WEBVTT

00:00:00.000 --> 00:00:04.000
Bismillâhirrahmânirrahîm.el-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn

00:00:05.000 --> 00:00:09.000
hamden kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih.

00:00:10.000 --> 00:00:18.000
Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn tâcı ruûsinâ ve tabîbi kulubinâ

00:00:18.000 --> 00:00:27.000
ve üsvetine'l-haseneti Muhammedeni'l-Mustafa ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l-ceza'.

00:00:27.000 --> 00:00:31.000
Emmâ ba'd: Aziz ve muhterem kardeşlerim!

00:00:31.000 --> 00:00:39.000
Burada Ebû Abdirrahman es-Sülemî isimli meşhur alim ve sûfî

00:00:41.000 --> 00:00:54.000
ve Tabakâtu's-sûfiyye isimli eserle beraber daha nice kıymetli eserler yazmış olan bir müellifin

00:00:54.000 --> 00:01:00.000
tasavvufla ilgili büyüklerin hayatlarını anlatan kitabını okuyorduk.

00:01:00.000 --> 00:01:13.000
İsmi Tabakâtu's-sûfiyye, yani sûfîlerin asır asır, ömür ömür, tabaka tabaka hayatlarını anlatmış;

00:01:13.000 --> 00:01:17.000
on tabaka hâlinde kendi zamanına kadar gelenleri

00:01:18.000 --> 00:01:30.000
her tabakadan da on isim bularak yüz tane büyük zatın hayatını ve hayatıyla ilgili bazı bilgileri

00:01:30.000 --> 00:01:36.000
hadis rivayet etmişse numune olarak rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfi

00:01:36.000 --> 00:01:43.000
ondan sonra da mübarek sözlerinden bir kısmını numune olarak veriyordu.

00:01:44.000 --> 00:01:50.000
Bunlardan okuduk. Sıra İbrahim b. Edhem hazretlerine geldi.

00:01:50.000 --> 00:01:53.000
Bir cümle önceden alalım.

00:01:53.000 --> 00:01:59.000
Mevzu geçen hafta çok heyecanlı bir yerinde kalmıştı. Bu hafta oradan devam edelim.

00:01:59.000 --> 00:02:04.000
Belki bitmeyebilir. Çok dolgun, çok kıymetli bahisler cereyân ediyor.

00:02:04.000 --> 00:02:12.000
Tasavvufun özü, hülâsası, esrârı, ince mevzulara geçilmiş oluyor.

00:02:14.000 --> 00:02:19.000
İbrahim b. Edhem hazretleri Ebû İshak künyeli

00:02:19.000 --> 00:02:25.000
hayatı hakkında bilgileri daha önceki sayfalarda nakletmiştik. Kendisine birisi soruyor ki;

00:02:30.000 --> 00:02:38.000
"Senin bu tasavvufî yolda hâlin nasıl başladı? Hangi olay sebep oldu?

00:02:38.000 --> 00:02:45.000
Padişahlığı, sarayı, hazineyi, saltanatı, izzeti, şevketi bıraktın da bu yollara niye düştün?"

00:02:50.000 --> 00:02:54.000
Mübarek bazı kimselerle yolculuğu olduğunu anlatmıştı.

00:02:57.000 --> 00:03:04.000
Bir grup mübarek insanlarla karşı karşıya gelmişti, onlarla konuşuyordu. Konu oraya gelmişti.

00:03:05.000 --> 00:03:13.000
Böyle yaşlı bir zât ve mübarek birtakım insanlar karşısına gelmişler, bu da genç bir kimse

00:03:13.000 --> 00:03:20.000
onlarla konuşuyor, onlar İbrahim b. Edhem hazretlerine nasihat ediyorlar.

00:03:20.000 --> 00:03:23.000
Ondan sonra artık bu yolda ilerlemiş zaten. İlk hâlini anlatıyor.

00:03:24.000 --> 00:03:36.000
O büyükler karşısında, ona diyorlar ki; Yâ ğulâm. "Ey oğul, ey genç, ey çocuk, ey delikanlı..."

00:03:37.000 --> 00:03:41.000
Ğulâm çoğulu ğılman geliyor;

00:03:43.000 --> 00:03:48.000
"çocuk" demek. Emmâ inneke seteshabu'l-ahyâr.

00:03:48.000 --> 00:03:59.000
"Senin hâlinden, kaderinden anlaşılıyor ki ileride sen hayırlı bazı kimselerle karşılaşıp

00:03:59.000 --> 00:04:05.000
onlarla arkadaşlık etme, beraber olma nimetine ereceksin. Onlarla bir arada olacaksın."

00:04:06.000 --> 00:04:15.000
Fe-kün lehüm ardan yataûne aleyke. "Onlara karşı sen senin üzerinde gezdikleri toprak ol."

00:04:15.000 --> 00:04:25.000
"Mütevâzı ol. Öyle hayırlı kimselerle arkadaşlık ederken diklenme, kibirlenme veya nobran durma.

00:04:26.000 --> 00:04:33.000
Çok mütevâzı ol, onlara sanki üstünde gezilen, ezilen toprak gibi ol."

00:04:34.000 --> 00:04:39.000
Ve in darabûke ve şetemûke ve taradûke ve esmeûke'l-kabîh.

00:04:39.000 --> 00:04:48.000
"Seni dövseler de, sövseler de, kovsalar da, kötü şeyler söyleseler de böyle ol.

00:04:48.000 --> 00:04:56.000
Sakın edebini bozma. O hayırlı insan[lara], öyle onlarla ahbaplık ederken bu durumda ol."

00:04:57.000 --> 00:05:01.000
Fe-izâ fealû bike zâlike. "Onlar sana böyle muamele ettikleri zaman."

00:05:02.000 --> 00:05:10.000
Fe-fekkir fî nefsike. "Kendi kendine düşün." Min eyne utîte. "Sen bu hâle nereden getirildin?"

00:05:10.000 --> 00:05:15.000
"'Bu hal sana niçin getirildi?' diye düşün, 'Var bir sebebi.' diye düşün."

00:05:15.000 --> 00:05:22.000
Fe-inneke izâ fealte zâlike. "Böyle düşündüğün zaman, yani mütevâzı olup onlara itiraz etmeyip

00:05:22.000 --> 00:05:29.000
dövseler, sövseler, kovsalar, kötü söz söyleseler bile böyle 'Sebebi vardır, hikmeti vardır;

00:05:29.000 --> 00:05:31.000
bu bana kim bilir nereden geldi?

00:05:31.000 --> 00:05:38.000
Allah nasip etti, Allah'ın takdiridir, kaderidir.' diye işi anlayıp böyle edepli durduğun zaman..."

00:05:38.000 --> 00:05:44.000
Yüeyyidüke'llâhu bi-nasrihî. "Allah seni nusretiyle teyit ve takviye eder.

00:05:44.000 --> 00:05:49.000
Allah seni güçlendirir, sana yardımını gönderir."

00:05:49.000 --> 00:05:54.000
Ve yukbilu bi-kulûbihim aleyke. "Onların kalplerini sana çevirtir."

00:05:55.000 --> 00:06:00.000
"Sen mütevâzı olup hiç edebini bozmadığın zaman onların kalplerini sana döndürür."

00:06:01.000 --> 00:06:06.000
Va'lem. "Ve bil ki;" Enne'l-abde izâ kalâhu'l-ahyâr.

00:06:06.000 --> 00:06:15.000
"Bir kula Allah'ın hayırlı evliyâsı, ahyâr kızdıkları, darıldıkları zaman..."

00:06:16.000 --> 00:06:26.000
Ve'ctenebe suhbetehu'l-veriûne. "Takvâda çok ileri insanlar onunla arkadaşlık etmekten sakındıkları

00:06:26.000 --> 00:06:31.000
çekindikleri, kaçındıkları zaman..." Ve ebğadahu'l-zâhidûne.

00:06:31.000 --> 00:06:40.000
"Ve zahidler, dünyayı terk edip âhiret yolunu tutmuş mübarekler bir kula kızdıkları zaman..."

00:06:40.000 --> 00:06:43.000
Fe-inne zâlike. "Bütün bunlar..."

00:06:44.000 --> 00:06:56.000
İsti'tâbun mina'llâhi teâlâ. "Allah'ın rızasını kazanmak için bir iştir."

00:06:56.000 --> 00:07:04.000
Li-key yu'tibehû. "Bu durum başına gelen kimse sabretsin."

00:07:04.000 --> 00:07:18.000
Allah'tan kendisini hoşnut ve razı olsun diye sevdirecek, rızasını kazandıracak bir durum olsun diye

00:07:18.000 --> 00:07:31.000
Allah'ın onu iyi yola çekme hâlidir bu.Fe in a'teba'llâhe... "Eğer o davranışıyla Allah'ı razı ederse..."

00:07:31.000 --> 00:07:43.000
Yani iyiler kızıyor, takvâ ehli insanlar sohbetinden kaçınıyor, zahidler kızıyorlar, darılıyorlar.

00:07:44.000 --> 00:07:49.000
Bunun bir sebebi var. Kendisini toparlayacak, Allah'ı razı etmeye çalışacak.

00:07:50.000 --> 00:07:56.000
"Onlar kızıyorlar, demek ki Allah da kızar. Şunları hoşnut edeyim.

00:07:56.000 --> 00:08:00.000
Bunların hoşnut olmaması Allah'ın hoşnut olmadığını gösteriyor.

00:08:00.000 --> 00:08:05.000
Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaya çalışayım." diye düşünecek, yani anlayışı bu tarzda çalışacak.

00:08:06.000 --> 00:08:11.000
Ve Allah'ı hoşnut edecek, razı edecek bir duruma hemen gelecek. Bunu yaparsa...

00:08:12.000 --> 00:08:14.000
Fe in a'teba'llâhe azze ve celle.

00:08:14.000 --> 00:08:19.000
"Aziz ve celil olan Allah'ı nihayet hoşnut ve razı edecek hâle hemen dönerse..."

00:08:19.000 --> 00:08:31.000
Akbele bi-kulûbihim aleyhi. "Allah onların -o mübareklerin- kalplerini bu kula döndürtür."

00:08:31.000 --> 00:08:38.000
Yani o işaretlerden anlayacak ki Allah'ı hoşnut etmesi lazım, hemen Allah'ı hoşnut edecek tavrı

00:08:39.000 --> 00:08:43.000
ferasetiyle, zekasıyla hemen o tarafa dönecek, onu yapmaya çalışacak.

00:08:44.000 --> 00:08:47.000
Öyle yaptığı zaman Allah onların kalplerini döndürür.

00:08:47.000 --> 00:08:53.000
Ve in temerrede ala'llâhi. "Eğer günahta ısrar edip Allah'a temerrütte devam ederse

00:08:53.000 --> 00:08:58.000
Allah'ın razı olmayacağı halde devam ederse..." Evrese kalbehu'd-dalâlete.

00:08:59.000 --> 00:09:08.000
"Allah onun kalbine sapıklığı yerleştirir." Mea hirmâni'r-rızki. "Rızkını da azaltmakla beraber..."

00:09:08.000 --> 00:09:17.000
Yani rızkını daraltır, kalbine dalâleti miras bırakır, kalbine dalâlet gelir.

