WEBVTT

00:00:00.388 --> 00:00:04.857
Allah'a hamd ü senâlar olsun. Salonlar dolusu dostlarla

00:00:09.277 --> 00:00:14.390
sevdiğimiz kimselerle sevilen bir konuyu konuşmak üzere bir aradayız.

00:00:16.101 --> 00:00:32.150
Toplantıyı tertip eden derneğe teşekkürlerimi arzederim. Hepinize "hoş geldin" derim.

00:00:32.447 --> 00:00:36.511
Allahu Teâlâ hazretlerinin selâmı rahmeti bereketi üzerinize olsun.

00:00:37.991 --> 00:00:42.413
Rabbimiz iki cihanda cümlenizi her türlü hayırlara nail eylesin.

00:00:43.910 --> 00:00:47.480
Tasavvufun boyutları..

00:00:48.413 --> 00:00:56.261
Boyut, eskilerin ‘bo'ut' dediği, bizim ‘buut' diye iki ‘u' ile söylediğimiz çoğulu

00:00:56.287 --> 00:01:11.677
ebad hacmini gösterecek bir konuşma genişliği.

00:01:12.560 --> 00:01:18.574
Enini boyunu ve bir de derinliğini gösterecek bir konuşma olması lazım.

00:01:19.251 --> 00:01:22.281
Tasavvufun tarifine girmeyeceğim.

00:01:22.837 --> 00:01:27.760
Anlaşılacak birtakım olaylar üzerinde durarak başlamak istiyorum.

00:01:30.326 --> 00:01:38.402
Tasavvufun bir boyutu zaman boyutu ise

00:01:41.487 --> 00:01:50.973
bu boyut, ebü'l-beşer ilk peygamber Hazreti Âdem aleyhisselam'dan kıyamete kadardır.

00:01:55.637 --> 00:02:04.373
Tasavvufî meseleler problemler Hz. Âdem atamızdan ve evladı Habil ve Kabil'den başlıyor.

00:02:05.258 --> 00:02:10.166
Bu konuda Akif İnan kardeşimiz bendenizle bir röportaj yapmıştı.

00:02:11.340 --> 00:02:23.830
Orada dedim ki; "Tasavvuf insan ile Mevlâsı arasında bir bağlantı olduğu için

00:02:23.448 --> 00:02:35.468
insan oldukça var olan bir olgu. Fakat ben Hz. Peygamber'den önceki tasavvufla ilgilenmiyorum;

00:02:36.149 --> 00:02:44.484
özellikle ilgilenmiyorum. Çünkü istiyorum ki tasavvuf

00:02:44.491 --> 00:02:51.855
sadece Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz' in bize öğrettiği şekliyle

00:02:51.855 --> 00:02:59.754
benim içime yerleşsin. Yabancı tarifler, yabancı bilgiler beynimi meşgul etmesin.

00:03:00.556 --> 00:03:09.136
Benim ilgimi başka noktalara kaydırmasın diye Peygamber Efendimiz'den zamanımıza kadar kestim.

00:03:18.404 --> 00:03:32.646
Tasavvufun çeşitlilik boyutu da vardır. Hiç şüphe yok; kesin olarak ortada olan bir olgu, vâkıa.

00:03:34.885 --> 00:03:41.702
Kuzey Afrika tasavvufuyla Anadolu tasavvufu, Orta Asya tasavvufuyla Yemen tasavvufu

00:03:42.632 --> 00:03:50.234
Hint tasavvufu, Hindistan'daki müslümünların tasavvufu arasında bile nüanslar, farklar vardır.

00:03:55.910 --> 00:04:05.957
Ben bu çeşitler içinde yolunu kaydırmış olanlarla da ilgilenmek istemiyorum.

00:04:08.472 --> 00:04:15.988
Sünnet-i seniyye çizgisinde yürüyen, bozulmamış; pınardan pırıl pırıl nebean etmiş

00:04:16.830 --> 00:04:28.568
fışkırmış ve hiçbir katkı katılmadan arı ve duru bir şekilde gelmiş olan tasavvufu öğrenmek

00:04:28.751 --> 00:04:32.526
konuşmak ve onun üzerinde sohbet etmek istiyorum.

00:04:35.166 --> 00:04:44.644
Batılıların ilgilendiği bir konu. Onlar da meselenin yakasını bırakmamışlar, çalışıyorlar.

00:04:45.771 --> 00:04:52.566
Transandantal meditasyon çalışmaları, hepinizin bildiği çalışmalar.

00:04:53.843 --> 00:05:02.382
Hint yogilerinin Amerika'da, Avrupa'da moda olan çalışmaları. Onlar da beni ilgilendirmiyor.

00:05:04.677 --> 00:05:10.273
Peygamber Efendimiz'den ve ona bağlı mübarek büyüklerimizden

00:05:11.472 --> 00:05:15.915
bize kadar gelen sâfî ve temiz tasavvuf.

00:05:17.984 --> 00:05:23.303
Tasavvufun mekân boyutu da tariflere sığmayacak kadar geniş.

00:05:25.160 --> 00:05:38.957
Endülüs'te bir büyük zirve Muhyiddin İbnü'l-Arâbî. Endülüs'ten, bilinen dünyanın şarkına

00:05:39.195 --> 00:05:46.536
Orta Asya'ya kadar, Sibirya bozkırlarından Hindistan'a Yemen'e kadar

00:05:47.583 --> 00:05:58.155
Balkanlar'dan Afrika'ya Afrika'nın güneyine, adalara kadar. Demek ki tüm İslâm tarihi bir boyut.

00:05:58.727 --> 00:06:01.773
Tüm İslâm âlemi diğer bir boyut.

00:06:05.297 --> 00:06:13.190
Tasavvufun konusu da derinlemesine bir boyut olarak düşünülecek olursa;

00:06:16.549 --> 00:06:26.865
tabii en asaletli, en değerli konu olan Allah'ı bilmek konusu ki mârifetullah

00:06:26.874 --> 00:06:31.573
veya irfan diye literatüre intikal etmiş.

00:06:34.859 --> 00:06:42.764
Tabii Allah'ı bilen insan, âdetullahı, hükmullahı bilen insan

00:06:44.640 --> 00:06:51.904
muhabbetullahla birlikte haşyetullaha da sahip olur, takvallaha da sahip olur

00:06:57.361 --> 00:07:08.534
ve Allah'ın razı olması için neler gerektiğini düşünür.

00:07:08.846 --> 00:07:20.884
O bakımdan konusu en yüksek olmakla bu kelimelerin ifade ettiği geniş sahalara yayılıyor.

00:07:22.411 --> 00:07:37.820
Bu konuya götürücü temeller olarak nefsin, kişinin enesinin egosunun terbiyesi

00:07:38.273 --> 00:07:44.989
riyâzetle ve daha başka usullerle tasfiyesi, tezkiyesi

00:07:45.250 --> 00:07:51.548
temizlenmesi nefsin müslüman edilmesi meselesi

00:07:53.620 --> 00:08:06.683
insanın altıncı ve en kıymetli duyusu olan gönlünün pasının silinmesi, kalbinin tasfiye edilmesi

00:08:06.986 --> 00:08:18.141
ve kalp âyinesinin ilâhî tecellîleri gösterecek hale gelmesi.

00:08:19.443 --> 00:08:33.387
Bunun sağlanması için ahlâkın bahis konusu edilmesi, incelenmesi, kötü ahlâkın sıralanması

00:08:33.739 --> 00:08:41.880
bunlardan kurtuluş çarelerinin aranması; iyi ahlâkın öğrenilmesi, tespit edilmesi

00:08:42.500 --> 00:08:47.243
bunların ihtisap edilmesi, insanda içinde yerleşmiş bir sıfat haline gelmesi

00:08:47.264 --> 00:08:55.762
için yapılacak çalışmalar yine tasavvufun içinde derinliğine konular.

00:08:57.795 --> 00:09:12.516
Tasavvuf ilm-i ahvâl-i kalb, fıkh-ı bâtın ve ihsan ilmi diye tarif edildiği için

00:09:13.417 --> 00:09:19.238
insanın bütün fiilleri, kalbiyle ilgili yönü dolayısıyla bütün harekât

00:09:19.238 --> 00:09:28.222
sekanât ve muamelâtı, ahvâli ve hâlâtı hepsi bu konunun içine giriyor.

00:09:31.891 --> 00:09:38.942
Demek ki zaman boyutu İslâm tarihi, mekân boyutu İslâm ülkeleri

00:09:40.188 --> 00:09:47.929
mevzu boyutu ise insanın bütün fiilleri, hareketleri, amaçları ve gayeleri.

00:09:47.922 --> 00:09:53.918
Gayesinin en yükseği olan Allah'ı tanıma, mârifetullah ve muhabbetullah.

00:09:54.487 --> 00:10:03.940
Böyle büyük boyutlu ve derin bir konuyu kısa sürede anlatmak nasıl mümkün olur? Takdir edersiniz.

00:10:06.832 --> 00:10:16.769
Bu konunun muazzamlığı karşısında ben kendi kendime kestirme, pratik ve hatırda kalacak bir yol düşündüm;

00:10:18.826 --> 00:10:21.139
izin verirseniz öyle yürüyeceğim.

00:10:21.907 --> 00:10:24.242
Camilerin mihraplarında;

00:10:24.925 --> 00:10:31.436
Bi'smillâhirrahmânirrahîm. Küllemâ dehale aleyhâ zekeriyye'l-mihrâb yazar.

00:10:32.620 --> 00:10:40.719
Arkasında vecede indehâ rızkâ vardır. İnsanda merak olması lazım;

00:10:41.106 --> 00:10:49.565
her şeyi sormalı, öğrenmeli. Ne demek küllemâ aleyhâ zekeriyye'l-mihrâbe vecede indehâ rızkâ?

00:10:50.931 --> 00:11:00.124
Niye mihrabın üstüne bu yazılmış. Bu âyet-i kerîme Hz. İsa aleyhisselam'ın mübarek

00:11:00.743 --> 00:11:07.957
betül, pak damen vâlide-i kerîmesi Meryem anamız hakkındadır.

00:11:09.153 --> 00:11:14.255
Mihrap kelimesi geçtiği için mihrabın üstüne konulması bir nükte olmuştur.

00:11:14.786 --> 00:11:23.310
Ama Hz. Meryem validemizin ibadethanesinde Allah'la nasıl güzel bir kulluk

00:11:23.822 --> 00:11:30.885
alakası içinde ibadet ettiğini hatırlatıp, "Siz de bu mekânda

00:11:31.260 --> 00:11:39.404
peygamber anneleri gibi öylesine güzel ibadet edin." mânasını taşıyor ama olay

00:11:40.436 --> 00:11:49.363
bir olağanüstü hadise. Kur'ân-ı Kerim bu olağanüstü olayı bize ispatlıyor, bildiriyor.

00:11:50.740 --> 00:12:03.955
Hepimiz çeşitli ilimlerde senelerini harcamış kimseleriz. Yirminci yüzyılın ilmini, teknolojisini gördük.

