WEBVTT 00:00:00.420 --> 00:00:05.709 Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:00:05.767 --> 00:00:10.496 el-Hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh 00:00:12.000 --> 00:00:15.501 kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih. 00:00:16.542 --> 00:00:22.959 Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn senedinâ ve mededinâ 00:00:22.976 --> 00:00:30.466 Muhammedeni'l-Mustafa ve âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l-ceza'. 00:00:32.542 --> 00:00:44.168 Emmâ ba'd: Meşhur sûfîlerin, meşâyih-i kirâmın terâcim-i ahvâlini, 00:00:44.184 --> 00:00:54.539 hayat hikâyelerini Ebû Abdurrahman es-Sülemî adlı büyük alimin Tabakâtu's-sûfiyye adlı 00:00:54.542 --> 00:01:03.501 Türkçe'ye henüz tercümesi yapılmamış olan eserinden okumaya devam edeceğiz. 00:01:05.274 --> 00:01:11.853 el-Hâris el-Muhâsibî'ye geldik. el-Hâris b. Esed el-Muhâsibî. 00:01:11.547 --> 00:01:16.160 Konuya girmeden önce, Peygamber salallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in 00:01:16.160 --> 00:01:22.886 ruhuna hediye olsun diye; ve âl'inin, ashâbının, etbâının, cümlesinin 00:01:22.886 --> 00:01:29.162 ve bilhassa şu beldemizi şereflendiren Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerinin 00:01:29.220 --> 00:01:32.565 ve sâir sahabe-i kirâmın ruhlarına hediye olsun diye; 00:01:32.841 --> 00:01:37.724 cümle enbiyâ ve mürselînin ve Beykoz'da kabri olduğu rivayet edilen 00:01:37.724 --> 00:01:45.967 Yûşâ aleyhisselâm'ın ruhuna hediye olsun diye; bu beldeleri fethedip bize yâdigâr 00:01:45.967 --> 00:01:51.395 ve emanet bırakmış olan cennet-mekân Fatih Sultan Muhammed Han 00:01:52.242 --> 00:01:57.456 ve mübarek ordusu mensuplarının ve sâir şehitlerin, gazilerin 00:01:57.456 --> 00:02:00.278 ve mücahitlerin ruhlarına hediye olsun diye; 00:02:01.372 --> 00:02:06.154 içinde toplandığımız şu dergâhı bina etmiş olan 00:02:06.645 --> 00:02:09.741 Selami Mustafa Efendi hazretlerinin ve halifelerinin, 00:02:09.741 --> 00:02:14.275 kendisine tâbi mübareklerin ruhlarına hediye olsun diye; 00:02:14.811 --> 00:02:21.149 bu civarda medfun bulunan büyük evliyâullahtan Abdulehad-i Nurî, Baba Haydar Efendi, 00:02:21.642 --> 00:02:29.868 Şeyh Murad-ı Münzevî ve sâir evliyâullahın ruhlarına hediye olsun diye; 00:02:30.671 --> 00:02:35.120 kendisinden feyz aldığımız Hocamız Muhammed Zahid Bursevî hazretlerinin 00:02:35.194 --> 00:02:40.543 ve Ebû Bekr-i Sıddîk, Aliyy-i Murtezâ radıyallahu anhümâ'dan 00:02:40.543 --> 00:02:44.916 ve sâir sahabe-i kirâm rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecmaîn hazerâtından 00:02:45.970 --> 00:02:50.130 Hocamız Muhammed Zahid-i Bursevî'ye kadar turuk-u aliyyelerimiz silsilelerinden 00:02:50.141 --> 00:02:54.936 güzerân eylemiş olan cümle sâdât ve meşâyihimizin ruhlarına hediye olsun diye; 00:02:55.773 --> 00:03:01.488 ve uzaktan yakından bu dersleri dinlemeye buraya teşrif eden, 00:03:01.489 --> 00:03:05.924 gelen siz kardeşlerimizin âhirete göçmüş olan bütün sevdiklerinin 00:03:06.429 --> 00:03:09.580 ve yakınlarının ruhlarına hediye olsun diye 00:03:09.594 --> 00:03:13.560 bir Fâtiha, üç İhlâs-ı Şerîf okuyalım, ruhlarına bağışlayalım, 00:03:13.411 --> 00:03:20.146 Allahu Teâlâ hazretleri onların makamlarını âlâ eylesin, kabirlerini pürnûr, ruhlarını mesrûr eylesin, 00:03:20.321 --> 00:03:25.652 bizlere de tevfîkini refîk eyleyip ömrümüzü rızasına uygun geçirip huzuruna sevdiği kullar olarak 00:03:25.652 --> 00:03:27.382 varmamızı nasip eylesin. 00:03:27.294 --> 00:03:36.556 Altıncı terceme-i hâle geldik. Tabakâtu's-sûfiyye'de altıncı sırada bulunan 00:03:37.290 --> 00:03:49.701 el-Hâris -peltek se ile- el-Muhâsibî -sin ile-. 00:03:49.701 --> 00:03:53.658 Ve minhüm: el-Hârisü'bnü Esedini'l-Muhâsibiyyü. 00:03:56.215 --> 00:04:05.132 "Tabakâtu's-sûfiyye'de terâcim-i ahvâlini zikretmek istediğim büyük zâtlardan birisi de 00:04:05.584 --> 00:04:08.418 el-Hârisü'bnü Esedini'l-Muhâsibî'dir." 00:04:09.473 --> 00:04:16.188 İsmini tahlil edelim: İsmi el-Hâris, peltek se ile. 00:04:16.938 --> 00:04:22.479 Babasının ismi Esed, "arslan" mânasına geliyor. 00:04:24.278 --> 00:04:32.491 el-Hârisü'bnü Esed. el-Muhâsibî de nisbesi oluyor. 00:04:32.947 --> 00:04:36.189 İsmiyle nisbesini birleştirip -Farsça- Hâris-i Muhâsibî derler. 00:04:36.580 --> 00:04:45.149 Ve künyetühû Ebû Abdillah. İsimde bir de künye var. 00:04:45.490 --> 00:04:50.602 Kendi ismi, baba ismi, nisbesi, bir de künyesi var. Künyesi Ebû Abdullah'mış. 00:04:51.353 --> 00:04:59.700 Min ulemâi meşâyihi'l-kavm. "Kavmin şeyhlerinin alimlerinden idi." 00:04:59.633 --> 00:05:03.510 Kavm dediği, "sûfiyye taifesi" demek istiyor. 00:05:03.871 --> 00:05:08.825 Bunlar dikkati çeken, takvâsıyla tanınmış bir grup teşkil ediyorlar 00:05:08.825 --> 00:05:14.418 müslümanların arasında ve ötekiler gibi gevşek değiller, İslâm'ı tam yaşamaya çalışıyorlar. 00:05:14.693 --> 00:05:22.407 Dikkat çekici bir grup. Bunlara el-kavm diyor, yani "mâlum şu zümre" demek istiyor. 00:05:22.752 --> 00:05:34.783 Bu zümrenin meşâyih, yaşlı, şeyh, ulu kimseleri yani başkanları -tekkelerin başkanları, 00:05:34.783 --> 00:05:36.849 tarikatlerin başkanları- var. 00:05:39.299 --> 00:05:45.905 Ama ulemâi meşâyihi'l-kavm, yani bu zümrenin şeyhlerinin alimlerinden [imiş.] 00:05:46.516 --> 00:05:55.608 "Bunların bilgileri de derece derece... Hâris el-Muhâsibî [bu zümrenin] alimlerinden, 00:05:56.221 --> 00:06:03.610 bilgililerinden, bilgi bakımından da yüksek mertebelere çıkmış olanlarındandır." demek istiyor. 00:06:03.987 --> 00:06:11.130 Bi-ulûmu'z-zâhir. "Zâhir ilimlerini de biliyor." 00:06:11.963 --> 00:06:21.520 Ve ulûmu'l-muamelâti ve'l-işârâti. "Muameleler ve işaretler ilimlerini de biliyor." 00:06:22.459 --> 00:06:37.498 Ulûm-u zâhir yani zâhirin ilimleri nelerdir? Arabiyât, hadis, siyer, fıkıh vesairedir. 00:06:37.838 --> 00:06:45.690 Muamelât, yani kul nasıl muamele edecek; Rabbine karşı nasıl muamele, kulluk edecek; 00:06:46.126 --> 00:06:54.800 ihvânına karşı nasıl muamele edecek; öbür insanlarla, ailesiyle, ticaret erbâbıysa 00:06:54.800 --> 00:06:57.879 çarşıdaki pazardaki insanlarla nasıl muamele edecek... 00:06:57.879 --> 00:07:05.465 Yani icraat, ibadet ve taat. Allah'a karşı muamelesi; kullukları, ibadetleri. 00:07:05.659 --> 00:07:10.311 Öteki insanlara karşı muamelesi; dervişâne, mutasavvıfâne, 00:07:10.350 --> 00:07:14.324 ahlâk-ı hamîdeye uygun, dikkat çekici, güzel... 00:07:14.885 --> 00:07:19.111 "Bu muamele ilimlerini de bilen..." Ve'l-işârât. 