00:09:17.000 --> 00:09:23.000
Ve cefâin mine'l-ehli. "Ailesinden rızasızlık görür."

00:09:26.000 --> 00:09:27.000
Ve maktin mine'l-melâiketi.

00:09:28.000 --> 00:09:30.000
"Meleklerden kızgınlık olur."

00:09:30.000 --> 00:09:36.000
Ve i'râdın mine'r-rusuli bi-vücûhihim. "Ve peygamberler yüzlerini ondan çevirirler."

00:09:36.000 --> 00:09:38.000
Bunların hepsi birden olur.

00:09:38.000 --> 00:09:47.000
Eğer Allah'ı sevdirecek tavra dönüp de Allah'ın seveceği bir hâle geçemezse o zaman başına bu felaketler gelir.

00:09:47.000 --> 00:09:54.000
Yani ne olur? Kalbine dalâlet gelir, rızkı azalır, ailesinden cevr ü cefa başlar

00:09:54.000 --> 00:09:59.000
meleklerden kızgınlık, peygamberlerden ondan yüz çevirme hâli meydana gelir.

00:09:59.000 --> 00:10:04.000
Demek ki biraz böyle zahidleri, takvâ ehli insanları

00:10:04.000 --> 00:10:10.000
ondan sonra hayırlıları ters yüzlü gördü mü insan hemen toparlayacak

00:10:10.000 --> 00:10:13.000
"Bu bir işaret." diye kendisine dikkat edecek.

00:10:14.000 --> 00:10:18.000
Sümme lem yubâli'llâhu fî eyyi vâdin yuhlikuhû.

00:10:18.000 --> 00:10:25.000
"Bu duruma geldi mi Allah onun hangi yolda, hangi vadide helâk olacağına nazar etmez, aldırmaz."

00:10:25.000 --> 00:10:31.000
Çünkü silinmiş defterden, Allah'ın rızasını kazanamamış, temerrüt etmiş

00:10:31.000 --> 00:10:41.000
Allah'a karşı gelmiş, kusurunu bırakmamış... O zaman nerede helâk olacağına Allah aldırmaz.

00:10:41.000 --> 00:10:43.000
Bir yerde helâk olacak. Yani onu kurtarmaz.

00:10:43.000 --> 00:10:47.000
Kâle... Rivayete devam ediyor, hani sormuşlardı;

00:10:48.000 --> 00:10:52.000
"Ya İbrahim, nasıl başladı senin bu işin?" demişlerdi.

00:10:52.000 --> 00:10:55.000
O da "Birileriyle karşılaştım, böyle konuştuk..." diye anlatıyor.

00:10:55.000 --> 00:10:59.000
Kultü. Onlar böyle söyleyince anlatmaya devam ediyor...

00:10:59.000 --> 00:11:06.000
O yaşlı şahıs var, arkasında da bir sürü mübarekler, yaşlı kimseler var, o yaşlı şahıs böyle söylüyor

00:11:06.000 --> 00:11:12.000
"Aman, senin ileride hayırlı kimselerle beraberliğin, sohbetin

00:11:12.000 --> 00:11:15.000
arkadaşlığın, bir arada bulunman olacak.

00:11:15.000 --> 00:11:25.000
Sakın, dikkatli ol, aman onlara karşı gelme; dövseler, sövseler, kovsalar, ağır, kaba saba

00:11:25.000 --> 00:11:32.000
acı söz söyleseler de sen onlara toprak gibi ol, mütevâzı ol. Çünkü o bir işarettir.

00:11:33.000 --> 00:11:36.000
Mütevâzı ol, Allah kalplerini sana döndürtür.

00:11:36.000 --> 00:11:43.000
Böyle bir durum gördüğün zaman bunu bil ki Allah'ı hoşnut etmen lazım, Allah'tan bir işaret bu

00:11:43.000 --> 00:11:49.000
bir kusurun var, hemen Allah'ı hoşnut edecek sadaka ver, ibadet yap, gözyaşı dök, tevbe et.

00:11:49.000 --> 00:11:51.000
Yani kendini derhal derle toparla.

00:11:52.000 --> 00:11:56.000
Böyle yapar da Allah'ı hoşnut edersen Allah onların kalplerini sana yine döndürür."

00:11:56.000 --> 00:12:00.000
"İş kullarda değil, iş Allahu Teâlâ hazretlerinde.

00:12:00.000 --> 00:12:03.000
Onların senden yüz çevirmesi de zaten ondan dolayı.

00:12:04.000 --> 00:12:08.000
Onun için işin nereden başladığını, nereden geldiğini bil, aklını başına topla.

00:12:08.000 --> 00:12:12.000
Böyle yaparsan kurtulursun, onların kalpleri sana yine döner.

00:12:12.000 --> 00:12:18.000
Eğer Allah'a karşı Allah'ın sevmediği günahta kusurda ısrarla devam edersen

00:12:18.000 --> 00:12:23.000
temerrüt edersen o zaman kalbine dalâlet yerleşir, rızkın azalır

00:12:23.000 --> 00:12:27.000
aile fertlerinden cefa görürsün, melekler sana kızar

00:12:27.000 --> 00:12:32.000
peygamberler de yüzlerini senden döndürür, hâlin felaket olur.

00:12:32.000 --> 00:12:37.000
Allah senin nerede hangi vadide düşüp parçalanıp perişan olacağına aldırmaz

00:12:39.000 --> 00:12:42.000
mahvolursun..." deyince İbrahim b. Edhem dedi ki; Kultü. "Onlara dedim ki;"

00:12:42.000 --> 00:12:50.000
İnnî sahibtu ve ene mâşin beyne'l-Kûfeti ve Mekkete raculen fe-raeytuhû izâ emsâ yusallî

00:12:50.000 --> 00:12:55.000
rek'ateyni fîhimâ tecâvuzün sümme yetekellemu bi-kelâmin hafiyyin beynehû

00:12:55.000 --> 00:13:04.000
ve beyne nefsihî fe-izâ cefnetün min serîdin an yemînihî ve kûzün min mâin fe-kâne ye'külü ve yut'imunî.

00:13:04.000 --> 00:13:09.000
O mübarekler böyle kendisine nasihat edince baktı sakallı mübarek insanlar

00:13:09.000 --> 00:13:15.000
ona âdâb öğretiyorlar, usul erkân öğretiyorlar, evliyâlık terbiyesi veriyorlar.

00:13:15.000 --> 00:13:18.000
Anlayın, bunu güzel hatırınızda tutun. O mübarekler buna evliyâlık dersi veriyorlar.

00:13:18.000 --> 00:13:28.000
O yine bu sefer soruyor, hani gelirken çölde birileriyle karşılaşmıştı, onu hikâye ediyor.

00:13:29.000 --> 00:13:33.000
"Karşımda ihtiyar bir kimse, arkalarında başka mübarekler, ben onlara dedim ki;"

00:13:33.000 --> 00:13:41.000
İnnî sahibtu. "Ben yol arkadaşlığı ettim, bulundum." Ve ene mâşin beyne'l-Kûfeti ve Mekkete.

00:13:41.000 --> 00:13:48.000
"Kûfe ile Mekke arasında yürümekteyken çöllerde Mekke'ye doğru bir adamla arkadaşlık ettim ki..."

00:13:48.000 --> 00:13:54.000
Fe-raeytuhû. "Ve onu gördüm ki." İzâ emsâ. "Akşam olduğu zaman."

00:13:54.000 --> 00:13:58.000
Yusallî rek'ateyn. "İki rekât namaz kılıyor, nâfileten..."

00:13:58.000 --> 00:14:09.000
Fîhimâ tecâvuz. "Bu iki rekât arasında beklemeli bir [halde,] ağır ağır namaz kılıyor..."

00:14:09.000 --> 00:14:14.000
"Sonra hafif bir sözle bir şeyler söylüyor, kendisiyle nefsi arasında

00:14:14.000 --> 00:14:17.000
yani başkası dışardan duymayacak gibi...

00:14:17.000 --> 00:14:27.000
Birden bir bakıyorsun sağ tarafında tirit dolu bir tencere, sol tarafında da su dolu bir kap.

00:14:28.000 --> 00:14:36.000
Dua edince böyle bir şey meydana geliyor. Kendisi yiyor ve bana da ikrâm ediyor.

00:14:36.000 --> 00:14:42.000
Mekke'ye doğru giderken ben böyle bir adamla karşılaştım, böyle şeyler başıma geldi..." deyince;

00:14:43.000 --> 00:14:46.000
Kâle: fe-beke'ş-şeyhu inde zâlike.

00:14:46.000 --> 00:14:52.000
Bu anlatılınca heyecanlanmış karşısındaki mübareklerden o yaşlı zât, ağlamış.

00:14:52.000 --> 00:15:00.000
Ve bekâ men havlehû. İbrahim b. Edhem bunu anlatınca etrafında kimseler de ağlaşmışlar.

00:15:01.000 --> 00:15:04.000
Sümme kâle. Sonra o yaşlı zât demiş ki;

00:15:04.000 --> 00:15:15.000
Yâ büneyye -ev yâ ahî-. "Ey oğulcuğum!" demiş veyahut "Ey kardeşim!" demiş, nasıl dediğinde tereddüt var.

00:15:15.000 --> 00:15:22.000
Zâke ahî Dâvud. "O senin gördüğün benim kardeşim Davud aleyhisselam idi."

00:15:22.000 --> 00:15:31.000
Ve meskenuhû min verâi Belh. "Onun sakin olduğu diyar Belh'in arkasında, ötesinde olan yerlerdi."

00:15:31.000 --> 00:15:34.000
Bi-karyetin yukâlu lehâ el-Bâridetu't-tayyibetü.

00:15:35.000 --> 00:15:41.000
"Onun asıl mekânı el-Bâridetü't-tayyibe denilen köydedir."

00:15:41.000 --> 00:15:46.000
Ve zâlike enne'l-bikâa tefâharet bi-keynûneti Dâvûde fîhâ.

00:15:47.000 --> 00:15:56.000
"Çünkü bu isimle anılmasının sebebi şundandır ki; beldeler içlerinde Davud aleyhisselam var diye

00:15:57.000 --> 00:16:03.000
iftihar ederler, 'Ne mübarek bir zât!' diye memnun olurlar."

00:16:03.000 --> 00:16:12.000
Yâ ğulâm. "Ey oğul!" Mâ kâle leke. "Ne dedi sana o?" "O anlaşılıyor ki Davud idi. Ne dedi sana?

00:16:12.000 --> 00:16:15.000
Ve mâ allemeke. "Sana ne öğretti?"

00:16:15.000 --> 00:16:23.000
Kâle: Kultü: allemenî ismallâh el-a'zam. "Bana Allah'ın İsm-i Âzam'ını öğretti."

00:16:23.000 --> 00:16:31.000
Fe-seele'ş-şeyhu: mâ hüve? "O karşısındaki ihtiyar soruyor: 'Neydi o İsm-i Âzam?'"

00:16:32.000 --> 00:16:39.000
Fe-kultü: innehû yeteâzamu aleyye en entıka bihî.