00:12:08.420 --> 00:12:13.921
Dünya ve feza hakkında çok yeni bilgilere sahibiz.

00:12:16.109 --> 00:12:23.122
Zekeriya aleyhisselam hiç kimsenin giremediği yalnız kendisinin yiyecek götürmek

00:12:23.106 --> 00:12:29.501
meselesini anlamak ihtiyacı olup olmadığını sormak için yanına girebildiği

00:12:30.866 --> 00:12:34.812
Meryem validemizin odasına gittiği zaman… Kapılar kilitli

00:12:34.815 --> 00:12:43.787
ve kimsenin girmesi mümkün olmayan bir ibadethane. Meryem validemiz niye böyle bir ibadete çekilmiş?

00:12:44.100 --> 00:12:48.507
Çünkü annesi o doğmadan önce, "Yâ Rabbi! Bu doğacak yavrumu senin

00:12:48.887 --> 00:12:54.613
ibadethanene muharrar olarak hibe edeceğim, vakfedeceğim.

00:12:54.773 --> 00:13:03.698
Bu yavrum senin dinine, mabedine, din adamlarına hizmet edecek bir kimse olsun.

00:13:03.698 --> 00:13:08.267
Onu ibadethaneye vakfedeceğim." buyurduğu için vakıf bir hatun

00:13:08.393 --> 00:13:13.934
Allah yoluna vakfedilmiş bir hatun. Elbette ibadetle meşgul olacak.

00:13:13.959 --> 00:13:23.958
Onun için ona öyle bir mekân sağlanmış. Zekeriya aleyhisselam da teyzesinin kocası, peygamber.

00:13:24.850 --> 00:13:34.792
Küllemâ dehale aleyhâ, "Meryem validemizin yanına ne zaman girse" Vecede indehâ rızkâ.

00:13:35.121 --> 00:13:40.152
"Orada birtakım yiyecekleri konulmuş görürdü."

00:13:40.366 --> 00:13:43.937
Kendisinden başka kimsenin gelmesi mümkün değildi. Kim getirdi?

00:13:44.540 --> 00:13:50.439
O mevsimde orada bulunan meyveler değil. Nereden geldi? Nasıl oldu?

00:13:51.364 --> 00:14:01.141
Herhalde yarı taltif yarı merak olmalı, soruyor: Yâ meryamü ennâ leki hazâ, "Ey Meryem!

00:14:01.864 --> 00:14:05.129
Bu gıdalar, bu rızıklar sana nereden geliyor?"

00:14:05.932 --> 00:14:10.490
O da peygamber, o da bu işlerin aşinası ama soruyor. Diyor ki;

00:14:10.510 --> 00:14:15.614
kâlet hüve min indi'l-lâh Meryem validemiz diyor ki; "Allah tarafından geliyor."

00:14:16.459 --> 00:14:22.993
Şeklini bilmem, fiziki ve kimyevi durumunu anlamam ama Allah tarafından hâsıl oluyor

00:14:22.993 --> 00:14:27.264
yanıma geliyor. İnne'l-lâhe yerzüku men yeşâü bi-gayri hisâb.

00:14:27.378 --> 00:14:35.616
"Allah kullarını işte böyle kapalı bir mekânda, hiç kimsenin aklının ermeyeceği şekilde

00:14:35.965 --> 00:14:43.819
böyle gözle görülür elle tutulur nimetlerle rızıklandırır, rızıklandırıyor."

00:14:45.684 --> 00:14:49.401
Süleyman aleyhisselam'ın Saba melikesi Belkıs'la hikâyesi vardır.

00:14:51.337 --> 00:14:57.470
Saba melikesinin ve kavminin aya ve güneşe taptığını öğrenince

00:14:57.542 --> 00:15:00.107
bir peygamber olarak onlara haber gönderiyor.

00:15:01.556 --> 00:15:05.814
Müslüman olmalarını, Allah'ın varlığını kabul etmelerini söylüyor.

00:15:06.473 --> 00:15:11.780
Çeşitli yazışmalardan sonra Saba melikesi maiyetiyle beraber Yemen'den kalkıp

00:15:11.814 --> 00:15:18.811
Filistin'e Süleyman aleyhisselam'ın ülkesine gelmeye karar veriyor.

00:15:19.112 --> 00:15:21.943
Ama Süleyman aleyhisselam Filistin'den diyor ki;

00:15:22.222 --> 00:15:26.780
"Ey ashabım! Bu hatun, bu kraliçe Yemen'den kalkıp buraya gelecek

00:15:26.871 --> 00:15:33.427
ama içinizden kim o gelmeden evvel onun tahtını buraya getirir?" diye soruyor.

00:15:34.366 --> 00:15:41.364
Ve ashabından veziri Âsaf b. Bahiya tahtı getiriyor.

00:15:41.495 --> 00:15:47.404
Felemmâ reâhü müstekırran indehû. "Süleyman aleyhisselam tahtı öyle yanında

00:15:47.742 --> 00:15:55.361
mücessem haliyle gelmiş görünce" kâle hazâ min fazli rabbî.

00:15:55.536 --> 00:15:59.500
"Bu, Allah'ın çok büyük bir lütfu, ikramı" diyor.

00:16:00.381 --> 00:16:06.999
Bunun maddi bir olay olduğunu Saba melikesinin günler sonra

00:16:07.174 --> 00:16:12.616
Süleyman aleyhisselam'ın sarayına geldiği zaman söylediği sözlerden anlıyoruz.

00:16:13.222 --> 00:16:17.813
E hakezâ arşüki. "Ey Saba melikesi Belkıs!

00:16:18.417 --> 00:16:22.775
Senin memleketinde bıraktığın tahtın buna benziyor muydu, böyle miydi?"

00:16:23.441 --> 00:16:30.475
Kâlet ke-ennehû hüve "Ne demek benzemek sanki ta kendisi" diyor.

00:16:34.493 --> 00:16:45.697
Aylarca uzakta olan mesafeden sahabesi, veziri Âsaf'ın o tahtı buraya getirmesi

00:16:45.745 --> 00:16:50.687
Kur'ân-ı Kerîm'in açıkça beyan ettiği bir olağanüstü olay.

00:16:51.638 --> 00:17:00.549
Hz. Ömer'in İran'daki komutanına Medine'deki minberden seslenmesi tarih kitaplarına geçmiştir.

00:17:02.668 --> 00:17:11.250
"Ya Sâriye! İle'l-cebel." -Ey komutan, düşman arkanı çeviriyor; dağ tarafına doğru sızmağa çalışıyor

00:17:11.297 --> 00:17:17.335
dağa dikkat et, kendini kolla, dağdan yana tehlike olabilir- diye

00:17:18.460 --> 00:17:21.100
Sâriye aylar sonra Medine'ye geldiği zaman diyor ki;

00:17:21.170 --> 00:17:28.705
"Evet ben düşmanla savaşırken Ömer'in sesini duydum. ‘Ey Sariye! Dağa dikkat et." dedi.

00:17:28.734 --> 00:17:33.329
Hakikaten ben de tedbirimi aldım, düşmanın bizi çevirmesini engelledim

00:17:33.647 --> 00:17:36.510
ve Allah'ın lütfuyla düşmanı yendik." diyor.

00:17:37.759 --> 00:17:46.483
Sahabeden bir kişi Hz. Osman radıyallahu anh'ın yanına geliyor.

00:17:47.505 --> 00:17:57.603
Hz. Osman radıyallahu anh ona diyor ki; "Senin gözünde zina izleri, zina emareleri görüyorum."

00:17:59.610 --> 00:18:06.194
Adam sarsılıyor, diyor ki; "Yâ Osman, yâ Emîre'l-Mü'minîn yoksa Peygamberlik kesilmedi mi?

00:18:08.344 --> 00:18:12.646
Peygamber Efendimiz vefat etti, Ebû Bekir es-Sıddîk halife oldu vefat etti

00:18:12.790 --> 00:18:21.119
Ömerü'l-Fâruk halife oldu vefat etti, bu ne haldir yoksa Peygamberlik kesilmedi mi?"

00:18:21.549 --> 00:18:26.521
Evet hakikaten de o sahabi yolda gelirken açık olan kapıdan bakmaması gereken bir evin içine bakmış.

00:18:26.886 --> 00:18:33.790
Onun için halife Osman-ı Zinnûreyn; "Senin gözünde zina izleri görüyorum." diyebiliyor.

00:18:34.640 --> 00:18:41.450
Göz aynı göz. Bize göre, bizim bakışımıza göre aynı göz ama onun üzerinde günah bir tesir bırakmış;

00:18:41.284 --> 00:18:45.573
o tesiri Hz. Osman müşahede ediyor. Sahibi söylemeden;

00:18:45.839 --> 00:18:49.584
"Senin gözünde zina izleri görüyorum." diyor.

00:18:55.228 --> 00:19:05.478
Abdülkadir-i Geylânî Hazretlerinin makamına kendisinden sonra Şeyh Osman diye bir zât-muhterem nice yıllar sonra oturmuş.

00:19:06.914 --> 00:19:17.899
Vazifeyi devam ettiriyor; dervişleri irşada çalışıyor. Ramazan'da halife tarafından davet olunmuş

00:19:19.438 --> 00:19:28.267
"Bu akşam bize, saraya gelin iftarı beraber yapalım; cami cemaati hepsi buyursun." diye davet vâki olmuş.

00:19:29.556 --> 00:19:37.170
İkindi namazından sonra, "Ey cemaat! Halife Emîre'l-mü'minîn bizi sarayına iftara davet etti.

00:19:39.281 --> 00:19:49.759
Buyurun beraber gidelim." diyor. Cemaatten yabancı, garip tavırlı bir adam var. Şöyle yayılarak oturmuş.

00:19:50.152 --> 00:20:05.299
Diyor ki "Yâ Şeyh! Ben gitmiyorum, bana biraz aside tatlısı getir, sen kendin nereye gidersen git." diyor.

00:20:05.419 --> 00:20:12.590
Aside hurmayla unla yapılan o zamanın tatlılarından bir tatlı.

00:20:13.899 --> 00:20:18.442
Herkes garip garip bakıyor. Bir kere küçüğün büyüğe emretmesi olmaz.

00:20:18.799 --> 00:20:24.670
Bu nasıl bir insan ki şeyh efendiye böyle söylüyor.

00:20:24.439 --> 00:20:30.500
Sonra davete icabet etmek lazım, sünnettir. Niye davete icabet etmiyor?

00:20:30.648 --> 00:20:37.217
Herkes "Herhalde aklından bir zoru var." diye düşünüyorlar.

00:20:37.344 --> 00:20:40.210
Ve kalkıp davete gidiyorlar. Camide kimse kalmıyor.

00:20:40.791 --> 00:20:48.830
O adam gitmemiş, oturmuş. İftarı yapıyorlar, beraberce teravih namazı kılıyorlar.

00:20:49.420 --> 00:20:55.530
Şeyh efendi evine gidiyor. Erkence yatıyor ki sahura kalksın.

00:20:55.530 --> 00:20:58.182
Tabii ondan sonra da camide vazifeleri vardır.

