WEBVTT 00:00:03.770 --> 00:00:06.960 Eùzü bi’llâhi mine’ş-şeytàni’r-racîm. 00:00:06.121 --> 00:00:08.149 Bi’smil’lâhi’r-rahmâni’r-rahîm. 00:00:08.174 --> 00:00:13.721 El-hamdü li’llâhi rabbi’l-àlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh... 00:00:13.768 --> 00:00:18.423 Kemâ yenbagî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultànih... 00:00:18.448 --> 00:00:25.470 Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ muhammedini’l-mustafâ 00:00:25.720 --> 00:00:28.110 ve alâ âlihî ve sahbihî 00:00:28.135 --> 00:00:33.107 ve men tebiahû bi-ihsânin ecmaîne’t-tayyibîne’t-tàhirîn... 00:00:33.132 --> 00:00:35.963 Emmâ ba’d: 00:00:35.988 --> 00:00:37.608 Aziz ve muhterem kardeşlerim! 00:00:37.633 --> 00:00:40.738 Allah-u Teàlâ Hazretleri cümlenizden râzı olsun... 00:00:40.763 --> 00:00:43.914 İki cihan saadetini cümlenize ihsân eylesin... 00:00:43.939 --> 00:00:47.119 Cümlenizi cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin... 00:00:47.144 --> 00:00:51.740 Tasavvuf büyüklerimizin, evliyaullahın hayatlarını anlatan 00:00:51.765 --> 00:00:57.266 çok kıymetli bir eseri, Tabakàtü’s-Sùfiyye’yi okumaya devam ediyoruz. 00:00:57.291 --> 00:01:02.105 167. sayfadayız. 9. Paragraf... 00:01:02.130 --> 00:01:08.590 Bu kısım Ebü’l-Hüseyin en-Nûrî Hazretleri’nin 00:01:08.840 --> 00:01:12.310 hayatını ve mübarek fikirlerini anlatan bölümü kitabın. 00:01:12.335 --> 00:01:15.394 Ebü’l-Hüseyn-i Nûrî Hazretleri, — biliyorsunuz— 00:01:15.419 --> 00:01:20.575 aslen Horasanlı, fakat Bağdat’ta doğmuş, Bağdat’ta yetişmiş 00:01:20.600 --> 00:01:29.272 ve bu evliyaullahın, tasavvuf büyüklerinin en büyüklerinden ve en alimlerinden birisi. 00:01:29.297 --> 00:01:34.728 “Zamanında onun kadar güzel halli, onun kadar ince, 00:01:34.753 --> 00:01:39.553 mübarek fikirli, sözlü onun derecesinde kimse yoktur.” diye kitap 00:01:39.578 --> 00:01:44.625 yazmıştı geçtiğimiz haftalarda okuduğumuz gibi. Şimdi devam ediyoruz. 00:01:44.650 --> 00:01:48.924 (Semi’tü abde’l-vâhidi’bne bekrin) 00:01:48.949 --> 00:01:54.760 “Ben, Bekir oğlu Abdülvâhid’den işittim.” diyor müellif. 00:01:54.785 --> 00:01:58.543 (Yekùlü: Semi’tü aliyyeni’l- fetâ) 00:01:58.568 --> 00:02:03.333 Fetâ; yiğit demek Arapça’da, delikanlı, yiğit demek. 00:02:03.358 --> 00:02:09.375 O sıfatla tanınan Aliyy-i Fetâ’dan duymuş o da. 00:02:09.400 --> 00:02:13.763 (Yekùlü: Semi’tü ebe’l- hüseyni’n-nûriyye, yekùl) 00:02:13.788 --> 00:02:19.279 O da terceme-i hàli ve fikirleri yazılmakta, anlatılmakta olan 00:02:19.304 --> 00:02:22.771 sahibü’t-terceme Ebü’l-Hüseyn-i Nûrî’den işitmiş. 00:02:22.796 --> 00:02:26.500 Kaddesa’llàhu sırrahü’l-azîz, rahimehumu’llàhu ecmaîn... 00:02:26.750 --> 00:02:27.690 Şöyle buyurmuş: 00:02:27.715 --> 00:02:33.869 (Ehlü’d-diyâneti mevkùfûne, ve ehlü’t-tevhîdi yesîrûne, 00:02:33.894 --> 00:02:37.752 ve ehlü’r- rıdâ yestervihûne, 00:02:37.777 --> 00:02:41.581 ve ehlü’l-ınkıtà’ yetehayyerùne. 00:02:41.606 --> 00:02:51.863 Sümme kàle: İnne’l-hakka izâ zahar, telâşâ küllü mâ hacebe ve seter.) 00:02:51.888 --> 00:02:58.484 Konu, muhtelif zihniyetteki, derecedeki, seviyedeki 00:02:58.509 --> 00:03:02.279 müslümanlar, àrifler hakkında. 00:03:02.304 --> 00:03:03.208 Buyuruyor ki: 00:03:03.233 --> 00:03:05.829 (Ehlü’d-diyâneti mevkùfûn) 00:03:05.854 --> 00:03:13.295 “Diyânet sahibi olanlar, dindar olanlar, dindarlığını güzelce yapan, 00:03:13.320 --> 00:03:17.575 Allah’ın emirlerini, ibadetlerini yerine getiren kimseler, 00:03:17.600 --> 00:03:20.677 (mevkùfûn) durdurulmuşlardır.” 00:03:20.702 --> 00:03:26.678 Yâni buradaki durdurulmak, işte belli bir noktada, belli bir seviyede, 00:03:26.702 --> 00:03:33.246 belli bir çizgide sabitkadem duruyorlar. Çünkü àbid insanlardır. 00:03:33.271 --> 00:03:36.675 Biliyorsunuz, okumuşsunuzdur tasavvuf kitaplarında, 00:03:36.700 --> 00:03:42.472 dindarlar da tek tipten, tek cinsten değil; çeşitleri var, gruplara ayrılmış. 00:03:42.497 --> 00:03:50.216 Meselâ, bir kısmına àbidler diyorlar, bir kısmına zâhidler diyorlar, 00:03:50.241 --> 00:03:56.763 bir kısmına àrifler diyorlar, bir kısmına aşıklar diyorlar... 00:03:56.788 --> 00:04:01.106 Bunların dereceleri anlattığım sıra üzere gittikçe yükseliyor. 00:04:01.131 --> 00:04:02.861 Burada da böyle söylemiş. 00:04:02.886 --> 00:04:07.498 Âbidler, diyanet erbâbı olan, dindar olan müslümanlar 00:04:07.523 --> 00:04:12.857 şöyle durdurulurlar. Allah tarafından durdurulurlar. 00:04:12.882 --> 00:04:16.159 (Ve ehlü’t-tevhîd yesîrûn) 00:04:16.184 --> 00:04:23.227 “Tevhîd-i hakîkîye ulaşmış, Allah’ın varlığını, birliğini kavramış, 00:04:23.252 --> 00:04:25.545 içine iyice sindirmiş, 00:04:25.570 --> 00:04:34.243 o Lâ ilàhe illa’llàh’ın derin mânâlarını anlamış insanlar seyrederler, 00:04:34.268 --> 00:04:40.339 yâni seyahat ederler, hareket ederler, ilerlemeye devam ederler.” 00:04:40.364 --> 00:04:45.108 Ötekiler iyi, güzel bir çizgide durduruluyor, ama bunlar ilerliyor. 00:04:45.133 --> 00:04:46.575 Bu daha iyi… 00:04:46.600 --> 00:04:50.531 Biliyorsunuz; biliyorsunuz diye hüsn-ü zan ediyoruz ama, 00:04:50.556 --> 00:04:53.472 tabii bunlar aslında çok ince mevzular. 00:04:53.497 --> 00:04:57.122 Lâ ilàhe illa’llàh’ın çeşit çeşit mânâları var. 00:04:57.147 --> 00:05:01.976 Bir mânâsı: Lâ ilàhe illa’llàh, Allah’tan başka ilah yok… 00:05:02.200 --> 00:05:07.340 “—Başka tapınılan varlıklar, putlar nedir?” 00:05:07.364 --> 00:05:08.626 Bâtıldır onlar. 00:05:08.652 --> 00:05:12.209 Ma’bûdün bi’l-hak olan sadece Allah’tır. 00:05:12.234 --> 00:05:14.258 “—E adamlar ağaçlara tapıyorlarmış?” 00:05:14.283 --> 00:05:18.445 Aptallıklarından, müşrikliklerinden tapıyorlar, kâfirliklerinden… 00:05:18.470 --> 00:05:20.199 “—Öküze tapıyorlarmış...” 00:05:20.224 --> 00:05:24.712 İnsanlıktan nasipleri yok da, öküzü kendilerinden daha üstün sanıyorlar. 00:05:24.737 --> 00:05:27.726 “—Yıldıza tapıyormuş, Ay’a tapıyormuş, Güneş’e tapıyormuş, 00:05:27.751 --> 00:05:31.165 Zeus’a tapıyormuş, Venüs’e tapıyormuş, 00:05:31.190 --> 00:05:34.925 bilmem çeşit çeşit putlara tapınan insanlar.” 00:05:34.950 --> 00:05:39.628 Tabii, defterde bunların hiç isimleri yok, bunlar adam değil, 00:05:39.653 --> 00:05:41.159 bunlar müslüman değil. 00:05:41.184 --> 00:05:45.814 Bunlar Allah nazarında kıymete hâiz ve sahip değil... 00:05:45.839 --> 00:05:49.125 Çünkü, daha Lâ ilàhe illallàh’ı anlayamamışlar. 00:05:49.150 --> 00:05:51.982 Yâni Allah var, hakikî ma’bud o… 00:05:52.700 --> 00:05:58.255 Ma’bûdün bi’l-hak olan, yaradan Rabbü’l-àlemîn... 00:05:58.286 --> 00:06:04.490 Yaratan, yaşatan, rızkı veren, rubûbiyet sahibi, 00:06:04.740 --> 00:06:10.637 ulûhiyet sahibi sadece Allah-u Teàlâ’dır, tektir. Tamam. 00:06:10.662 --> 00:06:15.466 (Kul hüva’llàhu ehad.) “Allah bir tekdir, şerîki nazîri yoktur.” (İhlâs, 112/1) 00:06:15.491 --> 00:06:21.853 Tamam ama bazıları tevhidde, 00:06:21.878 --> 00:06:27.854 yâni Allah’ın birliğini düşünmekte daha derin mânâları da kavramışlar. 