00:16:39.000 --> 00:16:47.000
"Onun telaffuz etmek bana zor geliyor. İsm-i Âzam'ı söylemekten çekiniyorum."

00:16:48.000 --> 00:16:50.000
Fe-innî seeltü bihî merreten.

00:16:50.000 --> 00:17:00.000
"Çünkü sizden evvelce bir kere İsm-i Âzam'ı söyledim, Allah'tan dua etmek için..."

00:17:00.000 --> 00:17:04.000
Fe-izâ bi-raculin âhızin bi-huczetî.

00:17:04.000 --> 00:17:10.000
"Bir de baktım ki bir adam benim eteğimi elbisemin kenarını yakalamış, karşıma beliriverdi."

00:17:11.000 --> 00:17:15.000
Ve kâle: sel tu'tah. "Bana; 'İste, istediğin verilecek.' dedi."

00:17:15.000 --> 00:17:20.000
Fe-râanî. "Ben bundan ürktüm, korktum." Fe-kâle: lâ rev'a aleyk. "Korkma."

00:17:21.000 --> 00:17:27.000
Ene ehûke'l-hadır. "'Ben senin kardeşin Hızırım.' dedi."

00:17:27.000 --> 00:17:33.000
İnne ahî Dâvûde allemeke iyyâhu. "'Kardeşim Davud sana bunu öğretti.' dedi.

00:17:34.000 --> 00:17:38.000
Yani İsm-i Âzam'ın kimin tarafından öğretildiğini de söyledi.

00:17:39.000 --> 00:17:45.000
Fe-iyyâke en ted'uve bihî illâ fî birrin. "Sakın bu öğrendiğin İsm-i Âzam'ı kötü bir yerde

00:17:45.000 --> 00:17:49.000
duada kullanma, ancak iyilik konusunda kullan."

00:17:49.000 --> 00:17:55.000
Sümme kâle: yâ ğulâm. "Sonra bu yaşlı şahıs yine diyor ki;

00:17:55.000 --> 00:18:01.000
'Ey oğul!'" İnne'z-zâhidîne fi'd-dünyâ kad ittehazu'r-rıdâ ani'llâhi libâsen.

00:18:02.000 --> 00:18:06.000
"Bu dünyada zahid olanlar, dünyaya metelik vermeyip âhirete

00:18:06.000 --> 00:18:09.000
ibadete düşkün olan o Allah'ın sevgili kulları

00:18:12.000 --> 00:18:16.000
Allah'tan razı olma huyunu kendilerine elbise edinmişlerdir."

00:18:17.000 --> 00:18:23.000
Yani Allah'ın her hükmüne razıdırlar, hiçbir şeyine itiraz etmezler, hepsini severler.

00:18:23.000 --> 00:18:30.000
"Neylerse güzel eyler Rabbimiz..." diye o duyguda, o ahlâktadırlar.

00:18:30.000 --> 00:18:33.000
Ve hubbehû disâren.

00:18:33.000 --> 00:18:35.000
"Allah'tan razı olmak

00:18:35.000 --> 00:18:39.000
Allah sevgisi sanki kendilerine iç elbisesi, gömleği..."

00:18:39.000 --> 00:18:55.000
Ve'l-eserete lehû şiâren. "Ve Allah'ın emrettiği yolda yürümeyi kendilerine iç [elbisesi] edinmişler

00:18:55.000 --> 00:18:57.000
yani hep ona bürünmüşlerdir."

00:18:57.000 --> 00:19:03.000
Fe-tafaddulu'llâhi teâlâ aleyhim leyse ke-tafaddulihî alâ ğayrihim.

00:19:03.000 --> 00:19:12.000
"Onlar öyle Allah sevgisiyle, Allah'tan hoşnut ve razı olmakla, her şeyi Allah rızası için yapma

00:19:12.000 --> 00:19:14.000
O'nun yolunda yürümek duygusuyla olduklarından

00:19:14.000 --> 00:19:21.000
Allah'ın onlara teveccühü başkalarına teveccühü gibi değildir, ikrâmı başkalarına ikrâmı gibi değildir."

00:19:22.000 --> 00:19:33.000
Sümme zehebe annî. "Böyle dedi." diye İbrahim b. Edhem çölde karşılaştığı hâdiseyi anlatıyor...

00:19:33.000 --> 00:19:42.000
Fe-taaccebe'ş-şeyhu min kavlî. "Bu sözleri bana sorup da benim de anlattığım yaşlı mübarek zât

00:19:42.000 --> 00:19:49.000
benim bu anlattıklarımdan şaşırdı, hayretler içinde kaldı." Sümme kâle. "Sonra buyurdu ki;"

00:19:49.000 --> 00:19:56.000
İnna'llâhe seyebluğu bi-men kâne fî misâlike ve men tebiake mine'l-mühtedîn.

00:19:56.000 --> 00:20:06.000
"Muhakkak ki Allah senin gibi olanları olgunluğa erdirir, yüksek mertebelere çıkartır

00:20:06.000 --> 00:20:12.000
ve hidâyete ermiş insanlardan sana tâbi olanları da yüksek mertebelere çıkartır."

00:20:12.000 --> 00:20:19.000
Sümme kâle. "Sonra dedi ki;" Yâ ğulâm. "Ey oğul!" İnnâ kad efednâke.

00:20:19.000 --> 00:20:31.000
"Biz sana söyleyeceğimiz şeyleri ifade ettik, anlattık." Ve mehhednâke.

00:20:31.000 --> 00:20:41.000
"Sana işin nasıl olması gerektiği hazırladık." "Seni müstakbel mânevî makamına ve vazifene hazırladık."

00:20:41.000 --> 00:20:52.000
Ve allemnâke ilmen. "Ve sana bir ilim öğrettik..." Evliyâlık ilmi kastediliyor, Allahu âlem...

00:20:52.000 --> 00:21:00.000
Sümme kâle ba'duhum. "Onlardan birisi dedi ki;" Lâ tatma' fi's-seheri mea'ş-şibai...

00:21:00.000 --> 00:21:12.000
O yaşlı şeyhden başka içlerinden bir başkası yine İbrahim b. Edhem'e nasihate geçiyor.

00:21:12.000 --> 00:21:21.000
Birtakım nasihatler, paragrafın sonuna kadar altı satır bu nasihatleri dinleyeceğiz. Nasihatleri veren kim?

00:21:22.000 --> 00:21:30.000
Bu karşılaştığı mübarek acayip topluluktaki yaşlı insanlar... Birisi sordu, o hâlini anlattı.

00:21:30.000 --> 00:21:37.000
Mekke'ye giderken çölde gördüklerini anlattı; yemek geldiğini, su içtiklerini vesaireyi anlattı.

00:21:37.000 --> 00:21:41.000
Onlarla böyle konuştuktan sonra içlerinden bir tanesi

00:21:41.000 --> 00:21:45.000
şimdi İbrahim b. Edhem'e yine bazı nasihatlerde bulunuyor.

00:21:45.000 --> 00:21:50.000
Şimdi o nasihatleri dikkatle okuyacağız, anlatmaya çalışacağız.

00:21:51.000 --> 00:21:56.000
Siz de anlamaya ve dinlemeye çalışın; herhalde böyle bilgileri başka bir yerde kolay bulamazsınız.

00:21:56.000 --> 00:22:02.000
Lâ tatma' fi's-seheri mea'ş-şibai... Nasihat ediyor, diyor ki;

00:22:04.000 --> 00:22:15.000
"Ey İbrahim b Edhem! Karın tokluğu ile gece ibadeti yapabilmeyi umma."

00:22:16.000 --> 00:22:21.000
"Uykusuz kalacaksın da gece ibadet yapacaksın, sevap kazanacaksın; yapamazsın.

00:22:21.000 --> 00:22:30.000
Karın tok oldu mu yapamazsın. Karın tokluğuyla gece uyku uyumayıp ibadet etme mümkün olmaz."

00:22:30.000 --> 00:22:34.000
Ve lâ tatma' fi'l-huzni mea kesreti'n-nevmi.

00:22:35.000 --> 00:22:47.000
"O mânevî hüzün ve inkisâr-ı kalb ve Allah yolundaki insanlara mahsus olan o boynu büküklük

00:22:47.000 --> 00:22:54.000
o mahzunluk hâlinin, o mertebenin sana gelmesini çok uyumakla hiç elde edeceğini sanma."

00:22:54.000 --> 00:22:57.000
"Çok yemekle, çok uyumakla bu işler olmaz."

00:22:57.000 --> 00:23:03.000
Ve lâ tatma' fi'l-havfi lillâhi mea'r-rağbeti fi'd-dünyâ.

00:23:03.000 --> 00:23:12.000
"Dünyaya iştihan, rağbetin varken, dünyayı sevip dururken Allah korkusuna sahip olacağını da sanma."

00:23:12.000 --> 00:23:21.000
"Havfullah, Allah'tan korkmak olmaz; dünya sevmekle müyesser olmaz..." Yüksek bir mevki...

00:23:21.000 --> 00:23:28.000
Re'sü'l-hikmeti mehâfetullah. "Hikmetin başı, evliyâlığın başı Allah korkusudur."

00:23:28.000 --> 00:23:32.000
Ama o Allah korkusu dünyaya rağbet varken teşekkül etmez.

00:23:32.000 --> 00:23:36.000
Ve lâ tatma' fi'l-ünsi billâhi mea'l-ünsi bi'l-mahlûkîn.

00:23:36.000 --> 00:23:43.000
"Mahlukatla düşüp kalkmakla, dostluk ahbaplık etmekle beraber Allah'la üns olmaz

00:23:43.000 --> 00:23:46.000
Allah'a dostluk tahakkuk etmez."

00:23:46.000 --> 00:23:53.000
Yani onu bırakacaksın ki ötekisi olsun; mahlukattan kesileceksin ki Allah'la ünsiyet mümkün olabilsin.

00:23:53.000 --> 00:23:59.000
Yoksa hem halkı sev, hem de um ki Allah'la ünsiyet sana nasip olacak

00:23:59.000 --> 00:24:03.000
el-ünsü billah makamı nasip olacak; olmaz.

00:24:03.000 --> 00:24:08.000
Ve lâ tatma' fî ilhâmi'l-hikmeti mea terki't-takvâ.

00:24:08.000 --> 00:24:13.000
"Ve Allah'ın sevgili kullarına verdiği hikmeti

00:24:13.000 --> 00:24:18.000
sana ilham etmesini takvâyı terk etmekle elde edeceğini sanma."

00:24:18.000 --> 00:24:27.000
"Takvâ yokken Allah sana hikmet vermez. Takvâlı olursan verecek; takvâ yoksa vermez."

00:24:27.000 --> 00:24:36.000
Hikmet; her şey yerli yerinde yapma kabiliyeti, anlama, sezme, söyleme meziyeti. O takvâsız olmaz.

00:24:36.000 --> 00:24:41.000
Ve lâ tatma' fi's-sıhhati fî umûrike mea muvâfakati'z-zalemeti.

00:24:41.000 --> 00:24:50.000
"Zalim insanlara uyup onlarla beraber iken işlerinde mânevî bakımdan bir dürüstlük

00:24:50.000 --> 00:24:53.000
bir sıhhat olmasını da umma. O da mümkün olmaz."