00:21:00.164 --> 00:21:08.600
Rüyasında çok mübarek bir topluluk ve kalabalık görüyor. "Kim bunlar?" diye soruyor.

00:21:08.600 --> 00:21:16.153
Diyorlar ki; "Bunlar yüzyirmidörtbin peygamber salevâtullâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn."

00:21:16.799 --> 00:21:22.364
Bir tanesine bakıyor ki çok nuranî, çok muhteşem, çok güzel. "Bu kim?"

00:21:22.698 --> 00:21:27.281
"Server-i Kâinat Muhammed-i Mustafa aleyhisselatü vesselam.

00:21:27.765 --> 00:21:32.793
Rüyada "Aman ne devlet ne şeref!" diye elini ayağını öpmeğe koşuyor.

00:21:33.550 --> 00:21:38.274
Fakat Peygamber Efendimiz kaşlarını çatmış olarak diyor ki

00:21:39.598 --> 00:21:47.984
"Bizim sevdiğimiz bir kişi mübarek ramazan gününde senden bir aside tatlısı istedi, vermedin."

00:21:49.455 --> 00:21:58.579
"Eyvah!" Efendimiz'in bu siteminden fevkalade üzülüyor ve heyecanından ter içinde uyanıyor.

00:21:58.619 --> 00:22:06.422
Bakıyor ki yatalı daha kısa bir zaman geçmiş. Hemen yataktan fırlıyor, camiye gidiyor.

00:22:06.516 --> 00:22:14.896
Bakıyor ki o şahıs da camiden çıkmış, ay aydınlığında sokağın öbür ucuna doğru varmış yürümüş.

00:22:15.325 --> 00:22:21.914
Diyor ki; "Dur, gitme! Sana aside tatlısı getireceğim, ne istersen getireceğim.

00:22:22.297 --> 00:22:23.747
Ama gitme beni affet!"diye bağırıyor arkasından.

00:22:26.454 --> 00:22:29.564
O da köşeye kadar gelince duruyor, şöyle arkasına bakıyor.

00:22:30.960 --> 00:22:37.244
"Demek ki günün birinde fakirin birisi senden bir şey istese

00:22:38.180 --> 00:22:43.293
yüzyirmidörtbin peygamberi şahit getirmeyince vermeyeceksin öyle mi?" diyor, köşeyi dönüyor.

00:22:43.294 --> 00:22:50.797
Bu da tabii arkasından köşeye kadar gidiyor bakıyor ama kimse yok. Yani göremiyor yahut yetişemiyor.

00:22:51.375 --> 00:23:00.918
Risale-i Kuşeyrî'de okumuştum. Evliyâullahtan birisinin bir menkıbesi var.

00:23:02.314 --> 00:23:08.709
Evinde dururken kendisi birisine anlatıyor

00:23:08.734 --> 00:23:12.540
"Bugün fena halde bir imtihan geçirdim ve maalesef kaybettim" diyor

00:23:12.557 --> 00:23:19.897
ve nasıl olduğunu anlatıyor: Evimde duruyordum; içimden bir ses bana "sen cimrisin!" dedi.

00:23:20.564 --> 00:23:25.492
"Hayır cimri değilim. Allah'ın izniyle eli açık bir kimseyim, vermeye çalışırım.

00:23:26.160 --> 00:23:29.553
Hayır hasenât yapmaya, sadaka vermeye çalışırım."

00:23:29.717 --> 00:23:35.787
Yine aynı ses; "Hayır! Sen cimrisin." dedi. "Allah Allah!" Biraz sonra kapı çalındı.

00:23:36.151 --> 00:23:44.725
Halife bir kese para göndermiş. "Şeyh Efendi bunu alsın; nereye isterse harcasın

00:23:44.725 --> 00:23:47.596
İster kendisine kalsın, ister birisine versin."

00:23:47.472 --> 00:23:51.315
Keseyi alıyor, içinden bir ses ona "cimrisin" dedi diye

00:23:51.616 --> 00:23:54.256
"Çıkayım şu keseyi Allah rızası için dağıtayım." diyor.

00:23:55.296 --> 00:24:06.280
Hanesinden çıkıyor bakıyor ki sokağın köşesinde berber bir oturağın üstüne birisini oturtmuş tıraş ediyor.

00:24:06.391 --> 00:24:10.590
Fakir bir kimse, hırpani kılıklı.

00:24:13.184 --> 00:24:22.770
"Tamam şu fakire vereyim. Bak hırpâni, saçı başı darmadağın, üstü başı lime lime. Bu keseyi buna vereyim." diyor.

00:24:22.762 --> 00:24:28.296
Yanına kadar gidiyor "Buyur! Şunu al" diyor.

00:24:29.256 --> 00:24:38.189
Traş olan fakir; "Ben istemem, ustaya ver onu" diyor

00:24:38.911 --> 00:24:46.666
"Efendi; Bu berber ustasına çok gelir." diyor. Kıymetli para, belki de bir kese altın.

00:24:48.324 --> 00:24:55.748
Berber ücretinden fazla, ustaya fazla gelir. Adam yapıştırıyor cevabı

00:24:55.962 --> 00:24:58.945
"Deminden beri, evin içinden beri ben sana ‘cimrisin' demiyor muydum?"

00:25:07.657 --> 00:25:13.529
Süfyânî Sevrî ile Abdullah b. Mübarek'in macerasını da okumuştum; hoşuma gidiyor.

00:25:14.688 --> 00:25:23.317
Abdullah b. Mübarek mutasavvıf âlim, fâzıl, kâmil, zamanın yegânesi, çok büyük bir zat.

00:25:24.325 --> 00:25:28.188
Hadîs-i şerîfleri okuturmuş. Süfyan-ı Sevrî de mezhep imamı

00:25:28.530 --> 00:25:36.493
fakih, çok büyük bir zat. Onu dinlemeye gelirmiş. Bir gün diyor ki Süfyan-ı Sevrî

00:25:38.119 --> 00:25:44.440
"Bundan sonra senin evine bu hadîs-i şerîfleri dinlemeye gelmeyeceğim; kızdım" diyor.

00:25:45.176 --> 00:25:46.763
"Hayrola niye kızdın?"

00:25:48.300 --> 00:25:59.405
"Cariyelerin evin üstünden bana seslendiler; bana âşık olduklarını söylediler.

00:25:59.992 --> 00:26:03.801
Yanlarına gelmemi istediler. Böyle edepsizlik olur mu?

00:26:03.895 --> 00:26:09.202
Cariyelerine bile sahip olamıyorsun. Burası ilim meclisi midir, başka bir şey midir?

00:26:09.456 --> 00:26:14.970
Bir daha senin evine gelmeyeceğim." diyor. Abdullah b. Mübarek boynunu büküp duruyor

00:26:14.407 --> 00:26:20.795
bir şey demiyor. Süfyân-ı Sevrî hazretleri sinirli bir şekilde kalkıp gidiyor.

00:26:21.200 --> 00:26:24.915
Biraz sonra Abdullah b. Mübarek diyor ki;

00:26:25.732 --> 00:26:30.889
"Kalkın, Süfyân-ı Sevrî hazretlerinin cenazesini kılmaya gidelim." diyor.

00:26:33.199 --> 00:26:39.140
Kalkıyor, gidiyorlar hakikaten de Süfyân-ı Sevrî hazretleri âhirete yürümüş, dünyasını değiştirmiş.

00:26:39.196 --> 00:26:41.426
İnnâ li'l-lâh ve innâ ileyhi râciûn.

00:26:43.210 --> 00:26:51.538
Diyorlar ki; "Hadis okuyup duruyordun, Süfyân-ı Sevrî'nin vefat ettiğini nereden bildin?"

00:26:52.140 --> 00:26:57.152
Diyor ki; "Hani bana bizim cariyelerden şikâyet etti ya; ‘seni seviyoruz dediler

00:26:57.451 --> 00:27:08.750
gel seninle evlenelim dediler.' Bizim evde cariye yok diyor; hurileri görmüş.

00:27:08.119 --> 00:27:14.752
Anladım ki artık vadesi yetti. Huriler onu onun için çağırıyorlar; oradan anladım."

00:27:15.792 --> 00:27:21.633
Tabii bu meseleyi iki taraftan da mütalâa etmek mümkün. Süfyân-ı Sevrî tarafından

00:27:22.450 --> 00:27:23.680
size arzetmek istiyorum.

00:27:23.680 --> 00:27:29.336
Yani hurilerin kendisine; "Gel artık sana müştakız, dayanamayacağız." dediği bir insan olmak

00:27:30.980 --> 00:27:34.351
noktasından sizlere arz ediyorum.

00:27:36.625 --> 00:27:42.609
Tabii hep böyle tarihten, maziden, Kur'ân-ı Kerim'den, hadîs-i şerîften

00:27:43.570 --> 00:27:50.836
sahabeden olmasın; birkaç misal de günümüzden anlatayım.

00:27:50.836 --> 00:27:55.386
Bizim fakültemizin sekreteri rahmetli Feyzi Bey anlatmıştı.

00:27:55.989 --> 00:28:02.111
Erzincanlıydı kendisi. Onların memleketinde bir ârif zat varmış.

00:28:02.977 --> 00:28:10.635
Hasta, komaya girmiş, konuşamıyor kıpırdayamıyor. Ölüm döşeğinde yatıyor.

00:28:11.159 --> 00:28:14.461
Başında bekleşiyorlar, Yâsin okuyorlar, dualar ediyorlar.

00:28:15.800 --> 00:28:23.626
Ama o kendinden geçmiş haliyle bir ara yatağında şöyle bir doğrulmuş, canına can gelmiş;

00:28:25.260 --> 00:28:27.320
"Zahmet buyurdunuz yâ Resûlallah!" demiş

00:28:27.737 --> 00:28:31.662
biraz sonra da kelime-i şehadet getirerek ruhunu teslim etmiş.

00:28:33.666 --> 00:28:40.176
Benim talebelerimden birisi Diyanet'in hac kafilesinden birisine kafile başkanı tayin edilmişti.

00:28:40.573 --> 00:28:44.574
Gitti geldi. Dönüşünde bize de uğradı.

00:28:45.908 --> 00:28:50.239
"Seyahatiniz nasıl geçti?" diye sordum. Durumu anlattı

00:28:50.477 --> 00:28:58.654
"Hocam! Allah ıslah etsin, bizim hacılarımız yaptıkları ibadetin kıymetini pek iyi bilemiyorlar;

00:28:59.654 --> 00:29:05.816
çarşıda pazarda vakit harcıyorlar. Yâ hacı kem riyal diye aldıkları malları birbirlerine soruyorlar.

00:29:06.157 --> 00:29:11.852
"Ben üç riyal aşağıya aldım, sen üç riyal fazlaya aldın." diye konuşuyorlar.

00:29:12.304 --> 00:29:16.612
"Harem-i şerîfin kaç kapısı var, kaç minaresi var?" diye sohbet ediyorlar.

