WEBVTT 00:00:00.459 --> 00:00:02.542 Allah'ın selâmı rahmeti bereketi üzerinize olsun. 00:00:02.542 --> 00:00:03.501 [Soru1: İlk devirdeki tasavvufî hareketle bugünkü durum. ] 00:00:03.542 --> 00:00:17.792 TASAVVUF Tasavvuf çağlarüstü bir konu. Her devirde önemi olmuş, ilgi görmüş, ilgi azalmamış. 00:00:18.613 --> 00:00:28.893 Materyalizm, kapitalizm, olaylar, harpler, sıkıntılar insanın gönlünden bu konuyu, 00:00:28.918 --> 00:00:42.627 bu kavramı, bu terimi silememiş ve herkes hakikaten tasavvufu merak ediyor. 00:00:43.420 --> 00:00:47.334 Biraz da bizim ilahiyat fakültesi profesörü olmamız, 00:00:47.692 --> 00:00:52.592 bu konuyla bizi yakın bir insan hâline getirmiş bulunuyor, bir. 00:00:53.670 --> 00:01:00.173 İkincisi, kayınpederimiz ve hocamız Mehmed Zahid Kotku'nun halefi olmam, 00:01:00.751 --> 00:01:04.335 fiilen tasavvufî bir hareketin içinde bulunmam dolayısıyla da 00:01:04.767 --> 00:01:08.371 bir yakın ilgi ve ilişki içinde olmuş oluyoruz. 00:01:09.125 --> 00:01:15.834 Bu iki noktadan bu konuyla ilgili söz söylemek için gerekli hazırlığım var; 00:01:15.855 --> 00:01:20.542 hazırlıksız ve bu konunun yabancısı değilim. 00:01:22.265 --> 00:01:44.959 Tasavvuf nedir? Tasavvuf ruhî, ruhanî, derûnî bir zihniyettir, dinî bir zihniyettir. 00:01:44.959 --> 00:01:53.622 Bunun batı dillerinde en yakın karşılığı mistisizm denilen harekettir. 00:01:53.869 --> 00:02:06.971 Mistisizm İslâm'dan önce de muhtelif toplumlarda görülen bir ruhî hayat tarzı, 00:02:06.971 --> 00:02:09.580 ruhanî hayat tarzının ismidir. 00:02:10.306 --> 00:02:13.392 Bir hint mistisizmi vardır, yogiler vesaireler. 00:02:14.610 --> 00:02:23.705 Bir yunan mistisizmi vardır, bir hıristiyan mistisizmi vardır, bir yahudi mistisizmi vardır, 00:02:23.916 --> 00:02:26.291 bir çin mistisizmi vardır. 00:02:27.886 --> 00:02:39.150 İslam'da da, mistisizmden oldukça farkları olmakla beraber buna benzer bir derûnî hayat tarzı var. 00:02:40.466 --> 00:02:45.618 Buna, bu ilme müslümanlar tasavvuf adını vermişler 00:02:46.882 --> 00:02:51.810 ve bu ilmin çatısı altında hangi konuları toplamışlar? 00:02:52.752 --> 00:02:59.627 Konularını düşündüğümüz zaman belki biraz daha meseleye müşahhas, 00:02:59.626 --> 00:03:02.377 elle tutulur bir tarzda yaklaşmak mümkün olur. 00:03:03.399 --> 00:03:10.448 Tasavvuf deyince ruhun terbiyesini düşünmüşler, bir. 00:03:12.591 --> 00:03:24.488 Ahlakın güzelleştirilmesini düşünmüşler; ahlak terbiyesini, moral terbiyeyi düşünmüşler, iki. 00:03:25.889 --> 00:03:39.213 Gizli bir takım esrarı öğrenmeyi, herkes tarafından bilinmeyen bir takım dinî gerçekleri anlamayı, 00:03:39.213 --> 00:03:41.134 öğrenmeyi kastetmişler; 00:03:41.459 --> 00:03:45.542 Allah'ı tanımayı, marifetullaha ermeyi kastetmişler, üç. 00:03:45.250 --> 00:03:50.100 Bu üç şey, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in zamanından 00:03:50.420 --> 00:03:54.125 başlamış günümüze kadar gelmiş. 00:03:56.000 --> 00:04:01.125 Konularına baktığımız zaman başka milletlerde de olmasının yadırganmayacağını anlıyoruz. 00:04:01.167 --> 00:04:07.918 Çünkü hakikaten her millette bir ahlâk meselesi, ahlakın eğitimi meselesi vardır. 00:04:07.918 --> 00:04:16.168 İnsanoğlunun hepsinde, aklı olan, vicdanı olan, tefekkürü olan her insanda bu hayat hakkında, 00:04:16.792 --> 00:04:23.840 bu hayatın öncesi hakkında ve bu hayattan sonraki durumlar hakkında merak vardır. 00:04:24.751 --> 00:04:33.430 Hayatın gözle görülemeyen, elle tutulamayan taraflarıyla ilgili, esrarıyla ilgili batınî, 00:04:33.420 --> 00:04:35.501 derûnî cephesiyle ilgili bir merak vardır. 00:04:35.918 --> 00:04:43.544 Herkeste vardır bu. Onun için bütün toplumlarda bunun olması tabiidir, 00:04:44.209 --> 00:04:48.334 yani normal karşılıyoruz çünkü konular evrensel, konular insanla ilgili, 00:04:48.375 --> 00:04:51.840 konular toplumla ilgili. 00:04:51.792 --> 00:04:57.875 Kişilerin, şahısların psikolojileriyle, ruh hayatlarıyla ilgili olduğu için 00:04:58.167 --> 00:05:00.850 demek ki her toplumda olacak. 00:05:01.250 --> 00:05:10.876 İslâm tasavvufu öteki milletlerin mistisizminden farklıdır. Bu normal. 00:05:11.918 --> 00:05:19.544 Her kültürün değerleri başka kültürlerdeki benzerlerinden mutlaka farklıdır. 00:05:20.830 --> 00:05:24.500 Hatta ben size bir takım müşahhas misallerle anlatayım. 00:05:24.709 --> 00:05:30.709 Türkçe'deki alfabedeki harflere verdiğimiz değerlerle Almanca'daki aynı değildir, 00:05:31.167 --> 00:05:34.709 İngilizce'deki aynı değildir, Arapça'daki aynı değildir. 00:05:34.709 --> 00:05:38.668 Mesela bir s harfini düşünün, bir z harfini düşünün. 00:05:39.876 --> 00:05:47.502 Türkçe'deki selamlaşma esselamü aleyküm dediğimiz zaman anladığımız şeyle 00:05:49.751 --> 00:06:00.252 batının good morning'i veyahut buna benzer guten tag'ı vesairesi çok farklıdır. 00:06:00.959 --> 00:06:03.835 [Almanca] Auf wiedersehen [Auf viderseen] sözüyle 00:06:03.834 --> 00:06:06.418 Allahısmarladık sözü arasında çok büyük farklar vardır. 00:06:07.000 --> 00:06:14.667 Yani her toplum kendi kavramlarını, kendi yaşayışı içinden kendisi üretip çıkarttığı için 00:06:14.709 --> 00:06:16.376 bunlar birbirine tam benzemez. 00:06:16.417 --> 00:06:20.430 Yani arabalar birbirine benziyor ama Mercedes farklıdır, 00:06:20.459 --> 00:06:25.168 Citroen farklıdır, Fiat farklıdır gibi oluyor. 00:06:25.250 --> 00:06:27.792 Onun için İslâm tasavvufu da mutlaka çok farklıdır. 00:06:28.834 --> 00:06:34.501 Öteki tasavvufî, derûnî yaşamlardan, yaşantılardan çok farklıdır. 00:06:39.250 --> 00:06:45.959 Bütün insanların ruh hayatlarıyla ve toplumlarla ve ahlâk düzenleriyle ilgili olduğu için 00:06:46.459 --> 00:06:51.876 tasavvuf Peygamber Efendimiz'in zamanında da tabii olarak vardı. 00:06:54.292 --> 00:06:59.542 Şimdi de var, bundan sonra da var olacak, böyle olması normal. 00:07:00.167 --> 00:07:03.959 Soruyu soran kardeşiniz güzel sormuş; 00:07:04.830 --> 00:07:08.250 "İlk devirlerdeki tasavvufi hareketle bugünkünün birleştiği-ayrıldığı noktalar var mıdır? 00:07:08.584 --> 00:07:13.667 Varsa bunlar nelerdir?" diye soruyor. Evet [vardır.] 00:07:15.709 --> 00:07:24.543 Kavramlar, sosyal müesseseler tarih boyunca gelişme gösterirler, aynı şekilde kalmazlar, 00:07:25.542 --> 00:07:30.501 mutlaka değişikliklere uğrarlar. Diller de değişikliklere uğrar. 00:07:31.667 --> 00:07:37.840 Yani Kur'ân-ı Kerîm'in terminolojisini aynen bugün kullanmıyoruz. 00:07:37.830 --> 00:07:41.830 Bugünün terminolojisiyle Kur'ân-ı Kerîm'i aynen tercüme edemeyiz, 00:07:42.709 --> 00:07:46.460 yani kelimelere yüklenilen kavramlar farklılaşmıştır. 00:07:47.792 --> 00:07:54.626 Kavramların gelişmesiyle, tarih boyunca değişmesiyle ilgili hatırınızda kalsın, 00:07:54.709 --> 00:07:58.168 sohbet mahiyetinde konuşuyoruz, diye söyleyeyim. 00:07:58.209 --> 00:08:10.543 Mesela imam. İmam kelimesi bugün bizde olağan ve sıradan bir mesleği ifade ediyor; 00:08:10.918 --> 00:08:16.710 bir camide görevli insan. Fakat İslâm'ın ilk devrinde böyle değildi. 00:08:18.420 --> 00:08:22.125 İslâm'ın ilk devrinde imam "önder" demekti. İmâmü'l-müslimîn, 00:08:22.417 --> 00:08:26.459 "müslümanların en başındaki kimse" demekti, önderi demekti. 00:08:27.667 --> 00:08:35.840 Ama bugün nihayet camide ön tarafa geçipte en ön safdan biraz daha öndeki önder. 00:08:35.501 --> 00:08:40.419 Eskiden imam denildiği zaman duyulan saygınlık yıpranmış, 00:08:40.459 --> 00:08:45.459 kelime kavramda biraz değişiklik göstermiştir. 00:08:45.876 --> 00:08:48.710 Farsça'dan gelen bir hoca kelimesi var. 00:08:48.751 --> 00:08:54.502 Aslı hâce, yani dudağı yuvarlatarak bir hâ harfi telaffuzu, 00:08:54.959 --> 00:08:59.376 sonra uzun bir a: Hâce. 00:08:59.501 --> 00:09:11.168 Hâce Farsça'da "soylu kimse" demek; vezirlere, yüksek, asil, soylu kimselere verilen bir isim. 00:09:13.334 --> 00:09:22.876 Sonradan bu Türkiye'de değişe değişe hoca, normal tabii bir terim hâline gelmiştir. 00:09:23.334 --> 00:09:31.793 Yine ya "camide görevli kimse" ya da "bir okulda çocuklara ders öğreten sıradan bir kimse" demektir. 00:09:32.334 --> 00:09:44.252 Tabii tasavvuf da tarih boyunca üç kıtaya, İslâm'ın genellikle yayılmış olduğu üç kıtaya, 00:09:44.209 --> 00:09:54.127 Asya, Avrupa, Afrika, buralara yayılmıştır ve yayıldığı yerlerdeki farklı kültürlerin 00:09:54.876 --> 00:09:58.918 renklerinden tasavvufun beyazlığına renkler girmiştir. 00:09:59.751 --> 00:10:05.377 Hani hanımlar, beyaz çamaşırları renklilerle yıkarlarsa ne olur, bilirler. 00:10:06.959 --> 00:10:12.877 Yani renkli çamaşırlar beyazları boyar, istenmeyen durumlar meydana gelir. 00:10:14.542 --> 00:10:21.460 Onun için tasavvuf, bir kere Peygamber Efendimiz'in zamanından bu zamana 14 asır geçmiş. 00:10:21.959 --> 00:10:27.668 On dört asır büyük bir zamandır. Bir şeyi aynen korumak kolay değildir. 00:10:27.959 --> 00:10:33.840 Demir bile bu kadar asır, zaman zarfında küflenir, toz toprak olur. 00:10:34.250 --> 00:10:44.500 Taş aşınır, binalar yıkılır, ağaçlar çürür. İnsanlar 14 asır kullanmışlar, 00:10:44.834 --> 00:10:48.209 elbette değişikliğe uğrayacak, uğramıştır. 00:10:48.792 --> 00:10:55.626 Bir de çok geniş sahalara yayılmıştır, çeşitli kültürlerin renklerinden etkilenmiştir. 00:10:55.626 --> 00:11:02.100 Onun için bugün bir Mısır tasavvufuyla bir Orta Asya tasavvufu, 00:11:02.334 --> 00:11:10.850 bir Afrika, mesela Cezayir, Fas tasavvufu arasında üslup farkları meydana gelmiştir. 00:11:10.709 --> 00:11:21.460 Tabii konu ilahî ve dinî gerçekler olunca, yani imana taalluk eden, 00:11:21.918 --> 00:11:30.293 Allah'ın rızasını kazanmaya taalluk eden gerçekler olunca biz orada değişiklikleri 00:11:30.292 --> 00:11:31.542 tabii karşılayamayız. 00:11:32.000 --> 00:11:37.292 Yani namaz değişse değişmesinden memnun olmayız. 00:11:37.417 --> 00:11:40.100 Oruç değişse, hac değişse memnun olmayız. 00:11:40.167 --> 00:11:45.167 Çünkü bunun değişmesinin de doğru olmadığına dair zaten hadîs-i şerîfler vardır. 00:11:45.626 --> 00:11:52.668 Dinin aynen aslının korunması önemli bir husustur; bozulması ve dinde olmayan şeylerin 00:11:52.667 --> 00:11:56.251 sonradan ortaya çıkması bid'at diye adlandırılır. 00:11:56.751 --> 00:12:03.850 Onun için bid'atlar, mesela hadîs-i şerîfte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; 00:12:05.375 --> 00:12:09.334 "Sonradan ortaya çıkmış şeylere bid'at denir." 00:12:09.834 --> 00:12:13.710 Peygamber Efendimiz'in zamanında yok sonradan ortaya çıkmış. 00:12:13.709 --> 00:12:19.959 "Her bid'at dalâlettir yani sapıklıktır, her dalâlet sahibiyle beraber insanı cehenneme götürür, 00:12:19.959 --> 00:12:21.209 cehenneme gidicidir, 00:12:21.501 --> 00:12:26.168 cehennemdedir." Ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâri. buyrulmuştur. 