz de istifade etsek." derlermiş. 00:09:46.294 --> 00:09:55.988 Hakikaten işte bak Huzâa bir kabile adıdır. O kabileden birisi demiş ki; 00:09:55.988 --> 00:09:59.275 "Yâ Resûlallah, anlat daha bir şeyler, Ramazan hakkında bilgi ver." 00:09:59.337 --> 00:10:02.599 Onun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle devam ediyor: 00:10:02.599 --> 00:10:09.135 Fe-kâle inne'l-cennete le-tüzeyyenü li-ramadâne mine'l-havli ile'l-havli. 00:10:09.463 --> 00:10:17.464 "Cennet, bir senenin başından öteki sene başına kadar Ramazan için süslenir." 00:10:17.855 --> 00:10:26.121 Kendisine ziynetler [takar,] cennet süslenir, tezeyyün eder, ziynetlenir. 00:10:26.121 --> 00:10:32.482 Zaten güzel olan cennet takar takıştırır, kendisini güzelleştirir, cazipleştirir. 00:10:32.568 --> 00:10:40.564 Ziynetlerle kendisini bezer. Fe-izâ kâne evvelü yevmin min ramadâne. "Ramazan'ın birinci günü olunca." 00:10:40.829 --> 00:10:48.700 Evvelki akşamki hadislerden hatırlayacaksınız, burada da aynen buyuruluyor. 00:10:48.690 --> 00:10:54.778 Demek ki önemli bir şey oluyor. Ne oluyor? Hebbet rîhün min tahti'l-arşi. 00:10:54.840 --> 00:11:05.690 "Arş-ı Âzam'ın aşağısından bir rüzgâr eser." Bir güzel hoş latif rüzgâr eser. Sonra ne olur? 00:11:05.125 --> 00:11:08.834 Fe-saffekat varaka 'l-cenneti. 00:11:09.167 --> 00:11:17.834 "Bu rüzgâr cennetin ağaçlarının yapraklarını sarsar, sallım sallım sallandırır." 00:11:18.626 --> 00:11:32.544 Fe-tenzuru'l hûru'l-iynü. "O rüzgâr esince o güzel gözlü o cennet hûrîleri bakarlar." 00:11:32.584 --> 00:11:36.335 Tabii burada söylemiyor, evvelki hadislerden biliyorduk, ne oluyor? 00:11:36.626 --> 00:11:40.835 Cennet ağaçlarının yapraklarının sallanmasından dinleyenlerin hiç duymadığı güzellikte, 00:11:40.792 --> 00:11:52.792 çok güzel sesler, insanların o zamana kadar hiç duymadıkları güzellikte hoş nağmeler çıkıyor. 00:11:52.834 --> 00:11:58.209 O zaman da tabii cennet hûrîleri, bir değişiklik olduğu için, ne oluyor diye bakıyorlar. 00:12:02.459 --> 00:12:10.418 Tenzuru'l-hûru'l-iynü ilâ zâlike. "Hûrî kızları bu yaprakların böyle sallanışına bakarlar." 00:12:10.459 --> 00:12:14.834 Fe-yekulne. "Ve derler ki." Yâ rabbenâ. 00:12:14.959 --> 00:12:25.626 "Ey Rabbimiz, ey Mevlâmız, ey âlemlerin Rabbi!" İc'al lenâ min ibâdike fî hâze'ş-şehri ezvâcen. 00:12:26.375 --> 00:12:42.167 "Bu Ramazan ayında kullarından bize eşler bahşeyle. Kocalar, eşler ihsan eyle." 00:12:42.751 --> 00:12:49.793 Takarru a'yunüne bi-him. "Bizim gözlerimiz onlarla şenlensin." 00:12:49.834 --> 00:12:55.376 Ve takarru a'yünühüm bi-nâ. "Ve onların gözleri de bizimle şenlensin." 00:12:55.459 --> 00:12:59.876 Yani hûrî kızları Allahu Teâlâ hazretlerine; "Bizi mü'minlerle evlendir. 00:12:59.959 --> 00:13:10.209 Mü'minlerin her birine bizleri evlendir, onlar bizimle mutlu, bahtiyar olsunlar, gözleri gönülleri şenlensin; 00:13:10.209 --> 00:13:21.292 bizim de onlarla gözümüz gönlümüz şenlensin." diye dua ediyorlar, kendileri istiyorlar. 00:13:22.834 --> 00:13:28.668 Kâle fe-mâ min abdin yesûmu yevmen min ramadâne illâ züvvice zevceten 00:13:28.667 --> 00:13:34.376 mine'l-hûri'l-iyni fî haymetin min dürratin 00:13:34.542 --> 00:13:41.209 ne'atellâhu azze ve celle hûrun maksûrâtun fi'l-hıyâm. 