00:29:17.560 --> 00:29:24.774
Fırsatını buldular mı oturup kahvehane gibi Mescid-i Saadet'te veyahut Mescid-i Haram'da

00:29:25.123 --> 00:29:30.914
sohbet ediyorlar. Zamanın kıymetini bilmiyorlar. Onlara üzüldüm, çok eğitime ihtiyaçları var.

00:29:31.381 --> 00:29:39.381
Yalnız bir tanesi çok iyiydi. Çok ârif, çok olgun bir kimseydi.

00:29:39.582 --> 00:29:44.814
Çok âşıktı mübarek, gözü yaşlıydı, ağzı zikirliydi, eli tespihliydi.

00:29:45.233 --> 00:29:53.640
Medine-i Münevvere' ye geldiğimiz zaman otobüsten aşağıya indi topraklarını öptü

00:29:53.640 --> 00:29:59.381
alnını, yüzünü gözünü topraklara sürdü; "Acep Resulullah bu mübarek topraklara ayağını basmış mıdır?"

00:29:59.381 --> 00:30:03.894
diye hem kendi ağladı hem de bizi ağlattı.

00:30:05.377 --> 00:30:09.475
Haccı yaptık dönerken mükâfatını da gördü.

00:30:10.250 --> 00:30:12.337
Mükâfatını nasıl görmüş?

00:30:12.967 --> 00:30:18.622
Rüyasında Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i görmüş.

00:30:19.662 --> 00:30:22.144
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz;

00:30:22.899 --> 00:30:27.590
"Evladım kâğıt kalem getir de senin haccının makbuliyetini yazayım." demiş.

00:30:28.456 --> 00:30:34.940
O da içeriye uçarcasına gitmiş kâğıt, kalem aramış.

00:30:34.356 --> 00:30:39.861
Kâğıdı kalemi almış Rasulullah'ı bıraktığı yere gelmiş bakmış ki orada şeyhi duruyor.

00:30:43.523 --> 00:30:48.997
Demek ki şeyhi de Resulullah'ın mümessili olacak makamda bir kimse ki

00:30:49.235 --> 00:30:53.861
Rasulullah'ın göründüğü yerde ondan sonra şeyhi oturmuş görünüyor.

00:30:54.304 --> 00:30:56.590
Zamanımızda olmuş bir hâdise.

00:30:57.645 --> 00:31:05.224
Bizim Hasib Efendi hocamız vardı. Hocamız'ın halvet arkadaşlarından

00:31:05.215 --> 00:31:11.574
ve kendisinden önce makam-ı posta oturmuş ve vazifeyi yapmış olan mübarek zât.

00:31:13.201 --> 00:31:19.206
Ben onun kendisinden ders almış Patikçi Şükrü Efendi'ye sordum

00:31:20.579 --> 00:31:26.348
"Hasib Efendi'yi göremedik. Acaba sizin üzerinizde büyük

00:31:26.349 --> 00:31:30.322
tesir bırakmış bir hadiseyi bize nakledebilir misiniz?

00:31:31.198 --> 00:31:35.428
Salih insanların anıldığı yere rahmet inermiş, rahmet insin

00:31:35.785 --> 00:31:41.317
meclisimiz Rahmet-i Rahmân'a ersin." dedim. Anlattı.

00:31:41.841 --> 00:31:47.358
"İhvanımızdan Hilmi Hoca hastalanmıştı; Bakırköy'e yatırmışlardı.

00:31:48.880 --> 00:31:53.947
Bir Pazar günü Adil Bey'le beraber Bakırköy akıl hastanesine onu ziyarete gittim.

00:31:55.390 --> 00:32:02.282
Adil Bey'in özel arabası var. O zaman E5 yok. Sadece trenle gidiliyor. Fayton tutuluyor.

00:32:02.595 --> 00:32:04.808
Bakırköy Hastanesi'ne öyle gidiliyor.

00:32:05.252 --> 00:32:12.870
Biz arabayla kolayca gittik, hastanede ihvanımızı ziyaret ettik. İyiymiş sıhhati yerindeymiş.

00:32:12.871 --> 00:32:20.892
Yatağında oturuyordu. Dualar ettik, ayrıldık. Koridorda giderken geriye baktığımız zaman

00:32:21.940 --> 00:32:30.615
Hasib Efendi'nin kapıyı açıp hastanın yanına girdiğini gördük.

00:32:31.111 --> 00:32:36.655
Yanına girdiğini görünce ‘Aman Hocaefendi de gelmiş, bekleyelim. Şimdi fayton aramasın

00:32:36.711 --> 00:32:42.825
zorluk çekmesin, arabayla hemen döneriz." dedik. Beklemeye başladık ama

00:32:43.150 --> 00:32:50.172
Hasib Efendi dışarıya çıkmadı. Merak ettik tekrar gittik kapıyı açtık;

00:32:50.291 --> 00:32:53.585
içeride Hasib Efendi yok. Hilmi Efendi'ye dedik ki

00:32:54.563 --> 00:32:56.810
"Hasib Efendi içeri girmedi mi?"

00:32:56.810 --> 00:33:00.390
"Evet, girdi, halimi hatırımı sordu ‘geçmiş olsun' dedi, çıktı."

00:33:00.564 --> 00:33:02.427
Biz dışarıda bekliyoruz görmedik.

00:33:03.300 --> 00:33:04.137
"Bilmem, çıktı." dedi.

00:33:04.985 --> 00:33:10.787
"Allah Allah! ‘Biz dışarıda kapıya bakıp dururken çıktığını nasıl görmeyiz?' diye merak ettik

00:33:11.196 --> 00:33:19.488
koridorlara baktık, avluya baktık yok. Bulamayınca arabaya atladık, camiye geldik.

00:33:19.605 --> 00:33:24.503
Baktık Hocaefendi hadîs-i şerîf okutuyor. Yanımdaki cemaate sordum

00:33:24.575 --> 00:33:29.813
"Hocaefendi ne zaman geldi? Hadîsi şerîf okumaya, derse ne zaman başladı?"

00:33:30.670 --> 00:33:35.248
"Her zamanki gibi. Öğle namazını kıldırdı, ondan sonra oturdu rahlesine

00:33:35.547 --> 00:33:39.126
o zamandan şu zamana kadar hadis anlatıp duruyor."

00:33:39.508 --> 00:33:41.220
"Biz onu hastanede gördük." dedik.

00:33:41.341 --> 00:33:47.395
"Yok buradaydı. Başından beri burada hadis dersi yapıyordu; hiç fasılası yok." dediler.

00:33:51.500 --> 00:33:57.383
Ondan sonra makama geçmiş olan Kazanlı Aziz Efendi'dir; rahmetullahi aleyh.

00:34:00.153 --> 00:34:03.830
Bir arkadaş ziyaretine gitmiş.

00:34:04.968 --> 00:34:09.724
Saat dokuzu beş geçe de Haydarpaşa'dan ekspres kalkacak.

00:34:13.370 --> 00:34:22.938
Hocaefendi, "İçeriye gel." demiş. Edep tabii, girmiş içeriye. Namazdan sonra kahvaltı etmişler.

00:34:24.216 --> 00:34:30.564
"Efendim ben yolcuyum, müsaade edin." demiş. "Otur biraz," demiş. Oturmuş.

00:34:31.255 --> 00:34:36.841
Hocaefendi güzel hikmetli bir şeyler anlatmış, sohbet etmiş.

00:34:37.539 --> 00:34:42.110
"Ben iki de bir de belli etmeden saatime bakıyorum.

00:34:45.232 --> 00:34:51.915
‘Şimdi artık otobüsle yetişemem.' diye düşünüyorum." diyor. Otobüsle Karaköy'e gidecek.

00:34:52.755 --> 00:34:59.878
Haydarpaşa vapuruna binecek. Oradan Haydarpaşa garına gidecek, eksprese binecek.

00:35:00.775 --> 00:35:04.443
İçimden; "Otobüsün vakti geçti neyse bir taksi tutarım." diyorum.

00:35:05.752 --> 00:35:13.752
"Bir daha kalkmak istedim" otur "dedi. Bir taraftan saate bakıyorum

00:35:15.511 --> 00:35:24.385
artık son vapuru da kaçırdım.

00:35:25.378 --> 00:35:39.527
Saat dokuz oldu, on oldu artık treni kaçırdık, bilet de yandı diye düşünüyorum.

00:35:39.873 --> 00:35:41.421
Eh ne yapalım, bunda da bir hayır vardır.

00:35:41.459 --> 00:35:48.507
Belki tren bir kaza yapacaktı ondan Hocaefendi beni tuttu diye düşünerek olayı hayra yormağa çalışıyorum.

00:35:48.896 --> 00:35:52.550
Hoca Efendi neticede güzel güzel konuştu, anlattı, sohbet etti.

00:35:48.845 --> 00:35:54.938
Saat onbuçuk civarında ‘Hadi hayırlı yolculuklar, şimdi gidebilirsin.' Dedi.

00:35:55.501 --> 00:35:58.429
Tren dokuzda kalkacaktı.

00:35:58.437 --> 00:36:03.819
Ben artık hiç acele de etmeden Haydarpaşa'ya gittim.

00:36:04.781 --> 00:36:15.971
Bir de baktım ki tren birkaç saat kadar tehir yapmış. Ne benim bilet yandı ne de ekspres kaçtı.

00:36:16.384 --> 00:36:21.860
Hocamız'ın sohbeti tamam oldu, öylece bindim gideceğim yere gittim." diyor.

00:36:22.300 --> 00:36:24.411
Bu da Aziz Efendi'den bir hadise.

00:36:25.210 --> 00:36:28.294
Günümüzden olmuş olayları anlatıyorum.

00:36:30.770 --> 00:36:33.174
Bir de bizim Doktor Sedat Bey diye bir tanıdığımız var.

00:36:33.270 --> 00:36:44.369
Kasım ayında Hocamız'ın vefatının sene-i devriyesinde olayları anlatırken o da kendisini anlatmıştı

00:36:44.523 --> 00:36:50.510
Ben rüyamda üç defa bir beyaz sakallı mübarek zât gördüm.

00:36:50.536 --> 00:36:52.305
"Bana gel." diye kendisi emretti.

00:36:54.610 --> 00:36:56.229
Ama kim olduğunu bilmiyorum.

00:36:56.309 --> 00:37:01.740
Üniversitede talebeyim, üç defa böyle bir rüya gördüm.

00:37:03.740 --> 00:37:08.857
Bizim arkadaşların bazı akşamlar fıs fıs kendi aralarında konuşup bir yere gittklerini görüyordum.

00:37:09.650 --> 00:37:16.477
Bir akşam yine öyle fıs fıs konuşurken; " Siz böyle aranızda ne konuşuyorsunuz, nereye gidiyorsunuz?" dedim.

00:37:17.266 --> 00:37:20.676
"Gizli değil; istersen seni de götürelim." demişler.

00:37:20.676 --> 00:37:23.609
Bir Hocaefendi var onun sohbetine gidiyoruz.

00:37:24.808 --> 00:37:27.602
İstersen sen de bu akşam bizimle gel." demişler.

