WEBVTT 00:00:00.000 --> 00:00:02.800 Bismillâhirrahmânirrahim. 00:00:03.760 --> 00:00:05.960 el-Hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn. 00:00:06.240 --> 00:00:11.480 Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh alâ küllî hâlin ve fî külli hîn. 00:00:11.760 --> 00:00:15.360 Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn 00:00:15.538 --> 00:00:20.622 Muhammedini'l-Mustafe'l-Emîn ve âlihî ve sahbihî ecmaîn 00:00:20.793 --> 00:00:26.450 ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd. 00:00:30.240 --> 00:00:32.000 Aziz ve muhterem kardeşlerim! 00:00:33.360 --> 00:00:37.200 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mübarek hadîs-i şerîflerinden 00:00:37.240 --> 00:00:40.960 bir miktar okuyacağız, izahına çalışacağız. 00:00:41.280 --> 00:00:46.960 Fe-kâle'n-nebiyyü sallallahu aleyhi ve selleme ve'llezî nefsî bi-yedihî 00:00:48.800 --> 00:00:54.680 lekadi'btederehâ aşeretü emlâkin, küllühüm harîsun alâ en yektübehâ 00:00:55.130 --> 00:01:02.891 fe-mâ derev keyfe yektübûnehâ hattâ rafeû ilâ zî'l-izzeti fe-kâle: "üktübûhâ kemâ kâle abdî" 00:01:03.274 --> 00:01:07.175 ya'nî el-hamdü li'llahi hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh, 00:01:07.245 --> 00:01:10.956 kemâ yuhibbü rabbünâ en yuhmede ve yenbeğî leh. 00:01:15.320 --> 00:01:23.360 Bu okuduğumuz birinci hadîs-i şerîf, zikir bâbında. 00:01:25.560 --> 00:01:28.640 Sevaplı cümleleri tekrar ediyoruz. 00:01:28.720 --> 00:01:36.600 Lâ ilâhe illallah, elhamdülillah, sübhânallah gibi bâkıyâtü's-sâlihât diye adlandırılan, 00:01:37.165 --> 00:01:40.513 güzel mânalara sahip olan, imanımızın 00:01:42.200 --> 00:01:47.760 temelini teşkil eden hakikatleri anlatan cümleler. Bunları okuyoruz. 00:01:47.960 --> 00:01:54.840 Bunların sevabına dair bir hadîs-i şerîf. Râvîsi Enes radıyallahu anh. 00:01:55.880 --> 00:02:05.760 Ahmed b. Hanbel'in, Neseî'nin, İbn Hibbân'ın ve daha başka hadis âlimlerinin kitaplarına kaydedilmiş. 00:02:06.279 --> 00:02:15.535 Peygamber Efendimiz'in, özel bir yemin ediş tarzı var; o tarzda yemin ederek başlıyor. 00:02:15.880 --> 00:02:26.360 Ve'llezî nefsî bi-yedihî. "Canım, nefsim, elinde olan zâta yemin olsun ki." 00:02:27.112 --> 00:02:28.989 Canım elinde olan zât ne demek? 00:02:29.278 --> 00:02:33.788 "İsterse beni yaşatır, isterse öldürür. 00:02:34.641 --> 00:02:40.909 Can almak ve vermek, diriltmek ve öldürmek O'na aittir 00:02:41.464 --> 00:02:45.690 ve beni dünya hayatında nasıl isterse öyle yapar. 00:02:45.366 --> 00:02:51.486 Kudret-i külliye sahibidir, ilim sahibidir, her şeyi bilir, her şeye kadirdir. 00:02:51.557 --> 00:02:55.395 Bir şeyin olmasını isterse, kün fe yekûn, 'Ol' der, olur, demek." 00:02:55.981 --> 00:03:05.178 O halde hepimiz Rabbimizin hükmüne, emrine ve kaderine bağlıyız. Elimizde bir şey yok. 00:03:05.331 --> 00:03:06.739 Canımız O'nun elinde. 00:03:07.161 --> 00:03:16.591 Üniversitedeyken okumuştuk. Mevlana Celâleddîn-i Rûmî'nin bir beytini hatırlıyorum, diyor ki; 00:03:17.523 --> 00:03:27.876 Biz kilcinin, çamurdan kap kacak yapan ustanın elindeki bir avuç çamur gibiyiz. 00:03:28.630 --> 00:03:39.488 Kilci çamuru alır, tezgâh dönerken elini suya batırarak çamura şekil verir. 00:03:39.504 --> 00:03:43.624 Ya tabak olur ya kâse olur ya testi olur. 00:03:43.360 --> 00:03:45.400 O çamura o şekli veren O. 00:03:45.160 --> 00:03:50.840 Kendi gafletimizden hâlâ diyoruz ki bizi şekillendiren usta nerede? 00:03:51.400 --> 00:03:54.200 Elindeyiz; istediği gibi bize şekil veriyor. 00:03:54.411 --> 00:04:00.101 Her şeyimiz O'na bağlı, her şeyimiz O'nun kudreti elinde. Gafletimizden hâlâ anlayamıyoruz. 00:04:01.360 --> 00:04:05.280 "O'nu göremiyoruz, bilemiyoruz da 'Nerede bizim kilcimiz?' 00:04:05.437 --> 00:04:08.444 diyoruz." diye edebî bir üslupla anlatmış. 00:04:08.796 --> 00:04:12.862 Her şeyin Allah'tan gelmesi dolayısıyla tabi Peygamber Efendimiz de; 00:04:12.940 --> 00:04:16.808 "Canım kudreti elinde olan Allah'a yemin olsun ki" diyor. 00:04:16.871 --> 00:04:19.818 Vallahi demiyor da böyle bir ifadeyle başlıyor. 00:04:23.138 --> 00:04:29.626 Böyle bir yeminle başlamak, bir işin ehemmiyetini anlatmak için önemli. 00:04:29.704 --> 00:04:34.438 Durup dururken düz bir şekilde söylemek varken yemin ederek başlanıyor; 00:04:34.508 --> 00:04:36.400 demek ki arkasından önemli bir şey gelecek. 00:04:36.301 --> 00:04:43.499 Ne buyrulmuş? "Nefsim, canım kudreti elinde olan Allah'a yemin olsun ki" 00:04:43.663 --> 00:04:54.334 Lekadi'btederehâ aşeretu emlâkin. "On tane melek bu işi yapmaya kalkıştı, davrandı, girişti." 00:04:54.560 --> 00:05:01.347 Küllühüm harîsun alâ en yektübehâ. "Hepsi bunun sevabını yazmaya haristiler, 00:05:01.541 --> 00:05:05.342 'aman ben yazayım' diye gayretliler, tembel değiller, hızlı çalışıyorlar." 00:05:06.342 --> 00:05:11.703 Fe-mâ derev keyfe yektübûnehâ. "Fakat sevabı nasıl yazacaklarını bilemediler." 00:05:11.875 --> 00:05:15.764 Öyle muazzam bir şey ki içinden çıkamadılar. 00:05:16.690 --> 00:05:18.334 Hattâ rafeû ilâ zî'l-izzeti. 00:05:18.467 --> 00:05:25.488 "İzzet ve celâl sahibi olan Allahu Teâlâ hazretlerine durumu ref ettiler, arz ettiler, dediler ki 00:05:25.558 --> 00:05:28.761 'Yâ Rabbi! Kulun bir söz söyledi; 00:05:29.500 --> 00:05:34.238 biz bunun sevabını nasıl yazacağımızı bilemedik. âciz kaldık, şaşırdık.'" 00:05:35.800 --> 00:05:36.720 Bunun üzerine Allahu Teâlâ hazretleri şöyle der: 00:05:36.760 --> 00:05:39.800 Üktübûhâ kemâ kâle abdî. 00:05:40.221 --> 00:05:46.331 "Kulum ne dediyse siz onu öyle yazın; 'bu kul şöyle dedi' diye yazın, sevabı bana aittir; 00:05:46.417 --> 00:05:48.701 siz onu bilemezsiniz, güç de yetiremezsiniz. 00:05:48.732 --> 00:05:54.788 On tane melek, yazsanız dursanız, bunun sevabını bitiremezsiniz." 00:05:55.178 --> 00:05:56.712 Nedir bu cümle? 