00:13:41.250 --> 00:13:47.542 "Ramazan'da hiçbir müslüman kul yok ki bir gün oruç tutsun da..." 00:13:47.542 --> 00:13:52.430 İllâ züvvice zevceten mine'l-hûri'l-iyni. 00:13:52.167 --> 00:13:55.709 "Hûrî kızlarından bir tanesi ile evlendirilmiş olmasın." 00:13:55.792 --> 00:14:07.834 Her gün oruç tuttuğu gün için bir hûrî kızıyla evlendirilir veya cennete girdiği zaman 00:14:07.834 --> 00:14:12.430 her bir Ramazan [günü orucu] için bir tanesiyle evlendirilecek." 00:14:12.830 --> 00:14:20.375 Fî-haymetin. "Bir düğün çadırında ki." Min dürretin. "İnciden yapılmış." 00:14:21.125 --> 00:14:29.208 İnciden inşa edilmiş bir çadırda evlendirilir. 00:14:29.209 --> 00:14:31.251 Ne'atellâhu azze ve celle. 00:14:31.250 --> 00:14:39.840 "Kur'ân-ı Kerîm'de Rahman sûresinde Allahu Teâlâ hazretlerinin âyet-i kerîmesinde bildirdiği gibi; 00:14:39.167 --> 00:14:49.876 Hûrun maksûrâtun fi'l-hıyâm. '[Gözleri çekik güzel gözlü hûrîler haymeler,] çadırlar içinde..." 00:14:49.918 --> 00:15:02.918 Hıyâm, hayme kelimesinin çoğulu yani "çadır" demek ama Arapların düğün için çadırları başka olur, 00:15:03.000 --> 00:15:14.830 yani müstesna güzellikte olur, özel olur. Mesela padişahın sefere çıktığı zaman kaldığı yer nedir? 00:15:14.125 --> 00:15:18.959 Bir çadırdır ama ne derler o çadıra? "Otağ" derler. 00:15:19.000 --> 00:15:25.709 Topkapı sarayına gittiyseniz gördüyseniz otağ şahane bir şey, çok şahane bir şey... 00:15:25.792 --> 00:15:37.293 Padişah daha gerideyken, seferdeyken otağcılar padişahın gideceği yere hızlı hızlı önceden varırlar, 00:15:37.459 --> 00:15:40.709 padişahın kalacağı yere otağ-ı hümâyunu kurarlar. 00:15:40.751 --> 00:15:47.876 Muazzam, yüksek, atlasla yapılmış, çok süslü, çok güzel bir çadır. 00:15:48.292 --> 00:15:55.210 Arabistan'da düğün çadırları da çok müstesna ve çok güzel olurdu. 00:15:55.292 --> 00:16:04.501 Hatta bir hadîs-i şerîf var, hadîs-i kutsî var, onu bu arada söyleyeyim. 00:16:04.584 --> 00:16:18.502 O hadîs-i kutsîde buyuruluyor ki; Evliyâî tahte kıbâbî lâ ya'rufühüm ğayrî. 00:16:19.209 --> 00:16:25.100 Allahu Teâlâ hazretleri ne buyuruyor? Evliyâî. "Benim evliyam, benim velî kullarım, 00:16:25.000 --> 00:16:35.830 mübarek kullarım, sevgili kullarım, yakın kullarım." Evliyâî tahte kıbâbî. "Benim kıbâbımın altındadır." 00:16:35.830 --> 00:16:38.667 Kıbâb neyin çoğulu? Kubbenin çoğulu. 00:16:38.834 --> 00:16:42.168 Evliyâî tahte kıbâbî. 00:16:42.250 --> 00:16:51.292 "Benim evliyâ kullarım, dost kullarım, yakın kullarım, ermiş kullarım kubbelerin altındadır." 00:16:51.375 --> 00:16:57.334 Arabistan'da kubbe ne arasın, bedeviler kubbe yapmazlar ki! 00:16:57.459 --> 00:17:03.418 Taş yontmakla filan uğraşacak halleri yok ki! Bedevî... 00:17:03.542 --> 00:17:12.792 Arabistan'ın özelliği[nden dolayı] kubbe ne oluyor? Kubbe[nin] çoğulu kıbâb, ne oluyor? 00:17:13.420 --> 00:17:16.626 Kubbe bir çeşit çadır… 00:17:16.792 --> 00:17:23.917 Yoksa bizim anladığımız gibi Süleymaniye Camii'nin kurşunlu kubbesi gibi kubbe değil. 00:17:24.420 --> 00:17:28.292 Çadır ama ne çadırı, özelliği ne? Gelin çadırı. 