WEBVTT
00:00:00.000 --> 00:00:04.000
el-Hamdü li'l-lâhi Rabbi'l-âlemîn. Elhamdülillahi hamden kesiran tayyiben mubareken fihi
00:00:04.000 --> 00:00:11.000
âlâ külli hâlin ve fi-külli hîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn
00:00:12.000 --> 00:00:18.000
ve senedi'l aşıkîn. Seyyidina ve senedina ve mededina ve üsvetün el haseneti
00:00:18.000 --> 00:00:25.000
Muhammedini'l-Mustafâ ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l-ceza.
00:00:27.000 --> 00:00:35.000
Emma ba'd:
Aziz ve muhteem kardeşlerim!
es-Sakatî hazretleri kaddesallâhu sırrahü’l-azîz’in
00:00:37.000 --> 00:00:50.000
menâkıbı ve güzel hikmetli sözlerinin okunmasına devam ediyoruz. Terceme-i hâlin 30. paragrafına gelmişiz.
00:00:51.000 --> 00:00:58.000
54. sayfası Tabakâtü’s-sûfiyye kitabının Ebû Abdirrahmân es-Sülemî hazretlerinin meşhur,
00:00:58.000 --> 00:01:06.000
Türkçe’ye henüz terceme edilmemiş olan kaynak, menba’ eser mahiyetinde olan kitabı.
00:01:09.000 --> 00:01:11.000
Ve bihî kâle Seriyyü: Ahsenü’l-eşyâi hamsetün: el-Bükâü ale’z-zünûbi ve islâhu’l-uyûbi.
00:01:11.000 --> 00:01:17.000
Yine yukarıda zikredilen rivayet zinciriyle bildirilmiş.
00:01:17.000 --> 00:01:26.000
Kimmiş o râvîler?
Ebu’l-Abbas Ahmed b. Abdillah-i Kirmîsînî,
00:01:27.000 --> 00:01:37.000
ondan sonra Ali b. Abdülhamid el-Gadâirî ismini hatırlıyoruz.
00:01:37.000 --> 00:01:44.000
Seriyy-i Sakatî, Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin şeyhi ve dayısı oluyordu.
00:01:46.000 --> 00:02:04.000
Ahsenü’l-eşyâi hamsetün: el-Bükâü ale’z-zünûb ve islâhu’l-uyûb. Ve tâ’atü allâmi’l-guyûb
00:02:05.000 --> 00:02:15.000
ve celâu’r-reyni mine’l-kulûb ve ellâ tekûne li-külli mâ tehvâ rakûb buyurmuş.
00:02:16.000 --> 00:02:24.000
Müsecca’ bir ifâde kullanmış; yani sözlerinin sonu ses benzerliği ile süslü, sanatlı,
00:02:25.000 --> 00:02:33.000
güzel bir hikmetli söz söylemiş. Bunların söz sanatlarının da olması dolayısıyla
00:02:33.000 --> 00:02:38.000
Arapça’sını bilenler böyle yazarlarsa daha iyi olur. Seriyy-i Sakatî hazretleri buyurmuş ki:
00:02:59.000 --> 00:03:07.000
Ahsenü’l-eşyâi."Her şeyin en güzeli, bütün şeylerin en güzeli."
00:03:07.000 --> 00:03:15.000
Eşyâ şu bizim kanepe, koltuk filan dediğimiz şey mânasına değil; şey sözünün çoğulu.
00:03:15.000 --> 00:03:28.000
Şeylerin en güzeli; etrafımızda, zihnimizde yeri olan varlıkların, her şeyin en güzeli.
00:03:31.000 --> 00:03:38.000
Davranışların buradaki davranışlar olduğu anlaşılıyor. Şimdi insan davranışlarının,
00:03:39.000 --> 00:03:43.000
tavırlarının, zihniyetinin, düşüncelerinin en güzellerini sayacak.
00:03:43.000 --> 00:03:52.000
Bir, el-Bükâü ale’z-zünûb. "Günahlara ağlamak"
Bunu çok seviyor, çok beğeniyor.
00:03:52.000 --> 00:03:56.000
En güzeller arasında ilk önce bunu saymış. İnsan günahına ağlayacak.
00:04:04.000 --> 00:04:11.000
Ve islâhu’l-uyûb, ikinci zikrettiği "ayıplarını düzeltmesi."
00:04:12.000 --> 00:04:19.000
Başkasının ayıplayacağı hallerini ıslah edip, düzene sokup güzel hale getirmesi, salih,
00:04:19.000 --> 00:04:35.000
uygun, iyi hale getirmesi.
Ve tâ’atü allâmi’l-guyûb. "Allâmü’l-guyûb olan Allah’a taat etmek."
00:04:37.000 --> 00:04:45.000
Taat; itaat etmek, Allah’ın emrettiği ibadetleri yapmak, yolunca gitmek demektir.
00:04:46.000 --> 00:04:53.000
Ama niye tâatullah; Allah’a itaat etmek, "Allah’a kulluğu güzel yapmak,
00:04:53.000 --> 00:04:58.000
sözünü dinlemek" demiyor da tâ’atü allâmi’l-guyûb diyor?
Allâmü’l-guyûb ne demek?
00:04:58.000 --> 00:05:07.000
Gâipleri çok iyi bilen demek, o sıfatı söylüyor. İki sebepten söylüyor; bir, ses benzerliği olsun diye,
00:05:07.000 --> 00:05:17.000
zünûb, uyûb, guyûb birbirleriyle ses bakımından benzeştiği için kullanmış ama bir de,
00:05:18.000 --> 00:05:24.000
sen Allah’a ibadet ediyorsun ama senin içini de, kalbini de görüyor.
00:05:24.000 --> 00:05:31.000
Gaybı biliyor, içindeki hallerini de biliyor. Yani o gaybı bilen Allah’a öyle itaat et.
00:05:32.000 --> 00:05:41.000
Hiçbir şeyin gizli kalmadığı, her şeyi bilen, gayba alim olan, gaybı bilici olan Allah’a itaat et.
00:05:44.000 --> 00:05:51.000
Şöyle bir nükte seziliyor ki; "Hiç kimsenin görmediği yerde bile kusur işleme, herkesten sakladığın
00:05:51.000 --> 00:05:58.000
içini bile düzgün hale getir, içinde bile bir fesatlık, terslik, aykırılık olmasın." demek istiyor.
00:05:59.000 --> 00:06:07.000
Bu sıfatı kullanmasıyla Allah’ın çeşitli esmâ-i hüsnâsı var. Allâmü’l-guyûb ismini kullanması bundan.
00:06:08.000 --> 00:06:19.000
Ve celâu’r-reyni mine’l-kulûb. "Kalplerden pası silip kalbi cilalamak."
Dördüncüsü bu.
00:06:23.000 --> 00:06:30.000
Ve ellâ tekûne li-külli mâ tehvâ rakûb.
Ellâ, en lâ’dan mürekkeb,
00:06:32.000 --> 00:06:39.000
tehvâ yani senin hevâ ve heves ettiğin, istediğin her şeye kalkışmamandır.
00:06:40.000 --> 00:06:57.000
Nefsinin istediği hevesâta, hevâ-i nefse kalkışmaman, onu yapmaya girişmemendir.
00:06:57.000 --> 00:06:59.000
Bu beş şey güzeldir. En güzeldir. Güzel şeylerin en güzelleri bunlardır. Tabi bunlar dervişlere nasihat.
00:06:59.000 --> 00:07:04.000
Dünya ehli ağlamayı sevmez; gülmeyi, eğlenmeyi, çalgıyı, oyunu,
00:07:04.000 --> 00:07:13.000
kahkaha ile zevk ile vakit geçirmeyi sever. Ama günahına ağlamaya "en güzel şey" diyor.
00:07:13.000 --> 00:07:22.000
Neden güzel?
Sonucu itibariyle insanı kötülüklerden çekip iyilikler yapmaya sevk edip
00:07:22.000 --> 00:07:28.000
âhiretini kurtaracağı için güzel. Evet, bu dünyada ağlıyorsun ama âhirette güleceksin.
00:07:28.000 --> 00:07:36.000
O bakımdan insanın günahını düşünmesi lazım ve hiç unutmaması lazım. Büyükler demişler ki:
00:07:36.000 --> 00:07:40.000
"Günahlarını hiç unutma, iyiliklerini hemen unut."
Ne demek istiyorlar?
00:07:41.000 --> 00:07:46.000
Günahlarını unutma, daima hatırında olsun; bir daha günaha düşmemek için uyanık bulun.
00:07:47.000 --> 00:07:53.000
İyiliklerini unut çünkü "Ben şuna iyilik yapmıştım, ben buna iyilik yapmıştım." diye hem başa kakabilirsin,
00:07:53.000 --> 00:07:58.000
oradan zarara uğrarsın, sevabı kaçar. Hem de "Ben şöyle iyilik yapmıştım, böyle iyilik yapmıştım
00:07:59.000 --> 00:08:04.000
binâenaleyh kurtulmuş sayılırım." diye rehâvete düşersin, ondan dolayı zarara uğrarsın.
00:08:05.000 --> 00:08:12.000
Şeytan insanı öyle gevşetebilir. Onun için insanın iyiliklerini değil de günahlarını, hatalarını daima
00:08:12.000 --> 00:08:20.000
hatırında tutması ve ağlaması lazım. Çünkü bu mânada gözyaşı, yaptığı günahlara pişmanlık
00:08:20.000 --> 00:08:26.000
duyup da ağlamak cehennemin ateşini söndürüyor. "Cehennemin ateşi kâfir için yanacak da,
00:08:26.000 --> 00:08:33.000
o kimsenin cehenneme girmemesine sebep oluyor." demek. Cehennemin ateşi günahkâr bir kulun
00:08:34.000 --> 00:08:42.000
ağlamasından dolayı onu yakmayacak, onu yakacak yerde olmayacak demektir.