00:12:26.292 --> 00:12:30.584 O halde önemli bir unsur ile 00:12:30.584 --> 00:12:37.251 yani dinin aslının Allah'ın rızasına ermek için aynen korunması fikriyle, 00:12:39.000 --> 00:12:48.459 zaman ve mekân içinde olayların değişmesi olayı arasında bir farklılık vardır ve değişme olmuştur. 00:12:49.250 --> 00:12:57.209 Bu değişmeden dolayı tasavvuf çeşitlenmiştir, yollar çoğalmıştır ve 00:12:57.209 --> 00:13:05.376 değişmelerin karşısında da asıl çizgiye getirme çalışmaları ve gayretleri, niyetleri olmuştur. 00:13:05.542 --> 00:13:08.834 Bunu da tabii takdirle karşılamak gerekiyor. 00:13:10.830 --> 00:13:19.420 Bozulmuş olan yollara misal olmak üzere mesela diyor ki bir Osmanlı şairi; 00:13:21.420 --> 00:13:27.668 "Işkını açmaya mey nûş edeler." Mey "içki" demek biliyorsunuz. 00:13:27.709 --> 00:13:35.376 Işkını, yani Allah'ın aşkını. Işkını açmaya yani biraz âşıkâne durumun heyecanlanması, 00:13:35.375 --> 00:13:41.334 gelişmesi için, aşkullahın, muhabbetullahın ziyadeleşmesi için mey nûş edeler. 00:13:42.584 --> 00:13:49.376 Tabii biz kızıyoruz hemen, yani böyle diyen adama ve böyle bir olaya reaksiyon gösteriyoruz; 00:13:49.375 --> 00:13:52.667 Ne demek, içki haram! Hem aşkullah muhabbetullah deniyor, 00:13:52.709 --> 00:13:58.585 Hem Allah adı anılıyor işin içinde hem de haram olan bir şeyde bu yapılmaya çalışılıyor, 00:13:58.584 --> 00:13:59.335 böyle şey olur mu? 00:13:59.375 --> 00:14:06.420 Olmaz. Yani birlikte adam güzel nağmeler söylesin diye bir tek atıp, mevlüthan 00:14:06.459 --> 00:14:10.430 bir kadeh atıpta mevlüt söylemeye öyle gelirse, 00:14:10.459 --> 00:14:12.377 ağzı içki kokarsa olur mu yani. 00:14:12.417 --> 00:14:18.500 Sesi güzel çıksın, utanmasın oturan şeylerden diye... Böyle bozulmalar olmuştur. 00:14:19.292 --> 00:14:22.334 Mesela Arnavutluk'ta bir tasavvufi müesseseyi 00:14:22.334 --> 00:14:25.168 Cumhuriyet gazetesinin yazarlarından birisi ziyarete gitmiş. 00:14:25.292 --> 00:14:29.375 Çok seneler önce, yani belki 25 sene önce bir olay, 00:14:29.501 --> 00:14:33.127 Cumhuriyet gazetesinde röportaj dikkatimi çekmişti. 00:14:33.501 --> 00:14:41.200 O tasavvufi müessesenin başındaki kişi Cumhuriyet gazetesinin muhabirini hoş karşılamış 00:14:41.000 --> 00:14:45.751 ve rakı ikram etmiş, sulandırmışlar beraber içmişler mesela. 00:14:46.542 --> 00:14:51.168 Buna tabii iyi bir şey gözüyle bakmak mümkün değil. 00:14:51.375 --> 00:14:56.293 Bu günün olaylarından birisi. Bir tüccar arkadaş anlatıyor. 00:14:59.501 --> 00:15:04.460 Sakallı bir kimse varmış, dükkanlarının bulunduğu handa, 00:15:04.459 --> 00:15:06.876 bir başka kimsenin yanında çalışan sakallı bir genç. 00:15:07.292 --> 00:15:12.292 Aktifmiş, namazlıymış, sakallıymış, cübbeliymiş, sarıklıymış. 00:15:12.709 --> 00:15:17.709 Beş vakit namazı camide kılmak için işinin arasında kalkıp hemen camiye gidiyormuş. 00:15:17.751 --> 00:15:23.669 Başka işyerlerindeki çırakları filan da derleyip toparlamaya çalışıyormuş. 00:15:24.000 --> 00:15:28.792 Onları da namaza alıştırmaya, onları da camiye götürmeye çalışıyormuş. Güzel... 00:15:29.918 --> 00:15:36.210 Fakat sonra bu çocuk sakalı kesmiş, cübbeyi terk etmiş, namazı da bırakmış, 00:15:36.334 --> 00:15:38.430 camiye gelmekten de vazgeçmiş. 00:15:38.542 --> 00:15:42.430 Demişler ki; "Hayrola, ne oldu sana? 00:15:43.250 --> 00:15:50.625 Nasıl söylediğini, durumunu nasıl izah ettiğini bilmiyorum ama bir tasavvufî sisteme girmiş, 00:15:51.959 --> 00:15:54.543 ondan sonra bu değişiklik kendisinde meydana gelmiş. 00:15:55.830 --> 00:15:58.875 Aradan bir zaman geçtikten sonra, bunu bana anlatan tüccar arkadaşa, 00:15:59.751 --> 00:16:03.100 kendisinde bu değişiklik olduktan bir zaman sonra demiş ki; 00:16:03.000 --> 00:16:09.876 "Bizim baba!" diyor, yani o tasavvufî müessesenin başındaki kişi. 00:16:10.250 --> 00:16:17.417 "Bizim baba bu akşam falanca yerde toplantı yapacak, siz de buyurun." 00:16:18.459 --> 00:16:23.668 "Olur!" demiş, hemen adresi ver geleyim. O daveti yaptıktan sonra gitmiş. 00:16:24.501 --> 00:16:29.793 Bana bu olayı anlatan tüccar kardeşimin tezgahtarı demiş ki; 00:16:29.792 --> 00:16:34.420 "Abi, sen yanlış iş yapıyorsun! Onun babası pek hayırlı bir adam olmasa gerek. 00:16:34.420 --> 00:16:39.251 Çünkü onu namazdan alıkoydu, doğru yoldan ayırdı. Yani sen oraya gitmesen?" 00:16:39.292 --> 00:16:42.840 "Yok!" demiş, "Bu fırsatı kaçırırmıyım. 00:16:41.959 --> 00:16:46.959 Ben onu merak ediyorum, yani bu namaz kılan insanı namazdan ayıranı merak ediyorum. 00:16:47.292 --> 00:16:51.251 Onun için özellikle gidiyorum." demiş. Şimdi o akşamı anlatıyor. 00:16:51.751 --> 00:16:58.293 "Kalktık gittik verilen adrese." diyor. "Tam arabamızla evin yakınına geldik ezan okundu. 00:16:59.959 --> 00:17:02.501 Tereddüt ettik camiye mi girelim eve mi girelim? 00:17:03.830 --> 00:17:07.625 Cami bir mahalle camisi, belki tenhadadır, üç beş kişiyle namaz kılınıyordur, 00:17:07.667 --> 00:17:11.126 içeride büyük kalabalık vardır, daha kalabalıkla namaz kılınır diye 00:17:11.542 --> 00:17:15.293 ezan okunduğu sırada kapıyı çalmışlar, hemen içeri girmişler. 00:17:15.417 --> 00:17:21.100 Kalabalık onlardan önce gelmiş, izdiham, büyük bir izdiham var ve bir şahıs konuşuyor; 00:17:22.167 --> 00:17:25.126 Aşkullahtan, muhabbetullahtan filan bahsediyormuş. 00:17:26.709 --> 00:17:31.751 Konuşmuş konuşmuş, konuşmuş konuşmuş... ama akşamın da bir belli vakti var. 00:17:31.751 --> 00:17:35.751 Tabii bir zaman sonra bizimkiler rahatsız olmaya başlamışlar. 00:17:35.792 --> 00:17:39.418 Yani ne olacak bizim akşam namazı filan diye. 00:17:40.830 --> 00:17:44.458 Nihayet bakmışlar ki ikaz etmezlerse namaz tehlikeye girecek. Demişler ki; 00:17:44.501 --> 00:17:47.626 "Efendim, akşam namazı kılmadık. Ne oluyor akşam namazı?" 00:17:48.250 --> 00:17:52.834 Adam şöyle biraz bir bozulmuş, konuşmayı kesmiş bir bakmış, bir de ev sahibine bakmış, 00:17:52.834 --> 00:17:56.710 bir de bu çocuğa bakmış, "Nereden getirdiniz bu hamları?" filan gibilerden... 00:17:58.959 --> 00:18:01.334 Abdest alacağız daha demişler, namaz kılacağız. 00:18:01.334 --> 00:18:02.793 "Şunlara gösterin musluğu." demiş. 00:18:04.420 --> 00:18:08.420 Tabii gitmişler abdest almaya, o da, çağıran da artık utanmış o da abdest almış. 00:18:08.709 --> 00:18:15.876 Neyse beraber namazı kılmışlar gelmişler. Demiş; "Evlat ne yaptınız?" Islandık baba. 00:18:16.667 --> 00:18:22.626 "Islandık baba" demiş. "E evladım ben sana demedim mi, insan çamurdan yaratılmıştır 00:18:22.667 --> 00:18:24.420 suyla oynamaya pek gelmez. 00:18:24.834 --> 00:18:32.460 Topraktan yaratıldığı için pek oynamaya gelmez. Ne gafil adamlarsınız! 00:18:32.751 --> 00:18:38.751 Biz burada aşkullahtan, muhabbetullahtan bahsediyoruz, siz namazla niyazla uğraşıyorsunuz. 00:18:38.792 --> 00:18:43.840 Ben 25 yıl önce bir kılmıştım. Haydi bakalım siz de bir zaman gelir uslanırsınız belki. 00:18:43.830 --> 00:18:46.834 Kılın bakalım!" demiş. Yani adam 25 yıldır namaz kılmadığını da, 00:18:46.834 --> 00:18:49.543 namaza da karşı olduğunu itiraf etmiş. 00:18:49.542 --> 00:18:55.542 Tabii böyle bir durum, az çok İslâm kültürü almış olan herkesi infiâle sevkeder. Neden? 00:18:55.792 --> 00:18:58.959 Çünkü bizim dinimizin temel taşları farzlardır. 00:18:59.584 --> 00:19:04.168 Bu farzlar çiğnendiği zaman hiçbir yol güzel bir yol olmaz. 00:19:04.209 --> 00:19:08.418 Allah'ın emirleri tutulmadığı zaman, Allah'ın emirlerine aykırı hareket edildiği zaman 00:19:08.417 --> 00:19:09.834 o yola doğru bir yol denmez. 00:19:10.334 --> 00:19:20.543 Bu şeyin, pınarın kaynağından çıkmasından sonra aşağılarda karışması hatta lağımlarında 00:19:20.542 --> 00:19:23.460 artık oraya akıtılması gibi bir durumdur. 00:19:23.459 --> 00:19:30.126 Yani pınar yukarıda iyiydi ama aşağıda pis sularla, şeylerle karıştı içilmek, 00:19:30.125 --> 00:19:33.626 kullanılmak şöyle dursun belki mikroplu, zararlı bir hâle geldi. 00:19:33.959 --> 00:19:40.751 Tabii bu durumdan ilk önce hakikî dindar insanlar rahatsız olmuştur 00:19:41.000 --> 00:19:45.830 ve bu gibi insanlarla gerçek mücadeleyi onlar vermişlerdir. 00:19:45.420 --> 00:19:50.125 Böylece şu gerçeği soru soranlara misallerle anlatmış oluyoruz. 00:19:50.830 --> 00:19:58.917 Evet, tasavvufun öncesi sonrası vardır, son devirlerde de bozulmuş şekilleri görülebiliyor. 00:19:59.420 --> 00:20:03.793 Umumiyetle cahil toplumlarda, umumiyetle İslâmî eğitimin tam yapılmadığı, 00:20:04.250 --> 00:20:12.500 mahalli kültürlerin kuvvetli olduğu kenar köşe yerlerde bunun böyle yerleştiğini görüyoruz. 00:20:12.501 --> 00:20:15.501 Bu işin yozlaşmasıdır, bozulmuş tarafıdır. 00:20:15.834 --> 00:20:20.585 Gelelim biz tasavvufun İslam'da olup olmadığına. 00:20:20.918 --> 00:20:26.168 Yani tasavvuf Kur'ân-ı Kerîm'de, Peygamber Efendimiz'in sünneti seniyesinde var mıdır yok mudur? 00:20:26.209 --> 00:20:28.835 Neden bu soruyu soruyoruz kendi kendimize? 00:20:29.501 --> 00:20:41.835 Çünkü bizim dinimizin iki kaynağı var; birisi Kur'ân-ı Kerîm, ikincisi Peygamber Efendimiz'in 00:20:43.626 --> 00:20:49.793 sünnet-i seniyyesi; sözleri, tavsiyeleri, hareketleri, takrîrâtı, vesairesi. 00:20:50.375 --> 00:20:56.584 Tabii icmâ-ı ümmet ve kıyâs-ı fukahâ da var ama, edille-i şerîyyeden daha başkaları da var ama 00:20:56.959 --> 00:20:58.418 ana temel bunlar. 00:20:58.709 --> 00:21:05.376 "O halde bunlara göre tasavvuf var mı yok mu?" diye tabii bir soru ortaya atabiliriz. 00:21:06.417 --> 00:21:16.959 O zaman tabii ben kesin bir sonuç olarak size, Tasavvuf Kur'ân-ı Kerîm'de vardır, 00:21:18.420 --> 00:21:20.960 Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesinde vardır." [diyebilirim.] 00:21:21.209 --> 00:21:26.710 Hem o kadar vardır ki Peygamber Efendimiz'in hali mutasavvıfânedir. 00:21:27.542 --> 00:21:33.376 Kur'ân-ı Kerîm'in işaret ettiği hayat tarzı tasavvufî hayattır. 00:21:34.501 --> 00:21:44.626 Yani tasavvuf dinin uygulanmasıdır, nazariyatının tatbikata aksetmiş şeklidir, 00:21:44.959 --> 00:21:49.126 hayatın İslâmî bir tarzda yürütülmesi şeklidir 00:21:49.542 --> 00:21:54.834 ve Allah'ın emirlerine uygun bir hayatı sürme şeklidir. 00:21:56.709 --> 00:21:58.792 Sonuç olarak bunu söylüyorum. 00:21:58.792 --> 00:22:04.751 Bu sonucun hangi gerekçelere dayandığını detay olarak şimdi açıklayayım. 00:22:05.417 --> 00:22:20.751 Tasavvufta ne vardır? Bir, insanın nefsini eğitmesi, nefsini terbiye etme olayı vardır. 00:22:21.125 --> 00:22:25.792 Bu Kur'ân-ı Kerîm'de Allah'ın emrettiği bir şeydir, hem de ilk sûrelerde. 00:22:25.959 --> 00:22:34.751 Yani Kur'ân-ı Kerîm'in Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e ilk indiği zamanlardan 00:22:34.709 --> 00:22:36.251 itibaren vardır. 