00:37:27.887 --> 00:37:38.377
Sedat bey "Peki" demiş, kalkmış onlarla beraber ilk defa Hocamız'ın Ümmü Gülsüm Camisine gelmiş.

00:37:39.305 --> 00:37:41.330
İçeriye girmiş, bakmış ki;

00:37:41.764 --> 00:37:47.316
üç defa rüyamda gördüğüm; "Gel!" diye beni çağıran şahıs, yani Hocamız karşısında.

00:37:48.302 --> 00:37:52.384
Hocamız ona biraz tebessüm etmiş ve "Bizi beklettin." demiş.

00:37:58.312 --> 00:38:08.262
Bursa'da bir doçent kardeşimiz var. Şu anda askerde; ziyarete gitmiştik, o anlattı

00:38:08.695 --> 00:38:11.824
"Ben küçükken ortaokuldan beri namaz kılardım.

00:38:13.441 --> 00:38:17.686
Bir gün şöyle bir şey düşündüm; ‘Gözümü kapatayım, mübarek bir zâtı hayalime getireyim.

00:38:17.783 --> 00:38:22.577
Lâlettayin, belli olmayan bir şahsı hayalime getireyim.

00:38:22.952 --> 00:38:33.201
Onunla teselli bulayım, konuşayım, halleşeyim.' Gözümü kapattım hakikaten beyaz sakallı mübarek

00:38:33.300 --> 00:38:42.221
heybetli, gül yanaklı bir kimse düşündüm. Artık âdet haline geldi

00:38:42.700 --> 00:38:48.200
sık sık gözümü kapatıp hep onu düşünüyordum. Ortaokul geçti, lise geçti

00:38:48.990 --> 00:38:59.994
Teknik Üniversite'yi kazandık oraya gittik. Sonra arkadaşlarım beni aldılar Hocamız'ın dergâhına götürdüler.

00:39:00.866 --> 00:39:10.898
Bir de ne göreyim ortaokuldan beri hayalime gelen şahıs oymuş, ben gözümü kapattığım zaman

00:39:10.921 --> 00:39:16.548
gözümün önüne gelen şahsın o [Mehmed Zahid Kotku rahmetullahi aleyh] olduğunu gördüm.

00:39:17.360 --> 00:39:20.270
Hatıra sağlam; şahıs hayatta.

00:39:29.789 --> 00:39:36.670
Gölcük'teki kültür merkezimizi açıyorduk; Çevre ve Kültür Derneği'mizin orada da bir şubesi var.

00:39:20.782 --> 00:39:27.475
Adıyaman'dan bir şeyh efendi geldi.Yaşlı bir zât Allah âfiyet, uzun ömür versin.

00:39:28.434 --> 00:39:36.473
Dedi ki: "Hocanızı tanırdım, vallâhü'l-azîm ilk karşılaştığımız zaman iki kerametini gördüm.

00:39:40.793 --> 00:39:52.420
Kapıdan içeri girerken bana şöyle bir baktı; ‘Esselâmü aleyküm, ooo Seyyid bir şeyh!' demiş.

00:39:53.259 --> 00:40:00.140
Hem benim sülalemin Peygamber Efendimiz'in sülalesinden olduğunu hem de benim şeyh olduğumu bildi"

00:40:03.850 --> 00:40:10.760
Bir de ben kendi başımdan geçmiş bir olayı anlatayım Muhtelif kimselerden anlattıktan sonra bir de benden

00:40:11.308 --> 00:40:18.313
hatıra olsun: Mehmet Kundak Bey vardı, bayındırlık bakanlığında daire başkanıydı.

00:40:18.391 --> 00:40:27.366
Çok güzel sesli; çok güzel ilahiler bilir ve güzel okur. Bir ilahi okudu; sesi kulağımdan gitmiyor.

00:40:27.688 --> 00:40:37.589
Gönül âyînesin sofî,Eğer kılar isen sâfî,Açılır sana bir kapı,Âyân olur Cemâlullâh.

00:40:38.160 --> 00:40:45.659
Böyle bir ilahi. Bestesi de, güftesi de güzel. "Ey sofî! Gönül aynasını sâfî kılarsan

00:40:46.900 --> 00:40:55.518
saflaştırırsan temizlersen; sana bir mânevî kapı açılır, cemâlullâhı müşahede edersin." diyor.

00:40:57.264 --> 00:41:07.299
İlahinin dörtlüğü bu. Ben cumartesileri yola çıkardım; Ankara'dan İstanbul'a gelirdim.

00:41:07.505 --> 00:41:16.850
Hocamız'ın emri üzerine İskenderpaşa'da hadis dersini yapardım, vaaz verirdim. Bazen ailece gelirdik.

00:41:16.918 --> 00:41:23.973
O sefer ben kendim Ankara'dan otobüse atladım; elimde fermuarlı bir seyahat çantası

00:41:23.969 --> 00:41:27.107
kendimi kuş gibi hafif hissediyorum. Yanımda çoluk çocuk yok.

00:41:27.391 --> 00:41:33.697
Gayet rahat bir seyahat. Saat 11.00'de otobüse bindim. İçimden

00:41:33.855 --> 00:41:41.597
Gönül âyinesin sofî,Eğer kılar isen sâfî,Açılır sana bir kapı,Âyan olur Cemâlullâh.

00:41:41.906 --> 00:41:48.299
İlahisini söylüyorum. Oturdum; içimden onu söylüyorum. Biraz sonra dalmışım.

00:41:48.495 --> 00:41:53.915
Uyudum, uyandım yine onu söylüyorum. "Ben niye durmadan bunu söylüyorum?" diye dikkatimi çekti.

00:41:54.285 --> 00:42:00.556
"Biraz da başka ilahi söyleyeyim." dedim. Kendimi zorladım, başka ilahilere geçtim.

00:42:00.992 --> 00:42:07.231
Sonra biraz kontrolümü kaybediyorum yine ilk ilahiyi söylüyorum. Başka meşguliyetler düşünüyorum;

00:42:07.268 --> 00:42:12.914
uyuyorum, uyanıyorum yine onu söylüyorum. Bütün gece o ilahiyle haşır neşir oldum.

00:42:13.164 --> 00:42:19.879
Zihnimden çıkaramadım. Dilimden düşmedi; hep onu söyledim, söyledim, söyledim.

00:42:20.791 --> 00:42:25.750
İstanbul'a vardık. Baktım Sabah namazına camiye yetişemeyeceğim.

00:42:26.910 --> 00:42:33.720
Hemen otobüs terminalindeki mescitte namazı kıldım. Taksi tutmaya lüzum yok, bir minübüse atladım.

00:42:33.751 --> 00:42:39.949
Zaten kuş gibi hafifim. Vatan caddesinde, İskenderpaşa'nın hizasında indim.

00:42:40.326 --> 00:42:44.524
Camiye doğru yürüyorum. Sokağın öbür ucunda cami görünüyor. İçimden yine;

00:42:44.564 --> 00:42:51.489
Gönül âyinesin sofî, Eğer kılar isen sâfî, Açılır sana bir kapı, Âyân olur Cemâlullâh.

00:42:51.894 --> 00:43:01.500
ilâhisi söyleniyor. Neyse içeri geldim. Hocamız sabah namazını kıldırmış

00:43:01.543 --> 00:43:08.560
evrâd-ı şerîfeyi okumuşlar, ondan sonra işrak namazı kılınmış. Gelmiş sedire oturmuş

00:43:08.580 --> 00:43:16.560
şöyle elini yastığa koymuş bir eli de burada, köşede güneş gibi parlıyor; alnı pırıl pırıl nurlu.

00:43:17.195 --> 00:43:22.751
"Hoşgeldiniz" dedi, elini öptüm, işte çoluk çocuğun, torunlarının hatırını sordu; söyledim.

00:43:23.664 --> 00:43:29.441
Şöyle duvara uzandı. Duvarda telefon koyduğumuz telden küçük bir raf vardı.

00:43:29.901 --> 00:43:39.214
Oradan bir küçük kitap çıkardı, aldı. "Bak! Ne güzel söylemiş." dedi.

00:43:40.604 --> 00:43:51.187
Bir sayfasını açtı, bana uzattı. El yazması eser; matbu değil. Açtım baktım ki aynı ilahi.

00:43:51.370 --> 00:43:59.750
Gönül âyinesin sofîEğer kılar isen sâfîAçılır sana bir kapıÂyân olur Cemâlullâh

00:43:59.510 --> 00:44:07.945
Öyle anlaşılıyor ki Ankara'dan beri o ilahiyi bana söylettiren sonra da getirip karşıma o şeyi çıkaran kendisi.

00:44:07.977 --> 00:44:16.389
"İşte onu yapan benim!" gibilerden o ilahiyi önüme sürdü. Ben de aldım baktım, hakikaten o.

00:44:16.683 --> 00:44:24.403
Şimdi Hocamız'ın kitapları bana intikal etti. "Evladım bu kitaplar senindir." buyurmuştu.

00:44:24.641 --> 00:44:32.639
Kitapları bana intikal etti de arıyorum o kitap ortada yok; o kitabı nereden buldu da bana gösterdi bilmiyorum.

00:44:33.320 --> 00:44:35.693
Muhterem kardeşlerim!

00:44:36.955 --> 00:44:44.114
Endiksiyon metodu, dediksiyon metodu, tüme varım tümden gelim vesaire çeşitli mantık muhakeme metotları var.

00:44:44.620 --> 00:44:54.717
Size bu olayları birer misal olarak anlattım. Şunu demek istiyorum: Bir takım olağanüstü insanlar var.

00:44:54.967 --> 00:45:01.702
Kur'ân-ı Kerîm'de, hadîs-i şerîfte, İslâm tarihinde, dinler tarihinde görüyoruz. Bir takım olağanüstü olaylar var.

00:45:03.606 --> 00:45:14.855
Zamanımızda da var. Devam edip gidiyor. Bir takım olağanüstü şahıslar, mübarek insanlar var.

00:45:17.231 --> 00:45:25.358
Bu ne haldir; bir insana vefat anında Resulullah'ın gelmesi, iltifat etmesi rüyasına girmesi

00:45:25.651 --> 00:45:34.697
haccının makbuliyetini müjdelemesi nasıl oluyor? Bu işte tasavvuf dediğimiz olay bu.

00:45:36.215 --> 00:45:48.160
Keramet demek istemiyorum ama bir insanı Allah'ın sevdiği değişik bir kul haline getiren hal.

00:45:48.447 --> 00:45:50.650
Bu nasıl oluyor, nasıl sağlanıyor?

00:45:50.931 --> 00:46:03.113
İşte bunu sağlamayı kendisine gaye edinmiş olan çalışma, ilim öğrenim, öğretim ve eğitim dalı ile oluyor.

00:46:04.544 --> 00:46:13.487
Şimdi biz hayata gelmişiz. Anadan babadan ecdattan müslümanız.

00:46:14.360 --> 00:46:19.997
Bizim dışımızda başka dinlerden insanlar da var. Çeşit çeşit milletler var.