00:07:21.133 --> 00:07:31.159 "İşaret edilen remizler, sırlar, mânevî birtakım hakikatleri de bilen..." 00:07:31.648 --> 00:07:40.670 Yani hem zâhir ilmini hem bâtın ilmini biliyormuş. Hem hadis, tefsir, fıkıh vesaire biliyormuş, 00:07:40.692 --> 00:07:47.480 hem tasavvufun gerektirdiği mânevî ilimleri, güzel huyları biliyormuş, 00:07:47.576 --> 00:07:54.265 ibadetlerin sevaplı olanları nelerdir, ahlâkın güzel olanları nelerdir, onları biliyormuş; 00:07:54.351 --> 00:08:07.260 hem de bu tasavvuf yolunun ince zevklerine ait işaretleri, tecellîleri anlayabilen, 00:08:07.426 --> 00:08:10.943 onları yorumlayabilen böyle ileri bir kimse imiş. 00:08:12.126 --> 00:08:15.709 İleride ne kastedildiğini anlamak için bu kelimeleri, 00:08:16.182 --> 00:08:20.550 tabirleri yavaş yavaş zihnimize yerleştirmemiz lazım. 00:08:20.550 --> 00:08:28.430 Lehu't-tasânîfu'l-meşhûretü. el-Hârisü'bnü Esedini'l-Muhâsibî'nin... 00:08:28.337 --> 00:08:35.340 Lehû. "Onun." et-Tasânifu'l-meşhûretü. "Şöhret kazanmış kitapları vardır." 00:08:35.346 --> 00:08:39.901 Kitaplar yazmış, kitapları da şöhret bulmuştur, yayılmıştır. 00:08:39.901 --> 00:08:48.690 İslâm âleminde herkesin bildiği alimlerden ve kitapları da herkesin bildiği, okuduğu kitaplar. 00:08:48.690 --> 00:08:54.849 Meşhur kitapların sahibidir. Minhâ. Şimdi bu kitaplardan bazılarını sayacak: 00:08:55.130 --> 00:08:57.983 Kitâbu'r-Riâyeti li-hukûkillah. 00:08:58.390 --> 00:09:05.164 Bu günlerde gazetelerde Kitâbu'r-Riâye diye ilanı veriliyor, görüyorum. 00:09:05.309 --> 00:09:10.524 Demek ki Türkçe'ye birisi tercüme etmiş. Kitâbu'r-Riâyeti li-hukûkillah. 00:09:11.000 --> 00:09:19.696 Mânası ne? "Allah'ın hukukuna riayet edebilmeyi anlatan kitap." 00:09:20.451 --> 00:09:29.581 "Allah'ın hukuku" nedir? Kulun Allah'a karşı yapması gereken kulluk vazifeleridir. 00:09:30.640 --> 00:09:34.524 Bunlar O'na karşı borcudur, Allah'ın da kulu üzerinde hukukudur. 00:09:34.909 --> 00:09:39.302 Namaz kılacak, oruç tutacak, haram yemeyecek, günahlardan kaçınacak, 00:09:39.437 --> 00:09:43.906 kötü huyları terk edecek; bunlar Allah'ın kulu üzerinde hukukudur. 00:09:44.820 --> 00:09:50.416 İşte Allah'ın hukukuna riayeti anlatan kitabı... Demek ki tasavvuf konusunda önemli bir kitap. 00:09:50.664 --> 00:09:52.373 Alalım, okumaya gayret edelim. 00:09:52.752 --> 00:09:59.846 Ve ğayrihî. Başkalarını saymadı. En meşhuru Kitâbu'r-Riâye, ötekilerini saymadı. 00:10:02.874 --> 00:10:18.368 Ve hüve üstâzu ekseri'l-Bağdâdiyyîn. "Hâris el-Muhâsibî birçok Bağdatlı'nın üstâdıdır." 00:10:21.159 --> 00:10:30.195 Mutasavvıflar, sûfiyye taifesi zümresi içinde grup grup ayrılan önemli gruplar var. 00:10:30.488 --> 00:10:38.290 Mesela Bağdat ekolü var, Horasan ekolü var, belki Mısır ekolü var, 00:10:38.290 --> 00:10:42.103 belki Hicaz ekolü var; böyle çeşitli ekoller var. 00:10:42.539 --> 00:10:47.810 "Bu ekseriyetle Bağdatlılar'ın üstâdıdır." 00:10:50.789 --> 00:10:55.914 Cüneyd-i Bağdâdî de, Mâruf-u Kerhî de Bağdatlı. 00:10:56.276 --> 00:11:07.197 Bu da Bağdatlı olan mutasavvıfînin üstâdıymış. Ve hüve min ehli'l-Basra. 00:11:07.496 --> 00:11:14.612 "Basra ehlinden idi." Ehil demek; "Basralı, Basra ahâlisinden idi." 00:11:16.299 --> 00:11:30.494 Basra, Körfez'de harbin cereyân ettiği, kıyısı olan bir şehir. 00:11:31.615 --> 00:11:38.935 Mâte bi-Bağdâd. "Hâris el-Muhâsibî Bağdat'ta öldü." 00:11:39.389 --> 00:11:46.274 Basralıymış, Bağdat'ta vefat etmiş. Senete selâsin ve erbaîne ve mieteyn. 00:11:47.122 --> 00:11:49.873 "243 senesinde..." 00:11:50.817 --> 00:11:57.872 Onlar rakamları yazıyla yazarlar, karışıklık da olmaz, gayet net olarak anlaşılır. 00:11:58.495 --> 00:12:03.391 Hâris-i Muhâsibî 243 senesinde Bağdat'ta vefat etmiş. 00:12:03.391 --> 00:12:08.827 Ve esnede'l-hadîs. Hadis rivayetiyle de meşgul olmuştur. 00:12:09.808 --> 00:12:14.233 Kendisine gelen hadisleri toplamış, kendisinden sonrakilere de hadis yazdırmış, 00:12:14.522 --> 00:12:17.726 hadis zincirinde ismi olan bir kimse. 00:12:18.993 --> 00:12:25.363 Bir hadisini verecek. Müellifin âdeti; sadece şerefini göstermek için 00:12:25.693 --> 00:12:33.359 "Hadisle de meşgul olmuştur, hadis de rivayet etmiştir." deyip bir hadisini verecek, geçecek. 00:12:33.359 --> 00:12:35.679 Bakalım hangi hadîs-i şerîfi veriyor? 00:12:38.625 --> 00:12:43.409 Haddesenâ Aliyyü'bnü Umere'bni Ahmede'l-Hâfızu kâle: 00:12:43.409 --> 00:12:50.301 Haddesenâ Ahmedü'bnü'l-Kâsım ehû Ebi'l-Leys haddesenâ Hârisü'bnü 00:12:50.301 --> 00:12:57.267 Esedini'l-Aneziyyü'l-Muhâsibiyyü, -Buradan da Aneze kabilesinden olduğu anlaşıldı. 00:13:00.554 --> 00:13:03.650 - haddesenâ Yezîdü'bnü Hârûn... 00:13:03.320 --> 00:13:04.933 Bu Yezid b. Harun'dan öğrenmiş... 00:13:04.958 --> 00:13:10.525 Tabii bunların hepsinin aşağıda gayet güzel izahları var; ne zaman öldüğü 00:13:10.843 --> 00:13:14.443 ve hangi kaynaktan alındığına dair geniş bilgiler var. 00:13:14.875 --> 00:13:19.450 Bu Arapçasını hazırlayan şahıs güzel hazırlamış, Allah rahmet eylesin. 00:13:19.661 --> 00:13:23.259 Haddesenâ Şu'be... Mesela Şu'be'yi okuyalım: 00:13:23.990 --> 00:13:34.190 Şu'betü'bnü'l-Haccâci'bni'l-Verd mevlâhum Ebû Bistam el-Hâfız el-Vâsıtî. 00:13:34.642 --> 00:13:40.936 Künyesi Ebû Bistam'mış. Vasıtlı imiş. Ehadü eimmeti'l-İslâm. "İslâm'ın büyük alimlerinden." 00:13:41.223 --> 00:13:46.949 Nezele'l-Basra. "Basra'ya geldi, yerleşti." Kâle Süfyânu's-Sevriyyu. 00:13:47.818 --> 00:14:01.136 "Süfyân-ı Sevrî dedi ki;" Mât el-hadîs bi-mevti'ş-Şu'be. "Şu'be ölünce hadis ilmi öldü." 00:14:01.136 --> 00:14:05.794 Vulide senete semânîn. "80 yılında doğdu." Ve mâte senete sittîne ve mie. 00:14:06.150 --> 00:14:11.546 "160 senesinde öldü." İmam-ı Âzam ile aynı senede doğmuş. 00:14:11.747 --> 00:14:17.150 Demek ki Şu'be rahmetullâhi aleyh'ten gelen hadisi rivayet etmiş. 00:14:17.815 --> 00:14:27.280 Ani'l-Kâsımi'bni Ebî Bezzete an Atâ el-Keyharânî an Ümmi'd-Derdâ an Ebi'd-Derdâ kâle, 00:14:27.280 --> 00:14:33.353 kâle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: Eskalu mâ yûdau fi'l-mizâni husnü'l-huluki. 00:14:35.125 --> 00:14:38.542 Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh'e kadar rivayet zincirini okumuş olduk. 00:14:38.958 --> 00:14:44.125 Ebu'd-Derdâ sahabeden olduğu için, hayatını burada yazdıysa okuyalım. 00:14:44.122 --> 00:14:51.122 Ümmü'd-Derdâ es-sûra ismühâ Huceyme binti Huyey Avsâbiyye 00:14:51.164 --> 00:14:59.498 ve yukâlu Vasâbiyye tervî an zevcihâ Ebi'd-Derdâ ve Selman ve yervî anhâ Sâlim ibnu 00:14:59.538 --> 00:15:07.497 ve Zeydü'bnü Eslem ve Mekhul ve halkun ve kânet fakîhetün âlimetün zâhidetün lebîbetün. 