00:22:37.830 --> 00:22:41.830 Ve mesela; Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:22:40.792 --> 00:22:49.792 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ fe-elhemehâ fücûrahâ ve takvâhâ kad efleha men zekkâhâ 00:22:49.792 --> 00:22:52.459 ve kad hâbe men dessâhâ. 00:22:53.830 --> 00:23:04.458 Nefse ait âyeti kerîmeler zikreliyor, ve nefsin ve mâ sevvâhâ. 00:23:06.000 --> 00:23:10.167 Sonra bu nefse Allahu Teâlâ hazretlerinin ilhâmâtından, 00:23:10.334 --> 00:23:13.876 fe-elhemehâ fücûrahâ ve takvâhâ bahsediliyor. 00:23:14.167 --> 00:23:21.250 Ondan sonra kad efleha men zekkâhâ. "Nefsini tezkiye eden felah bulmuştur." 00:23:21.417 --> 00:23:28.542 Ve kad hâbe men dessâhâ. "Nefsini tezkiye etmeyen, kirli halde bırakan da felakete uğramıştır." 00:23:28.584 --> 00:23:32.876 Hâib ve hâsir, zarar ve ziyanda kalmıştır diye buyuruluyor. 00:23:34.959 --> 00:23:37.835 A'lâ sûresinde; Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:23:39.709 --> 00:23:43.840 Sebbihi's-mi rabbike'l-alellezî haleka fe-sevvâ. 00:23:43.125 --> 00:23:47.584 Vellezî kaddera fe-hedâ vellezî ahrace'l-mer'â fe-ce'alehû ğusâen 00:23:47.709 --> 00:23:54.335 ahvâ senukri'uke fe-lâ tensâ illâ mâşâallahu innehû ya'lemü'l-cehra ve mâ yahfâ 00:23:54.334 --> 00:24:00.293 ve nüyessiruke lilyüsrâ fe-zekkir in nefe'ati'z-zikrâ seyezzekkeru men yahşâ 00:24:00.751 --> 00:24:04.502 ve yetecennebüha'l- eşkâ ellezî yasla'n-nâra'l-kübrâ sümme lâ 00:24:04.501 --> 00:24:06.835 yemûtü fîhâ ve lâ yahyâ. 00:24:06.876 --> 00:24:12.251 Kad efleha men tezekkâ. Ve zekera's-me rabbihî fe-sallâ... 00:24:13.292 --> 00:24:18.126 Burada da nefsini terbiye etmeye dair âyet-i kerîme zikrediliyor. 00:24:19.584 --> 00:24:27.335 Ve Yusuf sûresinde buyuruluyor ki; Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:24:27.792 --> 00:24:35.420 Ve mâ überriü nefsî inne'n-nefse le-emmâratün bi's-sûi illâ mâ rahime rabbî. 00:24:35.167 --> 00:24:42.250 Âyet-i kerîme, nefsin insana kötülükler telkin ettiğini, vesveseler verdiğini, 00:24:42.792 --> 00:24:45.710 insanları kötü yollara çekmeye çalıştığını; 00:24:46.751 --> 00:24:51.168 Allah'ın koruduğu kimselerin bu kötü telkinlerin tesirinden 00:24:51.125 --> 00:24:54.334 kendisini sıyırıp kurtarabileceğini anlatıyor. 00:24:54.501 --> 00:25:01.751 Demek ki âyet-i kerîmelerde insanoğlunda nefis denilen bir varlığın olduğu belirtiliyor. 00:25:01.792 --> 00:25:09.626 Bu nefsin insana kötü şeyler telkin edeceği, kötü duygular vereceği ki 00:25:09.584 --> 00:25:19.850 buna hevâ-i nefs diyoruz, yani nefsin hevesleri, arzuları, istekleri, hırsları, tamahları... 00:25:19.792 --> 00:25:25.543 Bunlardan kurtulmak gerektiği; kurtulanın ancak, nefsini yenebilenin gerçek insan olacağı; 00:25:25.626 --> 00:25:30.293 kurtulamayanın da dünya ve âhirette çok büyük zararlara uğrayacağı bildiriliyor. 00:25:30.417 --> 00:25:33.959 Demek ki nefis terbiyesi var ve elbette olmalı. 00:25:33.959 --> 00:25:41.793 Bugünkü modern anlayışa göre de bir insanın mutlaka bir terbiyeden geçirilmesi gerektiği 00:25:41.792 --> 00:25:48.751 gün gibi aşikârdır ve milletlerin yaptıkları masrafların en büyüğü bu tarafadır. 00:25:48.959 --> 00:25:57.168 Yani bu üniversiteler, bu okullar milyarlarla ancak kurulabiliyor ve bir [kişiye,] sizden birinizin, 00:25:57.167 --> 00:26:02.668 yani yetişmiş bir kimse olarak üniversiteden mezun olduğu zaman 00:26:03.918 --> 00:26:08.850 kendisine yapılan masraflar milyarları buluyor. 00:26:08.459 --> 00:26:13.709 Tek bir insana! Bir insanın yetişmesi için harcanan masraflar şahıslara bölündüğü, 00:26:13.751 --> 00:26:20.751 maliyeti çıkartıldığı zaman bir insanın milyarlara yetiştiği, milyarlar sarfederek yetiştiği anlaşılıyor. 00:26:21.167 --> 00:26:26.100 Demek ki [terbiye] önemli bir şey, yani hayatın vazgeçilmez bir faaliyeti 00:26:26.417 --> 00:26:31.751 ve terbiye edilmiş insanlar faydalı oluyor, terbiye edilmemiş insanlar topluma zararlı oluyor. 00:26:32.417 --> 00:26:36.751 Yine meseleyi biraz sohbet havasına çekerek, akademiklikten kurtarıp 00:26:37.209 --> 00:26:42.459 biraz daha böyle uyutmayan bir hâle getirmek için olaylar anlatmak istiyorum. 00:26:42.792 --> 00:26:48.840 Bizim Ankara'daki bir süper mühendis kardeşimizin, dâhî yani, 00:26:48.292 --> 00:26:54.210 çok zeki bir kardeşimizin, herhalde babasından anasından geçmiş, 00:26:54.417 --> 00:27:02.459 çoğuğu Amerika'da okula devam ediyor ve sınıfın prezidenti yani sınıf başkanı; 00:27:02.459 --> 00:27:09.668 çalışkanlığı ve aklıyla, zekasıyla prezident, sınıf başkanı seçilmiş 00:27:10.375 --> 00:27:13.100 ve belli günlerde kiliseye götürüyorlar. 00:27:13.292 --> 00:27:16.168 Belli günlerin sabahlarında çocukları kiliseye götürüyorlar. 00:27:16.209 --> 00:27:21.543 Bizim dâhî mühendis de, süper mühendis kardeşimiz de çok mutaassıp bir müslüman. 00:27:22.375 --> 00:27:25.709 Almanya'da bulunmuş, Amerika'da bulunmuş, bilmediği şey yok maşaallah. 00:27:29.250 --> 00:27:35.584 Derhal kızına demiş ki, "Kiliseye gitmeyeceksin!" Kız da gitmemiş. 00:27:36.167 --> 00:27:39.501 "Babam müsaade etmiyor ben kiliseye gidemem." demiş okulda. 00:27:39.626 --> 00:27:44.100 Derhal beni çağırdılar, diyor. Beyefendi buyurun, gelin bakalım. 00:27:44.417 --> 00:27:49.667 Siz çocuğunuzu kiliseye niçin göndermediniz, niye müsaade etmediniz? 00:27:51.250 --> 00:27:56.876 O da diyor ki; "Göndermem, çünkü siz orada Hıristiyanlığı öğretiyorsunuz ben müslümanım. 00:27:56.876 --> 00:28:00.251 Benim inancıma uygun değil." "Oh, sorry! Özür dileriz. 00:28:00.375 --> 00:28:06.375 Biz bunun böyle olduğunu bilmiyorduk. Biz de sandık ki siz dine karşısınız da onun için 00:28:06.417 --> 00:28:08.626 çocuğunuzu kiliseye göndermiyorsunuz. 00:28:09.000 --> 00:28:10.501 Bunun böyle olduğunu bilmiyorduk. 00:28:10.501 --> 00:28:16.918 O halde bizim okul olarak size, sizin çocuğunuza İslâm'ı öğreten bir hoca bulmak görevimiz. 00:28:17.830 --> 00:28:24.834 Bizim size sizin dininizi öğretecek bir din görevlisi bulmak görevimiz, özür dileriz. 00:28:25.167 --> 00:28:31.292 Biz sandık ki siz dine karşısınız. Ve biz toplum olarak şu kararı vermiş bulunuyoruz ki, 00:28:31.542 --> 00:28:41.430 yani dinî eğitim ilkokulda, vicdan eğitimi, kalp eğitimi, bilgi vermekten çok daha önde gelir. 00:28:41.667 --> 00:28:46.876 Biz çocuklara ilkokulda bu eğitimi verebilirsek, sevmeyi öğretebilirsek, 00:28:47.209 --> 00:28:50.835 dinî duyguları, mâneviyat duygularını öğretebilirsek bu çocuk faydalı oluyor. 00:28:51.250 --> 00:28:56.126 İlkokulda bunu kaçırdık mı, büluğ çağına erdikten sonra toparlayamıyoruz 00:28:56.125 --> 00:29:01.959 ve bu eğitimi almamış olan çocuklar anarşist oluyor, topluma zararlı oluyor. 00:29:02.542 --> 00:29:06.209 Biz onun için sizi çağırmıştık." demiş ve hakikaten bir hoca bulmuşlar, 00:29:06.209 --> 00:29:08.292 İslâm'ı öğreten bir hoca bulmuşlar. 00:29:08.417 --> 00:29:12.100 Biliyorsunuz Amerikalıların bu gibi şeyleri [vardır.] Yani [Amerikalılar] dindardır, 00:29:12.830 --> 00:29:18.292 Almanlar da öyle, yani dine önem vermişler, kendi dinlerine önem vermişler. 00:29:18.667 --> 00:29:22.501 Ben Amerika'da, Avustralya'da birçok yerde bunu çok net olarak gördüm. 00:29:22.792 --> 00:29:28.251 Fevkalâde dinî yaşantıları kuvvetli insanlar diye not verdim ben kendilerine. 00:29:28.250 --> 00:29:35.168 Yani bizlerden hatta belki şuraya giren, şurada beni dinleyen dindar kardeşlerimden 00:29:35.292 --> 00:29:38.584 dinî aktiviteleri dozaj bakımından daha fazladır. 00:29:39.417 --> 00:29:44.751 O kadar!.. Haftada bir kiliseye giderler, haftada birkaç akşam toplantılar yaparlar. 00:29:45.501 --> 00:29:49.793 Papazlarıyla sıkı temas halindedirler vesaire vesaire filan. 00:29:50.792 --> 00:29:57.584 Şimdi bu eğitimin Kur'ân-ı Kerîm'de olduğunu; akla, ilme, mantığa da 00:29:57.584 --> 00:29:59.335 uygun olduğunu söylemiş oluyoruz. 00:29:59.542 --> 00:30:05.876 Nefsin eğitimi, iradenin terbiyesi, bu bir. Sonra ahlakın kazandırılması, [bu iki]. 00:30:06.292 --> 00:30:11.584 Biliyorsunuz eğitim müesseselerinin, öğretim müesseselerinin iki amacı vardır. 00:30:11.959 --> 00:30:18.460 Birisi tâlim, birisi terbiye. Modern tâbirle birisi öğretim birisi eğitim. 00:30:18.834 --> 00:30:24.793 Öğretmek bilgi vermektir, yeterli değil. Öğretmenin arkasından eğitmenin de gelmesi lazım. 00:30:24.792 --> 00:30:29.501 Yani yetiştirme, terbiye etme meselesinin de olması lazım. 00:30:30.000 --> 00:30:35.876 Bu da bir takım güzel vasıfların onlara kazandırılmasıyla oluyor. 00:30:36.501 --> 00:30:41.710 Kur'ân-ı Kerîm'in âyet-i kerîmeleri, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in 00:30:41.834 --> 00:30:49.752 hadîs-i şerîfleri incelenirse, ahlâk konusunda da pek çok âyet-i kerîme söyleyebiliriz, 00:30:50.420 --> 00:30:51.417 çok misaller vardır. 00:30:52.000 --> 00:30:58.876 Pek çok hadîs-i şerîf söyleyebiliriz ve her şeyin aslının, esasının ahlâk olduğu anlaşılıyor. 00:30:58.876 --> 00:31:03.585 Bunun için [detayları] sıkıntı olmasın diye atlayarak geçiyorum. 00:31:04.125 --> 00:31:06.208 Sonra tasavvufta zikir vardır, [bu da üç.] 00:31:08.334 --> 00:31:14.960 Kur'ân-ı Kerîm'de zikir vardır, hadîs-i şerîfte zikir vardır, hem de çok kuvvetli bir tarzda vardır 00:31:15.167 --> 00:31:19.376 ve şu salondaki kardeşlerimizin yapmadığı kadar fazla miktarda vardır. 00:31:19.626 --> 00:31:27.127 Yani bazıları belki yapıyordur da onların yapmadığı ölçüde kuvvetli çok miktarda vardır. 00:31:27.292 --> 00:31:29.168 Birkaç tane de misâli zikredeyim. 00:31:30.167 --> 00:31:36.167 Yâ eyyühellezîne âmenü'z-kürullâhe zikran kesîrâ ve sebbihûhü bükraten ve esîlâ. 00:31:36.918 --> 00:31:42.585 "Ey iman edenler! Allahu Teâlâ hazretlerini çok zikir ile zikreyleyiniz. 00:31:43.459 --> 00:31:48.709 Ve sabah akşam onu tesbih ederek vakitlerinizi değerlendiriniz." 00:31:48.834 --> 00:31:54.335 Ve'z-küri's-me rabbike bükraten ve esîlâ. "Sabah akşam Rabbinin adını zikreyle." 00:31:55.250 --> 00:31:59.876 Başka bir âyet-i kerîme. Ve'z-zâkirînellâhe kesîran ve'z-zâkirât. 00:32:00.125 --> 00:32:13.584 Demek ki zikir var, nefsin terbiyesi var, Allah'ı bilmek ve tanımak ile ilgili emirler var. 00:32:14.209 --> 00:32:18.334 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hayatına 00:32:19.000 --> 00:32:22.584 ve sahabe-i kirâmın hayatına bakacak olursak onların hayatlarının da 00:32:22.584 --> 00:32:28.251 tamamen mutasavvıfâne kelimesiyle anlatabileceğimiz bir hayat olduğunu görürüz. 00:32:29.125 --> 00:32:35.840 Tasavvufla ilgili bizim fakültemizden talebemiz ve sonrada mesai arkadaşımız olan 00:32:35.830 --> 00:32:39.834 Süleyman Ateş'in bir kitabı vardır. O bir bölüm ayırmış orada güzel açıklıyor. 00:32:39.959 --> 00:32:48.168 Yani Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mutasavvıfâne hayatını çok güzel, 00:32:48.792 --> 00:32:51.251 sayfalar halinde çok güzel tasvir eylemiş. 