00:05:56.840 --> 00:06:00.360 el-Hamdü li'llâhi hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh 00:06:01.389 --> 00:06:05.340 kemâ yuhibbü rabbünâ en yuhmede ve yenbeğî leh. 00:06:05.320 --> 00:06:08.680 Melekler bu sözün sevabını yazmaktan âciz kalmışlar. 00:06:09.210 --> 00:06:13.986 Ellerinden kalemleri bırakıp ne yapacaklarını şaşırmışlar. Rablerine demişler ki; 00:06:14.250 --> 00:06:17.887 "Kulun bir söz söyledi ama sevabını yazacak kudrette değiliz." 00:06:19.160 --> 00:06:23.120 O da; "Öyle yazın, sevabını ben veririm, siz karışmayın." buyurmuş. 00:06:23.520 --> 00:06:29.120 Şimdi gelelim bu sözün ezberlenmesine. Bir kere bu sözü hatırımızda tutmamız lazım. 00:06:29.240 --> 00:06:33.360 el-Hamdü li'llâhi hamden kesiran tayyiben mübâreken fîh 00:06:35.120 --> 00:06:52.120 kemâ yuhibbü rabbünâ en yuhmede ve yenbeğî leh. Bunu hatırınızda tutun. 00:06:52.360 --> 00:06:57.560 Mânasına geçelim: el-Hamdü li'llâhi hamden kesîren tayyiben. 00:06:57.565 --> 00:07:04.624 "Elhamdülillah, her türlü övgü, medh ü senâlar Allah'adır, Allah'ındır. 00:07:04.694 --> 00:07:08.768 Her şeyi Allah yarattığı için, hamd O'nadır." 00:07:09.651 --> 00:07:14.434 Hamden kesîren. "Allah'a çok hamd ile hamd ederim." 00:07:14.973 --> 00:07:19.335 Tayyiben. "Güzel, hoş bir hamd edişle hamd ederim." 00:07:21.800 --> 00:07:22.200 Mübâreken. 00:07:23.720 --> 00:07:28.480 Bu hamd edişin içinde nice sevaplar vardır, nice bereketler vardır. 00:07:28.549 --> 00:07:32.154 Kul şükredince, hamd edince nimet artar. 00:07:33.240 --> 00:07:39.200 "Çok hoş, mübarek bir hamd ile Allahu Teâlâ hazretlerine hamd ederim." 00:07:40.265 --> 00:07:48.844 Ve kemâ yuhibbü rabbünâ en yuhmede ve yenbeğî leh. 00:07:49.320 --> 00:07:57.160 "Rabbimiz hangi tarzda kendisine hamd edilmesinden hoşnut ve razı olacaksa 00:07:57.200 --> 00:08:01.440 ve Rabbimin celaline, makamına, azametine, izzetine, 00:08:01.520 --> 00:08:07.920 kudretine layık olan hamd ediş tarzı ne tarzdaysa o hamd edişle hamd ederim." 00:08:08.400 --> 00:08:10.520 Kesiran, tayyiben, mübâreken. 00:08:11.157 --> 00:08:17.639 "'Çok fazla miktarda hoş, bereketli, mübarek bir hamd ile 00:08:17.936 --> 00:08:24.226 Rabbimiz kendisine nasıl hamd edilmesini seviyorsa ve kendisinin azametine, celaline 00:08:24.400 --> 00:08:30.480 layık olan şekilde hamd etmek nasılsa o tarzda Rabbime hamd olsun.' 00:08:30.569 --> 00:08:32.758 dedi." diye melekler âciz kalmışlar. 00:08:33.367 --> 00:08:41.938 Hamd nedir? Övmektir ama kulların övülmesi gibi değil. Hamd Allah'a mahsustur. 00:08:43.914 --> 00:08:50.299 Kul kula herhangi bir şekilde övücü söz söylerse ona medih, sena derler. 00:08:50.994 --> 00:08:58.717 Bu hamd; verilen nimetlerin karşılığında duyulan minnettarlığı ifade eden bir övgü. 00:08:58.873 --> 00:09:03.214 Bir iyilik yapılmış veya nice iyilikler yapılmış da 00:09:03.386 --> 00:09:09.140 onun mukabilinde, o iyiliğe teşekkür babında yapılan övgü; boşuna değil! 00:09:09.219 --> 00:09:16.340 Mesela bir şair, bir hükümdarı methedebilir; ama yalan yanlış sıfatlarla... 00:09:16.371 --> 00:09:20.508 Adam zalimken "adilsin" cimri iken "ne cömertsin" der. 00:09:20.543 --> 00:09:25.991 Veyahut kötü huyluyken "şahane bir insansın" der; "kendisine para versin" diye 00:09:26.303 --> 00:09:31.780 korkak, aciz, beceriksizken göklere çıkarır. Böyle değil! 00:09:31.922 --> 00:09:41.661 Hamd; bir iyiliğin, bir nimetin karşılığında o nimeti verene karşı duyulan şükran borcu ile 00:09:42.130 --> 00:09:51.541 o nimetin karşılığı olarak yapılmış olan övgü ve teşekkür ifade eden bir medih. 00:09:51.955 --> 00:09:56.941 Allahu Teâlâ hazretleri kendisine hamd edilmesini emrediyor ve seviyor. 00:09:58.462 --> 00:10:02.300 Kitabımız da el-hamdü li'llâhi rabbi'l-âlemîn diye başlıyor. 00:10:02.810 --> 00:10:09.585 Kur'ân-ı Kerîm'in ilk suresi, Fâtiha sûresi de hamd ile başlar. Onun için şairin birisi demiş ki; 00:10:10.124 --> 00:10:20.912 Yok iştikâ-yı cevr-i felekten nisâbımız, Serlevhasında hamd ile başlar kitâbımız. 00:10:21.529 --> 00:10:27.460 "Biz feleğin cevri cefasından şikâyet etmeyiz, 00:10:27.374 --> 00:10:30.600 çünkü bizim kitabımız ilk sayfasında hamd ile başlar." 00:10:30.769 --> 00:10:34.319 Bu sevaplar sadece bu cümleye mahsus mudur? 00:10:34.858 --> 00:10:37.150 Bunun gibi bir tanesi de daha önce geçmişti: 00:10:37.160 --> 00:10:39.760 Sübhânallahi ve bi-hamdihî sübhâna'llâhi'l-azim. 00:10:39.760 --> 00:10:42.480 Bunun hakkında Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyordu: 00:10:43.800 --> 00:10:48.160 "Dile söylemesi kolay, ancak âhirette, mizanda çok ağır çekecek olan 00:10:48.200 --> 00:10:52.680 ve Allahu Teâlâ hazretlerinin çok sevdiği cümlelerdir." 00:10:53.120 --> 00:11:01.160 Bir de; "Hocam, ben bir rivayette okumuştum, sonunda ve bi hamdihî estağfirullâh da var." bir arkadaş ilave etmişti. 00:11:01.600 --> 00:11:04.760 "Tamam, o ilavesini de eklerseniz daha iyi olur." demiştim. 00:11:07.262 --> 00:11:14.890 Bir başka rivayet daha var: Bir defasında kulun birisi demiş ki; 00:11:15.240 --> 00:11:21.360 Allâhümme leke'l-hamdü kemâ yenbeğî li-celâli vechike ve li-azîmi sultânike. 00:11:22.249 --> 00:11:29.858 "Yâ Rabbi! Sana hamd olsun, senin zâtının celâline nasıl hamd etmek uygun oluyorsa 00:11:29.949 --> 00:11:37.607 o tarzda ve saltanatının azametine münasip ve mütenasip şekilde hamd olsun." 00:11:38.380 --> 00:11:43.197 Bu sözü söyleyen bir kul için de melekler kalemleri bırakmışlar; 00:11:43.493 --> 00:11:49.105 "Bu kul öyle bir hamd ile hamd etti ki şimdi biz buna ne yazacağız?" diye yine âciz kalmışlar. 00:11:49.240 --> 00:11:57.560 Demek ki hamd, tesbih, takdis, kelime-i tevhîd, lâ ilâhe illallah vs. bunların sevabı çok fazla. 