WEBVTT 00:00:00.463 --> 00:00:04.396 es-Salâtu ve's-selâmu ala seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn 00:00:05.717 --> 00:00:08.988 abdihî ve habîbihî Muhammedini'l-Mustafâ 00:00:12.173 --> 00:00:16.378 ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. 00:00:17.343 --> 00:00:18.463 Emmâ ba'd: 00:00:19.153 --> 00:00:21.143 Aziz ve muhterem kardeşlerim! 00:00:22.632 --> 00:00:25.927 Cumartesi günleri İstanbul'da bulunduğumuz zamanlarda 00:00:26.668 --> 00:00:32.767 bu güzel tekkede Tabakâtü's- sûfiyye'yi okuyup devam ediyoruz. 00:02:45.409 --> 00:02:48.211 59. sayfanın onuncu bendinde; 00:02:49.524 --> 00:02:51.477 Kâle ve kâle'l-Hârisü; 00:02:51.797 --> 00:02:57.220 yani daha önce geçmiş olan rivayet zinciriyle; 00:03:00.715 --> 00:03:04.813 Abdullah b. Aliyyin et-Tûsiyyi'den Huldî'ye, 00:03:04.991 --> 00:03:07.113 Huldî'den Ebû Osman el-Beledî'ye, 00:03:07.198 --> 00:03:15.370 ondan Hâris-i Muhâsibî'ye uzanan zincir ile aynı senetle 00:03:16.544 --> 00:03:22.939 Hâris b. Esed el-Muhâsibî hazretleri buyurmuş ki: 00:03:23.149 --> 00:03:27.100 et-Teslîmü hüve's-sübûtü inde nüzûli'l-belâi 00:03:27.461 --> 00:03:32.577 min-gayri tegayyürin minhu fi'z-zâhiri ve'l-bâtıni. 00:03:34.531 --> 00:03:37.566 Tarikatte ''teslimiyet'' diye bir makam var. 00:03:37.975 --> 00:03:39.530 Onun tarifiyle ilgili. 00:03:40.612 --> 00:03:41.732 et-Teslîmü. 00:03:44.409 --> 00:03:52.331 ''Teslimiyet'' Allah'ın hükmüne, kaza ve kaderin tecellisine rıza göstermek; 00:03:52.665 --> 00:03:56.768 ceza' ve feza' göstermemek, itiraz etmemek, 00:03:57.140 --> 00:04:00.792 taşkınlık yapmamak, ağzını açıp gözünü yumup da 00:04:00.883 --> 00:04:07.370 ileri geri edepsizce konuşmamaya dikkat etmek. 00:04:09.789 --> 00:04:11.400 Tarifinde diyor ki; 00:04:11.420 --> 00:04:15.920 et-Teslîmü. ''Teslimiyet'' Hüve's-sübûtü inde nüzûli'l-belâi. 00:04:17.417 --> 00:04:20.919 ''Kendisinin başına bela geldiği zaman 00:04:21.109 --> 00:04:25.180 sapa sağlam durmasıdır, sabit olmasıdır, sebat etmesidir.'' 00:04:25.647 --> 00:04:27.366 Min-gayri tegayyürin minhu. 00:04:27.531 --> 00:04:31.787 ''Kendisinden hiçbir değişiklik meydana gelmeden, 00:04:31.787 --> 00:04:34.117 olduğu yerde sapa sağlam durmasıdır.'' 00:04:34.539 --> 00:04:36.260 Fi'z-zâhiri ve'l-bâtıni. 00:04:36.651 --> 00:04:39.801 ''Zâhirinde de, bâtınında da değişiklik olmayacak.'' 00:04:40.210 --> 00:04:45.368 Yani şeklen de, dışarıdan da bir itiraz emaresi, alâmeti görülmeyecek; 00:04:46.460 --> 00:04:49.450 kalbinde de bir itiraz duygusu mevcut olmayacak. 00:04:49.940 --> 00:04:56.181 Herkesin bildiği klasik bir misali söyleyelim. 00:04:56.509 --> 00:04:57.629 Yakını ölüyor. 00:04:58.245 --> 00:05:01.421 Annesi, babası veya evladı ölüyor. 00:05:02.561 --> 00:05:05.657 Kadın veya adam saçını başını yoluyor, 00:05:06.610 --> 00:05:08.294 feryâd u figânlar ediyor, 00:05:08.866 --> 00:05:12.590 ileri geri konuşuyor, bağırıyor, çağırıyor. 00:05:12.824 --> 00:05:18.801 Morali bozuluyor, gönlü çöküyor, kararıyor, feleğini şaşırıyor... 00:05:19.367 --> 00:05:20.920 Ne oluyorsun? 00:05:20.833 --> 00:05:25.330 Ne var yani? Bu olayı takdir eden kim? 00:05:25.924 --> 00:05:27.420 Allah celle celâlühû. 00:05:27.270 --> 00:05:29.434 Sana ne düşer? 00:05:29.976 --> 00:05:32.668 Abdülkâdir-i Geylânî Efendimiz'in söylediği gibi; 00:05:33.291 --> 00:05:35.488 ''Kula düşen iki şey var: 00:05:35.997 --> 00:05:44.804 Bir; kazâ ve kadere, Allah'ın hükmüne rıza. İki; dua.'' 00:05:45.532 --> 00:05:46.301 Rıza ve dua. 00:05:46.367 --> 00:05:47.487 Başka bir şey yok. 00:05:48.464 --> 00:05:51.162 Kadere rıza, Allah'a dua. 00:05:51.578 --> 00:05:52.698 Kulluk çok kolay. İ 00:05:53.976 --> 00:05:57.107 tiraz ederse, bağırır çağırırsa imtihanı kaybeder. 00:05:57.435 --> 00:05:58.555 Hadîs-i şerîfte şöyle geçer: 00:05:58.683 --> 00:06:00.132 Peygamber sallallahu aleyhi ve selem 00:06:00.217 --> 00:06:03.346 bangır bangır bağıran, yaka bağır yırtan, 00:06:03.937 --> 00:06:06.338 feryâd u figân eden bir kadının yanından geçiyordu. 00:06:06.376 --> 00:06:10.628 Başına bir bela, musibet gelmiş, bağırıyor. Ona; 00:06:12.568 --> 00:06:24.873 ''Ey filanca! Sabretmen, Allah'ın hükmüne razı olman lazım.'' 00:06:24.913 --> 00:06:29.342 gibi konuşmak isteyince kadın dedi ki; 00:06:29.395 --> 00:06:32.749 ''Sen benim başıma gelen belanın ne kadar fazla olduğunu biliyor musun? 00:06:32.802 --> 00:06:33.496 Bir bilsen…'' 00:06:35.400 --> 00:06:37.610 Efendimiz baktı ki ağzı kalabalık, yürüdü gitti. 00:06:37.831 --> 00:06:38.951 Yanında durmadı. 00:06:39.827 --> 00:06:42.541 Onun üzerine arkadan gelenler dediler ki; 00:06:42.945 --> 00:06:46.787 ''Sana gelip sözleri söyleyen bu şahıs kimdi, biliyor musun?'' 00:06:47.590 --> 00:06:47.884 Kadın; ''Bilmiyorum.'' 00:06:47.966 --> 00:06:49.757 ''Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selem idi.'' 00:06:49.910 --> 00:06:51.296 Kadın; ''Ya, öyle mi!'' dedi. 00:06:51.405 --> 00:06:53.780 Arkasından koştu, yetişti. 00:06:53.181 --> 00:06:54.379 ''Yâ Resûlallah! Kusura bakma. 00:06:54.445 --> 00:06:56.525 Ben seni tanıyamadım, ondan edepsizlik ettim. 00:06:57.247 --> 00:07:00.837 İleri geri konuşmam seni tanımadığım için, seni bilemediğim için oldu. 00:07:01.900 --> 00:07:02.210 Benim kusuruma bakma.'' 00:07:03.225 --> 00:07:06.587 Tabi bir kere olan oldu. 00:07:06.634 --> 00:07:07.841 Efendimiz buyurdu ki; 00:07:08.856 --> 00:07:12.344 es-Sabru inde's-sadmeti'l-ûlâ. 00:07:12.891 --> 00:07:16.870 ''Darbe ilk geldiği zaman sabır gösterirsen işin kıymeti olur.'' 00:07:17.155 --> 00:07:18.862 Aksi takdirde iş işten geçmiş olur. 00:07:18.983 --> 00:07:20.704 Sonra herkes alışıyor, 00:07:20.833 --> 00:07:25.256 yani insan günler geçince, zaman geçince alışıyor. 00:07:25.652 --> 00:07:28.746 Alman ordusunda bir kaide varmış. 00:07:29.168 --> 00:07:33.295 Kavga edenlerin birbirlerinden 24 saat içinde 00:07:33.886 --> 00:07:37.341 üst makamlara şikayette bulunmaları yasakmış. 00:07:37.638 --> 00:07:40.509 24 saat geçecek. Neden? 00:07:40.794 --> 00:07:43.744 Bir heyecanı yatışsın, bir uyusun, uyansın. 00:07:44.185 --> 00:07:48.609 Duygularını kendi kendine normal olarak tahlil edecek hale gelsin. 00:07:48.819 --> 00:07:51.185 Bakalım kendi mi haklı, karşı taraf mı haklı? 00:07:51.700 --> 00:07:53.492 Şikayete mahal var mı, yok mu? 00:07:54.220 --> 00:07:56.399 Demirel şimdi Japonya'ya gitti. 00:07:56.796 --> 00:07:59.986 ''Adalet bakımından da Japonlar iyi.'' diyor. 00:08:00.270 --> 00:08:06.346 Davalar çabuk görülüyormuş, mahkemelerde yığılma yokmuş. 00:08:07.199 --> 00:08:07.803 Neden? 00:08:08.250 --> 00:08:10.998 Savcılar olur olmaz her davayı açmıyorlarmış. 00:08:11.580 --> 00:08:13.688 Mahkeme diye fuzuli işgal etmiyorlarmış. 00:08:13.767 --> 00:08:17.505 Taraflar bazen yirmi beş kuruş, elli kuruş için inat ediyor. 00:08:17.751 --> 00:08:20.455 Dünyanın masrafını yapıp dava açıyor; 00:08:20.455 --> 00:08:22.724 hâkimi, mahkemeyi meşgul ediyor. 00:08:23.239 --> 00:08:26.700 Tabi o, orada bulunan davaların az olduğunu, 00:08:26.950 --> 00:08:27.591 mahkemelerin çabuk çalıştığını, 00:08:28.204 --> 00:08:31.356 savcıların olur olmaz davaları açmadığını görmüş, sevinmiş. 00:08:31.678 --> 00:08:37.538 Ama bir seyyah asıl İslâm tarihinde bizim dedelerimizin halini anlatıyor. 00:08:39.921 --> 00:08:40.404 Diyor ki; 00:08:40.519 --> 00:08:43.390 ''Bunların mahkemelerine iş düşmez, 00:08:44.250 --> 00:08:47.202 mahkemelerinde davacı, davalı göremezsin. 00:08:48.111 --> 00:08:50.581 Çünkü çok terbiyeli, edepli insanlardır. 00:08:50.971 --> 00:08:52.310 Zaten haksızlık edip de 00:08:52.500 --> 00:08:54.961 mahkemeye kadının huzuruna gelme durumları olmaz. 00:08:55.320 --> 00:08:59.865 Bir ihtilaf olsa bile mahallenin eşrâfı, büyükleri, 00:08:59.865 --> 00:09:02.404 hatırı sayılır kimseler halleder. 00:09:02.589 --> 00:09:05.989 Yani kadıya, mahkemeye çok nadir iş düşer.'' 00:09:06.299 --> 00:09:11.318 Osmanlı devrinde kadılar ekseriyetle şâir oluyor. 00:09:11.413 --> 00:09:12.660 Neden? 00:09:12.122 --> 00:09:13.230 Zamanı boş, oturuyor; 00:09:13.151 --> 00:09:16.430 şu vezinden, bu vezinden şiir yazıyor. 00:09:16.909 --> 00:09:18.140 Önüne dava gelmiyor ki. 00:09:18.418 --> 00:09:20.966 Ya okuyacak, ya yazacak, bir şeyler yapacak. 00:09:20.992 --> 00:09:22.112 İşte o da şiir yazıyor. 00:09:22.721 --> 00:09:26.213 Ekseri divan şairleri, mesleğini incelerseniz kadıdır. 00:09:26.366 --> 00:09:30.573 Parası var, keyfi yerinde, konağı var, zamanı da var. 00:09:31.690 --> 00:09:36.160 İlim için, irfan için, hele şiir için, edebiyat için zaman lazım. 00:09:36.813 --> 00:09:39.123 Oturacak da şiiri tanzim edecek. 00:09:41.929 --> 00:09:45.179 Demek ki teslimiyet, bela indiği zaman 00:09:45.520 --> 00:09:51.206 zâhirde ve bâtında herhangi bir değişme müşahede edilmeden 00:09:51.371 --> 00:09:52.506 sapa sağlam durmaktır. 00:09:53.291 --> 00:09:54.621 Kale gibi duracak. 00:09:55.370 --> 00:09:58.421 Ne kaşı kıpırdayacak, ne yüzünde çizgiler belirecek, 00:09:58.421 --> 00:10:01.187 ne alnı kırışacak, ne ah vah edecek, 00:10:01.397 --> 00:10:03.655 ne saç baş yolacak, ne diz dövecek, 00:10:03.733 --> 00:10:11.680 ne bağırıp çağıracak, ne kalbinden kırgınlık, küskünlük, darılma hissedecek, 00:10:12.988 --> 00:10:14.108 ne de ileri geri konuşacak. 00:10:16.494 --> 00:10:17.633 Böyle şeyler olamayacak. 00:10:18.811 --> 00:10:21.557 Gayet sakin, kale gibi sağlam duracak. 00:10:22.735 --> 00:10:26.710 Tabi zâhirde bir şey olmaması bir edeptir. 00:10:26.729 --> 00:10:28.956 Bâtında bir şey olmaması 00:10:29.340 --> 00:10:31.611 yani insanın gönlünde fırtına kopmaması, 00:10:32.960 --> 00:10:35.760 duygularının sapa sağlam olması daha büyük bir şey. 00:10:35.585 --> 00:10:38.626 Bu gibi haller de eğitimle elde edilir. 00:10:38.727 --> 00:10:39.847 Birden elde edilmez. 00:10:40.372 --> 00:10:45.803 Onun için müslümanın her zaman söylediğimiz gibi yılda bir sabır eğitimi var. 00:10:45.906 --> 00:10:46.972 Bir ay süren Ramazan. 