00:06:27.879 --> 00:06:32.665 Bazıları bunun içinde yaşıyorlar, gayet iyi biliyorlar. 00:06:32.690 --> 00:06:34.970 Nedir o daha yüksek derecesi? 00:06:34.995 --> 00:06:41.172 (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ bi’llàh) “Bütün güç kuvvet Allah’ındır.” 00:06:41.197 --> 00:06:46.587 Her şey Allah’ın kudretinde… Allah dilemezse hiç bir şey olmaz. 00:06:46.612 --> 00:06:50.585 Hakkın emri olmaz ise, sanma bir çöp deprenir. 00:06:50.610 --> 00:06:53.769 Bir rüzgâr esmez, bir çöp kımıldamaz. 00:06:53.794 --> 00:07:00.307 Hepsi Allah’ın gücüyledir, müsaadesiyledir, emriyledir, yaratmasıyladır. 00:07:00.332 --> 00:07:05.710 (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ bi’llàh) Allah’tan başka güç kuvvet yoktur. 00:07:05.960 --> 00:07:10.946 O sameddir; herkesin ihtiyacını veren, 00:07:10.971 --> 00:07:20.532 herkesin dua ettiği zaman duasına icabet eden odur, başkası değil. 00:07:20.557 --> 00:07:24.984 Buna gizli tevhid diyorlar; öteki 00:07:25.900 --> 00:07:28.648 (Lâ ma’bûde illa’llàh) “Allah’tan başka ma’bud yok.” 00:07:28.673 --> 00:07:30.313 aşikâre tevhid diyorlar. 00:07:30.338 --> 00:07:37.830 Tamam, şu put, bu ma’bûd, firavunların taptığı, 00:07:37.108 --> 00:07:43.960 Mısırlıların, Hititlilerin, Sümerlilerin, Asurluların taptığı; 00:07:43.121 --> 00:07:45.130 onların hepsi tanrı değil! 00:07:45.380 --> 00:07:46.711 Lâ ma’bûde illa’llàh 00:07:46.736 --> 00:07:51.629 Ancak Allah’tır hakiki ilâh, ma’bud...” 00:07:51.654 --> 00:07:56.153 Bu birinci derecesi, ehl-i tevhîd bunlar. 00:07:56.178 --> 00:08:00.593 Ama, (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ bi’llàh); bütün güç kuvvet Allah’tadır, 00:08:00.618 --> 00:08:03.559 ondan başka güç kuvvet sahibi yok. 00:08:03.584 --> 00:08:07.281 Mukadderâtı takdir buyuran odur. 00:08:07.306 --> 00:08:13.365 Alnımızın yazısını yazan odur. Başımıza gelenler onun kaderindendir. 00:08:13.390 --> 00:08:17.730 Kadere rızâ göstermek imandandır. 00:08:17.980 --> 00:08:21.149 (Lâ havle ve lâ kuvvete illâ bi’llàhi’l-aliyyi’l-azîm) 00:08:21.174 --> 00:08:24.683 Bu daha yüksek bir derece. 00:08:24.708 --> 00:08:28.293 Şerîki, nazîri yok, güç kuvvet sadece onun elinde... 00:08:28.318 --> 00:08:34.880 Ondan sonra, daha da derinleştiği zaman tevhid fikri, 00:08:34.905 --> 00:08:41.666 aslında Allah’tan gayrı bir varlık da yok... 00:08:41.691 --> 00:08:48.365 Allah-u Teàlâ Hazretleri yaratmış da, onun için ortada görünüyorlar. 00:08:48.390 --> 00:08:53.988 Ama ha varmış, ha yokmuş; bir varmış, bir yokmuş... 00:08:54.130 --> 00:08:58.424 “—Hani senin deden, hani dedenin babası, hani ötekiler, 00:08:58.449 --> 00:09:02.179 hani bir zaman seninle selâmlaşan, konuşan, şimdi 00:09:02.204 --> 00:09:06.457 ahirete göçmüş olan insanlar, hani eski günler?..” 00:09:06.482 --> 00:09:12.910 Yâni her şey fânî, sadece el-Bâkî Allah. 00:09:12.116 --> 00:09:18.471 Hüve’l- Bâkî, hüve’l- Hayyü’l-Bâkî... Sermedî olan, ezelî olan, ebedî olan, 00:09:18.496 --> 00:09:20.569 hakîkî vücûd sahibi olan odur. 00:09:20.594 --> 00:09:24.707 Ötekiler mecâzen; işte var diyoruz ama bir varmış, bir yokmuş. 00:09:24.732 --> 00:09:26.580 Nasıl var?.. Yok yâni. 00:09:26.605 --> 00:09:31.284 Bütün varlıklar varlığını Allah’tan aldığı için, 00:09:31.309 --> 00:09:35.290 biraz var gibi görüyorlar şeklen, ama hepsi Allah’tan... 00:09:35.540 --> 00:09:41.570 Eh o zaman, etrafa bakınca bazı ehl-i tevhîd, her şeyde Allah’ı görüyor. 00:09:41.820 --> 00:09:44.646 “Nereye baktıysam orada Allah’ı gördüm!” diyor. 00:09:44.671 --> 00:09:48.509 Allah’ın tecellîsini görüyor. 00:09:48.534 --> 00:09:52.709 Tecellîsi ne demek? Görüntüsü, görünümü demek yâni. 00:09:52.734 --> 00:09:54.898 Ayet-i kerime de var bu hususta... 00:09:54.923 --> 00:09:58.822 Bunlar onların kafasından uydurdukları şeyler değil. 00:09:58.847 --> 00:10:02.170 İkaz ediyorum sizi, sù-i zanna düşmeyin. 00:10:02.195 --> 00:10:04.469 Orada ne buyuruyor Allah-u Teàlâ Hazretleri: 00:10:04.494 --> 00:10:08.148 (Feeynemâ tüvellû fesemme vechu’llàh) 00:10:08.173 --> 00:10:13.144 “Yönünüzü nereye dönerseniz dönün, Allah o tarafta, o cânibdedir, oradadır.” (Bakara, 2/115) 00:10:13.169 --> 00:10:17.139 Allah Allah!.. Buraya da dönsem öyle, bu tarafa da dönsem öyle, 00:10:17.164 --> 00:10:22.995 öbür tarafa da dönsem öyle... Nereye dönerseniz dönün oradadır Allah... 00:10:23.200 --> 00:10:28.575 E bu da tabii tevhidin biraz daha àrifçe bir derecesi. 00:10:28.600 --> 00:10:34.514 Her şeyi yok biliyor, her şeyin yok olduğunu görüyor, asılsız olduğunu, 00:10:34.539 --> 00:10:36.330 fânî olduğunu görüyor; 00:10:36.355 --> 00:10:41.176 o perdenin arkasında, o şeklin arkasında bâkî olan, 00:10:41.201 --> 00:10:46.730 asıl varlığın sahibi olan, asıl var olan Allah’ı görüyor. 00:10:46.980 --> 00:10:47.787 Tabii bunları anlatmak da zordur. 00:10:47.812 --> 00:10:53.208 Bunlar insanın içinde düşüne düşüne, Allah’ın vergisi olarak, 00:10:53.233 --> 00:10:57.318 Allah’ın ihsân etmesi olarak, buldukları mücevherât bunlar... 00:10:57.343 --> 00:10:58.889 Çok kıymetli bilgiler. 00:10:58.914 --> 00:11:02.701 O zaman, nereye baksa Allah’ı gören bir insan; 00:11:02.726 --> 00:11:05.196 (Lâ mevcûde illa’llàh) demeğe başlıyor. 00:11:05.221 --> 00:11:08.410 “Allah’tan başka bir varlık yok!” noktasına geliyor. 00:11:08.435 --> 00:11:12.533 Bazıları tabii bunu anlayamıyor. O seviyeye gelmeyen anlayamıyor, 00:11:12.558 --> 00:11:17.794 anlayamayınca çeşitli münakaşalar çıkıyor ama, 00:11:17.819 --> 00:11:20.944 ne yapalım, Allah-u Teàlâ Hazretleri öyle buyurmuş: 00:11:20.969 --> 00:11:25.239 (Küllü şey’in hâlikün illâ vecheh) 00:11:25.264 --> 00:11:29.364 “Her şey helâk olucudur, helâk olacaktır; yalnız o vardır.” (Kasas, 28/88) 00:11:29.389 --> 00:11:34.421 Nereye dönseniz, Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin vech-i pâki oradadır. 00:11:34.446 --> 00:11:36.942 (Ve hüve meaküm eyne mâ küntüm) 00:11:36.967 --> 00:11:41.561 “Nerede olursanız olun, Allah sizinle beraberdir, sizin yanınızdadır.” (Hadîd, 57/4) 00:11:41.586 --> 00:11:43.651 Hani, anla bakayım bunu! 00:11:43.676 --> 00:11:46.160 Allah-u Teàlâ Hazretleri böyle buyuruyor işte. 00:11:46.410 --> 00:11:49.483 “Nerede olursanız olun, Allah sizinle beraberdir.” 00:11:49.508 --> 00:11:51.871 Hissedebiliyor musun o beraberliği?.. 00:11:51.896 --> 00:11:54.925 İmanın en yüksek derecesi nedir: 00:11:54.950 --> 00:12:02.534 (Efdalü’l-îmân en ta’leme enne’llàhe meake haysü mâ künte) 00:12:02.559 --> 00:12:06.991 “Nerede olursan ol, Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin seninle beraber olduğunu bilmendir.” 00:12:07.160 --> 00:12:08.589 En üstün imandır işte bu. 00:12:08.614 --> 00:12:13.392 Onu hissedebiliyor musun? Günah işleyemiyorsun, hata işleyemiyorsun, 00:12:13.417 --> 00:12:17.629 ayağını uzatamıyorsun, edebinden el pençe divan duruyorsun. Neden? 