00:24:53.000 --> 00:25:00.000
"Zalimlerden kesileceksin, ilgini keseceksin, zalimlerle beraber olmayı bırakacaksın ki

00:25:01.000 --> 00:25:06.000
işlerinde mânevî bir doğruluk, sıhhat, dürüstlük mümkün olabilsin."

00:25:06.000 --> 00:25:12.000
Demek ki zalimlerle arkadaşlık etmeyecek, takvâ ehli olacak, mahlukatla ünsiyeti kesecek

00:25:12.000 --> 00:25:22.000
gönlünü Allah'a bağlayacak, dünyaya rağbeti bırakacak, çok uykuyu bırakacak, çok yemeği bırakacak.

00:25:22.000 --> 00:25:27.000
Şimdiye kadar anladığımız şeyler; bunları birer birer alt alta defterinize yazsanız

00:25:27.000 --> 00:25:32.000
her birisi evliyâlığın birer şartı olmuş olarak karşınıza çıkacak.

00:25:32.000 --> 00:25:38.000
Ve lâ tatma' fî hubbillâhi mea mehabbeti'l-mâli ve'ş-şerefi.

00:25:38.000 --> 00:25:49.000
"Malı, şerefi seviyorken Allah sevgisinin kalbinde hâsıl olacağını umma, hiç öyle şey olamaz."

00:25:50.000 --> 00:26:00.000
"Mal sevgisini, şeref, izzet, itibarı gözünden çıkaracaksın ki Allah sevgisi teşekkül etsin.

00:26:00.000 --> 00:26:08.000
Ve lâ tatma' fî liyni'l-kalbi mea'l-cefai li'l-yetîmi ve'l-ermeleti ve'l-miskîn.

00:26:09.000 --> 00:26:16.000
"Miskinlere, yoksullara, fakirlere, dullara, yetimlere karşı cefa ederken

00:26:16.000 --> 00:26:28.000
katı davranırken kalbinin yumuşamasını, kalbinde bir güzel gelişme olmasını hiç umma, mümkün değil."

00:26:28.000 --> 00:26:38.000
"Yetimleri seveceksin ki, dullara, fakirlere yardım etmeyi seveceksin ki bu hal nasip olabilsin."

00:26:38.000 --> 00:26:43.000
Ve lâ tatma' fi'r-rıkkati mea fudûli'l-kelâmi.

00:26:43.000 --> 00:26:54.000
"Çok fuzulî, mâlâyâni konuşmalar varken kalbinden bir rikkat, bir incelik belirmesini

00:26:54.000 --> 00:26:59.000
rikkat hâline ermeyi umma, o da mümkün olmaz."

00:27:00.000 --> 00:27:05.000
Ve lâ tatma' fî rahmetillâhi mea terki'r-rahmeti li'l-mahlûkîn.

00:27:05.000 --> 00:27:17.000
"Allah'ın yaratıklarına şefkati, acımayı, merhameti terk etmişken sen Allah'ın rahmetine ermeyi hiç umma.

00:27:17.000 --> 00:27:23.000
Mahlukata merhamet etmezken Allah'ın sana merhamet edeceğini hiç umma."

00:27:23.000 --> 00:27:28.000
Ve lâ tatma' fi'r-rüşdi mea terki mücâleseti'l-ulemâ.

00:27:28.000 --> 00:27:38.000
"Doğru yolda, olgunluk yolunda, sağlam yolda yürümeyi alimlerle oturmayı terk etmişken elde edeceğini umma."

00:27:38.000 --> 00:27:43.000
"Alimlerin sohbetini bırakınca o mümkün olmaz.

00:27:43.000 --> 00:27:49.000
Doğru yolda, olgunluk yolunda, sebîl-i reşatta yürümek mümkün olmaz."

00:27:49.000 --> 00:27:51.000
Ve lâ tatma' fi'l-hubbi lillâhi.

00:27:52.000 --> 00:28:03.000
"Allah için sevmek hâli sana nasip olmaz..." Mea hubbi'l-midhati. "Övülme sevgisi içinde varken."

00:28:03.000 --> 00:28:13.000
Çünkü o zaman öveni seversin, meddahı seversin, övmeyene karşı Allah için içinde bir sevgi hâsıl olmaz.

00:28:13.000 --> 00:28:15.000
Yani dalkavukları sever.

00:28:15.000 --> 00:28:24.000
Ekseriyetle yüksek mevki sahiplerinin, zenginlerin etrafında ondan istifade etmek isteyen dalkavuklar türer.

00:28:24.000 --> 00:28:33.000
Onlar onu methederler. İnsan da tabii kendisine yumuşak davrananı seviyor, ötekileri sevmez.

00:28:34.000 --> 00:28:44.000
"Bu övülme, methedilme arzusu, sevgisi içinde varken Allah için insanları sevme hâli insana nasip olmaz."

00:28:44.000 --> 00:28:51.000
Övülmese bile, icabında aleyhinde tenkitte bulunulsa bile insan bir insanı sevebilmeli.

00:28:51.000 --> 00:28:58.000
Birisi geldi, aleyhinde bir şey söyledi; "Doğru söylüyorsun, teşekkür ederim, Allah senden razı olsun.

00:28:58.000 --> 00:29:04.000
Tamam, ben bu huyumu bırakayım." deyip onu sevebilmek nasıl mümkün olacak?

00:29:04.000 --> 00:29:11.000
Methedilme sevgisi çıktığı zaman mümkün olacak. Onun için, övülme sevgisini insan kalbinden atmalı.

00:29:12.000 --> 00:29:15.000
Ve lâ tatma' fi'l-verai mea'l-hırsı fi'd-dünyâ.

00:29:15.000 --> 00:29:24.000
"Dünyalığa, mala mülke, diğer şeylere hırsın varken vera' sahibi olmayı umma, o da hâsıl olmaz."

00:29:24.000 --> 00:29:30.000
Ve lâ tatma' fi'r-rıdâ ve'l-kanaâti mea kılleti'l-vera'.

00:29:30.000 --> 00:29:36.000
"Takvân, haramlardan, şüphelilerden sakınma duygun yokken

00:29:36.000 --> 00:29:42.000
rıza ve kanaat hâli de nasip olmaz." dedi.

00:29:43.000 --> 00:29:51.000
"Şunların olması lazım, bunların olması lazım; ama şunlar olunca bu iş olmaz." diyor.

00:29:52.000 --> 00:29:56.000
Onun için, olması gerekenleri müspet tarafa şöyle liste hâlinde yazmak lazım.

00:29:57.000 --> 00:30:03.000
Bunlar iyi, bunları elde etmek lazım. Ama bunların olması için de şunların olmaması lazım.

00:30:03.000 --> 00:30:06.000
Onları da bir başka liste hâlinde yapmak lazım.

00:30:06.000 --> 00:30:12.000
O olmaması gereken şeylerden kurtulmaya çalışmak lazım, bu olması gereken vasıflar hâsıl olsun diye...

00:30:12.000 --> 00:30:19.000
Şimdi dönüp onları bir daha sıralayabiliriz; ama bu hikâye tamam olsun diye son cümleyi okuyorum

00:30:19.000 --> 00:30:20.000
Sümme kâle ba'duhum.

00:30:20.000 --> 00:30:27.000
"Onlardan birisi böyle söyleyip İbrahim b. Edhem'e bu nasihatleri ederken bir başkası da dedi ki;"

00:30:27.000 --> 00:30:35.000
Yâ ilâhenâ. "Ey Allahımız, Rabbimiz!" Uhcubhu annâ. "Bu kulu bizden perdele."

00:30:36.000 --> 00:30:41.000
"Bizi yok et, o bizi göremesin." demek istiyor. "O perdelensin.

00:30:41.000 --> 00:30:45.000
Şimdi perde yok da görüyor; ama perdele o kulu, bizi göremesin."

00:30:46.000 --> 00:30:55.000
Ve'hcubnâ anhu. "Bizi de ondan perdele.""O bizi görmesin, biz onu görmeyelim." diye bir tanesi dua etti.

00:30:55.000 --> 00:31:00.000
Kâle İbrâhim. "İbrahim b. Edhem diyor ki;" Femâ edriye eyne zehebû.

00:31:00.000 --> 00:31:07.000
"Nereye gittiklerini anlayamadım, birden yok oluverdiler." İşte İbrahim b. Edhem'in hâli böyle başlamış.

00:31:07.000 --> 00:31:15.000
Tabii o onun kendisiyle ilgili bir hal; ama o evliyâullah, mübarekler kırklar mıydı

00:31:15.000 --> 00:31:21.000
hangi mübarekler idiyse Allah'ın bu nasip etmiş olduğu bir şey;

00:31:21.000 --> 00:31:25.000
karşılaşıyorlar, konuşuyorlar, nasihat ediyorlar, gidiyorlar...

00:31:25.000 --> 00:31:28.000
Şimdi bize o nasihatler lazım.

00:31:28.000 --> 00:31:36.000
Çünkü bunlar tasavvufun çok önemli makamlarına işaret ediyor ve o makamları elde etmenin çaresini gösteriyor.

00:31:36.000 --> 00:31:42.000
Demin ki [anlatılanlardan] anladık ki Allah hayırlı kimselerle sohbet etmeyi

00:31:42.000 --> 00:31:48.000
beraber olmayı nasip etti mi bir insana, dövülse de, sövülse de, kovulsa da oradan gitmeyecek.

00:31:49.000 --> 00:31:54.000
Çünkü evliyâullah, meşâyih-i kirâm dervişlerini bazen böyle imtihan ederler;

00:31:54.000 --> 00:31:56.000
"Defol! Gözüm görmesin! Yıkıl karşımdan!"

00:31:56.000 --> 00:32:00.000
"Sen misin bana kızan; Allah'a ısmarladık, ben de bir daha senin semtine gelir miyim!

00:32:00.000 --> 00:32:05.000
Ben de seni adam sandım da geldim!" Hadi yallah, kalkıp gidiyor… Kaybetti.

00:32:06.000 --> 00:32:14.000
Sabredecek; madem yol doğru yoldur, madem hak yoldur, madem ki Allah'ın rızasını istiyor

00:32:15.000 --> 00:32:19.000
Allah'ın o sevgili kullarına karşı toprak gibi olacak, boynunu bükecek

00:32:19.000 --> 00:32:24.000
onlardan bir azar işitti mi, böyle bir sert muamele gördü dayak yedi mi, sopayı yedi mi

00:32:25.000 --> 00:32:30.000
şamarı yedi mi o zaman kendisi "Acaba ne kabahat işledim de bu başıma geldi?" diye düşünecek.

00:32:30.000 --> 00:32:35.000
"Akşam abdestsiz yatmıştım da sabah şamarı böyle yiyorum...

00:32:36.000 --> 00:32:41.000
Yolda gelirken falanca tarafa gözüm kaymıştı da bu iş bundan oluyor...

00:32:41.000 --> 00:32:48.000
Geçen gün şüpheli bir yerden bir yemek yedik de ne eti olduğu da belli değildi de ondan oluyor…"

00:32:48.000 --> 00:32:50.000
Kusuru kendisinde arayacak.