00:32:51.542 --> 00:32:54.542 Onu da geçiyorum yani uzun detayı. 00:32:54.667 --> 00:33:00.420 Zaten itiraz edilemeyecek kadar kuvvetli olan konularda delil vermeyi lüzumsuz görüyorum. 00:33:00.420 --> 00:33:03.834 İki kere iki dört ettiğine göre ispata çalışmaya lüzum yok. 00:33:03.834 --> 00:33:08.793 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz mutasavvıfâne bir hayat geçirmiştir. 00:33:08.959 --> 00:33:16.501 Daha doğrusu meseleyi şöyle de anlatabiliriz. Mutasavvıf dediğimiz insanlar, 00:33:16.792 --> 00:33:21.959 amaçları Peygamber Efendimiz'in hali ile hallenmek olduğu için, 00:33:22.250 --> 00:33:27.834 aynen o hali uyguladıklarından mutasavvıf dediğimiz insanlar ile Peygamber Efendimiz'in hayatı 00:33:27.834 --> 00:33:30.626 arasında bir benzerlik, özdeşlik görüyoruz. 00:33:31.167 --> 00:33:36.376 Yani Peygamber Efendimiz elbette daha sonraki asırlardaki mutasavvıflardan etkilenmiş değil de 00:33:36.459 --> 00:33:40.960 daha sonraki asırlardaki mutasavvıflar elbet Peygamber Efendimiz'den etkilenmiştir. 00:33:41.125 --> 00:33:47.208 Ama yani daha sonraki asırların mutasavvıflarının hayatını incelediğimizde 00:33:47.375 --> 00:33:49.750 çıkan manzarayı hadîs-i şerîflerde, 00:33:49.918 --> 00:33:56.430 Peygamber Efendimiz'in hayatını anlatan eserlerdeki, siyer kitaplarındaki manzarayla özdeş 00:33:56.125 --> 00:33:57.500 ve aynı olarak görüyoruz. 00:33:57.834 --> 00:34:03.460 Demek ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hayatı mutasavvıfâne imiş. 00:34:04.000 --> 00:34:13.420 Şimdi, size tavsiye etmeyi düşünüyorum yani yapmıyorsanız 00:34:13.420 --> 00:34:16.459 mutlaka buna bir vakit ayırmanızı rica edeceğim. 00:34:17.167 --> 00:34:22.959 İslâm'ı en iyi anlamak için [ne yapmak lazım?] Biliyorsunuz İslâm hakkında çeşitli yorumlar, 00:34:22.959 --> 00:34:24.835 çeşitli cereyanlar olabiliyor. 00:34:26.167 --> 00:34:30.167 Bunların bir kısmı duyuyorsunuz ve bunlarla ilgili sorular da bize zaman zaman geliyor. 00:34:30.501 --> 00:34:32.850 İslâm'ı en iyi anlamak için 00:34:32.459 --> 00:34:39.751 Kur'ân-ı Kerîm bilgimizi, tefsir kitaplarını okuyarak, arttırmamız lazım, bu bir. 00:34:40.830 --> 00:34:46.667 Muhterem kardeşlerim! Mealle olmaz, yani meal son derece tehlikeli olur. 00:34:47.459 --> 00:34:54.751 Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'in ihtiva ettiği mânaları meal taşıyamaz. 00:34:56.125 --> 00:34:58.834 Bu küçük terazi o kadar ağır yükü çekemez. 00:34:59.420 --> 00:35:05.840 Onun için Kur'ân-ı Kerîm'in âyetleri en mufassal şekilde anlatılan kaynaklardan öğrenilmelidir, 00:35:05.375 --> 00:35:08.500 en muhtasar şekilde anlatılırsa anlaşılmaz. 00:35:10.167 --> 00:35:14.209 Yani anlatmak için geniş bilgi vermek lazım ve bilimsel araştırmada da 00:35:14.209 --> 00:35:17.209 esas bütün detayı tespit etmektir. 00:35:17.375 --> 00:35:20.251 Yani bir üniversite çatısı altında bunu belki söylemeye lüzum yok ama 00:35:20.584 --> 00:35:26.543 bir kimse bir konuyu araştırma yapacaksa ilk adımları o konu hakkında bütün detayı toplamaktır. 00:35:27.000 --> 00:35:32.459 Bütün malzemeyi toplar; malzemeyi toplamak, malzemeyi sınıflandırmak vesaire filan gibi 00:35:32.417 --> 00:35:36.335 safhalardan geçtikten sonra bilimsel araştırma ortaya koyar. 00:35:36.667 --> 00:35:42.376 O halde Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenmek istiyorsak lütfen mealle yetinmeyin. 00:35:43.334 --> 00:35:46.960 Meal hiçbirşeyi anlatmaz. Sonra meali yapan da sizin gibi bir insandır, 00:35:46.959 --> 00:35:51.585 30 tane mânadan bir tanesini seçmiştir belki de en olmadığını seçmiştir. 00:35:53.250 --> 00:35:58.459 Yani bir sürü mâna var, size 29 tanesini söyleyemiyor bir seçme yapmış. 00:35:58.459 --> 00:36:01.377 Güveniyor musunuz onun seçmesine? Güvenemezsiniz. 00:36:02.830 --> 00:36:08.917 Onun için detaylı kitaptan Kur'ân-ı Kerîm'i öğreneceksiniz. Ayrıca benim tavsiye ettiğim size, 00:36:09.125 --> 00:36:12.792 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sünnet-i seniyyesini, 00:36:12.792 --> 00:36:16.751 hadîs-i şerîflerini çok okuyacaksınız ve o kültürü almaya çalışacaksınız. 00:36:17.292 --> 00:36:24.840 Benim tespit ettiğim husus şudur: Mesela Pakistanlı bir insanla karşılaşıyoruz, tamamen uyuşuyoruz. 00:36:24.584 --> 00:36:28.430 Avustralyalı bir müslümanla karşılaşıyoruz tamamen uyuşabiliyoruz. 00:36:28.751 --> 00:36:34.543 İngiliz müslüman olmuş bir kimseyle, Amerikalı bir kimseyle karşılaşıyoruz tamamen uyuşuyoruz. 00:36:34.834 --> 00:36:39.585 Mesela Ömer Faruk Abdullah, Amerikalı bir profesör. 00:36:40.542 --> 00:36:43.667 Harem-i Şerîf'te, ben bunu Karadenizli bir kardeşimiz sandım. 00:36:44.125 --> 00:36:51.250 Sakal bırakmış; tipi, tavrı, hali, şekli tamamen [Karadenizli.] Dedim, nerelisiniz? 00:36:51.626 --> 00:36:55.293 Dediler, bu Türkçe bilmez, Amerikalıdır. Sonradan tanıştık. 00:36:56.334 --> 00:36:59.126 Yani bir bilimsel soru olarak, bu dünyanın muhtelif yerlerinde olan 00:36:59.125 --> 00:37:01.709 insanları biribirine benzeştiren nedir? 00:37:02.542 --> 00:37:08.625 Bunları biribirleriyle aynı kılan sünnet-i seniyye kültürüdür. 00:37:10.000 --> 00:37:14.792 Sünnet-i seniyye yani Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfleri insanları aynı duruma getiriyor, 00:37:14.918 --> 00:37:18.752 birleştiriyor, bir İslâm toplumu meydana getiriyor. 00:37:18.751 --> 00:37:23.710 Bir İslâm ümmeti, Ümmet-i Muhammed'i meydana getiren sünnet-i Muhammedî'dir, 00:37:24.420 --> 00:37:25.420 sünnet-i Muhammediyyedir. 00:37:25.420 --> 00:37:29.793 Onun için sünnet-i seniyyeyi son derece dikkatli bir şekilde öğreneceksiniz. 00:37:30.292 --> 00:37:34.542 Yani bir şahsı tanımak istiyorsanız onun hayatı hakkındaki tespitleri öğrenmeden 00:37:34.542 --> 00:37:36.100 tanımak mümkün olur mu? 00:37:36.876 --> 00:37:39.752 Mümkün değil. O halde bilimsel düşüneceğiz 00:37:39.834 --> 00:37:44.293 ve Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatını öğreneceğiz. İkinci kademe bu. 00:37:44.292 --> 00:37:48.251 Bu ikisinde ittifak ediyoruz ve hakikaten de Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenmeye çalışıyoruz, 00:37:48.375 --> 00:37:51.126 çalışıyorsunuzdur, hüsn ü zan ediyorum. 00:37:51.417 --> 00:37:55.840 Ve Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini okuyorsunuzdur inşaallah. 00:37:55.292 --> 00:37:58.876 Okumuyorsanız okuyun. Benim söyleyeceğim asıl üçüncü. 00:37:59.459 --> 00:38:05.293 Sahabe-i kirâmın hayatını okuyun! Sahabe-i kirâmın hayatını okuyun 00:38:05.250 --> 00:38:12.792 çünkü İslâm'ı sahâbe-i kirâm kadar iyi anlayabilecek kimi düşünebilirsiniz? 00:38:13.542 --> 00:38:20.501 Peygamber Efendimiz'i görmüş, Kur'ân-ı Kerîm'in inişine şahit olmuş, hayatı beraber yaşamışlar. 00:38:21.501 --> 00:38:24.168 Yani bu insanlardan daha güzel İslâm'ı yorumlayabilen 00:38:24.125 --> 00:38:26.792 ve hayatına sindirebilen insan düşünülebilir mi? 00:38:26.834 --> 00:38:31.840 Onun için büyüklerimiz demişlerdir ki sahâbe-i kirâmın mertebesi 00:38:31.420 --> 00:38:36.100 İslâm ümmeti içinde en yüksek mertebedir. Zaten hadîs-i şerîfte de öyle buyuruluyor; 00:38:36.830 --> 00:38:42.458 Hayru'l-kurûni karnî sümmellezîne yelûnehüm sümmellezîne yelûnehüm. 00:38:42.584 --> 00:38:47.709 "En hayırlı devre benim devremdir, asrı saadetimdir, benim bulunduğum zamandır. 00:38:47.792 --> 00:38:52.420 Ondan sonra gelen nesildir. Sonra ondan sonra gelen nesildir." 00:38:52.334 --> 00:38:57.334 Yani ashabtır, tabiindir, tebe-i tâbiîndir diye isimlendirmişler. 00:38:57.667 --> 00:39:04.100 Şimdi bu İslâm'ı en iyi tanımak şansına sahip insanların hayatlarını okursanız, okursak 00:39:04.420 --> 00:39:08.292 ve anlatırsak İslâm'ı en iyi anlama şansına sahip olabiliriz. 00:39:08.876 --> 00:39:13.430 Değerli gençler! Biz şimdi yirminci yüzyılda İslâm'a bakarken, 00:39:13.834 --> 00:39:19.126 İslâmî olaylara bakarken şaşırabiliriz. Çünkü başka kültürlerin etkisi altında yetişmişiz, 00:39:19.834 --> 00:39:22.335 bizim bakışımız uzaktan bir bakış. 00:39:22.459 --> 00:39:25.335 Biz ilkönce bir takım değerler kazanmışız. 00:39:25.542 --> 00:39:28.917 Bu değerlere göre zaten yaşıyoruz, bir muktesebatımız var, 00:39:29.250 --> 00:39:31.500 bu muktesebatımızla İslâm'a bakıyoruz. 00:39:31.918 --> 00:39:36.210 Böyle bir muktesebatla İslâm'a bakan ile İslâm'ın içinde yoğrulup 00:39:36.209 --> 00:39:38.960 İslamla beraber var olmuş bir nesil aynı olmaz. 00:39:39.834 --> 00:39:49.168 O bakımdan sahabe-i kirâmın hayatını öğrenmek ve ondan ibretler almak zorundasınız. 00:39:50.000 --> 00:39:54.250 Bu çok önemli ve çok da pedegojik bakımdan tatlı bir şeydir. 00:39:54.292 --> 00:39:58.793 Çünkü biliyorsunuz soyut kavramları kavramak zordur. 00:39:59.250 --> 00:40:02.584 Soyuttur çünkü soyulmuştur, mücerrettir, kavramak zor olur. 00:40:02.584 --> 00:40:07.850 Somut şeyleri anlamak kolaydır. Bir bardak nedir, nasıldır? dediğiniz zaman; 00:40:08.542 --> 00:40:13.168 Efendim işte çapları değişebilir, yuvarlak olur, altı biraz daha dar olur, 00:40:13.167 --> 00:40:17.126 üstü biraz daha geniş olur, bazısı şeffaf olur, bilmem ne bilmem ne filan... 00:40:17.125 --> 00:40:19.876 hiç görmemiş bir insana anlatacağım diye göbeğiniz çatlar. 00:40:20.209 --> 00:40:25.418 Ama "İşte bu bir bardaktır." dediğiniz zaman şöyle evirip çevirirsiniz, 00:40:25.584 --> 00:40:27.751 bu bardaktır kolayca anlatılır. 00:40:27.751 --> 00:40:34.168 Demek ki somut, müşahhas şeyleri anlamak kolaydır; 00:40:34.334 --> 00:40:40.100 soyut, mücerret şeyleri anlamak zordur, yüksek zekâ, derin kültür ister. 00:40:40.375 --> 00:40:44.167 O halde şeyleri somut şeylerle anlatmaya çalışmak lazım. 00:40:44.292 --> 00:40:45.793 Bu Kur'an'ın metodudur aynı zamanda. 00:40:46.250 --> 00:40:52.420 Kur'ân-ı Kerîm bize bazı şeyleri anlatırken somut misaller verir yani elle tutulur misaller verir, 00:40:53.830 --> 00:41:00.709 o misallerden anlarız. Ve işin arkasındaki, perdenin arkasındaki derin duyguları oradan yakalarız. 00:41:01.000 --> 00:41:04.334 Şimdi kardeşimizin okuduğu âyet-i kerîmeler mesela. 00:41:04.542 --> 00:41:12.334 Nûr sûresinin âyet-i kerîmeleri. Orada bir insanın tarifi yapılıyor; 00:41:12.584 --> 00:41:16.376 Ricâlün. "O insanlar ki..." 00:41:17.709 --> 00:41:25.460 Bu insanlar daha önceki âyet-i kerîmede anlatılan mescidleri ibadet ederek değerlendiren insanlar. 00:41:25.584 --> 00:41:33.793 Daha önceki âyet-i kerîmede buyuruluyor ki; Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:41:33.792 --> 00:41:40.334 Allâhu nûru's-semâvâti ve'l-ardı meselü nûrihî ke-mişkâtin fîhâ misbâhun elmüsbâhu 00:41:40.334 --> 00:41:45.918 fî zücâcetin ezzücâcetü ke-ennehâ kevkebün dürriyyün yûkadü min şeceratin 00:41:45.918 --> 00:41:51.460 mübâraketin zeytûnetin lâ şakiyyetin ve lâ ğarbiyyetin yekâdü zeytühâ yudîü 00:41:51.501 --> 00:41:57.850 ve lev lem temseshü nârun nûrun alâ nûrin yehdillâhu li-nûrihî men yeşâü 00:41:57.830 --> 00:42:03.834 ve yadribullâhu'l-emsâle li'n-nâsi vallâhu bi-külli şey'in alîm fî büyûtin ezinellahu 00:42:03.834 --> 00:42:10.430 en türfe'a ve yüzkere fîhe's-mühû yüsebbihu lehû fîhâ bi'l-ğuduvvi ve'l-âsâl. 00:42:10.459 --> 00:42:14.100 Yani "Öyle evler ki yani mescitler..." Fî büyûtin. 