00:10:47.162 --> 00:10:50.381 Bunu neden yapıyor? Alışsın diye. 00:10:50.453 --> 00:10:55.410 İnsanın içindeki duygularına da hâkim olması kolay bir şey değildir. 00:10:55.688 --> 00:10:59.180 Hâkim olmaya küçüklükten itibaren alışacak da öyle hâkim olacak. 00:10:59.152 --> 00:11:01.783 Yoksa istese de hâkim olamaz. 00:11:02.360 --> 00:11:05.871 ''Ne yapayım elimden gelmiyor, yapamıyorum, edemiyorum.'' diyorlar. 00:11:06.300 --> 00:11:09.650 İşte alışmadığı için İslâm her şeyin çaresini bildirmiş. 00:11:09.924 --> 00:11:13.201 Yalnız reçeteyi doktorun söylediği gibi uygulamak lazım. 00:11:13.248 --> 00:11:15.149 Uygulanırsa tedavi olur. 00:11:15.364 --> 00:11:16.881 Uygulanmadığı zaman olmuyor. 00:11:17.385 --> 00:11:20.711 Zâhirde ve bâtında hiçbir değişiklik olmaması için 00:11:21.270 --> 00:11:25.405 insanın eğitim görmesi lazım. 00:11:25.961 --> 00:11:28.136 Burada bir misali anlatalım. 00:11:30.993 --> 00:11:36.447 Eski dervişlerden olgun bir kimse bir şehre gitmiş. 00:11:37.938 --> 00:11:39.390 İslâm âlemi geniş. 00:11:40.624 --> 00:11:47.200 Şu yukarıdaki Şeyh Murad hazretleri Buharalı, 00:11:48.140 --> 00:11:50.500 Peygamber Efendimiz'in sülalesinden. 00:11:51.270 --> 00:11:54.829 Hindistan'ın kuzeyine Keşmir'e gitmiş. 00:11:55.426 --> 00:11:59.216 İmâm-ı Rabbânî Efendimiz'in oğlu Şeyh Muhammed-i Mâsum 00:11:59.265 --> 00:12:02.900 Efendimiz hazretlerinden icazet almış. 00:12:02.531 --> 00:12:05.924 Ondan sonra Şam'da oturmuş, dört-beş defa hacca gitmiş. 00:12:06.421 --> 00:12:07.435 Buraya gelmiş. 00:12:07.656 --> 00:12:09.304 Burada vazife görmüş. 00:12:09.945 --> 00:12:12.821 İrşad hizmeti yapmış, medrese açmış. 00:12:12.980 --> 00:12:14.415 Burada vefat etmiş. 00:12:14.593 --> 00:12:21.441 İslâm âleminde hudut yok, pasaport yok, vergi yok, mecburiyet yok. 00:12:23.334 --> 00:12:25.434 Hadis öğrenmek için oraya gidiyor, 00:12:25.637 --> 00:12:27.806 fıkıh öğrenmek için buraya geliyor, 00:12:27.959 --> 00:12:30.973 irşat etmek için şuraya görevlenip gidiyor, 00:12:31.139 --> 00:12:32.924 her taraf İslâm âlemi. 00:12:33.233 --> 00:12:38.471 Tabi özel yönetimler, valilikler, beylikler var ama 00:12:38.724 --> 00:12:39.844 kimse kimseye dur demiyor. 00:12:39.896 --> 00:12:41.476 Müslümansa geliyor, geçiyor. 00:12:42.948 --> 00:12:44.218 Yani güzel bir şeymiş. 00:12:44.627 --> 00:12:46.702 Müslümanlar her tarafa gidip gelebiliyorlarmış. 00:12:46.824 --> 00:12:50.293 Şimdi hacca gitmek için bile pasaport alıyorsun, 00:12:50.340 --> 00:12:53.205 vize alıyorsun da bir aydan fazla adam bırakmıyor, 00:12:53.502 --> 00:12:57.252 istediği zaman istemediği kimseye izin vermiyor. 00:12:57.286 --> 00:13:00.651 Ölürse ölsün, haccı yaparsa yapsın, yapamazsa yapamasın. 00:13:00.810 --> 00:13:03.816 Eskiden güzelmiş. 00:13:04.138 --> 00:13:05.899 Bir adam bir şehre gelmiş. 00:13:06.246 --> 00:13:08.100 Fakat muhafızlar yakalamışlar. 00:13:08.270 --> 00:13:09.631 ''Sen casussun.'' demişler. 00:13:10.150 --> 00:13:15.377 Umumiyetle dervişler, mâlum, seyahati eğitim için de yapıyorlar. 00:13:16.118 --> 00:13:17.705 Seyahatin meşakkati içinde 00:13:17.705 --> 00:13:22.201 cevr u cefa çekerek pişsinler diye de bir seyahat var. 00:13:22.416 --> 00:13:24.720 Ama bizim Nakşî tarikati demiş ki: 00:13:25.111 --> 00:13:29.482 Sefer der vatan. ''Vatanında bu seyahat kemâlâtını sağlasın.'' 00:13:29.785 --> 00:13:32.547 Ama seyahat eden seyyah dervişler de var. 00:13:33.440 --> 00:13:39.940 İnsan seyahat ederken üstü başı tozlanır, saçı başı uzar, 00:13:41.240 --> 00:13:46.789 parası pulu azsa derbeder bir hal alır ama gönlü güzeldir. 00:13:47.123 --> 00:13:50.136 Kafası ilim doludur; onu herkes bilemez. 00:13:50.458 --> 00:13:53.961 Dış görünüşü itibariyle hırpani görünümde olabilir. 00:13:54.589 --> 00:13:58.639 Buna da bakmışlar hırpani bir adam. 00:13:58.792 --> 00:14:00.354 Bunu yakalamışlar. 00:14:00.738 --> 00:14:05.221 ''Sen casussun, düşman devletten buraya geldin. 00:14:06.855 --> 00:14:07.975 Bunun kafasını kesin!'' 00:14:09.698 --> 00:14:13.526 Yolda ite kaka cellada götürmeye başlamışlar. 00:14:13.616 --> 00:14:14.736 Kafası kesilecek. 00:14:14.882 --> 00:14:18.349 Halbuki bir casusluğu, kötü bir niyeti yok. 00:14:18.621 --> 00:14:20.217 Allah'ın derviş bir kulu. 00:14:20.858 --> 00:14:24.933 O haldeyken kendi kendine soruyor, diyor ki; 00:14:25.101 --> 00:14:30.423 ''Söyle bakalım nefsim, bak haksız yere sana iftira ettiler, 00:14:30.739 --> 00:14:34.425 ''casus'' dediler, ölümüne karar verdiler, 00:14:34.816 --> 00:14:36.382 cellada doğru götürüyorlar. 00:14:36.730 --> 00:14:38.649 Bu ne biçim iş? Ne biçim kader? 00:14:39.800 --> 00:14:40.435 Nasıl bir haksızlık? 00:14:40.732 --> 00:14:41.375 Söyle bakalım! 00:14:41.419 --> 00:14:45.466 Her zaman sen dervişim diye Allah'ın hükmüne razı olmaktan, 00:14:45.701 --> 00:14:48.700 kadere teslim olmaktan bahsederdin. 00:14:48.254 --> 00:14:49.374 Bu işe de razı mısın? 00:14:49.396 --> 00:14:52.500 Teslimiyetin var mı? Rızan var mı? 00:14:52.183 --> 00:14:54.699 Bak burada bir aksilik var, bir haksızlık var. 00:14:54.927 --> 00:14:56.470 Buna da razı mısın?'' 00:14:57.660 --> 00:14:58.606 Şöyle içine bakmış; 00:14:59.521 --> 00:15:01.656 ''Ölürsem öleyim. Allah'a gideceğim. 00:15:02.710 --> 00:15:03.833 Demek ki hayatım bu kadarmış.'' 00:15:04.192 --> 00:15:07.327 Mübareğin nefsi öyle ıslah olmuş ki hiç itirazı yok. 00:15:07.836 --> 00:15:13.821 İçinden; ''Ya bu da olur mu, haksız yere güme gidiyoruz, boşa gidiyoruz.'' 00:15:13.865 --> 00:15:16.250 gibi bir duygu da gelmemiş. 00:15:17.671 --> 00:15:19.464 Gayet rahat, teslimiyeti var. 00:15:20.325 --> 00:15:22.859 Hükmümüz, ömrümüz bu kadarmış. 00:15:23.760 --> 00:15:25.594 el-Hükmü lillâh. ''Ferman Allah'ındır.'' 00:15:28.212 --> 00:15:29.743 Boynunu kestirmeye gidiyor. 00:15:30.315 --> 00:15:33.374 Fakat tam celladın yanına gelince seslenmişler: 00:15:33.496 --> 00:15:34.616 ''Durun, bir yanlışlık oldu. 00:15:34.701 --> 00:15:36.189 Bu adam casus değil. 00:15:36.357 --> 00:15:37.789 İyi insan olduğu anlaşıldı. 00:15:38.860 --> 00:15:39.525 Serbest bırakın.'' demişler. 00:15:40.728 --> 00:15:43.960 Bu sefer kesilmekten kurtulmuş, salıverilmiş. 00:15:45.582 --> 00:15:53.683 Bu sefer gene kendisine soruyor, ölecekti ölmedi. Diyor ki; 00:15:53.718 --> 00:16:01.634 ''Vallahi, ölümden kurtulduğuma, ölümden halasıma değil; 00:16:05.206 --> 00:16:07.242 o andaki ihlâsıma seviniyorum.'' 00:16:08.249 --> 00:16:11.559 Yani ölecekken rıza ve teslimiyeti vardı ya, 00:16:11.655 --> 00:16:13.119 kalbinde itirazı yoktu ya! 00:16:13.360 --> 00:16:16.984 Bâtınından bir tagayyür, bir itiraz yok. 00:16:17.524 --> 00:16:22.235 ''O ölecek gibi olduğu zamandaki ihlâsıma hâlâ seviniyorum. 00:16:22.463 --> 00:16:28.798 İyi ki o imtihanda içimde feryâd u figân bir itiraz olmadı 00:16:29.532 --> 00:16:33.922 Ölümden halasıma, kafamın kesilmesinden halasıma değil, 00:16:34.680 --> 00:16:37.145 o andaki ihlâsıma hâlâ seviniyorum.'' diyor. 00:16:37.567 --> 00:16:40.937 Benim çok hoşuma gider de bu fıkrayı zaman zaman anlatırım. 00:16:41.271 --> 00:16:43.840 Düşünüyorum da, kendimi onun yerine koyuyorum, 00:16:43.125 --> 00:16:45.906 ölüme giderken böyle düşünebilmek de kolay bir şey değil. 00:16:46.102 --> 00:16:48.501 İyi bir terbiye, tam bir teslimiyet. 00:16:48.692 --> 00:16:50.750 Burada da yeri geldi. 00:16:50.328 --> 00:16:55.721 İnsanın Allah'ın kazasına, kaderine, hükmüne böyle teslimiyeti olmalı. 00:16:56.612 --> 00:16:58.615 Bazı üzücü olaylar olabilir. 00:16:58.824 --> 00:16:59.842 Millet dayanamıyor. 00:16:59.902 --> 00:17:03.657 Hemen bakıyorsun; köprüden, kuleden kendisini atıyor, 00:17:03.967 --> 00:17:06.184 intihara kalkışıyor vesaire. 00:17:06.512 --> 00:17:10.469 Halbuki Allah'ın nimetleri de var, 00:17:12.867 --> 00:17:16.524 belalar da, musibetler de var;onlar da imtihan. 00:17:16.543 --> 00:17:18.894 İnsana ekseriyetle nimet gelir. 00:17:19.228 --> 00:17:22.427 Sayısız nimetler… Bir, iki, üç, dört, beş… 00:17:22.818 --> 00:17:23.278 Sayamazsın. 00:17:23.331 --> 00:17:25.693 Ve in te'uddû ni'metallâhi lâ tuhsûhâ. 00:17:25.984 --> 00:17:28.663 Nimetler sayılmaz, belalar sayılır. 00:17:29.585 --> 00:17:32.540 İnsanın ömründe gördüğü ölüm kaç tanedir? 00:17:33.120 --> 00:17:35.640 İki tane, üç tane, beş tane… Yani ne olacak? 00:17:35.631 --> 00:17:36.888 Ama nimetler! 00:17:37.847 --> 00:17:39.207 Her gün yiyor, her gün içiyor, 00:17:39.279 --> 00:17:41.394 her gün baklava, börek, kaymak, tatlı, 00:17:41.394 --> 00:17:44.714 üzüm, elma, armut, muz, kavun, karpuz… 00:17:44.874 --> 00:17:48.524 Bunların hepsine bir şükür lazım değil mi? 00:17:49.184 --> 00:17:52.273 Onların şükürlerini eda etmiyor, duruyor. 00:17:52.765 --> 00:17:56.325 Ama başına ömründe kırk yılın başı bir defa 00:17:56.997 --> 00:17:59.421 musibet, belâ, imtihan geldiği zaman 00:17:59.524 --> 00:18:01.610 hop oturuyor, hop kalkıyor. 00:18:01.477 --> 00:18:03.484 Olmadı! İmtihanı kaybediyor. 00:18:03.831 --> 00:18:04.951 Teslimiyet gösterecek. 00:18:05.641 --> 00:18:10.400 Hâris-i Muhâsibî hazretlerinin güzel bir sözünü öğrenmiş olduk. 00:18:10.507 --> 00:18:12.370 ''Teslimiyet, bela indiği zaman 00:18:12.203 --> 00:18:14.809 çinde ve dışında, zâhirinde ve bâtınında 00:18:15.168 --> 00:18:20.419 hiçbir değişme olmadan sapa sağlam durmaktır, sübuttur, sebattır.'' diyor. 00:18:22.470 --> 00:18:23.167 Böyle tarif etmiş. 00:18:24.321 --> 00:18:27.520 Ve kâle: Süile'l-Hârisü ani'r-recâi 00:18:28.148 --> 00:18:31.871 ''Yine aynı rivayetle râvî dedi ki. 00:18:32.280 --> 00:18:37.870 Hâris-i Muhâsibî'ye ‘Recâ nedir?' diye soruldu. 00:18:38.523 --> 00:18:39.943 Recâdan soruldu.'' 00:18:41.877 --> 00:18:47.398 Bunlar hep tasavvufî tabirler, tasavvuf terminolojisi. 00:18:48.870 --> 00:18:51.964 Tasavvufta havf ve recâ var. 00:18:52.555 --> 00:18:55.752 İslâm'da var da, tasavvufun konusuna girdiği için 00:18:55.842 --> 00:19:00.458 tasavvuf ilmi içinde bahis konusu ediliyor. 00:19:01.186 --> 00:19:04.526 Havf korkmak, recâ ummak demek. 00:19:05.786 --> 00:19:10.350 Havf u recâ, korku ümit demek. 00:19:10.688 --> 00:19:15.429 Müslüman iyi bir müslüman olduğu zaman ne yapacak? 