00:08:43.000 --> 00:08:48.000
Ve bu ifade, "İki göze cehennem ateşi değmeyecek…" diye hadîs-i şerîfi hatırlatıyor. Birincisi;
00:08:49.000 --> 00:08:55.000
Aynun bâted tahrusu fî sebîlillah. "Allah yolunda hudutlarda müslümanların bekçiliğini yapan
00:08:55.000 --> 00:09:00.000
o mücâhidlerin, murâbıtların" gözlerine cehennem ateşi değmeyecek çünkü
00:09:01.000 --> 00:09:05.000
Allah rızası için müslümanların hudutlarını koruyorlar. İkincisi de;
00:09:06.000 --> 00:09:09.000
Ve aynun beket min haşyetillah. "Allah korkusuyla ağlayan göz."
00:09:10.000 --> 00:09:19.000
Hatanı düşünüp de ağlıyorsan, içine bir pişmanlık girip de ağlıyorsan bu göze cehennem ateşi değmeyecek.
00:09:20.000 --> 00:09:28.000
O halde hatalarımızı düşünelim. Muhasebemizi yapalım. Yaptığımız şeyleri sıralayalım.
00:09:28.000 --> 00:09:37.000
Burada aslında her şeyi tam hudutlarıyla söylememiz gerektiği için bir noktayı daha söylememiz lazım.
00:09:38.000 --> 00:09:47.000
İnsan tamamen hatalarını, günahlarını düşünüp de ağlama duygusu onun içine gark olur
00:09:47.000 --> 00:09:54.000
kalırsa o zaman hiç ümidi kalmaz. "Allah beni cayır cayır yakacak, eyvah mahvoldum, perişan oldum,
00:09:54.000 --> 00:10:04.000
bittim, yok oldum." filan der; bu halin galebesi de makbul değil. İnsan dengeli, ölçülü
00:10:04.000 --> 00:10:10.000
durumda olacak. Allah’tan ümidini de kesmeyecek çünkü öyle âyet-i kerîmeler var ki şöyle emrediyor:
00:10:10.000 --> 00:10:14.000
Lâ taknetû min-rahmetillâh. "Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin."
00:10:14.000 --> 00:10:20.000
Öyle hadîs-i şerîfler var ki insanın ümidini arttırıyor. Meselâ âhirette Allah
00:10:20.000 --> 00:10:26.000
rahmetiyle tecelli edecek, kulları öyle affedecek, öyle affedecek, öyle affedecek ki
00:10:26.000 --> 00:10:31.000
şeytan bile bir ara heveslenecek. "Dur bakalım ne oluyor acaba ben de affolunacak mıyım?" diye
00:10:32.000 --> 00:10:39.000
mel’un kendisi bile af olmayı biraz ümit etme durumuna girecek. Bakacak ki herkes Allah’ın rahmetine
00:10:39.000 --> 00:10:46.000
eriyor, affediliyor. Kendisi bile ümit edecek. Demek ki rahmetiyle tecelli edecek, çok affedecek.
00:10:47.000 --> 00:10:53.000
Âlemlerin Rabbi olan Allahu Teâlâ hazretleri, bunu da düşünmek lazım.
00:10:53.000 --> 00:11:00.000
Hele âhir ömrüne doğru bunu daha çok düşünmek lazım. Zaten insan âhir ömründe pek günah işlemez.
00:11:00.000 --> 00:11:04.000
Ne yapmışsa büyük ölçüde delikanlılığında, gençliğinde yapmıştır.
00:11:05.000 --> 00:11:15.000
Hataları, kusurları, isyanları, delilikleri, divanelikleri o zaman yapmıştır. Yaşlanınca da
00:11:15.000 --> 00:11:23.000
Allah’ın rahmetinin biraz daha geniş olduğunu, Allah’ın lütfuna ereceğini daha çok ümit edecek.
00:11:24.000 --> 00:11:29.000
Bu, yaşlılara tavsiye. Ben bir şeyden daha da ümitleniyorum ve heves ediyorum.
00:11:30.000 --> 00:11:40.000
İslâm’da 90 yaşını geçmiş kula hesap olmayacak diye herkesin 90 yaşını geçmesini temenni ediyorum. İkincisi;
00:11:40.000 --> 00:11:47.000
İslâhu’l-uyûb. İnsan günahına ağlayacak, bu bir. Düşünme sonunda,
00:11:48.000 --> 00:11:53.000
"Falanca zaman günah işlemiştim, filanca zaman şu günaha bulaşmıştım…" diyecek.
00:11:54.000 --> 00:12:04.000
Ondan sonra o günahlar neden oldu, o ayıplar niye ortaya çıktı, niye ayıp etti, niye o hataları yaptı?
00:12:04.000 --> 00:12:09.000
Düşünecek, o ayıplarını ıslah edecek.
"Bende sinirlilik huyu var, bende hırs huyu var,
00:12:09.000 --> 00:12:15.000
bende tamahkârlık var, bende cimrilik var, bende nekeslik var. İşte o cimrilikten onu yapmadım da
00:12:15.000 --> 00:12:21.000
oradan o sevabı kaçırdım. Falanca yerde, şurada o hırsıma mâni olamadım da şunu yaptım."
00:12:21.000 --> 00:12:27.000
Hatasının kaynağını teşhis edecek, ayıplarını ıslah edecek. Devamlı böyle bir çalışma içinde olması lazım.
00:12:28.000 --> 00:12:33.000
Hepimizin böyle olması lazım. Bu işin başka çaresi yok.
Günahlarımızı bir taraftan düşüneceğiz,
00:12:33.000 --> 00:12:40.000
tevbe ve istiğfar edeceğiz, ağlayacağız.İkincisi de kaynaklarını kurutmaya çalışacağız.
00:12:40.000 --> 00:12:45.000
Duvardaki sivrisineği öldürmek yetmiyor. Sivrisineğin bataklığını kurutmak lazım.
00:12:45.000 --> 00:12:51.000
Sivrisineğin üremesine engel olmak lazım. Burnuna konan sineği kışlamak veya bir
00:12:51.000 --> 00:12:58.000
sineklikle çat diye üstüne vurmak yetmiyor. Çöp bırakmamak lazım, sineklerin üreyebileceği
00:12:58.000 --> 00:13:02.000
yeri bırakmamak, pislik bırakmamak lazım. Oraları temiz tutmak lazım.
00:13:04.000 --> 00:13:08.000
Ana vazifelerimizden biri ayıplarımızı ıslah etmek olacak. Benim ayıbım,
00:13:08.000 --> 00:13:14.000
kusurum nedir diye düşüneceğiz; ayıplarımızı, kusurlarımızı ıslah etmeye çalışacağız.
00:13:15.000 --> 00:13:19.000
Onarmaya, düzeltmeye, iyi hale getirmeye gayret edeceğiz.
00:13:20.000 --> 00:13:31.000
Ve tâ’atü allâmi’l-guyûb. "Gaybları çok iyi bilen Allah’ın itaatinde, ibadetinde, yolunda olacağız."
00:13:32.000 --> 00:13:38.000
Hayrât u hasenâtta olacağız. Bu da dinimizi bilmekle, nelerin sevaplı olduğunu bilmekle olur.
00:13:38.000 --> 00:13:44.000
Bir liste yaparsın onları yapmaya çalışırsın; şunlar şunlar şunlar sevaplı,
00:13:44.000 --> 00:13:48.000
şunlar şunlar şunlar yasaklanmış, günah, bunları yapmayayım.
00:13:49.000 --> 00:13:53.000
Bazı şeyleri anadan babadan öğrenmişiz, biliyoruz. Meselâ içki içmeyiz,
00:13:53.000 --> 00:14:01.000
haram yemeyiz, hırsızlık yapmayız. Ama bazı şeylerde, şeytan bizi çok aldatır, aldatıyor.
00:14:02.000 --> 00:14:07.000
Çünkü önem vermiyoruz; meselâ gıybet, dedikodu, laf getirip götürmek,
00:14:08.000 --> 00:14:21.000
suizanda bulunmak gibi, yalan gibi şeyleri de tespit etmeliyiz. Bilmeliyiz ki bunlar da
00:14:21.000 --> 00:14:26.000
büyük kusurlardır, bunları da yapmamamız lazım diye kendimize hâkim olmalıyız.
00:14:27.000 --> 00:14:35.000
"Çıkar ağzından baklayı." diyorlar, ne demek?
Eskiden adamlar kendi diline hâkim olmak için
00:14:35.000 --> 00:14:40.000
hocalarının okuduğu baklayı ağızlarına koyarlarmış. Bakla sert olur, kabuklu olur,
00:14:41.000 --> 00:14:46.000
ağızda kolay erimez, ağzında tıkır tıkır bir şey mevcut. Tam bir şey söyleyecek, takırdayacak.
00:14:46.000 --> 00:14:51.000
İnsan ağzında bir şey varken güzel konuşamaz, hatta yemek yerken çocuklarımıza;
00:14:51.000 --> 00:14:56.000
"Lokmanı ye, yut da öyle konuş. Ağzında lokma varken konuşma." deriz.
00:14:56.000 --> 00:15:02.000
Ağzında bu takır takır bakla varken konuşmuyor.
O baklayı niye koydu?
00:15:02.000 --> 00:15:07.000
Kötü söz söylemeyeyim, gıybet etmeyeyim, dedikodu yapmayayım, günah söylemeyeyim, küfretmeyeyim diye.
00:15:07.000 --> 00:15:13.000
Adam alışkın, meselâ hanımlar geliyor beylerinden şikâyet ediyorlar.
00:15:14.000 --> 00:15:19.000
"Bizim bey küfürbazdır, kızdı mı küfreder." diyor.
Ne olacak?
00:15:19.000 --> 00:15:27.000
Demek ki kimse gıybet etmesin, diliyle günah işlemesin, Allah’ın yasakladığı şeyleri yapmasın diye
00:15:27.000 --> 00:15:36.000
seri halde birer okunmuş bakla koyacağız; böyle tasavvufî derslerimizde okunmuş baklalarımızı dağıtacağız.
00:15:38.000 --> 00:15:44.000
Ve celâu’r-reyni mine’l-kulûb. "Kalplerden pasları silecek."