00:42:14.000 --> 00:42:18.830 "O mescitlerde ki" Ezinellahu en türfe'a. 00:42:18.830 --> 00:42:21.458 "Bina edilmesine, yükseltilmesine Allah müsaade buyurmuştur." 00:42:21.459 --> 00:42:26.709 Benim için ibadethane yapılsın müsaade edilmiştir, Allah'ın izniyledir. 00:42:27.125 --> 00:42:33.208 Ve yüzkere fîhe's-mühû. "İçinde Allah'ın ismi anılır, namaz kılınır, hutbe okunur, vaaz verilir, 00:42:33.167 --> 00:42:35.751 Kur'an öğrenilir, hadîs-i şerîf öğrenilir." 00:42:35.959 --> 00:42:42.918 Yüsebbihu lehû fîhâ. "Onun içinde Allah'ı tesbih eder." Bi'l-ğuduvvi ve'l-âsâl. 00:42:42.918 --> 00:42:46.252 "Sabahları, akşamları Allah'a ibadet ederler." Ricâlün. 00:42:46.584 --> 00:42:54.251 "Bir takım insanlar." Yani bu okumaya başladığı âyet-i kerîmeler yukarıdaki şeye [âyetlere] bağlı. 00:42:54.334 --> 00:42:59.459 Ricâlün. "O mescitlerdeki, o ibadet eden insanlar ki..." 00:42:59.834 --> 00:43:06.460 Lâ tülhîhim ticâretün ve lâ bey'un an zikrillâh. "Allah'ı zikretmekten, 00:43:06.751 --> 00:43:11.430 bu mübarek insanları ticaret ve alışveriş alıkoyamamış." 00:43:12.420 --> 00:43:15.793 Yani ticaretine dalıp, alışverişe dalıpta ibadeti unutmamışlar. 00:43:16.375 --> 00:43:21.792 Methediyor Allah! O ibadet ehlini, o camilerdeki ibadet ehlini methediyor. 00:43:22.417 --> 00:43:25.709 Alışverişin, ticaretin Allah'a ibadet etmekten, 00:43:25.834 --> 00:43:29.793 Allah'ı zikretmekten alıkoymadığı insanlar diye methediyor. 00:43:30.834 --> 00:43:33.876 Başka âyet-i kerîmelerde misaller vardır. Mesela; 00:43:33.918 --> 00:43:38.710 Yâ eyyühellezîne âmenû hel edüllüküm alâ ticâretin tüncîküm min azâbin elîmin. 00:43:39.830 --> 00:43:44.542 "Sizin elim bir azaptan kurtaracak bir alışveriş size öğreteyim mi? Bu da bir müşahhas misaldir. 00:43:45.459 --> 00:43:51.430 İşte bu müşahhas misalleri öğrenmek için sahabe hayatını okuyun diyoruz, tavsiye ediyoruz. 00:43:51.167 --> 00:43:55.334 Ve biz de mecmuamızın ekleri olarak hanım sahabeler, 00:43:56.918 --> 00:44:01.127 erkek sahabeden bazılarının hayatlarına dair kitaplar, kalın kitaplar, 00:44:01.167 --> 00:44:06.126 böyle böyle kitaplar neşrettik, kardeşlerimiz okusunlar da istifade etsinler diye. 00:44:06.209 --> 00:44:11.835 Bunun arkasından da dördüncü tabaka, dini çok iyi anlamış alimler vardır. 00:44:12.830 --> 00:44:15.709 O alimlerin de hayatını okumak lazım ama büyük alimlerin. 00:44:16.167 --> 00:44:19.751 Batılı bir müslüman olmuş profesör öyle diyor; 00:44:20.420 --> 00:44:27.709 "Siz İslâm ümmeti çok büyük alimler yetiştirmişsiniz. Bunları lütfen okuyun. 00:44:27.709 --> 00:44:31.918 Ben de son günlerde İmam Şâtibî'yi okuyorum." diyor bir kitabında. 00:44:32.709 --> 00:44:39.585 Yani büyük şahısları okumak, insana büyük şeyleri öğrenmeye bir kapıdır, vesiledir; 00:44:39.584 --> 00:44:41.850 büyük şeyleri öğrenmeye götürür. 00:44:41.209 --> 00:44:47.430 Sıradan insanlardan bir şey olmaz. Sıradan insanlar gibi hareket eden sıradan bir kimse olur. 00:44:47.420 --> 00:44:52.834 Ama büyükleri öğrenmekte fayda var; hayatını nasıl geçirmiş, nasıl çalışmış, neler yapmış, 00:44:52.959 --> 00:44:54.710 fikirleri nedir, tecrübeleri nedir? 00:44:54.709 --> 00:44:57.430 Onun için onların da hayatını okuyun. 00:44:57.334 --> 00:45:01.376 Bunların hayatlarını okuduğunuz zaman göreceksiniz ki yani ben biraz okumuş 00:45:01.459 --> 00:45:03.709 bir kardeşiniz olarak size kopya vereyim. 00:45:03.709 --> 00:45:07.627 Hem soruyu sorup hem de biraz açıklama olsun diye söyleyeyim. 00:45:07.918 --> 00:45:10.502 İşte onların hayatıdır tasavvuf. 00:45:11.292 --> 00:45:18.751 Peygamber Efendimiz'in ashabının ve evliyaullahın, alimlerin, fâzılların, kâmillerin hayatıdır... 00:45:19.459 --> 00:45:20.834 Tasavvuf budur. 00:45:20.876 --> 00:45:26.210 Tabii bunun dışında başka çeşit tasavvuflar vardır ama bozulmuş şekilleridir, 00:45:26.250 --> 00:45:27.417 bu bizi enterese etmiyor. 00:45:27.626 --> 00:45:32.668 Bize namazın doğru kılış şekli önemli geliyor. Biz ilmihal kitaplarından, 00:45:32.626 --> 00:45:39.335 "Namaz nasıl kılınmalıdır?" diye onu öğreniyoruz, "Namazı herkes nasıl kılıyor?" diye bakmıyoruz ki. 00:45:39.667 --> 00:45:47.126 Yani bozuk kılan bozuk kılıyorsa, eh o onun hatasıdır, biz onunla ilgilenmiyoruz. 00:45:47.125 --> 00:45:50.834 Bozulanla ilgilenmiyoruz olması gerekeni öğrenmeye çalışıyoruz. 00:45:50.918 --> 00:45:54.752 Onun için siz de bozulanla ilgilenmeyin. 00:45:55.167 --> 00:46:03.876 Zaten hayatımız o kadar kıymetlidir ki negatifleri öğrenmekle harcanacak zamanımız yoktur. 00:46:04.667 --> 00:46:09.459 Pozitifleri öğrenmekle bile her şeyi öğrenmeye vaktiniz yetmeyecektir. 00:46:09.459 --> 00:46:13.168 Onun için mutlaka seçme yapmalısınız ve en güzellerini seçin. 00:46:13.876 --> 00:46:17.710 Önünüzde bir kasa güzel meyve var; yarısı çürük, yarısı ham, 00:46:18.420 --> 00:46:21.584 bazısı olgun ve siz de ondan bir tane alıp gideceksiniz. 00:46:22.250 --> 00:46:28.292 Hangisini alırsınız? En olgunu, en güzelini, en irisini, en tatlanmışını alırsınız geçer gidersiniz. 00:46:28.667 --> 00:46:33.585 Onun için, "Seversen bir güzel sev çekme çirkin derdini." diyor 00:46:33.584 --> 00:46:35.335 bir Anadolu türküsü. 00:46:35.375 --> 00:46:39.625 En güzelleri alırsınız, en güzellerden istifade edersiniz. 00:46:40.000 --> 00:46:45.420 En güzel bilgileri kazanırsınız uygularsınız, hayatınız olağanüstü bir hayat olur. 00:46:45.584 --> 00:46:52.335 Tasavvuf budur. Tasavvuf çok çeşitli şekillerde tarif edilmiştir. 00:46:52.375 --> 00:46:59.420 Ben bir manzara çizdim, bir başkası bir başka manzara çizebilir çünkü çok renkli bir manzaradır. 00:46:59.420 --> 00:47:04.167 Hangi yönünden baksanız o tarafından güzel bir tablo ortaya çıkar. 00:47:04.626 --> 00:47:14.377 Tasavvufun yüzlerce tarifi yapılmıştır. Olsun. Tarifin çokluğu konun genişliğinden kaynaklanıyor ama 00:47:14.375 --> 00:47:18.334 hepsini benim söylediğim iki üç noktaya toplamak mümkündür. 00:47:18.459 --> 00:47:21.126 Mesela büyüklerden bir tanesi tasavvufu şöyle tarif etmiş; 00:47:21.209 --> 00:47:31.668 Tasavvuf yâr olup, bâr olmamaktır. Gül-i gülzâr olup, hâr olmamaktır. 00:47:33.250 --> 00:47:39.792 Güzel bir tariftir, kısa bir tariftir ve müşahhas yani somut bir manzara çizerek 00:47:39.792 --> 00:47:43.100 bize gerçeği anlatan, hatırda kalacak bir tariftir. 00:47:42.959 --> 00:47:51.501 Tasavvuf yâr olup bâr olmamaktır. Yani tasavvuf dost olmaktır, arkadaş olmaktır ama 00:47:51.501 --> 00:47:59.793 yük olmamaktır; onun bunun sırtından beleş geçinmemektir, başkasına ağırlık vermemektir, 00:47:59.792 --> 00:48:03.543 başkasına eza cefa etmemektir. 00:48:03.876 --> 00:48:05.585 Yâr olmaktır bâr olmamaktır. 00:48:05.584 --> 00:48:11.850 Sizden etrafa iyilik taşacak, sizden bir zarar gelmeyecek, sizden bir başkası incinmeyecek. 00:48:11.167 --> 00:48:18.376 Yani kimse sizden incinmeyecek. Tasavvuf yâr olup bâr olmamaktır. Bâr Farsça "yük" demektir. 00:48:19.420 --> 00:48:25.125 Gül-i gülzâr olup, hâr olmamaktır. Gül bahçesinin gülü olmaktır dikeni olmamaktır. 00:48:26.584 --> 00:48:29.834 Yani gül gibi olacak; o kadar güzel, o kadar hoş kokulu, 00:48:29.876 --> 00:48:32.460 o kadar tatlı ama diken olmayacak. 00:48:33.000 --> 00:48:41.420 Gül olacak diken olmayacak. Diken batar, gül güzel güzel kokar. Böyle tarif etmiş. 00:48:42.209 --> 00:48:48.626 Burada tasavvufun hangi yönü anlatılıyor? Sosyal hayatta başkalarına iyilik yapan, 00:48:48.918 --> 00:48:52.669 başkalarına yük olmayan, başkalarının gönlünü hoş eden, 00:48:53.420 --> 00:48:56.918 kimseyi incitmeyen bir insanın tablosunu çiziyor. 00:48:57.292 --> 00:49:03.840 Yani mutasavvıf bir insanın nasıl bir insan olduğunu tarif ederek, 00:49:03.830 --> 00:49:05.830 söyleyerek anlatıyor mutasavvıfı. 00:49:05.459 --> 00:49:09.335 Mutasavvıf Yunus Emre'dir, mutasavvıf Eşrefoğlu Rûmî'dir, 00:49:09.918 --> 00:49:15.850 mutasavvıf Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî'dir, mutasavvıf Hacı Bayrâm-ı Velî'dir, 00:49:15.334 --> 00:49:21.334 mutasavvıf İbrahim Hakkı Erzurûmî'dir, mutasavvıf İbrahim Hakkı Bursevî'dir... 00:49:21.834 --> 00:49:23.840 Bunların hepsini seviyoruz. 00:49:23.459 --> 00:49:30.210 Niye seviyoruz? Çünkü bir ahlâk eğitimi geçirmişler, çünkü irade eğitimi kazanmışlar, 00:49:30.584 --> 00:49:39.959 çünkü lafta bırakmamışlar işi halde hâle intikal ettirmişler yani hal edinmişler. 00:49:39.918 --> 00:49:48.460 Şimdi tasavvufun bir tarifi de şudur; "Tasavvuf ilm-i kâl değildir ilm-i hâldir." 00:49:48.918 --> 00:49:53.850 Kâl "söz" demek, hal "görünüm, durum" demek. 00:49:53.250 --> 00:49:59.625 Yani tasavvuf laf ilmi değildir yani lafla kuru iddia demek değildir hal ilmidir. 00:49:59.626 --> 00:50:07.127 Yani hâlinin insan güzel olmasıdır. İnsanın sözü güzel olabilir ama özü güzel olmayabilir. 00:50:08.334 --> 00:50:12.876 Papağanın sözü insan sözü olur ama özü insan değildir, papağan papağandır. 00:50:13.501 --> 00:50:21.835 İnsan gibi konuşsa bile papağan insan değildir. Fuzûlî'nin şâirâne tabiriyle; 00:50:22.250 --> 00:50:37.500 Ger kara taşı kızıl kan ile rengin etsen. Tâb'ına tağyir verüp lâl-i bedehşân olmaz. 00:50:38.542 --> 00:50:43.251 "Kara taşın üstüne ne kadar kırmızı kan döksen, başka boya döksen, vesaire... 00:50:43.250 --> 00:50:49.625 tabiatı değişip de Bedehşân yakutu olmaz, kara taştır, tabiatı değişmez." 00:50:51.918 --> 00:50:56.960 Söz de, sözün kıymeti yok öze intikal etmesi lazım. 00:50:56.959 --> 00:50:59.460 İşte öze intikal ettiği zaman insan mutasavvıf olmuş oluyor. 00:50:59.876 --> 00:51:04.668 İşte İslâm'ı biliyoruz, yalan söylenmeyecek. E söylüyoruz. 00:51:05.459 --> 00:51:10.542 Kapıyı birisi çalıyor, hanıma diyoruz ki veyahut diyorlar ki; "Evde yok de." 00:51:11.334 --> 00:51:14.430 Telefonu çocuk açıyor, telefonu [eliyle] kapatıyor, 00:51:14.420 --> 00:51:16.793 "Baba seni istiyorlar." [diyor,] babası da oradan sessizce, "Evde yok de, evde yok de." diyor. 00:51:17.420 --> 00:51:23.626 Yalan! Yani müslüman yalan söylemez. Yani yalan olduğunu biliyor ama yalanı söylüyor. 00:51:24.250 --> 00:51:28.542 Valla işte şöyle oldu da böyle oldu da... Yemin etme! Valla idare etmez hocam! 00:51:28.959 --> 00:51:32.793 Ya ben senden yemin istemiyorum ki! Alışveriş yapacak. 00:51:32.792 --> 00:51:36.626 Ben sana kâr vermemeyi de istemiyorum. Yani ben senden alışveriş yapacağım 00:51:36.584 --> 00:51:39.126 elbette dükkanı açmışsın kâr edeceksin. 