00:19:15.595 --> 00:19:17.543 Allah'tan korkup titreyecek mi, 00:19:18.215 --> 00:19:22.753 Allah'a çok ümit besleyip efe efe dolaşacak mı? 00:19:23.425 --> 00:19:24.306 Hangisi iyi? 00:19:24.866 --> 00:19:27.408 Allah'tan korkmayı emreden âyetler de var, 00:19:28.205 --> 00:19:33.564 Allah'ın rahmetinden ümitlenmeye dair âyetler de var, 00:19:34.290 --> 00:19:35.149 hangisini yapalım? 00:19:35.811 --> 00:19:38.405 Şen mi olalım, gamlı mı olalım? 00:19:38.558 --> 00:19:40.389 Üzüntülü mü olalım, sevinçli mi olalım? 00:19:44.916 --> 00:19:47.158 Alimlerimiz meseleyi incelemişler, 00:19:48.199 --> 00:19:50.487 vardıkları sonucu ben kısaca söyleyeyim. 00:19:51.228 --> 00:19:53.304 Beyne'l havfu ve'r-recâ olacak. 00:19:53.607 --> 00:19:55.666 Korku ile ümidin arasında duracak. 00:19:55.825 --> 00:19:59.934 Yani birisine tam dalmayacak. 00:20:03.539 --> 00:20:05.275 Adama bakıyorsun boyuna titriyor. 00:20:05.387 --> 00:20:09.541 Yemek ye, titriyor; uyu, titriyor; çalış, titriyor. 00:20:09.794 --> 00:20:10.914 Bu adam mahvolmuş. 00:20:11.900 --> 00:20:13.916 Korkudan normal bir insan olmaktan çıkmış. 00:20:14.150 --> 00:20:15.627 Eli, ayağı korkudan titriyor. 00:20:15.861 --> 00:20:19.141 Allah korkusundan oturamıyor, kalkamıyor, konuşamıyor. 00:20:21.856 --> 00:20:23.800 Bu aşırı, dozajı fazla. 00:20:24.747 --> 00:20:27.761 Öteki adama bakıyorsun; ''Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir. 00:20:28.450 --> 00:20:30.680 Evelallah cennete gireriz. 00:20:30.895 --> 00:20:32.130 Boş ver, aldırma.'' falan. 00:20:32.208 --> 00:20:33.930 O da fazla şen şakrak. 00:20:34.196 --> 00:20:36.226 Vur patlasın, öyle gidiyor. 00:20:37.748 --> 00:20:41.828 Mübarek biraz da tedbir al, dikkatli ol, ibadetini yap. 00:20:42.880 --> 00:20:44.119 ''Canım Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir, affeder. 00:20:44.535 --> 00:20:45.655 Allah beni mi yakacak?'' 00:20:46.878 --> 00:20:50.377 O da fazla gevşek olduğu için makbul değil. 00:21:00.192 --> 00:21:02.430 Evliyâullahtan bir zâta sormuşlar; 00:21:07.778 --> 00:21:12.297 ''İnsan nasıl olmalı, hangi duygulara sahip olmalı?'' diyor ki; 00:21:12.481 --> 00:21:17.270 ''Bağlı iki aslanın arasındaki tilki gibi olmalı.'' 00:21:19.830 --> 00:21:20.203 Niye bağlı diyoruz? 00:21:20.566 --> 00:21:23.342 Aslan bağlı olmadı mı atlar, tilkiyi parçalar, yer. 00:21:24.276 --> 00:21:28.424 Yani karşımızda iki aslan var ama tilki de var. 00:21:28.590 --> 00:21:33.224 Ama hepsi bağlı, hepsinin ipi ölçülü. 00:21:34.496 --> 00:21:37.823 ''İki aslanın arasında tilki gibi olmalı.'' diyor. 00:21:38.283 --> 00:21:39.435 Ne demek istiyor? 00:21:39.719 --> 00:21:42.480 Tilki, aslanla baş edemez. 00:21:42.132 --> 00:21:43.564 Aslanın yanına yanaşırsa aslan, 00:21:43.592 --> 00:21:47.120 bir pençe vurup hart hurt, çatur çutur yiyecek. 00:21:47.120 --> 00:21:50.495 O zaman bu aslanın yanına yanaşamaz. 00:21:51.160 --> 00:21:53.841 Kazara, yanlışlıkla o tarafa biraz yanaşsa, 00:21:53.911 --> 00:21:59.595 aslan buradan hırlayacak, üstüne saldıracak. 00:21:59.621 --> 00:22:00.538 Ama bağlı. 00:22:00.822 --> 00:22:03.474 Fazla gelemeyecek ama yakalamaya bir saldıracak, 00:22:03.852 --> 00:22:05.969 tilki korkusundan çok kaçsa ne olur? 00:22:08.400 --> 00:22:11.289 Öbür aslanın yanına gelince o da hır diye üstüne atlayacak. 00:22:11.730 --> 00:22:14.230 Bu sefer çok güzel tarif etmiş. 00:22:14.664 --> 00:22:16.700 Yani ne onun yanına yanaşabilecek, 00:22:16.173 --> 00:22:17.535 ne onun yanına yanaşabilecek. 00:22:17.589 --> 00:22:23.587 Orta çizgide iki aslana da parçalanmamak için korksa da, 00:22:23.809 --> 00:22:26.138 titrese de ikisinin ortasında duracak. 00:22:26.291 --> 00:22:29.808 İki aslanın arasında bağlı tilki gibi olacak. 00:22:30.500 --> 00:22:33.334 İki bağlı aslanın arasındaki tilki gibi olacak. 00:22:33.531 --> 00:22:36.248 O tarafa da, bu tarafa da yanaşamaz. 00:22:36.345 --> 00:22:38.999 O zaman insanın dengesi bozuluyor. 00:22:39.264 --> 00:22:41.214 Normal kulluğu yapamıyor, demişler. 00:22:44.449 --> 00:22:45.766 Recâdan sormuşlar. 00:22:46.187 --> 00:22:48.447 Recâ ummak, ümitli olmak. 00:22:50.543 --> 00:22:53.728 Korku tarafı değil de ümit tarafını sormuşlar; 00:22:53.900 --> 00:22:56.655 ''Bu nedir? Nasıl tarif edersin? Ne dersin?'' 00:22:56.771 --> 00:22:57.632 Buyurmuş ki; 00:22:58.198 --> 00:23:01.906 Ve kâle: ''et-Tama'u fî fazlillâhi te'âlâ ve rahmetihî 00:23:02.103 --> 00:23:05.396 ve sıdku husni'z-zanni inde nüzûli'l-mevti.'' 00:23:12.961 --> 00:23:16.133 et-Tama'u fî fazlillâhi te'âlâ ve rahmetihî. 00:23:16.961 --> 00:23:23.672 ''Allahu Teâlâ'nın fazlına ve rahmetine tamah etmek, 00:23:24.569 --> 00:23:26.794 ümit tutmak, heveslenmek.'' 00:23:28.884 --> 00:23:30.440 Ve sıdku husni'z-zanni. 00:23:32.740 --> 00:23:36.516 ''Ve hüsn-i zannını sapasağlam, dosdoğru yapmak.'' 00:23:36.994 --> 00:23:37.719 Ne zaman? 00:23:38.160 --> 00:23:40.277 İnde nüzûli'l-mevti. 00:23:41.139 --> 00:23:44.349 ''Ölüm kendisine geldiği zaman.'' 00:23:45.318 --> 00:23:46.438 ''Recâ budur.'' diyor. 00:23:46.809 --> 00:23:51.757 Recâyı biraz ölüme yakın zamana itmiş. 00:23:52.767 --> 00:23:53.531 O zaman söylüyor. 00:23:54.817 --> 00:24:00.269 Allah'ın fazlına ve rahmetine heveslenmek 00:24:01.140 --> 00:24:05.541 ve Allah'a karşı hüsn-i zannında 00:24:05.957 --> 00:24:09.492 sadıkâne, sağlam duygulara sahip olmak. 00:24:09.539 --> 00:24:10.490 Ama ne zaman? 00:24:10.686 --> 00:24:11.445 Ölümüne yakın. 00:24:11.729 --> 00:24:15.389 Ölmesine yakın sırada, ölüm geldiği sırada; 00:24:15.755 --> 00:24:20.130 ''Umarım ki Allah bana rahmeti ile, 00:24:20.130 --> 00:24:24.739 fazlı ile muamele eder, onu isterim.'' diyecek 00:24:24.930 --> 00:24:26.910 ve Allah'a hüsn-i zan besleyecek. 00:24:27.220 --> 00:24:29.531 Allah'a hüsn-i zan beslemek ne demek? 00:24:29.859 --> 00:24:34.671 Allah'ın kendisine iyi muamele edeceğini zannetmek, sanmak demek. 00:24:35.490 --> 00:24:36.965 Bunu da sıdk ile yapacak. 00:24:37.212 --> 00:24:40.499 Yani Allah'ın kendisine iyi muamele yapacağına dair 00:24:40.877 --> 00:24:45.198 sıdk ile sapasağlam bir duyguya sahip olması demek. 00:24:45.320 --> 00:24:46.119 Ama ne zaman? 00:24:46.434 --> 00:24:47.564 İnde nüzûli'l-mevti. 00:24:48.111 --> 00:24:49.231 ''Ölüm geldiği zaman.'' 00:24:49.437 --> 00:24:52.320 Hayatın içinde değil de sonunda. 00:24:52.429 --> 00:24:54.400 Hakikaten bu hususta bir hadîs-i şerîf vardır. 00:24:55.850 --> 00:24:58.637 Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor; 00:24:58.765 --> 00:25:01.713 ''Ömrünüzün âhirine doğru 00:25:02.197 --> 00:25:06.284 Allah'a ümidinizin artması tarafına meyledeceksiniz.'' 00:25:06.606 --> 00:25:09.438 Gençlikte korku tarafına yakın olacak, 00:25:09.885 --> 00:25:11.768 Allah'tan korkacak, günahtan korkacak, 00:25:11.833 --> 00:25:14.425 cezasından korkacak, cehennemden korkacak. 00:25:14.853 --> 00:25:22.814 Belli bir yaştan sonra zaten günahlara meyil duygusu kalmaz. 00:25:23.436 --> 00:25:26.298 O zaman korku, insanı günahlardan koruyordu. 00:25:27.101 --> 00:25:29.305 Bu sefer onun önemi azalıyor. 00:25:29.305 --> 00:25:31.783 Bu taraftan Allah'a hüsn-i zan edecek: 00:25:31.830 --> 00:25:35.586 ''İnşaallah bana güzel muamele eder, öyle ümit ediyorum.'' diye 00:25:35.780 --> 00:25:36.902 hüsn-i zan edecek 00:25:37.930 --> 00:25:40.959 ve Allahu Teâlâ'nın fazlına, rahmetine tamah edecek. 00:25:41.193 --> 00:25:43.340 ''Tamah'' kelimesini kullanması güzel. 00:25:43.587 --> 00:25:46.619 Bir insan bir şeye uzaktan yutkunur, tamah eder, ister. 00:25:46.741 --> 00:25:48.548 Hakkı olmadığı halde ''şunu alayım'' der. 00:25:48.801 --> 00:25:50.305 Tamah kelimesini kullanıyor. 00:25:50.502 --> 00:25:55.391 Biz Allah'ın fazlına, rahmetine aciz, nâçiz, 00:25:55.391 --> 00:25:57.408 zalûm, cehûl kullar olarak nereden layık olalım! 00:25:57.674 --> 00:25:58.882 Ama tamah edecek. 00:25:59.730 --> 00:26:00.357 Yani o tamahı besleyecek. 00:26:00.466 --> 00:26:03.174 O isteği beslemek diye söylemiş. 00:26:03.515 --> 00:26:04.924 Burada bir tevazu var. 00:26:05.171 --> 00:26:10.382 ''Biz aslında Allah'ın fazlına ve rahmetine layık değiliz. 00:26:10.404 --> 00:26:16.220 Ama tamah etmek, ümit tutmak, ona heveslenmek'' demek istiyor. 00:26:17.129 --> 00:26:18.974 Bu sözü hadîs-i şerîfe uygundur. 00:26:19.190 --> 00:26:21.429 Yaşı belli bir yaştan sonra olanlar 00:26:21.451 --> 00:26:33.196 Allah'a hüsn-i zanlarını artırsınlar ve rahmetinden ümidi kesmesinler. 00:26:33.306 --> 00:26:34.864 Ümidi fazlalaştırsınlar. 00:26:35.480 --> 00:26:37.750 Kâle ve kâle'l-Hârisü: 00:26:37.832 --> 00:26:39.224 ''Ve yine aynı râvî dedi ki; 00:26:39.430 --> 00:26:41.459 Hâris-i Muhâsibî şöyle buyurdu:'' 00:26:41.646 --> 00:26:44.127 el-Huznü alâ vücûhin: 00:26:45.337 --> 00:26:49.240 ''Huznün alâ fakti emrin yühibbü vücûduhû 00:26:49.668 --> 00:26:52.566 ve huznün mehâfete emrin müstakbelin 00:26:53.110 --> 00:26:57.160 ve huznün limâ ehabbe mine'z-zaferi bi-emrin 00:26:57.906 --> 00:26:59.889 fe-yeteahharu an murâdihî 00:27:00.230 --> 00:27:02.356 ve huznün yetezekkeru min nefsihî 00:27:02.448 --> 00:27:08.296 muhâlefâti'l-hakki fe-yahzenü lehû'' 00:27:09.862 --> 00:27:15.627 Hüzün duygusu; mahzun olmak, üzülmek, üzgün olmak duygusu. 00:27:18.787 --> 00:27:21.445 Tasavvuf ilmi, duyguları tahlil eden bir ilimdir. 00:27:22.388 --> 00:27:27.274 İnsanın kalbiyle, gönlüyle ilgilendiği için çeşitli duygular görüyorsunuz. 00:27:27.521 --> 00:27:30.993 Konusu olarak soruluyor ve cevabı alınıyor, düşünülüyor. 00:27:31.446 --> 00:27:35.961 Tasavvuf kalbin duygularını, düşüncelerini, 00:27:36.195 --> 00:27:39.501 niyetlerini, hallerini konu aldığı için 00:27:39.798 --> 00:27:42.210 orada böyle duyguların tahlilleri var. 00:27:42.324 --> 00:27:45.847 ''Ümit nedir?'' diye, ''Teslim nedir?'' diye soruluyor. 00:27:46.187 --> 00:27:50.449 Konular hep kalple ve insanın iç âleminin duygularıyla ilgili. 00:27:50.946 --> 00:27:53.984 ''Hüzün çeşitli şekillerdedir diyor.'' 00:27:55.243 --> 00:27:59.332 el-Huznü alâ vücûhin 00:27:59.574 --> 00:28:01.219 Çeşit çeşittir demek. 