00:15:07.810 --> 00:15:13.295 Ebu'd-Derdâ'nın hanımı Ümmü'd-Derdâ'yı anlatıyor. Hadis rivayet etmiş. 00:15:14.652 --> 00:15:17.434 "Selmân-ı Fârisî'den ve Ebu'd-Derdâ'dan rivayet etmiş, 00:15:17.434 --> 00:15:20.410 kendisinden de şu şahıslar almışlar." diye kaydediyor. 00:15:20.863 --> 00:15:26.118 "Fakih bir kadındı." diyor. Yani "Fıkıh, din bilgisi kuvvetli bir hanımdı." 00:15:26.498 --> 00:15:32.536 Fakîhetün âlimetün zâhidetün lebîbetün. "Zühd ü takvâ sahibiydi." 00:15:33.320 --> 00:15:38.213 Lebîb de "yürekli" demek. "Yürekli bir kadındı." Biz "Osmanlı" diyoruz ya... 00:15:38.213 --> 00:15:45.513 Anlaşılan öyle alim, zâhid, yürekli ve değerli bir kimseymiş. 00:15:45.793 --> 00:15:53.416 Allah şefaatine erdirsin. Bizim evlatlarımızı, kızlarımızı da -hepsini- öyle âlime eylesin. 00:15:58.635 --> 00:16:06.680 Kâle Meymûnü'bnü İmran: Mâ dehaltu aleyhâ kattu illâ veceddühâ musalliyeten. 00:16:06.919 --> 00:16:12.328 "Ne zaman bir şey sormak için bu kadının yanına girsem, daima namaz kılar vaziyette görürdüm." 00:16:13.523 --> 00:16:18.143 "Zâhide" sözünü boşuna almamış; ibadet ehli bir kimse. 00:16:18.738 --> 00:16:23.640 Bakiyet ilâ mâ ba'de semânîn. 80 yılından sonralara kadar kalmış. 00:16:24.512 --> 00:16:31.718 Ebu'd-Derdâ'nın hayatını okuyalım: Uveymirü'bnü'l-Zeyd. Ebu'd-Derdâ künyesi oluyor. 00:16:31.733 --> 00:16:41.337 Asıl ismi Uveymir imiş. Babanın adı Zeyd imiş. Uveymirü'bnü'l-Zeyd ev ibni Âmir. 00:16:41.337 --> 00:16:44.836 "Veyahut babası Âmir de olabilir." diyorlar. Ev ibnu Mâlik. 00:16:44.827 --> 00:16:51.411 "Veya Mâlik de olabilir." Yani şüphe var. İbni Abdillah ibni Kays ibni Âişe ibni Umeyye... 00:16:51.579 --> 00:16:59.789 ibni Mâlik ibni Âmir ibni Ali ibni Kâb ibni'l-Hazrec ibni'l-Hâris ibni'l-Hazrec el-Ensârî el-Hazrecî. 00:16:59.996 --> 00:17:08.261 Medine'nin ensardan olan Hazrec kabilesine mensupmuş, Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh. 00:17:08.472 --> 00:17:20.400 Yervî anhu ibnuhû Bilal. Bunun hadîs-i şerîflerini bize oğlu Bilal rivayet etmiş. 00:17:20.241 --> 00:17:24.700 Ve zevcehû Ümmü'd-Derdâ. Hanımı Ümmü'd-Derdâ rivayet etmiş. 00:17:25.130 --> 00:17:29.704 Ve halkun. Yani birçok kimseler rivayet etmiş. Esleme yevme Bedrin. 00:17:31.125 --> 00:17:37.280 "Bedir savaşı gününde müslüman oldu." Ve şehide uhuden. 00:17:37.623 --> 00:17:48.221 "Uhud savaşını yaşadı, orada bulundu." Ve elhakahû Umeru bi'l-Bedriyyîn. 00:17:49.132 --> 00:17:56.584 "Ömer radıyallahu anh onu Bedir'e iştirak eden sahabe arasına kattı." 00:17:57.301 --> 00:18:03.165 Bedir'de müslüman olduğu için... Cemaa'l-Kur'ân. "Kur'ân-ı Kerîm'i cem' etti, topladı." 00:18:03.718 --> 00:18:11.290 Ve vellâ kadâe Dımeşk. "Dımaşk'ta -yani bizim şimdi "Şam" dediğimiz şehirde- kadılık yaptı." 00:18:11.922 --> 00:18:16.890 Mâte senete isneteyni ve selâsin. "Hicretten sonra 32. senede vefat etti." 00:18:17.410 --> 00:18:25.638 Bu da sahabeden meşhur herkesin sevdiği mübarek bir sahabi. 00:18:26.165 --> 00:18:33.439 İşte ondan gelen rivayeti Hâris-i Muhâsibî'nin rivayet ettiği hadislerden birisi olarak zikrediyor. 00:18:33.439 --> 00:18:36.109 Nedir hadîs-i şerîf, Peygamber Efendimiz ne buyurmuş? 00:18:36.441 --> 00:18:42.641 Kâle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: Eskalu mâ yûdau fi'l-mizâni husnü'l-huluki. 00:18:42.998 --> 00:18:52.862 "İnsanın mîzanına, terazisine konulacak şeylerin en ağırı güzel huydur." 00:18:54.475 --> 00:19:05.957 Âhirete gideceğiz; sevaplı işler ortaya dökülecek, mîzana, teraziye konulacak, tartılacak. 00:19:06.588 --> 00:19:18.248 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadislerinde bize bildirdiğine göre bu terazi o kadar büyükmüş ki 00:19:18.244 --> 00:19:22.619 melekler bunun heybetinden kenarda titreşip bekleyeceklermiş, 00:19:23.229 --> 00:19:30.742 kefeleri semavâtı yani semaları ve yeri içine alacak kadar büyük olacakmış. 00:19:30.882 --> 00:19:37.842 Nasıl bir mîzansa bu mîzan o kadar büyük olacakmış. 00:19:38.846 --> 00:19:46.930 İşte bu mîzana insanların kıldıkları namazlar, çektikleri tesbihler, tuttukları oruçlar, 00:19:46.930 --> 00:19:52.904 verdikleri zekâtlar, sadakalar, yaptıkları hayrât u hasenât, hepsi konulacak konulacak, tartılacak; 00:19:53.258 --> 00:19:55.340 öbür tarafa günahlar konulacak, tartılacak. 00:19:55.369 --> 00:20:01.360 Böyle bildiriliyor. el-Mîzânu hakkun. "Âhirette mîzan haktır." 00:20:01.118 --> 00:20:05.985 Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de buyuruluyor ki; Ve'l-veznü yevme izini'l-hakk. 00:20:06.509 --> 00:20:10.183 "Amellerin tartılması o gün haktır, gerçektir." 00:20:10.183 --> 00:20:14.505 Kur'ân-ı Kerîm'in bildirdiği bir hakikat; inkâra mecal yok. Nasıl terazi? 00:20:14.935 --> 00:20:19.724 Dünyada emsâli olmayan bir terazi olduğu için nasıl terazi olduğunu tam anlatamayız; 00:20:19.724 --> 00:20:26.310 ama ameller böyle tartılacak. Melekleri dehşete düşüren müthiş bir terazi bu. 00:20:26.419 --> 00:20:33.416 Ameller burada tartılacak. En ağır gelen şey, yani sevabı kefesine konulup da 00:20:33.416 --> 00:20:38.224 sevabı kefesini aşağı bastırtan en ağır şeylerden birisi [nedir?] 00:20:38.551 --> 00:20:40.751 Tabii çeşit çeşit sevaplı güzel [ameller] vardır... 00:20:40.751 --> 00:20:47.669 Mesela cihat sevaplıdır, zikrullah çok sevaplıdır, biliyoruz. Ama bunların en ağırı... 00:20:47.865 --> 00:20:53.210 Eskal ism-i tafdil siygasıdır; "en ağırı" [demek.] -Pektek se ile.- 00:20:53.272 --> 00:20:59.725 Eskalu mâ yûdau fi'l-mizâni. Mizana konulan şeylerin en ağırı nedir? 00:20:59.773 --> 00:21:03.644 Husnü'l-huluki. "Ahlâkın güzelliğidir." 00:21:03.644 --> 00:21:12.903 Bir insan halim selimse, cömertse, tatlı dilliyse, güleç yüzlüyse, adaletliyse, affediciyse, 00:21:13.102 --> 00:21:20.451 kerem sahibiyse, güzel huy sahibiyse işte bu güzel huyu en büyük ağırlığı teşkil edecek 00:21:20.451 --> 00:21:26.810 ve sevabı artacak, sevap [kefesini] bastırtacak. 00:21:28.725 --> 00:21:31.396 Bu hadîs-i şerîf hatırınızda kalır inşaallah. 00:21:31.809 --> 00:21:37.777 el-Hâris b. Esed el-Muhâsibî rivayet etmiş diye hatırınızda kalır. 00:21:38.121 --> 00:21:45.810 Ebu'd-Derdâ ve Ümmü'd-Derdâ radıyallahu anhümâ'yı anlattık, oradan da hatırınızda kalır. 00:21:45.482 --> 00:21:50.452 Sonra bir tekkede bulunuyoruz; burası da "güzel ahlâk mektebi" demektir. 00:21:50.790 --> 00:21:57.256 Tekkeler bir bakıma "mârifetullah mektebi" demektir, yani Allah'ı tanımayı öğreten mektep; 00:21:57.403 --> 00:22:00.557 bir bakıma da "güzel huyları öğreten mekteb" demektir. 