00:51:39.125 --> 00:51:42.751 "Yemin etme!" diyorum. Vallah billah olmaz, sermayesi daha yüksek. 00:51:42.751 --> 00:51:44.669 E sen bunu dükkanında ne diye tutuyorsun o zaman? 00:51:44.667 --> 00:51:48.100 Yalan! Yani ben o malın başka yerde daha ucuz olduğunu zaten biliyorum. 00:51:48.375 --> 00:51:52.209 Yani yalanın bini bir para. Ucuz. Her yerde yalan söyleniyor. 00:51:52.375 --> 00:51:57.251 Demek ki yalan söylememeyi bilmek bir laf yani kâl, 00:51:57.792 --> 00:52:00.959 ama yalan söylememek bir davranış yani hal. 00:52:01.292 --> 00:52:04.751 Tasavvuf ilmi kâl değildir ilm-i hâldir. 00:52:04.751 --> 00:52:15.850 Yani insanın İslâm'ı eritip, içine alıp sindirmesi, özümlemesi ve müslüman olması tasavvuftur. 00:52:15.167 --> 00:52:21.501 Lafta kalmışsa o zaman [o tasavvuf değildir.] İnsanlardan bütün şikayetler böyle. 00:52:21.542 --> 00:52:25.460 Yani "Ne biçim müslümansın?" diyorlar. "Sakalından utan!" diyorlar. "Ne biçim hacısın?" diyorlar. 00:52:25.459 --> 00:52:30.542 Bilmem ne diyorlar filan. Bütün müslümanlara gelen tenkitler buradan kaynaklanıyor, 00:52:30.501 --> 00:52:33.668 yani müslümanlar mutasavvıf olmadığı için tenkidi yiyorlar. 00:52:33.959 --> 00:52:39.626 Özü sözüne uymadığı için, hâli kâline uymadığı için böyle oluyor. 00:52:40.167 --> 00:52:42.793 İşte tasavvuf budur veya böyle olmalıdır, 00:52:43.830 --> 00:52:47.375 veya Peygamber Efendimiz'in zamanındaki tasavvuf budur. 00:52:47.417 --> 00:52:52.209 Bizim yanlış kılınan namazla ilgilendirmiyor mühim olan namazın ilmihalde nasıl olması 00:52:52.209 --> 00:52:54.127 gerektiğine göre tasavvuf budur. 00:52:54.709 --> 00:53:02.430 Gelelim öteki sorulara. Tabii bu benim söylediklerimin arasında sormak istediğiniz bir şey olursa 00:53:02.420 --> 00:53:03.626 not alırsınız sorarsınız. 00:53:04.417 --> 00:53:08.542 Benim zamanım sabahlara kadar geniştir, elhamdülillah. 00:53:08.876 --> 00:53:12.876 Size tahsis edilmiş durumdadır. Sorulara cevap verebilirim. 00:53:13.292 --> 00:53:21.834 Tasavvuf insanı güzel ahlaklı yapacak ama nasıl? 00:53:22.542 --> 00:53:27.100 "Nasıl?" sözünün karşılığı metoddur. Yani bir işi yapacaksın ama nasıl yapacaksın? 00:53:27.417 --> 00:53:33.834 Bu işin metodu vardır. Metodlar farklı olabilir. Alüminyumun elde edilmesi; 00:53:34.459 --> 00:53:39.418 elektrik usulüyle elde edilmesi, falanca usulle elde edilmesi, filanca usulle elde edilmesi. 00:53:40.000 --> 00:53:47.501 Bilmem fizikten kimyadan, hatta hatta matematikte bir problemin çözümünde. 00:53:47.542 --> 00:53:53.100 Şu metod bu metod, şu metod bu metod yani çeşitli metodlarla sonuca varılabilir. 00:53:53.250 --> 00:54:01.876 Metod... İnsanın güzel huylu, tatlı dilli, tam müslüman, müttakî, böyle lokum gibi, 00:54:02.417 --> 00:54:06.542 şerbetin içine düşmüş bir hamur gibi, böyle tulumba tatlısı gibi, 00:54:07.209 --> 00:54:10.251 kaymaklı kadayıf gibi olması nasıl olacak? 00:54:10.876 --> 00:54:19.126 Bu bir ustalık işidir ve bu bir metod işidir. Metod yani yol, yani tarikat. 00:54:21.209 --> 00:54:27.626 Tarikat ne demektir? "Bu işi yapmanın yolu" demektir. Tarikat Arapça'da "yol" demektir. 00:54:29.375 --> 00:54:36.840 Yani tasavvufta tarikat ne demek? "Ahlaklı olmanın, eğitilmenin yöntemi, metodu" demek. 00:54:36.959 --> 00:54:44.376 Bu metodlar çeşitli olabilir ve bu metodlar amacına göre değer kazanır. 00:54:44.375 --> 00:54:47.917 Yani ne yapmak istiyoruz? Sonuçta ne yapmak istiyoruz? 00:54:48.000 --> 00:54:54.334 Tabii ibadetlerin de amaçları var. Biz yüksek perdeden konuşamayız ama 00:54:54.709 --> 00:55:00.543 namazın bir amacı vardır, orucun bir amacı vardır, haccın bir amacı vardır. 00:55:02.334 --> 00:55:06.626 Allah'ın emirlerinin, yasaklarının hikmeti vardır yani hikmet diyoruz. 00:55:06.834 --> 00:55:13.293 Hikmeti vardır, amacı vardır, ondan insanı bir noktaya götürmek için emredilmiştir. 00:55:13.292 --> 00:55:18.126 İnsan için faydalıdır. Namaz insan için faydalıdır, oruç insan için faydalıdır, 00:55:18.375 --> 00:55:22.667 hac Ümmet-i Muhammmed için faydalıdır, zekât elbette faydalıdır. 00:55:22.667 --> 00:55:25.334 Evet benim cebimden para çıkıyor ama toplum için faydalıdır. 00:55:25.918 --> 00:55:31.877 Benden paranın çıkması bile faydalıdır, yani yığılmaması bakımından faydalıdır. 00:55:34.420 --> 00:55:40.459 Metodlar değişik olabilir ve metodların detayları vardır. 00:55:41.501 --> 00:55:45.168 Yani bir insan sıhhatli olmak istiyor spora başlıyor. 00:55:45.501 --> 00:55:50.419 Spora başladığı zamanda çeşitli aletler kullanıyor, kullanır. 00:55:50.417 --> 00:55:56.918 Kimisi barfiks yapar, kimisi halter kaldırır, kimisi sörf yapar, kimisi yüzer. 00:55:56.876 --> 00:56:07.126 Kimisi karate, ninjitsu, tekvando adını bildiğim bilmediğim şu veya bu şekiller bir şeyler yapar. 00:56:07.125 --> 00:56:11.542 Bunlardan maksat nedir? Bir maksat vardır; belki bir savunmadır, 00:56:11.626 --> 00:56:17.585 belki vücudun sıhhat kazanmasıdır, belki ruhen dinlenmedir ama bir amacı vardır. 00:56:18.417 --> 00:56:25.834 Detayları olabilir, o detay o genel sistemin içinde bir anlam ifade eder. 00:56:26.375 --> 00:56:30.126 Bu açıklamadan sonra buradan ikinci sorunun cevabına geçiyorum... 00:56:30.125 --> 00:56:37.959 [Soru2:] Râbıta nedir? Tarikatlarda râbıta diye bir olay vardır. 00:56:37.959 --> 00:56:43.460 Umumi konu birden hop çok küçük bir detaya gelmiş oluyor. 00:56:43.417 --> 00:56:49.834 Tabii tasavvufla tarikatla hiç ilgilenmemiş bir insan için birden çok şey olabilir ama ne yapalım, 00:56:49.834 --> 00:56:52.168 soru sorulmuş atlamıyoruz. 00:56:53.501 --> 00:56:59.710 Râbıta aslında "irtibat kurmak" demek. İrtibat kurmak da "zihnen irtibat kurmak" demektir, 00:57:01.584 --> 00:57:04.751 yani "bir çeşit düşünme, tahayyül" demektir. 00:57:05.292 --> 00:57:12.334 "Düşünme ve tahayyül" demektir. Râbıta bir şeyi düşünmek. 00:57:12.584 --> 00:57:18.418 Düşünmek İslam'da sevaptır. Güzel şeyleri düşünmek sevaptır. 00:57:18.876 --> 00:57:20.835 Mesela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki; 00:57:21.292 --> 00:57:24.667 Tefekkürü sâatin hayrun min ibâdeti senetin. 00:57:24.876 --> 00:57:30.543 "Bir saatlik, bir miktar tefekkür etmek bir senelik ibadetten daha hayırlıdır." 00:57:30.542 --> 00:57:35.625 Bazen de bir başka hadîs-i şerîf var; Tefekkürü sâatin hayrun min ibâdeti sittîne sene. 00:57:35.918 --> 00:57:38.752 "Altmış yıllık ibadetten daha hayırlıdır." Neden? 00:57:38.751 --> 00:57:44.252 İnsan tefekkür sayesinde gerçekleri buluyor, yolunu değiştiriyor, yanlışını bırakıyor, 00:57:44.542 --> 00:57:48.709 doğru yolu keşfediyor, ilerliyor, insanlara faydalı işler yapabiliyor. 00:57:48.751 --> 00:57:50.502 O halde tefekkür güzel bir şey. 00:57:50.834 --> 00:57:55.126 Oturduğum yerden tefekkür ediyorum ben, konsantre oluyorum. 00:57:55.125 --> 00:57:58.334 Ya bu konsantre olmakta bir zarar yok. 00:57:58.876 --> 00:58:07.460 Yani Avrupalı, İsveçli, Alman, Amerikalı, İngiliz transandantal meditasyon yapıpta 00:58:07.459 --> 00:58:10.430 gözlerini kapayıp konsantre olduğu zaman, 00:58:10.830 --> 00:58:13.917 "Vay be, neler yapıyor elin adamı!" diye hoşunuza gidiyor da 00:58:13.918 --> 00:58:18.210 benim dedelerim yıllardır râbıta yapmış niye şey olsun, ne varmış yani! 00:58:18.918 --> 00:58:23.960 Râbıta nedir? Râbıta düşünmedir. Normal. Neyi düşünecek? 00:58:23.959 --> 00:58:27.710 Düşündüğü şeyin cinsine göre râbıtanın çeşitleri var. 00:58:27.751 --> 00:58:33.585 Tabii burada hangi râbıta kastediliyor söylenmiyor ama ben biliyorum, detaylarını anlatayım. 00:58:34.167 --> 00:58:40.126 Râbıta bir, ölümü düşünmekse râbıta-i mevt adını alır, bir başka adı tefekkür-ü mevttir. 00:58:41.417 --> 00:58:46.293 Ölümü düşünmek. Ya ölüm de düşünülür mü düşünülmez mi? 00:58:46.292 --> 00:58:49.751 Ha sen orasına pek o kadar karışma. Çünkü Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; 00:58:49.751 --> 00:58:53.751 Eksirû zikre'l-mevti. "Ölümü düşünmeyi çok yapın." Neden? 00:58:53.834 --> 00:58:59.917 "O sizin nefsinizi ıslah eder, âhireti size hatırlatır, günahlardan kesilmenize yol açar, 00:58:59.959 --> 00:59:02.710 Allah'ın yoluna girmenize sebep olur." diye tavsiye etmiş. 00:59:03.667 --> 00:59:10.626 Küntü neheytüm an ziyâreti'l-kubûri al'âne tezûruhâ fe-innehâ tüzikkirukümü'l-âhirete. 00:59:10.626 --> 00:59:18.585 "Ben sizi bir zamanlar kabirlere gitmeyin diye yasaklamıştım, kabir ziyaretinden men etmiştim ama 00:59:18.626 --> 00:59:19.502 şimdi gidin ziyaret edin. 00:59:19.501 --> 00:59:21.501 Çünkü bu size âhireti hatırlatır." diyor. 00:59:21.751 --> 00:59:25.335 Kendisi de kabirleri ziyaret ederdi, Bakî kabristanına giderdi. 00:59:26.292 --> 00:59:28.918 Yani bazı gecelerde gidip ziyaret ettiğini biliyoruz. 00:59:29.830 --> 00:59:34.830 Demek ki râbıta-i mevt, ölümü düşünmek sünnet-i seniyyede olan normal bir şeydir. 00:59:33.792 --> 00:59:37.959 Hocam, tarikat mensuplarınca veya tasavvuf kitaplarında olağanüstü olaylar anlatılıyor. 00:59:38.626 --> 00:59:44.960 Uçmak, vesaire filan. Haaa, evet, anlatılır, doğrudur. 00:59:44.959 --> 00:59:50.626 Buna derler kerâmet. Değil mi, kerâmet derler. 00:59:51.420 --> 00:59:55.584 Acaba kerâmet var mıdır yok mudur, olur mu olmaz mı? Kerâmet var. 00:59:57.375 --> 01:00:02.375 Kerâmet Kur'ân-ı Kerîm'de vardır, kerâmet hadîs-i şerîfte vardır. 01:00:02.375 --> 01:00:10.209 Yani kerâmâtü'l-evliyâi hakkun. "Evliyanın kerâmeti haktır." 01:00:10.209 --> 01:00:14.251 Ehl-i Sünnet'in kanaati, görüşü, alimlerin ekseriyetinin, 01:00:14.250 --> 01:00:18.250 yüzde doksan büyük ekseriyetinin görüşü budur. 01:00:18.250 --> 01:00:21.126 Bazıları usul bakımından itiraz etmişlerdir. 01:00:21.167 --> 01:00:27.751 Varlığına itiraz değil de mahiyetini taalluk konusunda bazılarının başka türlü görüşleri vardır ama 01:00:27.876 --> 01:00:30.293 kerâmet haktır ve vardır. 01:00:30.292 --> 01:00:32.840 Kur'ân-ı Kerîm'den misal verebilir misiniz? 01:00:32.830 --> 01:00:36.875 Evet, Kur'ân-ı Kerîm'i okuduysanız zaten siz de bileceksiniz. 01:00:37.250 --> 01:00:41.751 Hanımlarla ilgili bir toplantı olduğu için ilk önce hanımsal bir misal vereyim, 01:00:41.751 --> 01:00:43.543 hanımlarla ilgili bir misal vereyim. 01:00:43.834 --> 01:00:50.168 Meryem validemiz biliyorsunuz, Zekeriya aleyhisselam'ın hanımının yeğeniydi. 01:00:52.667 --> 01:00:59.667 Ve annesi onu doğmadan evvel, "Ben bu yavrumu ibadethaneye vakfedeceğim, 01:00:59.918 --> 01:01:02.502 hep ibadethaneye hizmet etsin." diye nezretmişti. 01:01:02.918 --> 01:01:06.877 İnnî nezertü leke mâ fî batnî muharraran fe-tekabbel minnî. diye, 01:01:06.876 --> 01:01:12.430 "Yâ Rabbi! Ben evladımı senin dinine vakfedeceğim, sen bunu benden kabul eyle." demişti. 