00:11:58.670 --> 00:12:03.305 Bunların, bizim akıl gözüyle dünya gözüyle anlamamızın mümkün olmayacağı kadar 00:12:03.563 --> 00:12:13.590 muazzam sevapları var. Onun için dilimizi Allah'ın zikrinden hiç boş tutmamalıyız. 00:12:14.883 --> 00:12:23.998 Dilimiz daima Allahu Teâlâ hazretlerinin şükrüyle meşgul olmalı. 00:12:24.823 --> 00:12:30.688 Elhamdülillah mı deriz, sübhanallah mı deriz, hadîs-i şerîflerde geçen bu ifadeleri ezberleyip 00:12:31.110 --> 00:12:35.931 öyle mi yaparız, nasıl yaparsak yapalım bunları ezberlemeli ve çok çok söylemeliyiz. 00:12:36.299 --> 00:12:44.150 İmam Nevevî büyük hadis alimidir. Riyâzü's-sâlihîn'in sahibi ve çok müttakî bir insandır. 00:12:44.600 --> 00:12:48.300 Onun da Riyâzü's-sâlihîn kitabında öyle tesbihler var ki: 00:12:48.360 --> 00:12:52.760 "Bir kul bu tesbihi çektiği zaman şu kadar köle âzat etmiş gibi olur, 00:12:52.800 --> 00:12:59.120 şu kadar maddî sevaba nâil olur, bu kadar mânevî mertebesi yükselir." diye anlatılıyor. 00:12:59.337 --> 00:13:03.286 Demek ki Allahu Teâlâ hazretleri bu sözlere büyük sevaplar veriyor. 00:13:03.680 --> 00:13:10.480 Neden? Bu sevapları seveceği, kazanmak isteyeceği için kullar çok söyleyecekler. 00:13:10.920 --> 00:13:16.720 Çok söyleyince de o ilim, o iman, insanın kalbine işleyecek. 00:13:17.289 --> 00:13:23.144 Çok söylene söylene gönlüne yer edecek ve o duyguyu öğrenmiş olacak. 00:13:23.633 --> 00:13:30.542 Kul o duyguyla, hamd duygusuyla, tesbih duygusuyla, tevhid duygusuyla, 00:13:30.669 --> 00:13:35.388 her şeyin Allah'tan geldiğini bilen bir insan şuuruyla yaşayacak. Kâmil müslüman olacak. 00:13:36.408 --> 00:13:41.687 "Bu sözler ve sözlerin tekrarı çok sevaplı, yüz defa söyleyin." filan diye 00:13:41.840 --> 00:13:54.960 Efendimiz'in çeşitli tavsiyeleri vardır. Mü'minin önemli bir işi zikirdir. 00:13:55.400 --> 00:14:02.720 Buna benzer hayırlı, sevaplı cümleleri, Allahu Teâlâ hazretlerinin 00:14:02.960 --> 00:14:09.960 Esmâ-i Hüsnâ'sından herhangi birisini, Yâ Latîf, Yâ Hak, Yâ Hû, Yâ Rahmân, Yâ Rahîm, 00:14:10.365 --> 00:14:23.506 Yâ Celîl gibi Esmâ-i Hüsnâ'dan herhangi bir isim ile Allah, lâ ilâhe illallah diyerek 00:14:23.634 --> 00:14:29.240 veya hepsinden meydana gelen sübhâna'llâhi ve'l-hamdü li'llâhi ve lâ ilâhe illa'llâhu va'llâhu ekber 00:14:29.271 --> 00:14:33.370 ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm demek suretiyle 00:14:33.542 --> 00:14:38.100 bu sevapları kazanmaya devam eder. Bunlar devamlı gelir kaynağıdır. 00:14:38.172 --> 00:14:40.924 Hatta bir hadîs-i şerîfte okumuştum. 00:14:41.299 --> 00:14:47.943 Bir kişi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e fakr u zaruretinden, 00:14:48.654 --> 00:14:57.396 elinin darlığından, kazancının geçiminin güç durumda olduğundan, fakirliğinden şikâyet etmiş. 00:14:57.824 --> 00:14:59.480 Bunun üzerine Peygamber Efendimiz ona; 00:15:00.494 --> 00:15:07.446 "İnsanın maddî-mânevî nice sevaplar kazanmasına sebep olacak maddeten de 00:15:07.517 --> 00:15:12.370 kazancının fazlasına sebep olacak şu tesbihten yana durumun nasıl?" diyor. 00:15:13.427 --> 00:15:16.646 "Şu tesbihi çekiyor musun çekmiyor musun?" mânasına. 00:15:16.803 --> 00:15:20.896 O tesbih nedir? Sübhâna'llahi ve bi-hamdihi sübhâna'llâhi'l-azîm ve bi-hamdihî estağfirullâh. 00:15:21.219 --> 00:15:28.257 Sabah namazından önce veya sonra bunu yüz defa söylemeyi tavsiye ediyor. 00:15:28.520 --> 00:15:34.160 Demek ki bu çeşit mübarek sözleri tekrar etmek, zikirleri yapmak 00:15:34.240 --> 00:15:39.680 insanın zengin olmasına da sebep oluyor, maddî bakımdan kazanç sahibi olmasına da vesile oluyor. 00:15:39.976 --> 00:15:44.134 Onun için mü'minin dili zikirli olması lazım. 00:15:44.275 --> 00:15:51.884 Peygamber Efendimiz'in; "Yâ Rabbi! Bana şükredici, zikredici bir dil ver. 00:15:52.499 --> 00:15:59.500 Dilim senin zikrinle meşgul, kalbim şükredici, imanım sapasağlam olsun; 00:15:59.730 --> 00:16:02.840 yakîn sahibi olayım." diye duaları vardır. 00:16:04.114 --> 00:16:10.645 "Amellerin en faziletlisi, en hayırlısı en temûte ve lisânüke rabbü min zikri'llâh, 00:16:12.591 --> 00:16:19.790 "Dilin, Allah'ın zikriyle meşgulken, ter ü taze o zikirle devam ederken 00:16:19.360 --> 00:16:24.720 Allah'a kavuşman, öyle canını teslim etmendir." diye bildirmiş. 00:16:25.280 --> 00:16:34.840 Dervişlikte büyüklerimizin "Şu tesbihi şu kadar çekin, bu zikri şu kadar yapın." demesinin sebebi şudur: 00:16:34.918 --> 00:16:36.133 Muhterem kardeşlerim! 00:16:36.376 --> 00:16:43.330 İnsan bir şeyi tekrar ettiği zaman içine yer eder ve artık istese de istemese de onu söylemeye başlar; 00:16:43.464 --> 00:16:48.855 şarkı ise şarkı, zikir ise zikir, başka bir şey ise başka bir şey. 00:16:49.105 --> 00:16:57.516 Tekrar, iz bırakır ve o insan istemeden, gayri ihtiyari o işle devamlı meşgul olur. 00:16:57.840 --> 00:17:03.320 Onun için büyüklerimiz zikirle meşgul olmayı emretmişlerdir ki: 00:17:03.480 --> 00:17:09.000 "Aklın kontrolü elden gittiği zaman da, hâlet-i nez geldiği zaman da 00:17:09.400 --> 00:17:12.720 insan zikri gayri ihtiyari, kendiliğinden yapabilsin." 00:17:12.920 --> 00:17:17.440 Bir arkadaşımız kalp ameliyatı olmuş, bayıltmışlar. 00:17:17.687 --> 00:17:25.124 "Uyandım, baktım, Yasin suresini okuyup duruyorum, üçüncü sayfasındayım." diyor. 00:17:25.293 --> 00:17:28.893 Neden? Kendisi hafız, çocuklarını hafız yetiştirmiş. 00:17:29.275 --> 00:17:34.199 Şuuru gittiği, baygın kaldığı zaman, uyanırken aklının kontrolü yokken 00:17:34.269 --> 00:17:37.188 bakıyor ki dili Yasin suresiyle meşgul oluyor. 00:17:37.247 --> 00:17:39.949 Neden? İşte o evvelki alışkanlıktan. 00:17:40.187 --> 00:17:42.370 Onun için Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; 00:17:42.138 --> 00:17:48.400 "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Hangi hal üzere ölürseniz o hal üzere kalkarsınız." 