00:22:00.868 --> 00:22:04.500 O halde bu hadîs-i şerîf kolay da olduğu için, 00:22:04.767 --> 00:22:07.867 birkaç cümleden ibaret olduğu için hatırınızda kalabilir. 00:22:08.780 --> 00:22:15.892 An Ebi'd-Derdâ radıyallahu anhu ani'n-Nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem ennehû kâle: 00:22:15.892 --> 00:22:18.892 Eskalu mâ yûdau fi'l-mîzâni husnü'l-huluki. 00:22:19.244 --> 00:22:20.327 Bunu yazabilirsiniz. 00:22:20.413 --> 00:22:23.538 Hâris-i Muhâsibî'nin en meşhur kitabı neydi? 00:22:23.746 --> 00:22:30.996 Kitab-ı Riâyeti li-Hukûkillah. li-Hukûkillah'ı unutsanız bile Kitâbu'r-Riâye hatırınızda kalsın. 00:22:31.913 --> 00:22:37.122 Semi'tü Ebâ Bekrin Muhammede'bne Abdillâh er-Râziyye yekûlu: 00:22:37.108 --> 00:22:45.706 Semi'tü Ebâ Umere el-Enmâtiyye yekûlu: Semi'tü'l-Cüneyde yekûlu: 00:22:45.909 --> 00:22:48.779 Semi'tü'l-Hârise'l-Muhâsibiyye yekûlu... 00:22:48.874 --> 00:22:55.613 Öteki şahıslara Cüneyd-i Bağdâdî nakletmiş, Hâris-i Muhâsibî demiş ki; 00:22:56.121 --> 00:23:12.204 el-Muhâsebetü ve'l-muvâzenetü fî erbaati mevâtin: fîmâ beyne'l-îmâni ve'l-küfri, 00:23:12.220 --> 00:23:21.208 ve fîmâ beyne's-sıdkı ve'l-kezibi, ve beyne't-tevhîdi ve'ş-şirki, ve beyne'l-ihlâsi ve'r-riyâi. 00:23:23.570 --> 00:23:29.336 Hâris-i Muhâsibî'nin sözünü açıklıyoruz, Arapçasını okuduk. Diyor ki; 00:23:29.336 --> 00:23:33.233 el-Muhâsebetü ve'l-muvâzenetü fî erbaati mevâtin. 00:23:35.508 --> 00:23:43.400 "Hesaplama ve tartma dört yerdedir:" Fîmâ beyne'l-îmâni ve'l-küfri. 00:23:43.804 --> 00:23:49.871 "İman ve küfür arasındadır." Ve fîmâ beyne's-sıdkı ve'l-kezibi. 00:23:49.963 --> 00:23:57.485 "Doğruyla yalan arasındadır." Ve beyne't-tevhîdi ve'ş-şirki. "Tevhidle şirk arasındadır." 00:23:58.250 --> 00:24:03.950 Ve beyne'l-ihlâsi ve'r-riyâi. "İhlâs ile riyakârlık arasındadır." 00:24:04.420 --> 00:24:09.543 "Asıl insanın hesabını bunlar üzerinde yapması lazım. 00:24:09.834 --> 00:24:20.251 Asıl insanın mîzanını ağır bastıracak veya hesabını ters çıkarttıracak 00:24:20.473 --> 00:24:23.218 bu mühim olan dört şeydir." denmiş oluyor. 00:24:23.497 --> 00:24:27.108 Hatırımızda kalsın diye bir daha okuyalım: 00:24:27.188 --> 00:24:39.678 Îmâni ve'l-küfri. İman sahibi olacağız ki hesap ve ölçmede zarar etmemek için. 00:24:39.679 --> 00:24:44.728 Fîmâ beyne's-sıdkı ve'l-kezib. Doğru olacağız, yalana hiçbir şekilde sapmayacağız. 00:24:44.753 --> 00:24:49.497 Doğru sözlü ve imanlı olacağız. Beyne't-tevhîdi ve'ş-şirki. 00:24:50.970 --> 00:24:58.275 Muvahhid olacağız; Allah'ı bir bilen ve ona göre davranışlarını ayarlayan, şirke düşmeyen, 00:24:58.601 --> 00:25:03.330 Allah'a şerik koşmayan kimse olacağız. Ve beyne'l-ihlâsi ve'r-riyâi. 00:25:03.188 --> 00:25:10.520 İhlâs sahibi olacağız, riyakâr olmayacağız. Kâle: ve kâle'l-Hârisu. 00:25:10.520 --> 00:25:17.190 Demek ki aynı rivayet zinciriyle yine o kanaldan gelmiş olan diğer haber... 00:25:17.190 --> 00:25:27.173 Men ictehede fî bâtınıhî verresehu'llâhu hüsne muâmeleti zâhırihî 00:25:28.368 --> 00:25:35.378 ve men hassene muâmeletehû fî zâhırihî mea cuhdi bâtınıhî verresehu'llâhu 00:25:35.379 --> 00:25:39.144 teâlâ el-hidâyete ileyhi li-kavlihî azze ve celle: 00:25:39.435 --> 00:25:43.691 Ve'llezîne câhedû fînâ lenehdiyennehüm sübülenâ. 00:25:44.898 --> 00:25:52.970 Ankebût sûresinin 29. âyetinde geçiyor ki; 00:25:52.988 --> 00:25:57.103 Ve'llezîne câhedû fînâ lenehdiyennehüm sübülenâ. 00:25:57.813 --> 00:26:06.185 "Bizim yolumuzda, uğrumuzda cehd edenleri, cihat edenleri Biz muhakkak 00:26:06.185 --> 00:26:14.575 ve mukakkak bize götüren yollara hidâyet ederiz, bize gelen yolları onlara buldururuz." 00:26:14.720 --> 00:26:23.683 el-Hâris b. Esed el-Muhâsibî bu âyet-i kerîmeye bağlı bir söz söylemiş. 00:26:23.701 --> 00:26:29.760 Hâris-i Muhâsibî hazretleri demiş ki; Men ictehede fî bâtınıhî. 00:26:29.118 --> 00:26:40.910 "Kim içini, bâtınını, kalbini düzeltme konusunda cehd ederse, çalışırsa..." 00:26:41.299 --> 00:26:44.241 Verresehu'llâhu hüsne muâmeleti zâhırihî. 00:26:44.451 --> 00:26:50.952 "Allah onun zâhirinin muamelesini güzel yapmayı ona nasip eder." 00:26:51.534 --> 00:26:58.368 Çünkü zâhirin temeli bâtındır. İnsan içini düzeltti mi dışındaki muamelesi, 00:26:58.383 --> 00:27:02.200 gerek halkla gerek Hâlık ile muamelesi güzel olur. 00:27:02.144 --> 00:27:06.736 Demek asıl bâtınımızı düzeltmeye gayret edeceğiz. 00:27:06.930 --> 00:27:15.788 Kalbimizi, niyetimizi, ahlâkımızı, düşüncelerimizi, tefekkürümüzü düzeltmeye çalışacağız. 00:27:15.789 --> 00:27:24.260 Bunu yapan kimsenin Allah dışını, zâhirinin muamelesinin güzel olmasını nasip eder. 00:27:24.375 --> 00:27:29.516 "Çünkü o onun kaynağı. İçi düzelince dışa doğru güzel şey aksedecek." diye 00:27:29.534 --> 00:27:30.826 ben kendim izah ediyorum. 00:27:31.000 --> 00:27:36.445 Ama Hâris-i Muhâsibî söylüyor ki; "İçi için çalıştı mı insan, Allah onun dışını ıslah eder." 00:27:36.818 --> 00:27:43.406 Ve men hassene muâmeletehû fî zâhırihî. "Ve zâhirdeki muamelesini güzelleştiren kimseye de..." 00:27:43.998 --> 00:27:52.689 Mea cuhdi bâtınıhî. "İçini düzeltme gayreti bırakmadan dışını da süsleme gayretinde oldu mu 00:27:52.714 --> 00:27:59.235 bir insan, dış muamelesini güzelleştirdi mi; halka, insanlara ve Allah'a karşı ibadeti, 00:27:59.462 --> 00:28:01.371 vazifelerini güzel yaptı mı..." 00:28:03.200 --> 00:28:11.172 Verresehu'llâhu teâlâ el-hidâyete ileyhi. "Allah o zaman kendisine doğru yolu ona gösterir." 00:28:12.306 --> 00:28:16.195 Çünkü o yolları kapattı mı kimse o yolu bulamaz. 00:28:17.127 --> 00:28:24.575 Allah hidâyet vermezse kimse karanlıklardan, zulümâttan çıkıp da esen bir noktaya varamaz. 00:28:24.865 --> 00:28:29.312 Oraya varmanın yolu bâtınını düzeltmeye çalışacak. 00:28:29.312 --> 00:28:31.149 Bâtını düzelince dışı düzelecek. 00:28:31.610 --> 00:28:36.910 Böylece bâtınını düzeltmeye devamla dış muamelesini de güzel yaptı mı o zaman 00:28:36.116 --> 00:28:39.973 Allah ona hidâyet kapılarını, yani kendisine giden yolların kapılarını açacak. 00:28:40.320 --> 00:28:41.574 Bunun delili olarak da 00:28:41.658 --> 00:28:43.200 [yukarıdaki] âyet-i kerîmeyi okuyor: 00:28:43.386 --> 00:28:46.760 Ve'llezîne câhedû fînâ lenehdiyennehüm sübülenâ. 00:28:46.760 --> 00:28:50.433 "Bizim uğrumuzda cihat edenlere Biz yollarımızı gösteririz, 00:28:50.477 --> 00:28:54.262 yollarımıza onu sevk eder, hidâyet ederiz; bize gelen yolu buldurturuz." 