00:28:01.666 --> 00:28:06.458 ''Hüzünler, üzüntüler, mahzunluk duygusu çeşit çeşittir.'' 00:28:07.810 --> 00:28:08.403 Kimde? 00:28:08.600 --> 00:28:09.511 ''Mutasavvıfta.'' 00:28:09.833 --> 00:28:12.160 Mutasavvıf esas itibariyle nasıl olacak? 00:28:12.382 --> 00:28:15.915 Mahzun halli olacak. 00:28:16.199 --> 00:28:19.300 Mutasavvıfın genel hali böyle. 00:28:20.710 --> 00:28:25.992 Kah kah, kih kih, koca göbekli, çok gülen, çok rahat bir insan tipi değil. 00:28:25.992 --> 00:28:29.540 Boynu bükük, gözü yaşlı, mahzun tiplidir. 00:28:29.686 --> 00:28:32.698 Onun için Yunus Emre ne diyor? 00:28:32.920 --> 00:28:34.805 Derviş bağrı baş gerek 00:28:35.102 --> 00:28:36.461 Gözü dolu yaş gerek 00:28:36.764 --> 00:28:37.884 Koyundan yavaş gerek. 00:28:38.310 --> 00:28:41.142 Bağrı baş gerek, bağrı yara olması gerekir. 00:28:41.539 --> 00:28:44.370 Şurası yaralı, şurada bir yara var. Ne demek? 00:28:44.592 --> 00:28:48.418 Allah sevgisi var, çeşitli dinî duyguları var. 00:28:48.777 --> 00:28:52.614 ''Acaba Allah'a güzel kulluk edemedim mi?'' diye üzüntüsü var, 00:28:52.799 --> 00:28:54.879 ''Cehenneme düşer miyim?'' diye korkusu var, 00:28:55.107 --> 00:28:58.760 ''Ah cenneti kaçırmasam.'' diye hevesleri, tamahları var, filan… 00:28:58.963 --> 00:29:02.100 Şurası yaralı, dertli, içi dertli, sorma! 00:29:02.478 --> 00:29:05.961 Hani ağzını bir açsa ne dertleri var sıralayacak. 00:29:06.100 --> 00:29:07.638 Dertli, yaralı. 00:29:08.780 --> 00:29:09.198 Derviş bağrı baş gerek. 00:29:09.333 --> 00:29:10.586 Bağrı yaralı gerek. 00:29:10.677 --> 00:29:11.797 Baş, yara demek. 00:29:12.870 --> 00:29:13.207 Gözü dolu yaş gerek. 00:29:13.847 --> 00:29:15.176 Gözü yaşlı olacak. Neden? 00:29:16.391 --> 00:29:18.315 O da güzel bir duygu. 00:29:18.781 --> 00:29:20.850 Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; 00:29:20.182 --> 00:29:24.571 ''İki göze cehennem ateşi gelmeyecek. Temas etmeyecek.'' 00:29:25.305 --> 00:29:27.332 O iki gözün sahibi cehenneme düşmeyecek. 00:29:27.403 --> 00:29:27.971 Kim? 00:29:28.305 --> 00:29:31.523 Bir; Aynün bâtet tahrusü fî-sebîlillâh. 00:29:31.852 --> 00:29:36.578 ''Hudutlarda düşmana karşı İslâm âlemini bekleyen kişinin gözü.'' 00:29:37.331 --> 00:29:38.561 Allah için nöbet tuttuğundan, 00:29:38.614 --> 00:29:41.467 baktığı için, beklediği için cehenneme girmeyecek, 00:29:41.532 --> 00:29:42.902 gözünü cehennem yakmayacak, 00:29:43.199 --> 00:29:45.175 cehennemin ateşi gözüne temas etmeyecek. 00:29:45.778 --> 00:29:46.438 Ötekisi de; 00:29:46.597 --> 00:29:50.267 Ve aynün beket min-haşyetillâh. 00:29:50.964 --> 00:29:53.436 ''Allah korkusuyla ağlayan göz.'' 00:29:53.814 --> 00:30:00.775 İnsan geceleyin seccadesine oturuyor, tesbih ini çekiyor,ışıklar kapalı, herkes yatmış. 00:30:01.209 --> 00:30:02.983 Ondan sonra bir hüzün çöküyor. 00:30:03.243 --> 00:30:06.189 Günahlarını, hatalarını düşünüyor, 00:30:06.412 --> 00:30:07.532 Allah'ı düşünüyor, 00:30:09.124 --> 00:30:11.638 hasretlik kabarıyor, ağlamaya başlıyor. 00:30:11.754 --> 00:30:12.643 Gözyaşı döküyor. 00:30:12.921 --> 00:30:16.290 İşte bu, Allah için gözyaşı dökmek. 00:30:17.776 --> 00:30:19.571 Gözü dolu yaş gerek dervişin. 00:30:19.805 --> 00:30:21.345 Böyle duygulu olması gerekiyor. 00:30:21.974 --> 00:30:26.660 İşte onun için hüzün de dervişin duygularından bir duygudur. 00:30:26.851 --> 00:30:30.459 ''Çeşitli sebeplerden olabilir, çeşitleri vardır.'' diyor, sayıyor. 00:30:30.669 --> 00:30:33.839 Huznün alâ fakti emrin yühıbbü vücûduhû. 00:30:35.611 --> 00:30:39.342 ''İnsanın olsaydı iyi olurdu diye varlığı istenilen, 00:30:39.439 --> 00:30:42.999 temenni edilen bir şeyin olmamasına karşı hüznü.'' 00:30:44.450 --> 00:30:45.165 ''Ah bir genç olsaydım! 00:30:46.980 --> 00:30:48.205 Ah param olsaydı da bir hayır yapsaydım! 00:30:48.702 --> 00:30:52.200 Ah şu günahları işlemeden kulluk yapsaydım! 00:30:52.198 --> 00:30:57.607 Ah zamanım olsaydı da zamanında ilim öğrenseydim. 00:30:57.917 --> 00:30:59.842 Ah çok ibadet edebilseydim!'' 00:31:00.108 --> 00:31:01.989 Olsaydı ama olmamış. 00:31:02.305 --> 00:31:05.590 Olması temenni edilip de olmayan şeye 00:31:05.368 --> 00:31:09.208 onun olmayışından dolayı bir hüzün olabilir, bu bir. 00:31:09.892 --> 00:31:13.201 Ve huznün mehâfete emrin müstakbelin. 00:31:13.704 --> 00:31:16.729 ''İleride başına gelecek bir şeyden dolayı 00:31:17.700 --> 00:31:19.880 korktuğu için mahzun olmak.'' 00:31:19.716 --> 00:31:20.923 ''Ya cehenneme düşersem! 00:31:21.669 --> 00:31:23.917 Ya sû-i hâtimeye uğrarsam, 00:31:24.701 --> 00:31:26.657 ya imanla göçemezsem, 00:31:27.266 --> 00:31:30.260 ya âhir ömrümde bir fitneye, bir musibete uğrayıp da 00:31:31.275 --> 00:31:33.971 imansız göçersem, ya başıma şu gelirse, 00:31:34.100 --> 00:31:36.788 ya çoluk çocuğum hak yolda yürümezse…'' 00:31:39.376 --> 00:31:42.461 İnsan bir de ileride olacak şeylerden mahzun olur. 00:31:43.640 --> 00:31:47.791 Hakikaten de bizim büyüklerimiz öyle derdi. 00:31:47.963 --> 00:31:50.187 Biraz gülen birisini gördüklerinde; 00:31:50.453 --> 00:31:52.251 ''Hayrola ne böyle kah kah gülüyorsun, 00:31:52.830 --> 00:31:55.209 sırat köprüsünü geçtin de mi gülüyorsun!'' derlerdi. 00:31:55.518 --> 00:31:57.367 Yani her türlü tehlikeleri atlattın da, 00:31:57.620 --> 00:32:00.794 başka bir şey kalmadı da, gülecek hale geldin de mi gülüyorsun? 00:32:01.850 --> 00:32:02.205 Evet, o zaman gülecekmiş. 00:32:02.845 --> 00:32:04.246 Hem de çok güzel bir gülüşle gülecek. 00:32:04.399 --> 00:32:07.460 Sıratı geçti, cehennemden kurtuldu, cennetlik oldu. 00:32:07.800 --> 00:32:08.200 O zaman gülmek var. 00:32:08.475 --> 00:32:10.880 Ama şimdi ne var? Önün karanlık. 00:32:11.252 --> 00:32:12.414 İstikbali biliyor musun? 00:32:12.911 --> 00:32:14.539 Başına neler geleceğini biliyor musun? 00:32:14.829 --> 00:32:16.499 Üç sene önce Bosna'dakiler 00:32:16.908 --> 00:32:19.400 başlarına böyle hallerin geleceğini biliyorlar mıydı? 00:32:19.722 --> 00:32:20.842 Bak neler geldi. 00:32:21.286 --> 00:32:28.441 İki yüz kişiyi getirmiş, 00:32:24.204 --> 00:32:27.704 ''Takır takır tabanca seslerini duyduk.'' diye kaçan esir anlatıyor. 00:32:28.497 --> 00:32:31.420 ''Hepsini kurşunladılar, öldürdüler.'' diyor. 00:32:31.201 --> 00:32:35.247 Düşmanın eline düşmek, ezâ cefâ çekmek, öldürülmek, 00:32:35.594 --> 00:32:39.637 namusuna tecavüz edilmesi, vesaire… 00:32:39.890 --> 00:32:40.926 Neler gelebiliyor… 00:32:41.211 --> 00:32:43.726 Allah kötü şeyleri insanın başına getirmesin. 00:32:44.117 --> 00:32:46.594 Hem dünyevî bakımdan kötü şeyleri getirmesin, 00:32:46.622 --> 00:32:50.742 düşmanın, zalimin eline düşürmesin. 00:32:50.970 --> 00:32:55.380 Hem de uhrevî bakımından nefsin eline düşürmesin, 00:32:55.354 --> 00:32:58.863 şeytana maskara ettirmesin, günahlara saptırmasın. 00:32:59.197 --> 00:33:01.408 Adam üniversitede talebeyken 00:33:01.408 --> 00:33:05.761 bizim arkadaşımızın arkadaşıymış, namazlı niyazlıymış. 00:33:06.139 --> 00:33:09.361 Ondan sonra iş güç sahibi olmuş, namazı niyazı bırakmış. 00:33:10.632 --> 00:33:11.345 Bak ne fena! 00:33:11.923 --> 00:33:13.746 Zaten asıl fena olan bu. 00:33:14.293 --> 00:33:16.833 İnsanın aç kalması, açık kalması, 00:33:17.670 --> 00:33:19.334 zengin olması, fakir olması, bunlar önemli değil. 00:33:19.390 --> 00:33:21.726 İmandan fakirlik çok fena. 00:33:22.179 --> 00:33:25.168 İmanın gitmesi, Allah'ın sevmediği bir duruma düşmek fena. 00:33:25.377 --> 00:33:28.466 Demek ki; ''Olsaydı iyi olurdu.'' dediğimiz şeylerin 00:33:28.466 --> 00:33:31.352 olmamasına üzülmek, yokluğa üzülmek, bir. 00:33:31.630 --> 00:33:35.663 İleride gelecek şeye, kötülüklere üzülmek, iki. 00:33:35.866 --> 00:33:40.145 Ve huznün limâ ehabbe mine'z-zaferi bi-emrin 00:33:44.887 --> 00:33:46.955 fe-yeteahharu an-murâdihî. 00:33:47.589 --> 00:33:52.525 ''Bir şeyin olmasını, ele geçirilmesini, sevdiği halde 00:33:52.753 --> 00:33:57.468 o muradının ele geçmesinin gecikmesinden dolayı bir üzüntü.'' 00:33:57.784 --> 00:33:58.904 Yani heves ediyor. 00:33:59.933 --> 00:34:03.985 ''Şunu da yapsaydım, şu elime geçseydi, şu hasıl olsaydı.'' diyor. 00:34:04.288 --> 00:34:06.834 Ama o istediği, murad ettiği şey bir türlü olmuyor. 00:34:06.834 --> 00:34:07.954 Olmayışına üzülüyor. 00:34:08.523 --> 00:34:11.340 Yalvarıyor, yalvarıyor, yalvarıyor bir türlü olmuyor. 00:34:11.399 --> 00:34:13.904 Geceleri dua ediyor. 00:34:14.101 --> 00:34:15.864 ''Aman yâ Rabbi, şunu isterim, şunu isterim.'' 00:34:15.910 --> 00:34:17.300 Bir tecelli olmuyor. 00:34:17.820 --> 00:34:19.328 Bekliyor, bekliyor olmuyor, üzülüyor. 00:34:19.531 --> 00:34:21.218 Yani temenni ettiği bir şeyi 00:34:21.421 --> 00:34:24.344 elde etmeyi istediği halde bir şey elde edememenin hüznü. 00:34:32.914 --> 00:34:38.850 Ve huznün yetezekkeru min nefsihî muhâlefâti'l-hakki fe-yahzenü lehû. 00:34:39.250 --> 00:34:43.773 Dördüncü hüzün de eskileri, mâzîyi, hatıraları düşünüyor. 00:34:44.926 --> 00:34:50.390 Cenâb-ı Hakk'a kullukta iyi işler yapmamış, 00:34:50.342 --> 00:34:54.313 muhalefetlerde bulunmuş, Hakk'a karşı gelmiş, 00:34:54.460 --> 00:34:57.136 âsî olmuş, günahlara dalmış, 00:34:57.496 --> 00:35:01.932 nefsinin bu muhalefetlerini, günahlarını düşünüyor da ona üzülüyor. 00:35:01.991 --> 00:35:03.694 Yani günaha üzülme. 00:35:04.722 --> 00:35:08.197 Sıralayacak olursak dervişin hüznü dört çeşittir: 00:35:10.355 --> 00:35:14.155 Olmasını istediği bir şey olmadı diye üzülmek. 00:35:14.527 --> 00:35:17.485 Olsaydı diye temenni ettiği şey yok diye üzülmek. 00:35:18.194 --> 00:35:23.404 İleride başına gelecek bir işi düşünüp ondan korkup üzülmek. 00:35:24.952 --> 00:35:29.752 Bir şeyi elde etmek istiyor ama bir türlü o muradı hasıl olmuyor diye üzülmek. 00:35:29.849 --> 00:35:32.621 Beklediği bir şeye kavuşamamanın üzüntüsü. 00:35:33.162 --> 00:35:35.803 Mâzîdeki hatıralarına üzülmek. 00:35:36.156 --> 00:35:41.112 Yani ''vah vah, tüh tüh, ah ah neler yapmışım, 00:35:41.252 --> 00:35:44.370 şöyle etmişim, böyle etmişim.'' diye günahlarına üzülmek. 