00:17:28.834 --> 00:17:39.168 Kubbe dediler mi, gelin için hazırlanmış özel otağ yani özel çadır demek… 00:17:39.209 --> 00:17:43.835 Belki de sonradan medeniyet, imkânlar ilerleyince, 00:17:43.918 --> 00:17:50.168 taştan yaptıkları yapıların üstünü böyle yuvarlak halde örttükleri zaman, 00:17:50.209 --> 00:17:54.100 o çadırlara benzettikleri için onlara kubbe demişler. 00:17:54.501 --> 00:17:58.501 O kubbe kelimesinin orada kullanılması belki ondan dolayıdır. 00:17:58.542 --> 00:18:04.334 Allahüalem ama Arabistan'da öyle Süleymaniye kubbesi gibi taştan kubbe yok 00:18:04.375 --> 00:18:17.420 ve İslâm sanatları tarihinde mimaride kubbenin çıkışı daha sonra, ileri zamanlarda. 00:18:17.167 --> 00:18:21.209 Kullanılışın nasıl olduğuna bakıyoruz; Yemen'deki mimariye bakıyoruz, 00:18:21.209 --> 00:18:26.459 Arabistan'daki eski mimariye bakıyoruz [kubbe] daha sonraları [kullanılmış]. 00:18:26.459 --> 00:18:32.501 Kıbâb "gelin çadırı, otağ" demek. Evliyâî tahte kıbâbî. 00:18:32.584 --> 00:18:41.376 "Benim evliyâm, gelinler güveyler gibi gelin çadırının içindedir." Lâ ya'rüfühüm ğayrî. 00:18:41.417 --> 00:18:47.335 Hani gelin çadırı olunca orası özel bir çadır oluyor, herkes göremiyor, herkes giremiyor. 00:18:47.334 --> 00:18:52.334 "Benim velilerim öyle çadırlardadır herkes bilmez, benden gayrisi bilmez." 00:18:53.125 --> 00:19:03.125 Bir tasavvuf kitabında Hızır aleyhisselam ile ilgili bir şey okudum, sanıyorum Risale-i Kuşeyrî'de okudum, 00:19:03.125 --> 00:19:07.626 belki de başka bir yerden nakletmiş de olabilirler. 00:19:07.709 --> 00:19:18.335 Hızır aleyhisselam tabii geziyor, görüyor, evliyâullahı biliyor. Demişler ki; 00:19:18.918 --> 00:19:22.918 "Ey Hızır! Senin bilmediğin evliyâ da var mı? 00:19:23.501 --> 00:19:30.850 Yani senin muttali olmadığın, tanımadığın, bilmediğin evliyâ da, Allah'ın evliyâsı olabiliyor mu?" 00:19:30.125 --> 00:19:41.100 "Oluyor." demiş. "Bir keresinde mübarek bir alim, Mescid-i Nebevî'de hadis dersi veriyordu." demiş. 00:19:41.459 --> 00:19:45.430 Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini anlatıyordu. 00:19:45.209 --> 00:19:55.430 O zaman bir kenarda da, o hadis dinlenen meclisten uzakta bir adam böyle eğilmiş, 00:19:55.125 --> 00:20:01.834 büzülmüş, başını eğmiş duruyor. Hızır aleyhisselam demiş ki; 00:20:01.834 --> 00:20:07.959 "Şu mübareğe de gideyim, söyleyeyim; burada uyuklayacağına, ilim meclisinde bulunmak ibadettir, 00:20:08.420 --> 00:20:13.167 gelsin, dinlesin şu hadîs-i şerîfleri." diye gitmiş yanına, 00:20:13.167 --> 00:20:17.959 uyukladığını düşündüğü kimseyi dürtmüş, demiş ki; 00:20:17.959 --> 00:20:22.751 "Mübarek, bak burada bir mübarek alim, salih bir kimse Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in 00:20:22.792 --> 00:20:27.668 hadîs-i şerîflerini okuyor. 00:20:27.792 --> 00:20:34.875 Sen burada böyle yalnız oturacağına gidip dinlesen de sen de sevap kazansana." demiş. 00:20:35.667 --> 00:20:38.750 Adam başını kaldırmış demiş ki; 00:20:39.830 --> 00:20:45.292 "İyi söylüyorsun da ben şimdi Cenâb-ı Mevlâ ile münacaat halindeyim. 00:20:45.334 --> 00:20:54.876 Cenâb-ı Hak ile münacaat hâlimden ayrılıp da ona gidemem." Öyle deyince [Hızır] demiş; 00:20:54.876 --> 00:21:01.668 "Sen çok iddialı bir söz söylüyorsun, 'Cenâb-ı Hak ile münacaat halinde, niyaz halindeyim, 00:21:01.709 --> 00:21:13.168 ondan daha mühim işim var' diyorsun. Bu büyük bir iddia, bu iddiaya bir delil lazım. 