00:15:46.000 --> 00:15:54.000
Bir mobilyayı yapıyorlar ham oluyor, ondan sonra üstüne birçok işlem yapılıyor, cila oluyor parlıyor.
00:15:54.000 --> 00:16:02.000
Mobilyanın cilası var, ayakkabının boyası ve cilası var, mücevherâtın cilası var,
00:16:02.000 --> 00:16:07.000
düğmeler vesaire bile imal ediliyor ondan sonra bir cilalama işleminden geçiyor.
00:16:08.000 --> 00:16:14.000
Yani parlatmak demek. Üstünde pası vesairesi var; silmek, düzleştirmek, düzeltmek demek.
00:16:15.000 --> 00:16:21.000
Kalp dediğimiz şey gönül demek. Et parçası demek değil; gönül demek.
00:16:21.000 --> 00:16:31.000
Gönlün pası nedir?
Gönülden pası sileceğiz. Gönül umumiyetle aynaya benzetilmiştir.
00:16:33.000 --> 00:16:39.000
Ayna da eskiden camla yapılmıyordu, bunu da biraz izah edelim.
00:16:39.000 --> 00:16:48.000
Eskiden ayna gümüşten oluyordu. Gümüşü parlatıyorlardı, o gümüşe bakınca kendilerini görüyorlardı.
00:16:49.000 --> 00:16:56.000
Bizim kendimizi tenekede gördüğümüz gibi. Camın arkasına bir şey koyup da ayna yapmak
00:16:56.000 --> 00:17:04.000
sonradan bulunmuş bir usul. Şişe vardı, şişeyi biliyorlardı ama şişeyi düz döküp arkasına bir şey
00:17:04.000 --> 00:17:13.000
koyup da ayna yapmak, yeni bir ayna usulü. Eskiden aynalar metal yüzey şeklinde oluyordu.
00:17:13.000 --> 00:17:19.000
Meselâ gümüşten oluyordu. İyice silindiği, cilalandığı zaman cisimler aksediyordu.
00:17:20.000 --> 00:17:26.000
Yüzüne baktığı zaman yüzünü görebiliyordu, büyük bir ayna. Ama biraz durdu mu
00:17:26.000 --> 00:17:33.000
gümüş okside olur, paslanır, kurşunî renk alır. Silinmezse o zaman iyi göstermez.
00:17:33.000 --> 00:17:38.000
Onun için kalpler yani gönüller aynaya benzetilmiş ama şimdiki aynalar gibi değil.
00:17:39.000 --> 00:17:45.000
Şimdiki aynaları da eskilerin düşüncesine bazen şöyle uydurabiliyoruz,
00:17:46.000 --> 00:17:54.000
sinekli bir yerde bir berber düşünün. Dükkânını yıllarca açmamış, sinekler gelmiş gitmiş
00:17:55.000 --> 00:18:01.000
aynaya konmuşlar, camın üstünü pislemişler. Baktığınız zaman yüzünü göremiyorsun.
00:18:01.000 --> 00:18:12.000
İşte onun silinmesi lazım. Veyahut bir arabanın ön camına çamur vesaire geliyor, iyice silmezsen
00:18:12.000 --> 00:18:19.000
öbür taraf görünmüyor, bunun gibi. Kalp ayna gibidir bunun üstünden pas silinecek, kalp parlayacak.
00:18:20.000 --> 00:18:27.000
Parlayınca ne olacak?
Gönül âyinesinde tecelliler müşâhede edilecek.
00:18:29.000 --> 00:18:37.000
Bazı şeyler görünecek. Parlayınca gönül âyinesinde görünmeyen şeyler görünmeye başlayacak.
00:18:37.000 --> 00:18:42.000
Herkesin bir gönlü var. Kapattığımız zaman gönül âlemi gözümüzün önünde oluyor ama
00:18:43.000 --> 00:18:53.000
bu gönül âlemi günahlardan kararıyor. Zikrullahla, tasavvufi kalbi sâfileştirme
00:18:54.000 --> 00:19:02.000
çalışmalarıyla, ibadet ve taatle bu gönlün pası gittiği zaman tecelliyât-ı ilâhiyye o zaman orada
00:19:02.000 --> 00:19:10.000
müşâhede olunur. "Gönül âyinesinde nice tecellileri müşâhede etti, ediyor." diye kitaplarda bu yazılır.
00:19:10.000 --> 00:19:16.000
Demek ki gönül âyinesindeki paslar silinecek ki o tecelliler müşâhede olunsun.
00:19:17.000 --> 00:19:21.000
Gönül âyinesindeki paslar nelerdir?
Hadîs-i şerîfe göre günahlardır.
00:19:21.000 --> 00:19:26.000
Bir insan bir günah işledi mi onun gönlünde bir nokta peyda olur.
00:19:27.000 --> 00:19:32.000
Bir günah daha işlerse bir siyah nokta daha peyda olur. Bir tane daha işlerse bir nokta daha
00:19:32.000 --> 00:19:41.000
peyda olur. Bu noktalar çoğaldığı zaman gönül kapkara olur, hiçbir şey görünmez.
00:19:42.000 --> 00:19:46.000
Hiçbir maariften hiçbir şeyi görmez.
00:19:46.000 --> 00:19:54.000
Mânevî hallerden hiçbir şeyi sezmez hale gelir. Günahlardan arındığı zaman
00:19:54.000 --> 00:19:59.000
mânevî hakikatleri görür, anlar, sezer ve yaşar hale gelir.
00:20:00.000 --> 00:20:08.000
Demek ki günahlar, gafletler, cahillikler kalbin pasıymış. Onların silinmesi lazım.
00:20:08.000 --> 00:20:15.000
Yani bu çok güzel bir şeydir. "Kalbin pasını silmek en güzel şeylerdendir." diyor.
00:20:16.000 --> 00:20:19.000
Nasıl silineceğini de söylemiyor, burada kısa söz söylemiş.
00:20:19.000 --> 00:20:28.000
Hadîs-i şerîflere göre kalbin pasının gitmesinin bir yolu ölümü düşünmektir.
00:20:31.000 --> 00:20:40.000
Ölüm düşüncesi kalbin pasını giderir. Ölümü düşünen insan bu dünyanın fâniliğini anlayan,
00:20:40.000 --> 00:20:45.000
bir gün kara toprağa gireceğini, kemiklerinin bile ufalanıp çürüyeceğini, sonra da
00:20:46.000 --> 00:20:51.000
ve’l-ba’su ba’de’l-mevt ile âhirette tekrar dirildiği zaman mahkeme-i kübrâda
00:20:51.000 --> 00:20:57.000
Huzuru Rabbü’l-İzzet’e varacağını, sevaplarından, günahlarından, hayatının her anından
00:20:57.000 --> 00:21:03.000
hesap vereceğini, eğer iyi bir kulsa cennete gideceğini, kötü bir kulsa belasını, cezasını bulacağını,
00:21:03.000 --> 00:21:09.000
cehenneme atılıp cayır cayır yanacağını düşünür. İşte bunları düşünmek, kalbin pasını götürür.
00:21:09.000 --> 00:21:16.000
Onun için büyüklerimiz, bizim Nakşî tarikatinde râbıta-i mevt, tefekkür-ü mevt,
00:21:16.000 --> 00:21:22.000
tezekkür-ü mevt demişler, zikre oturduğu zaman, zikre başlamadan önce ölümü düşünmeyi ondan
00:21:23.000 --> 00:21:28.000
tavsiye etmişler ki insan bu halleri düşündüğü zaman "Bu dünya fâni,
00:21:29.000 --> 00:21:34.000
ölüm mutlaka gelecek, ölümden kaçmak mümkün değil." desin.
İnsanın elinde değil, nereye kaçacaksın?
00:21:35.000 --> 00:21:41.000
Nereye gitsen, 40 tane kapının arkasına saklansan da Azrail gelir insanın canını alır.
00:21:42.000 --> 00:21:46.000
İnsan, sıhhatini korumayı bile o kadar istediği halde bilemiyor, hasta oluyor,
00:21:46.000 --> 00:21:52.000
hastanelere düşüyor, ameliyatlar oluyor. "Bu ölüm olduğuna göre ben de Allah’ın yolunda yürüyeyim,
00:21:52.000 --> 00:22:00.000
iyi kul olayım." diye dünyaya olan meyli ve günahlara olan iştahası kesilir.
00:22:01.000 --> 00:22:09.000
O zaman âhirete rağbeti artar. Bu bir.
Yani ölümü düşünmek kalbin pasını giderir.
00:22:10.000 --> 00:22:16.000
Bunu güzelce düşünmek, iyice yerleştirmek lazım ve bu ölümün ne zaman geleceğinin belli olmadığını
00:22:16.000 --> 00:22:20.000
hiç hatırdan çıkarmamak lazım. Belki şimdi, belki biraz sonra.
00:22:21.000 --> 00:22:26.000
Ben Ankara’da Cuma hutbesi veriyordum, arka taraftan birisi küt diye devrildi,
00:22:26.000 --> 00:22:31.000
innâ lillah ve innâ ileyhi râciûn, öldü, Cuma günü camide ölüverdi. Cuma namazına geldi,
00:22:31.000 --> 00:22:38.000
camiden cenazesi çıktı.
Ne zaman olacağı bilinmez, genç ve yaşlı ayırımı da yok.
00:22:38.000 --> 00:22:43.000
Bazen bir trafik kazası oluyor, başka sebep oluyor; genç bir kimse ölebiliyor.
00:22:43.000 --> 00:22:50.000
O halde ölümü düşünmek ve ölümün hakikaten etrafımızda dolaştığını düşünmek önemli.
00:22:50.000 --> 00:23:00.000
Yunus Emre’nin biraz benzetmeli bir sözü var:
Halkı bostan edinmiştir
Dilediğin üzer ölüm.
00:23:00.000 --> 00:23:07.000
"Üzmek" koparmak mânasında. İp üzüldü yani koptu derler, üzmek yani hüzünlendirmek,
00:23:08.000 --> 00:23:10.000
canını sıkmak mânasında değil de kopmak mânasında.