00:32:50.000 --> 00:32:56.000
Yoksa onlar durup dururken kızmazlar; belli ki, bir sebep var ki onlar Allah'ın kızmasıyla kızarlar

00:32:56.000 --> 00:32:59.000
karşısında öyle tezahür ediyor. Onu bilecek. Onu anladık.

00:32:59.000 --> 00:33:04.000
Ondan sonra kendi macerasını, çöllerde neler gördüklerini anlattı...

00:33:04.000 --> 00:33:07.000
Allah şefaatine erdirsin, büyük zâtmış, onu anlıyoruz.

00:33:07.000 --> 00:33:13.000
O büyüklerden bir tanesi açtı ağzını, nasihat etti. Bu nasihati bir daha tekrar etmek lazım.

00:33:13.000 --> 00:33:17.000
Tekrar dinleyelim, tekrar anlayalım. Ne diyor?

00:33:19.000 --> 00:33:23.000
Tercümeyi yaptığımıza göre artık kendi sözlerimizle anlatalım.

00:33:23.000 --> 00:33:34.000
Nasıl olması gerektiğini sizin anlayacağınız şekilde anlatalım. Diyor ki; Gece ibadet etmek lazım.

00:33:34.000 --> 00:33:40.000
Gece ibadeti çok sevap. Bir dervişin teheccüde kalkması lazım, ibadet etmesi lazım.

00:33:40.000 --> 00:33:47.000
İyi ama bu karın tokluğuyla olmaz ki... Demek ki akşam yemeğini az yiyecek, hafif yiyecek.

00:33:47.000 --> 00:33:53.000
"Getir bakalım o tepsiyi de, getir bakalım bu tabağı da, börek de gelsin, tatlı da gelsin..."

00:33:53.000 --> 00:33:59.000
Yarım kilo kadayıf, üç kilo meyve, 30 bardak çay...

00:33:59.000 --> 00:34:03.000
Tabii Koca Yusuf gibi yemek yiyince insan gece namazına değil

00:34:03.000 --> 00:34:07.000
sabah namazına bile kalkamaz, öğleye ancak uyanır.

00:34:07.000 --> 00:34:14.000
Çünkü vücut öğüteceğim derken harap olur, vücut bütün gece onunla meşgul olur; olmaz.

00:34:14.000 --> 00:34:24.000
Demek ki gece uyanık olabilmek için yemeği azaltacak, akşam yemeyecek, karnını tıka basa doyurmayacak.

00:34:24.000 --> 00:34:27.000
Tabii gece [namazı] neden gerekiyor?

00:34:27.000 --> 00:34:32.000
Gece göğün kapıları açılır, Allahu Teâlâ hazretleri kullarına;

00:34:33.000 --> 00:34:39.000
"Yok mu benden bir arzusu, isteği olan; istesin, vereceğim!" dediği zamandır.

00:34:39.000 --> 00:34:43.000
"Yok mu benden af isteyen; affedeceğim!" dediği zamandır.

00:34:43.000 --> 00:34:50.000
Seher vakitlerindedir bu,sahura kalktığımız zamanlar gibi...

00:34:51.000 --> 00:34:54.000
İmsak kesildikten sonra sabahın vakti girince iş biter.

00:34:55.000 --> 00:35:04.000
Onun için, gecenin üçte biri, üçte ikisi, yarısı geçtikten sonra kalkıp biraz gece ibadeti yapması lazım.

00:35:04.000 --> 00:35:12.000
O kârdan o da nasibini alsın diye, o mânevî pazardan istifade etsin diye, duaları kabul olsun

00:35:12.000 --> 00:35:17.000
Allah'ın lütfuna ihsânına ersin diye dervişin gece kalkması lazım.

00:35:17.000 --> 00:35:23.000
Veyahut âhiret yolunun yolcusunun, Allah'ın rızası isteyen insanın böyle yapması lazım.

00:35:24.000 --> 00:35:29.000
Ama bu toklukla olmaz. Demek ki kıllet-i taam lazımmış.

00:35:29.000 --> 00:35:33.000
Tarikatlerde bir kıllet-i taam prensibi var; az yemek.

00:35:33.000 --> 00:35:43.000
İkincisi; "Çok uykuyla o hüzün hâli olmaz." diyor. Hüzün, "mahzunluk" demek.

00:35:43.000 --> 00:35:47.000
Dervişin [hâli] nasıl olacak? Kalbi kırık olacak, mahzun olacak.

00:35:47.000 --> 00:35:59.000
Çünkü bir kere ana yurdundan kopmuştur; asıl yurdu cennettir, dünyaya gelmiştir, ayrılık hüznü vardır.

00:35:59.000 --> 00:36:12.000
Ondan sonra Allah sevgisi vardır, kavuşmanın hasretliğinin verdiği bir hüzün vardır.

00:36:12.000 --> 00:36:17.000
Ufak tefek, büyük küçük kusurları vardır, onun verdiği bir hüzün vardır.

00:36:17.000 --> 00:36:21.000
"Acaba hâlim nice olacak?" diye bir endişeden doğma hüznü vardır.

00:36:21.000 --> 00:36:26.000
Elbette âhireti düşünen bir mü'min-i kâmilin mahzunluğu vardır.

00:36:27.000 --> 00:36:32.000
Peygamber Efendimiz de; ene inde min kesîreti'l-kulûb. "Ben kalbi kırıkların yanındayım." buyuruyor.

00:36:32.000 --> 00:36:40.000
Onun için, bizim merhum Süleyman Çelebi Efendimiz Mevlid'in sonunda dua bölümünde ne diyor?

00:36:40.000 --> 00:36:46.000
Bağrı başı Hak içün âşıkların, Gözü yaşı Hak içün sâdıkların

00:36:46.000 --> 00:36:54.000
Yâ İlâhî bizlere imdât kıl, Her nefes lütfun ile şâd kıl. diye dua ediyor ya...

00:36:55.000 --> 00:37:00.000
Bağrı başı Hak içün... Yani "Bağrı yarası hürmetine..." Âşıkların bağrı yaralıdır.

00:37:01.000 --> 00:37:03.000
Yaralı olan da hüzünlü olur.

00:37:03.000 --> 00:37:11.000
Onun için, mü'mini öyle pek fazla güleç, güler görmezsin, mahzun görürsün; derdi vardır, dertlidir.

00:37:11.000 --> 00:37:15.000
Dolap niçin inilersin? Derdim vardım, inilerim. dediği gibi

00:37:15.000 --> 00:37:21.000
mü'min-i kâmilin işi çoktur, derdi çoktur, gayesi büyüktür. Onun için mahzun olacak.

00:37:21.000 --> 00:37:26.000
Bu mahzunluk çok uykuyla olmaz. Mahzunluk burada neyi sembolize ediyor?

00:37:26.000 --> 00:37:34.000
Mahzunluk duygululuğu, duyarlılığı, hassaslığı sembolize ediyor. Bu hassaslık çok uykuyla olmaz.

00:37:34.000 --> 00:37:39.000
Yatıyor; horul da horul, horul da horul... "Uyusun da büyüsün maşaallah..."

00:37:39.000 --> 00:37:52.000
Tabii o zaman çok uykuyla o rikkat, o lirizm, o tasavvufî şevk, o iştiyak hâsıl olmuyor.

00:37:52.000 --> 00:37:57.000
Sonra, Allah korkusu dünyaya rağbet varken olmuyor.

00:37:57.000 --> 00:38:02.000
Dünyayı gözünden silecek, dünyaya rağbet etmeyecek, dünyaya karşı zahidâne

00:38:02.000 --> 00:38:08.000
aldırmaz duygular içinde olacak. O zaman havfulllah gönlünde teşekkül eder, Allah'tan korkar.

00:38:09.000 --> 00:38:17.000
Allah'ın gazabından, azabından, ikâbından korkar. Allah'ın lütfunu kaybetmekten korkar.

00:38:17.000 --> 00:38:18.000
Cenneti kaybetmekten

00:38:19.000 --> 00:38:23.000
rızasına aykırı bir iş yapmaktan korkar, tir tir titrer.

00:38:23.000 --> 00:38:31.000
O bakımdan, dünyaya meyli olmaması lazım ki bunları düşünebilsin. Dünyaya meyli varken bu yapılamaz.

00:38:31.000 --> 00:38:37.000
Sonra, Allah'la ünsiyet etmek istiyorsa... Ünsiyet ne demek?

00:38:37.000 --> 00:38:41.000
"Bir arada olmak, ahbaplık, yârenlik etmek" demek.

00:38:41.000 --> 00:38:50.000
Bu ünsiyet olması için mahluk ile ünsiyetten kesilmesi lazım. Kahvede olmaz. Kalabalıkta olmaz.

00:38:50.000 --> 00:38:52.000
Çekilecek bir halvet, tenha bir kenara;

00:38:53.000 --> 00:39:03.000
tenhalarda gözyaşı dökecek, tefekkürlere dalacak, zikirlere dalacak da;

00:39:03.000 --> 00:39:09.000
Ene celîsü men zekerenî "Ben beni zikreden kulumun yanı başındayım, meclisindeyim

00:39:09.000 --> 00:39:16.000
onunla beraberim." sırrı zâhir olacak, Rabbi ile ünsiyet hâli hâsıl olacak.

00:39:16.000 --> 00:39:19.000
Öyle insanlar arasında, insanlarla ünsiyetle olmaz.

00:39:19.000 --> 00:39:24.000
"Gitme ya, canım sıkılıyor, senle beraber oturalım, sabaha kadar konuşalım, gevezelenelim."

00:39:24.000 --> 00:39:30.000
O gitmezse Allah'la ünsiyet de olmaz. Bir insanın yalnızlığı sevebilmesi lazım.

00:39:30.000 --> 00:39:36.000
Evliyâlık sevap, ünsiyet, el-ünsü billâh hâsıl olsun diye.

00:39:36.000 --> 00:39:43.000
Sonra, tabii Allah'ın sevgili kullarının gönlüne nice nice hikmetler ilham olunur.

00:39:43.000 --> 00:39:49.000
Sözleri, her birisi cevherdir. Dinleyen hayran kalır, hoşuna gider.

00:39:49.000 --> 00:39:53.000
Ümmî bile olsa; "Allah Allah... Ne kadar ârif insan!

00:39:53.000 --> 00:39:56.000
Ne kadar güzel sözler söylüyor, ne kadar hoş!" diye sever.

00:39:56.000 --> 00:40:01.000
İşte o hikmetin ilhamı takvâyı terk edince olmaz.

00:40:02.000 --> 00:40:07.000
Takvâ ehli olacak ki gönlüne hikmet pınarları akmaya başlasın

00:40:07.000 --> 00:40:16.000
gönlünden diline pınarlar fışkırıp şırıl şırıl dilinden dökülmeye başlasın. Takvâ ile olur.

00:40:16.000 --> 00:40:20.000
Takvâ ne demek? "Allah'tan sakınıp günahlara yanaşmamak."

00:40:21.000 --> 00:40:30.000
Sonra, işlerinde sıhhat, mânevî düzgünlük ancak zalimlerden ayrılmakla mümkün olur.

00:40:30.000 --> 00:40:36.000
Allah sevgisi, mal ve şeref sevgisiyle beraber olmaz.