00:21:14.830 --> 00:21:24.917 Nasıl kanıtlarsın bunu, nasıl ispat edersin?" Demiş ki; "Belgem şudur ki, sen Hızır aleyhisselam'sın. 00:21:25.501 --> 00:21:30.210 Yani kendisine gelen kimsenin Hızır aleyhisselam olduğunu bilen, 00:21:30.501 --> 00:21:36.918 camide olan olayları da takip eden ama Cenâb-ı Hak ile münacaat halinde olmaya devam eden 00:21:36.959 --> 00:21:38.585 bir yüksek velî demek ki. Hızır aleyhisselam; 00:21:38.667 --> 00:21:45.792 "Ben bile bilmiyordum o zamana kadar." diye böyle bir mübarek zâtı söylemiş diye kitaplarda vardı. 00:21:45.834 --> 00:21:55.209 Yani Cenâb-ı Hak bazı kullarını, evliyâsını saklıyor, bildirmiyor; bazısını da herkes biliyor. 00:21:55.626 --> 00:22:03.793 Bazısı varmış, halk onun evliyâ olduğunu bilirmiş. Çünkü rüya oluyor, bilmem ne oluyor, bir şeyler oluyor… 00:22:03.834 --> 00:22:09.959 O kendisini bilmezmiş, kendisini çok günahkâr bir kul olarak düşünürmüş, öyle yaşarmış 00:22:10.420 --> 00:22:13.167 ama Allah'ın mübarek bir kulu olduğunu halk biliyor. 00:22:13.209 --> 00:22:24.501 Bazısını halk bilmezmiş; cahil, anlamıyor, adama zındık diyor, belki önem vermiyor, fakir dilenci diyor filan… 00:22:24.542 --> 00:22:29.168 Halbuki Allah'ın evliyâ kulu... Adam kendisi bilirmiş ama halk bilmezmiş. 00:22:29.209 --> 00:22:42.668 Bazısını da ne halk bilirmiş ne kendisi bilirmiş. Cenâb-ı Hak işte yine kendisi o mertebeyi veriyor. 00:22:42.709 --> 00:22:50.627 Evet, hûrun maksûrâtun fi'l-hıyâm âyet-i kerîmesinde söylendiği üzere, 00:22:50.709 --> 00:23:01.168 Ramazan'da oruç tutan kimseye her tuttuğu gün için bir çadırda bir eş verilecektir. 00:23:01.250 --> 00:23:07.459 İnciden yapılmış çadır ama sıradan bir çadır değil, cennet çadırı, süslü, otağ diyelim. 00:23:07.501 --> 00:23:15.710 Cennet otağında, padişahın otağ-ı hümâyunu gibi otağda bir hûrî verilecek. 00:23:15.709 --> 00:23:19.709 Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de de, Rahman sûresinde de bu bildiriliyor. 00:23:19.709 --> 00:23:32.751 Hûrun maksûrâtun fi'l-hıyâm. "Gözleri çekik güzel gözlü hûrîler haymeler, çadırlar içinde." 00:23:33.375 --> 00:23:39.126 Fe-bi-eyyi âlâi rabbikümâ tükezzibân diye bildiriliyor. 00:23:42.167 --> 00:23:55.417 Alâ külli'm-raetin minhünne seb'ûne hulleten leyse minhâ hulletün alâ levni'l-uhrâ. 00:23:55.459 --> 00:23:58.793 Efendimiz şimdi bu hûrî kızların giyimlerini anlatıyor. 00:23:58.834 --> 00:24:12.793 "Bu hûrîlerden her bir hatunun üzerinde 70 kat elbise, hulle var." Hulle ne demek? 00:24:12.876 --> 00:24:21.668 "Elbise" demek. İlahide geçiyor, nasıl geçiyor? İdris nebi hulle biçer, elbise kesiyor. 00:24:21.751 --> 00:24:26.293 Sübhanallah deyü deyü. Şol cennetin ırmakları Akar Allah deyü deyü… 00:24:26.292 --> 00:24:37.334 İlahisinde de bir yerde böyle geçiyor. Hulle "elbise" demek. Çoğulu hulel geliyor, hulleler. 00:24:37.375 --> 00:24:45.293 Mübarek hûrî kızının, cennet hatununun üzerinde 70 tane hulle var. 00:24:45.501 --> 00:24:53.501 Leyse minhâ hulletün alâ levni'l-uhrâ. "Hiçbir elbisenin rengi ötekisinin rengiyle aynı değil." 