00:17:48.591 --> 00:18:00.569 Kumarhanede, zina halinde, günah halinde ölürseniz ne fena; zikirle ölürseniz ne kadar güzel. 00:18:00.991 --> 00:18:06.760 O bakımdan zikri; başka insanlar bize "mecnun" diyecek kadar çok yapmaya çalışmalıyız. 00:18:07.180 --> 00:18:11.420 "Şuna bak, deli mi divane mi mecnun mu bu adam canım, bu kadar da olur mu?" 00:18:12.128 --> 00:18:15.570 desinler, biz zikri kalbe yerleştireceğiz. 00:18:15.922 --> 00:18:19.737 Nakşî tarikatine niye Nakşibendî tarikatı denmiş? 00:18:19.847 --> 00:18:29.225 Çünkü kelime-i tevhîdi ve Lafza-ı Celâli sadra ve kalbe yazmak, kazımak, nakşetmek 00:18:29.545 --> 00:18:34.369 esas olduğundan o isim verilmiş. 00:18:34.658 --> 00:18:39.430 İşte o zikirlerin bereketiyle insan hüsn-ü hâtime sahibi olur 00:18:39.528 --> 00:18:42.475 ve o güzel zikirleri yapa yapa ruhunu teslim eder. 00:18:42.658 --> 00:18:45.981 Peygamber Efendimiz "Amellerin en faziletlisi de budur." diyor. 00:18:46.364 --> 00:18:49.472 Çünkü ameller sonuna göre değer alır. 00:18:49.840 --> 00:18:55.373 İnsan kırk beş yıl müslüman yaşar, sonra bir günaha sapar, o günah üzere ölürse, 00:18:55.849 --> 00:19:01.255 sû-i hâtime ile ölmüş olur. En sonun güzel olması önemlidir. 00:19:01.614 --> 00:19:08.677 O bakımdan zikirden gafil olmayalım, zikirden kaçmayalım, zikir fırsatını kaçırmayalım. 00:19:09.900 --> 00:19:12.730 Dilimiz daima Hakk'ın zikriyle meşgul olsun, kalbimize zikir yerleşsin, 00:19:13.110 --> 00:19:20.423 kalbimiz daima âdeta tık tık, tık tık atar gibi, "Allah, Allah, Allah…" diye atsın. 00:19:22.641 --> 00:19:24.879 Her yerde söylediğim bir şeyi yine söyleyeyim: 00:19:24.933 --> 00:19:27.648 Zaman zaman [Mehmed Zahid] Hocamız rahmetullahi aleyh ile gezerdik. 00:19:27.705 --> 00:19:29.717 Beni alırdı; "Sen de gel bakalım." derdi. 00:19:29.740 --> 00:19:35.814 Biz de çoluk çocuk yük olmak istemezdik ama herhalde "biz alışalım, görelim" diye o emrederdi. 00:19:36.147 --> 00:19:38.759 Cennet-mekânın düşüncesi kim bilir neydi? 00:19:39.230 --> 00:19:45.330 "Çocuklar küçük, gittiğimiz yerde yük oluruz, yaşlıları üzeriz." diye istemezdim ama ısrar ederdi. 00:19:45.619 --> 00:19:48.401 Bir keresinde Ankara'da bir evde misafir kaldık, yattık. 00:19:48.846 --> 00:19:55.343 Tabi evin imkânları mahdut oluyor. Beni ve Hocamız'ı bir salona yatırdılar. 00:19:55.390 --> 00:19:59.931 Hocamız merdivenin yanında bir somyaya yattı, ben de öteki uçta yattım. 00:20:00.790 --> 00:20:05.798 Başka zaman Hocamız'la bir arada, aynı odada yattığımız olmadı. Kendi odasına çekilirdi. 00:20:06.263 --> 00:20:12.221 "Gece ne zaman kalkar, ne yapar, uyuduğu zaman nasıl olur?" onu pek bilemezdik. 00:20:12.294 --> 00:20:24.514 O gece Hocamız öyle derin bir uykuyla uyuyor ki nefesinden belli ve ağzından da muntazaman 00:20:24.873 --> 00:20:28.609 "Allah, Allah, Allah…" diye Lafza-i Celâl devam ediyor. 00:20:28.875 --> 00:20:31.196 Hem derin uykuda hem zikre devam ediyor. 00:20:32.430 --> 00:20:38.896 İşte zikr-i müdâm, "daimi zikir" haline erişmiş insanların halleri böyle oluyor. 00:20:39.199 --> 00:20:42.178 Bu da çalışmakla oluyor, gayret etmekle oluyor. 00:20:42.553 --> 00:20:48.100 Onun için dervişin her gün zikir vazifelerini yapması, ihmal etmemesi ve 00:20:48.452 --> 00:20:52.956 zikir vazifelerinin dışında da gününün fırsat bulduğu hiçbir dakikasını boş geçirmeyip 00:20:53.190 --> 00:20:56.379 kalbini ve lisanını zikrullah ile meşgul etmesi gerek. 00:20:56.781 --> 00:21:03.103 Siz de bunu böylece zihninize yerleştirin. Hayatınızın önemli prensiplerinden birisi bu. 00:21:05.637 --> 00:21:06.843 Diğer hadîs-i şerîf: 00:21:07.445 --> 00:21:11.992 Ve'llezî nefsî bi yedihî le-yeûdenne hâze'l-emri kemâ bedee 00:21:12.195 --> 00:21:17.286 ve le-yeûdenne külle îmânin ile'l-medîneti hattâ yekûnü külli îmânin bi'l-medîneti. 00:21:17.560 --> 00:21:21.924 Câbir radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: 00:21:22.697 --> 00:21:29.150 "Nefsim kudreti elinde olan, canım kudreti elinde olan Allah'a yemin ederim ki and olsun ki 00:21:30.650 --> 00:21:45.120 bu iş ilk başladığı gibi ilk başladığı yere dönecektir ve imanın hepsi 00:21:45.964 --> 00:21:55.486 muhakkak ve muhakkak Medine'ye avdet edecektir, geri dönecektir ve bütün iman Medine'de kalacaktır." 00:21:55.769 --> 00:22:03.400 Dünyanın başka yerlerinden geri Medine'ye gelecektir. Bu âhir zaman halidir. 00:22:03.910 --> 00:22:06.584 Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde buyurdu ki; 00:22:07.140 --> 00:22:11.250 "Vallahi bu din, okyanusların dalgaları üzerinde dalgalanacak." 00:22:11.440 --> 00:22:15.280 Ta nerelere kadar yayılacak, dünyada herkes duyacak. 00:22:15.632 --> 00:22:19.866 Aynı hadisleri söyleyen Peygamber Efendimiz yine buyuruyor ki; 00:22:19.890 --> 00:22:22.799 "Bu iman gerileyecek gerileyecek, sadece Medine'de kalacak, 00:22:22.908 --> 00:22:26.718 Medine'de toplanacak, Medine'ye münhasır kalacak." Neden? 00:22:27.460 --> 00:22:38.300 İnsanlar ehl-i dünya, ehl-i hevâ, ehl-i kebâir, hizb-ü şeytanın mensupları, 00:22:38.358 --> 00:22:44.677 şeytanın maskarası, nefsin esiri olacaklar; dinlerini, imanlarını unutacaklar. 00:22:44.974 --> 00:22:48.237 O kıtaları geçip okyanusların üzerinde dalgalanmış olan, 00:22:48.424 --> 00:22:53.632 dünyanın her yerine yayılmış ve duyulmuş olan İslam gerileyecek, gerileyecek, gerileyecek, 00:22:54.443 --> 00:22:59.600 ilk çıktığı yuvaya, Medine'ye münhasır kalacak. 00:22:59.795 --> 00:23:04.558 Böyle olacağını birçok hadîs-i şerîflerden biliyoruz. Bu âhir zamanda olacak. 00:23:05.252 --> 00:23:12.916 Maalesef insanların gafletle dinlerine sırt çevirerek yaşamaları sonunda bu durum olacak. 00:23:16.140 --> 00:23:22.910 Başka bir ifade ile Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîfinde buyurmuş: 00:23:22.227 --> 00:23:26.511 Bedee'l-İslâmü ğarîben sümme yeûdü ğarîbâ. 