00:35:44.661 --> 00:35:50.470 Bunların hepsi insanın içinde olur ve olması lazım. 00:35:50.381 --> 00:35:53.463 İnsanın eski günahlarını unutmaması lazım. 00:35:53.684 --> 00:35:55.248 Onlara ağlaması lazım. 00:35:55.545 --> 00:35:57.730 Hakikaten mahzun olması lazım. 00:35:57.695 --> 00:36:02.600 Çünkü bir insan günahına pişmanlık duyup mahzun olursa daha; 00:36:02.232 --> 00:36:04.536 ''Tevbe yâ Rabbi!'' demeden Allah affedermiş. 00:36:04.752 --> 00:36:07.325 Onları düşünüp kendi muhasebesini yapıp da 00:36:07.541 --> 00:36:09.337 pişmanlık duymaya çalışmak lazım. 00:36:09.795 --> 00:36:13.277 Hâsibû enfüseküm kable en tuhâsebû. 00:36:13.524 --> 00:36:16.480 ''Âhirette hesaba çekilmeden önce 00:36:16.652 --> 00:36:20.302 siz bu dünyadayken kendi nefsinizi bir hesaba çekin.'' 00:36:20.437 --> 00:36:22.961 Muhasebenizi yapın, zararlarınızı görün, 00:36:23.196 --> 00:36:27.257 telafiye çalışın diye buyurmuş, onun gibi yani. 00:36:28.562 --> 00:36:30.120 Kâle ve kâle'l-Hârisü: 00:36:30.840 --> 00:36:34.798 ''Aynı râvî gene aynı zincirle, rivayet senediyle buyurmuş ki:'' 00:36:35.330 --> 00:36:36.573 ''Hâris-i Muhâsibî şöyle dedi:'' 00:36:36.907 --> 00:36:38.270 ''Hüsnü'l-huluki 00:36:42.318 --> 00:36:44.636 ihtimâlü'l-ezâ ve kılletü'l-gadab 00:36:44.727 --> 00:36:46.904 ve bastü'l-vech ve tîbü'l kelâm.'' 00:36:48.220 --> 00:36:49.125 Hüsnü'l-huluki. 00:36:49.335 --> 00:36:54.103 ''Huyun güzel olması, güzel huyluluk;'' 00:36:57.155 --> 00:36:57.714 Bu nedir? 00:36:58.541 --> 00:37:02.730 Kurân-ı Kerîm'de, hadîs-i şerîflerde tavsiye ediliyor. 00:37:02.102 --> 00:37:04.133 Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; 00:37:04.133 --> 00:37:07.277 ''Sana güzel huylu olmayı tavsiye ederim.'' 00:37:07.649 --> 00:37:10.246 Güzel huy bizlere emrediliyor. 00:37:10.762 --> 00:37:13.578 Dervişlik güzel huyu öğrenme mesleği. 00:37:14.000 --> 00:37:17.634 Tekke de güzel huyların öğretildiği mektep. 00:37:18.262 --> 00:37:25.511 Güzel huyları öğrenmemiz ve güzel şeyleri yapar hale gelmemiz lazım. 00:37:26.170 --> 00:37:28.881 Şimdi güzel huyları sayıyor. 00:37:31.118 --> 00:37:33.743 Hâris-i Muhâsibî hazretleri güzel huyu 00:37:34.140 --> 00:37:38.246 dört ana davranışla izah ediyor. 00:37:39.612 --> 00:37:44.512 Bunları ezberleyin ki onun nasihati, hayatının tecrübesi demektir. 00:37:44.854 --> 00:37:48.949 O mübarek, hayatı boyunca özet olarak güzel huy deyince 00:37:49.690 --> 00:37:50.615 bunları anlayacak hale gelmiş. 00:37:50.768 --> 00:37:53.230 O kadar tecrübeler geçirmiş, bu noktaya gelmiş. 00:37:53.293 --> 00:37:55.218 Bir: İhtimâlü'l-ezâ. 00:37:59.943 --> 00:38:03.290 ''Halkın ezâ ve cefâsına tahammül etmek'' demektir. 00:38:03.493 --> 00:38:05.819 Biz tahammül deriz, Araplar ihtimal derler. 00:38:06.128 --> 00:38:07.488 Biz ihtimali başka mânaya; 00:38:09.221 --> 00:38:11.420 yani şu veya bu olabilir mânasına kullanırız. 00:38:11.467 --> 00:38:13.639 Ama bu Arapça'da tahammül demek. 00:38:13.749 --> 00:38:16.433 İhtimâlü'l-ezâ; tahammülü'l-ezâ demek. 00:38:16.517 --> 00:38:21.364 Yani halkın ezâsını sırtına yüklenip gık dememek. 00:38:22.330 --> 00:38:23.611 Halkın ezası ne olabilir? 00:38:24.220 --> 00:38:25.340 Dedikodu olabilir, 00:38:26.892 --> 00:38:29.845 komşunun çeşitli sıkıntıları olabilir, 00:38:29.898 --> 00:38:34.701 arkadaşların yanlış hareketleri olabilir; 00:38:37.504 --> 00:38:42.108 evde olabilir, çarşıda pazarda olabilir. 00:38:42.692 --> 00:38:51.557 İnsanı ezâya, üzüntüye sevk edecek çeşit çeşit şeyler. 00:38:51.828 --> 00:38:54.697 İşte derviş bunlara tahammül edecek, gık demeyecek. 00:38:57.136 --> 00:39:02.127 Peygamber Efendimiz'e Leste mürselâ 00:39:02.882 --> 00:39:04.543 yani ''Sen peygamber değilsin.'' demediler mi? 00:39:04.543 --> 00:39:05.188 Dediler. 00:39:05.792 --> 00:39:07.314 ''Sen mecnunsun.'' demediler mi? 00:39:07.357 --> 00:39:07.897 Dediler. 00:39:08.204 --> 00:39:09.324 ''Şâir'' demediler mi? 00:39:09.483 --> 00:39:10.265 Dediler. 00:39:10.517 --> 00:39:11.637 ''Kâhin'' demediler mi? 00:39:11.843 --> 00:39:18.107 Mucizeleri, olağanüstü halleri gördüler, bu sefer kâhin dediler. 00:39:18.542 --> 00:39:19.662 Kur'ân-ı Kerîm'i dinliyorlar, 00:39:19.670 --> 00:39:22.435 güzel sözler dinliyorlar, bu sefer ''şâir'' diyorlar. 00:39:24.248 --> 00:39:26.289 Haline bakıyorlar, ''mecnun'' diyorlar. 00:39:26.795 --> 00:39:27.961 Ama hiçbirisi değil. 00:39:29.563 --> 00:39:30.683 ''Peygamber değilsin.'' diyorlar. 00:39:33.731 --> 00:39:35.148 Yani çeşit çeşit iftira. 00:39:36.320 --> 00:39:38.660 Bunu niçin söylüyorum? 00:39:38.469 --> 00:39:41.190 O Allah'ın en sevgili kuluyken, 00:39:41.443 --> 00:39:48.708 onun başına çeşit çeşit haksız cevr u cefâlar, sıkıntılar gelmiş. 00:39:49.498 --> 00:39:50.436 Biz ne oluyoruz? 00:39:50.664 --> 00:39:52.551 Biz bin bir kusuru olan insanlarız. 00:39:52.773 --> 00:39:55.910 Bize de arkadaşımızdan, konudan komşudan, 00:39:55.163 --> 00:39:57.594 büyükten küçükten, yalan yanlış, 00:39:57.594 --> 00:40:01.896 eğri büğrü laflar, sözler, muameleler olabilir. 00:40:01.896 --> 00:40:02.460 Ne yapacak? 00:40:03.130 --> 00:40:03.814 Gık demeyecek. 00:40:04.193 --> 00:40:06.570 Derviş olan gık demeyecek. 00:40:06.942 --> 00:40:09.436 Tahammül edecek, sesini çıkarmayacak. 00:40:10.259 --> 00:40:14.196 Ezmek isteseler ezdirmeyecek, 00:40:14.364 --> 00:40:16.957 sesini çıkarmayacak, gık demeyecek, karşılık vermeyecek. 00:40:17.216 --> 00:40:18.373 İhtimâlü'l-ezâ. 00:40:19.232 --> 00:40:22.786 ''Ezâya, cevr u cefâya tahammül etmek.'' 00:40:25.777 --> 00:40:26.897 Ve kılletü'l-gadap. 00:40:28.847 --> 00:40:30.489 ''Kızması az olacak, kızmayacak.'' 00:40:31.924 --> 00:40:33.966 Kolay kolay tutuşmayacak, sinirlenmeyecek 00:40:34.700 --> 00:40:35.537 patlamayacak, parlamayacak. 00:40:38.902 --> 00:40:40.752 Gazaplanması olmayacak. 00:40:40.886 --> 00:40:44.658 Tabi yeri geldiği zaman insana gazap duygusu da lazım. 00:40:45.248 --> 00:40:47.433 Peygamber Efendimiz bazen gazaplanırdı. 00:40:47.867 --> 00:40:50.730 Sinirlendiği zaman alnındaki damarı şişerdi. 00:40:50.964 --> 00:40:53.512 Ama Peygamberimiz Efendimiz ne zaman sinirlenirdi? 00:40:54.534 --> 00:40:56.433 Allah'ın emri tutulmadığı zaman, 00:40:57.483 --> 00:41:00.610 Allah'a âsî gelindiği zaman sinirlenirdi. 00:41:00.458 --> 00:41:02.182 Sair zamanda tahammül ederdi. 00:41:02.979 --> 00:41:06.567 Birisi Peygamberimiz Efendimiz'in cübbesini yakalamış, çekiştiriyor. 00:41:06.601 --> 00:41:08.711 Boynunu kızartacak kadar çekmiş. 00:41:09.520 --> 00:41:12.244 ''Yâ Resûlallah! Bana da ver, bana da ver.'' 00:41:13.271 --> 00:41:15.862 Efendimiz bir şey demiyor, yani sinirlenmiyor. 00:41:16.152 --> 00:41:19.215 Bu Peygamber, çek şu elini bakalım, uzaktan iste. 00:41:23.827 --> 00:41:28.881 Sonra o Mekke'nin fethi hadisesinden sonra öyle fitneler oldu ki… 00:41:29.592 --> 00:41:30.260 Savaş kazanıldı. 00:41:30.344 --> 00:41:32.990 Ganimetleri Mekke'nin yeni müslümanlarına verdi, 00:41:33.312 --> 00:41:35.755 çok olarak onlara verdi. 00:41:36.838 --> 00:41:40.655 ''Peygamber adaletle taksimat yapmıyor.'' dediler. 00:41:42.580 --> 00:41:47.737 Buyur! Resmen Peygamber Efendimiz'i adaletsizlikle, haksızlıkla itham ettiler. 00:41:49.789 --> 00:41:52.155 Peygamber Efendimiz de bir hutbe îrâd etti. 00:41:52.502 --> 00:41:55.305 ''Böyle sözler dediğinizi duyuyorum. 00:42:00.956 --> 00:42:04.147 Bu, akrabayı, hemşerileri kayırmak değil. 00:42:04.219 --> 00:42:05.339 Ben sizinle geleceğim. 00:42:06.484 --> 00:42:09.572 Mekke fethedildi ama artık Mekke'de oturmayacağım.'' dedi. 00:42:10.243 --> 00:42:11.658 Çünkü Peygamber Efendimiz vefalı. 00:42:12.299 --> 00:42:15.601 ''Medine'de kalacağım, kendimi size ayırdım. 00:42:15.648 --> 00:42:17.258 Bu taksime razı değil misiniz?'' dedi. 00:42:17.930 --> 00:42:22.131 Ötekiler yeni müslüman olduğu için, bir de mağlup oldukları için… 00:42:22.640 --> 00:42:25.157 Yenildiler, Mekke'de mağlup oldular. 00:42:28.343 --> 00:42:29.820 Kimisi kılıç zoruyla müslüman oldu. 00:42:29.923 --> 00:42:32.471 ''Kâbe'ye sığınanlar kurtulur. 00:42:32.705 --> 00:42:34.863 Falanca eve sığınanlar kurtulur.'' dedi. 00:42:35.910 --> 00:42:36.905 Peygamber Efendimiz, af ilan etti. 00:42:37.421 --> 00:42:39.100 Muzaffer olarak girdi. 00:42:39.498 --> 00:42:45.285 Tabi içlerinde bir burukluk var, yenildiler, zorla müslüman oldular. 00:42:45.338 --> 00:42:47.429 O zamana kadar müslüman olmamışlardı. 00:42:47.745 --> 00:42:49.647 Müslüman olmasalar kesilecekler. 00:42:49.862 --> 00:42:50.759 Müslüman oldular. 00:42:51.190 --> 00:42:56.350 Efendimiz kalplerindeki yarayı, hastalığı tedavi için onlara bal verdi. 00:42:56.908 --> 00:42:59.571 Malı çok görünce hem mağlup oldular 00:43:00.310 --> 00:43:02.643 hem de çok mal geldi, ganimet geldi. 00:43:02.821 --> 00:43:04.914 ''Hay Allah razı olsun.'' diye sevindiler. 00:43:05.211 --> 00:43:09.496 Baktılar ki kötülüklerine, eski düşmanlıklarına karşı 00:43:09.555 --> 00:43:11.602 cömertlik ve iyi muamele görüyorlar. 00:43:12.550 --> 00:43:15.472 Peygamber Efendimiz onların kalplerini tedavi etmek için yaptı. 00:43:15.788 --> 00:43:20.457 Medine'nin has halis müslümanlarına,eski sağlam Müslümanlara, 00:43:20.719 --> 00:43:23.898 ''Nasıl olsa bunlar bizden, nasıl olsa bunlar anlayış gösterir.'' diye o kadar vermedi. 00:43:24.351 --> 00:43:28.705 Peygamberlik nuruyla bakıp böyle bir içtihatla onlara bol verdi. 00:43:28.783 --> 00:43:31.239 Efendimiz verdi mi doyuracak gibi verir. 00:43:31.689 --> 00:43:34.163 Bedevînin birisine bir sürü verdiğini her zaman anlatıyorum. 00:43:34.497 --> 00:43:36.843 Bedevî; ''Aman ne güzel koyunlar, 00:43:36.856 --> 00:43:38.245 ne güzel sürü yâ Resûlallah!'' 00:43:38.635 --> 00:43:39.426 ''Çok mu beğendin?'' 00:43:39.454 --> 00:43:39.864 ''Çok'' 00:43:39.908 --> 00:43:40.253 Al. 00:43:40.906 --> 00:43:42.950 ''Hepsini mi yâ Resûlallah?'' 00:43:42.305 --> 00:43:42.938 "Hepsini!.." 00:43:43.541 --> 00:43:44.752 Sürüyü almış, götürmüş. 