00:12:17.654 --> 00:12:21.193 Allah’ın her yerde hâzır ve nâzır olduğunu biliyorsun da, 00:12:21.218 --> 00:12:26.843 seni gören, seni işiten, her şeye kàdir olan Mevlâ’nın huzurunda, 00:12:26.868 --> 00:12:30.409 edebinden böyle el pençe divan duruyorsun. 00:12:30.434 --> 00:12:35.630 İşte o en yüksek iman. Bu da bir şey, başka varlığı görmemek. 00:12:35.880 --> 00:12:42.812 Tabii bunun daha ileri ileri derecelerini de telaffuz etmiş olan, söylemiş olan kimseler var. 00:12:42.837 --> 00:12:50.442 Meselâ, Muhiddin ibni’l-Arabî... O da vahdet-i vücûd demiş. 00:12:50.467 --> 00:12:53.451 Yâni vücûd ne demek?.. Varlık demek. 00:12:53.476 --> 00:12:57.261 İnsanın bedeni demek değil. Vahdet-i vücûd ne demek?.. 00:12:57.286 --> 00:13:02.253 Bütün varlıklar bir tanedir, Allah’ın varlığıdır. 00:13:02.278 --> 00:13:08.327 Ötekiler varlık filan değil, onlar yok... Sadece Allah’ın varlığı var. 00:13:08.352 --> 00:13:09.499 Bunu izah etmiş. 00:13:09.524 --> 00:13:14.985 Fütühât-ı Mekkiyye’sinde izah etmiş, daha başka eserlerinde izah etmiş, 00:13:15.100 --> 00:13:18.526 birçok kimseyi de etkilemiş onun izahı. 00:13:18.551 --> 00:13:21.525 Bunun karşısında tabii, 00:13:21.550 --> 00:13:29.949 İmâm-ı Rabbânî Efendimiz KS de diyor ki: Vahded-i şuhûd var. 00:13:29.974 --> 00:13:36.560 Yâni hangi yere baksan, her yerde Allah’ın yarattığı bir mahlûku, 00:13:36.810 --> 00:13:38.259 onun bir eserini gördüğü için, 00:13:38.284 --> 00:13:41.350 onun varlığına bir şahidi gördüğü için, 00:13:41.600 --> 00:13:46.494 bütün her şey Allah’ın şahidi olduğundan, şahitlerin birliği var. 00:13:46.519 --> 00:13:51.111 Tek bir şahit var, işte bütün varlıklar Allah’ın varlığına şahittir. 00:13:51.136 --> 00:13:52.231 Evet öyledir. 00:13:52.256 --> 00:13:56.970 Vahdet-i şuhûd, evet o doğrudur, çok doğrudur. 00:13:56.122 --> 00:13:59.859 Çünkü bütün bu varlıklar Allah’ın varlığını gösteriyor. 00:13:59.884 --> 00:14:01.300 “—E nasıl bu?” 00:14:01.325 --> 00:14:08.147 Tabii bunların anlaşılması için insanın çok derin tefekkür edebilen, 00:14:08.172 --> 00:14:11.308 çok geniş bir bilgiye sahip olması lâzım! 00:14:11.333 --> 00:14:17.227 Ama ümmî de olsa, Allah bazı kimselere bu bilgileri, bu zevkleri, 00:14:17.252 --> 00:14:21.627 bu duyguları, bu hisleri öğretiyor, bildiriyor. 00:14:21.652 --> 00:14:24.957 Bakıyorsun ümmî, ama anlamış. 00:14:24.982 --> 00:14:31.283 Allah’ın varlığını derece derece, daha derin, daha derin anlamış. 00:14:31.308 --> 00:14:39.191 Ankara İlâhiyat’ta talebem vardı, şimdi doçent, tasavvuf doçenti. 00:14:39.216 --> 00:14:49.138 Hacı Bayrâm-ı Velî Hazretleri’nin hayatını, eserlerini tetkîk eylemiş. 00:14:49.163 --> 00:14:51.552 “—Nasıl, hangi sonuca vardın 00:14:51.577 --> 00:14:54.847 Hacı Bayrâm-ı Velî Hakkında?” 00:14:54.872 --> 00:15:02.243 “—Hocam, maalesef o da vahdet-i vücûdcu...” dedi. 00:15:02.268 --> 00:15:09.130 Güldüm... Evet, insan ayeti, hadisi biraz bildiği zaman, 00:15:09.155 --> 00:15:11.780 bu konuların içine biraz girdiği zaman, 00:15:11.805 --> 00:15:19.443 bazısı vahdet-i vücûdu kabul edemez, derinliğini, ne mânâya geldiğini anlayamaz. 00:15:19.468 --> 00:15:22.935 Elbet bir hàlık var, bir de mahlûk var. 00:15:22.960 --> 00:15:26.957 (Haleka’llàhu’s-semâvâti ve’l-ard) 00:15:26.982 --> 00:15:34.281 Hàlikla mahlùkun ayrı olduğunu bu ayet-i kerimeler ifade ediyor diye, 00:15:34.306 --> 00:15:37.504 vahdet-i vücûdun ne olduğunu anlayamaz. 00:15:37.529 --> 00:15:40.986 Ama Muhiddin ibn-i Arabî’yi de okuduğun zaman, 00:15:41.110 --> 00:15:45.324 onun da eserlerini okuduğun zaman, zaten onun da senin gibi düşündüğünü, 00:15:45.349 --> 00:15:50.756 ama meseleyi izah ederken daha derinden bir izahla öyle anladığını görüyorsun. 00:15:50.781 --> 00:15:57.708 Yâni yanlış değil, işi daha derinden böylece anlatma şekli… 00:15:57.733 --> 00:16:02.912 Tabii, Hacı Bayrâm-ı Velî de müderris idi. 00:16:02.937 --> 00:16:08.289 O zamanın alimi, profesörü, üniversite hocası gibiydi. 00:16:08.314 --> 00:16:10.745 Dinîi ilimleri iyi bilen bir kimseydi. 00:16:10.770 --> 00:16:16.320 Ama tabii tasavvuf yolunda yürüdü mü bir insan, 00:16:16.570 --> 00:16:18.923 Allah’ı tanır, ma’rifetullaha erer. 00:16:18.948 --> 00:16:24.645 İnsan, Allah’ı kendisi tanıyamaz. 00:16:24.670 --> 00:16:27.841 Allah tanıttırırsa tanır. 00:16:27.866 --> 00:16:32.300 O zaman kitap olmadan da, Arapça olmadan da tanır. 00:16:32.325 --> 00:16:38.158 Allah, ma’rifetullahı verirse o zaman ümmî olmasına rağmen tanır. 00:16:38.183 --> 00:16:39.443 Bu nasıl olur?.. 00:16:39.468 --> 00:16:43.918 Allah’ın sevdiği ibadetleri yapar, Allah’ı zikreder, 00:16:43.943 --> 00:16:47.257 Allah’ı sevdiği zamanlarda Allah-u Teàlâ Hazretleri’ne 00:16:47.282 --> 00:16:52.467 göz yaşlarıyla ilticâ eder, geceleri kalkar seccadesinde dua eder, 00:16:52.492 --> 00:16:53.954 tesbihini çeker. 00:16:53.979 --> 00:17:00.133 Derken, o zikirleri yaparken, bu ibadetlere devam ederken, 00:17:00.158 --> 00:17:04.874 bu âdâba, ahlâka uyarak edepli bir kul olarak yaşarken 00:17:04.899 --> 00:17:09.820 Allah gönlünü nurlandırır, bilgilendirir. 00:17:09.107 --> 00:17:12.580 O zaman Allah-u Teàlâ Hazretleri’ni bilir. 00:17:12.830 --> 00:17:14.622 Allah-u Teàlâ Hazretleri’ni bulur. 00:17:14.647 --> 00:17:17.270 Allah-u Teàlâ Hazretleri’ne erer. 00:17:17.295 --> 00:17:21.940 Ümmî de olsa, kitap okumadan da olsa olur, 00:17:21.965 --> 00:17:28.931 o zevki yaşar, o tadı yaşar. O keyifle ne güzel sözler söylerler. 00:17:28.956 --> 00:17:31.797 Ne diyor Eşrefoğlu Rûmî Hazretleri: 00:17:31.822 --> 00:17:37.680 Ey Allahım veya Heyy Allahım, eyle hey aynı şey. 00:17:37.705 --> 00:17:41.132 Ey Allahım, beni senden ayırma, 00:17:41.167 --> 00:17:44.431 Beni senin cemâlinden ayırma! 00:17:44.456 --> 00:17:48.163 Balığın cânı su içre dirilür, 00:17:48.188 --> 00:17:52.693 İlâhî balığı gölden ayırma! 00:17:52.718 --> 00:17:56.428 Seni sevmek benim dinim, imanım. 00:17:56.453 --> 00:18:00.189 İlahî, dîn ü îmandan ayırma! 00:18:00.214 --> 00:18:03.140 Yâni, suyun içinde balık gibi olduğunu, 00:18:03.165 --> 00:18:07.536 Allah’ın sevgisi deryâsında yüzdüğünü, 00:18:07.560 --> 00:18:10.140 Allah’tan hiç ayrılmak istemediğini, 00:18:10.165 --> 00:18:14.612 ona son derece derinden aşık olduğunu ifade ediyor bu ilâhîler. 00:18:14.637 --> 00:18:17.394 Buna benzer daha nice ilâhîler var. 00:18:17.419 --> 00:18:26.810 İnsan tatmadığı fikirleri, duyguları, hisleri tadarsa, ne demek olduğunu anlayabilir. 00:18:26.106 --> 00:18:29.755 Bunun için de meselâ Ramazan’da i’tikâfa girin, 00:18:29.780 --> 00:18:34.344 on gün evinize gitmeyin, camide ibadet edin! Kur’an okuyun, 00:18:34.369 --> 00:18:37.368 zikir yapın, geceleri kalkın ibadet edin!.. 00:18:37.393 --> 00:18:45.262 Ne zevkler, ne safâlar, ne fikirler, ne ilimler, ne irfânlar, 00:18:45.287 --> 00:18:47.500 ne güzellikler tadacaksınız. 