00:23:26.683 --> 00:23:34.541 "İslâm garibane, garip olarak, boynu bükük olarak başladı, yine garip haline, gariban haline dönecek. 00:23:35.442 --> 00:23:41.890 " Fe-tûbâ li'l-gurabâ. "Ne mutlu o gariplere!" 00:23:42.201 --> 00:23:51.526 İslâm'a sımsıkı sarılmışlar, müslümanların boynu bükük, hepsi gariban, mazlum, mağdur, perişan. 00:23:52.000 --> 00:23:55.200 Peygamber Efendimiz; "Ne mutlu o gariplere!" diyor. Neden? 00:23:55.760 --> 00:23:59.640 Tüm dünyanın baskısı üzerlerinde, hepsi ehl-i dünya olmuşlar. 00:23:59.640 --> 00:24:02.920 Bu garipler âhiretten vazgeçmiyorlar, Allah'ın yolundan vazgeçmiyorlar, 00:24:03.000 --> 00:24:07.600 imana sadakatlerini bırakmıyorlar, Allah yolunda çalışmaktan geri durmuyorlar, 00:24:07.669 --> 00:24:09.590 onun için "Ne mutlu!" diyor. 00:24:11.900 --> 00:24:13.900 Ve me'l gurabâu yâ Resûlallah? 00:24:13.119 --> 00:24:19.312 "Bu methettiğin garipler zümresi nedir, bu ne demek oluyor ya Resûlallah?" diye soruyorlar. 00:24:19.375 --> 00:24:21.522 Peygamber Efendimiz cevabında şöyle buyuruyor: 00:24:21.678 --> 00:24:33.159 Ellezîne yuslihûne mâ efsede'n-nâs. "Bu garipler, insanların bozdukları, fesada uğrattıkları, 00:24:33.761 --> 00:24:37.717 dejenere ettikleri, mahvettikleri şeyleri, ıslah etmeye çalışanlardır" 00:24:38.240 --> 00:24:43.197 Gariptirler çünkü toplumlarında kendilerine anlayış gösteren insan kalmamıştır. 00:24:43.439 --> 00:24:49.840 Hani Necip Fazıl merhumun; "Öz vatanında parya." dediği gibi 00:24:49.334 --> 00:24:57.512 etrafta ailesinden, akrabasından, komşularından, arkadaşlarından kendisine kafa dengi kimse yok. 00:24:57.840 --> 00:25:02.288 Sanki mübarek, yabancı bir ülkeye gitmiş de orada kimsesiz kalmış gibi 00:25:02.593 --> 00:25:06.609 ama dinine yardım etmeyi, çalışmayı bırakmıyor. 00:25:07.444 --> 00:25:13.354 Onlar bozmaya çalıştıkça bu mübarekler de düzeltmeye, ıslah etmeye çalışıyorlar. 00:25:13.596 --> 00:25:16.984 Bir başka hadîs-i şerîfi hepiniz bilirsiniz: 00:25:17.195 --> 00:25:22.547 Lâ tezâlü tarfetehüm min ümmetî zâhirîne alâ'l-hakki hattâ tekûme sâah. 00:25:23.109 --> 00:25:26.910 "Ümmetimden daima bir grup mübarek insan 00:25:26.123 --> 00:25:30.106 kıyamet kopuncaya kadar hakkı destekleyici olarak mevcut olacak." 00:25:30.177 --> 00:25:34.790 Ne olursa olsun iyi insanlar yeryüzünden eksik olmayacaklar; 00:25:34.141 --> 00:25:41.120 kıyamet kopuncaya kadar az da olsa bir grup ihlâslı, gayretli müslüman mevcut olacak. 00:25:41.616 --> 00:25:47.201 İslâm'ın zaferlerini görmeyi severiz, müslümanların izzet 00:25:47.428 --> 00:25:54.877 ve itibar üzere olmalarını temenni ederiz ama Rabbimiz'in kaderi, istikbalde böyle olacak. 00:25:55.240 --> 00:25:59.440 Bu kıyamet, şerlilerin kafasına patlayacak. 00:25:59.440 --> 00:26:03.720 Yeryüzünde şerli insanlara kalacak, onların kafasına patlayacak da 00:26:03.800 --> 00:26:09.120 onun için Allahu Teâlâ hazretleri sevdiği kulları aralarından alacak, kimse kalmayacak. 00:26:09.345 --> 00:26:16.592 Bize düşen, olabilen kudretimizle, kuvvetimizle, imkânımızla Allah'ın dinine, dinimize destekçi olmak, 00:26:17.360 --> 00:26:24.440 İslâm'ın garibane duruma düşmemesine gayret etmek, çalışmak ve Allah'ın dinine yardımcı olmak. 00:26:24.600 --> 00:26:30.760 İnsan böyle yardımcı olduğu müddetçe, dünya ve âhiretin hayırlarına erer. 00:26:31.590 --> 00:26:35.791 Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor: Ve'llezîne câhedû fî mâ le yehdiyennehum sübülenâ. 00:26:35.840 --> 00:26:43.800 "Biz Azîmüşşân kimler bizim uğrumuzda cehd, cihat ederlerse, biz onlara 00:26:43.800 --> 00:26:50.280 bize gelen yolları gösteririz, o yollara sevk ederiz, o yollara sokarız, o yollara hidayet ederiz." 00:26:50.560 --> 00:26:53.600 Demek ki Allah rızasını kazanmanın önemli bir yolu, 00:26:53.752 --> 00:26:57.152 din-i mübin-i İslâm'a var gücüyle hizmet etmektir. 00:26:57.600 --> 00:27:01.400 Biz müslümanların ana mesleği, İslâm'a hizmet mesleğidir. 00:27:01.800 --> 00:27:07.120 Doktorluk, mühendislik, tüccarlık, esnaflık, işçilik değil. 00:27:07.432 --> 00:27:14.199 uyumsuz kısım"28,27-28,35 te geçiyor burası" 00:27:14.559 --> 00:27:18.170 İşçi olarak fabrikada çalışırız, etrafımıza İslâm'ı yaymaya çalışırız. 00:27:20.353 --> 00:27:26.664 Patron olarak fabrika işletiriz, işçilerimizi müslüman etmeye çalışırız, 00:27:26.719 --> 00:27:28.743 paramızla İslâm'a yardımcı olmaya çalışırız. 00:27:29.720 --> 00:27:32.845 Devlet dairesine gireriz, devleti ıslah etmeye çalışırız, 00:27:33.991 --> 00:27:38.144 halka hizmet etmeye çalışırız, Hakk'a hizmet etmeye çalışırız. 00:27:38.246 --> 00:27:44.820 Her meslekten olan insanın kendi mesleğindeki çalışmasını İslâm'a fayda sağlayacak bir tarzda 00:27:45.148 --> 00:27:49.375 yönlendirmesi, o tarzda çalışması lazım çünkü bizim asıl mesleğimiz dünyada 00:27:49.533 --> 00:27:52.786 para kazanmak değil, Allah'ın dinine hizmet etmektir. 00:27:52.920 --> 00:28:00.520 Eğer biz tüm gayretimizi Allah'ın dinine yardıma tahsis edersek Allah'ın dinini yaymaya, 00:28:01.540 --> 00:28:08.708 irşada, cihada tahsis edersek Allah, dünyalık kazanmak için yapacağımız çalışmalardan 00:28:08.725 --> 00:28:14.297 daha büyük kazancı bu yolla bize verir. Mahrum etmez, daha fazlasını verir. 00:28:14.811 --> 00:28:20.478 Şöyle düşünün: Osmanlılar cihat ediyorlardı, onların maddî imkânları bizden kat kat daha fazlaydı. 00:28:20.838 --> 00:28:25.303 Biz bu gün her birimiz kendi işimizin peşine düşmüşüz, hepimiz muhtaç, fakir. 00:28:25.452 --> 00:28:30.475 Türkiye bütünüyle Amerika'ya muhtaç, herkes bu durumda. 00:28:30.533 --> 00:28:34.575 Onun için tek çare Allah'ın yoluna dönmek, cihat etmek, 00:28:34.731 --> 00:28:40.910 Allah yolunda çalışmak ve bir dakikasını dahi boş geçirmemeye gayret etmektir. 