00:28:54.644 --> 00:29:01.762 Demek ki ve'llezîne câhedû fînâ, "Bizim uğrumuzda cihat edenler" demekteki maksat, 00:29:03.840 --> 00:29:14.648 -bu alimin anlayışına göre- içini ve dışını; yani ahlâkını, kalbini, niyetini düzeltmeye çalışıyor, 00:29:14.673 --> 00:29:17.987 dışarıda da başkalarına karşı muamelesini düzeltmeye çalışıyor. 00:29:18.412 --> 00:29:23.782 "Bu çalışma ve gayret içinde olursa hidâyetimizi nasip ederiz." diyor. 00:29:23.889 --> 00:29:27.510 Halbuki âyet-i kerîmeyi belki bazıları [şöyle] anlamış olabilir: 00:29:28.942 --> 00:29:34.232 "Bizim uğrumuzda din savaşlarına katılanlara, cihat edenlere Biz yolumuzu gösteririz." diye 00:29:34.232 --> 00:29:36.181 anlamak da mümkün. 00:29:36.331 --> 00:29:39.628 "Bizim uğrumuzda cihat edenlere Biz yolumuzu gösteririz." demek; 00:29:39.891 --> 00:29:43.142 yani "Bosna'da, Hersek'te, Kafkasya'da çarpışanlara 00:29:43.142 --> 00:29:46.451 Biz yolumuzu gösteririz." mânasına da anlaşılabilir. 00:29:46.451 --> 00:29:51.130 Ama bu alim öyle anlamıyor; içini düzeltmeye cehd eden, 00:29:51.512 --> 00:29:55.149 yani "nefsiyle, şeytanla cihat eden" demek istiyor. 00:29:55.408 --> 00:30:00.950 "Bizim uğrumuzda cihat edenlere Biz yollarımızı gösteririz" [âyetinde] o asıl cihadı 00:30:01.180 --> 00:30:04.642 "nefisle, şeytanla cihat" anlıyor ki böyle izah etmiş. 00:30:05.583 --> 00:30:11.342 Semi'tü Abdallâhi'bni Aliyyini'l-Tûsiyye yekûlu: Semi'tü'l-Huldiyye yekûlu: 00:30:11.324 --> 00:30:18.908 Semi'tü Ebâ Usmâne'l-Belediyye yekûlu: Beleğanî an Hârisini'l-Muhâsibiyyi ennehû kâle... 00:30:19.570 --> 00:30:22.180 Hâris-i Muhâsibî'nin şöyle dediği rivayet edilmiş: 00:30:22.596 --> 00:30:29.135 el-İlmü yûrisu'l-mehâfete ve'z-zühdü yûrisu'r-râhate ve'l-ma'rifetü tûrisu'l-inâbete. 00:30:29.990 --> 00:30:40.282 Buyurmuş ki; "Din konusunda alim oldu mu, ilim sahibi oldu mu, 00:30:40.272 --> 00:30:43.950 ilim insanı Allah'tan korkmaya götürür." 00:30:45.490 --> 00:30:49.788 İnnemâ yahşa'llâhe min ibâdihi'l-ulemâ âyet-i kerîmesinin mânası gibi oluyor bu. 00:30:50.493 --> 00:30:55.740 Allah'tan en çok kim korkar? Alim korkar. Cahil korkmuyor. 00:30:55.770 --> 00:31:00.208 Cahil günah işliyor boyuna... Cesur... el-Câhilu cesûrun demişler. 00:31:00.254 --> 00:31:03.655 Cahil cesaretlidir; günah işler, Allah'ın azabından korkmaz. 00:31:03.751 --> 00:31:09.807 Tepesine bir inecek sille, mahvolacak, onu hiç düşünmez. Cahil cesurdur. 00:31:10.503 --> 00:31:13.645 Kim korkar? Alim korkar. Allah'ı bilen korkar. 00:31:14.895 --> 00:31:24.695 İlim insana korku, mehâfetullah getirir, gönlünde mehâfetullah hâsıl eder. 00:31:25.100 --> 00:31:26.921 Ve'z-zühdü yûrisu'r-râhate. 00:31:27.264 --> 00:31:31.829 "Ve bir insan zahid oldu mu, zühd de insanda rahatlık meydana getirir." 00:31:31.980 --> 00:31:38.473 Zühd neydi? "Dünyaya değer vermemek, rağbet etmemek, âhirete rağbet etmek." 00:31:38.878 --> 00:31:42.850 İnsan âhirete rağbet etti de dünyaya değer vermedi mi o zaman rahat olur. 00:31:43.414 --> 00:31:48.300 Bütün sıkıntılar dünya sevgisinden kaynaklanıyor; mevki, makam, para, pul vesaire, 00:31:48.336 --> 00:31:49.690 gürültü patırtı ondan kopuyor. 00:31:50.110 --> 00:31:55.420 Zühd sahibi oldu mu rahat olur. İlim sahibi oldu mu Allah'tan korkan bir insan olur. 00:31:55.199 --> 00:32:01.658 Çünkü ilim mehâfetullah hâsıl eder. Zühd de insanda rahatlık hâsıl eder. 00:32:01.783 --> 00:32:04.866 Ve'l-ma'rifetü tûrisu'l-inâbete. 00:32:03.989 --> 00:32:12.198 "Eğer Allah bilgisi gönlünde canlanır, nuru hâsıl olur, mârifetullaha ererse bir insan, 00:32:12.489 --> 00:32:18.198 ârif kul olursa o da insanda inâbe meydana getirir." 00:32:18.211 --> 00:32:23.811 Yani Allah'a yönelme meydana gelir. Allah'ı bilen Allah'a sarılır, 00:32:23.811 --> 00:32:32.556 Allah'a döner, Allah'la meşgul olur, O'na teveccüh eder, gecesi gündüzü O'nunla geçer. 00:32:33.940 --> 00:32:39.566 Kısaca tekrar söyleyelim: İlim korku, mehâfetullah meydana getirir. 00:32:39.982 --> 00:32:46.600 Zühd rahatlık meydana getirir. Mârifetullah da Allah'a dönüş meydana getirir. 00:32:46.538 --> 00:32:50.233 Allah'ı bilen Allah'a koşar. Çünkü sever, sayar, koşar. 00:32:51.520 --> 00:32:58.131 Kâle: ve kâle'l-Hârisü: Hıyâru hâzihi'l-ümmeti ellezîne lâ teşğalühüm âhiretühüm 00:32:58.131 --> 00:33:01.394 an dünyâhüm ve lâ dünyâhüm an âhiretihim. 00:33:02.705 --> 00:33:09.929 Yine buyurmuş ki; "Bu ümmetin en hayırlıları onlardır ki âhiretleri 00:33:10.266 --> 00:33:16.844 onları dünyalarından alıkoymuyor, dünyaları da onları âhiretlerinden alıkoymuyor." 00:33:18.248 --> 00:33:22.590 Bu büyük bir mutasavvıf olduğu halde hadîs-i şerîfteki gibi söylüyor. 00:33:22.166 --> 00:33:24.625 Bu hususta dört-beş hadîs-i şerîf vardır. 00:33:25.441 --> 00:33:28.371 Hem dünyayı hem âhireti dengeli bir şekilde götürüyor. 00:33:28.611 --> 00:33:35.420 Yani dünya vazifelerini de ihmal etmiyor, dünyaya dalıp âhiret ibadetlerini de ihmal etmiyor. 00:33:35.572 --> 00:33:39.198 Âhiret ibadetlerine dalıp dünya vazifelerini de unutmuyor. 00:33:39.152 --> 00:33:40.778 [Yukarıda] terceme-i hâli geçen 00:33:40.819 --> 00:33:42.944 [hicrî] 32 senesinde vefat etmiş olan Ebu'd-Derdâ 00:33:42.991 --> 00:33:48.101 radıyallahu anh Selmânu'l-Fârisî ile âhiret kardeşiydi. 00:33:49.152 --> 00:33:54.402 Peygamber Efendimiz sahabe-i kirâmı birbirleriyle kardeş etmişti. 00:33:54.681 --> 00:33:57.204 Bu ikisi de birbirleriyle kardeş olmuşlardı. 00:33:57.694 --> 00:34:02.874 Selmânu'l-Fârisî bir keresinde Ebu'd-Derdâ hazretlerinin kulübesine onu ziyarete gitti. 00:34:03.360 --> 00:34:09.645 Anlaşılan biraz uzakça bir yerde; yürümüş, ziyaretine gitmiş. Kapıyı çalmış. 00:34:09.723 --> 00:34:14.836 Karşısına Ümmü'd-Derdâ radıyallahu anhâ çıkmış. Ümmü'd-Derdâ kim? 00:34:15.430 --> 00:34:17.668 Ebu'd-Derdâ hazretlerinin hanımı. 00:34:17.692 --> 00:34:20.901 Huceymetü'bnü Huyey el-Avsâbiyye. 00:34:20.984 --> 00:34:25.276 Kapıya o çıkmış. "Nerede benim kardeşim Ebu'd-Derdâ?" demiş. 00:34:25.385 --> 00:34:30.546 Yani kocasını, nerede olduğunu soruyor. Demiş ki; "Evde yok." 00:34:30.660 --> 00:34:36.828 Ama bakmış ki Ümmü'd-Derdâ'nın üstü başı perişan, ev perişan, çok bakımsız. 00:34:37.472 --> 00:34:41.725 "Bu ne hal?" demiş. "Senin kardeşin dünyayı terk etti." demiş. 00:34:41.859 --> 00:34:46.568 Yani Ebu'd-Derdâ dünyaya aldırmıyor. Zaten hanımının da ne zaman yanına girseler 00:34:46.485 --> 00:34:47.819 hep namazda görüyorlardı. 00:34:48.124 --> 00:34:51.734 Bey de öyle, hanım da öyle. Allah şefaatlerine erdirsin. 00:34:53.798 --> 00:35:00.262 Beklemiş. Ebu'd-Derdâ gelmiş. Sarılmış, "Hoşgeldin!" demiş, 00:35:00.262 --> 00:35:02.390 memnuniyetini izhar etmiş, sevinmiş. 