00:24:53.501 --> 00:24:59.584 Her birisi ayrı bir hoş renkte, üzerinde 70 çeşit elbise. 00:24:59.667 --> 00:25:06.168 Her birisi artık ne türlü ışık saçıyor, ne türlü parlıyor, ne hoş görünüyorsa böyle… 00:25:06.209 --> 00:25:18.960 Tu'tâ seb'îne levnen mine't-tîbi. "Ve bu hûrîlere 70 tür hoş koku ihsan olunmuş." 00:25:19.420 --> 00:25:25.584 Yetmiş türlü hoş konu var. Leyse minhü levnün alâ rîhı'l-âhari. 00:25:25.667 --> 00:25:28.168 "Hiçbir koku ötekisinin aynısı değil." 00:25:28.167 --> 00:25:35.430 Yetmiş ayrı çeşit, türlü türlü hoş kokulu, türlü türlü renkli hoş elbiseli… 00:25:35.830 --> 00:25:42.458 Li-külli'm-raetin minhünne seb'ûne elfe vasîfetin li-hâcetihâ. 00:25:42.501 --> 00:25:52.960 "Her bir cennet hatunu kadın için etrafında 70 bin hizmetçi kadın var." 00:25:53.792 --> 00:26:05.100 Vasîfe "kadın hizmetçi" demek. Her bir hatunun 70 bin kadın hizmetçisi var. 00:26:06.918 --> 00:26:09.544 Pervane gibi dönüyorlar, ne istiyorsa getiriyorlar, 00:26:09.542 --> 00:26:13.293 götürüyorlar, meşrubat mı, meyve mi neyse diye. 00:26:13.375 --> 00:26:23.709 İhtiyacı için elini kıpırdatsa, kaşını kaldırsa, gözüyle baksa hemen hizmete koşuyorlar yani diyelim. 00:26:23.709 --> 00:26:27.627 Onlar burada yok da artık o kadar hizmetçi ne yapar? 00:26:27.709 --> 00:26:32.335 Tabii hizmet etmek için koşturur diye düşünüyorum. Ve seb'ûne elfe vas 00:26:33.167 --> 00:26:39.709 "Ayrıca 70 bin erkek hizmetçi var." Me'a külli vasîfin safhatün min zehebin. 00:26:40.292 --> 00:26:55.709 "Her bir erkek hizmetçinin elinde [altından] bir sini var. Fîhâ levnü ta'âmin. 00:26:56.876 --> 00:27:03.543 "Bu tepsinin içinde çeşit çeşit cennet taamları var." 00:27:03.626 --> 00:27:09.418 Sübhanallah! İnsan cennete girdikten sonra tatlı bir yemek olduktan sonra, 00:27:09.417 --> 00:27:16.168 cennet taamı olduktan sonra bir tanesine iki tanesine bile razı olur ama türlü türlü yiyecekler… 00:27:21.125 --> 00:27:26.792 Yecidü li-âhiri lukmatin minhâ lezzeten lem yecidhü li-evvelihî. 00:27:26.918 --> 00:27:33.627 "En son yediği lokmada ilkinde duymadığı kadar yine lezzeti duyar." Yani bıkmak [yok.] 00:27:33.709 --> 00:27:41.543 Yiyince,"Artık istemiyorum, kalsın, baklava börek olsa yemem bundan sonra." [demek yok.] 00:27:41.584 --> 00:27:49.460 Arnavut,"Bundan sonra pırasa olsa yemem." demiş. Pırasayı çok seviyor demek ki. 00:27:49.542 --> 00:27:56.100 Yani bıkkınlık yok. Cennetlik mübarek o kadar çeşitli yemeği yiyor, bıkkınlık gelmiyor. 00:27:56.125 --> 00:28:05.250 Ha babam ye babam... hepsinde ayrı lezzet alıyor. Hani mesela annesi çocuğa diyor ki; 00:28:05.292 --> 00:28:08.430 "Aç ağzını yavrum!" Çocuk istemiyor. "Haydi yavrum..." 00:28:08.420 --> 00:28:12.793 Kovalıyor, çocuk da kaçıyor. Annesi tabak elinde kaşıkda yemek; 00:28:12.751 --> 00:28:17.210 "Haydi bakalım, aç ağzını, havada kuş uçuyor bak bakalım, aç bakalım, bilmem ne..." kandırıyor, 00:28:17.209 --> 00:28:21.459 bir tane daha zorluyor, ondan sonra çocuk istemiyor, kusacağı geliyor. Annesi; 00:28:21.542 --> 00:28:24.625 "Yut yut, sakın çıkartma!" filan diyor… 00:28:24.667 --> 00:28:28.209 Yav bu kadar ne zorluyorsun bu çocukcağızı, acıkınca yer zaten. 