01:01:12.501 --> 01:01:16.210 Fe-lemmâ vad'athâ kâlet rabbi innî vada'tühâ ünsâ. 01:01:16.209 --> 01:01:20.459 "Doğduktan sonra, 'Eyvah yâ Rabbi! Ne yapayım kız doğdu.' demişti." 01:01:20.459 --> 01:01:22.834 Sanıyordu ki erkek doğacak, erkeğin de tabii 01:01:22.834 --> 01:01:27.376 ibadethaneye hizmeti olağan da, bir kız doğdu. 01:01:27.375 --> 01:01:32.792 Vallâhu a'lem bimâ vada'at ve leyse'z-zekeru ke'l-ünsâ ve innî semmeytühâ meryeme 01:01:32.792 --> 01:01:36.334 ve innî u'îzühâ bike ve zürriyetehâ mineşşaytânirracîm. 01:01:36.584 --> 01:01:40.430 Bu âyet-i kerîmede yani Allah onu kadın olacağını zaten biliyordu ama 01:01:40.292 --> 01:01:42.584 yani o nezir tahakkuk etmiştir. 01:01:42.876 --> 01:01:51.794 O ibadethaneye vakfedilmiş, ömrünü ona vakfetmiş bir mübarek hatun olmuştur. 01:01:52.125 --> 01:01:56.292 Anasından niyet böyle, doğduğundan başlamış bir hayat şekli 01:01:56.292 --> 01:01:59.501 ve Meryem validemiz cennetlik bir insandır, 01:02:00.709 --> 01:02:04.627 yani Kur'ân-ı Kerîm onun cennetlik olduğunu bildiriyor. 01:02:04.626 --> 01:02:08.252 Cennetlik insanlardan birisidir Meryem validemiz. 01:02:08.667 --> 01:02:15.251 Meryem validemiz ibadet ediyor. İbadethanesi hiç kimsenin giremediği bir yerde, kapısı kilitli. 01:02:15.250 --> 01:02:21.420 Sadece Zekeriya aleyhisselam hanımının yeğeni olduğu için ona yiyecek getiriyor. 01:02:21.420 --> 01:02:25.292 O da ibadethanede ibadetle, taatle meşgul oluyor. 01:02:26.125 --> 01:02:30.917 Camilere girdiyseniz mihrabın üzerinde bir âyet cümlesi görürsünüz. 01:02:30.918 --> 01:02:35.585 Bir bölümünü görürsünüz; Küllemâ dehale aleyhâ zekeriyye'l-mihrâbe. 01:02:35.584 --> 01:02:38.430 Yarım bir ibâredir, devamı; 01:02:38.292 --> 01:02:42.417 Küllemâ dehale aleyhâ zekeriyye'l-mihrâbe vecede indehâ rızkân 01:02:43.125 --> 01:02:47.417 kâle yâ meryemu ennâ leki hâzâ kâlet hüve min indillahi 01:02:47.459 --> 01:02:50.459 innellâhe yerzuku men yeşâu bi-ğayri hisâbin. 01:02:50.459 --> 01:02:54.668 Âyetin tamamı budur. Şimdi burada anlatılıyor ki, 01:02:55.292 --> 01:03:03.417 "Zekeriya aleyhisselam her ne zaman bir şeyler getirmek için Meryem validenin yanına girdiyse..." 01:03:03.542 --> 01:03:06.667 Kapı kapalı, başka bir kimsenin girmediği bir yer. 01:03:07.209 --> 01:03:13.376 Vecede indehâ rızkân. "Orada mevsim dışı yiyecekler görürdü." 01:03:13.876 --> 01:03:19.100 Mevsim dışı diyor rivayetler yani dışarıdan birisi tarafından getirilmiş de 01:03:19.459 --> 01:03:20.709 olamaz çünkü mevsim dışı. 01:03:21.125 --> 01:03:26.334 Kışın yaz meyvası olmazdı, yazın kış meyvası olmazdı ama onlar vardı orada. 01:03:26.834 --> 01:03:32.834 Ve Zekeriya aleyhisselam da bir peygamber. Fakat yine hayretle soruyor; 01:03:32.834 --> 01:03:38.251 Kâle yâ meryemu ennâ leki hâzâ. "Ey Meryem! Nereden geliyor sana bunlar?" Kâlet. 01:03:38.334 --> 01:03:44.100 "Meryem valide de diyor ki." Kâlet hüve min indillahi. "Allah tarafından. Allah gönderiyor." 01:03:44.876 --> 01:03:47.430 İnnellâhe yerzuku men yeşâu bi-ğayri hisâbin. 01:03:47.420 --> 01:03:53.793 "Allah dilediği kulunu istediği şeklide böyle hesaba, akla, ölçüye gelmez şekilde rızıklandırır." 01:03:53.834 --> 01:04:00.168 Bu bir kerâmettir, yani olağanüstü haldir. Kur'ân-ı Kerîm'de zikredilmiştir. 01:04:00.542 --> 01:04:05.334 Kur'ân-ı Kerîm'de kerâmetin bir misalidir. Böyle şey olur mu? 01:04:06.417 --> 01:04:10.376 Yani olur mu diyemezsin mü'minsen, zaten Kur'ân-ı Kerîm bildiriyor. 01:04:10.334 --> 01:04:16.543 Ama olur, olduğunu da ben size söyleyebilirim. Olur, olağanüstü şeyler olur. 01:04:19.209 --> 01:04:21.168 Kur'ân-ı Kerîm'de başka misaller de vardır. 01:04:21.667 --> 01:04:30.126 Mesela yine çok olağanüstü misallerden birisi Saba melikesi. Yine hanımlarla ilgili misal çıktı. 01:04:30.501 --> 01:04:37.460 Biliyorsunuz Saba melekesi vardı, Yemen tarafında bir ülkenin hükümdarı idi. 01:04:38.420 --> 01:04:43.918 Hanım hükümdar yani melik değil melike, Saba melikesi, hükümdarıydı. 01:04:44.420 --> 01:04:51.793 Fakat kavmiyle beraber bunlar putperest idi, güneşe tapıyorlardı, güneşe tapan bir kavimdi. 01:04:52.792 --> 01:04:55.668 Süleyman aleyhisselam'a bunun bilgisi gelince, 01:04:55.667 --> 01:05:01.100 -Süleyman aleyhisselam'ın asrında yaşayan bir hükümdardı.- haber gelince 01:05:01.420 --> 01:05:06.918 Süleyman aleyhisselam ona mektup gönderdi, dedi ki; 01:05:10.834 --> 01:05:15.752 "Puta tapmayın, imana gelin, şirki küfrü bırakın. 01:05:15.751 --> 01:05:20.168 Bırakmazsanız sizi cezalandırırım." tarzında bir mektup. 01:05:20.167 --> 01:05:27.334 Kâlet yâ eyyühe'l-meleü innî ulkıye ileyye kitâbun kerîmün. 01:05:27.959 --> 01:05:32.293 Saba melikesi böyle anlatıyor, kavmini topluyor divanına, diyor ki; 01:05:32.292 --> 01:05:36.709 "Ey divanım, ey topluluk! Bana bir kuş vasıtasıyla bir mektup gönderildi." 01:05:36.709 --> 01:05:42.668 Kuşla haberleşme suretiyle Süleyman aleyhisselam'dan bir mektup geliyor. 01:05:42.626 --> 01:05:46.850 İnnî ulkıye ileyye kitâbun kerîmün. "Bana bir mektup gönderildi." 01:05:46.959 --> 01:05:50.668 İnnehû min süleymâne ve innehû Bismillâhirrahmânirrahîm. 01:05:51.420 --> 01:05:57.543 "Süleyman isimli hükümdardan ve Allah'ın adıyla, Bismillâhirrahmânirrahîm diye bir mektup." 01:05:58.792 --> 01:06:01.501 Ellâ ta'lû aleyye ve'tûnî müslimîne. 01:06:02.250 --> 01:06:08.168 "Bana karşı gelmeyin, emrime âsi olmayın ve müslüman olarak bana geliniz mahiyetinde." 01:06:09.459 --> 01:06:14.377 Şimdi bu mektup böyle açıklayınca divana, divandaki vezirler, divan ahalisi, 01:06:14.792 --> 01:06:17.501 yüksek şahsiyetler, eşraf diyorlar ki; 01:06:17.876 --> 01:06:26.100 Nahnu ulû kuvvetin ve ulû be'sin şedîdin. "Biz güç kuvvet sahibiyiz, ordularımız var, kuvvetlerimiz var." 01:06:26.375 --> 01:06:29.584 Ve'l-emru ileyki fenzurî mâzâ te'murîne. 01:06:30.830 --> 01:06:34.333 "Emir ferman senindir ey hükümdar hanım! Ne dilersen öyle yapalım." 01:06:34.375 --> 01:06:38.709 Madem sana öyle küstah bir mektup gelmiş savaşırız demek istiyorlar. 01:06:38.834 --> 01:06:43.501 Onun üzerine Saba melekesi diyor ki; 01:06:43.501 --> 01:06:48.751 İnne'l-mülûke izâ dehalû karyeten efsedûhâ. "Hükümdarlar sizin bildiğiniz gibi değildir. 01:06:49.584 --> 01:06:55.168 Böyle bir savaş oldu mu bir ülkeye girdiler mi şehri mahvederler, perişan ederler." 01:06:56.375 --> 01:06:59.542 Ve ce'alû e'ızzete ehlihâ ezilleh. 01:07:00.830 --> 01:07:05.417 "Soylu, asil, aziz insanlarını hor, zelil duruma düşürürler, 01:07:05.417 --> 01:07:07.918 esir ederler, öldürürler." filan diye [söylüyor,] 01:07:08.417 --> 01:07:10.500 "Ben onlara hediye gönderirim." filan diyor. 01:07:10.834 --> 01:07:16.209 Sonunda, "Hediyeleriniz sizin olsun, ben hediye istemiyorum imana gelmenizi istiyorum." tarzında 01:07:16.459 --> 01:07:17.876 ikinci bir haberleşme. 01:07:17.876 --> 01:07:20.794 Bakıyor ki başka çare yok, Saba melekesi bir heyetle beraber 01:07:21.292 --> 01:07:27.417 Süleyman aleyhisselam'ın semtine doğru gitmek üzere aylarca sürecek olan bir yolculuğa çıkıyor. 01:07:27.709 --> 01:07:30.126 Fakat beri tarafta Süleyman aleyhisselam diyor ki; 01:07:31.501 --> 01:07:37.584 Eyyüküm ye'tînî bi-arşihâ kable en ye'tûnî müslimîne. 01:07:38.000 --> 01:07:43.918 "Onlar imana gelmek üzere buraya gelip müslüman olmadan önce onların tahtını, 01:07:44.334 --> 01:07:48.751 Saba melikesinin tahtını o ülkeden buraya sizden kim getirebilir?" 01:07:50.375 --> 01:07:55.840 Kâle ıfrîtün mine'l-cinni ene âtîke bihî kable en tekûme min makâmike. 01:07:56.459 --> 01:08:03.430 "Cinlerden bir ifrit kalkıyor diyor ki, 'Ben onu sen yerinden kalkmadan o tahtı getiririm buraya.'" 01:08:04.209 --> 01:08:11.418 O öyle derken bir başkası da diyor ki, -bu veziri Âsaf b. Berkiye olduğu söylenir.- 01:08:13.626 --> 01:08:18.335 "Ben onu senin gözün baktığı yerden öbür tarafa dönmeden şıp diye getiririm." diyor 01:08:18.334 --> 01:08:20.668 ve hakikaten trak getiriyor tahtı. 01:08:20.751 --> 01:08:25.669 Ve lemmâ raâhu müstakırran indehû kâle hâzâ min fadli rabbî. 01:08:25.751 --> 01:08:30.377 Süleyman aleyhisselam tahtı karşısında mücessem bir şekilde trak gelmiş görünce diyor ki; 01:08:30.501 --> 01:08:35.751 Hâzâ min fadli rabbî. "Bu benim Rabbimin bir fazl u keremidir." Kerâmettir yani. 01:08:35.709 --> 01:08:41.376 Kerâmet "ikram" demek. Allah'ın bir fazlıdır bu. Li-yeblüvenî e-eşküru em ekfuru. 01:08:41.876 --> 01:08:46.377 "Bu nimetlere şükür mü edeceğim, nimetin kıymetini bilecek miyim bilmeyecek miyim diye 01:08:46.375 --> 01:08:51.209 göstermek için bu nimetleri Allah bana veriyor." diye şey yapıyor. 01:08:51.209 --> 01:08:53.850 Şimdi bu da olağanüstü bir olaydır. 01:08:53.125 --> 01:08:59.834 Yani Saba melikesinin tahtını Saba ülkesinden Filistin ülkesine getirilmesi... 01:09:00.375 --> 01:09:03.334 Işınlanma dersem hepiniz gayet kolay bileceksiniz. 01:09:03.292 --> 01:09:09.100 Ha tamam bizim şu televizyonda gördüğümüz şeymiş diyeceksiniz. Bu da bir kerâmettir. 01:09:09.501 --> 01:09:14.668 Yani getirmiş, nasıl getirdi? Getirilebilir, götürülebilir olduğu anlaşılıyor. 01:09:15.375 --> 01:09:20.542 İşte bunlar Kur'ân-ı Kerîm'den misallerdir. Peygamber Efendimiz'in hayatından misaller çoktur ama 01:09:20.751 --> 01:09:23.418 bu sefer bazıları "O peygamberdir." diye itiraz ediyorlar. 01:09:24.209 --> 01:09:25.960 Peygamberdir, elbette olacak diyorlar. 01:09:25.959 --> 01:09:31.460 Peki ozaman bıraktık peygamberi, büyüklerin hayatına geliyoruz. 01:09:32.542 --> 01:09:38.293 Hz. Ömer'in macerası çok meşhurdur. Hutbe okurken Medine-i Münevvere'de camide, diyor ki; 01:09:38.334 --> 01:09:43.501 Yâ Sâriye! el-Cebel el-cebel! Telaşlanıyor, "Ey Sâriye! Dağa dikkat et, dağa dikkat et!" 01:09:44.167 --> 01:09:50.709 Sâriye İran'da düşmanla çarpışmakta, Hz. Ömer emîrü'l-müminîn, 01:09:50.709 --> 01:09:53.918 halife Medine'de hutbe okumakta. 01:09:54.420 --> 01:09:57.334 Hutbede Sâriye'ye sesleniyor, dağa dikkat et! 01:09:57.709 --> 01:10:02.751 Sâriye üç aylık beş aylık mesafede, o buradan Sâriye adlı komutana talimat veriyor. 01:10:03.876 --> 01:10:08.585 Tabii sonradan anlaşılıyor, Sâriye'nin arkasından düşman bir çevirme yapmak istemiş 01:10:08.709 --> 01:10:10.918 çevirme yapsa ordu yenilebilecek. 01:10:11.459 --> 01:10:13.751 O zaman Hz. Ömer'in sesini duymuşlar; 01:10:14.250 --> 01:10:19.917 "Ey Sâriye dağa dikkat et! Arkanı dağa ver, kendini kolla!" filan tarzında bir haber üzerine 01:10:20.375 --> 01:10:23.334 toparlanmış düşmana çevirtememiş arkasını, yenmiş. 01:10:24.125 --> 01:10:30.417 Bu İslâm tarihinde yazılmış bir olay. Bu da televizyon gibi uzaktan görme 01:10:30.542 --> 01:10:32.834 ve buna da teleduyurma diyelim. 01:10:32.834 --> 01:10:39.418 Oluyor... 