00:18:47.750 --> 00:18:48.929 “—Haa!” diyeceksiniz. 00:18:48.954 --> 00:18:51.455 “Vay be! Meğer ben bir şey bilmiyormuşum. 00:18:51.480 --> 00:18:54.347 Meğer bu taraf ne kadar tatlıymış. 00:18:54.372 --> 00:18:58.310 Ben bunu dışarıdan; yâ bu adamcıklar camiye giriyorlar, 00:18:58.560 --> 00:19:03.114 gündüz oruç tutuyorlar, gece uyku uyumuyorlar, cevr-ü cefâ çekiyorlar, 00:19:03.139 --> 00:19:05.573 hayatları tatsızdır filan sanıyordum; 00:19:05.598 --> 00:19:09.920 meğer ne kadar tatlıymış...” der insan. 00:19:09.117 --> 00:19:12.216 Ne diyor evliyaullahın büyüklerinden birisi: 00:19:12.241 --> 00:19:19.314 “—Hükümdarlar bizim tattığımız lezzetleri, zevkleri, safâları bilseler, 00:19:19.339 --> 00:19:23.446 bu zevkleri, safâları bizden almak için ordularını bize çevirir, 00:19:23.471 --> 00:19:24.831 bize saldırırlardı. 00:19:24.856 --> 00:19:27.825 Hücûm, şunun elinden şu güzel şeyleri alalım!” 00:19:27.850 --> 00:19:30.840 diye bize saldırırlardı diyor. 00:19:30.109 --> 00:19:32.579 Neden?.. Çok zevkli, çok tatlı, 00:19:32.604 --> 00:19:36.222 güzel şeyler ama, işte tatmayan bilemiyor. 00:19:36.247 --> 00:19:41.880 Bu vahdet-i vücûd da bir görüştür, bir zevktir, 00:19:41.905 --> 00:19:45.879 insanın Allah-u Teàlâ Hazretleri’nde seyrinde, 00:19:45.904 --> 00:19:51.437 seyr-i sülûkünde kendisinde hâsıl olan bir irfân derecesidir. 00:19:51.462 --> 00:19:55.652 Güzel bir derecedir, doğrudur ama, onun ötesi vardır; 00:19:55.677 --> 00:19:59.128 onun daha ötesi vardır, daha ötesi vardır, daha ötesi vardır... 00:19:59.153 --> 00:20:00.692 Niye anlattık bunları?.. 00:20:00.717 --> 00:20:03.225 Tevhîdin dereceleri vardır da ondan. 00:20:03.250 --> 00:20:05.678 Kimisi (Lâ mevcûde illa’llàh) der, 00:20:05.703 --> 00:20:08.930 kimisi (Lâ ma’bûde illa’llàh) der, 00:20:08.118 --> 00:20:10.501 kimisi (Lâ maksûde illa’llàh) der. 00:20:10.526 --> 00:20:14.116 Allah’tan başka bir gàye, bir maksud yoktur. 00:20:14.141 --> 00:20:15.756 Her şey bir tarafa atılmalı, 00:20:15.781 --> 00:20:21.615 insan sırf Allah’ın sevgisini kazanmağa çalışmalı, hedefi sırf Allah olmalı... 00:20:21.640 --> 00:20:26.620 O da Lâ ilàhe illa’llàh’ın bir hali. 00:20:26.645 --> 00:20:32.130 (Lâ mahbûbe illa’llah) Allah’tan başka sevilecek, sevilmeye layık, 00:20:32.155 --> 00:20:34.210 gönül bağlanacak başka bir şey yok. 00:20:34.460 --> 00:20:37.900 E bu da tevhidin bir derecesi işte. 00:20:37.115 --> 00:20:42.774 İnsan tevhidi derece derece, Lâ ilàhe illallàh’ı derin derin mânâsıyla, 00:20:42.799 --> 00:20:47.208 zevkini duya duya, istasyonlardan geçe geçe, 00:20:47.233 --> 00:20:49.233 ilerledikçe bunları anlar. 00:20:49.258 --> 00:20:54.781 Ama anlamayana da lafla söylesen fayda etmez. Çünkü anlamadı. 00:20:54.806 --> 00:20:59.581 İki gözü âmâ olan, doğuştan âmâ olan bir insana, 00:20:59.606 --> 00:21:04.245 yeşil ile kırmızının farkını anlatamazsın. Çünkü bilmiyor. 00:21:04.270 --> 00:21:09.502 Bak yeşil şu halı, kırmızı gül, çiçek. 00:21:09.527 --> 00:21:13.958 Ama ne demek kırmızı, ne demek yeşil, ne demek sarı, ne demek mor?.. 00:21:13.983 --> 00:21:16.428 Anlayamaz. Tatmayan bilmez. 00:21:16.453 --> 00:21:19.244 (Men lem yezûk, lem ya’rif) 00:21:19.269 --> 00:21:22.963 “Kim ki tatmadı, bilemedi. Tatmayan bilmez.” 00:21:22.988 --> 00:21:26.453 Baklavayı hiç yememiş olan baklavanın tadını bilmez. 00:21:26.478 --> 00:21:29.740 Balı hiç yememiş olan balın tadını bilmez. 00:21:29.765 --> 00:21:32.281 Tadılmayan şeyi bilemezler insanlar. 00:21:32.306 --> 00:21:36.604 Tattığı zaman, oh ne kadar güzelmiş, çok güzelmiş derler. 00:21:36.629 --> 00:21:40.883 Diyor ki: Dindarlar durdurulmuşlardır. 00:21:40.908 --> 00:21:47.408 Tevhîd ehli seyrederler, yâni seyahat ederler, hareket ederler, ilerlerler. 00:21:47.433 --> 00:21:49.847 Tevhîdin derecesinden derecesine, 00:21:49.872 --> 00:21:57.123 istasyonundan istasyonuna (mea’sselâmeh) giderler tevhid ehli. 00:21:57.148 --> 00:22:02.346 Çünkü Lâ ilàhe illa’llàh sözü çok büyük bir sözdür muhterem kardeşlerim! 00:22:02.371 --> 00:22:06.264 Lâ ilàhe illa’llàh sözünün muazzam bir tesiri vardır. 00:22:06.289 --> 00:22:08.843 Hiç fizik kitapları yazmasaydı, 00:22:08.868 --> 00:22:15.306 uzaktan bir demirin bir başka demiri oynatacağını düşünür müydünüz?.. 00:22:15.331 --> 00:22:17.870 Hiç değmeden bunu kıpırdatacak bu. 00:22:17.895 --> 00:22:21.598 Bu demir çubuk, şuradakini değmeden kıpırdatacak... 00:22:21.623 --> 00:22:25.555 “Hadi oradan yâ, öyle şey olur mu?” derdiniz. 00:22:25.580 --> 00:22:31.430 Ama tecrübe edilmiş, biliniyor, ilim kitapları yazıyor, 00:22:31.680 --> 00:22:32.694 Fizik kitapları yazıyor da, 00:22:32.719 --> 00:22:37.264 değmeden de uzaktan hareket ettirmek oluyormuş. 00:22:37.289 --> 00:22:39.626 Oluyormuş, tamam, anlıyorsun. 00:22:39.651 --> 00:22:44.790 Şimdi televizyonu uzaktan komutayla idare ediyorsun, 00:22:44.104 --> 00:22:48.663 açıyorsun, kapıyorsun, değiştiriyorsun... Uzaktan oluyormuş demek ki. 00:22:48.688 --> 00:22:52.832 Lâ ilàhe illa’llàhın öyle tesiri vardır. Öyle anlatayım. 00:22:52.857 --> 00:22:58.283 Kuvveti vardır, tesiri vardır. Nasıl tesiri vardır?.. 00:22:58.308 --> 00:23:03.452 Kuvvetli bir mıknatısın başka bir demiri hareket ettirdiği gibi, 00:23:03.477 --> 00:23:05.538 gücü vardır lâ ilàhe illallàhın. 00:23:05.563 --> 00:23:13.112 Lâ ilàhe illallàhı çeken bilir, yaşayan bilir, o mertebeye ulaşan bilir, 00:23:13.137 --> 00:23:17.295 ulaşamayan bilmez. Ne diyelim... 00:23:17.320 --> 00:23:21.498 (Ve ehlü’r-rıdâ yestervihûn) 00:23:21.523 --> 00:23:30.453 “Rızâ ehli sükûn ve it’mînâna kavuşturulmuşlardır, kavuşturulurlar.” 00:23:30.478 --> 00:23:35.819 Evet, müslümanların bir cinsi de rızâ ehlidir. 00:23:35.844 --> 00:23:38.606 Çok yüksek mertebedir rızâ makamı. 00:23:38.631 --> 00:23:42.898 Rızâ ve teslimiyet makamı. 00:23:42.923 --> 00:23:48.762 Nedir bu? Allah’ın her kaderine râzı olmak. 00:23:48.794 --> 00:23:51.960 Hoştur bana senden gelen, 00:23:51.985 --> 00:23:55.381 Ya gonca gül, yahut diken, 00:23:55.406 --> 00:23:58.709 Ya hil’at ü yahut kefen, 00:23:58.734 --> 00:24:02.151 Mevlâ görelim neyler, 00:24:02.176 --> 00:24:03.921 Neylerse güzel eyler. 00:24:03.946 --> 00:24:05.376 Erzumlu İbrâhim Hakkı 00:24:05.401 --> 00:24:07.370 “—Yâ, neylerse güzel eyler mi?..” 00:24:07.395 --> 00:24:09.115 Neylerse güzel eyler. 00:24:09.155 --> 00:24:13.301 Ey lütfu çok, kahrı güzel, 00:24:13.343 --> 00:24:15.808 Lütfun da hoş, kahrın da hoş. 00:24:15.833 --> 00:24:20.374 Bak, yâ Rabbi senin lütfun çoktur, ey lütfu çok olan Mevlâm, 00:24:20.399 --> 00:24:23.481 ey kahrı da güzel olan Mevlâm, kahrın da güzeldir. 00:24:23.506 --> 00:24:27.376 Firavun’u kahretmesi ne güzel olmuştur, ne ibret olmuştur. 00:24:27.401 --> 00:24:29.924 Nemrut’u kahretmesi ne güzel olmuştur. 