00:28:28.292 --> 00:28:34.709 Mutfağı kilitlesen, çocuk acıktı mı bak nasıl yer! Çatır çatır böyle kapının kenarını kemirir… 00:28:34.792 --> 00:28:39.668 İlle zorla yedireceğim diye koşturuyor peşinden. [Cennette] öyle şey yok, bıkmak yok. 00:28:39.751 --> 00:28:45.100 Ha babam ye babam... Yiyor, hepsinde lezzet duyuyor. 00:28:45.420 --> 00:28:54.793 Li-külli'm-raetin minhünne seb'ûne serîran. "Bu her bir cennet hatununun 70 tane sediri var." 00:28:55.751 --> 00:29:01.918 Cennet sediri… Serîr, "sedir" demek. Sizin oturduklarınız gibi değil. Bunlar ne ki! 00:29:02.459 --> 00:29:07.126 Bunlar dünya sedirleri… Çok güzel cennet [sedirleri...] 00:29:07.292 --> 00:29:13.709 Kim bilir ne kadar hoş döşenmiş, ne kadar hoş rahat, ne kadar yumuşak. 00:29:13.792 --> 00:29:21.959 Serîran min yâkûtetin hamrâe. "Mücevheratla süslü kırmızı yakuttan." 00:29:22.584 --> 00:29:31.709 Alâ külli serîrin. "Her bir sedirin üstünde." Seb'ûne firâşen. "Yetmiş tane döşek var." 00:29:32.459 --> 00:29:37.430 Yetmiş kat mı diyeceğiz, kat demiyor 70 döşek var diyor. 00:29:37.292 --> 00:29:51.375 Batâinühâ min istebrak. "İpekten 70 tane döşek var, örtüleri atlastan." 00:29:51.459 --> 00:30:06.918 İstebrak "kalın bir çeşit ipek kumaş" [demek.] 00:30:07.000 --> 00:30:12.209 Atlas filan mı artık neyse cinsini müzelere gidip bakmak lazım; 00:30:12.250 --> 00:30:16.959 istebrak nasıl oluyor, deseni nasıl oluyor, kalınlığı nasıl oluyor, ince mi kalın mı… 00:30:17.420 --> 00:30:19.334 Fevka külli firâşin seb'ûne erîke 00:30:19.584 --> 00:30:28.293 "Her bir bu örtünün üstünde de 70 tane yastık var." 00:30:29.834 --> 00:30:36.752 Yastıklar, kat kat döşekler, atlaslar, ipekler içinde… 00:30:36.792 --> 00:30:40.959 Hayalinizi çalıştırın bakalım, çalıştırın çalıştırın çalıştırın... 00:30:41.420 --> 00:30:48.834 Oruç tutanların mükâfatlarını anlamak için hayalinizi ne kadar çalıştırırsanız çalıştırın. 00:30:48.876 --> 00:30:51.251 Ve yu'tâ zevcühâ misl 00:30:51.417 --> 00:31:04.667 zâlike. Bu hatunlara bunları verilir de oruç tutan adam ne yapacak? "Ona da aynısı verilir." diyor. 00:31:04.751 --> 00:31:15.876 Ona da aynı döşekler, atlaslar, yastıklar vesaireler ona da verilir. 00:31:15.876 --> 00:31:20.293 Oruçluya da bu cennet hatunlarına verilenlerin aynı verilir. 00:31:21.584 --> 00:31:31.667 Alâ serîrin min yâkutin ahmere müveşşehan bi'd-dürri aleyhi sivârâni min zehebin. 00:31:31.751 --> 00:31:41.460 "Ki bu erkeklere verilen kırmızı yakuttan yapılmış, 00:31:41.584 --> 00:31:51.834 inci ile süslenmiş bu yatakların, döşeklerin üzerinde altın iki bilezik vardır." 00:31:51.959 --> 00:32:07.251 Müveşşahan bi'd-dürri. "İnciyle süslenmiş bu serirlerin iki tane altın halkası vardır." 00:32:07.334 --> 00:32:10.793 Hâzâ bi-külli yevmin sâmehû min ramadâne. 00:32:10.792 --> 00:32:19.626 "Bu hergün Ramazan'dan tuttuğu bir gün içindir." Sivâ. "Hariç." Mâ amile mine'l-hasenât. 00:32:19.751 --> 00:32:24.460 "Ramazan'da işlediği öteki sevaplı işlerin mükâfatları hariç 00:32:24.542 --> 00:32:30.501 bu Ramazan'da tuttuğu orucun mükâfatıdır." diyor. 00:32:30.626 --> 00:32:39.585 Huzeyme Sahih'inde bu hadîs-i şerîfi rivayet etmiş. Ebuşşeyh Sevab bölümünde nakletmiş. 