00:28:41.959 --> 00:28:43.987 Üçüncü hadîs-i şerîf: 00:28:50.435 --> 00:28:55.140 Ve'llezî nefsu Muhammedin bi-yedihî inne'l-abde le-ye'tî yevme'l-kıyâmeti 00:28:55.398 --> 00:29:03.167 ve lehû hasenâtün mislü'l-cibâli revâsî yezunnü ennehû se-yedhulü'l-cennete 00:29:03.377 --> 00:29:11.494 ve lâ tezâlü mazlimetühû te'tîhi hattâ mâ yebkâ lehû hasenetün 00:29:11.570 --> 00:29:21.641 ve hattâ yüc'ale aleyhi emsâlü'l-cibâli'r-revâsî ve yü'meru bihî ile'n-nâr. 00:29:21.880 --> 00:29:23.560 Câbir radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. 00:29:24.000 --> 00:29:26.760 Peygamber Efendimiz yine yemin ederek şöyle buyuruyor: 00:29:26.838 --> 00:29:36.521 Ve'llezî nefsî bi-yedihî. "Canım, nefsim elinde olan Allah'a and olsun ki yemin ederim ki bir kul, 00:29:37.000 --> 00:29:45.200 kıyamet gününde hesap yerine, yüce, yalçın dağlar gibi 00:29:45.280 --> 00:29:48.320 sevaplarla gelir ve sanır ki 00:29:48.400 --> 00:29:53.760 bu yaptığı amellerle sevaplı işlerle cennete girecek." 00:29:53.880 --> 00:29:57.240 Hesap mahalline gelir, fakat... 00:29:57.643 --> 00:29:59.975 Fe-lâ-tezâlü mazlimetühû te'tîhi. 00:30:00.452 --> 00:30:04.471 "Muhtelif insanlara zulmetmiştir, haklarını yemiştir, 00:30:04.635 --> 00:30:07.594 çeşitli kusurlar işlemiştir, günahlar işlemiştir." 00:30:07.953 --> 00:30:12.392 Orası Mahkeme-i kübrâdır, haksızlıkların telafi edildiği yerdir. 00:30:12.705 --> 00:30:15.880 Haksızlık ettiği, zulmettiği, hakkını çiğnediği, 00:30:16.500 --> 00:30:19.843 hakkını vermediği kimseler orada onun haklarını sevap olarak alırlar. 00:30:20.150 --> 00:30:23.264 Onun sevabından alırlar, alırlar, alırlar… 00:30:23.631 --> 00:30:28.471 Hattâ lâ yebkâ lehû hasenetün. "Kendisinin bir tek hasenesi kalmayıncaya kadar 00:30:28.549 --> 00:30:32.914 elindeki bu yalçın dağlar gibi, karlı dağlar gibi sevaplar gider." 00:30:33.200 --> 00:30:35.880 Kendisine bir tek hasene kalmayacak şekilde sevapları; 00:30:36.200 --> 00:30:42.600 o zulmettiği, gadrettiği, haksızlığa uğrattığı insanlar tarafından hak olarak alınır 00:30:42.943 --> 00:30:49.371 ve kendisinin üzerine yine yalçın, karlı dağlar misali günahlar kalır. 00:30:49.560 --> 00:30:54.800 Neden? Çünkü sevaplar bitince eğer hak sahipleri daha bitmemişse 00:30:54.120 --> 00:30:58.640 gelip "Yâ Rabbi! Bu kulun bana zulmetmişti, hakkımı isterim." diye dava ettikleri zaman, 00:30:58.520 --> 00:31:03.200 hak isteyen kulun günahını ona verirler. 00:31:03.320 --> 00:31:05.600 Bu sefer gittikçe, gittikçe zarara uğrar… 00:31:06.570 --> 00:31:13.920 İşlemediği günahların veballeri onun üstüne yüklenir, dağlar gibi günahla baş başa kalır ve sonunda, 00:31:14.131 --> 00:31:21.200 ve yü'merü bihî ile'n-nâr, "Cehenneme atılması emrolunur." Sürüklenip götürülüp cehenneme atılır. 00:31:21.690 --> 00:31:24.205 Muhterem kardeşlerim! Kul hakkı çok önemlidir. 00:31:24.947 --> 00:31:28.379 Bir insanın kazancının helal olması fevkalade mühimdir. 00:31:28.597 --> 00:31:33.454 Herhangi bir kimsenin hakkını yememek, bir kimseye zulmetmemek, haksızlık etmemek, 00:31:33.579 --> 00:31:36.825 gadretmemek hayatın en önemli işlerinden biridir. 00:31:38.684 --> 00:31:50.285 İnsan hacı, hoca, müezzin, imam, derviş olabilir; ancak hak yemişse bu duruma gelebilir. 00:31:50.778 --> 00:31:55.890 Allah saklasın, âhiretin müflisi, fukarası durumuna düşebilir. 00:31:55.361 --> 00:31:59.411 O bakımdan hepimizin kazancımıza çok dikkat etmemiz gerekiyor. 00:31:59.677 --> 00:32:07.380 Muamelatımıza çok dikkat etmemiz, zulüm ve gadir cinsinden işlere hiç yanaşmamamız, 00:32:09.116 --> 00:32:12.903 haksız iş yapmamamız, son derece titiz olmamız gerekiyor. 00:32:13.133 --> 00:32:18.960 Bundan sonra bu kul hakkı, zulum ve gadir meselesine çok dikkat edelim. 00:32:19.249 --> 00:32:28.701 Müslüman zulmeder mi? Öyle bir eder ki hanımına, çocuğuna, komşusuna, camide cemaate zulmeder. 00:32:29.591 --> 00:32:33.330 Camidedir, cami cemaatidir, arkadaşına zulmeder. 00:32:33.634 --> 00:32:43.540 İnsan cahil oldu mu gafil oldu mu şeytan aldatır, çok zulümler yaptırır, çok haksızlıklar yaptırır. 00:32:43.265 --> 00:32:47.866 Onun için aman Rabbimiz yardımcımız olsun. 00:32:48.123 --> 00:32:50.907 Her çeşit zulümden, haksızlıktan, gadirden, 00:32:51.212 --> 00:32:56.202 haksız mal mülk ve menfaat iktisabından son derece kaçınmalıyız. 00:32:56.285 --> 00:32:58.764 Lokmamızın helal olmasına dikkat etmeliyiz. 00:32:59.690 --> 00:33:03.562 Muamelatımızın İslâmca olmasına, müslümanca olmasına çok dikkat etmeliyiz. 00:33:04.257 --> 00:33:12.290 Adım hoca, sakalım var, adım hacı, hacca gitmişsin ama komşular yaka silkiyor, 00:33:12.680 --> 00:33:19.254 seninle iş yapanlar sana itimat etmiyor. Çok fena! Bu durum fevkalade fena bir durumdur. 00:33:19.433 --> 00:33:26.125 Burada bir kardeşimiz iş yapmaya gelmiş; 00:33:26.422 --> 00:33:35.338 fakat daha muamelelerin başında hemen ilk anlaşmayı bozmuş, haksız bir şey istemiş. 00:33:35.741 --> 00:33:37.954 Onlar da hemen yazıhaneden kalkmışlar, gitmişler. 00:33:38.423 --> 00:33:44.790 "Daha ilk başta, verdiği sözü çiğneyip haksız bir şey istiyor; bundan hayır gelmez." demişler, 00:33:44.807 --> 00:33:49.530 çıkmışlar gitmişler. İnsan muamelesiyle insandır; muamele çok önemli. 00:33:49.827 --> 00:33:54.861 Karınıza karşı kocalığı nasıl yapıyorsunuz, çocuğunuza karşı babalığı nasıl yapıyorsunuz, 00:33:55.220 --> 00:34:00.842 komşulara karşı komşuluğu nasıl yapıyorsunuz, şeyhinize karşı müritliği nasıl yapıyorsunuz, 00:34:01.600 --> 00:34:05.697 Allah'a karşı kulluğunuzu nasıl yapıyorsunuz? Bunların hepsi son derece önemlidir. 00:34:05.760 --> 00:34:12.890 Davranışları düzelmeyince, ahlakî olmayınca Allah'ın rızasına uygun olmayınca 00:34:13.660 --> 00:34:19.419 istediği kadar oruç tutsun, namaz kılsın, öteki taraftan yapılan zulümler, gadirler 00:34:19.451 --> 00:34:25.573 onu âhirette fecî duruma düşürür. Onun için müslümanın muamelesi mutlaka asil olacak. 