01:10:39.417 --> 01:10:45.293 Demek ki maddenin bir yerden bir yere nakli, bir; 01:10:46.167 --> 01:10:51.334 ortaya bir takım şeylerin var olarak getirilmesi, iki; 01:10:51.542 --> 01:10:55.293 bir insanın uzak bir yeri görmesi uzak bir yere sesini duyurması, üç. 01:10:55.292 --> 01:10:58.459 Bir insanın bir yerden bir yere gitmesi gelmesi. Miracı biliyoruz. 01:10:58.959 --> 01:11:01.420 Miraç olayını olduğunu biliyoruz. 01:11:01.167 --> 01:11:04.126 Demek ki kısaca şöyle söyleyebiliriz: 01:11:04.334 --> 01:11:12.168 Çevremizdeki fizikî olayların, alıştığımız fizik kanunlarının dışında 01:11:12.125 --> 01:11:14.840 olağanüstü bir takım olaylar vardır. 01:11:14.792 --> 01:11:18.710 Bunlar peygamberlerden sâdır olmuşlarsa mucize adını alır. 01:11:19.334 --> 01:11:24.501 Peygamber olmayanlardan sâdır olmuşlarsa kerâmet adını alır. 01:11:24.542 --> 01:11:28.376 Kerâmât-ı evliyâ, Allah'ın sevgili kullarına Allah'ın ikramı haktır. 01:11:28.375 --> 01:11:32.834 Kur'ân-ı Kerîm'de de misâli vardır. Günlük hayatımızda da misâli vardır. 01:11:33.250 --> 01:11:38.751 Bizim de hayatımızda misâli vardır. Ben şahsen mesela hocamızdan çok kerâmetler gördüğümü 01:11:39.292 --> 01:11:42.168 size rahatlıkla söyleyebilirim, misaller verebilirim. 01:11:45.751 --> 01:11:52.543 Hayat sizin gördüğünüz kadar basit değil. Derinlemesine derin ve kompleksliğine kompleks bir şey. 01:11:53.542 --> 01:11:56.667 Daha başka sorunuz varsa veya şimdi gelelim…. 01:11:57.125 --> 01:12:00.709 İsterseniz biraz daha başka şeylerde anlatabilirim. 01:12:02.209 --> 01:12:03.543 Hepinize teşekkür ederim. 01:12:03.876 --> 01:12:10.168 Tezkiye kelimesini anlatmadım. Tezkiye kelimesi, nefsi tezkiye bahis konusu olduğu zaman 01:12:10.334 --> 01:12:14.709 onun ayıplardan arındırılması, temizlenmesi mânasınadır. 01:12:14.792 --> 01:12:21.209 Çok kesin. Yani başka bir şeye yorumlanmasına zihin kaymayacak kadar [açık] 01:12:21.209 --> 01:12:23.376 veya anlaşılmayacak kadar kapalı da değildir. 01:12:23.417 --> 01:12:29.834 Çok net bir şekilde nefsin terbiye edilmesi, ayıplardan kurtarılması, kötü huyların atılması, 01:12:29.834 --> 01:12:32.585 iyi huyların alınması, tam tasavvufî mânasıyladır. 01:12:33.918 --> 01:12:39.127 Dinleyici: Şu anlaşıldı yani zikir olsun, nefs tezkiyesi olsun bizim anladığımız mânada 01:12:39.375 --> 01:12:42.126 sadece bir kesime ait şeyler değildir. 01:12:42.125 --> 01:12:44.167 Özellikle bunu açıklamanızı arzu ettim ben. 01:12:44.876 --> 01:12:47.959 Cevap: Ha, şimdi tabii Ümmet-i Muhammed'e emirdir 01:12:47.959 --> 01:12:52.626 bu zikir vesaire ama sadece bir kesim yapıyor, mutasavvuflar yapıyor, ötekiler kaçıyor. 01:12:53.375 --> 01:12:55.417 Dinleyici: Bu yanlışlığı [demek istedim.] 01:12:55.751 --> 01:13:00.751 Cevap: Yani herkese emirdir ama sadece dervişler yapıyor, ötekiler kaçıyor. Evet. 01:13:01.417 --> 01:13:08.126 Şimdi tasavvuf İslâm olduğuna göre yani Resûlullah'ın sünneti olduğuna göre tarihte bir vaka biliyoruz, 01:13:08.501 --> 01:13:14.850 bir tekke-medrese kavgası biliyoruz. Bir ilim, ilmiye kesimiyle nefsimizi 01:13:14.167 --> 01:13:17.542 sadece tezkiye edelim [diyen] kesimin kavgasını biliyoruz. 01:13:17.584 --> 01:13:25.126 Veyahut kitaplarada geçmiş bir sürü ilmî münakaşalar biliyoruz. Hakikat, şeriat, ondan sonra şu bu. 01:13:25.375 --> 01:13:32.709 Eğer gerçekten tasavvuf dediğimiz olay Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sünnet-i seniyyesi, 01:13:33.209 --> 01:13:40.918 hadîs-i şerîflerde ifade edilen bir İslâm ise biz niçin buna böyle bir isim vererek Ümmet-i Muhammed'i 01:13:41.830 --> 01:13:45.166 yeniden veyahut böyle bir şey içerisine koyuyoruz. 01:13:43.334 --> 01:13:50.960 Bunu biz tasavvuf değilde direkt olarak İslâm olarak anlatsak daha doğru olmaz mı olay? 01:13:51.375 --> 01:13:53.709 Cevap: Şimdi İslâm kelimesi o kadar geniş bir terimdir ki 01:13:53.709 --> 01:13:55.627 İslâm olarak anlatırsan tasavvuf anlaşılmaz. 01:13:56.830 --> 01:13:58.458 Yani elbette ayrı terminoloji kullanacaksın. 01:13:58.501 --> 01:14:04.252 Mesela tefsir kelimesi de Peygamber Efendimiz'in zamanında yoktu ama 01:14:04.250 --> 01:14:12.375 tefsir ilmi doğmuştur ve ondan sonra bir tefsir kelimesi tedâvüle girmiştir 01:14:12.751 --> 01:14:14.293 ve kimse de bundan rahatsız olmuyor. 01:14:14.292 --> 01:14:18.793 Yani [tefsir kelimesi] Peygamber Efendimiz'in zamanında yoktu. 01:14:19.830 --> 01:14:21.166 Fıkıh kelimesi de Peygamber Efendimiz'in zamanında ilm-i fıkıh mânasıyla 01:14:21.167 --> 01:14:24.376 yani ahkâm-ı şeriyyeyi anlatan ilim olarak mevcut değildi. 01:14:24.334 --> 01:14:27.100 Fıkıh denilince şey anlaşılıyordu yani dinde akaid konularıyla ilgili münakaşaların, 01:14:27.000 --> 01:14:32.250 konuların içinde bulunduğu bir ilim teşekkül etmiştir. 01:14:32.250 --> 01:14:40.625 İlm-i kelâm demiştir buna. Binâenaleyh ilm-i kelâm, ilm-i hadis, ilm-i tefsir, ilm-i fıkıh 01:14:41.420 --> 01:14:50.209 veyahut daha başka kelimeler bu gibi terminolojiden rahatsız olmamak lazım. 01:14:50.209 --> 01:14:53.584 Yani sen eğer İslâm diyelim diyecek olsan, 01:14:53.584 --> 01:14:57.376 İslâm kelimesi geniş bir tâbir olduğundan terminoloji daralır. 01:14:57.626 --> 01:15:02.127 Yani bir ilimde genişleme oldukça terminoloji çoğalır, terimler artar, 01:15:02.125 --> 01:15:05.100 yani ilmin derinlemesine gelişmesinin alâmetidir. 01:15:05.417 --> 01:15:08.751 Halkın, avamın dilinde güç ve kuvvet arasında bir fark yoktur ama 01:15:08.751 --> 01:15:11.850 fizikte güç ve kuvvet arasında bir fark vardır. 01:15:11.292 --> 01:15:16.751 Yani güç başka şey demektir kuvvet başka bir şey demektir. 01:15:17.125 --> 01:15:19.500 Arasında bir nüans farkı meydana gelmiştir. 01:15:20.375 --> 01:15:26.625 Bir tamircinin anahtarlarını aldığınız zaman aklınıza gelmeyecek, 01:15:26.626 --> 01:15:29.918 adınızı bilmediğiniz binbir çeşit çeşidi vardır. 01:15:29.918 --> 01:15:33.627 "Oğlum lokmayı getir." dediği zaman gidipte lokantacıdan 01:15:33.626 --> 01:15:37.418 lokma götürüp ustasının ağzına koymaz çırak. 01:15:37.501 --> 01:15:41.876 O lokma anahtarı kastediliyordur, tâbirdir, normaldir. 01:15:42.000 --> 01:15:46.959 Kurbağacığı getir dediği zaman da gidip dereden küçük kurbağa yakalayıpta götürüp ona vermez. 01:15:46.959 --> 01:15:52.168 Bu bir terminolojidir. Bunu tabii karşılamak lazım, yani terminolojiye kızmayalım. 01:15:52.459 --> 01:15:53.876 Terminoloji normal bir şeydir. 01:15:54.417 --> 01:16:02.542 Ama şöyle bir teklifi Ebu'l-Hasan Ali en-Nedvî yapmıştır, diyor ki; 01:16:02.584 --> 01:16:06.834 "Bu tasavvuf konusunda o çıktı bir şey söyledi, bu çıktı bir şey söyledi; 01:16:06.834 --> 01:16:10.335 ben hakiki mutasavvıfım dedi, ötekisi ben daha hakiki mutasavvıfım dedi. 01:16:10.334 --> 01:16:15.459 En iyisi bunu bu münakaşalardan sıyırmak için gelin buna ilm-i bâtın diyelim, 01:16:15.459 --> 01:16:18.709 fıkh-ı bâtın diyelim, ilm-i tezkiye diyelim, ilm-i ihsan diyelim." 01:16:18.751 --> 01:16:26.335 Çeşitli terminoloji teklifleri yani yeni tâbirlerle bunu ifade edelim diye düşündüler. 01:16:26.334 --> 01:16:32.376 Olmuştur, bu bizi şey yapmıyor yani sıkmıyor, detayını anlatabilirdik. 01:16:32.918 --> 01:16:41.127 İlm-i ihsan denilebilir çünkü Peygamber Efendimiz'in Hz. Ömer radıyallahu anh vasıtasıyla 01:16:41.125 --> 01:16:45.417 nakledilen Cibril hadîs-i şerîfi var. Orada; 01:16:45.417 --> 01:16:51.209 Ve me'l-ihsânu en ta'budellâhe ke-enneke terâhu fe-in lem tekün terâhu fe-innehû yerâke. 01:16:51.250 --> 01:16:54.917 "İhsan nedir yâ Resûlallah? "Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmektir. 01:16:55.292 --> 01:16:57.959 Çünkü sen O'nu görmüyorsan da O seni görüyor." diyor. 01:16:57.959 --> 01:17:03.585 Demek ki Allah'ı görüyormuşcasına samimi ibadetten işte tasavvufa bu isim verilsin denmiş. 01:17:04.250 --> 01:17:09.250 Ayrıca kalbin ahvalini anlattığı için ilm-i ahvâli kulûb densin 01:17:09.584 --> 01:17:14.793 veya ilm-i fıkhu'l-bâtın densin, batınî şartları anlatan ilim densin, 01:17:14.751 --> 01:17:17.751 ilm-i tezkiye-i nefs densin diye teklifler olmuştur. 01:17:17.751 --> 01:17:24.210 Olmuştur ama bu bir tekliftir, nihayet Ebu'l-Hasan Ali en-Nedvî'nin teklifidir. 01:17:24.501 --> 01:17:29.850 Ama ondan öncede tasavvuf kelimesi konusunda binlerce, milyonlarca kitap yazılmıştır. 01:17:29.125 --> 01:17:34.459 Kütüphanelerde de ilm-i tasavvuf diye bir bölüm karteksler vardır, 01:17:35.709 --> 01:17:39.335 fiilî durum vardır yani fiilî durumları değiştiremezsiniz ki. 01:17:39.334 --> 01:17:44.501 Avrupanın bir kütüphanesine gitseniz Almanya'da yada bir bibliotech'e gitseniz, 01:17:44.876 --> 01:17:48.543 bu konudaki bilgileri ancak tasavvuf kelimesiyle bulabilirsiniz. 01:17:48.542 --> 01:17:54.542 Yani normaldir böyle bir şey. Her şey de insanın gönlünce olmuyor, 01:17:54.542 --> 01:18:02.334 başka türlü şekillerde gelişebiliyor. Normal, yani tasavvuf kelimesinden rahatsız olmamak lazım. 01:18:02.375 --> 01:18:05.834 Sonradan çıkmış bile olsa bir şeyi ifade etmek için [kullanılıyor]. 01:18:05.792 --> 01:18:08.501 Biz lisanı niye koymuşuz? Anlaşmak için. 01:18:08.792 --> 01:18:15.334 Fikirlerimizi biribirimize transfer edebilmek için, iletişim için lisanımız vardır. 01:18:15.501 --> 01:18:20.751 Anlaşmayı sağlayacak nüansları ne kadar arttırırsak lisan o kadar zenginleşir. 01:18:20.918 --> 01:18:23.836 Kelimeyi ne kadar sıkıştırırsak lisan o kadar fakirleşir. 01:18:23.834 --> 01:18:31.834 Bu hatayı biz şeyde yaptık, yani Türkçe'yi arılaştırma filan şeyinde yapıldı bu. 01:18:32.209 --> 01:18:36.100 Halbuki terminolojiyi zenginleştirmek daha iyidir. 01:18:36.125 --> 01:18:41.584 Bizim bir Alman profesörümüz vardı meşhur bir orientalisttir. 01:18:42.000 --> 01:18:46.709 Hellmut Ritter diye herkesin tanıdığı bir kimsedir, Alman kendisi. 01:18:47.292 --> 01:18:50.709 Bize fakültedeki talebeliğim sırasında ders verirken dedi ki; 01:18:50.959 --> 01:19:00.959 "Sizin" dedi, şeyi kastediyor, yani Osmanlıların son devrinin dilini, yani tam 1910-1915 filan. 01:19:00.959 --> 01:19:04.668 Daha Cumhuriyet kurulmamış, o devredeki dili kastediyor. 01:19:05.000 --> 01:19:11.501 "Sizin her türlü anlamı ifade etmeye yetecek çok gelişmiş bir diliniz vardı, 01:19:11.792 --> 01:19:13.751 siz bu dilinize kıydınız." dedi. 01:19:14.501 --> 01:19:18.460 Dil bir meramı anlatmak içindir, bu da kelimelerle olur. 01:19:18.667 --> 01:19:23.543 Kelimeler biribirinden ne kadar farklılaşırsa, anlamlar ne kadar zenginleşirse 01:19:23.542 --> 01:19:24.917 dil o kadar zengin olur. 01:19:25.000 --> 01:19:28.834 Biz bugün kafa kelimesini kullandığımız bir yerde baş kelimesini kullanmıyoruz. 01:19:29.125 --> 01:19:32.167 "Kafamı kızdırma!" diyoruz ama "Başımı kızdırma!" demiyoruz mesela. 01:19:32.498 --> 01:19:38.400 Yani farklılıklar vardır şeyler vardır. Bu çeşitlilik bizi üzmemeli.