00:43:44.974 --> 00:43:50.854 Efendimiz'in gözünde, gönlünde dünya malı yok. 00:43:51.484 --> 00:43:56.170 Gündüz eline altın çuvalları gelse 00:43:56.479 --> 00:43:58.371 sofra örtüsünün üstüne yığar, 00:43:59.210 --> 00:44:02.535 avuç avuç dağıtır,geceye bir şey bırakmazdı. 00:44:03.182 --> 00:44:04.947 Peygamber Efendimiz bir şey saklamazdı. 00:44:05.519 --> 00:44:07.655 Kendisinin gönlünde dünya malı yok. 00:44:08.108 --> 00:44:10.689 Onun nazarında dünya değil âhiret önemli. 00:44:10.739 --> 00:44:12.686 Onun için yeni müslümanlara çok verdi. 00:44:12.902 --> 00:44:14.220 ''Sen âdil değilsin.'' dediler. 00:44:17.860 --> 00:44:21.559 Fe-in u'tû minhâ radû ve inlem yu'tav minhâ izâhüm yeshatûn. 00:44:21.893 --> 00:44:23.130 ''Öyle insanlar var ki 00:44:23.640 --> 00:44:30.258 ganimetten çok para verilince razı olurlar, hoşnut olurlar. 00:44:30.824 --> 00:44:32.535 Verilmediği zaman da kızarlar.'' 00:44:32.763 --> 00:44:34.670 Ne kızıyorsun? Ne hakkın var? 00:44:34.346 --> 00:44:35.918 Verirse verir, vermezse sabret. 00:44:36.434 --> 00:44:39.172 Fakir; verilince memnun, verilmeyince kızıyor. 00:44:39.225 --> 00:44:42.450 Arapça'da yeshatûn, ''sahat eder'' yani kızar demektir. 00:44:44.166 --> 00:44:48.474 İnsanların cahilleri, kafası iyi çalışmayanları, 00:44:48.494 --> 00:44:50.683 gerçekleri göremeyenleri çok. 00:44:50.799 --> 00:44:51.919 Böyle şeyler olabiliyor. 00:44:52.805 --> 00:44:54.491 Olgun insan ne yapar? 00:44:55.563 --> 00:44:56.198 Sabreder. 00:44:57.195 --> 00:45:01.708 Olgun insan ezâya, cefâya yumuşak yumuşak tahammül eder. 00:45:02.255 --> 00:45:04.712 Kişi sonunda derlenip toparlar. 00:45:05.328 --> 00:45:07.568 1. Ezâya cefâya tahammül. 00:45:07.815 --> 00:45:11.185 2. Kızmamak, gazap etmemek. 00:45:11.438 --> 00:45:12.928 Kızılacak bir olay olabilir. 00:45:13.712 --> 00:45:16.538 Parlayıp bir tane vurup da ondan sonra sakinleşmek değil; 00:45:16.829 --> 00:45:24.538 sakin sakin, gazaplanmadan, kızmadan halim olmak. 00:45:25.350 --> 00:45:28.300 Bunun sıfatı halim, halim olacak. 00:45:28.173 --> 00:45:30.902 Halim, kızılacak yerde kızmayan. 00:45:31.493 --> 00:45:34.218 Halim sıfatı güzel bir sıfattır. 00:45:34.796 --> 00:45:36.572 Onu da elde etmeye çalışmalıyız. 00:45:37.694 --> 00:45:43.907 Ekseriyetle insanın başına gelen çekişmeler, çatışmalar, 00:45:43.973 --> 00:45:46.880 kavgalar, gürültüler ani kızgınlıklardan olur. 00:45:47.630 --> 00:45:49.450 Halim olduğu zaman bir şey olmaz. 00:45:49.536 --> 00:45:53.510 ''Peki abi, haklısın abi, tamam abi.'' dedin mi 00:45:53.254 --> 00:45:54.440 adam seninle kavga edemez. 00:45:54.493 --> 00:45:55.706 Kavga etmeye bile gelse, 00:45:56.146 --> 00:45:59.252 ''Tamam, geç aslanım.'' deyince bir şey olmaz. 00:45:59.830 --> 00:46:02.859 3. Ve bastü'l-vech. 00:46:06.250 --> 00:46:08.171 Türkçesi güleç yüzlü olmak demek. 00:46:08.817 --> 00:46:12.355 Yüzü yaymak, yani böyle dudakları yayılıyor, 00:46:12.477 --> 00:46:16.617 mütebessim, yumuşak, gözleriyle ılık ılık. 00:46:17.289 --> 00:46:20.808 Güleç yüzlülük, bu da güzel bir huy, önemli. 00:46:24.607 --> 00:46:28.636 Peygamber Efendimiz'in vasıflarından birisi de besîm. 00:46:29.158 --> 00:46:31.990 Besim, mütebessim demek. 00:46:32.581 --> 00:46:37.493 Efendimiz'in ekserî hali tebessüm idi. 00:46:37.896 --> 00:46:41.510 Görünüşü itibariyle mütebessimâne halli idi. 00:46:41.548 --> 00:46:44.340 Peygamber Efendimiz evde de şen şakraktı. 00:46:47.684 --> 00:46:48.707 Torunlarını severdi. 00:46:49.861 --> 00:46:54.851 Hanımlarına karşı muamelesi yumuşaktı, tatlıydı. 00:46:54.873 --> 00:46:56.518 Örnek alınacak tarafları var. 00:46:58.839 --> 00:47:02.235 Demek ki üçüncüsü güleç yüzlü olmak. 00:47:02.544 --> 00:47:04.641 4. Ve tîbü'l-kelâm. 00:47:04.925 --> 00:47:08.590 ''Sözün hoş, güzel olması.'' Güzel, hoş sözlü olmak. 00:47:09.462 --> 00:47:10.109 Bu da çok önemli. 00:47:10.612 --> 00:47:14.721 Bazı insanlar bunu çok güzel yapıyorlar. 00:47:14.912 --> 00:47:15.820 Meziyet bu. 00:47:16.711 --> 00:47:19.367 Söyleyişinden, işe gelişinden, 00:47:19.367 --> 00:47:22.436 başlayışından karşı tarafın kalbini kazanıyorlar. 00:47:25.313 --> 00:47:27.947 Hani derler ya; ''Nasılsın kör kadı?'' demiş. 00:47:28.757 --> 00:47:31.993 Gelmiş, ''Nasılsın?'' diye soruyor ama ''kör kadı'' deyince, 00:47:32.390 --> 00:47:34.450 tabi adam hiç memnun olmamıştır. 00:47:34.361 --> 00:47:38.580 ''Nasılsın kör kadı?'' dersen kadıdan zılgıtı yersin. 00:47:38.499 --> 00:47:41.344 Kör ama adam, ''Nasılsın kör kadı?'' denmez. 00:47:41.822 --> 00:47:45.473 O bakımdan bir insanın sözüne de dikkat etmesi lazım. 00:47:45.676 --> 00:47:47.515 Güzel huyun dört tanesini saydı. 00:47:47.712 --> 00:47:49.506 1.Ezâya, cefâya tahammül, 00:47:50.149 --> 00:47:50.911 2.Kızmamak, 00:47:51.370 --> 00:47:52.276 3.Güleç yüzlülük, 00:47:52.333 --> 00:47:53.224 4.Tatlı dillilik. 00:47:54.409 --> 00:47:55.993 Bunları hepinize tavsiye ediyoruz. 00:47:59.359 --> 00:48:01.136 İdâre-yi kelâm etmeyi de öğrenin. 00:48:01.539 --> 00:48:03.859 Nasıl direksiyonun başına geçtiğiniz zaman 00:48:04.269 --> 00:48:05.760 direksiyonu idare edemezseniz 00:48:05.760 --> 00:48:07.653 bu korkunç İstanbul trafiğinde 00:48:07.938 --> 00:48:10.154 mutlaka her gün birkaç kaza yaparsanız, 00:48:11.140 --> 00:48:13.952 şu dilinizin direksiyonunu da güzel idare edemezseniz 00:48:14.118 --> 00:48:16.198 her gün nice nice kazalar yaparsınız. 00:48:16.838 --> 00:48:18.810 Ona çarparsınız, buna çarparsınız, 00:48:19.120 --> 00:48:22.872 onun kalbini yıkarsınız, berikisinin gönlünü kırarsınız. 00:48:23.478 --> 00:48:28.877 Onun için sözün güzelini söylemeyi öğrenmeli. 00:48:29.274 --> 00:48:31.356 Yunus'un bir sözü var, onu ezberleyin: 00:48:31.603 --> 00:48:36.172 Söz ola kese savaşı 00:48:39.475 --> 00:48:40.952 Söz ola kese savaşı. 00:48:41.527 --> 00:48:46.998 İkinci mısrada, Söz ola kestire başı diyorlar ama 00:48:47.332 --> 00:48:48.692 Yunus Emre öyle dememiş. 00:48:49.226 --> 00:48:51.500 Söz ola bitire başı demiş. 00:48:51.721 --> 00:48:54.548 Eski nüshalara baktığımız zaman doğrusu bu. 00:48:55.611 --> 00:48:57.136 Söz ola bitire başı ne demek? 00:48:59.285 --> 00:49:00.405 Baş burada yara demek. 00:49:01.185 --> 00:49:02.950 Yarayı bitirmek de iyi etmek demek. 00:49:03.541 --> 00:49:04.846 Söz ola kese savaşı. 00:49:05.231 --> 00:49:06.558 Söz ola bitire başı. 00:49:06.843 --> 00:49:10.272 Yaraya merhem sürüp yarayı iyi etmek demek. 00:49:10.913 --> 00:49:15.792 Ortada yara var ama yarayı merhemliyorsun, 00:49:16.239 --> 00:49:22.900 ilaç iyi geliyor, antibiyotik, penisilin, teramisin vesaire… 00:49:22.391 --> 00:49:23.481 Derken yara iyi oluyor. 00:49:25.296 --> 00:49:28.334 Mevcut yarayı kapattırıyor, yarayı iyi ediyor. 00:49:28.566 --> 00:49:29.860 Söz ola kese savaşı. 00:49:30.123 --> 00:49:33.839 ''İki tarafın kavgasını, gürültüsünü keser, sulh eder.'' 00:49:34.920 --> 00:49:39.143 Söz ola bitire başı. ''Yarayı tedavi eder.'' 00:49:39.497 --> 00:49:41.315 Söz ola ağulu aşı. 00:49:42.424 --> 00:49:46.250 ''Edebî söz, zehirli aşı yağ ile bal eder.'' diyor. 00:49:46.678 --> 00:49:52.539 Bu güzel. Sözün güzelini söylemek önemli. 00:49:52.911 --> 00:49:54.795 Yunus Emre de bu işe çok önem vermiş. 00:49:54.867 --> 00:49:57.219 Sözle ilgili böyle bir de şiir yazmış: 00:49:59.134 --> 00:50:03.400 Kelecilerin bişirgil, sözün us ile düşürgil. 00:50:03.766 --> 00:50:06.850 Keleci, kelam demek. 00:50:06.532 --> 00:50:14.298 yani sözünü aklında şöyle evir çevir, fırına ver, pişir, ham olmasın. 00:50:14.595 --> 00:50:17.727 Kelecilerin bişirgil, sözün us ile düşürgil. 00:50:17.827 --> 00:50:25.505 ''Söylediğin sözü akla mantığa uygun söyle.'' diye tavsiye ediyor. 00:50:29.220 --> 00:50:30.157 Peygamber Efendimiz; 00:50:30.766 --> 00:50:34.440 ''Ekseriyetle insanı cehenneme sokan iki uzuv vardır: 00:50:35.550 --> 00:50:43.754 Birisi, iki dudağı arası, diğeri, iki bacağı arası.'' buyurmuş. 00:50:44.770 --> 00:50:44.936 Böyle tabir etmiş. 00:50:45.752 --> 00:50:49.267 Ekseriyetle insanı cehenneme düşüren nedir? 00:50:49.443 --> 00:50:50.825 İki dudağı arasındaki dil. 00:50:51.134 --> 00:50:55.744 Konuşur, günah söyler, hata işler, kalp kırar 00:50:55.941 --> 00:50:59.700 Elfâz-ı küfür söyler, dinden imandan çıkar. 00:50:59.605 --> 00:51:07.645 Adam; ''Şu ibadeti, bu ibadeti anlıyorum da orucu anlamıyorum.'' diyormuş. 00:51:08.135 --> 00:51:09.505 Yani aklına yatmıyor. 00:51:10.527 --> 00:51:11.903 Halbuki oruç akla yatmaz mı? 00:51:11.903 --> 00:51:13.230 Herkesin bildiği, 00:51:13.548 --> 00:51:18.523 doktorların her zaman tavsiye ettiği gayet güzel bir şey. 00:51:18.620 --> 00:51:24.610 Dinli, dinsiz, Amerikalı, İngiliz kim varsa herkes; 00:51:24.177 --> 00:51:26.197 ''Aman çok yemeyin, aman perhiz edin, 00:51:26.575 --> 00:51:29.777 aman midenize çok yük yüklemeyin.'' deyip duruyor. 00:51:30.268 --> 00:51:33.158 Adam İslâm'ın emirleri içinde orucu anlayamamış. 00:51:38.100 --> 00:51:39.119 Sözünüze dikkat edin. 00:51:39.473 --> 00:51:42.835 Dervişlik, verilen zikirleri yapmaktan ibaret değildir. 00:51:44.783 --> 00:51:46.218 Ekseriyetle böyle anlaşılıyor. 00:51:46.740 --> 00:51:50.626 Millet şeyhliği de ekseriyetle keramet göstermek diye anlıyor. 00:51:51.204 --> 00:51:52.709 Yani başına kavuk geçirecek, 00:51:54.213 --> 00:51:56.599 ondan sonra şu kerameti bu kerameti gösterecek. 00:51:56.933 --> 00:51:59.726 Dervişliği de yanlış anlıyor, dervişliği zikir sanıyor. 00:52:09.192 --> 00:52:12.720 Hâris-i Muhâsibî hazretleri, öteki büyüklerimiz 00:52:12.119 --> 00:52:14.116 burada sözlerini okuduğumuz kimseler, 00:52:14.463 --> 00:52:17.275 bu işin ordinaryüs profesörü, bu işin üstatları, allamesi. 00:52:17.729 --> 00:52:19.467 Onların sözlerine dikkat etmek lazım. 00:52:19.935 --> 00:52:24.328 Yunus Emre sözün hem önemli olduğunu söylemiş 00:52:24.450 --> 00:52:28.838 hem de ne güzel sözler söylemiş de hâlâ bizimle, aramızda. 00:52:28.879 --> 00:52:33.370 Hâlâ onun sözlerini ya arabayla giderken dinliyoruz 00:52:33.106 --> 00:52:35.913 ya evde dinliyoruz ya vaazda söylüyoruz. 00:52:36.222 --> 00:52:39.764 Bizim demek istediğimizi iki kelimeyle izah etmiş oluyor. 