00:24:29.949 --> 00:24:34.692 Allah’a şirk koşup dururken, baş kaldırıp yumruk sallayıp dururken, 00:24:34.717 --> 00:24:40.713 bir müşrikin kafasına yıldırımı indirmesi, kahretmesi ne güzel olmuştur!.. 00:24:40.738 --> 00:24:45.698 Yunanlılar, Uşak’ta müslümanları camiye doldurup da 00:24:45.723 --> 00:24:49.459 kapıda elinde meşale, elinde silah: 00:24:49.484 --> 00:24:52.966 “—Hadi bakalım Allahınız sizi kurtarsın!” dediği zaman, 00:24:52.991 --> 00:24:56.248 “Yakacağım şimdi camiyi, ahşap camiyi, 00:24:56.273 --> 00:25:00.470 kapıdan da sizi çıkartmayacağım, çıkanı kurşunla öldüreceğim. 00:25:00.720 --> 00:25:04.668 Kalan, tavan yanıp çökünce kebap olup çökecek. 00:25:04.693 --> 00:25:07.146 Hadi bakalım sizi Allahınız kurtarsın.” 00:25:07.171 --> 00:25:09.999 dediği zaman arka kapı açılıp da 00:25:10.240 --> 00:25:13.658 Türk askeri kapıdan girip de onu kahretmesi ne güzeldir. 00:25:13.683 --> 00:25:14.896 Olmuş hadise bu. 00:25:14.921 --> 00:25:19.595 “—Hadi bakalım sizi Allah’ınız kurtarsın, kurtaramaz!” diyor Yunanlılar. 00:25:19.620 --> 00:25:25.263 Öyle derken caminin kapısı bir itilip açılıyor, Türk askerleri deviriyorlar. 00:25:25.288 --> 00:25:27.413 İşte Allah’ın kahrı da güzel! 00:25:27.438 --> 00:25:30.431 Ey lütfu hoş, kahrı güzel, 00:25:30.456 --> 00:25:32.336 Lütfun da hoş, kahrın da hoş. 00:25:32.361 --> 00:25:37.145 Ama tabii, Yunanlıyı kahretmesine memnun oluyor da müslüman, 00:25:37.170 --> 00:25:39.216 kendisinin başına, 00:25:39.241 --> 00:25:44.429 kendisinin anlayamayıp da hoşlanmadığı bir olay geldiği zaman, 00:25:44.454 --> 00:25:49.288 kadere rızâ göstermiyor. Bu nedir?.. Bu hamlıktır. 00:25:49.313 --> 00:25:51.566 Kadere rızâ göstermemek 00:25:51.591 --> 00:25:57.128 cahilliktir, gafilliktir, hazımsızlıktır, iyi kulluk değildir. 00:25:57.153 --> 00:26:00.887 Onun için, hadis-i kudsîde Allah-u Teàlâ Hazretleri buyurmuş ki: 00:26:00.912 --> 00:26:04.699 “—Benim kaza ve kaderime râzı olmayanlar, 00:26:04.724 --> 00:26:08.553 çıksınlar benim mülkümden, yarattığım alemden; 00:26:08.578 --> 00:26:11.919 benden başka bir rab bulsunlar kendilerine, defolsunlar!..” 00:26:11.944 --> 00:26:17.644 Nereye gideceksin?.. Mülk onun, alem onun, kâinât onun, 00:26:17.669 --> 00:26:20.432 ondan başka da ma’bud yok. 00:26:20.457 --> 00:26:22.466 Nereye gidecek?.. Yâni kovuyor Allah… 00:26:22.491 --> 00:26:25.987 Rızâ göstermeyeni kovuyor huzurundan. 00:26:26.120 --> 00:26:32.679 Onun için, insanın başına iyi olaylar geldiği zaman, tatlıyken, 00:26:32.704 --> 00:26:36.360 iyi ibadet edip, iyi müslüman olup da, 00:26:36.610 --> 00:26:40.640 biraz acılı olaylar geldiği zaman isyan ederse, 00:26:40.890 --> 00:26:44.212 o insan çok cahillik etmiş olur. Çocuğu hastalanıyor, isyan ediyor. 00:26:44.237 --> 00:26:46.966 İşi bozuluyor, isyan ediyor. 00:26:46.991 --> 00:26:49.996 Kendisine bir rahatsızlık geliyor, isyan ediyor. 00:26:50.210 --> 00:26:56.686 Bir haksızlığa uğruyor, isyan ediyor... Olmadı işte. Böyle kulluk olmaz. 00:26:56.711 --> 00:27:02.222 Ne olacak?.. Rızâ olacak, Allah’a teslimiyet olacak. 00:27:02.247 --> 00:27:07.926 Allah’ın hükmüne râzı olacak, teslimiyet gösterecek. 00:27:07.951 --> 00:27:14.343 Böyle olunca insan, sükûn ve itmînân içinde olur, rahat olur. 00:27:14.368 --> 00:27:19.513 Neylerse güzel eyler, sıkıntısı yok. Ondan rahatlıyor. 00:27:19.538 --> 00:27:24.351 Çünkü hiç bir şeyden rahatsız olmuyor ki. O çok güzel bir şey. 00:27:24.376 --> 00:27:27.183 Bunun misalleri çok. Bu lafla olmuyor. 00:27:27.208 --> 00:27:33.970 Adamın birisinin yolunu kesmiş haramiler, on on bir tane çocuğu varmış. 00:27:33.122 --> 00:27:34.505 “—Çık paraları!” demişler. 00:27:34.530 --> 00:27:39.108 Para yok. Çoluk çocuk çok ama fakir bir aile… 00:27:39.133 --> 00:27:40.988 “—Çık paraları! Ne yaptın?..” 00:27:41.130 --> 00:27:43.363 “—Yok param... Bilmem ne...” 00:27:43.388 --> 00:27:45.106 Çocuğun bir tanesini almışlar, 00:27:45.131 --> 00:27:46.206 “—Öldürürüz bunu!” 00:27:46.231 --> 00:27:48.870 “—Yâhu, param yok, olsa veririm. Yok.” 00:27:48.895 --> 00:27:52.142 Kesmişler çocuğu, gözünün içine bakıyorlar, öyle duruyor. 00:27:52.167 --> 00:27:55.930 Bir çocuğu daha getirmişler, onu da kesmişler, öyle duruyor. 00:27:55.955 --> 00:27:59.300 Bir tane daha getirmişler, onu da kesmişler, öyle duruyor. 00:27:59.325 --> 00:28:02.315 Haramilerin reisi şaşırmış. 00:28:02.340 --> 00:28:05.690 “—Yâhu, sen ne vicdansız babasın! 00:28:05.940 --> 00:28:07.548 Çocuklarını kesiyoruz da hoplayıp zıplamıyorsun, 00:28:07.573 --> 00:28:13.610 feryâd ü figân etmiyorsun, öyle sakin duruyorsun?..” 00:28:13.860 --> 00:28:16.282 “—Ne yapayım Allah’ın takdiri. 00:28:16.307 --> 00:28:21.287 Ömürleri bu kadarmış. Bu olayı başıma, alnıma yazan Allah; 00:28:21.312 --> 00:28:22.698 ne yapayım?..” demiş. 00:28:22.723 --> 00:28:25.404 Haraminin elinden kılıç düşmüş. 00:28:25.429 --> 00:28:28.250 “—Yâhu, yaktın beni şimdi. 00:28:28.500 --> 00:28:30.568 Öyle bir söz söyledin ki yaktın beni. 00:28:30.593 --> 00:28:34.741 Bunu önceden söyleseydin, bu üç çocuğunu da öldürmezdim.” 00:28:34.766 --> 00:28:37.690 “—O da Allah’ın kaderi…” demiş. 00:28:37.940 --> 00:28:42.254 O kadar olacak, ondan sonra haramilerin reisi de ıslah olacak. 00:28:42.279 --> 00:28:45.847 O da Allah’ın kaderi. Her şey Allah’ın takdiriyle oluyor. 00:28:45.872 --> 00:28:49.830 Bilmem anlatabiliyor musunuz, bilmem hissedebiliyor musunuz?.. 00:28:49.108 --> 00:28:49.992 Bu lafla olmuyor. 00:28:50.170 --> 00:28:54.799 Yâni kadere rızâ, palavra ve edebiyat, veya şiir, 00:28:54.824 --> 00:28:57.978 veya öğünme ve böbürlenme ile olmuyor. 00:28:58.300 --> 00:29:03.400 Hayatta karşılaştığı olaylardan sarsılmamak, 00:29:03.290 --> 00:29:06.356 onu takdir edenin Allah olduğunu bilmek, 00:29:06.381 --> 00:29:09.635 sapasağlam durmakla imtihan kazanılıyor. 00:29:09.660 --> 00:29:15.510 Evet, öyle insanlar ne olur?.. Allah tarafından huzur ve sükûna, 00:29:15.760 --> 00:29:17.281 itminâna kavuşturulmuşlar demektir. 00:29:17.306 --> 00:29:22.970 Huzur ve âsâyiş içinde, telaşsız, bahtiyar yaşarlar. 00:29:22.995 --> 00:29:27.799 (Ve ehlü’l-inkıtà’ yetehayyerùn) 00:29:27.824 --> 00:29:33.866 Ehlü’l-inkıtà’, her şeyden alâkasını kesen insanlar. 00:29:33.891 --> 00:29:40.404 Bazıları Allah’a güzel kulluk edeceğim diye dağlara gidiyorlar, 00:29:40.429 --> 00:29:46.663 uzleti seçiyorlar, uzleti ihtiyâr ediyorlar, tenhalarda oturuyorlar, 00:29:46.688 --> 00:29:51.428 dağ başlarında ibadet ediyorlar, cemiyetten kaçıyorlar, 00:29:51.453 --> 00:29:53.658 bir mağaraya giriyorlar... 00:29:53.683 --> 00:29:59.310 Rahib ne demek meselâ?.. Râhib, iki gözlü he ile. 00:29:59.335 --> 00:30:04.220 Üç tane he var Arapça’da: Ha, hı, he… Râhib he ile. 00:30:04.245 --> 00:30:11.700 Râhib ne demek? Korkup kaçan demek… Nereden korkuyor? 