WEBVTT 00:00:00.120 --> 00:00:04.120 Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:00:04.234 --> 00:00:09.130 el-Hamdü li'l-lâhi Rabbi'l-âlemîne, hamden kesîran tayyiben mübâreken fîhi, 00:00:09.185 --> 00:00:16.437 alâ külli hâlin ve fî-külli hîn, hamden kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih. 00:00:16.726 --> 00:00:21.950 Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ hayri halkıhî seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî 00:00:22.000 --> 00:00:26.920 ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd. 00:00:28.440 --> 00:00:30.500 Aziz ve muhterem kardeşlerim! 00:00:30.160 --> 00:00:34.400 Allahu Teâlâ hazretlerinin selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. 00:00:36.824 --> 00:00:45.449 Tabakâtü's-sûfiyye isimli eserin 71. sayfasına geldik. 00:00:45.920 --> 00:00:59.480 Bayezîd-i Bistâmî hazretlerinin hayatı, sözleri ve rivayetleriyle ilgili kısımdayız. 00:00:59.539 --> 00:01:04.304 Bu rivayetlerin okunmasına ve izahına başlamadan önce 00:01:04.460 --> 00:01:08.150 evvela ve hâsseten Peygamber Efendimiz'in rûh-i pâki için, 00:01:08.320 --> 00:01:15.320 sonra onun âlinin, ashâbının, etbâının, ahbabının ve hâsseten sâdât ve meşâyih-i turuk-i aliyyemiz ki 00:01:15.531 --> 00:01:23.520 hulefâ-i Resûlullah'tır, onların ruhları için, Ebû Bekir es-Sıddîk ve Ali el-Murtaza'dan 00:01:23.114 --> 00:01:28.918 Hocamız Muhammed Zâhid-i Bursevî'ye kadar turuk-i aliyyemizden güzerân eylemiş olan pîrlerimizin, 00:01:29.190 --> 00:01:38.664 meşâyihimizin, mürşidlerimizin, hocalarımızın ruhları için, bu beldelerde medfun bulunan 00:01:38.750 --> 00:01:45.578 enbiyâullah, evliyâullah, salihlerin, sahabe-i kirâm hazretlerinin ve şu beldeye 00:01:45.711 --> 00:01:51.733 ismini vermiş olan Ebâ Eyyûb el-Ensârî Efendimiz ve sair sahabe-i kirâmın ruhları için, 00:01:51.772 --> 00:01:56.968 Yûşâ aleyhisselam'ın -Beykoz'da makamı bulunması hasebiyle- ruhu için 00:01:57.400 --> 00:02:07.582 hâsseten ve bu civarda medfun bulunan cümle evliyâullah ve meşâyih-i kirâmın, 00:02:08.339 --> 00:02:13.971 Şeyh Murat hazretlerinin, Abdülehadi'n-Nûrî hazretlerinin, Baba Haydar hazretlerinin 00:02:14.200 --> 00:02:24.413 ve içinde oturup toplandığımız şu tekkenin bânisi Selami Mustafa Efendi'nin ve hulefâsının ruhları için 00:02:24.624 --> 00:02:36.715 ve uzaktan yakından buraya, bu sohbeti dinlemeye teşrif eden, gelen siz kardeşlerimizin 00:02:37.262 --> 00:02:41.617 âhirete göçmüş olan bütün sevdiklerinin yakınlarının ruhları için, 00:02:44.140 --> 00:02:49.442 bir Fâtiha, üç İhlâs-ı Şerîf okuyalım, öyle başlayalım. 