00:46:20.468 --> 00:46:30.802
"Hayatın gayesi nedir?" diye sorulsa onlar herhalde; "Zengin olmaktır derler, mutlu olmaktır

00:46:31.262 --> 00:46:36.311
çok para kazanıp her istediğini yapabilmektir, gönlünce yaşayabilmektir." derler.

00:46:36.978 --> 00:46:44.597
Tabii biz mü'minler için böyle değil. Biz mü'minler için hayatın gayesi daha başka bir şey.

00:46:45.660 --> 00:46:58.391
Bizim dünyadaki diğer insanlarla felsefemiz biraz farklı. Tamamen farklı da diyebiliriz.

00:46:58.818 --> 00:47:02.858
Bize yakın olanlar vardır, uzak olanlar vardır. O bakımdan biraz diyebiliriz.

00:47:03.136 --> 00:47:10.152
Şimdi bizim felsefemizde mü'minin kafa yapısında gönül yapısında daha başka bir şey var.

00:47:10.181 --> 00:47:15.697
Yani zenginlik dese o halde müslüman niye kendi kazandığı parayı başkasına veriyor.

00:47:15.713 --> 00:47:23.560
Hayır hasenat yapıyor sadaka veriyor. Zenginlik değil. Bilmem mutluluk desek

00:47:23.576 --> 00:47:31.436
niye kendisini zahmete sokuyor cevru cefaya talip oluyor meşakkâtlere kendisi isteyerek gidiyor.

00:47:31.523 --> 00:47:40.636
Hatta harbe gidiyor malını değil canını da veriyor. O da değil. Yani bir müslümanın hayattaki gayesi nedir?

00:47:41.779 --> 00:47:48.450
Mutluluk değil zenginlik değil. Rahatlık değil, huzur değil zevk değil eğlence değil.

00:47:50.500 --> 00:47:56.164
Bizim dinimizden ayeti kerimelerden hadisi şeriflerden aldığımız eğitim terbiye

00:47:57.212 --> 00:48:09.992
bizim gayemiz bizi yaratanı tanımak. Bizi yaratanı tanıdıktan sonra onun sevdiği bir kul olmak.

00:48:12.171 --> 00:48:19.446
Yaratanı bulmak ve onun sevdiği bir kul olmak. Allah'ın sevgisini kazanmak.Bizim gayemiz bu.

00:48:19.659 --> 00:48:24.647
Gayemiz Allahın sevgisini kazanmak olduğu için maldan da geçiyoruz candan da geçiyoruz.

00:48:24.948 --> 00:48:33.283
Cânı cânân dilemiş vermemek olmaz ey dil,Ne nizâ eyleyelim, ol ne senindir ne de benim.

00:48:33.304 --> 00:48:41.684
dediği gibi şairin, canı bile verme durumu oluyor.Gaye Allah'ın sevdiği bir kul olmak;

00:48:41.716 --> 00:48:51.149
Allah'ın sevgisini, rızasını kazanmak. Tasavvuf Allah'ın sevgisini, rızasını kazanma yoludur.

00:48:53.546 --> 00:49:01.287
Bunu nereden öğreneceğiz? "Allah'ın rızasını kazanmak istiyorum." diyen bir kimse

00:49:01.382 --> 00:49:07.586
hangi ilmi tahsil etmeli ki bunu sağlasın. İşte o tasavvuf ilmidir.

00:49:08.154 --> 00:49:19.780
Bir kere gerçek tasavvuf Resulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem tam uymakla sağlamak yolunu tutmuştur.

00:49:20.543 --> 00:49:29.532
Eşrefoğlu Rûmî Müzekkin Nüfûs isimli şahane tasavvufî kitabında diyor ki şeyhin iki vazifesi vardır.

00:49:30.191 --> 00:49:38.782
Birisi; kullara Allah'ı sevdirmek. İkincisi; Allah'a kulları sevdirmek. Kullara Allah'ı sevdirmek

00:49:39.194 --> 00:49:47.669
kolaydır; anlatırsın sever. "Bu nimetleri sana veren Allah'tır." dersin, sever. Ama

00:49:49.580 --> 00:50:00.961
lâ yüs'elü ammâ yef'alü ve hüm yüs'elûn. "Hak, mülkünde tasarruf eder."keyfe mâ yeşâ.

00:50:01.822 --> 00:50:09.725
Kâinatın sahibi, mutasarrıfı ve hiçbir şeyin kendisine bir şeyi icbar edemeyeceği

00:50:10.122 --> 00:50:14.782
mutlak gücün kuvvetin maliki Allahu Teâlâ Hazretlerine; "Bu kulu sev." demekle

00:50:15.500 --> 00:50:20.141
sevdirmek mümkün olur mu? İcbar etmek mümkün mü?

00:50:20.498 --> 00:50:21.419
Mümkün değil.

00:50:21.575 --> 00:50:27.557
O halde şeyh müridi Allah'a nasıl sevdirecek? Bu ne biçim iş, ne biçim söz?

00:50:27.827 --> 00:50:39.545
Küstâhane bir söz mü? Kendisi çok güzel izah ediyor. Şeyh müridi Allaha şöyle sevdirir

00:50:40.990 --> 00:50:47.636
Ona Resulullah'ın sünnetini, yaşayışını, hayatını öğretir. O Resulullah'ın

00:50:47.683 --> 00:50:55.208
sünnetine ittibâ ettiği zaman Allah onu sever. Evet bu doğru. Çünkü âyet-i kerîmede buyuruyor ki

00:50:55.257 --> 00:51:00.427
Bi'smi'l-lâhi'r-rahmâni'r-rahîm. Kul in-küntüm tuhibbûna'l-lâhe fe'ttebiûnî yuhbibkümüllâh.

00:51:00.767 --> 00:51:07.743
"Eğer Allah'ı sevmekten bahsediyorsanız -biz Allah'ı seven insanlarız Allah âşıklarıyız vesaire

00:51:09.854 --> 00:51:18.220
Rasulullah'a tâbi olun, O'na ittibâ edin. O'nun yolundan gidin O'nun peygamberliğini kabul edin

00:51:18.267 --> 00:51:23.343
talimatına uyun ki o zaman Allah sizi sevsin" buyuruyor. Birisi bu.

00:51:24.477 --> 00:51:30.831
Hadîsi şerîflerden biliyoruz. Eğer bir insan sünnet-i seniyye yolunda yürümezse

00:51:31.440 --> 00:51:38.576
yani bid'at ehli olursa değil Allah'ın sevgisini kazanması yaptığı ibadetlerin mükâfatını

00:51:38.634 --> 00:51:43.945
bile kazanması mümkün olmaz. Çünkü Allah bid'at ehlinin farzını, nafilesini

00:51:44.197 --> 00:51:48.378
haccını, umresini, namazını niyazını zekâtını sadakasını kabul etmiyor.

00:51:48.955 --> 00:51:56.420
Dinde bid'at ehlinin hiçbir şeyini kabul etmiyor. Kabul ettiği ancak sünnet-i seniyye.

00:51:55.783 --> 00:52:02.483
Allah tarafından sevilmenin mutasavvıfların kullandığı bir başka yolu daha var.

00:52:03.871 --> 00:52:10.130
Resulullah'a ittibâ edecek, sünne-ti seniyye yolunda yürüyecek, bid'atlardan içtinap edecek.

00:52:11.909 --> 00:52:28.193
Hayat tarzı bu. Hadîs-i şerifte; hadîs-i kutsî olarak Cenab-ı Hakk'ın sözlerini bize naklen Peygamber Efendimiz bildirmiş ki;

00:52:29.949 --> 00:52:43.329
"Kullarım farz kıldığım şeyleri yapmaktan daha güzel bir yolla benim sevgimi kazanamazlar.

00:52:44.499 --> 00:52:50.838
Benim emirlerimi tuttukları zaman ben onları severim. Farzları eda ettikleri zaman severim.

00:52:52.719 --> 00:52:58.322
Kul farzların dışında aşkından şevkinden yaptığı diğer ibadetlerle de

00:52:58.878 --> 00:53:05.680
yani namaz, oruç, hac, zekât, sadaka vesaire bunlarla da kul bana yakınlaşmaya devam eder.

00:53:05.121 --> 00:53:11.638
Yani her ibadeti, gayreti, cehdi, hareketi, hali, düşüncesi, tavrı

00:53:12.510 --> 00:53:16.851
Allah'a onu bir miktar daha derecesini yükseltmek suretiyle yaklaştırır.

00:53:17.435 --> 00:53:23.511
Buna kurb-u nevâfil deniliyor. Nafile ibadetleri yapa yapa yakınlığın

00:53:23.567 --> 00:53:32.419
sağlanması hadîs-i şerîfte böyle bildiriliyor. "Nihayet ben o kulumu severim;

00:53:32.649 --> 00:53:36.900
sevdiğim zaman da gören gözü olurum, tutan eli olurum, işiten kulağı olurum

00:53:37.970 --> 00:53:42.442
söyleyen dili olurum, yürüyen ayağı olurum. Benimle görür, benimle işitir, benimle söyler

00:53:42.482 --> 00:53:47.877
benimle tutar, benimle yürür." buyuruluyor. Farzları yapacak

00:53:48.195 --> 00:53:55.330
farzlardan ayrı sevaplı başka ibadetleri de yapacak. "Nihayet ben o kulumu severim.

00:53:55.537 --> 00:54:00.493
Hattâ uhibbehû veyahut hattâ uhibbühû nihayet severim veya sevinceye kadar."

00:54:10.719 --> 00:54:22.388
İtikadının sağlam olması suretiyle Allahu Teâlâ hakkında doğru bir bilgi sahibi olması lazım. Çünkü;

00:54:19.460 --> 00:54:25.112
İnna'l-lâhe lâ yağfiru en-yüşreke bihî ve yağfirü mâ dûne zâlike limen yeşaa.

00:54:25.350 --> 00:54:31.970
"Allah'ın hiç affetmediği, şirk." Başka her kusuru affedebiliyor. Adam öldürse bile.

00:54:32.375 --> 00:54:39.871
Ama şirki affetmiyor. O halde sağlam bir bilgi sahibi olması lazım. İtikadının doğru olması lazım.

00:54:40.546 --> 00:54:49.311
Yanlış olmaması lazım. İslâm'dan başka dinler var; onlarda da inançlar var, çeşitli görüşler var.

00:54:49.756 --> 00:54:56.150
Dünya üzerinde teolojisi, uluhiyyet hakkındaki görüşleri farklı farklı olan inançlar var.

00:54:56.153 --> 00:55:02.820
Mesela, Japonlar güneşe tapıyor. İmparatorları "güneşin oğlu" olarak kabul ediyorlar.

00:55:03.630 --> 00:55:11.236
Hristiyanlar Hz. İsa'ya, "Allah'ın oğlu" diyorlar. Herkesin bir inancı var ama inanç yanlış olduğu zaman

00:55:11.274 --> 00:55:18.508
Allah asla affetmiyor. O halde Allah hakkındaki bilginin doğru olması lazım.

00:55:18.722 --> 00:55:26.550
Sağlam kaynaktan kesin belgelere dayanması lazım. Bu da itikadın doğru olmasını gerektiriyor.