00:52:40.198 --> 00:52:41.789 Onun için sözünüze dikkat edin. 00:52:41.855 --> 00:52:44.675 Tatlı dilli olmak ve sözü idâre-yi kelâm; 00:52:44.921 --> 00:52:47.380 yani usulüyle söylemek. 00:52:47.454 --> 00:52:49.500 Dümdüz söylemek olmaz. 00:52:49.565 --> 00:52:52.582 Bu sokaklarda dümdüz gidersen duvara çarparsın. 00:52:52.910 --> 00:52:55.520 Sokağın kıvrımına göre kıvrılarak gideceksin. 00:53:01.691 --> 00:53:03.753 Yüz defa Estağfurullah diyorsunuz, tamam. 00:53:04.600 --> 00:53:06.289 İdâre-yi kelâm ve tatlı dil de bir vazifeniz. 00:53:06.680 --> 00:53:08.480 Güleç yüz de vazifeniz. 00:53:08.582 --> 00:53:12.856 Hocamız'ın zamanında bir dervişimizle tanışmıştım. 00:53:13.350 --> 00:53:13.966 Çok garibime gitmişti. 00:53:14.110 --> 00:53:18.870 Ben o zaman küçüğüm, Hocamız yanında bizi gezdiriyor. 00:53:18.484 --> 00:53:19.506 Bir yere gitmiştik. 00:53:20.228 --> 00:53:27.487 Adamın kaşları çatık, sabah namazından sonra çıkarmış, 00:53:27.525 --> 00:53:30.386 kimse ile konuşmazmış, dükkanına gidermiş. 00:53:30.664 --> 00:53:31.552 Konuşmamak olur mu ya! 00:53:31.590 --> 00:53:33.632 Bu dil, işte bak, tîbü'l-kelâm. 00:53:34.170 --> 00:53:35.137 Selam verirsek almayacak mısın? 00:53:35.799 --> 00:53:37.350 Güzel temennilerde bulunmayacak mısın? 00:53:37.484 --> 00:53:40.984 ''Günün hayırlı olsun. Allah işlerini rast getirsin.'' demeyecek misin? 00:53:42.631 --> 00:53:45.145 Bunların hepsi sevaplı şeyler. 00:53:45.535 --> 00:53:48.614 el-Kelimetü't-tayyibetü sadakatün. 00:53:48.936 --> 00:53:51.160 ''Güzel söz sadakadır.'' 00:53:51.507 --> 00:53:56.300 Sadaka sadece cüzdandan para çıkartıp öbür tarafa vermek değildir. 00:53:56.459 --> 00:53:57.579 Güzel söz de sadakadır. 00:53:58.740 --> 00:54:02.287 Tebessümüke fî vechi ahîke leke sadakatün. 00:54:02.615 --> 00:54:05.598 ''Kardeşinin yüzüne mütebessim bakman senin için sadakadır.'' 00:54:05.813 --> 00:54:08.750 Sadaka ver, ona tebessüm et, ona tebessüm et, ona tebessüm et… 00:54:09.140 --> 00:54:10.134 Buyur sadaka işte. 00:54:10.356 --> 00:54:12.498 Paran olmasa bile sadaka veriyorsun. 00:54:13.882 --> 00:54:17.660 Kovandaki suyu öteki kardeşinin kovasına dolduruvermen, 00:54:17.378 --> 00:54:20.286 ''Ben biraz daha beklerim, durumum serbest, 00:54:20.464 --> 00:54:22.781 sen git, çoluk çocuğun var, işin var, gücün var, 00:54:23.150 --> 00:54:24.475 benim kovayı sana boşalttım. 00:54:24.609 --> 00:54:26.347 Hadi sen git, çeşme başında bekleme.'' diyerek 00:54:26.675 --> 00:54:30.950 kovandaki suyu kardeşinin kovasına boşaltman da sadakadır. 00:54:31.441 --> 00:54:34.566 ''Yoldan çeri çöpü alıp kenara atman da sadakadır.'' diyor. 00:54:35.189 --> 00:54:38.800 Biz böyle bir milletin, böyle dinin mensuplarıyız. 00:54:38.398 --> 00:54:39.685 Sokaklarımızın haline bak. 00:54:40.170 --> 00:54:46.900 Avrupalılar, sokaklarda çevre kirliliğini engellemek için çöp topluyorlar. 00:54:46.543 --> 00:54:48.994 Bize Avrupa'dan geliyor, yani ithal malı geliyor. 00:54:49.378 --> 00:54:53.157 Halbuki bunlar dedelerimizin bildiği, dinimizden gelen, 00:54:53.157 --> 00:54:55.793 Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği şeyler. 00:54:56.340 --> 00:55:00.167 Demek ki bu nesiller olarak biz, İslâm'ı iyi anlayamamışız. 00:55:00.421 --> 00:55:02.590 Öğretilmediği için belki de mazuruz. 00:55:02.181 --> 00:55:04.770 Çünkü bunlar öğretilmedi. 00:55:04.336 --> 00:55:07.898 Tekkeler kapatıldı, din yasaklandı, 00:55:08.157 --> 00:55:13.199 Kur'ân-ı Kerîmler toplatıldı, gömüldü, asıldı, kesildi. 00:55:13.471 --> 00:55:14.718 Bir terör havası estirildi. 00:55:14.827 --> 00:55:16.600 Bazı şeyler yapılamadı. 00:55:16.916 --> 00:55:18.764 Millet dinden, imandan uzak yetişti. 00:55:18.830 --> 00:55:21.367 Şimdi din, iman deyince bazısının ödü patlıyor. 00:55:22.214 --> 00:55:24.365 Televizyonda programlar, vesaireler… 00:55:24.624 --> 00:55:28.124 ''Aman acaba şu parti gelirse bizim 00:55:29.114 --> 00:55:33.169 günah işleme hürriyetlerimize bir şey yapar mı? 00:55:33.509 --> 00:55:34.886 Engelleme olur mu? 00:55:35.180 --> 00:55:37.182 Bizim başımızı zorla örttürür mü? 00:55:37.266 --> 00:55:39.725 Zorla camiye tıkar mı? Namaz kılar mı?'' 00:55:39.984 --> 00:55:41.612 Bugünkü gazetelere baktım. 00:55:41.983 --> 00:55:45.547 Cezayir'den, Pakistan'dan misaller. 00:55:45.863 --> 00:55:48.450 Benazir Butto zıpırı; 00:55:51.315 --> 00:55:54.749 ''Ben de müslümanım ama ne şeriate inanırım, 00:55:55.456 --> 00:55:56.672 ne de bilmem neye.'' demiş. 00:55:57.832 --> 00:56:01.582 Bu, ''Ben de müslümanım amma Allah'a inanmam.'' demek gibi bir şey. 00:56:01.810 --> 00:56:02.744 Ne biçim müslüman? 00:56:02.966 --> 00:56:08.113 Şeriat; Kur'ân-ı Kerîm demek, fıkıh demek, hadîs-i şerîfler demek. 00:56:09.309 --> 00:56:10.638 ''Şeriate inanmam.'' diyor. 00:56:11.310 --> 00:56:15.406 O zaman sen, yanındaki komşun Kızıl Çin'deki adam gibisin. 00:56:16.209 --> 00:56:19.951 O Kızıl Çin'de kıpkızıl komünist, sen de burada… 00:56:21.341 --> 00:56:23.313 Başına bir örtü almış, düşerse açmıyor. 00:56:23.466 --> 00:56:24.586 Bu örtüyü ne alıyorsun? 00:56:25.981 --> 00:56:27.801 Çıkmış ortaya dolaşıyor. 00:56:28.560 --> 00:56:29.680 ''Ben de müslümanım ama…'' 00:56:29.894 --> 00:56:31.914 Müslümanlığı da kimsenin eline bırakmak istemiyor. 00:56:32.148 --> 00:56:34.440 ''Ben de müslümanım ama şeriate inanmam.'' 00:56:34.824 --> 00:56:37.560 ''Bizim bacı haram yemez, hamama gider bohça çalar.'' 00:56:38.350 --> 00:56:42.711 Karagöz oyununda tekerlemecinin söylediği gibi 00:56:42.834 --> 00:56:45.253 haram yemiyor, hamama gidip bohçayı çalıp gidiyor. 00:56:46.120 --> 00:56:47.132 Böyle müslümanlık mı olur? 00:56:47.361 --> 00:56:48.481 Şeriate inanmıyormuş. 00:56:50.695 --> 00:56:51.484 Allah akıl fikir versin. 00:56:51.594 --> 00:56:53.131 Bunlar cahillikten, bilmemekten kaynaklanıyor. 00:56:53.321 --> 00:56:54.441 00:57:03.733 --> 00:57:05.802 Kâle ve kâle'l-Hârisü 00:57:06.174 --> 00:57:08.266 ''Aynı râvî, gene aynı rivayet senediyle.'' 00:57:08.563 --> 00:57:10.334 Bu adamlar kâle ve kâle dedi. 00:57:10.474 --> 00:57:11.594 Niye iki tane kâle dedi? 00:57:12.172 --> 00:57:13.539 ''Dedi.'' diye geçse ya. 00:57:13.760 --> 00:57:17.755 Her şeyi senetli, rivayetli, kaynaklı söylüyorlar. 00:57:18.265 --> 00:57:20.152 Nereden aldığını, menbaını söylüyorlar. 00:57:20.430 --> 00:57:22.383 O terbiyeyi bizim de almamız lazım. 00:57:23.642 --> 00:57:25.880 Filanca âyette şöyle söylüyor, 00:57:25.585 --> 00:57:29.240 filanca kitapta böyle söylüyor diye, bunu öğrenelim. 00:57:29.586 --> 00:57:30.706 Bu da bize bir ibret olsun. 00:57:30.802 --> 00:57:35.246 Bak ne kadar ve kâle diyor, kâle ve kâle'l-Hârisü. 00:57:35.439 --> 00:57:37.837 İlk kâle kimden? Râvîden. 00:57:38.215 --> 00:57:39.870 Râvî dedi ki: 00:57:39.415 --> 00:57:46.634 -O râvînin ismini bu sayfada bulmamız lazım şuradan bulacağız, 00:57:47.281 --> 00:57:51.228 Ebû Osman el-Beledî demiş- 00:57:52.899 --> 00:57:54.190 Hâris-i Muhâsibî, 00:57:54.362 --> 00:58:00.363 terceme-i hâlini okumakta olduğumuz mübarek alim ne buyurmuş? 00:58:01.850 --> 00:58:04.414 Li-külli şeyin cevherun 00:58:04.906 --> 00:58:09.950 ve cevheru'l-insâni'l-aklu ve cevheru'l-akli's-sabru. 00:58:11.322 --> 00:58:16.194 ''Her şeyin bir cevheri vardır.'' 00:58:16.878 --> 00:58:19.692 Yani aslı, özü içinde. 00:58:20.176 --> 00:58:22.368 Mesela cevizin cevheri nedir? 00:58:23.622 --> 00:58:25.995 Yeşil kabuğu değil, onu atacaksın. 00:58:27.592 --> 00:58:31.143 Ağaç, odun olan sert kabuğu değil, onu da kıracaksın. 00:58:32.830 --> 00:58:35.859 O üstündeki zarı da değil, onu da çıkarabilirsen 00:58:35.859 --> 00:58:37.925 tazeyse, suya koy, onu da çıkar. 00:58:38.197 --> 00:58:42.326 Asıl cevheri, asıl maksat olan cevizin içi. 00:58:42.548 --> 00:58:45.222 Her şeyin bir aslı, esası, cevheri vardır. 00:58:48.698 --> 00:58:50.270 Ve cevheru'l-insâni'l-aklu. 00:58:53.656 --> 00:58:55.178 ''İnsanın cevheri de aklıdır.'' 00:58:55.500 --> 00:59:00.118 İnsanın pazusu var, ayağı var, saçı var, bıyığı var, kulağı var. 00:59:00.490 --> 00:59:02.579 Bunlar kemik, et, kıl filan. 00:59:02.986 --> 00:59:05.284 İnsanın aslı ne? 00:59:05.417 --> 00:59:07.720 Bunlar kabuk, dış tarafı. 00:59:08.154 --> 00:59:10.877 İnsanın asıl özü, cevheri akıldır. 00:59:11.226 --> 00:59:12.380 Hakikaten öyle değil mi? 00:59:12.452 --> 00:59:16.829 Bir delinin de pazusu, gücü, kuvveti var. 00:59:16.901 --> 00:59:21.455 Belki yakışıklı, yüzü çok güzel ama aklı yoksa kıymeti oluyor mu? 00:59:22.195 --> 00:59:25.966 Deliye kız verirler mi, işe alırlar mı, para verirler mi? 00:59:26.445 --> 00:59:27.398 Zincire vururlar. 00:59:27.676 --> 00:59:30.842 İnsanın asıl cevheri aklıdır. 00:59:31.813 --> 00:59:33.364 Ve cevherü'l-akli. 00:59:33.849 --> 00:59:41.152 ''Aklın da özü, esası, temeli yani içi;'' es-Sabru. ''Sabırdır.'' 00:59:42.299 --> 00:59:43.817 Sabra ne kadar önem veriyor! 00:59:44.114 --> 00:59:45.912 Sabırdan yana bir nasibiniz var mı? 00:59:46.509 --> 00:59:47.629 Sabreder misiniz? 00:59:48.210 --> 00:59:52.370 Şöyle kendime bakıyorum da yolda kuyruk var, 00:59:53.455 --> 00:59:55.257 arabalar şerit olmuş, 00:59:55.935 --> 00:59:58.862 öyle sıradan gitmeye bile tahammül edemiyorum. 00:59:58.972 --> 01:00:01.991 Aradan, şuradan kaçalım, bir an önce gidelim. 01:00:03.238 --> 01:00:06.431 Umumiyetle hepimizin içinde bir sabırsızlık var. 01:00:06.684 --> 01:00:09.439 Halbuki sabır çok güzel bir sıfat. 01:00:10.766 --> 01:00:14.660 Sabır olduğu zaman insanın her işi derya gibi gayet güzel olur, 01:00:14.864 --> 01:00:16.602 her işi halleder ve başarır. 01:00:16.805 --> 01:00:18.159 Tabi sabrın çeşitleri var. 01:00:19.249 --> 01:00:21.886 İyi bir şeye sabreden sonunda ulaşır. 01:00:22.233 --> 01:00:23.982 Tahsile sabreden diplomayı alır. 01:00:24.835 --> 01:00:28.690 Ticaretine, işine sabreden kârı kazanır. 01:00:28.453 --> 01:00:32.585 Bir işi yapmaya başlayan sabrederse o işi bitirir. 01:00:33.450 --> 01:00:37.555 Cami yapmaya başladın, temeli kazan kubbeyi sonunda örter. 01:00:37.733 --> 01:00:41.130 Sıvayı yapar, içinde ibadet yapılmasını sağlar. 