00:03:03.522 --> 00:03:15.920 Semi'tü Ebâ Amrin Muhammedi'bni Ahmedi'bni Hamdâne yekûlü; vecedtü bi-hattı Ebî: 00:03:15.631 --> 00:03:22.243 Semi'tü Ebâ Osmâne, Saîde'bne İsmâîle, yekûlü: Kâle Ebû Yezîde: 00:03:22.368 --> 00:03:32.186 "Men semia'l-kelâme liyetekelleme mea'n-nâsi razakahu'l-lâhu fehmen yükellimü bihî'n-nâse 00:03:32.631 --> 00:03:44.121 ve men semiahû liyüâmila'l-lâhe bihî fî fi'lihî razekahü'l-lâhu fehmen yünâcî bihî Rabbehû azze ve celle." 00:03:44.809 --> 00:03:53.259 "Ebû Amr Muhammed b. Ahmed b. Hamdan isimli şahıs, 'Ben işittim ki' diyor." 00:03:54.520 --> 00:04:08.400 Muhaddisün Nîsâbur."Nişâbur şehrinden bir muhaddis imiş." Zâhidün sikatün. "Zahidmiş; 00:04:08.640 --> 00:04:12.440 ibadette, taatte güvenilen bir mübarek zât imiş." 00:04:12.960 --> 00:04:18.440 Ve kad esnâ aleyhi gayru vâhid. "Pek çok kimse kendisini methetmiş." 00:04:18.760 --> 00:04:27.360 Semi'tü diyen müellif Ebû Abdirrahman es-Sülemî; "İşittim" diyor.Kimden işitmiş? 00:04:28.115 --> 00:04:35.250 Kendisi de zaten Nişâburlu. Kendi şehrinde bulunan; 00:04:35.478 --> 00:04:43.262 "Ebû Amr Muhammed b. Ahmed b. Hamdân muhaddis ve güvenilir kimse olan şahıstan işitmiş ki." 00:04:43.559 --> 00:04:47.850 Yekûlü. "Şöyle diyordu:" Vecedtü bi-hattı Ebî. 00:04:48.432 --> 00:04:55.126 "Babamın kendi el yazısıyla yazdığı kitapları arasında, defterleri arasında gördüm, buldum." 00:04:55.430 --> 00:05:03.360 Semi'tü Ebâ Osmâne Saîde'bne İsmâîle yekûl. "Ebû Osman Saîd b. İsmail'in şöyle dediğini işittim." 00:05:03.587 --> 00:05:06.798 Ve hüve Ebû Osmân el-Hîrî. 00:05:09.360 --> 00:05:16.120 Bu kitapta ileride hayatı gelecek olan evliyâullahtan, sûfilerden birisi; 00:05:16.640 --> 00:05:22.880 ikinci tabakanın üçüncü şahsı imiş. Kitap on tabakaydı. 00:05:24.880 --> 00:05:33.720 Biz birinci tabakanın sekizinci şahsının hayatı ve sözlerini okumaktayız. 00:05:34.120 --> 00:05:40.720 İki tane daha okuyunca birinci tabaka bitecek; ondan sonra ikinci tabaka şahısları başlayacak. 00:05:40.980 --> 00:05:45.283 İşte bu Ebû Osman el-Hîrî onların üçüncüsüymüş. 00:05:46.727 --> 00:05:52.835 Yekûlü. "Diyor ki." Kâle Ebû Yezid. "Ebû Yezid şöyle dedi." 00:05:54.358 --> 00:06:05.422 Men semia'l-kelâme liyetekelleme mea'n-nâs. "Kim, bir dini sohbeti; sözü, bilgiyi -akîdeden olsun, 00:06:05.891 --> 00:06:25.880 diğer dini konuların birinden olsun- o konuda insanlara konuşmak için dinlerse." 00:06:26.525 --> 00:06:33.205 Razakahu'l-lâhü fehmen. "Allah ona niyetine göre bir anlayış ihsan eder." 00:06:34.198 --> 00:06:39.542 Yükellimü bihî'n-nâs "Ve insanlara bu duyduğunu anlatır." 00:06:40.600 --> 00:06:45.778 "Başkalarına anlatayım." diye dinliyorsa, Allah; niyetine göre ona bir anlayış nasip eder. 00:06:45.864 --> 00:06:49.943 O da duyduğunu başka insanlara anlatır." 00:06:50.256 --> 00:07:01.141 Bu dini konuyu, zarif, tasavvufî, imanî, itikadî veya amelî herhangi bir meseleyi başkasına anlatır. 