00:23:16.000 --> 00:23:21.000
İnsanın bostan tarlasına girip bir tane bostanı alıp, karpuzu kavunu alıp koparıp gittiği gibi
00:23:21.000 --> 00:23:26.000
Azrail geliyor halkı bostan tarlası gibi dolaşıyor, bir tanesini koparıp alıp gidiyor
00:23:27.000 --> 00:23:30.000
diye de benzetmeyi böyle yapmış, kimi koparacağı belli olmaz.
00:23:31.000 --> 00:23:38.000
Kim olgunlaşmışsa, kimin vadesi gelmişse onu koparacak, o halde ölüme daima hazır olmak lazım.
00:23:39.000 --> 00:23:45.000
Birkaç vesileyle söylediğim gibi tasavvufun aslı, esası, önemli ihtiyâtî tedbirlerinden
00:23:45.000 --> 00:23:49.000
birisi ölüme daima hazır olmaktır. Onun için devamlı abdestli geziyoruz.
00:23:50.000 --> 00:23:56.000
Zikr-i müdâm haline ermeğe çalışıyoruz. Zikr-i müdâm haline, dâimî zikir haline ereceğiz ki
00:23:56.000 --> 00:24:02.000
abdestli olarak dilimiz zikrullahla meşgul iken canımızı verelim. Çünkü en hayırlı ölüm
00:24:03.000 --> 00:24:12.000
en temûte ve lisânike rabbün min-zikrillah, "Senin Allah’ın zikriyle, dilin ıslak ve
00:24:12.000 --> 00:24:19.000
ter ü tazeyken ölmen, dilinde Allah’ın zikri varken ölmen" deniliyor, işte onun idmanıdır.
00:24:20.000 --> 00:24:26.000
Dervişlik ölüme en dikkatli şekilde hazırlanmak, âhirete Allah’ın sevdiği bir kul olarak
00:24:26.000 --> 00:24:34.000
göçmenin tedbirini en güzel tarzda almak yoludur. Ölüm düşüncesini güzel yapmak, bu bir.
00:24:35.000 --> 00:24:48.000
İkincisi de zikrullahtır. Kalbin pasının gitmesinin bir yolu da zikir ile meşgul olmaktır.
00:24:49.000 --> 00:24:57.000
Zikrullâhi cilâu’l-kulûb diye levhalarda okumuşsunuzdur, görmüşsünüzdür. "Allah’ı zikretmek kalbin cilâsıdır."
00:24:58.000 --> 00:25:05.000
Kalbi parlatan, gönül âyinesini pırıl pırıl yapan ve insanın ilâhî hakîkatlere ermesini sağlayan,
00:25:05.000 --> 00:25:18.000
ârif olmasını sağlayan, ma’rifete sahip ârif bir kul olmasını sağlayan bir şey de zikre devam etmektir.
00:25:18.000 --> 00:25:28.000
Onun için tarikatlerin hepsinde zikre ait vazifeler vardır. Kâdirî, Nakşî, Halvetî, Celvetî tarikatlerinin
00:25:28.000 --> 00:25:35.000
hepsinde zikir vardır, çünkü kalbin pırıl pırıl olması son derece önemlidir, lazımdır.
00:25:35.000 --> 00:25:41.000
Bu da zikirle pâk olacağından hepsi ona müdâvemet etmişlerdir.
00:25:42.000 --> 00:25:46.000
Kalp pâk olsun diye değil de Allah zikri emretmiş diye yapılıyor
00:25:46.000 --> 00:25:52.000
ama sonuç olarak bu emir yapıldığı zaman da insanın kalbi sâfîleşiyor, pırıl pırıl parlıyor.
00:25:52.000 --> 00:26:03.000
Ve ellâ tekûne li-külli mâ tehvâ rakûb. "Nefsinin her dediğini yapmamak."
00:25:55.000 --> 00:26:01.000
Nefsin atına binip deh diyip de, kamçıyı vurup çılgın bir şekilde gitmemek.
00:26:06.000 --> 00:26:11.000
Ata bindin; at deli, gemi azıya almış, laf dinlemez, söz dinlemez.
00:26:11.000 --> 00:26:16.000
Sen de kamçıyı şaklattın "Yürü, nereye gidersen git." Bu, ya seni uçuruma atacak,
00:26:17.000 --> 00:26:24.000
kendisi de düşecek sen de düşeceksin ya da seni bir dala takacak, kendisi dalın altından geçer,
00:26:28.000 --> 00:26:34.000
sen eğerinin üstüne dala takılırsın, aşağıya gümbürdersin. Yani at gemi azıya aldı da koştu mu
00:26:34.000 --> 00:26:39.000
o zaman çok zor. En iyisi boynuna sarılmak, en iyisi karnına geçmek.
00:26:39.000 --> 00:26:47.000
Bazı cambaz süvariler öyle yaparlarmış, yoksa seni bir dala takar, gözünü çıkartır, kolunu kopartır,
00:26:47.000 --> 00:26:56.000
başını patlatır. Bu nefsi bazıları ata, bazıları ite benzetmişler, ama hoş bir şey değil bu nefis;
00:26:57.000 --> 00:27:06.000
neye benzerse benzesin iyi bir şeye benzemiyor. Bu nefsin atına binip de her dediğini yapmamak lazım.
00:27:08.000 --> 00:27:13.000
Bunu yapabilir miyiz?
Bu bir alıştırma işidir, kolay değildir.
Canın ne istiyor şimdi?
00:27:13.000 --> 00:27:17.000
Çay istiyor, içme bakalım.
Canın ne istiyor şimdi?
Yatmak istiyor, yatma bakalım.
00:27:18.000 --> 00:27:22.000
Canın ne istiyor şimdi?
Şöyle bir şey olsa da şunu yapsam bunu yapsam, yapma bakalım.
00:27:22.000 --> 00:27:27.000
Yapmaya alışırsın, her zaman yine söylediğim bir husustur ki oruç,
00:27:28.000 --> 00:27:37.000
nefsin isteklerini yapmama egzersizidir, aslında oruç bir alıştırmadır. Su içebilirsin, su helal;
00:27:37.000 --> 00:27:45.000
yemek yiyebilirsin, yemek helal ama Allah celle celâluh bizi nefsin her istediğini yapmamaya
00:27:45.000 --> 00:27:52.000
alıştırmak için Ramazan’da bir ay orucu farz kılmış, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz de
00:27:52.000 --> 00:27:58.000
pek çok hadîs-i şerîfinde bu işi sadece Ramazan’da yapmamamızı, başka zamanlarda da yaparsak
00:27:58.000 --> 00:28:03.000
sevap olacağını bildirmiş. Yani bu nefsin her dediğini yapmamaya alışmalıyız.
00:28:03.000 --> 00:28:11.000
İçimizden kopup gelen her arzunun yapılmamasını, yapmamamız gerektiğini
00:28:11.000 --> 00:28:19.000
anladığımız zaman mutlaka kendimizi tutmaya alışmalıyız.
"Canım, hakkımdır para verdim,keyif benim,
00:28:20.000 --> 00:28:24.000
kişi gönlünün sultanıdır, ne istersem onu yaparım, demokrasi var, bana kimse karışamaz."
00:28:25.000 --> 00:28:33.000
Bu gibi laflar iyi, güzel ama sen şu nefse esir olmamaya, istediği her şeyi vermemeye kendini bir alıştır.
00:28:33.000 --> 00:28:38.000
Çünkü sen buna istediği her şeyi verirsen bu solucan ejderha olur.
00:28:39.000 --> 00:28:46.000
.Küçüktür, solucandır ezebilirsin, ejderha olduğu zaman yedi başlı ejderha olur.
00:28:46.000 --> 00:28:51.000
Senin kılıcın her başını kesemez, o seni parçalar. Nefsi şımarttığın zaman
00:28:51.000 --> 00:28:56.000
her istediğini yerine getiriyorsun, her istediğini veriyorsun. Cebinde paralar var, cüzdanın kabarık,
00:28:57.000 --> 00:29:06.000
keyfin yerinde, altında araba, kazancın tıkırında… Ondan sonra nefsi ne isterse onu yapıyor.
00:29:07.000 --> 00:29:18.000
İnsan, nefsin her dediğini verdiği zaman bu işin sonu ya mezarlıkta, ya hapishanede, ya mahkemede, ya karakolda biter.
00:29:18.000 --> 00:29:26.000
Onun için insan, nefsin arzularını dizginlemeyi öğrenmeli. Eskiler bunu çok güzel öğretiyorlardı,
00:29:26.000 --> 00:29:31.000
çok söylüyorlardı, çok söylenmeden de anlaşılmaz. Önemli şeyleri çok söylemek lazım.
00:29:32.000 --> 00:29:37.000
Niye Fâtihâ sûresini çok okuyoruz? Niye namazı çok kılıyoruz? Niye rekâtları çok yapıyoruz?
00:29:38.000 --> 00:29:43.000
Niye zikri çok yapıyoruz?
Bir şey önemliyse bir defa söylesen önemini hiç kimse anlamaz.
00:29:43.000 --> 00:29:47.000
"Allah’ı zikret."
"Tamam", bir söylemiş geçmişsin, laf arasında unutulur gider.
00:29:48.000 --> 00:29:54.000
Ama bunu çok söylediğin, ehemmiyetine çok vurgu yaptığın zaman, insanın
00:29:54.000 --> 00:30:01.000
kalın kafasına bunu yavaş yavaş çivi gibi vurdukça çekiçle sert bir ağaca, oduna çivinin girdiği gibi
00:30:04.000 --> 00:30:09.000
o zaman girebilir, başka türlü girmez. O bakımdan bunu çok söylememiz lazım.
00:30:09.000 --> 00:30:14.000
Nefsinin arzusunu yerine getirmemek. Eskiler bunu çok iyi biliyorlardı dedim,
00:30:15.000 --> 00:30:23.000
meselâ Padişah Kanunî Sultan Süleyman, şiirinde ne diyor? Kendisinin mahlası, şiirdeki adı Muhibbî:
00:30:25.000 --> 00:30:52.000
Nefs hazzın ey Muhibbî,
Vermegil hayvan sıfat.