00:35:02.390 --> 00:35:09.299 Selmânu'l-Fârisî hazretlerine yemek çıkarmış. "Buyur, ye." 00:35:09.805 --> 00:35:14.338 "Sen de otur, beraber yiyelim." demiş. "Yok, ben yemeyeceğim." 00:35:14.338 --> 00:35:19.202 "Niye?" "Oruçluyum." "Otur." demiş. Oturtmuş. "Oruçluyum?" 00:35:19.471 --> 00:35:23.932 "Olsun, benimle beraber ye..." Yemeği yedirmiş. Tabii Ramazan orucu değil, 00:35:23.932 --> 00:35:25.926 Ramazan orucu olsaydı Selman da tutacaktı. 00:35:26.652 --> 00:35:30.270 Ramazan değil, nafile oruç, yani sevap kazanmak için tutulan bir oruç. 00:35:30.276 --> 00:35:32.318 Sonra akşam orada misafir kalmış. 00:35:32.544 --> 00:35:35.990 Ev herhalde uzaktaydı, Peygamber Efendimiz'in mescidine gelemediler. 00:35:36.229 --> 00:35:41.973 Akşam orada misafir kalmış. Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh yatağı hazırlamış; 00:35:41.973 --> 00:35:46.750 "Yat." demiş. "Sen ne yapacaksın?" "Benim biraz meşguliyetim var." 00:35:46.750 --> 00:35:51.738 Ya namaz kılacak, tesbih çekecek... "Yok, sen yatmazsan ben de yatmam. Yat." demiş. 00:35:52.734 --> 00:35:56.235 "Peki" demiş, yatmış. Yine söz dinliyor, birbirlerini kırmıyorlar. 00:35:57.118 --> 00:36:04.197 Yatmış. Biraz sonra Selmânu'l-Fârisî uyudu sandığı bir zamanda 00:36:04.436 --> 00:36:06.861 yavaşça yatağından kalkmak istemiş. 00:36:06.861 --> 00:36:12.387 Uyumadı, kalkacak, ibadet edecek. Selman'ın hatırı kırılmasın diye yattı ama 00:36:13.526 --> 00:36:17.444 Selman radıyallahu anh de uyumamış daha. O kalkarken bileğinden tutmuş; 00:36:17.457 --> 00:36:19.981 "Yat aşağı." Onu yine yatırmış. 00:36:19.984 --> 00:36:26.943 Bu böyle birkaç defa olmuş. Neticede bakmış, kurtuluş yok; yatmış, uyumuş. 00:36:27.456 --> 00:36:31.740 Ama teheccüd vaktinde Selmânu'l-Fârisî hazretleri kaldırmış onu; 00:36:32.242 --> 00:36:39.900 "Hadi kalk şimdi." diye... Beraber kalkmışlar, abdest almışlar, teheccüd namazını kılmışlar. 00:36:39.901 --> 00:36:42.259 Ondan sonra sabah namazına Mescid-Saadet'e gelmişler. 00:36:42.763 --> 00:36:52.107 Fakat Ebu'd-Derdâ hazretleri rahatsız olmuş; orucunu bozdurdular, gece ibadetini yaptırmadılar, 00:36:52.425 --> 00:36:55.676 evvelki günler kıldığı kadar namaz kılamadı, tesbih çekemedi... 00:36:56.270 --> 00:36:58.189 İçinde bir eziklik var demek ki... 00:36:58.189 --> 00:37:02.451 Peygamber Efendimiz'in yanına varıp şikâyet etmiş, demiş ki; 00:37:02.451 --> 00:37:08.500 "Yâ Resûlallah, Selman bana orucumu bozdurdu, ibadetlerimi tam yaptırtmadı." 00:37:09.467 --> 00:37:15.525 Selmânu'l-Fârisî de gelmiş; "Yâ Resûlallah, evine gittim; evi perişan, hanımı perişan, 00:37:15.788 --> 00:37:20.355 evde yiyecek yok, içecek yok, eşya yok, üst yok, baş yok. 00:37:20.901 --> 00:37:22.260 Çok perişan gördüm. 00:37:22.444 --> 00:37:27.403 Baktım, gündüz oruç tutuyor, gece uyku uyumuyor. 00:37:27.694 --> 00:37:32.320 Onun için böyle yaptım." deyince Peygamber Efendimiz kimi haklı görüyor? 00:37:33.552 --> 00:37:37.500 Selmânu'l-Fârisî hazretlerini haklı görüyor. Buyuruyor ki; 00:37:37.128 --> 00:37:43.162 "Selman haklı. Çünkü senin üzerinde ailenin yani hanımının, çoluk çocuğunun hakkı var. 00:37:43.393 --> 00:37:48.430 Senin üzerinde vücudunun hakkı var." Vücudun hakkı nedir? 00:37:48.430 --> 00:37:53.418 İstirahattir. Uyuyacak, yiyecek. Zamanı gelince istirahat ettirmek lazım. 00:37:54.980 --> 00:38:06.956 "Senin üzerinde Rabbinin de hukuku vardır." Fe-a'tı külle zî hakkın hakkahû. 00:38:07.710 --> 00:38:11.343 "Her hak sahibine hakkını dengeli olarak ver, ihmal etme." 00:38:11.694 --> 00:38:14.579 Ne hanımını evini ihmal edecek, ne işini dünyasını ihmal edecek, 00:38:14.784 --> 00:38:20.740 ne vücudunun istirahatini ihmal edecek, ne de ibadetini ihmal edecek. 00:38:21.198 --> 00:38:34.233 Nasıl yapacak? Hepsini zamanında yapacak. Hepsini sünnet olan ölçüler içerisinde yapacak. 00:38:34.336 --> 00:38:38.133 Nitekim Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden biliyoruz ki 00:38:38.333 --> 00:38:45.472 Efendimiz de oruçlu olan bir kimseye böyle bir ziyafette; 00:38:46.149 --> 00:38:51.742 "Bak, kardeşin senin için ziyafet yapmış, tekellüf yapmış, zahmet etmiş, 00:38:52.141 --> 00:38:58.504 bir şeyler hazırlamış; ye, şimdi iftar et, sonra orucu tutarsın." buyurmuş. 00:38:59.573 --> 00:39:05.261 Geçen akşam bir yerde babamla beraberdik. Abdülaziz Hocaefendi'den duymuş, 00:39:06.285 --> 00:39:10.389 ya da Ömer Nasuhi Hocaefendi'nin yanına gelmiş, söylemişler. 00:39:10.669 --> 00:39:14.990 "Evlâdım, sevap iki misli olur." demiş. 00:39:14.547 --> 00:39:18.699 Bir, o arkadaşının hatırını kolladığı için sevap kazanıyor, 00:39:18.699 --> 00:39:22.241 bir de oruç tutmaya niyetlenmiş olduğu için oradan sevap kazanıyor. 00:39:22.500 --> 00:39:25.162 Ödeyecek, sonra bir de oradan sevap kazanıyor. 00:39:25.500 --> 00:39:30.776 Yani hadîs-i şerîfe uygun davranış o. Uyku konusunda da öyle... 00:39:30.937 --> 00:39:35.834 Peygamber Efendimiz gecenin evvel vaktinde yatardı ama teheccüde kalkardı. 00:39:35.927 --> 00:39:39.127 Selmânu'l-Fârisî radıyallahu anh daha bilgili. 00:39:39.944 --> 00:39:45.695 Ayvansaray tarafında, Eyüp'ten Ayvansaray'a giderken Ebu'd-Derdâ 00:39:45.815 --> 00:39:49.951 radıyallahu anh'ın kabri vardır, öyle yazıyor. 00:39:50.447 --> 00:39:57.568 Ben gittim, ziyaret ettim. Mescit yapılmış; ama harabe... 00:39:58.851 --> 00:40:05.862 Ama kitaplara baktım; Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh'ın Arap diyarlarında vefat ettiği söyleniyor. 00:40:06.270 --> 00:40:11.706 Anlaşılıyor ki aynı isimde birkaç tane şahıs olabiliyor mâlum... 00:40:12.610 --> 00:40:19.550 Bu zamanda mesela kaç tane Mehmet Aydın var, kaç tane Lütfi Doğan var.... 00:40:19.795 --> 00:40:29.710 Böyle birkaç tane şahıs olabiliyor. O bakımdan, buradaki herhalde bir başka zât olmalı, 00:40:29.914 --> 00:40:31.851 bir başka Ebu'd-Derdâ olmalı. 00:40:32.760 --> 00:40:37.250 Asıl, şu terceme-i hâlini, "32 senesinde vefat etti." diye okuduğumuz 00:40:37.730 --> 00:40:44.211 Ebu'd-Derdâ herhalde Arap diyarında. 00:40:44.951 --> 00:40:49.947 Buradaki bir başka Ebu'd-Derdâ olmalı. Evet, bu [konuyu] neden [açtık?] 00:40:51.600 --> 00:40:57.542 Bu ümmetin en hayırlıları, âhiretleri kendilerini dünyalarından alıkoymayan, 00:40:57.567 --> 00:41:01.417 dünyaları da kendilerini âhiretten alıkoymayan kimselerdir. 00:41:01.897 --> 00:41:07.680 Hem dünyalığa gerektiği şekilde, ölçüsü kadar kıymet verip çalışıyorlar, 00:41:07.680 --> 00:41:12.299 hem de âhirete gerektiği gibi ölçülü bir şekilde çalışıyorlar. 