00:40:36.000 --> 00:40:45.000
İnsanın tabii Allah âşıkı olması lazım, Allah'ı sevmesi lazım, Allah sevgisi kalbini doldurması lazım.

00:40:45.000 --> 00:40:51.000
Çünkü her türlü güzelliği yaratan O'dur, her türlü ihsânı ikrâmı veren O'dur.

00:40:51.000 --> 00:40:59.000
Her şeyimiz O'ndandır. Tabii herkes O'na karşı en yüksek sevgiyi, sonsuz mukayesesiz sevgiyi duyması lazım.

00:40:59.000 --> 00:41:03.000
Ama bu mal ve şerefi severek olmaz.

00:41:03.000 --> 00:41:10.000
Maldan da geçecek, mevki makamdan, izzet, itibar, alkış, şeref gibi şeylerden de geçecek.

00:41:10.000 --> 00:41:20.000
Allah'ın sevgisini kazanmak için hepsini terk edebilecek ve Allah'ın sevdiği işleri yapabilecek.

00:41:20.000 --> 00:41:27.000
"Namaz kıl.""Utanıyorum.""Örtün." "Utanıyorum.""Hakkı söyle." "Utanıyorum." Olmaz!

00:41:27.000 --> 00:41:34.000
Sonra, kalbinin yumuşaması makbul bir şey, kalbin katı olması kötü bir şey.

00:41:34.000 --> 00:41:39.000
Yumuşak kalplilik güzel; katı kalplilik, taş kalplilik kötü.

00:41:39.000 --> 00:41:47.000
Bu yumuşak kalplilik yetime bakmadan, dula bakmadan, fakire bakmadan, onları kollayıp gözetmeden olmaz.

00:41:47.000 --> 00:41:52.000
Onun için etrafınızdaki muhtaç insanları arayacaksınız, bulacaksınız

00:41:52.000 --> 00:41:59.000
onlara elinizi uzatacaksınız, malınızı, yiyeceğinizi, içeceğinizi paylaşacaksınız.

00:41:59.000 --> 00:42:03.000
Türkiye var, Türkiye'nin dışındaki başka Türkler var, onlara yardımcı olacaksınız.

00:42:03.000 --> 00:42:07.000
Başka müslümanlar var, onlara yardımcı olacaksınız.

00:42:07.000 --> 00:42:12.000
Burada İstanbul'un surlarının içinde ihtiyar ihvânımızdan bir kimse

00:42:12.000 --> 00:42:17.000
15 gün aç kalmış da kimsenin haberi olmamış. Böyle ihvanlık olur mu?!

00:42:17.000 --> 00:42:26.000
Millet tabii zevkli sefalı yerleri biliyor da böyle sıkıntılı kenar mahallelere gelmiyor.

00:42:26.000 --> 00:42:29.000
"Gel bakalım biraz da bizim kubbe-i ahzânımızı gör...

00:42:30.000 --> 00:42:34.000
Üstü teneke kaplı, yağmurun içine damladığı

00:42:34.000 --> 00:42:39.000
rüzgarın bir yerinden girip öbür tarafından çıktığı evimize de gel, bir misafir edelim bakalım...

00:42:39.000 --> 00:42:42.000
Gel bakalım, her yerde baklava börek yiyorsun, burada da gam keder ye...

00:42:43.000 --> 00:42:47.000
Biraz buradaki acılarımıza ortak ol..." Millet tabii oraya yanaşmayınca olmuyor.

00:42:48.000 --> 00:42:54.000
Kalp yumuşaklığı olması için yetime yanaşacak, dula yardım edecek

00:42:54.000 --> 00:43:02.000
miskine fakire destek olacak, yardım edecek.O rikkat hâli gevezelikle olmaz, sükûtu bilecek.

00:43:02.000 --> 00:43:11.000
Sükut efdaldir. Sükut ibadettir. Mü'minin, dervişin sükûtu tefekkür olacak.

00:43:11.000 --> 00:43:20.000
Öyle çok konuşmayacak, az konuşacak, öz konuşacak, lüzumsuz konuşmayı terk edecek; zikirle meşgul olacak.

00:43:20.000 --> 00:43:28.000
Başka insanlara, başka mahluklara merhamet edecek ki Allah'ın rahmetine, merhametine mazhar olsun.

00:43:28.000 --> 00:43:37.000
Karıncayı eziyor, kuşu öldürüyor, öküzünü dövüyor, atını sakat edecek gibi pataklıyor

00:43:37.000 --> 00:43:43.000
çocuğunun kulağını kopartıyor, ensesinde boza pişiriyor, hanımın kafasında tabakları kırıyor...

00:43:44.000 --> 00:43:51.000
Böyle dervişlik olur mu? Olmaz! Merhameti yok, kimseye merhamet etmiyor; sert.

00:43:52.000 --> 00:43:57.000
Hayvan yanında zor duruyor, böyle başını ikide bir kaldırıyor. Neden?

00:43:57.000 --> 00:44:03.000
Sinirli, kamçıyı yapıştırıyor; hayvan ürkmüş. Böyle merhametsizlik de olmaz!

00:44:04.000 --> 00:44:10.000
Merhametli olması lazım. Mahlukâta merhamet etmeyene Allah merhamet eylemez.

00:44:10.000 --> 00:44:19.000
Sonra, alimlerle beraber olmayı, alimlerin meclislerine sohbetlerine devam etmeyi terk ederse

00:44:19.000 --> 00:44:24.000
doğru yolu, olgunluk yolunu, hak yolu bulamaz.

00:44:24.000 --> 00:44:32.000
Alimlerin sohbetine gelecek, nasihatlerini dinleyecek. Ancak o zaman doğru yolda olur.

00:44:32.000 --> 00:44:39.000
Övülme arzusu varken Allah için sevmeyi elde edemez. Peygamber Efendimiz diyor ki;

00:44:39.000 --> 00:44:42.000
"Sizi methedenlerin yüzüne toprak saçın."

00:44:42.000 --> 00:44:47.000
Yerden toprak alacaksın, yüzüne atacaksın; ne kadar sert bir muamele! Yani ne demek?

00:44:47.000 --> 00:44:49.000
"Kendinizi methettirmeyin.

00:44:49.000 --> 00:44:56.000
Ne siz başkasını yüzüne karşı methedin, ne de sizi methetmelerine müsaade edin." demek oluyor.

00:44:57.000 --> 00:45:03.000
Çünkü ekseriyetle insanları böyle methederek huylarını bozarlar ve methederek aldatırlar.

00:45:04.000 --> 00:45:10.000
Sen methe aldanma; "Söylenen söz doğru mu? İstenen iş doğru mu?" diye onu düşün.

00:45:10.000 --> 00:45:16.000
Doğru değilse hiç methe takılma, kaşını çat. Karşındakini de methedip de helâk etme.

00:45:16.000 --> 00:45:18.000
"Kafasını kesmek gibidir." diyor Peygamber Efendimiz.

00:45:18.000 --> 00:45:23.000
Sen onu methediyorsun, helâk ediyorsun. Adam kendisini bir şey sanıyor, iki paralık adam...

00:45:24.000 --> 00:45:26.000
Doğru söylemeye kimse tahammül edemiyor.

00:45:26.000 --> 00:45:31.000
"Sen iki paralıksın!" diyemiyorsun, "Ağasın paşasın..." diyorsun; o da kendisini ağa paşa sanıyor.

00:45:31.000 --> 00:45:37.000
Hiç bir şey değil, zerre bile değil; ama o zaman huyu bozuluyor.

00:45:37.000 --> 00:45:45.000
Onun için, methetmek de iyi değil, methedilmeye rıza göstermek de iyi değil. Onu terk edecek.

00:45:45.000 --> 00:45:53.000
Sonra, dünyaya, dünyalığa hırs beslemeyecek; o zaman takvâ, vera' olmaz.

00:45:53.000 --> 00:45:57.000
O dünya hırsından dolayı "Para kazanacağım!" diye haram işler yapar

00:45:57.000 --> 00:46:04.000
"Mevki makam sahibi olacağım!" diye entrika çevirir, arkadaşlarını aldatır, ona buna zararı dokunabilir.

00:46:04.000 --> 00:46:10.000
Onun için, hırsı terk edecek. Sakin olacak, her şeyi Allah'tan bekleyecek.

00:46:10.000 --> 00:46:19.000
Ancak o zaman vera' sahibi olabilir. Verâsı olmazsa rıza ve kanaate de eremez.

00:46:19.000 --> 00:46:23.000
Mü'minde vera' yani şüpheliden bile kaçınma duygusu olacak.

00:46:23.000 --> 00:46:28.000
İbrahim b. Edhem hazretlerine işte bu nasihatleri etmiş.

00:46:28.000 --> 00:46:34.000
Sonra ellerini açmış bir tanesi; "Yâ Rabbi! Bunu bizden gizle, bizi bundan gizle

00:46:34.000 --> 00:46:36.000
perdele aramızı..." deyince yok oluvermişler.

00:46:36.000 --> 00:46:43.000
Demek ki evliyâullahtan mübarek insanlarmış; İbrahim b. Edhem'e tasavvufun

00:46:43.000 --> 00:46:49.000
evliyâlığın nasihatlerini öğretmek için, ilmini öğretmek için karşısına çıkmışlar.

00:46:49.000 --> 00:46:55.000
Hem onun hâlini sormuşlar, hem ona bilgiler vermişler. Bu anlaşılıyor.

00:46:55.000 --> 00:47:01.000
Keşke bunu bir kitap hâline getirsek de herkes bu işleri bilse, buna göre ayağını denk alsa

00:47:05.000 --> 00:47:08.000
hakikî dervişliğin ne olduğunu dervişler anlasa... Bu paragraf böylece tamam oldu.

00:47:08.000 --> 00:47:09.000
Devam ediyoruz.

00:47:09.000 --> 00:47:13.000
Semi'tü Ahmede'bne Aliyyi'bni'l-Hasani'l-Mukrî yekûlu

00:47:15.000 --> 00:47:24.000
Semi'tü Muhammede'bne Ğalibi't-Temtâme yekûlu: Ketebe İbrâhîmü'bnü Edheme ilâ Süfyâne's-Sevrî.

00:47:25.000 --> 00:47:34.000
Şu râviler rivayet etmişler ki İbrahim b. Edhem, Süfyân-ı Sevrî isimli alim zâta şu mektubu yazmış.

00:47:34.000 --> 00:47:37.000
Onlar aynı zamanlarda yaşamış insanlar.

00:47:39.000 --> 00:47:46.000
Süfyân-ı Sevrî hazretlerinin nasıl mübarek cennetlik bir insan olduğunu geçtiğimiz derslerde anlatmıştım.

00:47:46.000 --> 00:47:51.000
Hûri kızlarının "Sana dayanamıyoruz, artık gel!" diye davet ettikleri kimse...

00:47:51.000 --> 00:47:56.000
Büyük alim, mezhep sahibi, büyük fakih, takvâ ehli insan. İbrahim b. Edhem'e

00:47:57.000 --> 00:48:02.000
mektupta ne yazmış bakalım, ârifler birbirleriyle nasıl mektuplaşıyorlarmış... Yazmış ki;

00:48:02.000 --> 00:48:11.000
Men arefe mâ yatlub hâne aleyhi mâ yebzil. Ve men atlaka basarahû tâle esefuhû.