00:30:11.950 --> 00:30:14.240 Allah’tan korkuyor, cemiyetin içine girerse 00:30:14.265 --> 00:30:16.451 günah işleyeceğinden korkuyor. 00:30:16.476 --> 00:30:21.880 Şeytanlı insanlarla, günahkâr insanlarla karşılaşırsa, belki 00:30:21.113 --> 00:30:24.602 günah işlerim diye korkuyor, kaçıyor. Râhib bu demek. 00:30:24.627 --> 00:30:29.290 Ruhbanlık bu demek... Bazıları işte böyle manastırlara çekiliyor, 00:30:29.540 --> 00:30:36.370 savmaalara çekiliyor, dağlara çekiliyor, mağaralara çekiliyor, öyle ibadet ediyor. 00:30:36.395 --> 00:30:41.902 “—Hocam doğru mu bu? Duyuyoruz bunu, laf arasında soralım. Böyle bir şey doğru mu?” 00:30:41.927 --> 00:30:45.136 Esas itibariyle bizim numûnemiz, 00:30:45.161 --> 00:30:48.702 numûne-i imtisâlimiz Peygamber-i Zîşânımız’dır. 00:30:48.727 --> 00:30:54.815 Biz Peygamber SAS Efendimiz’in emrini tutarız, onun haline bakarız, 00:30:54.840 --> 00:30:56.320 onun yaptığını yaparız. 00:30:56.570 --> 00:31:01.197 Peygamber SAS Efendimiz, terk-i evlâd u iyâl yapmamış. 00:31:01.222 --> 00:31:08.528 Yâni çoluk, çocuğu, malı, mülkü, eşi, dostu, konuyu, komşuyu bırakıp 00:31:08.553 --> 00:31:10.634 terk-i diyâr etmemiş. 00:31:10.659 --> 00:31:15.140 Peygamber Efendimiz’in yaşayış tarzı, en mükemmel yaşayış tarzı... 00:31:15.165 --> 00:31:19.259 O toplumun içinde, cemiyetin içinde, cemaatin içinde bulunmuş. 00:31:19.284 --> 00:31:28.300 Hatta ihvânını, ashâbını, etrafındaki mü’minleri, insanları, 00:31:28.280 --> 00:31:31.584 devamlı bir arada bulunarak eğitmiş, terbiye etmiş. 00:31:31.609 --> 00:31:36.572 Peygamber Efendimiz’in eğitim, öğretim, terbiye metodu nasıl?.. 00:31:36.597 --> 00:31:41.290 Gel bakalım yanıma, gez bakalım benimle, otur kalk bakalım, 00:31:41.315 --> 00:31:43.597 öğren bakalım! Bu tarzda... 00:31:43.622 --> 00:31:50.672 Göstererek, hayatın içinde yaşarken, gece gündüz öğretmek… 00:31:50.697 --> 00:31:54.573 Peygamber Efendimiz, İslâm’ı böyle öğretti. 00:31:54.598 --> 00:31:55.860 Ashab ne demek?.. 00:31:55.885 --> 00:32:01.273 Peygamber Efendimiz’in sohbetinde bulunan, onunla yârenlik etmiş olan, 00:32:01.298 --> 00:32:05.989 beraberlikte bulunmuş olan insanlar demek, arkadaşları demek. 00:32:06.140 --> 00:32:11.656 Peygamber Efendimiz’in İslâm’ı öğretme şekli nedir? Sohbet metodu. 00:32:11.681 --> 00:32:15.397 Sohbet metodu ne demek?.. Birileriyle sohbet mi etmek demek?.. 00:32:15.422 --> 00:32:21.538 Hayır! Beraber olarak, gece gündüz beraber olarak yetiştirmek metodu… 00:32:21.563 --> 00:32:24.910 Bu metodu anlayıp da en iyi kim uygulamış?.. 00:32:24.935 --> 00:32:29.414 Mürşid-i kâmiller, tasavvuf erbâbı uygulamışlar. 00:32:29.439 --> 00:32:31.625 Nasıl yetiştiriyorlar insanları, 00:32:31.650 --> 00:32:32.941 Gel bakalım diyor, 00:32:32.966 --> 00:32:38.106 müridi, tâlibi, sâliki, hevesli olan kimseyi?.. 00:32:38.131 --> 00:32:43.518 yanına alıyor, tekkeye alıyor. Beraber oturuyorlar, kalkıyorlar, 00:32:43.543 --> 00:32:46.512 yemek yiyorlar, namaz kılıyorlar, ibadet ediyorlar. 00:32:46.537 --> 00:32:52.989 Hatası kusuru varsa söylüyor veya söylemeden haliyle öğretiyor, 00:32:53.140 --> 00:32:56.694 bakışlarından ibret almasını öğretiyor ona. 00:32:56.719 --> 00:33:01.324 O da yavaş yavaş, tekkede hizmet ede ede, 00:33:01.349 --> 00:33:03.289 sonunda olgun bir kimse oluyor. 00:33:03.314 --> 00:33:06.580 Nasıl öğrendi bunları?.. Hangi kitapları okudu?.. 00:33:06.830 --> 00:33:12.140 Kaç defa imtihana girdi?.. Öyle değil; yaşayarak, beraberlikle öğretmek... 00:33:12.165 --> 00:33:16.739 İşte en güzel metod, en güzel usul, en sağlam usül, 00:33:16.764 --> 00:33:21.891 herkese uygun olan usül, herkesin anlayabileceği usul bu... 00:33:21.916 --> 00:33:26.952 Bunu çoban da anlar, alim de anlar, küçük de anlar, büyük de anlar. 00:33:26.977 --> 00:33:30.702 Peygamber Efendimiz’in yanına Hazret-i Ali RA küçükken geldi, 00:33:30.727 --> 00:33:35.520 Enes RA küçükken geldi, öyle yetiştiler. 00:33:35.545 --> 00:33:39.313 Küçük de anlar, büyük de anlar, kadın da anlar, erkek de anlar. 00:33:39.338 --> 00:33:42.301 Sistem, usul böyle… 00:33:42.326 --> 00:33:45.138 “—Efendim toplumdan ayrılmak yok mu?..” 00:33:45.163 --> 00:33:46.250 Var… 00:33:46.500 --> 00:33:47.326 “—Kur’an-ı Kerim’de var mı?..” 00:33:47.351 --> 00:33:51.836 Var... Mûsâ AS, kavminden ayrıldı, 00:33:51.861 --> 00:33:59.108 Tur Dağı’nda otuz gün kaldı, on gün daha ilâve oldu, kırk gün... Tamam. 00:33:59.133 --> 00:34:04.589 İnsanlardan belli bir müddet için ayrılıp, ibadet edip, 00:34:04.614 --> 00:34:09.273 yetişip, gelişip, ondan sonra insanların yanına gitmek var. 00:34:09.299 --> 00:34:15.170 Ama ömür boyu insanlardan ayrılmak, cemiyetten kaçmak, 00:34:15.420 --> 00:34:17.566 cemaatten kaçmak yok... 00:34:17.591 --> 00:34:20.518 Bazıları günah işlemeyelim diye öyle yapmışlar. 00:34:20.543 --> 00:34:26.308 İnsanın tek başına dağın başında mağarada müslümanlık yapması kolaydır. 00:34:26.333 --> 00:34:29.796 Ama herkes dağ başında yaşayamaz. 00:34:29.837 --> 00:34:35.250 İnsanların medeniyetleri icabı topluluklar kurulmuştur, şehirler kurulmuştur. 00:34:35.500 --> 00:34:37.741 Şehir hayatının düzenli olması lâzım! 00:34:37.766 --> 00:34:42.237 Orada insanın müslümanlığını güzelce sürdürmesi lâzım! 00:34:42.262 --> 00:34:47.697 Bunun için inkita’, uzlet, devamlı olarak tavsiye edilmemiş; 00:34:47.722 --> 00:34:50.987 ruhbanlık tavsiye edilmemiş İslâm’da… 00:34:51.120 --> 00:34:53.635 Cemaate karışmak tavsiye edilmiş. 00:34:53.660 --> 00:34:58.590 İnsanlarla konuşmak, ülfet ve ünsiyet tavsiye edilmiş. 00:34:58.840 --> 00:35:03.612 Sevmek, sevilmek tavsiye edilmiş... Ezası, cefâsı varsa; 00:35:03.637 --> 00:35:06.986 ezasına, cefâsına da tahammül etmek tavsiye edilmiş, 00:35:07.110 --> 00:35:09.520 sabretmek tavsiye edilmiş. 00:35:09.770 --> 00:35:14.118 Adâb u muaşeret tavsiye edilmiş, güzel komşuluk tavsiye edilmiş. 00:35:14.143 --> 00:35:19.112 Her toplum tabakasına hakları ve vazifeleri öğretilmiş. 00:35:19.137 --> 00:35:24.862 Hocaların hakları, vazifeleri... Talebelerin hakları vazifeleri... 00:35:24.887 --> 00:35:30.262 Kocanın hakları vazifeleri... Hanımın hakları, vazifeleri... 00:35:30.287 --> 00:35:35.400 Babanın hakları, vazifeleri... Evladın hakları, vazifeleri... 00:35:35.290 --> 00:35:36.350 Hepsi öğretilmiş. 00:35:36.600 --> 00:35:38.132 Komşunun hakları, vazifeleri... 00:35:38.157 --> 00:35:42.154 Müslümanın müslümana karşı hakları, vazifeleri... İki taraflı. 00:35:42.179 --> 00:35:44.781 Hem hakları var, hem vazifeleri var. 00:35:44.806 --> 00:35:51.316 Evlat babaya hürmet edecek, baba da evlada bakacak. Bu kadar basit… 00:35:51.341 --> 00:35:52.167 Karşılıklı. 00:35:52.192 --> 00:35:58.165 İslâm hepsini ölçü olarak koymuş. Böylece toplum hayatı devam edecek. 00:35:58.190 --> 00:36:00.211 Toplum hayatı İslâm’da daha kıymetli... 00:36:00.236 --> 00:36:05.209 Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan daha sevaplı... 