00:55:26.709 --> 00:55:32.325
İtikat yanlış olduğu zaman bütün amelleri;hebâen mensûrâ oluyor, hiç kıymeti olmuyor.

00:55:34.160 --> 00:55:44.582
Onun için şairler demişler ki, Belki makbul ola noksan-ı amelOlmasın fikr-i akîdende halel

00:55:45.788 --> 00:55:53.100
Amellerinin eksikli, kusurlu veya az olması belki affedilir, vazgeçilir ondan ama akîden bozuk olmasın.

00:55:53.175 --> 00:55:57.291
Akîden bozuk oldu mu temel bozuk olmuş oluyor. Her şey yıkılıp gidiyor.

00:55:57.482 --> 00:56:05.922
O bakımdan önce doğru bilgi, mârifetullah, doğru bilgi de şeriatın, ilm-i kelâmın

00:56:06.720 --> 00:56:14.291
ilm-i akâidin bilgileriyle sağlam bir zemin üzerinde olmalı. Tabii sevgi bilgiden sonra olur.

00:56:14.656 --> 00:56:21.177
Önce mârifetullah, sonra muhabbetullah hâsıl olur. Mârifet olacak ki

00:56:21.202 --> 00:56:31.357
evsafının, esmâsının hüsnâ olduğunu, en güzel olduğunu bilecek ki;

00:56:31.619 --> 00:56:40.612
o zaman aşkullah gönlüne düşecek. O bakımdan sağlam bir akîde vazgeçilmez şart.

00:56:41.396 --> 00:56:51.400
Sonra edep. Bir insanın akîdesi güzel olabilir, ibadeti de olabilir. Fakat bazı tavırlar

00:56:51.726 --> 00:57:00.484
arkadaşlarınızda gördüğünüz abus bir çehre, çirkin bir hareket nasıl aranızı bozuyor, nasıl kırılıyorsunuz.

00:57:01.580 --> 00:57:06.886
İnsan da edebe riayet etmediği zaman makamından pat diye düşüyor.

00:57:07.370 --> 00:57:16.850
Onun için Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî buyurmuş ki; Hâce deryâ ki can derteni lisân ede best

00:57:17.700 --> 00:57:22.882
"Ey Efendi! Aklını başına topla ki edep insanın vücudundaki can gibidir.

00:57:24.201 --> 00:57:27.644
Bî edeb mahrum-i geşt ez lût-fi Rab.

00:57:27.644 --> 00:57:31.260
Edepsiz Rabbinin lütfundan mahrum olur.

00:57:31.528 --> 00:57:38.195
Edebe riayet etmediği zaman ‘seni küstah, seni edepsiz, seni hınzır seni!' diye kovarlar adamı."

00:57:38.753 --> 00:57:44.807
Demek ki edep de çok önemli oluyor. Onun için Evliyâullah'ın edebi öyle söyleyebiliriz.

00:57:46.572 --> 00:57:53.558
efsaneleşmiş ki kitaplara girmiş. Hepimiz hayran kalıyoruz. Mesela

00:57:54.420 --> 00:57:59.751
bir mübarek zat sabırdan bahsediyormuş. Tabii sıcak ülkede toprak üstünde oturuyorlar.

00:57:59.846 --> 00:58:09.604
Akrebin birisi gelmiş ayağını sokmuş. "Efendim akrep ayağınızı soktu."

00:58:10.498 --> 00:58:17.850
"Biliyorum." Dişini sıkıyor; "Biliyorum soktu ama sabırdan bahsederken bağırmaya utandım."

00:58:23.481 --> 00:58:32.402
Edebe bakın. Çeşitli kaynaklardan edebe riayeti gösteren yüzlerce menkıbe söyleyebiliriz.

00:58:34.271 --> 00:58:43.366
Şimdi sırayla sayıyoruz. Farzları mutlaka yapacak. Nafile ibadetlerle kurbiyyet hâsıl edecek.

00:58:43.874 --> 00:58:50.415
Allah bilgisi, akâidi sağlam olacak. Edebe çok riayet edecek. Bilecek ki

00:58:50.590 --> 00:58:58.820
Allah her yerde hazır ve nazır, kendisini görüyor. Nasıl olması gerekiyorsa öyle olacak.

00:58:58.677 --> 00:59:03.744
Peygamber Efendimiz'e inen âyet-i kerîmelerden müthiş bir âyet-i kerîme var.

00:59:03.990 --> 00:59:11.699
Ve'stekım kemâ ümirte, "Nasıl emrolunmuşsan öylece dosdoğru ol!"

00:59:12.817 --> 00:59:19.455
Efendimiz buyurmuş ki: "Bu âyet benim saçımı ağarttı; belimi büktü, terletti."

00:59:19.971 --> 00:59:27.270
"Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." Ayakları şişinceye kadar ibadet ediyor da;

00:59:27.224 --> 00:59:30.690
"Senin günahların affolunmuştu, niye bunu yapıyorsun?" diye sorulunca;

00:59:30.251 --> 00:59:34.656
"Neden şükredici bir kul olmayayım?" diyor. O kadar ibadet ediyor da yine;

00:59:34.645 --> 00:59:42.583
"Seni hakkıyla övemedim, seni hakkıyla yüceltemedim. Sana hakkıyla ibadet edemedim ya Rabbi!" diyor.

00:59:47.823 --> 00:59:53.810
Sonra dua ve himmet almak da çok önemli.

00:59:53.851 --> 00:59:55.557
Onun misali de şudur ki

00:59:56.613 --> 01:00:00.746
Peygamber Efendimiz'in zamanında bir delikanlı ölmek üzereydi.

01:00:00.702 --> 01:00:06.816
Yanındakiler kendisine kelime-i şehadeti telkin ediyorlardı fakat o söyleyemiyordu. Dediler ki

01:00:06.836 --> 01:00:13.817
"Yâ Resulallah! Bir acaip hal var. Bir delikanlı var ölecek ama bir türlü kelime-i şehâdet getirtemiyoruz."

01:00:16.626 --> 01:00:21.628
"Gidelim." dedi. Delikanlının yanına gittiler. Halini gördü.

01:00:22.250 --> 01:00:30.480
"Odun toplayın bu çocuğu yakacağız." dedi. Annesi telaşlandı.

01:00:30.738 --> 01:00:38.388
"Aman yâ Resulallah! Niye yakacaksın?" "Sen buna kırılmışsın, darılmışsın

01:00:38.729 --> 01:00:43.558
hakkını helal etmiyorsun onun için kelime-i şehâdet getiremiyor."

01:00:44.352 --> 01:00:48.957
"Eşhedü en lâ ilâhe illa'llah diyemiyor. Böyle giderse cehennemde cayır cayır yanacak.

01:00:49.217 --> 01:00:55.601
Dünyada bunun yanmasına razı olmuyorsun; hadi kusurlarını affedip onun için hayır dua et." diyor.

01:00:55.911 --> 01:01:01.602
Peygamber Efendimiz'in bu sözü üzerine annesi; "Hakkımı helal ettim, bağışladım." deyince

01:01:01.894 --> 01:01:06.672
çocuğun hali değişiyor, kelime-i şehadet getirip iman ile göçüyor.

01:01:06.697 --> 01:01:10.727
Demek ki insan büyüklerinden beddua alırsa iflah olmaz.

01:01:10.918 --> 01:01:14.592
Tabi annesi, babası büyüğüdür ama hocası daha büyüğüdür.

01:01:14.934 --> 01:01:18.117
Hocalar anneden babadan önde gelirler.

01:01:18.438 --> 01:01:26.775
Hocadan himmet alırsa, dua alırsa, babadan anadan dua alırsa çocuk ilerler; beddua alırsa iflah olmaz.

01:01:27.758 --> 01:01:37.269
Bu da çok önemli bir nokta olarak görünüyor. Melih Bey diye bir kardeşimiz var.

01:01:38.654 --> 01:01:44.679
Merak etmiş, Hasib Efendi'ye intisap etmiş. Yeni derviş olduğu zaman yanında gitmiş;

01:01:44.829 --> 01:01:52.829
"Abaca şeyhlerin himmeti nasıl olur." diye içinden geçirmiş. "Şeyhler müritlere himmet edermiş.

01:01:52.915 --> 01:01:55.760
Acaba bu himmet nasıl olur." diye düşünmüş.

01:01:55.276 --> 01:02:01.208
Eve kadar gelmişler, hocaefendi merdivenlerden çıkmış abdest alacak

01:02:01.265 --> 01:02:11.646
o da aşağıda elinde havlu bekliyor. "Hocaefendi bir himmet etse acaba himmet nasıl oluyor?" diye

01:02:11.976 --> 01:02:17.528
içinden geçirince, hocaefendi, yukarıdan inerken o daha hiçbir şey demeden;

01:02:18.750 --> 01:02:26.750
"Bazıları derler ki ‘şeyhim himmet, himmet.' Hocalar da demiş ki ‘oğlum hizmet hizmet.'" demiş.

01:02:27.890 --> 01:02:41.680
Hizmet ederse dua alır. Hizmet ederse himmet bulur. O bakımdan evliyâullah, yetişmelerinde

01:02:42.584 --> 01:02:51.265
kedilere kuşlara bile hizmet etmişlerdir. Kanadı kırık kuşları tedavi etmişlerdir.

01:02:51.543 --> 01:03:01.830
Uyuz kedileri köpekleri ilaçlamışlardır; mahlûkata bakmışlardır. Merhametle, hizmetle

01:03:01.526 --> 01:03:15.680
bu dereceleri kazanmaya çalışmışlardır. Tabii tarikatin başlıca hedeflerinden biri

01:03:17.285 --> 01:03:28.184
hatta ilk kademesi nefsi terbiye etmek; nefsini, insanın egosunu hale yola koymak.

01:03:28.361 --> 01:03:32.647
O emmare nefsi müslüman, mutmainne bir nefis haline getirmek.

01:03:33.607 --> 01:03:44.533
Bu nefis nasıl ıslah olacak? Bunun için çeşitli yollar var. Birisi riyâzât-ı nefstir.

01:03:45.652 --> 01:03:57.955
Nefse arzularını vermeyerek; az yiyerek, az uyuyarak, az konuşarak ve çeşitli perhizlerle, uzlet ile;

01:03:58.805 --> 01:04:08.414
taklîl-i taâm, taklîl-i menâm, taklîl-i kelâm, uzlet-i enâm demişler. Nefse baskı yaparak

01:04:08.644 --> 01:04:18.413
onu zayıflatarak terbiye etmek. Bu bir terbiye metodudur. Vücudun halterle, koşmayla

01:04:18.547 --> 01:04:25.146
çeşitli terletici idmanlarla kondüsyonunun kazanılmasına benzer. Nefsin böyle bir terbiyesi var.