00:48:11.000 --> 00:48:18.000
Ve men atlaka emelehû sâe ameluhû. Ve men atlaka lisânehu katele nefsehû.

00:48:18.000 --> 00:48:23.000
Dört hususu anlatmış oluyor. Ne dediğini sıralayalım bakalım...

00:48:23.000 --> 00:48:27.000
Men arefe mâ yatlub hâne aleyhi mâ yebzil.

00:48:27.000 --> 00:48:36.000
"Ne istediğini bilen insana sarf ettiği emekler hoş gelir, hafif gelir." Ne demek istiyor?

00:48:36.000 --> 00:48:45.000
Yani bir derviş, Allah yolunun yolcusu, hakikî uyanık bir mü'min ne ister?

00:48:45.000 --> 00:48:52.000
Allah'ın rızasını ister. Allah'ı ister. İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî.

00:48:52.000 --> 00:48:55.000
Matlubumuz, talep ettiğimiz şey, Allah'ın rızası.

00:48:55.000 --> 00:48:57.000
Men arefe mâ yatlub.

00:48:57.000 --> 00:49:02.000
"İstediği şeyin ne kadar yüce olduğunu, ne kadar kıymetli olduğunu bilen bir kimseye..."

00:49:02.000 --> 00:49:07.000
Hâne aleyhi mâ yebzil. "Sarf ettiği şeyler hepsi hafif gelir, az gelir."

00:49:07.000 --> 00:49:11.000
Şu kadar namaz kılmış, gözüne görünmez. Bu kadar oruç tutmuş, gözüne görünmez.

00:49:11.000 --> 00:49:17.000
Bu kadar sadaka vermiş, gözüne görünmez. Bu kadar hizmet etmiş, gözüne görünmez.

00:49:17.000 --> 00:49:18.000
Bu kadar cihat eylemiş, gözüne görünmez. Neden?

00:49:18.000 --> 00:49:27.000
İstediği şeyin kıymetini biliyor. "Sarf ettiği emekler O'na feda olsun." gibi bir duygu içinde.

00:49:27.000 --> 00:49:32.000
Birinci cümle bu.Ve men atlaka basarahû tâle esefuhû.

00:49:32.000 --> 00:49:43.000
"Kim gözünü serbest bırakırsa, 'Ne yaparsa yapsın...' diye gözünü salıverirse esefi çok olur." Neden?

00:49:43.000 --> 00:49:49.000
Bu göz serbest oldu mu, kontrol edilmedi mi harama bakar, günaha bakar

00:49:49.000 --> 00:49:54.000
nâmahreme bakar, zararlı şeye bakar.

00:49:54.000 --> 00:49:59.000
O zaman "Ah! Tuh! Keşke yapmasaydım!" diyecek bir duruma düşer. Esefi çok olur.

00:49:59.000 --> 00:50:04.000
Mevkisinden, makamından düşer. Mânevî mertebesini kaybeder.

00:50:04.000 --> 00:50:11.000
Oraya baktı; derecesi düşer. Bakmayacak. Bu devirde daha zor...

00:50:11.000 --> 00:50:18.000
Mâlum bir hikâye: "Dağda evliyâlık şehirde evliyâlığa benzemez." demiş.

00:50:18.000 --> 00:50:28.000
İki evliyâ kardeş. "Yazıcıoğulları" derler, "Akçakoca'daki Ahmet Dede" derler.

00:50:28.000 --> 00:50:30.000
Başka yerlerdeki şahıslar için söyleniyor…

00:50:30.000 --> 00:50:38.000
Dağda çobanmış kardeşin birisi, öteki kardeşi de şehirde eskiciymiş, ayakkabı tamir edermiş.

00:50:38.000 --> 00:50:47.000
Küçücük dükkânı varmış. Dağdaki, şehirdeki kardeşini ziyaret edecek ama hediye götürmesi lazım. Ne yapmış?

00:50:47.000 --> 00:50:54.000
Mendilin dört ucunu bağlamış, hayvanları sağmış, sütünü mendilin içine

00:50:54.000 --> 00:51:01.000
almış sallaya sallaya götürüyor mendili... Mendilin içinde süt durmaz; ama kerâmet.

00:51:01.000 --> 00:51:08.000
Sütü mendilin içinde getirmiş. "Selâmun aleyküm ağabey." demiş, "Aleyküm selam kardeşim, hoşgeldin."

00:51:09.000 --> 00:51:13.000
Dükkâna oturmuş. "Sana süt getirdim, dağdan biraz süt..." demiş.

00:51:13.000 --> 00:51:19.000
Bakmış süt mendilin içinde, mendilin dört ucu bağlanmış, süt mendilin içinde duruyor.

00:51:19.000 --> 00:51:23.000
Bu fıkra hoşuma gidiyor..."As şuraya..." demiş...

00:51:23.000 --> 00:51:28.000
Hani ayakkabıcıların direği olur, direkte çiviler olur, bazı şeyler asılır, kandil asılır...

00:51:28.000 --> 00:51:36.000
Oraya asmış sütü, torbanın içinde, mendilin içinde ama akmıyor; kerâmet.

00:51:36.000 --> 00:51:39.000
Biraz sonra içeriye bir çarşaflı kadıncağız gelmiş.

00:51:39.000 --> 00:51:48.000
"Eskici baba, ayakkabımın kayışı koptu, şunu dikiverir misin?" demiş, ayakkabısını çıkartıp biraz uzatmış.

00:51:48.000 --> 00:51:59.000
Uzatırken çarşafın ucundan biraz bileği görünmüş. Görününce dağdaki çobanın da gözüne ilişmiş.

00:51:59.000 --> 00:52:06.000
El normal de elden öbür taraf tabii gösterilmemesi, görünmemesi gereken taraf.

00:52:06.000 --> 00:52:07.000
Ötekisinin de bakmaması lazım.

00:52:07.000 --> 00:52:13.000
Kadının göstermemeye ihtimam etmesi gerekirdi, berikisinin de bakmaması gerekirdi.

00:52:13.000 --> 00:52:17.000
Evet, kadın göstermemek için çarşaf giymiş ama olur ki insan bazen düşer

00:52:17.000 --> 00:52:23.000
yolda ayağı kaydı düştü, ne yapacak şimdi; üstü yırtıldı. Bakan da bakmayacak, gözüne sahip olacak.

00:52:24.000 --> 00:52:28.000
Hani ne diyor; "Kim gözünü serbest bırakır, salıverirse esefi çok olur."

00:52:28.000 --> 00:52:40.000
O dağdan gelen evliyâ, çoban olan, sütü sağıp da mendilde getirenin gözüne kadının bileği takılmış.

00:52:40.000 --> 00:52:48.000
Ama takılınca başlamış mendilden 'dım dım dım' normal olarak süt damlamaya...

00:52:48.000 --> 00:52:53.000
Kerâmet yoluyla damlamıyordu, kerâmet gidince damlamaya başladı.

00:52:53.000 --> 00:52:59.000
Men atlaka basarahû tâle esefuhû. Tabii gözünü salıveren insanın esefi çok olur.

00:52:59.000 --> 00:53:06.000
Gitti bak, makam düşüyor. O zaman şehirdeki ağabey dönmüş kardeşine;

00:53:06.000 --> 00:53:11.000
"Bana bak, şehirde evliyâlık dağda çobanlık yapmaya benzemez." demiş.

00:53:11.000 --> 00:53:16.000
Dağda bir şey yok, koyunlarla [vesaire] kolay; ama şehirde şeytan dolu...

00:53:16.000 --> 00:53:23.000
Şeyâtinü'l-insi ve'l-cin. Kadınlar şeytanın ağlarıdır.

00:53:23.000 --> 00:53:28.000
Şeytan insanı öyle avlar; ekseriye kadın yoluyla avlar.

00:53:28.000 --> 00:53:33.000
İçki kötülüklerin anasıdır; bazen oradan yakalar, bazen buradan yakalar.

00:53:33.000 --> 00:53:35.000
Onun için, gözüne sahip olması lazım.

00:53:35.000 --> 00:53:39.000
Bizim büyüklerimiz Nakşî tarikatimizde prensibi koymuşlar, ne diyorlar?

00:53:39.000 --> 00:53:45.000
Nazar ber kadem olacak. Gözü pabucunun ucunda olacak.

00:53:45.000 --> 00:53:49.000
Öyle nazarını sağa sola salıvermeyecek, her tarafa bakmayacak, öyle gidecek.

00:53:49.000 --> 00:53:52.000
Yoksa o arabadan inerken o gözüne takılır;

00:53:52.000 --> 00:53:56.000
bu filanca yerde koltukta bacak bacak üstüne atmıştır, o takılır;

00:53:56.000 --> 00:54:01.000
ötekisi eğilmiş, berikisi çarşıda patlıcan seçiyor, domates seçiyor, sakınmıyor...

00:54:01.000 --> 00:54:04.000
Çarşının pazarın hâli böyle... Allah saklasın...

00:54:04.000 --> 00:54:08.000
Kadınlar güya örtündüm sanıyorlar, dizlerinin altına kadar manto giyiyorlar;

00:54:08.000 --> 00:54:20.000
ondan sonra oturuyor, tezgâhtan sebze meyve seçmeye... Olmaz, tesettür filan gidiyor. Allah ıslah etsin.

00:54:20.000 --> 00:54:24.000
Ve men atlaka emelehû sâe ameluhû.

00:54:24.000 --> 00:54:35.000
"Kim emelini, umudunu salıverirse, serbest bırakırsa onun işleri kötü olur, ameli kötü amel olur."

00:54:35.000 --> 00:54:39.000
Ne demek bu? Muhterem kardeşlerim! Emel, "ummak" demek.

00:54:39.000 --> 00:54:46.000
Yani "temenni etmek, tahmin etmek, arzu etmek" demek. Senin emelin ne?

00:54:46.000 --> 00:54:49.000
"Ben büyüdüğüm zaman mühendis olmak istiyorum."

00:54:49.000 --> 00:54:52.000
Senin emelin ne? "Ben büyüdüğüm zaman paşa olacağım."

00:54:52.000 --> 00:54:55.000
İşte emel bu; "ileriye dönük bir istek, temenni" demek.

00:54:55.000 --> 00:55:00.000
"İnsan emelini salıverirse işi kötü olur." ne demek?

00:55:00.000 --> 00:55:09.000
Bir insan istikbale ait bir arzuyu niçin düşünebiliyor?

00:55:09.000 --> 00:55:17.000
"Yaşayacağım" sanıyor da ondan. Yoksa yaşayacağını ümit etmese istikbale ait hayal kurar mı?

00:55:17.000 --> 00:55:22.000
"Yarın öleceksin." deseler birisine, idamlık olduğu belli olsa, yarın 9'da idam edilecek;

00:55:22.000 --> 00:55:25.000
"Bir ay sonra ne yapacaksın, aziz kardeşim?" deyince acı acı güler.