00:34:25.855 --> 00:34:30.222 Sözü senet olacak, verdiği sözü yerine getirecek. 00:34:30.400 --> 00:34:33.960 Bu arada çok sevdiğim bir amcayı da burada zikretmek istiyorum. 00:34:34.160 --> 00:34:39.560 "Rahmete ermesine vesile olsun, Allah cümle geçmişlerimize rahmet etsin." diye. 00:34:39.600 --> 00:34:43.240 "Bahtiyar amca" diye Arnavut asıllı bir baba dostu amcamız vardı. 00:34:43.988 --> 00:34:48.750 Allah mekânını cennet etsin. Çok candan dua ediyorum, kendisini çok seviyorum. 00:34:49.376 --> 00:34:53.841 Fatih'te üç katlı bir evi vardı. Ben evi hatırlıyorum. 00:34:54.480 --> 00:35:01.840 Bu evi satılığa çıkarmış, satmak istemiş ve kırk iki bin liraya birisiyle anlaşmışlar. 00:35:02.815 --> 00:35:08.289 Ertesi gün evi satacağını anlayan bir başka müşteri gelmiş: 00:35:08.579 --> 00:35:12.251 "Bahtiyar amca, sen evi satıyormuşsun." "Evet" demiş, "Sattım." 00:35:12.974 --> 00:35:15.627 "Kaça sattın?" "Kırk iki bin liraya sattım." 00:35:15.791 --> 00:35:21.329 "Ben sana altmış beş bin lira vereyim. Kapora aldın mı?" "Almadım." 00:35:21.962 --> 00:35:24.910 "Tapuda işlemleri tamamladın mı?" "Tamamlamadım." 00:35:25.792 --> 00:35:29.295 "Ben sana altmış beş bin lira vereyim, bana sat. Çok ucuza vermişsin. 00:35:29.584 --> 00:35:32.203 Ben daha fazlasını vermeye razıyım." 00:35:33.310 --> 00:35:35.402 Bahtiyar amca doğrulmuş yerinden, bir kızmış. 00:35:35.581 --> 00:35:37.624 "Sen benim lafımı duymadın galiba. 00:35:37.968 --> 00:35:43.662 Ben 'evi sattım' diyorum sen hâlâ bana başka teklifte bulunuyorsun." diye bir sertlenmiş. 00:35:43.888 --> 00:35:47.399 Sertlenecek bir insan da değildir, halim selim bir insandır ama dürüstlüğe bak; 00:35:47.532 --> 00:35:51.822 gözü, yüzde elli zamlı fiyatı görmüyor. 00:35:52.950 --> 00:35:56.480 Neden? Sözü senet, müslüman, muamelesi sağlam adam. 00:35:56.745 --> 00:36:00.803 Muhterem kardeşlerim! Böyle olmamız lazım, dürüst olmamız lazım, sözün senet olması lazım. 00:36:01.253 --> 00:36:06.755 Bizim kardeşlerimiz burada bir apartman dairesi tutmak istemiş. 00:36:07.560 --> 00:36:16.239 Adamla konuşmuşlar, diyelim ki binaya yıllık yüz yirmi bin lira kira teklif etmişler. 00:36:16.434 --> 00:36:21.615 O da düşünmüş ki önümüzdeki sene İranlılar gelir, 00:36:22.701 --> 00:36:26.399 onlar daha çok para sahibi, onlara daireleri daha büyük kârla veririm. 00:36:28.416 --> 00:36:42.607 Bunlara ret cevabı vermiş. Fazla fiyat istemiş, ilk konuşulan fiyattan farklı fiyat istemiş ve vermemiş. 00:36:43.240 --> 00:36:50.323 Sonra İranlıların gelmeyeceği anlaşılınca, bu sefer kendisi haber göndermiş. 00:36:50.894 --> 00:36:55.750 Bizim yönetici kardeşlerimize seksen bin teklif etmiş. 00:36:56.481 --> 00:37:05.253 Kendileri önceden yüz yirmi bin teklif etmişti, kabul etmedi, şimdi "Seksen bin teklif edin." demiş. 00:37:05.620 --> 00:37:12.311 Üç aşağı beş yukarı konuşmuşlar ama bizim kardeşlerimiz yine eskisinden biraz daha aza anlaşmışlar. 00:37:12.823 --> 00:37:18.709 Muamele sağlam olacak, söz senet olacak, kaypaklık olmayacak, dürüstlük olacak; İslâm öyle. 00:37:19.139 --> 00:37:24.763 İstanbul'da bir kardeşimiz anlattı, muhtelif vaazlarda da söyledim.. 00:37:25.920 --> 00:37:28.680 Babası manifaturacı dükkânına gelmiş. 00:37:28.840 --> 00:37:34.960 Samsun, Ordu veya Giresun taraflarından bir kardeşimiz. Manifaturacı dükkanları var, büyük. 00:37:35.530 --> 00:37:37.348 Masanın üstünde kâğıtlar görmüş; 00:37:37.400 --> 00:37:39.800 "Bunlar ne böyle?" diye sormuş. Oğlu da; "Senet, baba." demiş. 00:37:39.920 --> 00:37:43.880 Yaşlı hacı baba, dükkânı oğlu idare ediyor. "Senet! 00:37:44.240 --> 00:37:51.160 Vah vah vah, Allah Allah, aman yâ Rabbi! Eûzübillâhimineşşeytânirracîm, Allah'a sığınırım. 00:37:51.247 --> 00:37:52.613 Zaman bu kadar bozuldu mu? 00:37:52.640 --> 00:37:56.520 Demek ki müslümanın lafına itimat yok da işler senetle mi yapılır hâle geldi? 00:37:56.920 --> 00:38:00.640 Vay başıma gelenler!" diye senet alınmasına hayret etmiş. 00:38:01.354 --> 00:38:09.690 Şimdi senet alınıyor da senet boş çıkıyor. Protesto oluyor, borçlu yine vermiyor. 00:38:09.194 --> 00:38:15.778 Adamın biri üç yıl önce beş adet koltuk takımı almış. 00:38:15.960 --> 00:38:18.960 Ankara'dan getirmiş, Erzincan'daki dükkânına koymuş. 00:38:19.320 --> 00:38:29.560 Senetleri tıkır tıkır imzalamış, sonra ödememiş. Protesto olmuş, yine ödememiş. 00:38:29.720 --> 00:38:33.400 Sonradan mahkemede; "Ödeyeceğim tamam, ama şu anda elimde para yok." demiş, 00:38:33.598 --> 00:38:43.199 üç sene geriye attırmış. Üç senede de ilk verdiği fiyatı ödüyor. Büyük haksızlık tabi. 00:38:43.804 --> 00:38:46.815 Muhterem kardeşlerim! İnsan dürüst olacak, verdiği sözü tutacak. 00:38:47.110 --> 00:38:53.760 Bu hadîs-i şerîfte görüyorsunuz; insan namaz kılabilir, oruç tutabilir, çok sevaplı işler yapabilir; 00:38:53.799 --> 00:39:00.792 bu sevapları yalçın yüce dağlar gibi olabilir ama eriyebilir, onun yerine günahlar gelebilir; 00:39:00.880 --> 00:39:02.360 onun için muamelemiz sağlam olacak. 00:39:02.560 --> 00:39:07.360 Geleceğiz dedik mi gelmeliyiz. Ancak elimizde olmayan bir mazeret olursa; 00:39:07.823 --> 00:39:14.790 trafik kazası olur, yol tıkanık olur, hastalık olur, baygınlık olur, olağanüstü bir durum olur; o ayrı. 00:39:14.118 --> 00:39:18.259 Ama insan söz verdi mi sözünde durmalı, yerine getirmeli, 00:39:18.454 --> 00:39:23.548 muamelesi dürüst olmalı, ister senet olsun ister olmasın, bir söz kâfi. 00:39:24.410 --> 00:39:29.586 Yatakta vefat eden şahıs vasiyet etmiş, ölmüş gitmiş. 00:39:29.992 --> 00:39:36.397 "Canım keyfimize göre bölüşelim." Ama o söyledi ya bir vasiyeti var ya o vasiyeti tutması lazım. 