00:41:12.920 --> 00:41:16.595 Bir insanın çalışmayıp başkasına yük olmasından 00:41:16.595 --> 00:41:21.233 veya çoluk çocuğunu muhtaç duruma düşürmesinden çalışması, kazanması, 00:41:21.233 --> 00:41:25.689 çoluk çocuğuna yedirmesi, başkasına da hayır hasenât yapması daha sevaplıdır. 00:41:26.130 --> 00:41:31.912 O bakımdan bu dünyalık çalışmayı yapacak. Yani helal bir kazanç çalışması yapacak. 00:41:32.246 --> 00:41:37.857 Sünnet-i seniyyeye uygun olan [bu.] "Ben hep ibadet edeceğim." diye dağ başına çekilip de 00:41:37.857 --> 00:41:41.862 hiç böyle dünyalık çalışmama tarzı makbul değil. 00:41:42.298 --> 00:41:46.711 Tamamen dünyaya dalıp da Cumasını, namazını, ibadetini, hayrını, hasenâtını, 00:41:46.711 --> 00:41:49.761 haccını vesairesini terk etmek de yanlış. 00:41:50.215 --> 00:41:55.772 Dengeli olacak, ölçülü olacak, ne kadar değer vermek gerekirse o kadar değer verecek. 00:41:55.976 --> 00:42:01.903 Bazı büyüklerimiz de diyorlar ki; "Dünyana orada ne kadar kalacaksan o kadar çalış, 00:42:01.903 --> 00:42:04.892 âhirete de âhirette ne kadar kalacaksan o kadar çalış." 00:42:04.895 --> 00:42:11.129 O zaman iş değişir. Âhirette ebedî kalacağımız için oraya çok çalışmak lazım. 00:42:11.722 --> 00:42:15.856 Dünyada kısa bir müddet kalıp gideceğimiz için pek aldırmamak lazım. 00:42:15.856 --> 00:42:22.150 Ama hadîs-i şerîflerden çıkan doğru, sahih mâna; dengeli hareket etmektir, 00:42:22.690 --> 00:42:24.240 dengesizlik yapmamaktır. 00:42:25.921 --> 00:42:32.119 Kâle: ve kâle'l-Hârisü. Aynı rivayet zinciriyle yine şöyle dediği rivayet edilmiş: 00:42:35.311 --> 00:42:41.722 Ellezî yeb'asü'l-abde ale't-tevbeti terkü'l-ısrâri ve'llezî yeb'asühû 00:42:41.722 --> 00:42:45.538 alâ terki'l-ısrâri mülâzemetü'l-havfi. 00:42:46.477 --> 00:42:51.386 Kul tevbe ediyor. Nasıl tevbe ediyor? 00:42:51.386 --> 00:42:58.576 Tevbe, "dönüş" demek. Günahtan dönüyor, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna dönüş yapıyor. 00:42:59.280 --> 00:43:05.470 Bunun sebebi nedir? Kulu tevbeye sevk eden ısrarı terk etmesidir. 00:43:05.214 --> 00:43:09.896 Günahı tekrar tekrar işlemeyi terk etmesidir. İnsan bir kere bir günahı işleyebilir; 00:43:09.896 --> 00:43:14.843 ama onu alışkanlık hâline getirmeyecek, yapmışsa tevbe edecek, 00:43:15.650 --> 00:43:17.442 bir daha düşmemeye [dikkat edecek,] ısrar etmeyecek. 00:43:18.249 --> 00:43:21.185 Israr etti mi küçük günahlar bile büyür. 00:43:21.185 --> 00:43:25.726 "Canım sigara sadece mekruhmuş, işte içiyorum." Onu içe içe günahı büyür. 00:43:26.549 --> 00:43:31.907 Lâ sağîrate mea'l-ısrâr. "Israr olduğu zaman küçük günah kalmaz, küçük günah büyür." 00:43:31.907 --> 00:43:37.147 Çünkü ısrar ediyor, inat ediyor, tekrar ediyor, devam ettiriyor. O zaman büyür. 00:43:38.178 --> 00:43:42.665 Ve lâ kebîrete mea'l-istiğfar. "Tevbe edince de günahlar affedilir." diye bildiriliyor. 00:43:43.280 --> 00:43:47.752 Demek ki kulun tevbe etmesinin asıl sebebi ısrarı terk etmesidir. 00:43:48.113 --> 00:43:51.910 O halde bizler günahta ısrar etmeyeceğiz. Yaptığımız bir hata küçük de olsa 00:43:51.903 --> 00:43:53.278 tekrar tekrar yapmayacağız. 00:43:53.408 --> 00:43:58.375 Bir defa yapmışsak hemen bırakacağız. Israrı bırakınca Allah tevbeyi nasip ediyor. 00:43:58.944 --> 00:44:04.319 Israr ederken tevbe olmaz. "Israrı bırakınca tevbe nasip oluyor." diyor bu zât, 00:44:04.357 --> 00:44:05.410 tecrübesine dayanarak... 00:44:05.866 --> 00:44:10.330 Israrı bırakmaya da ne sebep oluyormuş? 00:44:10.878 --> 00:44:14.799 Ve'llezî yeb'asühû alâ terki'l-ısrâri mülâzemetü'l-havfi. 00:44:15.433 --> 00:44:24.686 "Havfa sarılmak, yani Allah korkusuna dalmak; onu düşünmek, onu kendisine meşgale etmek." 00:44:24.987 --> 00:44:31.255 Allah'tan korkmayı düşünmek ısrarı terk ettirir. Israrı terk edince de tevbe nasip olur. 00:44:31.707 --> 00:44:38.325 Demek ki içinde havfullah, Allah korkusu olacak. O halde ne yapmak lazım? 00:44:38.747 --> 00:44:41.415 Allah'ın korkulacak şeylerini hatırlamak lazım. 00:44:41.614 --> 00:44:44.382 Mesela cehennem hakkındaki kitapları okumak lazım. 00:44:44.860 --> 00:44:47.927 Mahşer gününün dehşeti hakkında bahisleri okumak lazım. 00:44:47.927 --> 00:44:51.311 Çoluk çocuğa anlatmak lazım. Kabrin ahvâlini anlatmak lazım. 00:44:51.311 --> 00:44:54.222 Kabirde azaplar neden oluyor, anlatmak lazım. 00:44:54.270 --> 00:44:58.913 Bunları söylemek lazım ki havfullah, korku meydana gelsin. 00:44:59.860 --> 00:45:05.230 Korku ısrarı terk ettirsin. Israrı bırakınca da tevbe nasip olsun. 00:45:06.525 --> 00:45:10.379 Kâle ve kâle'l-Hârisü. Yine aynı rivayet zincirinde buyurmuş ki; 00:45:10.579 --> 00:45:16.988 Lâ yenbeğî en yatlube'l-abdu el-veraa bi-tad'yîi'l-vâcibi. 00:45:19.159 --> 00:45:32.577 "Kulun vâcibi zâyi ederek vera' elde etmeye çalışması olmaz, gerekmez. Böyle şey olmaz." 00:45:36.484 --> 00:45:43.250 Vera', "takvâ" demek ama "kuvvetli takvâ duygusu" demek, "şüphelilere bile yanaşmamak" demek. 00:45:43.937 --> 00:45:50.168 Bu vera' duygusu vâcipleri, gereklileri yapmadığı zaman hâsıl olmaz. 00:45:50.898 --> 00:45:56.663 Vâcipleri tamamen yapacak, üzerine mâ vecebe aleyhi vazife olan şeyleri, 00:45:56.663 --> 00:46:01.731 farzları vesaireleri güzelce yapacak, ondan sonra vera' hâsıl olur. 00:46:01.000 --> 00:46:07.000 O vâcibâtı yapmadan, gerekli olan emirleri vesaireleri tutmadan vera' sahibi olması mümkün değildir; 00:46:07.000 --> 00:46:09.000 boşuna bir aramadır o. 00:46:09.530 --> 00:46:15.405 Kâle ve kâle'l-Hârisü: Ekseru şuğli'l-hakîmi fîmâ yûcibuhû aleyhi'l-vaktü 00:46:15.664 --> 00:46:19.619 ve'llezî hüve evlâ bihî fîhi. 00:46:20.833 --> 00:46:25.909 Hâris hazretleri yine aynı rivayet zinciriyle buyurmuş ki; 00:46:27.236 --> 00:46:34.817 Ekseru şuğli'l-hakîmi. "Hikmet sahibi kulun meşguliyeti ekseriyetle şudur:" 00:46:36.276 --> 00:46:41.194 Hakîm ne demek? "Muhakemesi kuvvetli, yaptığı işi sağlam yapan 00:46:41.550 --> 00:46:48.130 ve yerli yerince yapan, hükmü isabetli olan kimse" demek. 00:46:48.550 --> 00:46:55.204 Böylelerine Araplar "hakîm" derler. Avrupa'da düşündüğü için "filozof" derler. 00:46:55.204 --> 00:47:03.891 "Lokman hakîm" diyoruz. "Hakîmâne bir söz" diyoruz. "Hakîmâne bir şiir" diyoruz. 00:47:05.520 --> 00:47:10.732 Hakîmin ekseriyetle meşguliyeti nedir? Fîmâ yûcibuhû aleyhi'l-vaktü. 00:47:11.320 --> 00:47:17.740 "Hakîm olan, hikmet sahibi olan insan vaktin gerektirdiği şeyle meşgul olur." 00:47:17.404 --> 00:47:25.100 Tabii hikmet sahibi olmak, isabetli düşünebilmek ve hakîmâne düşünebilmek, 00:47:25.372 --> 00:47:28.583 yerli yerince düşünebilmek çok kıymetli bir vasıftır. 