01:04:25.711 --> 01:04:41.470
Bir de zikir yolu vardır. Zikir ile ruhu kuvvetlendirmek suretiyle insanın içinde

01:04:42.777 --> 01:04:50.136
sevgi ve muhabbet hâsıl olur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir hadîs-i şerîflerinde buyuruyor ki;

01:04:50.303 --> 01:04:59.980
"Senin Allah yanında mertebenin ne olduğunu, Allah'ın seni sevip sevmediğini merak ediyorsan

01:05:01.212 --> 01:05:08.894
senin yanında Allah'ın durumunun ne olduğunu bir düşün." Senin zihninde, gönlünde, hayatında

01:05:09.124 --> 01:05:18.660
Allah'ın durumu ne? Allah'ın emirlerinin yeri ne? Allah'a karşı gönlündeki sevgi ve duygular ne nisbette?

01:05:19.970 --> 01:05:24.453
Buna bak; oradan Allah'ın sana karşı durumunun ne olduğunu anlayabilirsin.

01:05:24.484 --> 01:05:32.295
"Sen seviyorsan o da seni seviyordur." demişler. O bakımdan bu sevginin hâsıl olmasının

01:05:32.350 --> 01:05:44.238
pratik yolu zikirdir. Ve çeşitli tarikatlerle -tarikat yetiştirme metodu demektir- çeşitli yetiştirme ve

01:05:44.318 --> 01:05:54.830
terbiye metodlarıyla, nefsi ıslah ederek ruhu takviye edip kuvvetlendirerek, kalbi sâfîleştirerek

01:05:55.322 --> 01:06:10.425
o sevgi hâsıl oluyor. Zikir çok önemli bir husus. Çünkü kul Allah'ı zikrettiği zaman Allah da kulu zikrediyor.

01:06:10.630 --> 01:06:17.930
Hadîs-i kutsîde; Ve ene calisün men zekerenî. "Ben beni zikredenle beraberim." buyrulmuş.

01:06:18.402 --> 01:06:28.712
Zikrullah ile bir yaklaşma hâsıl oluyor ve bu da tarikatlerde en çok kullanılan usul olmuştur.

01:06:29.620 --> 01:06:41.843
Zikirler değiştirilir ve sonunda derviş geliştirilir; âşık-ı sadık bir insan haline getirilir. Dünya yıkılsa

01:06:42.250 --> 01:06:54.165
aldırmaz. Dünyanın bütün dertleri başına yığılsa yılmaz. Bu noktaya gelir. İşte tasavvuf bu.

01:06:58.165 --> 01:07:06.376
İbrahim b. Ethem Hazretleri saltanat sahibiymiş. Önünden arkasından

01:07:07.106 --> 01:07:16.398
altınlı gümüşlü, kalkanlı kılıçlı muhafız alayları giderken, saraylarda yaşarken

01:07:18.500 --> 01:07:28.442
tasavvuf yoluna gitmiş. Çünkü kendisine; "Atlas döşeklerin içinde Allah aranılıp bulunur mu?" diye nida olunmuş.

01:07:29.100 --> 01:07:35.269
Onun üzerine Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasını kazanmak için tâcı tahtı terk etmiş;

01:07:35.666 --> 01:07:42.849
o çalışmalara girmiş. Birisi kendisine soruyor ki; "Bana bir nasihat et, ben ne yapayım?"

01:07:44.214 --> 01:07:51.164
Onun bazı sözlerini naklederek tasavvufla ilgili sözlerimi bitirmek istiyorum. Diyor ki;

01:07:53.719 --> 01:08:02.380
İze'ştegale'nnâsü bi'd-dünyâ feştegul ente bi'l-âhireti. "İnsanlar dünya için çalışıp çabalayıp

01:08:02.700 --> 01:08:06.771
dururlarken sen âhireti hedef al, ahiret için çalış çabala."

01:08:09.159 --> 01:08:15.982
Hadîs-i şerîfte de böyledir. "Kimin hevesi, arzusu, gayesi dünya olursa

01:08:16.426 --> 01:08:29.126
Allah onun iki yakasını bir araya getirmez; dünyalıktan da ne kadar çırpınsa kaderden fazlası eline geçmez.

01:08:29.372 --> 01:08:35.607
Ama kimin niyeti âhiret olursa Allah onun iki yakasını bir araya getirir; gönlünü zenginleştirir

01:08:35.917 --> 01:08:46.756
ve kendisi zühd üzere olduğu halde dünyadan nasibi de gelir." Bu böyle olduğu için evliyâullah

01:08:48.168 --> 01:09:03.864
tabii âhireti tercih etmişlerdir. Kur'ân-ı Kerîm'de buyruluyor ki; "İnsanların bir kısmı dünyayı istiyorlar."

01:08:55.496 --> 01:09:02.561
Minküm men yürîdü'd-dünyâ ve minküm men yürîdü'l-âhirete. "Bir kısmı da âhireti tercih ediyor."

01:09:03.140 --> 01:09:08.800
Muhakkak ki müslüman dünyayı tercih etmek yerine âhireti tercih etmek durumunda.

01:09:08.509 --> 01:09:14.311
Ama bazı âyet-i kerîmelerde geçen bir derece daha var

01:09:15.980 --> 01:09:22.582
Va'sbir nefseke mea'l-lezîne yedune rabbahüm bi'l-gadâti ve'l-aşiyyi yürîdûne vechehû.

01:09:22.843 --> 01:09:28.508
Bir de yani Minkum men yürîdü'd-dünyâ ve minküm men yürîdü'l-âhirete derken

01:09:28.809 --> 01:09:34.900
bir de; yürîdûne vechehû durumunda olan; "Allah'ın zât-ı pâkine

01:09:34.214 --> 01:09:42.649
vech-i pâkine arzulu olanlar sırf onu sevenler var." O da ayrı bir hal.

01:09:43.929 --> 01:09:51.476
İşte onun için tarikatlerde bir terk-i dünya ve zühd tarafı vardır.

01:09:51.936 --> 01:10:01.624
Bir kademe daha ilerisi terk-i ukbâ vardır. Bir kademe daha ilerisi terk-i hestî varlıktan geçmek.

01:10:02.440 --> 01:10:10.175
Bir derece daha vardır: Terk-i terk. "Bütün bu terk ettiklerini gönlüne kibir ve ucup meselesi yapmamak."

01:10:12.336 --> 01:10:18.575
Yine buyurmuş ki, ize'ştekara'nnâsü bi't-tezile zahire feştegil ente bi-tezileti'l-bâtın.

01:10:18.773 --> 01:10:27.615
İnsanlar dışını süslerler. Traş olurlar, taranırlar kokulanırlar, giyinirler, kuşanırlar, boyanırlar, donanırlar.

01:10:27.983 --> 01:10:43.204
"İnsanlar dışlarını süslerken sen içini süslemeğe gayret et." Tabii için, bâtının süsü takvâdır.

01:10:45.502 --> 01:10:53.502
Ahlâk-ı hamîdedir. İhlâstır; güzel düşünceler, güzel niyetlerdir.

01:10:54.866 --> 01:11:01.123
Evliyâullahın ve tasavvuf erbabının en çok önem verdiği nokta budur.

01:11:02.177 --> 01:11:07.646
Murâkabelerini, bakışlarını, kontrollerini içlerine yöneltmişlerdir.

01:11:07.864 --> 01:11:13.930
İçlerindeki duygulara dikkat etmişlerdir. Bu duyguların falsolu, faüllü olmamasına

01:11:14.216 --> 01:11:20.721
dikkat etmişlerdir. Çünkü Allah; insanın mevkiine makamına, giyimine kuşamına

01:11:20.911 --> 01:11:28.125
boyuna posuna, rütbesine, soyuna sopuna bakmıyor. Gönlüne nazar ediyor.

01:11:33.133 --> 01:11:40.400
Üçüncü bir nasihatı da diyor ki İze'ştegale'n-nâsü bi-uyûbi'n-nâsi fe'ştegıl ente bi-uyûbi nefsik.

01:11:40.790 --> 01:11:46.527
"İnsanlar başkalarının ayıplarıyla meşgul olmayı severler; herkeste kusur ararlar, tenkit ederler

01:11:46.662 --> 01:11:53.533
dedikodu yaparlar, laf getirip götürürler. Sen böyle yapma. Kendi nefsinin ayıplarıyla meşgul ol!"

01:11:54.265 --> 01:12:04.331
"Kendinde bir ayıp varsa onu bulmaya, gidermeye, izale etmeye çalış." diyor. işte bu tezkiye-i nefstir.

01:12:04.792 --> 01:12:12.400
Ötekisi tasfiye-i bâtındır, yani içini safileştirmek. Gönül âyinesini pâk eylemektir.

01:12:12.559 --> 01:12:20.920
Ve bir de buyuruyor ki: İze'ştegale'n-nâsü bi'l-halki feştegıl ente bi'l-hâlikı. "İnsanlar halkla

01:12:21.308 --> 01:12:33.576
yaratıklarla, faniyle meşgul olurlar. Sen hâlık ile baki ile meşgul ol. Onu elde etmeye çalış!" diyor.

01:12:34.402 --> 01:12:42.386
İşte tasavvuf budur. Tasavvuf bu mânasıyla dinin özüdür; aslı esasıdır, gayesidir.

01:12:42.799 --> 01:12:50.354
İbadetlerden maksat, maksud budur. Kastedilen neticedir. Allah-u Teâlâ hazretleri

01:12:51.711 --> 01:12:58.486
bizden mal mülk ve diğer şeyler istemiyor. Çünkü o hepsini bize vermiştir.

01:13:00.706 --> 01:13:07.567
Sanma ey hâce ki senden zer u sîm isterler Yevme lâ yenfeuda kalb-i selîm isterler

01:13:08.510 --> 01:13:18.482
Allahu Teâlâ hazretlerinin huzuruna selîm bir kalp , güzel bir gönül, iyi bir ahlâk ve hayırlarla dolu bir ömürle

01:13:18.543 --> 01:13:29.540
gitmeye çalışmak lazım. Allahu Teâlâ hazretleri cümlemize dinin özünü, hakikatini

01:13:29.777 --> 01:13:40.402
ana meselesini çok iyi kavramayı ve içimizi süslemeye, ziynetlendirmeye, nurlandırmaya

01:13:40.608 --> 01:13:48.418
gayret etmemizi, şekilden öze geçmemizi, nefsimizi ıslah etmemizi, kalbimizi sâfîleştirmemizi

01:13:49.322 --> 01:13:55.939
Allah'ın razı olacağı güzel sıfatlara sahip olmaya çalışmamızı, Allah'ın seveceği güzel

01:13:56.344 --> 01:14:05.507
işler ile verimli, hayırlı, olgun, insanlara faydalı bir ömür geçirmemizi

01:14:05.983 --> 01:14:11.425
ve ömrümüz sona erip de huzuruna vardığımız zaman yüzü ak, alnı açık varmamızı

01:14:12.662 --> 01:14:18.239
Resulullah'ın iltifatına ermemizi, Allahu Teâlâ hazretlerinin sevdiği bir kul olarak

01:14:18.461 --> 01:14:24.107
cennetiyle cemaliyle müşerref olmamızı nasip eylesin. Allah hepinizden razı olsun.

01:14:24.227 --> 01:14:27.925
Tevfîkini hepinize refîk eylesin. es-Selamü aleyküm ve rahmetullah.