Zabt-ı nefs et, ârif ol,
Âlemde insanlık budur.
00:30:53.000 --> 00:30:58.000
Burada şunu demek istiyor, nefsinin her dediğini yapan, insanlık seviyesine yükselmemiştir, hayvandır.
00:30:58.000 --> 00:31:10.000
Meselâ kedi hayvan olduğundan, sen tesbih çekerken dayanamaz,
00:31:10.000 --> 00:31:13.000
durup dururken gözünü açar, gelir hop eline atlar.
00:31:13.000 --> 00:31:19.000
Neden?
Kıpırdayan bir şey gördü mü dayanamaz. Hayvan ona alışmış, ne yapsan,
00:31:19.000 --> 00:31:28.000
hop bakarsın eline atlamış, elini tırmalamış; çare yok. Meselâ uslu ya da uyuz bir köpek
00:31:28.000 --> 00:31:33.000
yanından bir kedi geçerse hop ayağa kalkar.
Neden?
Tabiatinin icabı yapar.
00:31:36.000 --> 00:31:43.000
Hayvan, tabiatinin yani nefsinin her istediğini hemen yapar, hemen yapmak ister,
00:31:44.000 --> 00:31:51.000
yapmak için mücadeleye girer. Balık, yemi görünce hemen atılır. Düşünmez. Ama insan,
00:31:52.000 --> 00:31:57.000
nefsinin istediğini aklı ile ölçer.
Ben bunu yapmalı mıyım? Yapmamalı mıyım?
00:31:58.000 --> 00:32:05.000
Eğer aklı yapmaması gerektiğine hükmediyorsa canı çekse bile, çok istese bile,
00:32:05.000 --> 00:32:14.000
yansa yakılsa bile onu yapmaz, kurtulur. Nefsini dizginleyemeyen yapar, cezasını, belasını bulur.
00:32:14.000 --> 00:32:22.000
Ya günaha girer, ya felakete uğrar. Onun için nefsin her dediğini yapmamayı
00:32:23.000 --> 00:32:30.000
kendimize çok çok söylemeliyiz ve çok çok egzersizini yapmalıyız. Normal, meşru olaylarda da
00:32:30.000 --> 00:32:37.000
kendimizi nefsin dediğini yapmamaya alıştırmalıyız ki gayrımeşrû şeylerde yapmamaya haydi haydi alışalım.
00:32:39.000 --> 00:32:44.000
Beş şeyi söyledi, hepsi güzel:
el-Bükâu ale’z-zünûb. "Günahlarına ağlama,"
00:32:44.000 --> 00:32:50.000
İslâhu’l-uyûb. "Ayıplarını ıslâh etmek," kendisinin ayıplarını ıslâh etmesi,
00:32:50.000 --> 00:32:57.000
Ve tâ’atü allâmi’l-guyûb. "Gaybları bilen, her şeye âşinâ olan, vâkıf ve âgâh olan
00:32:57.000 --> 00:33:03.000
Allah’a itaat etmek, emrinde, yolunda olmak, âsî olmamak, günaha dalmamak,"
00:33:03.000 --> 00:33:12.000
Ve celâu’r-reyni mine’l-kulûb. "Zikrullahla ve ölüm düşüncesiyle kalplerden pasları silmek."
00:33:16.000 --> 00:33:24.000
Pasların günahlar, gafletler, cahillikler, kötü huylar olduğunu söylemiştik.
00:33:25.000 --> 00:33:33.000
Nefsin her istediğini yapmamak, nefs atına binip de koşmamak, nefsin hevâsı yolunda koşturmamak.
00:33:34.000 --> 00:33:41.000
Ve bi-hâze’l-isnâdi kâle Seriyyü. "Aynı rivayet zinciriyle Serî hazretleri
00:33:42.000 --> 00:33:51.000
kaddesallâhu sırrahu’l-azîz yine buyurdu ki:"
Hamsetü eşyâe lâ yeskünü fi’l-kalbi ma’ahâ gayruhâ.
00:33:52.000 --> 00:34:00.000
"Beş şey vardır ki kalpte, gönülde onunla beraber başka şey olmamalı, olmaz, olmamalıdır mânasına ‘olmaz’."
00:34:00.000 --> 00:34:07.000
Beş şey vardır ki insanın gönlünde ondan tek olmalıdır, sadece onlar olmalıdır,
00:34:07.000 --> 00:34:11.000
onların yanında başka bir şey olmamalıdır.
Bu beş şey neymiş?
00:34:11.000 --> 00:34:21.000
el-Havfu minallâhi vahdehû. "Sadece Allah’tan korkmak"
Bir tek Allah’tan korkmak.
00:34:22.000 --> 00:34:25.000
Bu ne demek?
Allah’tan korkacak, başka hiçbir şeyden korkmayacak.
00:34:26.000 --> 00:34:33.000
Padişahtan, cellâttan, arslandan, kaplandan, düşmandan, falancadan, filancadan,
00:34:33.000 --> 00:34:38.000
hiçbir şeyden korkmayacak, sadece Allah’tan korkacak. Zaten bir insan sadece Allah’tan korktu mu
00:34:39.000 --> 00:34:43.000
herkes ve her şey ondan korkar. Herkes ve her şey ona itaat eder.
00:34:43.000 --> 00:34:50.000
İşin aslı böyledir, hadîs-i şerîfte bu böyledir, bir. Sadece, bir tek Allah’tan korkacak.
00:34:51.000 --> 00:34:57.000
Sadece Allah’tan, yalnız ve yalnız Allah’tan korkacak.
00:34:58.000 --> 00:35:02.000
Ve’r-recâü lillâhi vahdehû. "Sadece Allah’tan ümit edecek."
00:35:03.000 --> 00:35:08.000
Umduğunu Allah’tan umacak, beklediğini Allah’tan bekleyecek, başka hiçbir kimseden beklemeyecek.
00:35:08.000 --> 00:35:16.000
Anadan, babadan, evlattan, abiden, kardeşten, ortaktan, karıdan, arkadaştan, dosttan vesaire…
00:35:17.000 --> 00:35:24.000
Verirse Allah verir, beklenti sadece Allah’tan olur. Kul, Allah’tan gayrı kimden umarsa
00:35:24.000 --> 00:35:32.000
Allah umduğu dağlara kar yağdırır, yani umudunu boşa çıkarır. Tecrübeyle sabit.
00:35:36.000 --> 00:35:41.000
Ve’l-hubbu lillâhi vahdehû. "Sadece Allah’ı sevmek."
00:35:42.000 --> 00:35:45.000
Bir tek Allah’ı sevecek, kalbinde başka sevgi olmayacak.
00:35:47.000 --> 00:35:52.000
"Allah’ı da seviyorum da azıcık dünyayı da seviyorum da, birazcık parayı da seviyorum da,
00:35:52.000 --> 00:35:55.000
birazcık karıyı da seviyorum da, biraz evladı da seviyorum da."
00:35:56.000 --> 00:36:04.000
Olmaz, sadece Allah’ı sevecek. Ama Allah sevgisinin muhtevâsı içinde o sevgiye bağlı
00:36:04.000 --> 00:36:11.000
meşru sevgiler var. Allah sevgisinden dolayı Allah’ın Resûlu olduğu için Resûlullah’ı sevecek;
00:36:12.000 --> 00:36:18.000
Allah’ın kitabı olduğu için Kur’an’ı sevecek; Allah yolunu gösterdiği için hocasını, şeyhini sevecek.
00:36:20.000 --> 00:36:29.000
Bu tarzda Allah yolunda ama kalbinde sadece Allah’ın sevgisi olacak. Başka bir sevgi olmayacak.
00:36:30.000 --> 00:36:35.000
Ve’l-ünsü billâhi vahdehû. "Sadece Allah’la ünsiyet edecek."
00:36:35.000 --> 00:36:43.000
Allah’la mahrem olacak, Allah’la beraber olacak. Burada dört ediyor, sayacak olursak bir şey atlanmış,
00:36:43.000 --> 00:36:47.000
beş şey dedi, kalpte bunlardan başka şey olmamalı dedi.
00:36:47.000 --> 00:36:51.000
el-Havfu minallâhi vahdehû. "Sadece Allah’tan korkacak." bir,
00:36:51.000 --> 00:36:55.000
Ve’r-recâü lillâhi vahdehû. "Sadece Allah’tan umacak." iki,
00:36:56.000 --> 00:37:01.000
Ve’l-hubbu lillâhi vahdehû. "Sadece Allah’ı sevecek."
00:37:02.000 --> 00:37:06.000
Hani dördüncüsü yok, beşinciye geçti.
Ve’l ünsü billâhi vahdehû.
00:37:07.000 --> 00:37:16.000
"Sadece Allah’la ünsiyet edecek."
Daima Allah’la olacak; başka kimse, Allah’tan gayrı şey gönlünde olmayacak.
00:37:16.000 --> 00:37:20.000
Arada bir tane eksik, dört tane var, halbuki beş tane dedi, ne olabilir?
00:37:21.000 --> 00:37:28.000
Hepimiz tahmin edelim, bir şeyi atlamış, aşağıda da yok, yukarıda da yok.
00:37:29.000 --> 00:37:37.000
Havf u recâ, el-hubbu lillâhi vahdehû. Sadece Allah için sevmek,
00:37:37.000 --> 00:37:42.000
burada ben "Allah’ı sevmek" dedim ama bir de hubbu fillâh, buğzu fillâh vardır;
00:37:43.000 --> 00:37:49.000
sırf Allah için kızmak, sevdiğini Allah için sevmek, kızdığında Allah için kızmak olabilir.
00:37:49.000 --> 00:37:55.000
Bazı insanlara da, bazı varlıklara da kızılır; meselâ ben Sırplar’a çok kızıyorum.
Neden?