00:32:39.667 --> 00:32:44.792 Allahu Teâlâ hazretleri tabii [cenneti öyle yaratmış ki] 00:32:44.792 --> 00:32:50.251 Peygamber Efendimiz cenneti anlatırken kısaca şöyle buyuruyor; 00:32:50.375 --> 00:33:07.876 Mâ lâ aynün raet. "Gözlerin görmediği." Dünyada misli yok ki, hiç görülmemiş. Ve lâ üzünün semi'at. 00:33:08.000 --> 00:33:16.167 "Kulakların işitmediği." Duyulmamış, görülmemiş. Ve lâ hatara alâ bâli ehadin. 00:33:16.250 --> 00:33:19.876 "Hiç kimsenin hayaline gelmeyen." 00:33:19.876 --> 00:33:25.293 Hayallerinin bile üstünde yani tahayyül edilemeyecek kadar güzel. 00:33:25.250 --> 00:33:32.333 Onun için ben bu vasıfları hiç küçümsemiyorum, hiç şey yapmıyorum. 00:33:32.334 --> 00:33:41.584 Dünya kelamıyla dünyadaki insanlara bildiklerinden anlatırken işte böyle böyle anlatır insan, 00:33:41.542 --> 00:33:47.751 ancak böyle anlatır. Başka nasıl anlatılsın, bu kadar anlatılır. 00:33:47.959 --> 00:33:54.840 Şunu anlayalım ki Ramazan çok güzel, Ramazan'da oruç tutmak çok güzel, 00:33:54.125 --> 00:33:59.959 Ramazan'ı ihyâ etmek çok güzel, Ramazan'da ibadet yapmak çok güzel, mükâfatları çok. 00:34:00.420 --> 00:34:08.751 Mükâfatların neler olduğunu Cenâb-ı Hak biliyor, Peygamber Efendimiz de, "Anlat yâ Resûlallah!" deyince 00:34:08.751 --> 00:34:18.100 kıyısından köşesinden biraz tasvir edivermiş ama yani anlatmak gözle görmek gibi olmaz. 00:34:19.250 --> 00:34:26.917 Yani siz çok beğendiğiniz bir şeyi görmeyen bir kimseye dönüp de anlatacağınız zaman nasıl anlatırsınız? 00:34:26.918 --> 00:34:34.252 "Çok güzel, tarif edemem, bayıldık!" dersiniz… Biz Brunei'ye gittik. Brunei neresi? 00:34:34.918 --> 00:34:45.794 Güneydoğu Asya'da, Endonezya'nın yukarısında, Malezya'nın doğusunda bir sultanlık; Brunei Sultanlığı... 00:34:46.459 --> 00:34:52.459 Dinleyici: Bilmiyoruz. Hocaefendi: Bilmiyor musun? Gitmedin. Ben gittim, ya.. 00:34:52.542 --> 00:35:00.334 Orada kralın kardeşi [bir tatil köyü yaptırmış.] Para çok, 00:35:00.459 --> 00:35:10.418 yani Brunei'de kişi başına düşen yıllık gelir 20 bin Amerikan doları. 00:35:10.501 --> 00:35:16.501 Yüksek, 20 bin mi, 25 bin mi, 30 bin mi? Rakamları ben iyi hatırımda tutamam yani çok yüksek… 00:35:16.501 --> 00:35:21.960 Dünyadaki kişi başına düşen milli gelirin en yüksek olduğu yer. 00:35:22.000 --> 00:35:25.830 Tabii sultan da dünyanın en zengin sultanı... 00:35:25.830 --> 00:35:31.542 Birisi bunun kafasına koymuş sultanın kardeşi Brunei'de bir gezinti köyü, 00:35:31.542 --> 00:35:36.293 tatil köyü yapmış, biz de kalktık gittik. Giriş bedava. 00:35:36.751 --> 00:35:49.960 Bir kapıdan giriliyor, çok geniş bir alana eğlencelerin akla hayale gelen gelmeyen, 00:35:50.125 --> 00:35:54.709 şimdiye kadar gördüğünüz görmediğiniz her çeşidini görebiliyorsunuz. 00:35:54.709 --> 00:35:58.126 Bedava ama artık parayla olacakmış, geç kaldınız. 00:35:58.125 --> 00:36:03.100 Biz bedava olarak girdik de siz giderseniz girişe ücret ödeyeceksiniz. 00:36:04.125 --> 00:36:11.876 Böyle huuuuup fezaya gider gibi havaya çıkmak, bilmem kaymalar, bilmem neler… 00:36:11.876 --> 00:36:20.918 Artık lunaparklarda görülen şeylerin çok paraya dayanan, zengin işi güzelleri… 00:36:21.000 --> 00:36:37.830 Öyle yaya da gezilemeyecek gibi, bir araba alıyorsun; açık bir araba, birisi seni gezdiriyor. 