00:36:05.234 --> 00:36:09.770 Topluluğa karışıp insanların ezasına tahammül etmek, 00:36:09.102 --> 00:36:13.700 toplumdan kaçıp rahat yaşamaktan daha sevaplı... 00:36:13.950 --> 00:36:17.108 İnsanların kusurları varsa, düzeltmeğe çalışırsın. 00:36:17.133 --> 00:36:22.631 İyileri, âmilleri, kâmilleri, olgunları varsa, dinlersin, istifade edersin. 00:36:22.656 --> 00:36:24.705 Böyle dersler dağ başında olur mu?.. 00:36:24.730 --> 00:36:27.274 Böyle kitaplar dağ başında olur mu?.. 00:36:27.299 --> 00:36:34.178 Şehirlerde ilim vardır, irfan vardır, ders vardır, cemaat vardır, ibadet vardır, 00:36:34.203 --> 00:36:37.609 bereket vardır; yalnızlıkta bunlar yoktur. 00:36:37.634 --> 00:36:41.499 Peygamber Efendimiz, köyleri, tenhaları bile tavsiye etmiyor. 00:36:41.524 --> 00:36:46.511 Şehir ahalisinin ecri sevabı köy ahalisinden daha fazladır. 00:36:46.536 --> 00:36:51.865 Çünkü şehirde ilim, irfân vardır, dirlik düzenlik vardır, adalet vardır. 00:36:51.890 --> 00:36:55.617 Öbür tarafta dağ kanunu vardır, orman kanunu vardır. 00:36:55.642 --> 00:37:00.269 Tabancasını tüfeğini doğrultan, mezrasına giren adamı vurur. 00:37:00.294 --> 00:37:03.693 Bir öküz için iki köy halkı birbirine girer... 00:37:03.718 --> 00:37:07.249 İslâm, birlik ve beraberliği emrediyor, kesin. 00:37:07.274 --> 00:37:10.523 Cemiyet hayatını tavsiye ediyor, kesin. 00:37:10.548 --> 00:37:15.582 Zaman zaman eğitim için ayrılmalar müstesna, bunları tavsiye ediyor İslâm dini. 00:37:15.607 --> 00:37:22.791 Eh ehlü’l-ınkıtâ,’ çıkınını düğümlemiş, azığını yanına almış, 00:37:22.820 --> 00:37:28.438 kaçmış gitmiş cemiyetten, cemaatten... Sevapları kalmıyor bir kere. 00:37:28.463 --> 00:37:35.386 Burada 27 kat sevap alacaktı camide kılsaydı, orada bir kat, 27’de bir. 00:37:35.411 --> 00:37:39.888 E az. Cumaları filan terk ederse, fena... Peygamber Efendimiz diyor ki: 00:37:39.913 --> 00:37:43.278 “—Benim, sizin için korktuğum şeylerden bir tanesi: 00:37:43.303 --> 00:37:50.340 Dağları, bayırları, yaylaları seversiniz, sütü kaymağı seversiniz, 00:37:50.590 --> 00:37:55.970 sağılacak içilecek yoğurt, peynir, süt, bal bilmem ne... 00:37:55.122 --> 00:38:00.562 Şehirleri terk edersiniz, cumaları ve cemaatleri terk edersiniz, 00:38:00.587 --> 00:38:03.687 helâk olursunuz. Ondan korkuyorum.” diyor Peygamber Efendimiz. 00:38:03.712 --> 00:38:06.366 Cumayı terk etmek çok fena… 00:38:06.391 --> 00:38:09.759 Üç cumaya mazeretsiz gelmeyenin kalbi mahvoluyor, 00:38:09.784 --> 00:38:11.614 mühürleniyor Allah tarafından. 00:38:11.639 --> 00:38:19.903 Onun için inkıta’, infisal, i’tizâl, uzlet, cemiyetten firâr çok makbul değil. 00:38:19.928 --> 00:38:24.770 Ama yapanlar olmuş. Allah rızası için bunu yapanlar olmuş. 00:38:24.102 --> 00:38:27.519 Tasavvuf erbâbının hayatı incelenirse, 00:38:27.544 --> 00:38:33.370 böyle insanlardan kaçıp kendini ibadete vermiş insanlar olmuş. 00:38:33.395 --> 00:38:35.603 Herkes yaparsa, toplum dağılır. 00:38:35.628 --> 00:38:38.328 Makbul bir yol değil ama yapanlar olmuş. 00:38:38.353 --> 00:38:41.789 (Ve ehlü’l-ınkıtà’ yetehayyerùn) 00:38:41.814 --> 00:38:48.735 İnkıta’ ehli, böyle toplum kaçkınları ne yaparlar? Mütehayyir kalırlar. 00:38:48.760 --> 00:38:50.789 Böyle hayrette kalırlar. 00:38:50.814 --> 00:38:55.698 Tabii insan insanı terbiye ediyor, insan insana nasihat ediyor, 00:38:55.723 --> 00:38:59.380 insan insanı doğrultuyor, insan insana yardım ediyor. 00:38:59.405 --> 00:39:02.929 Ayrıldığı zaman bu olmaz. Anlatabildim mi?.. 00:39:02.954 --> 00:39:04.259 (Sümme kàle) 00:39:04.284 --> 00:39:10.556 Böyle insanların, müslümanların çeşit çeşit tiplerini, cinslerini anlattı. 00:39:10.581 --> 00:39:15.690 Başka bir söze geçiyor Ebü’l-Hüseyn-i Nûrî Hazretleri. Ne buyuruyor: 00:39:15.715 --> 00:39:20.828 (İnne’l-hakka izâ zahar, telâşâ küllü mâ hacebe ve seter.) 00:39:20.853 --> 00:39:26.664 “Hak zâhir olduğu zaman, hak göründüğü zaman, 00:39:26.689 --> 00:39:32.798 hakkı örten, perdeleyen her şey yok olur gider. 00:39:32.823 --> 00:39:35.546 İzmihlal bulur, yıkılır gider.” 00:39:35.571 --> 00:39:40.434 Tabii bu ne demek?.. Bir kere hak ne demek?.. Hak iki mânâya geliyor. 00:39:40.459 --> 00:39:45.217 Bir: Vücûdu hak olduğu için Cenâb-ı Rabbü’l-âlemîne Hak deniliyor. 00:39:45.242 --> 00:39:47.385 Hak Teàlâ Hazretleri... 00:39:47.410 --> 00:39:51.468 Hak Teàlâ azamet àleminin pâdişâhı, 00:39:51.508 --> 00:39:55.851 Lâ mekândır, olamaz devletinin tahtgâhı... 00:39:55.876 --> 00:40:00.585 Hak Teàlâ diyoruz, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinden birisi el- Hak’tır, 00:40:00.610 --> 00:40:04.135 el-Hakku’l-Mübîn’dir, Hak demek. 00:40:04.160 --> 00:40:08.723 Bir de gerçek, hakikat filân mânâsına kullanıyoruz. 00:40:08.748 --> 00:40:12.668 “—Hak geldi, bâtıl zâil oldu.” 00:40:12.694 --> 00:40:18.380 “—Bu konuda hak şudur. Bu işin hakkı şudur.” diye kullanıyoruz. 00:40:18.620 --> 00:40:26.680 Allahu a’lem Cenâb-ı Hak’tır. Cenâb-ı Hak mü’minin, mü’min-i kâmilin 00:40:26.705 --> 00:40:30.685 gönlüne tecellî edince, zâhir olunca, 00:40:30.710 --> 00:40:36.770 Cenâb-ı Mevlâ’yı müşâhede noktasına erince kâmil kul; 00:40:36.102 --> 00:40:38.740 (telâşâ küllü mâ hacebe ve seter) 00:40:38.765 --> 00:40:44.668 artık Mevlâ’yı insanların görmesine engel olan ne kadar perde varsa, 00:40:44.693 --> 00:40:48.365 ne kadar örtü varsa hepsi yok olur gider. 00:40:48.390 --> 00:40:50.524 Hepsi gider bir tarafa, silinir gider. 00:40:50.549 --> 00:40:56.335 Cenâb-ı Hak tecellî etti mi, onu engelleyen her şey silinir. 00:40:56.360 --> 00:41:00.881 Cenâb-ı Hakk’ı engelleyen, perdeleyen, neyi engelliyor?.. 00:41:00.906 --> 00:41:07.373 Kulun Cenâb-ı Mevlâ’yı bulmasını, Cenâb-ı Mevlâ’ya ermesini engelliyor. 00:41:07.398 --> 00:41:12.387 Yoksa, kimse Allah’ı engelleyemez de, kul kusurlu olduğundan 00:41:12.412 --> 00:41:17.910 Cenâb-ı Mevlâ’ya ulaşamıyor; perdelere takılıyor, 00:41:17.116 --> 00:41:20.203 örtüleri kaldıramıyor, hakikati göremiyor. 00:41:20.228 --> 00:41:25.844 Nedendir bu?.. Günahlardandır, kusurlardandır, edepsizliklerdendir... 00:41:25.869 --> 00:41:31.800 Bilhassa edepsizliktendir. Özellikle edepsizliktendir. 00:41:31.330 --> 00:41:34.548 Mü’min kul bir edepsizlik yaptı mı, mahvoldu. 00:41:34.573 --> 00:41:40.736 Edepsizlik insanın feyzini kaçırır, önüne bir sürü perdeleri indirir. 00:41:40.761 --> 00:41:42.306 Kat kat perdeler iner. 00:41:42.331 --> 00:41:45.976 Edep?.. Edep de insanın perdelerini kaldırır, 00:41:46.100 --> 00:41:51.680 edepli bir kul perdeleri geçer, Cenâb-ı Mevlâ’ya vâsıl olur. 00:41:51.930 --> 00:41:53.782 Duymuşsunuzdur, hadis-i şeriften alınmadır: 00:41:53.807 --> 00:42:00.371 Cenâb-ı Mevlâ’nın yetmiş bin nurdan, yetmiş bin zulmetten 00:42:00.396 --> 00:42:02.166 perdesi vardır. 00:42:02.191 --> 00:42:07.645 Yâni nice nice... Buradaki yetmiş bin kesretten kinayedir. 