00:55:25.000 --> 00:55:31.000
"Ne bir ayı, benim ömrüm kalmamış ki, hayatım sönmüş!" der, bir şey bile arzu etmez.

00:55:31.000 --> 00:55:38.000
Şimdi insanlar "yaşayacağım" diye arzu ettiği için, -elhamdülillah, herkes yaşasın, 100 yaşını geçsin de...

00:55:38.000 --> 00:55:43.000
o zaman gevşiyor. Gevşeyince de a'mâl-i sâlihaya gayret etmiyor.

00:55:43.000 --> 00:55:48.000
Yani hayrât u hasenâtı yapmıyor. "Nasıl olsa yaşarım... Nasıl olsa ileride yaparım...

00:55:48.000 --> 00:55:53.000
Nasıl olsa ihtiyarlayınca yaparım..." gibi tehir ediyor, ileriye bırakıyor.

00:55:53.000 --> 00:56:00.000
Binâenaleyh, emelini salıveren insanın işi kötü oluyor, icraatı kötü oluyor.

00:56:00.000 --> 00:56:06.000
Çünkü gayrete gelmiyor, salih amel işlemeye koşuşmuyor. Bu o demek.

00:56:06.000 --> 00:56:09.000
Ve men atlaka emelehû sâe ameluhû.

00:56:09.000 --> 00:56:15.000
Dördüncü cümle: Ve men atlaka lisânehu katele nefsehû. "Kim dilini serbest bırakırsa..."

00:56:15.000 --> 00:56:22.000
Yani istediği gibi konuşsun, ne söylerse söylesin... Dilini serbest bırakan da; katele nefsehû.

00:56:22.000 --> 00:56:26.000
"Kendisini, kendi nefsini öldürmüş demektir, mahveder."

00:56:26.000 --> 00:56:29.000
Çünkü bu dil insana çok zararlar açar.

00:56:29.000 --> 00:56:36.000
Peygamber Efendimiz;"İnsanlar en çok bu dilinden ve tenasül âletinden cehenneme giriyor." diyor.

00:56:36.000 --> 00:56:43.000
Ekseriyetle bu dilinden, iki dudağı arasıyla, yani bıyığıyla sakalı arasından...

00:56:43.000 --> 00:56:47.000
Beyne'l-lahyeyhi; bıyığı ile sakalı arası, yani "dili" demek.

00:56:47.000 --> 00:56:52.000
İki bacağı arasını ve bıyığıyla sakalı arasını koruyamadığı için cehenneme giriyor.

00:56:53.000 --> 00:56:58.000
Oradan günaha giriyor; zina ile, vesaire ile...

00:56:58.000 --> 00:57:04.000
[Diliyle] günaha giriyor; gıybetle, dedikoduyla, elfâz-ı küfürle vesaireyle...

00:57:04.000 --> 00:57:12.000
Onun için, dilini uzatan, serbest bırakan, başı boş bırakan kendisini öldürmüş demektir. Bu da bir cümle.

00:57:12.000 --> 00:57:16.000
Semi'tü Ebe'l-Abbâs el-Bağdâdî yekûl

00:57:16.000 --> 00:57:21.000
Haddesenâ Aliyyü'bnü Muhammedi'bni Ahmed el-Mısrî, haddesenâ Yûsufü'bnü Mûsâ

00:57:21.000 --> 00:57:28.000
haddesenâ Abdullahi'bnü Hubayk, haddesenî Halefü'bnü Temîm, semi'tü Ebe'l-Ahvas yekûl

00:57:28.000 --> 00:57:32.000
Raeytü hamseten mâ raeytü mislehüm kattu.

00:57:32.000 --> 00:57:40.000
Ebe'l-Ahvas isimli zât-ı muhterem; Muhammed ibnü'l-Hayyâm Ebu'l-Ahvas el-Bağavi yervî

00:57:40.000 --> 00:57:51.000
an Müslim ibnü'l-Hâlid, hadis alimi, 248'de vefat etmiş bir alim. Bu sözü o nakletmiş.

00:57:51.000 --> 00:58:02.000
Bu zât-ı muhterem yani Ebu'l-Ahvas söylemiş ki... "Ebu'l-Ahvas'ı gördüm, işittim." diyor. Söyleyen bu...

00:58:02.000 --> 00:58:10.000
Raeytü hamseten. "Beş kişi gördüm." Mâ raeytü mislehüm kattu. "Onlar gibisini hiç görmedim."

00:58:10.000 --> 00:58:15.000
Bu beş kişi mübarek insanlar, çok mühim insanlar demek ki...

00:58:15.000 --> 00:58:20.000
Kimmiş bu Ebu'l-Ahvas'ın gördüğü beş mübarek zât?

00:58:20.000 --> 00:58:27.000
Birisi, terceme-i hâlini okuduğumuz İbrahim b. Edhem.

00:58:27.000 --> 00:58:35.000
İkincisi, Yusufu'bnu Esbat eş-Şeybânî ez-Zâhid el-Vâiz.

00:58:35.000 --> 00:58:44.000
Zahid ve vaiz, Süfyân-ı Sevrî'den ve başkalarından rivayet etmiş bir alim. Birisi buymuş.

00:58:44.000 --> 00:58:51.000
Birisi İbrahim b. Edhem'miş. Birisi Huzeyfetü'bnü Katâde'ymiş. Birisi Huşeym el-Iclî'ymiş.

00:58:51.000 --> 00:58:54.000
Birisi Ebû Yunus el-Kaviy imiş.

00:58:54.000 --> 00:58:59.000
Tabii bu şahısların aşağıda hayatları var; ama bizim için mühim olan [İbrahim b. Edhem.]

00:58:59.000 --> 00:59:04.000
"Ömrümde beş kişi gördüm, daha mühimlerini, onlar gibisini görmedim." diyor.

00:59:04.000 --> 00:59:07.000
Bir tane de İbrahim b. Edhem'i zikrediyor.

00:59:07.000 --> 00:59:13.000
Demek ki zamanında böyle eşsiz emsalsiz, nadir bulunan kimselerden biriymiş ki

00:59:13.000 --> 00:59:16.000
birisi beş kişiyi sayarken birisi olarak da İbrahim b. Edhem'i sayabiliyor.

00:59:16.000 --> 00:59:23.000
Ahberenâ Aliyyü'bnü'l-Bundar kâle: Ahberenâ Muhammedü'bnü Şureyk kâle

00:59:23.000 --> 00:59:31.000
Ahberenâ İbnü Ebi'd-dünyâ kâle: Ahberenî Muhammedü'bnü İshâk kâle: Ahberenî Ebî kâle

00:59:31.000 --> 00:59:36.000
Kultü li-İbrâhîm İbni Edhem. Şu rivayetle gelmiş ki;

00:59:36.000 --> 00:59:45.000
bu zât -yani en sonu Muhammed b. İshak'ın babası- İbrahim b. Edhem'e demiş ki;

00:59:45.000 --> 00:59:49.000
Evsınî. "Bana bir nasihatte bulun, vasiyet et, nasihat et."

00:59:49.000 --> 00:59:55.000
Kâle: İttehızi'llâhe sâhiben ve zeri'n-nâse câniben. "Nasihat et." diyene cevabı bu

00:59:56.000 --> 01:00:01.000
İttehızi'llâhe sâhiben. "Allah'ı kendine dost, arkadaş edin."

01:00:02.000 --> 01:00:05.000
Ve zeri'n-nâse câniben. "Ve insanları bir tarafına koy."

01:00:05.000 --> 01:00:09.000
Yani kısaca; "İnsanları bırak, Allah'ı dost edin." diyor.

01:00:09.000 --> 01:00:16.000
Nasihat isteyene; "Bırak insanları bir tarafa, Rabbinle arkadaşlık et, O'nunla dost ol." diyor.

01:00:16.000 --> 01:00:18.000
Demek ki altı tane aşılması gereken doruk neymiş?

01:00:18.000 --> 01:00:28.000
Birisi nimet doruğuymuş. Onu geçecek, geçmezse olmaz. İkincisi izzet doruğuymuş.

01:00:28.000 --> 01:00:35.000
İzzetten vazgeçmezse olmaz. Üçüncüsü rahat doruğuymuş. Rahatını terk edemezse olmaz.

01:00:35.000 --> 01:00:42.000
Dördüncüsü uyku doruğuymuş. Uykudan geçip gece uyku uyumamaya razı olmazsa olmaz.

01:00:42.000 --> 01:00:47.000
Beşincisi zenginlik doruğuymuş. Onu bırakıp fakirliği göze almadıkça olmaz.

01:00:47.000 --> 01:00:54.000
Altıncısı emel doruğuymuş. Emeli terk edip ölüm hemen gelecekmiş gibi hazırlanmayınca olmaz.

01:00:54.000 --> 01:01:03.000
Şiddeti göze alacak, zilleti göze alacak, cehd ü gayreti göze alacak

01:01:03.000 --> 01:01:07.000
uykusuzluğu göze alacak, fakirliği göze alacak, ölümü göze alacak.

01:01:07.000 --> 01:01:10.000
Ancak o zaman salih olunuyor.

01:01:10.000 --> 01:01:15.000
"Başka türlü olmaz." diye böyle nasihat ediyor İbrahim b. Edhem Efendimiz.

01:01:15.000 --> 01:01:22.000
Kaddesa'llâhu sırrahû ve rahimahu'llâhu rahmeten vâsia... Allah hepinizden razı olsun.

01:01:22.000 --> 01:01:26.000
Şimdi dördüncü terceme-i hâle ulaşmış olduk.

01:01:26.000 --> 01:01:33.000
Bişrüni'l-Hâfî, Bişr el-Hâfî veya Farsça terkiple Bişr-i Hâfî denilen

01:01:33.000 --> 01:01:37.000
zât-ı muhteremin hayatına geldi sayfalar dayandı...

01:01:37.000 --> 01:01:42.000
İnşaallah sağ olursak, bir daha böyle toplanırsak, bu dersi okumaya

01:01:42.000 --> 01:01:47.000
bu kitabı okumaya devam edersek inşaallah Allah'ın lütfuyla;

01:01:47.000 --> 01:01:52.000
dördüncüsü Bişr-i Hâfî hazretleri, bunu okuyacağız, anlatacağız.

01:01:52.000 --> 01:01:59.000
Beşincisi Seriyy-i Sakatî hazretleri, Seriyyinü's-Sakatî, böyle devam edecek, sağ olursak...

01:01:59.000 --> 01:02:05.000
Biz de salihlerin menâkıbını dinlemekten inşaallah, onları özlemekten

01:02:05.000 --> 01:02:14.000
onların sözlerini anlamaya çalışmaktan bir zaman gelir belki biz de hatalarımızı terk ederiz

01:02:14.000 --> 01:02:19.000
Allah'ın sevdiği yola yollanır, sevdiği kul olmaya muvaffak oluruz.

01:02:19.000 --> 01:02:25.000
Allah cümlenizden razı olsun. Peygamber Efendimiz'e komşu olmayı nasip eylesin.

01:02:25.000 --> 01:02:31.000
Cemâl-i ilâhî ile müşerref olmayı, müşahede şerefine ermeyi cümlemize nasip eylesin.

01:02:31.000 --> 01:02:33.000
Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.