00:37:56.000 --> 00:38:01.000
Kâfir, zalim, kâtil, hain; her şey.
00:38:01.000 --> 00:38:11.000
Günahkâra, haram yiyene, fâiz yiyene, içki içene, kumar oynayana Allah için kızıyoruz.
00:38:11.000 --> 00:38:16.000
Neden kızıyoruz?
Allah’ın haramını işlediği için, Allah için kızıyoruz.
00:38:17.000 --> 00:38:21.000
Hubbu fillâh da, buğzu fillâh da var. İkisi de şart, bir tanesi olursa insan topal olur,
00:38:21.000 --> 00:38:28.000
ikisi birden olacak.
"Ben her şeyi severim, benim hiç düşmanım yok, herkes benim dostum."
00:38:29.000 --> 00:38:33.000
Evliyâullah’tan birisi; "Bir insanın hiçbir düşmanı olmaması onun münâfık olduğunu gösterir." diyor.
00:38:34.000 --> 00:38:39.000
İnsanın bazı düşmanları da olacak, öyle olur mu? Hakkı söyleyince tabi bazıları kızacak.
00:38:40.000 --> 00:38:45.000
Kızacaklar, darılacaklar, bağıracaklar, çağıracaklar, ha o olsun, insan dobra dobra olacak.
00:38:45.000 --> 00:38:53.000
Onun için havf, yalnız Allah’tan korkmak. Yalnız Allah’tan ummak, yalnız Allah için sevmek,
00:38:53.000 --> 00:39:01.000
yalnız Allah için buğz etmek, bir de gönlü Allah’la ahbaplık edecek, başka bir şeyle ahbaplık etmeyecek.
00:39:02.000 --> 00:39:11.000
Allah’la üns; tabi o âriflerin hali, yani Allah’la üns etmeyi seven insan,
00:39:11.000 --> 00:39:18.000
insanlarla ünsiyet etmekten pek hoşlanmaz, tenhalara gider, kenarlara çekilir,
00:39:19.000 --> 00:39:25.000
tek başına durmayı sever. Uzlet sevgisi, yalnızlık sevgisi insanın gönlüne girer.
00:39:25.000 --> 00:39:29.000
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri peygamber olmadan önce ne oldu?
00:39:30.000 --> 00:39:38.000
"Bana uzlet sevdirildi." diyor, niye insanlardan ayrı, tek başına Cebel-i Nûr’daki mağaraya gitti?
00:39:38.000 --> 00:39:42.000
Günlerce orada kalıyor, evine bile gitmiyordu. Hanımına çok hürmet ediyor,
00:39:42.000 --> 00:39:51.000
sevgisi saygısı var, hakkını takdir ediyor, hayatından sonra da daima güzel anmış
00:39:51.000 --> 00:39:57.000
ama hanımının yanında bile durmamış, mağarada durmuş.
Niye yüksek kayalıklara çıkmış?
00:39:57.000 --> 00:40:01.000
Başka insanlar gelip de "Yâ Muhammed, selâmünaleyküm ne yapıyorsun?" demesin diye
00:40:01.000 --> 00:40:09.000
kimsenin kolay kolay tırmanamayacağı yüksek bir tepeye tırmanmış. Çok zor, bir saatte zor çıkıyorsun,
00:40:10.000 --> 00:40:17.000
ter döküyorsun, emekleyerek çıkıyorsun bazı yerlerden bir mağaraya giriyorsun ama şahane güzel bir yer
00:40:17.000 --> 00:40:26.000
Dağların derinliğinden, görünmeyen kısımdan dönen yarıktan yüzüne tatlı, latif bir hava geliyor.
00:40:27.000 --> 00:40:33.000
En sıcak havada bile sanki orada bir air condition cihazı varmış gibi güzel hava geliyor.
00:40:33.000 --> 00:40:40.000
Sonra şu tarafına çıktığın zaman dümdüz bir kaya var, sanki namaz kılsın diye
00:40:40.000 --> 00:40:45.000
Allah tarafından oraya devrilmiş bir kaya, dümdüz. Onun üstünde durduğun zaman
00:40:46.000 --> 00:40:52.000
akşamları püfür püfür rüzgar esiyor, hem de kaya tam Kâbe-i Müşerrefe’ye doğru düşmüş.
00:40:52.000 --> 00:40:59.000
Bir insanın kaldırabileceği bir kaya değil; orada vinç yok ki o oraya melekler tarafından,
00:40:59.000 --> 00:41:02.000
Cebrail aleyhisselâm tarafından düşürülmüş muhakkak. Kâbe’ye doğru bakıyor.
00:41:03.000 --> 00:41:08.000
İnsan orada durdu mu Allahu Ekber dese Kâbe’ye doğru namaz kılacak, oradan Kâbe görünüyor.
00:41:09.000 --> 00:41:13.000
Efendimiz öyle bir yer seçmiş ki Kâbe-i Müşerrefe pırıl pırıl görünüyor.
00:41:16.000 --> 00:41:24.000
Kendisine uzlet sevdirilmiş; insanlarla ünsiyet değil, bir kenara çekilmek sevdirilmiş.
00:41:25.000 --> 00:41:32.000
Peki, kendi kendine orada ne yapıyor?
Rabbiyle ünsiyet,Allah celle celâluh
00:41:32.000 --> 00:41:42.000
hazretleriyle yârenlik, dostluk, muhabbet. Yalnız o olacak kalbinde, o ünsiyet olacak.
00:41:42.000 --> 00:41:47.000
el-Ünsü billâh olacak. Allah o zevkleri, neşeleri tattırsın (âmin).
00:41:52.000 --> 00:41:59.000
Semi’tü Ebe’l-Hüseyn Muhammede’bne Ahmede’bni İbrahîm el-Fârisiyye yekûlü;
00:41:59.000 --> 00:42:03.000
semi’tü Muhammede’bne Hüseyn yekûlü; semi’tü Aliyye’bne
00:42:04.000 --> 00:42:08.000
Abdi’l-Hamîdi’l-Gadâiriyye, bi-Haleb yekûlü: Ecledü’n-nâsi men meleke gadabahû.
00:42:08.000 --> 00:42:16.000
Yine Gadâirî’den ama öteki Gadâiriye nakleden şahıslar başka, Halep’teyken duymuş.
00:42:19.000 --> 00:42:26.000
Semi’tü Seriyy yekûlü. O şahıs demiş ki: "Seriyy-i Sakatî hazretlerinin şöyle dediğini duydum:
00:42:26.000 --> 00:42:35.000
" Ecledü’n-nâsi men meleke gadabahû. "İnsanların en pehlivanı, pazısı en kuvvetli olanı
00:42:36.000 --> 00:42:43.000
gazabına hâkim olabilen, kızgınlığını dizginleyebilen, gazabına kızgınlığına
00:42:43.000 --> 00:42:51.000
sahip olup kendisini tutabilen insandır."
En kahraman, en babayiğit budur, böyle insandır.
00:42:52.000 --> 00:42:58.000
Hadîs-i şerifte de böyle geçiyor, Seriy hazretleri bu mânayı muhakkak oradan almış.
00:42:58.000 --> 00:43:05.000
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem geçiyordu, gençler birbirleriyle güreşiyorlarmış,elense yapıyorlarmış,
00:43:05.000 --> 00:43:12.000
Peygamber Efendimiz’i görünce "Eyvah spor yaparken, birbirimizle itişip kakışırken yakalandık." diye utanmışlar.
00:43:13.000 --> 00:43:17.000
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yanlarına gelince buyurmuş ki:
00:43:18.000 --> 00:43:28.000
Leyse şedîd bi’s-sürea. "Asıl pehlivan güçlü kuvvetli, güreşte karşı tarafı yenen insan değildir."
00:43:28.000 --> 00:43:36.000
İnneme’ş-şedîdü men yemlikü nefsehû ınde’l-gadab. "Asıl pehlivan gazaplandığı zaman kendisine,
00:43:36.000 --> 00:43:43.000
nefsine hâkim olabilen kimsedir."
Asıl pehlivan, asıl kuvvetli olan odur.
00:43:43.000 --> 00:43:47.000
Nefsini yenebiliyorsan en kuvvetlisin, nefsine yeniliyorsan zayıfsın.
00:43:48.000 --> 00:43:53.000
"Elimden bir kaza çıktı dayanamadım; işte o bana şöyle dedi, yan baktı da, omuz vurdu da,
00:43:53.000 --> 00:43:57.000
ben de onun gözüne bir tane patlattım da, burnunun direği kırıldı da, midesine bir tane yumruk,
00:43:58.000 --> 00:44:04.000
tekme attım da bilmem neresi patladı da…"
Niye yaptın?
"Vallâhi ne bileyim?
00:44:04.000 --> 00:44:11.000
Kendime hâkim olamadım sinirlendim, zaten ne zamandan beri herife de bozuluyordum, ondan yaptım."
00:44:12.000 --> 00:44:20.000
Olmadı, işte bu zayıf insan; kendisine hâkim olamıyor, olmadık işler yapıyor. Kendisini tutabilecek.
00:44:21.000 --> 00:44:29.000
Tutabilmemiz lazım, Seriyy-i Sakatî hazretleri hadîs-i şerîfin meâlini başka kelimelerle ifade ederek söylemiş.
00:44:29.000 --> 00:44:35.000
Bu şunu da gösteriyor; bu büyüklerimiz aslında mânaları, tâlimât-ı ta’allumu
00:44:35.000 --> 00:44:41.000
gene Resûlullah’tan almış oluyorlar. Resûlullah’ın hadîs-i şerîflerini okumuşlar, hazmetmişler;
00:44:42.000 --> 00:44:47.000
hayatları, sözleri sünnet-i seniyyeye uygun olduğu için söyledikleri her sözü kurcaladığımız zaman
00:44:47.000 --> 00:44:53.000
sonunda bir hadîs-i şerîfe dayandığını görüyoruz. O mâna da burada hemen anlaşılır.