00:47:29.314 --> 00:47:33.665 Ve men yu'te'l-hikmete fekad ûtiye hayran kesîrâ. 00:47:33.981 --> 00:47:37.534 "Kime bu vasıf verilmişse çok büyük hayırlar verilmiş demektir." 00:47:37.668 --> 00:47:42.911 Herkes dengeli düşünemiyor. Herkes kaşık yontuyor ama sapını ortaya getiremiyor. 00:47:44.131 --> 00:47:47.490 Nasreddin Hoca ne söylemiş? "Soğanla yoğurt yemeyi ben buldum; 00:47:47.490 --> 00:47:49.540 ama doğrusu ben de beğenmedim." demiş. 00:47:49.124 --> 00:47:53.700 Yani insan bir şeyler yapıyor ama güzel olmuyor. 00:47:53.213 --> 00:47:59.198 Yoğurda şeker koyarsanız güzel olur; ama soğanla yoğurt güzel olmuyor. 00:47:59.617 --> 00:48:04.205 Demek ki her yapılan iş güzel olmuyor; yerli yerince uygun düşmesi lazım. 00:48:04.616 --> 00:48:08.382 Her sanatkârın eseri beğenilmiyor, bazısınınki beğeniliyor. 00:48:08.382 --> 00:48:12.238 Her hattatın yazısı beğenilmiyor, bazısınınki beğeniliyor. 00:48:12.617 --> 00:48:19.309 Hakîm olan insan, tabii bu sıfata sahip bir insan iyi bir vasfa sahip demektir. 00:48:19.604 --> 00:48:24.739 Peygamber Efendimiz'e de Allahu Teâlâ hazretleri hem Kur'ân-ı Kerîm'i vermiştir 00:48:24.739 --> 00:48:26.140 hem de hikmet vermiştir. 00:48:26.278 --> 00:48:28.804 O da hadîs-i şerîf olarak tezahür ediyor. 00:48:28.804 --> 00:48:34.582 Efendimiz'in sözleri hikmet sıfatından doğup çıkıyor, o kaynaktan kaynaklanıyor. 00:48:35.360 --> 00:48:41.449 Hakîm olan insanın ekseriyetle meşguliyeti zamanının icap ettirdiği şeydir. 00:48:42.234 --> 00:48:46.651 Her zamanın kendine göre yapılması gereken işi vardır. Geceleyin 00:48:48.260 --> 00:48:51.860 kalkıyorsun, mutfağa yemek yemeye gidiyorsun. 00:48:51.895 --> 00:48:53.242 Şimdi yemek yeme zamanı değil. 00:48:53.378 --> 00:49:01.968 Şimdi teheccüd kılma zamanı. Zaman kıymetli; kaçırma. Namaza iki dakika kalmış; 00:49:02.358 --> 00:49:05.109 açıyorsun masayı, kitabı vesaireyi... 00:49:05.222 --> 00:49:07.789 Ya şimdi abdest al; camiye gitme zamanı. 00:49:08.633 --> 00:49:16.997 Veyahut sabah namazından sonra insan camide oturup da zikirle meşgul oldu mu 00:49:16.983 --> 00:49:20.317 bir hac ve umre sevabı alıyor; onu yap. 00:49:20.895 --> 00:49:25.889 Zamanın bak, kıymeti var. İkindiyle akşam arasında istiğfarla, tevbeyle meşgul oldu mu; 00:49:25.889 --> 00:49:29.222 gün kapanıyor, güneş batıyor, o zaman o kıymetli. 00:49:29.538 --> 00:49:36.421 Hakîm insan ekseriyetle zamanın icap ettirdiği işi ve ibadeti yapar. 00:49:36.511 --> 00:49:41.287 Hikmetsiz insan da bu fırsatları kaçırır, yani yerli yerinde yapmaz. 00:49:42.200 --> 00:49:47.869 Uyunacak yerde uyanık gezer, uyanık olacak zamanda yatar uyur. 00:49:48.838 --> 00:49:54.589 Gece saat 1'lere, 2'lere kadar sokakta, köşe başında durur, ondan sonra yatağa yatar; 00:49:54.589 --> 00:49:56.799 ne teheccüd kılabilir, ne sabah namazına kalkabilir. 00:49:57.348 --> 00:50:02.412 Yersiz iş yapıyor. O hakîm değil. "Hakîm insan vaktin gerektiği şeyi yapandır." diyor. 00:50:03.469 --> 00:50:09.570 Ve'llezî hüve evlâ bihî fîhi. "Hatta vaktin gerektirdiği değil de, 00:50:09.570 --> 00:50:15.462 vaktin gerektirdiği birkaç tane şey olsa onun evlâ olanını, en uygun olanını yapandır." 00:50:15.639 --> 00:50:19.794 "Şu da yapılabilir, şu da yapılabilir, şu da yapılabilir; ama şunu yapmak evlâ..." 00:50:20.469 --> 00:50:25.210 Evlâsını seçebilen, yani daha uygun olanını seçebilen hakîm kimsedir. 00:50:26.379 --> 00:50:29.713 O halde, bu sözden bizim çıkaracağımız ders şu oluyor: 00:50:30.270 --> 00:50:34.191 Zamanımızın, içinde yaşadığımız dakikaların, saatin, 00:50:34.191 --> 00:50:40.288 günün o diliminin hangi iş yapmak için ayrılmış olduğunu dînen bilip ona göre [iş yapmalıyız.] 00:50:40.288 --> 00:50:45.733 Uyku zamanında uyumalıyız. Televizyonla, maç seyretmekle vakit öldürmemeli. 00:50:46.330 --> 00:50:50.233 İbadet zamanında kalkmalıyız. Çalışma zamanında çalışmalıyız. 00:50:50.871 --> 00:50:52.560 İstirahat zamanında istirahat etmeliyiz. 00:50:52.560 --> 00:50:57.128 Bakın, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem öğleden evvel bir miktar uyurdu. 00:50:58.171 --> 00:51:03.860 İnne'n-Nebiyye kad nâme. "Öğlenden önce muhakkak uyurdu." Neden uyurdu? 00:51:04.733 --> 00:51:10.652 Öğleyin tam güneş doğmuştur, günün ortası olmuştur, zaten teheccüd vaktinde kalktı, 00:51:10.652 --> 00:51:15.336 sabah namazını kıldı, işine gitti, çalışmasını yaptı, birçok işleri başardı; 00:51:15.709 --> 00:51:17.436 günün ortasında yoruldu, uyudu. 00:51:18.114 --> 00:51:24.272 Bu uyku çok faydalıdır, vücuda da faydalıdır, zihne de faydalıdır, tam da yerli yerincedir. 00:51:24.622 --> 00:51:30.264 İnsan o vakitte uyuyabilirse uyumalı, istirahat edebilmeli. 00:51:30.688 --> 00:51:35.467 İstirahat ederse öğleden sonrası da dinç, tam enerjili çalışmayla geçebilir. 00:51:35.467 --> 00:51:40.821 İstirahat etmezse öğleden sonra kafası çalışmamaya başlar, gözleri kapanmaya başlar, 00:51:40.821 --> 00:51:44.716 uyuklamaya başlar, verimsiz bir duruma düşer. 00:51:45.246 --> 00:51:51.890 Demek ki uykunun, uyumanın, uyanmanın, çalışmanın, ibadetin, 00:51:51.890 --> 00:51:54.135 her şeyin zamanını iyi bilmek lazım. 00:51:54.514 --> 00:51:56.753 "Hakîm insan bunu yapar." diyor. 00:51:56.985 --> 00:52:02.360 Kâle: ve kâle'l-Hârisü: Sıfâtü'l-ubûdiyyeti ellâ terâ li-nefsike milken 00:52:02.996 --> 00:52:06.673 ve ta'leme enneke lâ temlikü li-nefsike darran ve lâ nef'â. 00:52:07.459 --> 00:52:14.321 "Ubûdiyetin, kulluğun alâmeti, asıl vasfı, hâkim sıfatı şudur:" 00:52:15.910 --> 00:52:22.300 Ellâ terâ li-nefsike milken. "Kendinde bir sahiplik, sahip olduğun bir şey görmemendir." 00:52:22.741 --> 00:52:26.146 Ve ta'leme enneke lâ temlikü li-nefsike darran ve lâ nef'â. 00:52:26.493 --> 00:52:31.159 "Ve sen kendi nefsine ne fayda ne zarar getirebilirsin; ne malın var, 00:52:31.776 --> 00:52:34.110 ne de bir şey yapabilme iktidarın var." 00:52:34.152 --> 00:52:41.319 Asıl kulluk budur işte, bunu bilmektir. Asıl ubûdiyet vasfı kuldaki bu şuurdur. 00:52:41.444 --> 00:52:43.569 "Biliyor ki her şey Allah'tandır. 00:52:43.584 --> 00:52:48.793 Kendisinin zararı, faydası yok. Her şey Allah'ın lütfuna kalmıştır. 00:52:49.209 --> 00:52:55.100 O'na iltica eder, O'na tevekkül eder, O'ndan ister, O'na dayanır." demek oluyor. 00:52:55.529 --> 00:53:02.488 Evet, gelelim sorulara... 59. sayfanın 10. paragrafında bırakmış oluyoruz. 00:53:02.862 --> 00:53:06.696 Allah hepinizden razı olsun. Fâtiha-i Şerîfe meâl besmele.