00:42:07.670 --> 00:42:12.682 Cenâb-ı Mevlâ’yı kulun bulmasına, Cenâb-ı Mevlâ’ya ermesine, 00:42:12.707 --> 00:42:21.399 Allah’ı müşahede etmesine engel nurdan, zulmetten nice nice, nice nice perdeler vardır. 00:42:21.424 --> 00:42:25.186 Bu perdeleri nasıl anlatıyor Süleyman Çelebi... 00:42:25.211 --> 00:42:28.910 Peygamber Efendimiz Mi’rac’a çıkmış, 00:42:28.116 --> 00:42:32.980 Cenâb-ı Mevlâ’ya doğru Mi’rac’ını yapıyor. 00:42:32.123 --> 00:42:34.473 Cebrâil bir yerde duruyor, diyor ki: 00:42:34.498 --> 00:42:36.474 “—Tamam, benim işim bu kadar.” 00:42:36.499 --> 00:42:37.468 “—Niye?..” 00:42:37.493 --> 00:42:39.200 “—Ben buradan öteye gidemem. 00:42:39.450 --> 00:42:44.410 Ben buradan biraz daha öteye gitsem yanarım, mahvolurum, cayır cayır yanarım. 00:42:44.660 --> 00:42:47.535 Buradan ötesi, benim tahammülümün fevkinde. 00:42:47.560 --> 00:42:50.559 Tahammül edemeyeceğim kadar bir başka şartlar var burada...” diyor. 00:42:50.584 --> 00:42:55.249 O orada kalıyor ama Peygamber Efendimiz ilerliyor. 00:42:55.274 --> 00:42:59.371 Ref’ olup ol şâha yetmiş bin hicâb, 00:42:59.396 --> 00:43:03.816 Nûr-u tevhîd açtı vechinden nikàb. 00:43:03.841 --> 00:43:06.298 Öyle güzel söylüyor ki Süleyman Çelebi, 00:43:06.324 --> 00:43:09.370 öyle tatlı anlatıyor ki muhterem kardeşlerim!.. 00:43:09.395 --> 00:43:11.506 Edebiyat da güzel şey yâni. 00:43:11.531 --> 00:43:15.103 Edebiyat, yâni insanın söylediği sözü anlamak. 00:43:15.128 --> 00:43:19.172 Kelimelerin arkasında yatan güzellikleri kavramak… 00:43:19.197 --> 00:43:25.639 Çok güzel bir şey! Bak, Mi’rac’daki ilerleyişini anlatışına bak Süleyman Çelebi’nin. 00:43:25.664 --> 00:43:29.936 Allah mekânını cennet etsin... Allah şefaatine erdirsin mübareğin... 00:43:29.961 --> 00:43:36.250 Ne diyor? “Ref’ olup ol şâha yetmiş bin hicâb” Yetmiş bin perde var ya... 00:43:36.275 --> 00:43:38.874 Perde, perde, perde, perde... 00:43:38.899 --> 00:43:42.358 Cenâb-ı Mevlâ’yı göremiyor kul perdelerden. 00:43:42.383 --> 00:43:46.789 Bizim evimizin camında bir perde vardır, dışarıdan içerisi görünmüyor, 00:43:46.814 --> 00:43:51.740 içeriden dışarısı... Yetmiş bin perde, ama bu perdeler ref’ oluyor. 00:43:51.765 --> 00:43:54.489 Ref’ olmak ne demek?.. Kaldırılmak demek. 00:43:54.514 --> 00:43:58.268 “Ref’ olup ol şâha yetmiş bin hicâb” 00:43:58.293 --> 00:44:04.287 Perdeler kalkıyor kalkıyor, kalkıyor... E o zaman perdesiz ne oluyor?.. 00:44:04.312 --> 00:44:07.150 Âşikâre gördü Rabbü’l-izzeti, 00:44:07.400 --> 00:44:12.985 O izzet ve Celâl sahibi Cenâb-ı Mevlâ’yı Rasûlüllah Mi’rac’da aşikâre gördü. 00:44:13.100 --> 00:44:15.469 “Ahirette öyle görür ümmeti.” 00:44:15.494 --> 00:44:18.452 Korkma, sana da müyesser olabilir. 00:44:18.477 --> 00:44:21.402 Sen de iyi mü’min olursan, sen de ahirette öyle görürsün! 00:44:21.427 --> 00:44:24.559 Ama, Peygamber Efendimiz’e dünyada nasib oldu. 00:44:24.584 --> 00:44:27.308 Ref’ olup ol şâha yetmiş bin hicâb, 00:44:27.333 --> 00:44:30.702 Nûr-u tevhîd açtı vechinden nikàb. 00:44:30.727 --> 00:44:35.418 Eskiden çok güzel insanlar, yüzlerine peçe takarlardı. 00:44:35.443 --> 00:44:38.742 Erkekler de takarlardı. 00:44:38.767 --> 00:44:43.698 Yüzlerine peçe takarlardı, öyle gezerlerdi nazar değmesin diye, 00:44:43.723 --> 00:44:48.528 başkasının aklı karışmasın diye... Yüzüne perde takarlardı, 00:44:48.553 --> 00:44:52.991 kadınlar da, erkekler de... Buna nikàb denilir kaf ile. 00:44:53.160 --> 00:44:54.813 Nikàb, yâni peçe. 00:44:54.878 --> 00:44:59.618 Nûr-u tevhîd, yâni Lâ ilàhe illa’llàh nûru, 00:44:59.643 --> 00:45:04.430 tevhid nûru yüzünden peçeyi kaldırdı diyor. 00:45:04.680 --> 00:45:08.284 Anlatışı anlayabiliyor musunuz?.. Yâni neleri anlattırıyor, 00:45:08.309 --> 00:45:10.161 neleri hissettiriyor. 00:45:10.186 --> 00:45:15.875 Çok güzeller güzeli bir sîmâyı perde örtmüş, görünmüyor. 00:45:15.900 --> 00:45:19.634 Açıp bakınca, düşüp bayılacak insan, o kadar güzel! 00:45:19.659 --> 00:45:24.383 Nûr-u tevhid, Lâ ilàhe illa’llàh nuru, yâni vechullàh, 00:45:24.408 --> 00:45:26.849 Allah-u Teàlâ Hazretleri’nin vech-i pâki. 00:45:26.874 --> 00:45:32.519 Perdeleri yüzünden açtı, aşikâre gördü Rabbü’l-izzeti... 00:45:32.544 --> 00:45:38.748 O zaman Rasûlüllah, Allah-u Teàlâ Hazretleri’ni Mi’rac’da aşikâre gördü. 00:45:38.775 --> 00:45:44.218 Bî hurûfu lafzu savt ol padişâh 00:45:44.243 --> 00:45:47.323 Mustafâ’ya söyledi bî iştibah. 00:45:47.348 --> 00:45:49.756 “Söz olmadan, ses olmadan, 00:45:49.781 --> 00:45:53.993 harfler olmadan o alemlerin padişahı, 00:45:54.180 --> 00:45:56.334 meliki olan Allah-u Teàlâ Hazretleri, 00:45:56.359 --> 00:45:59.295 Muhammed-i Mustafâ’sına bir şeyler söyledi.” 00:45:59.320 --> 00:46:04.643 Şeş cihetten ol münezzeh zü’l-celâl 00:46:04.668 --> 00:46:08.944 Altı cihetten münezzeh olan, o Allah-u Teàlâ Hazretleri... 00:46:08.969 --> 00:46:13.481 Bi kem ü keyf âna gösterdi cemâl 00:46:13.506 --> 00:46:18.285 Söze bak, anlatışa bak! Yaşasın, yaşa, nur ol, vâr ol!.. 00:46:18.310 --> 00:46:21.631 Herkesin feryâd etmesi lâzım şimdi, yerlere serilmesi lâzım!.. 00:46:21.656 --> 00:46:22.986 Eskiden öyle olurmuş. 00:46:23.110 --> 00:46:28.902 Böyle güzel bir şey söylendiği zaman, cemaate bir heyecan yayılırmış; 00:46:28.927 --> 00:46:33.650 ah edenler, yaka yırtanlar, ayılanlar, bayılanlar olurmuş eski zamanda, 00:46:33.675 --> 00:46:35.467 anlatıyor kitaplar... 00:46:35.492 --> 00:46:40.168 Altı cihetten münezzeh olan, mekândan, zamandan münezzeh olan o 00:46:40.193 --> 00:46:41.396 Rabbü’l-àlemîn, 00:46:41.421 --> 00:46:45.819 keyfiyetsiz, kemiyetsiz, niceliksiz, niteliksiz cemâlini 00:46:45.844 --> 00:46:47.662 Rasûlüllah’a gösterdi. Nasıl?.. 00:46:47.687 --> 00:46:51.677 Anlayamam, anlatamam, anlamazsınız... Öyle. 00:46:51.702 --> 00:46:56.920 Ama işte Allah zâhir oldu mu, perde merde filan kalmaz, 00:46:56.945 --> 00:46:58.920 perdeler filan hepsi erir gider. 00:46:58.945 --> 00:47:03.130 Allah, sevdi mi, edepli kulunu sevdi mi, tecelli eder. 00:47:03.155 --> 00:47:08.211 Tecelli edince, yetmiş bin perde nurdan, yetmiş bin perde zulmetten... 00:47:08.236 --> 00:47:12.623 Perde filan kalmaz. Onu diyor Ebû Hüseyn-i Nûrî Hazretleri. 00:47:12.648 --> 00:47:15.646 O halde bizim ne yapmamız muhterem kardeşlerim?.. 00:47:15.671 --> 00:47:19.125 Cenâb-ı Mevlâ’nın rızasını, sevgisini kazanmamız lâzım! 00:47:19.150 --> 00:47:21.710 Kazanmağa çalışmamız lâzım! 00:47:21.960 --> 00:47:25.685 Perdeleri tek tek kaldırmağa çalışırsan, ömür biter, perdeler bitmez. 00:47:25.710 --> 00:47:30.722 Sen Cenâb-ı Mevlâ’nın sevgili kulu olmağa çalış, o zuhur etti mi, 00:47:30.747 --> 00:47:37.520 tecellî etti mi, perdelerin hepsi yok olur, gider. Tamam mı?.. 00:47:37.545 --> 00:47:41.777 Allah-u Teàlâ Hazretleri hepimize nasib eylesin... 00:47:41.802 --> 00:47:43.541 Fâtihâ-i Şerîfe mea’l-besmele!...