00:07:01.587 --> 00:07:05.252 Allah; niyetine göre ona öyle bir anlayış ihsan eder. 00:07:06.558 --> 00:07:10.445 Ve men semiahû liyuâmile'l-lâha bihî fî fi'lihî. 00:07:10.656 --> 00:07:16.290 "Ama kim de bir dini sohbeti 'Ben bunu öğreneyim de 00:07:16.521 --> 00:07:26.769 Allah'a bu bilginin ışığında güzel ibadet edeyim. Allah ile kulluk muamelemi, bu bilginin ışığında, 00:07:27.245 --> 00:07:37.901 bu yeni öğrendiğim inceliklere uygun olarak yapayım.' diye dinlerse o zaman Allah." 00:07:37.964 --> 00:07:42.770 Razakahu'l-lâhu fehmen. "Ona da öyle bir anlayış nasip eder ki." 00:07:43.224 --> 00:07:45.637 Yünâcî bihî Rabbehû azze ve celle. 00:07:45.989 --> 00:07:55.900 "Azîz ve Celîl olan Rabbine o anlayışla münacaat eder, niyaz eder, yakarır." 00:07:55.290 --> 00:07:59.174 Hangisi daha iyi? İkincisi. 00:07:59.502 --> 00:08:03.178 Allah; "Başkalarına anlatayım." diye dinleyene anlatacak kabiliyet veriyor. 00:08:03.808 --> 00:08:09.402 "Ben öğrendiğimle Allah'a kulluğumu güzel yapmaya çalışayım." diyene de 00:08:09.746 --> 00:08:14.647 güzel yapmayı nasip edecek bir fehim, anlayış ihsan ediyor. 00:08:14.797 --> 00:08:18.614 O, mârifetullah bakımından daha yüksek bir derece. 00:08:18.856 --> 00:08:27.317 O zaman o şahıs Allah'a olan kulluğunu güzel yapacak bir anlayışa Allah tarafından erdiriliyor. 00:08:27.638 --> 00:08:32.201 Demek ki niyetine göre, kim ne isterse Allah istediğine göre veriyor. 00:08:33.407 --> 00:08:48.105 Bilgiyi Allah'ın rızasını kazanmak için; "İyi kulluk nasıl yapılır?" diye anlamak için öğreneceğiz. 00:08:48.244 --> 00:08:49.497 Bilgi, bunun için öğrenilir. 00:08:49.638 --> 00:08:55.442 Bilgi; başkalarıyla münakaşa için başkalarına fiyaka satmak için öğrenilmez. 00:08:56.400 --> 00:09:07.970 Dünya menfaati sağlamak için hiç öğrenilmez. Böyle insanlara bilgi öğretilmez. 00:09:07.789 --> 00:09:13.935 Dini bilgiyi dünya menfaati sağlamakta kullanacak insana öğretilmez. 00:09:14.802 --> 00:09:21.318 Bilgi; "Allah'a karşı kulluğunu güzel yapmakta kendisine ışık tutsun, 00:09:21.607 --> 00:09:26.830 rehber olsun, kılavuz olsun, gerçekleri onunla görebilsin." diye öğrenilir. 00:09:26.400 --> 00:09:37.800 Allahu Teâlâ; "Başkalarına anlatacağım." diye dinleyen insana başkalarına anlatacak bir anlayış, seziş, hafıza, yorum verir. 00:09:37.320 --> 00:09:43.160 Ama; "Ben Allah'a bu bilgim ışığı altında güzel ibadet edeyim." diye 00:09:43.240 --> 00:09:50.120 dinleyen insana güzel ibadet etme nimetini, saadetini ihsan eder. 00:09:49.880 --> 00:09:56.600 Biz burada âriflerin hayatlarını ve sözlerini okuyoruz. 00:09:59.498 --> 00:10:05.211 Allah'a olan kulluklarını çok güzel yapan insanların 00:10:06.120 --> 00:10:11.880 ve bu konuda isimleri tarihe geçmiş olan insanların hayatlarını ve sözlerini okuyoruz. 00:10:13.780 --> 00:10:20.726 Sıradan insanlar değil; dünya ehli, gafil, cahil, kibirli insanlar değil. 