00:36:37.459 --> 00:36:43.126 Orada her tarafı görüyorsun, istediğin yerde iniyorsun, biniyorsun, eğleniyorsun, 00:36:43.125 --> 00:36:46.459 biniyorsun, öbür tarafa gidiyorsun, öyle bir yer... 00:36:46.417 --> 00:36:49.542 Her tarafı gezdik, en son bitti, en son bir yerde, bir meydanda dediler ki; 00:36:49.542 --> 00:36:53.418 "Şimdi burada havuzda fıskiyelerin gösterisi var." 00:36:55.459 --> 00:37:03.430 Havuzun karşısına oturduk, hava latif yani sıcak bir yaz gününün akşamı nasıl olur, öyle... 00:37:03.167 --> 00:37:11.709 Orası ekvatora yakın bir yer, hep sıcak, orada mevsim yok. Yaz, kış, güz, sonbahar yok… 00:37:11.751 --> 00:37:18.210 Bir yağışlı zamanları var; altı ay yağışların devam ettiği zaman, altı ay da yağışların olmadığı zaman var. 00:37:18.292 --> 00:37:27.918 İki türlü hal görülüyor ama sıcaklık aşağı yukarı aynı gidiyor. Havuz çok büyük, ne kadar büyük? 00:37:28.292 --> 00:37:38.793 Buradan nereye kadar diyelim, mesela aşağıdaki caddeyi filan geçer. 00:37:39.876 --> 00:37:43.460 Çok büyük bir havuz, fıskiyeler var. 00:37:43.667 --> 00:37:59.334 Bu fıskiyeleri çalıştırıyorlar, her bir taraftan fıskiyeler fışkırıyor ama o kadar çeşitler yapmışlar ki 00:37:59.375 --> 00:38:05.792 bir tanesi dik fışkırıyor, yukarı çıkıyor çıkıyor çıkıyor ordan böyle dökülüyor 00:38:05.792 --> 00:38:13.334 onu da ışıklarla ışıklandırıyorlar, karanlıkta çok güzel görüyorsun. Bir fıskiye yukarı çıkıyor. 00:38:13.334 --> 00:38:22.293 Sonra yanlardan fıskiyeler var, kimisi böyle düz akıyor, kimisi böyle açılıyor böyle akıyor, 00:38:22.417 --> 00:38:28.792 yani tavus kuşunun kuyruğu gibi, tarağın dişleri gibi, tüneller gibi… 00:38:28.792 --> 00:38:34.100 Sonra birbirleriyle çapraz geliyorlar böyle dökülüyorlar ve bunlar değişiyor. 00:38:34.501 --> 00:38:41.710 Yani hep aynı şekilde değil belli bir sırayla değişiyor. 00:38:42.250 --> 00:38:52.126 O fıskiyelerin oyunları, çeşitleri, yükseklikleri, alçaklıkları, fışkırmaları, dökülmeleri, 00:38:52.209 --> 00:39:00.501 birbirlerine karışmaları, dönmeleri ve ışıklarla bunların çeşitli renklerle renklendirilmeleri 00:39:00.501 --> 00:39:06.252 ve o arada da bunların hareketlerine uygun bir mûsikinin çalması… 00:39:06.626 --> 00:39:17.850 Tariflere sığmayacak bir renk, görüntü ve mûsiki ziyafeti… 00:39:17.375 --> 00:39:23.420 İnsan kenarda oturduğu yerde mum gibi eriyor… Aaa, bir de bakıyorsun Es'ad Coşan erimiş. 00:39:23.420 --> 00:39:28.793 Yani [insan] böyle mum gibi eriyor. O kadar güzel, tariflere sığmaz bir şey! 00:39:31.292 --> 00:39:36.126 Yani nasıl anlatayım ki 30-40 dakika da sürüyor. 00:39:36.209 --> 00:39:41.127 Bayağı bir uzunca da sürüyor ama çok şahane düzenlemişler. 00:39:41.709 --> 00:39:49.834 O kadar güzel renk cümbüşü, fıskiye cümbüşü, o kadar çeşitlilik [var insan] bıkmıyor, 00:39:49.959 --> 00:39:57.293 fıskiyeler böyle dans ediyor gibi… Tarif edilmez, görmek lazım. 00:39:57.584 --> 00:40:02.918 Avustralya'ya bilet alırsınız, Brunei'de duraklarsınız, gider orayı görürsünüz. 00:40:02.876 --> 00:40:06.543 Ondan sonra Avustralya'ya gelirsiniz, gayet kolay. el-Fâtiha…