00:44:54.000 --> 00:44:58.000
Yani adam kendisi bir şey söylüyor ama aslında söylenenlerin Resûlullah
00:44:58.000 --> 00:45:02.000
sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz’in sözlerinin bir başka ifadeyle tekrarı olduğunu görüyoruz.
00:45:02.000 --> 00:45:09.000
Neden?
Sünnet-i seniyyenin içine düşmüş, hamur lokmasının şerbetinin içine düşüp de
00:45:09.000 --> 00:45:15.000
tatlı olduğu gibi sünnet-i seniyyeyi içine emmiş, her tarafı sünnet-i seniyye olmuş, tatlı olmuş.
00:45:16.000 --> 00:45:23.000
Sözü de, hareketi de sünnet-i seniyyeye uygun olmuş. Ahlâkı da ahlâk-ı Peygamberî olmuş.
00:45:23.000 --> 00:45:24.000
Onu gösteriyor.
00:45:25.000 --> 00:45:33.000
Ve bi-hâze’l-isnâdi kâle’s-Seriyyü."Yine aynı rivayet senediyle Seriy hazretleri buyurdu.
00:45:33.000 --> 00:45:40.000
" Men tezeyyene li’n-nâsi bi mâ leyse fiyhi sakata min aynillâhi azze ve celle.
00:45:42.000 --> 00:45:51.000
"İnsanlara karşı kendisinde olmayan bir takım mânevî vasıflar varmış gibi kendisini edalandırarak
00:45:51.000 --> 00:45:56.000
süsleyen kimseler Allahu Teâlâ hazretlerinin gözünden düşerler."
00:45:58.000 --> 00:46:10.000
Adam ârif değil, âriflik edasında, pozunda. O makamın ehli değil, o makamdan dem vuruyor.
00:46:10.000 --> 00:46:19.000
Mârifetullahtan dem vuruyor, evliyâ divanından bahsediyor. Veyahut yeşil cübbe giyerler;
00:46:19.000 --> 00:46:32.000
yakası şöyle, eteği böyle, dikişi böyle olur vesaire. Böyle sahte süslemeyi
00:46:33.000 --> 00:46:38.000
kendisini karşısındakine beğendirmek için yapıyor, netice itibariyle aldatmak için yapıyor.
00:46:40.000 --> 00:46:44.000
Onun için Allah’ın gözünden düşerler, Allah gözünde mertebeleri kalmaz.
00:46:44.000 --> 00:46:51.000
Allah onları sevmez. Allah’ın sevmediği kullar olurlar.
O halde insan nasıl olacak?
00:46:52.000 --> 00:47:03.000
Mütevâzı olacak, haddi olmayan, bilgisi olmayan konularda sükût edecek, ileri geri konuşmayacak,
00:47:03.000 --> 00:47:09.000
başkasını da şaşırtmayacak. Başkası onu bir şey sanıyor; halbuki o bomboş davul gibi bir şey,
00:47:09.000 --> 00:47:14.000
gümbür gümbür ötüyor. Ama boş, bir şey yok.
Ve bihî kâle Seriyyü.
00:47:14.000 --> 00:47:20.000
"Yine aynı rivayet zinciriyle Seriy hazretleri şöyle buyurmuş." Ve len yekmüle raculun
00:47:20.000 --> 00:47:29.000
hattâ yü’sira dînehû alâ şehvetihî ve len yehlike hattâ yü’sira şehvetehû alâ dînihî.
00:47:33.000 --> 00:47:44.000
"Bir adam dinini şehevât-i nefsâniyyesine tercih edecek bir seviyeye gelmedikçe kâmil insan olamaz."
00:47:46.000 --> 00:47:54.000
Allah indinde mertebesini, dindarlığını, sevabını; nefsinin şehvetleri, arzuları, istekleri,
00:47:54.000 --> 00:48:01.000
hevâsına tercih edecek duruma gelmediyse kâmil insan olamaz. Kâmil değil, nefsinin esiri, nâkıs.
00:48:02.000 --> 00:48:08.000
Nefsini yenebiliyorsa, nefsinin hevâ ve hevesâtını ve şehevâtını yenebiliyorsa,
00:48:09.000 --> 00:48:14.000
dininin gerektirdiklerini tercih edebiliyorsa o zaman kâmil.
00:48:14.000 --> 00:48:22.000
Tercih edecek; şu nefsin arzusu, şu Allah’ın verdiği sevap ama meşakkatli, zahmetli.
00:48:24.000 --> 00:48:29.000
Nefsinin istediğini değil, Allah’ın sevap verdiği şeyi yapabilecek duruma gelmişse kâmildir.
00:48:30.000 --> 00:48:45.000
Ve len yekmüle raculun hattâ yü’sira dînehû. "Ve şehevât-ı nefsâniyesini, hevesât-ı nefsâniyesini dinine
00:48:46.000 --> 00:48:50.000
tercih etme durumuna düşmedikçe helak da olmaz."
00:48:51.000 --> 00:48:56.000
Helak olmanın sebebi, nefsine uymaktır. Uymuyorsa kurtulur, kurtulacak demektir.
00:48:56.000 --> 00:49:00.000
Ama uyuyorsa helak olur demek. O halde bizim en büyük düşmanımız,
00:49:00.000 --> 00:49:05.000
hadîs-i şerîflerde bildirildiği gibi nefsimizdir. Aman nefsimize dikkat edelim,
00:49:05.000 --> 00:49:10.000
nefsimizin arzularına dikkat edelim. Hangisi nefsimizden geliyor, hangisi şeytandan geliyor?
00:49:10.000 --> 00:49:19.000
Onun altında "made in Japan", "made in Deucthland" gibi bilgi yok.
00:49:19.000 --> 00:49:23.000
Nereden geldiği belli değil. Biz içimizden gelen arzuyu kontrol edeceğiz.
00:49:24.000 --> 00:49:29.000
Bizim pratik olarak düşünmemiz gereken;
"Canım bir şey istedi mi?"
"İstedi."
00:49:30.000 --> 00:49:38.000
"Bu isteğim dine uygun mu?"
"Değil."
Bir yazlığa gittik, [Mehmed Zahid] Hocamız sağ.
00:49:39.000 --> 00:49:48.000
Herkes soyundu, denize girdi. Deniz kenarında bir yazlıktı. Arkadaşlardan bir tanesi diretti,
00:49:48.000 --> 00:49:54.000
"Yok, girilmez." dedi. Hem çevrede açık saçık denize girenler var hem de bu yüzeceklerin
00:49:54.000 --> 00:49:59.000
kıyafetleri yüzmeye uygun değil. O "hayır" dedi, ötekiler daldılar, yüzdüler.
00:50:00.000 --> 00:50:10.000
Birisi yüzmeyi istiyordu, seviyordu ama dindarlığını tercih etti, arzusunu engelledi, frenledi;
00:50:10.000 --> 00:50:22.000
ötekiler arzusuna kapıldı, dindarlığı zedelettirdi. Arzusuna kapılırsa o zaman helak olur.
00:50:22.000 --> 00:50:30.000
Arzusuna kapılmadıkça, kendisini arzusundan kurtarabildikçe o zaman helak olmaz.
00:50:31.000 --> 00:50:34.000
Bütün mesele bu. Buna çok dikkat edin.
00:50:35.000 --> 00:50:40.000
Semi’tü Ebâ Nasrini’t-Tûsiyye yekûlü: Semi’tü Ca’ferani’l-Huldiyye yekûlü:
00:50:40.000 --> 00:50:47.000
Semi’tü’l-Cüneyde yekûlü: Kâle raculu li-Seriyyini’s-Sakatiyyi: "Keyfe ente? Fe-kâle:
00:50:48.000 --> 00:50:55.000
Men lem yebit ve’l-hubbü haşvu fuâdihî. Lem yedri keyfe tefettetü’l-ekbâdü.
00:50:57.000 --> 00:51:04.000
İşte bu rivayet zinciri ile, Cüneyd-i Bağdâdî’den gelen bir rivayetle. Öteki isimler de var.
00:51:16.000 --> 00:51:25.000
Ebû Nasr et-Tûsî yani Kitabü’l-Lüm’a’nın sahibi olan zât. O da tasavvufta meşhur bir eser sahibi.
00:51:26.000 --> 00:51:35.000
Bir adam Seriyy-i Sakatî hazretlerine keyfe ente demiş. "Nasılsın?" Yani "Ne haldesin,
00:51:35.000 --> 00:51:44.000
iyi misin, hoş musun, ne haber, nasılsın?" diye sormuş. O da bir şiirle cevap vermiş.
00:51:45.000 --> 00:51:53.000
Men lem yebit ve’l-hubbü haşvu fuâdihî
Lem yedri keyfe tefettetü’l-ekbâdü.
00:51:54.000 --> 00:52:02.000
"Nasılsın?" sorusuna "İyiyim, hoşum, elhamdülillah" diye bir cevap vermemiş;
00:52:02.000 --> 00:52:09.000
bir şiir okuyarak cevap vermiş.
Onun mânası ne?
Men lem yebit ve’l-hubbü haşvu fuâdihî.
00:52:13.000 --> 00:52:24.000
"Gönlünün içini sevgi doldurur bir vaziyette gecelemeyen kimse, gönlü dopdolu sevgi
00:52:25.000 --> 00:52:30.000
olduğu halde gecelemeyen kimse ciğerler nasıl kebap olur bilemez."
00:52:32.000 --> 00:52:41.000
Nasıl parça parça parçalanır anlayamaz ki. Demek istemiş ki, "Bana ‘nasılsın?’ diye soruyorsun ama
00:52:41.000 --> 00:52:52.000
şimdi ben sana halimi nasıl anlatayım. Doğru cevap versem, sen o halde değilsen nasıl anlayacaksın."
00:52:54.000 --> 00:53:05.000
Böyle bir şiir söylemiş, şunu demek istiyor: "Kalbim Allah sevgisi ile tıklım tıklım dolu,
00:53:06.000 --> 00:53:13.000
ciğerim hasretten ‘Bir kavuşsam Rabbime’ diye parça parça parçalanıyor." Bu halde olmayan
00:53:15.000 --> 00:53:23.000
bu işi anlayamaz demek istiyor. Şâirâne bir cevap vermiş, şiirle cevap vermiş. Evet, öyledir.