01:00:41.377 --> 01:00:44.488 Her şey sabırla oluyor. 01:00:44.649 --> 01:00:50.140 Onun için eskiler demişler ki; ''Sabırla koruk, helva olur.'' 01:00:50.793 --> 01:00:56.254 Koruk asmadan sarkıyor, yeşil renkli, aldığın zaman ekşi. 01:00:56.482 --> 01:00:58.148 Kabuğunu ''tüh'' diye çıkartıyorsun. 01:00:58.370 --> 01:01:01.434 ''Uf, çok da ekşiymiş, dişlerim kamaştı.'' diyorsun. 01:01:01.837 --> 01:01:05.480 Ama bu ekşi üzüm sabırla helva oluyor. 01:01:05.101 --> 01:01:06.416 Nasıl helva oluyor? 01:01:06.713 --> 01:01:11.140 Uzun iş. Sıkıyorlar, üzümün suyu çıkıyor. 01:01:11.218 --> 01:01:13.972 Öyle dursa bozulur, fışkırır, içki olur. 01:01:14.269 --> 01:01:15.152 Öyle durmuyor. 01:01:15.736 --> 01:01:19.964 Ondan sonra onu kaynatıyorlar, pekmez oluyor. 01:01:20.399 --> 01:01:24.976 Ondan sonra pekmezi unla karıştırıyorlar, pişiriyorlar helva oluyor. 01:01:25.670 --> 01:01:26.271 ''Sabırla koruk, helva oluyor.'' 01:01:26.344 --> 01:01:31.573 Sabırla tane ekmek oluyor, sabırla koyunun yünü halı oluyor. 01:01:32.101 --> 01:01:33.472 Her şey sabırla oluyor. 01:01:33.887 --> 01:01:35.920 Bu sabrı öğrenmeliyiz. 01:01:35.383 --> 01:01:39.910 Sabr u sebatı ve tahammülü öğrenmeliyiz. 01:01:39.125 --> 01:01:40.725 Bu, başarının anahtarıdır. 01:01:41.970 --> 01:01:42.487 Dinin iki ayağı var. 01:01:43.219 --> 01:01:46.835 İnsanın dindarlığı bunlarla ilerleyebilir. 01:01:48.500 --> 01:01:50.122 Biri sabır, diğeri şükür. 01:01:50.932 --> 01:01:55.686 Namaza, ibadete, oruca sabredeceksin, hacda sabredeceksin, 01:01:55.771 --> 01:01:59.547 Allah yolunda sabredeceksin, günaha düşmeyeceksin, 01:01:59.738 --> 01:02:02.510 sevaplı işi yapmakta devam edeceksin, 01:02:02.910 --> 01:02:03.931 bıkmayacaksın, yorulmayacaksın. 01:02:04.246 --> 01:02:09.527 Dinin yarısı sabır, yarısı şükürdür. 01:02:14.356 --> 01:02:16.375 ''el-Amelü bi-harakâti'l-kulûbi 01:02:16.791 --> 01:02:22.814 fî mutâla'âti'l-guyûb eşrefu mine'l-ameli bi-harakâti'l-cevarih.'' 01:02:23.122 --> 01:02:29.543 Hâris-i Muhâsibî'nin yeni sözü, 59. sayfanın 15. Sözü; 01:02:29.603 --> 01:02:31.617 el-Amelü bi-harakâti'l-kulûbi 01:02:32.938 --> 01:02:37.898 fî mutâla'âti'l-guyûb eşrefu mine'l-ameli bi-harakâti'l-cevarih.'' 01:02:41.214 --> 01:02:48.203 ''Kalbin faaliyetleriyle gaybları mütalaa ve müşahede etmek için 01:02:50.610 --> 01:02:52.793 kalbi hareket ettirmeye çalışmak, 01:02:55.263 --> 01:03:00.947 âzâ ve cevârihini hareket ettirmekten daha şereflidir.'' 01:03:02.381 --> 01:03:03.501 Ne demek istiyor? 01:03:04.757 --> 01:03:10.808 İnsanın kalbiyle meşgul olup kalbine gelen tecellileri 01:03:11.490 --> 01:03:16.680 müşahedeyle, mütalaayla ve değerlendirmeyle uğraşması, 01:03:17.200 --> 01:03:21.390 bunun üzerinde çalışması dış işlerden daha önemlidir. 01:03:21.610 --> 01:03:27.171 Bâtınî, gönle ait, kalbe ait işlerle 01:03:28.120 --> 01:03:30.336 meşgul olmak dış işlerden daha önemlidir. 01:03:35.502 --> 01:03:39.317 Onun için biz de bu yolun yolcuları olarak, 01:03:39.389 --> 01:03:42.462 büyüklerimizin izinde gitmeye çalışan insanlar olarak 01:03:43.859 --> 01:03:46.319 kalbimize, gönlümüze dikkat edeceğiz. 01:03:46.509 --> 01:03:47.648 Gönlümüzün duygularına, 01:03:47.648 --> 01:03:54.266 gönlümüzde esen fırtınalara dikkat edeceğiz. 01:03:54.806 --> 01:03:57.570 Gönlümüzden geçenleri kontrol edeceğiz. 01:03:57.541 --> 01:04:02.321 Düşüncelerimizi, reaksiyonlarımızı kontrol altında tutacağız. 01:04:02.434 --> 01:04:08.771 Akıl süzgecinden geçireceğiz ve doğrudan doğruya 01:04:08.771 --> 01:04:11.613 gayb âleminden tecelli eden şeyleri de 01:04:11.785 --> 01:04:14.125 dikkatli takip edeceğiz,müşahede edeceğiz. 01:04:14.997 --> 01:04:21.968 Çalışmalarımız, işlerimiz ekseriyetle gönle, kalbe yönelik olmalı. 01:04:22.414 --> 01:04:24.298 Hem tecellileri müşahede etmek 01:04:24.564 --> 01:04:29.271 hem de kalbin hareketlerini yönlendirmek ve takip etmek, 01:04:29.468 --> 01:04:33.640 doğru istikamete yönlendirmek bakımından kalbimizle meşgul olmaya, 01:04:33.110 --> 01:04:35.920 gönlümüzle meşgul olmaya daha çok dikkat etmeliyiz. 01:04:36.167 --> 01:04:39.302 İçimizden; ''Bunu böyle yaptım, yanlış oldu. 01:04:39.680 --> 01:04:43.417 Şurada şöyle davrandım, düşünce uygun olmadı.'' diye 01:04:43.589 --> 01:04:48.176 gönlümüzü kendi kendimizin münekkidi olup 01:04:48.292 --> 01:04:53.192 doğruya yönlendirmek için devamlı kontrol altında tutmalıyız, bir. 01:04:53.480 --> 01:04:58.560 Bir de bizim dışımızda gönlümüze bu yolda yürüdükçe tecelliler olur. 01:05:00.172 --> 01:05:03.415 Allah'ın gönderdiği bazı şeyler olur. 01:05:03.987 --> 01:05:07.707 Onları da anlamak için dikkat etmek, gözü açmak lazım. 01:05:07.791 --> 01:05:09.963 Söz söylenince nasıl kulak veriyoruz, 01:05:10.235 --> 01:05:12.397 bir şeyi görmek için nasıl gözümüzü açıyoruz, 01:05:13.810 --> 01:05:17.897 kalbe gelenleri değerlendirebilmek için oraya da dikkat etmek lazım. 01:05:18.312 --> 01:05:20.879 Kalbe, insanın gönlüne, iç âlemine 01:05:20.879 --> 01:05:25.514 dışarıdan ilâhî âlemden tecelliler gelir. 01:05:25.992 --> 01:05:26.852 Bunun misali nedir? 01:05:33.891 --> 01:05:37.827 Mesela bu materyalist doktorlara göre rüya, 01:05:39.648 --> 01:05:45.619 insanın günlük hayatında uyanıkken, şuurluyken 01:05:46.184 --> 01:05:51.812 izlediği, gördüğü, karşılaştığı olayların alt şuuruna yerleşmesidir. 01:05:52.378 --> 01:05:54.567 Duygularının alt şuura itilmesidir. 01:05:55.520 --> 01:06:00.530 Bunlar şuur tarafından baskı altına alındığı için aşağıda kalıyor. 01:06:00.777 --> 01:06:03.529 Uyuduğu zaman, gevşediği zaman şuur üstüne çıkıyor. 01:06:03.713 --> 01:06:04.833 Rüyayı böyle tarif ediyorlar. 01:06:05.930 --> 01:06:06.115 Bu tarif doğru değil. 01:06:06.793 --> 01:06:09.594 bir kısmını anlatsa bile tamamını anlatmaz. 01:06:09.997 --> 01:06:15.619 Şehvanî rüyaları, nefsanî rüyaları anlatsa bile her rüyaya uymaz. 01:06:15.816 --> 01:06:21.174 Çünkü insan bazen rüyada istikbale ait bir şeyi görüyor ve çıkıyor. 01:06:22.710 --> 01:06:23.888 O halde istikbale ait bir şey çıkıyorsa 01:06:23.941 --> 01:06:26.621 eski izlenimlerden çıkma bir şey değil; 01:06:27.124 --> 01:06:30.293 istikbali bilen Allah tarafından gelmiş bir şey ki 01:06:30.522 --> 01:06:32.993 sen rüyada görüyorsun, o iş ertesi gün öyle oluyor. 01:06:36.179 --> 01:06:41.772 Mesela dün akşam bir kardeşimizin, ihvanımızın anlattığı; 01:06:46.141 --> 01:06:49.933 ''Beykozlu Hacı Osman Efendi'yi rüyada gördüm, 01:06:50.718 --> 01:06:58.568 şurası terliydi, alnının sağ tarafı rahatsızdı. 01:06:58.934 --> 01:07:00.254 Ertesi gün vefatını öğrendim. 01:07:00.344 --> 01:07:07.935 Düşmüş, benim rüyada gördüğüm tarafı beyin kanaması olmuş, 01:07:08.210 --> 01:07:09.278 âhirete göçmesine sebep olmuş.'' diyor. 01:07:09.552 --> 01:07:11.230 Bir gün önceden rüyada görüyor. 01:07:11.808 --> 01:07:19.853 Mehmed Zahid Hocamız'ın da vefatını, cenazesini, 01:07:19.925 --> 01:07:21.875 yıkandığını vefatından önce görmüş. 01:07:22.344 --> 01:07:24.678 Ondan sonraki günlerde vefatı haberi gelmiş. 01:07:24.812 --> 01:07:29.282 Demek ki istikbale ait haberler insanın iç âlemine, 01:07:29.282 --> 01:07:32.670 zihnine, kalbine, gönlüne geliyor. 01:07:32.767 --> 01:07:37.473 O halde bu gelen haberler sadece rüyada gelmez; 01:07:38.539 --> 01:07:41.575 zikirde gelir, murakabede gelir. 01:07:41.946 --> 01:07:46.902 Onun için murakabe dervişlikte önemli bir şeydir. 01:07:47.168 --> 01:07:50.779 O halde insan kendisini, iç âlemini murakabe edecek 01:07:51.760 --> 01:07:56.670 ve o tecelliler olduğu zaman anlayıp değerlendirmek için dikkat edecek. 01:07:57.414 --> 01:08:00.198 Sonuncu 16. Söz: 01:08:00.308 --> 01:08:01.791 Kâle ve kâle'l-Hârisü: 01:08:01.851 --> 01:08:07.459 ''Men tubi'a ale'l-bid'ati metâ yeşî'u fîhi'l-hakku?'' 01:08:13.469 --> 01:08:19.135 ''Cibilliyeti, hamuru bid'at üzerine yoğrulan insan, 01:08:20.363 --> 01:08:24.609 yani tabiat haline gelmiş, 01:08:25.370 --> 01:08:28.671 insan bid'at üzerine yoğrulmuşsa 01:08:29.862 --> 01:08:32.744 bunun içinde hak nasıl sağ olup yerleşecek, 01:08:32.885 --> 01:08:36.351 bu hak insanın içine nasıl girecek?'' Giremez. 01:08:36.854 --> 01:08:41.409 Bu, edebî bir söz de ben şöyle dobra dobra 01:08:41.409 --> 01:08:43.470 hemen anlaşılacak diye söyleyeyim. 01:08:43.867 --> 01:08:48.120 Bid'atlere alışan insan artık kolay kolay kabul edemez demek. 01:08:48.684 --> 01:08:55.231 Bid'atle yetiştikten sonra kalın kafasını baltayla yarsan, 01:08:55.328 --> 01:09:00.920 içine sünnet-i seniyye şuurunu sokmaya çalışsan artık girmez. 01:09:01.255 --> 01:09:08.359 Çünkü taşlaştı, kemikleşti, mayasına intikal etti, tabiatı haline geldi. 01:09:08.943 --> 01:09:11.695 Bu, insanın felaketine sebep olur. 01:09:11.848 --> 01:09:16.630 Çünkü bid'at ile işlenen bir ameli 01:09:16.630 --> 01:09:22.860 hac, oruç, sadaka, zekât, namaz olsa, zikir olsa bile, 01:09:22.860 --> 01:09:26.648 şeklen ibadet görünümünde olsa bile Allah kabul etmiyor. 01:09:27.700 --> 01:09:28.127 Sünnete uygun olacak. 01:09:29.434 --> 01:09:31.688 Yaptığımız bütün işlerimiz nasıl olacak? 01:09:32.292 --> 01:09:33.734 Sünnet-i seniyyeye uygun olacak. 01:09:33.900 --> 01:09:35.970 Resûlullah'ın yolunda olacak. 01:09:36.360 --> 01:09:39.864 Nakşî tarikatinin ileriliğini alimler böyle anlatıyorlar. 01:09:40.417 --> 01:09:41.400 Diyorlar ki; 01:09:41.403 --> 01:09:44.412 ''O ileriliği ve yüksekliği, sünnet-i seniyyeye uygunluğundan dolayıdır.'' 01:09:50.768 --> 01:09:56.463 Yani büyüğümüzün bu sözünden anlayacağımız şudur: 01:09:56.797 --> 01:10:00.944 Bid'atlere hiç alışmayacağız, 01:10:02.300 --> 01:10:08.183 daima sünnet-i seniyye yolunda yürümeye gayret edeceğiz ki 01:10:09.636 --> 01:10:14.499 mânevî terakki, seyr u sülûkta ilerlemek mümkün olsun. 01:10:14.777 --> 01:10:18.406 Aksi takdirde bid'atle başladı mı insanın içine hak girmez. 01:10:18.534 --> 01:10:22.905 Hak hulûl etmez, gönlüne yerleşmez, bu bir tehlikedir. 01:10:23.208 --> 01:10:24.919 Bid'atle giden ileriye gidemez. 01:10:25.341 --> 01:10:29.150 Allahu Teâlâ hazretleri ona seyr u sülûkünde yardımcı olmaz.