00:39:36.686 --> 00:39:43.766 Senet! Anlaşma olsun veya olmasın, söz senettir, ona göre hareket etmeye çalışmalı. 00:39:44.438 --> 00:39:47.698 Allah cümlemize dürüstlük nasip eylesin. 00:39:48.400 --> 00:39:50.840 Bir hadîs-i şerîf daha okuyalım: 00:39:56.120 --> 00:40:01.520 Ve'llezî nefsî bi-yedihî lâ yüslimü abdün hattâ yüslime kalbühû 00:40:01.587 --> 00:40:10.444 ve lâ yü'minü hattâ ye'mene cârühû bevâikahû kîle ve mâ bevâikuh kâle ğaşmühû ve zulmühû. 00:40:10.522 --> 00:40:15.274 İbn Mesud radıyallâhu anhüma'dan Hara'itî rahmetullahi aleyh rivayet eylemiş. 00:40:15.571 --> 00:40:17.346 Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: 00:40:17.760 --> 00:40:26.480 Ve'llezî nefsî bi-yedihî. "Şu nefsimi elinde tutan Allah'a yemin ederim ki and olsun ki." 00:40:26.720 --> 00:40:33.600 "Kul, kalbi müslüman olmadıkça hakiki müslüman olmaz." 00:40:33.919 --> 00:40:39.190 Kalbi müslüman olacak. Kalbi fitne, fesat, kâfir, münkir durumda olmayacak. 00:40:40.946 --> 00:40:42.844 Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyruluyor: 00:40:43.180 --> 00:40:48.762 Kâleti'l-a'râbü âmennâ. "Bedeviler dediler ki biz iman ettik." 00:40:49.320 --> 00:40:52.800 Kul lem tü'minû. "Ey Resûlum! Onlara de ki siz daha inanmadınız." 00:40:53.167 --> 00:40:55.272 Lem tü'minû. "Daha iman etmediniz." 00:40:55.749 --> 00:40:57.485 Ve lâkin kûlû eslemnâ. 00:40:57.540 --> 00:41:05.802 "'Teslim olduk, inşallah rayına girdik, yörüngeye oturduk, müracaat ettik.' deyin." 00:41:06.105 --> 00:41:12.688 Ve lemmâ yedhuli'l-îmânü fî kulûbiküm. "İman henüz daha kalbinize yerleşmedi." 00:41:13.867 --> 00:41:20.495 İmanın kalbe yerleşmesi çok önemli bir hâdise; kimisinin Müslümanlığı dilinde kalır. 00:41:20.480 --> 00:41:23.840 Eşhedü en lâ ilâhe illalah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh diyorlar da 00:41:24.400 --> 00:41:31.960 öyle cahilce laflar, öyle küfre düşmeyi gerektiren acayip sözler söylüyorlar ki akıllara durgunluk gelir. 00:41:32.326 --> 00:41:39.606 Sonra öyle gevşeklikler, acayiplikler yapıyorlar ki adam müslüman, dükkânında içki satıyor, 00:41:41.278 --> 00:41:48.976 er-rızku ala'llah diye levha asmış altında rakı, bira, votka şişeleri sıralamış. Olmaz! 00:41:50.601 --> 00:41:55.982 Kalbi iman edecek. Kalbi iman etti mi o zaman insan gerçek müslüman oluyor. 00:41:56.365 --> 00:42:04.582 Ve lâ yü'minü hattâ ye'mene cârühû bevâikahû. "Mü'min-i kâmil olmaz, hakkıyla iman etmiş olmaz, 00:42:04.887 --> 00:42:12.443 komşusu bevaikından emniyette ve rahatta, telaşsız bir durumda olmadıkça." 00:42:12.800 --> 00:42:16.480 "Bevâikâhû ne demek?" diye sormuşlar. Bilmedikleri bir kelime. 00:42:17.000 --> 00:42:25.400 Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; Ğaşmühû ve zulmühû. "Şerri, gadri ve zulmü." 00:42:25.319 --> 00:42:33.340 "Komşusu şerrinden, zulmünden, gadrinden emin değilse o kimse iyi müslüman değildir." 00:42:33.840 --> 00:42:37.920 Emin olacak, kapıyı açık bırakabilecek, gözü arkada kalmayacak. 00:42:38.800 --> 00:42:41.400 "Benim komşum dürüst bir insandır." diyecek, anahtarı ona verebilecek. 00:42:41.238 --> 00:42:44.323 "Anahtarı verdim mi bu kapıyı açar, her tarafı karıştırır." demeyecek. 00:42:45.206 --> 00:42:49.943 "Komşusu kendisinin şerrinden, gadrinden, zulmünden emin olmadıkça, 00:42:49.990 --> 00:42:53.542 bir kimse gerçek iman ile iman etmiş olmaz." buyruluyor. 00:42:53.800 --> 00:42:56.210 İşte bugünkü hadîs-i şerîflerde gördüğünüz; 00:42:57.240 --> 00:43:01.800 "iman" denilen şey çok daha derin bir şey, basit bir şey değil. 00:43:01.911 --> 00:43:05.698 İnsanın kalbine yerleşmesi, duygularına hâkim olması, 00:43:05.864 --> 00:43:10.527 her şeyi o imanın gereğine göre yapacak hâle gelmesi lazım. 00:43:10.862 --> 00:43:14.145 Kur'an şöyle buyurmuş, tamam; Allah şöyle emretmiş, tamam; 00:43:14.426 --> 00:43:20.843 Allah şunu yasaklamış, tamam; itiraz yolu aramayacak. 00:43:21.670 --> 00:43:24.342 Allahu Teâlâ hazretleri bizi hakiki imana sahip eylesin. 00:43:25.607 --> 00:43:37.209 Böyle yamukluklardan, zulümlerden, kalbin fesad olmasından, iç ve dışın aynı olmamasından, 00:43:37.538 --> 00:43:44.370 bu gibi kusurlardan Rabbimiz cümlemizi baîd ve berî eylesin, pak eylesin. 00:43:44.280 --> 00:43:52.560 Üzerimizde ne kadar kötü duygular, huylar, haller varsa, yalan yanlış kötü sıfatlar varsa; 00:43:52.940 --> 00:44:03.875 mübarek beldeler, hac ve umre, Resûl-i Edîb'i, esmâ-i hüsnâsı, ism-i âzamı, 00:44:04.160 --> 00:44:12.720 kendisiyle dua edildiği zaman duanın reddedilmediği ismi hürmetine Rabbimiz bizi onlardan pak eylesin. 00:44:12.760 --> 00:44:20.360 Her işi dürüst olan, herkesin kendisine emniyet ve güven duyduğu bir kimse haline gelmeyi 00:44:20.360 --> 00:44:23.440 muamelesi dürüst ve sağlam bir kimse haline gelmeyi nasib eylesin. 00:44:23.640 --> 00:44:27.000 Hiçbir saatimizi boş geçirmeden daima sevap kazanacak, 00:44:27.160 --> 00:44:30.560 hayırlarla meşgul olacak şekilde geçirmeyi cümlemize nasib eylesin. 00:44:30.880 --> 00:44:33.000 Fâtiha-ı şerîfe mea'l-besmele... 00:44:33.360 --> 00:44:37.960 Soru: "Namaz kılarken iki ayağını yerden kaldıran insanlar görüyorum. 00:44:38.800 --> 00:44:44.320 Bildiğime göre namaz ifsat oluyor. Bu hususta durum nedir?" 00:44:44.440 --> 00:44:50.760 "Secdede alnın, iki elin, iki dizlerin, iki ayakların, hepsinin temas halinde olması lazım, 00:44:50.760 --> 00:44:57.400 secde bu âzâlar üzerine olur. Bunlara dikkat etmek lazım. Secdeden sonra ayakları kaldırmamak lazım. 00:44:58.360 --> 00:45:01.640 Allahüekber dedi secdeye vardı, bütün secde boyunca ayakları havada kalırsa, 00:45:01.714 --> 00:45:05.154 secde fiili boyunca devamlı ayakta kalırsa olmaz. 00:45:05.160 --> 00:45:10.240 Ama ayaklarını değiştirirken kaldırmışsa o zarar vermez. Kabuldür inşaallah, bir mahzuru yok.