00:53:23.000 --> 00:53:28.000
Nasıldır?
Men lem yezuk lem ya’rif. "Tatmayan bilmez."
00:53:28.000 --> 00:53:36.000
Yaşamayan bilmez, karşı tarafa yaşamadığı bir hali anlatamazsın.
00:53:37.000 --> 00:53:43.000
Meselâ benim lisedeyken, üniversitedeyken gördüğüm, hatta şimdi hayatta
00:53:44.000 --> 00:53:53.000
birçok doçent, profesör, alim, yazar, müellif pek çok kimse var; bunlarda benim gördüğüm bir şey var.
00:53:55.000 --> 00:54:06.000
Meselâ tasavvuftan bahsediyorlar, bir şeyler söylüyorlar, tasavvufu yaşamamışsa anlamıyor ve anlatamıyor.
00:54:08.000 --> 00:54:18.000
Anlaması da mümkün değil, anlatamıyor, hatalı, kusurlu kelimeleri sapır sapır dökülüyor, ifadeleri dökülüyor.
00:54:18.000 --> 00:54:28.000
Tatmamış, en iyisi susmasıdır ama susmuyor. Susarsa cahil diyecekler diye korkusundan susamıyor,
00:54:28.000 --> 00:54:34.000
illâ bir cevap verecek, cevap verirken de dökülüyor. Parça parça sözleri hiçbir şeye yaramıyor.
00:54:35.000 --> 00:54:39.000
uyumsus kısım tekrar var
00:54:40.000 --> 00:54:47.000
O hali ancak yaşayan bilir. Şöyle bir baktığı zaman anlar.
00:54:47.000 --> 00:54:57.000
Adamın birisi perişan iki kat kaşları kırışmış şekilde yolda gidiyormuş.
00:54:47.000 --> 00:54:57.000
uyumsus kısım
00:54:58.000 --> 00:54:58.000
eksik metin"arkadaşı"
00:54:58.000 --> 00:55:05.000
Yukarıdan camdan komşusu, aşağıda yürürken ona;
"Sende basur illeti vardır." demiş.
00:55:07.000 --> 00:55:09.000
uyumsus kısım tekrar var
00:55:10.000 --> 00:55:20.000
"Nereden bildin?" diye sormuş.
"Ondan bende de vardı da ‘kısamahmut otu’ derler;o otu al,
00:55:22.000 --> 00:55:29.000
iki demeti tencereye koy, su yarı kalıncaya kadar kaynat, ondan sonra onu iç, geçer." demiş.
00:55:30.000 --> 00:55:37.000
Onun yürüyüşünden anladı, çünkü kendisi de çekmiş. Neden öyle iki büklüm olduğunu ötekisi bilmez.
00:55:37.000 --> 00:55:38.000
metinde var seste yok
00:55:38.000 --> 00:55:51.000
Semi’tü Ebe’l-Haseni’ibne Miksemin bi-Bağdâd yekûlü: Semi’tü Ca’ferani’l-Huldiyye yekûlü:
00:55:51.000 --> 00:55:56.000
Semi’tü’l-Cüneyde, yekûlü: Semi’tü’s-Seriyye yekûlü:Bu rivayet. Şu şundan işittim,
00:55:56.000 --> 00:56:02.000
şu şundan işittim demiş. Cüneyd-i Bağdâdî’ye rivayetiyle gelen ve
00:56:03.000 --> 00:56:10.000
Câfer-i Huldî râvîsi onun oradan gelen rivayetler, Seriyy-i Sakatî şöyle buyurmuş;
00:56:11.000 --> 00:56:20.000
İze’btedee’l-insânu bi’n-nüsüki sümme ketebe’l-hadîse fetera.
00:56:21.000 --> 00:56:27.000
Ve ize’btedee bi-ketbi’l-hadîsi sümme tenesseke nefeze.
00:56:30.000 --> 00:56:58.000
seste var metinde yok, tekra var
00:57:07.000 --> 00:57:10.000
Kurban falan sanıyorsunuz; çünkü nüsük o mânaya da gelir, değil.
00:57:11.000 --> 00:57:27.000
İze’btedee. "Başlarsa" el-İnsânu, "Bir insan" Bi’n-nüsüki, "Tasavvufa, bu mânevî hayatın merasimine
00:57:11.000 --> 00:57:17.000
uyumsus kısım
00:57:28.000 --> 00:57:35.000
başlarsa" Sümme ketebe’l-hadîse, "Sonra hadis yazmaya başlarsa" Fetera, "Fütur getirir."
00:57:37.000 --> 00:57:48.000
Önce tasavvuf yoluna girdi, sonra hadis öğrenmeye kalktı, şaşırır, gevşer ve
00:57:48.000 --> 00:57:55.000
fütur getirir yani başarıya ulaşamaz. Ama;
Ve ize’btedee bi-ketbi’l-hadîsi. "Önce hadis
00:57:55.000 --> 00:58:02.000
yazmaktan işe başlarsa" Sümme tenesseke, "Sonra tasavvufa girer, nefis terbiyesine yönelirse"
00:58:02.000 --> 00:58:11.000
Nefeze, "Nüfuz eder."
Sonuna deler geçer yani gayesine ulaşır, sonuca varır.
Bu şu demektir:
00:58:11.000 --> 00:58:22.000
"Bir insan önce dinin emirlerini, yasaklarını, farzlarını, sünnetlerini, fıkhı,
00:58:22.000 --> 00:58:31.000
hadisi, tefsiri, ulûm-u şeriyyeyi güzel öğrenirse tasavvufu da güzel olur, ölçülü olur.
00:58:31.000 --> 00:58:43.000
Ayağı kaymaz, şaşırmaz, sapıtmaz, hayâlâta, evhâmâta düşmez ve ileri geri atıp tutmaz. "Uçarım,
00:58:43.000 --> 00:58:53.000
koşarım, yağmur yağdırırım." falan… Böyle yanlış yollara sapmaz. Onun için büyüklerimiz demişler ki:
00:58:55.000 --> 00:59:05.000
Men tasavvafa bi-gayri fıkhin tezendeke. "Fıkıh bilgisi olmadan tasavvufa giren zındıklaşır."
00:59:06.000 --> 00:59:14.000
Çünkü büyüklerin sözlerini anlamadan kendisi yorumlamaya kalkar, onların ifadelerinden
00:59:15.000 --> 00:59:22.000
"Vay bu namazı küçümsüyor, bu şeriate çatıyor, bu alimi, vaizi kötülüyor." diye yanlış mânalar çıkarır.
00:59:15.000 --> 00:59:15.000
uyumsus ksım
00:59:22.000 --> 00:59:29.000
O da kötüleme yoluna girer. Halbuki onun sözü başka mânayadır, onun inceliği vardır ama
00:59:29.000 --> 00:59:40.000
anlamadığı için sapıtır.
Veyahut tesbih çekerken, tasavvuf yolunda ilerlerken birtakım zuhurât,
00:59:41.000 --> 00:59:51.000
varidât kendisine vârid olunca, zahir olunca, "Vay ben oldum, bittim, tamam." gibi bir noktaya gelir,
00:59:52.000 --> 01:00:02.000
oradan da şaşırıp sapıtabilir. O bakımdan önce dinini öğrenecek, dinin aslî emirlerini, naslarını yani
01:00:02.000 --> 01:00:11.000
nusuf-u şer’iyyeyi, âyetleri, hadisleri iyi bilecek, ondan sonra mutasavvıfları da daha iyi anlar.
01:00:08.000 --> 01:00:09.000
seste var metinde yok
01:00:11.000 --> 01:00:17.000
Biz niye tasavvuf kitabı olarak daha sonraki kitaplardan değil de bu kitaptan başladık?
01:00:17.000 --> 01:00:25.000
Niye bunu okuyoruz?
Bu zât-ı muhteremin bu kitabı Türkçe’ye terceme edilmemiş de ondan okuyoruz ama
01:00:26.000 --> 01:00:40.000
bir de bu şahıslar tefsir yazmışlar, fıkıh alimi, ulûm-u şer’iyyeyi çok iyi bilen insanlar. Bunlardan ilim alınır.
01:00:39.000 --> 01:00:39.000
uyumsus metin"şey"
01:00:40.000 --> 01:00:44.000
Mehmed Âkif’e sormuşlar:
"Hangi alimin sözünü dinleyelim?"
01:00:45.000 --> 01:00:50.000
"Zihni Efendiyle Hamdi Efendi; onlar sağlamdır, her sözü senettir.
01:00:50.000 --> 01:00:54.000
Alim oldukları için sözlerine güvenilir." demiş.
01:00:54.000 --> 01:00:59.000
Ulûm-u şer’iyyeyi öğrenmek lazım ki şeytan aldatmasın, nefis aldatmasın,
01:00:59.000 --> 01:01:09.000
tasavvufta yanılıp şaşırıp bir kaç tecelliyle aldanıp yanlış yollara düşmesin, bunu anlatmak istiyor,
01:01:09.000 --> 01:01:17.000
Tenesseke bi’n-nüsük.
Buradaki ifade, tasavvuf yoluna girmek ve o işleri yapmak mânasına geliyor.
01:01:17.000 --> 01:01:22.000
Allahu Teâlâ hazretleri hepinizden razı olsun.
Bir kardeşiniz kağıt göndermiş;
01:01:22.000 --> 01:01:30.000
"Âdab ve tasavvuf ile ilgili hangi kitapları tavsiye edersiniz?" diye sormuş.
01:01:30.000 --> 01:01:42.000
Bizim Gümüşhane tekkemizin âdâbı ile ilgili risalesi vardır. Önce onları okumak lazım.
01:01:43.000 --> 01:01:54.000
Risâle-i Hâlidiyye’yi okumak gerekir. Sonra öbür kitaplara doğru hareket edilir.
01:01:54.000 --> 01:01:57.000
Fâtiha-yı şerîfe meâl besmele.