00:10:21.400 --> 00:10:23.400 Ne ile tanınmış insanlar? 00:10:23.480 --> 00:10:30.400 Allah'a çok güzel kulluk yapan, çok yüksek seviyeli ârifler. 00:10:30.450 --> 00:10:34.563 Onların hayatlarını ve sözlerini burada okuyoruz, dinliyoruz. 00:10:34.829 --> 00:10:39.370 Bu eser onları; evliyâullahın hayatını ve sözlerini almış. 00:10:39.475 --> 00:10:46.177 Biz bunları niye söylüyoruz, niye dinliyoruz? Niye söylemeliyiz, niye dinlemeliyiz? 00:10:46.731 --> 00:10:53.419 "Bu büyüklerin, âriflerin, bilgi ve tecrübelerini öğrenelim de biz de 00:10:53.440 --> 00:11:00.120 bu bilgilerin ışığında Allah'a güzel kulluk yapabilelim." diye öğreniyoruz, öğrenmeliyiz. 00:11:00.873 --> 00:11:05.427 Yoksa "Tasavvufî bilgim ilerlesin; elbette ben de bu bilgiyi 00:11:05.864 --> 00:11:11.770 bir gün bir yere gittiğim zaman başkasına anlatırım, satarım." diye öğrenirsek evet 00:11:11.374 --> 00:11:17.580 bu anlatacak bilgi, anlayış olur ama asıl maksat bu değil. 00:11:18.456 --> 00:11:21.916 Sen onlara o bilgiyi anlatırsan o insanlar seni takdir eder: 00:11:21.960 --> 00:11:24.640 "Allah Allah! Tasavvufî bilgisi ne kadar derin. 00:11:25.000 --> 00:11:28.640 Başka yerde duymadığımız sözleri bundan duyuyoruz." derler. 00:11:28.720 --> 00:11:30.200 İnsanlar takdir eder. 00:11:30.480 --> 00:11:34.600 İnsanların takdiri önemli değil, Allah'ın rızası önemli! 00:11:34.920 --> 00:11:42.200 O halde bu âriflerin sözlerini, Allah'ın rızasını kazanmaya yönelik bilgileri, öğrenmek üzere dinlemeliyiz. 00:11:42.560 --> 00:11:45.800 İslâm tarihinde kaç tane Bayezîd-i Bistâmî var ki? Bir tane. 00:11:47.177 --> 00:11:50.734 Kaç tane İbrahim b. Edhem gibi insan var? Bir tane. 00:11:51.711 --> 00:11:55.614 Şu isimlerini okuduğumuz şahıslar, kolay bulunan insanlar değil. 00:11:56.120 --> 00:12:01.920 Tarihe geçmiş, herkesin dilinde, dillere destan olmuş kimseler. 00:12:03.840 --> 00:12:12.560 Demek ki ilim öğrenirken de insanın niyetini tashih etmesi, düzeltmesi, sahih yapması lazım. 00:12:12.840 --> 00:12:14.600 Sahih ilim niyeti nedir? 00:12:14.845 --> 00:12:18.343 "Ben bu ilmi öğreneceğim, Allah'a daha güzel kulluk yapacağım; 00:12:18.470 --> 00:12:22.602 hatalardan, cahillikten, gafillikten kendimi kurtaracağım. 00:12:22.922 --> 00:12:28.113 Falso yapmayacağım, hata yapmayacağım, güzel kulluk yapacağım." diye düşünmektir. 00:12:29.207 --> 00:12:38.198 Kâle ve kâle Ebû Yezîde ittalea'l-lâhü alâ kulûbi evliyâihî fe-minhüm men lem yekün 00:12:38.362 --> 00:12:45.892 yaslühu li-hamli'l-mârifeti sırfen. Fe-şeğalehüm bi'l-ibadeti. 00:12:48.440 --> 00:12:56.862 "Yine aynı şahıs, aynı rivayet zinciri ile dedi ki." 00:12:57.800 --> 00:13:01.800 Biz bu rivayetleri böyle okuyoruz ve üzerinde durup anlatıyoruz. 00:13:01.920 --> 00:13:03.440 Şu sebeple anlatıyoruz ki: 00:13:03.880 --> 00:13:12.000 Bu, Türkiye'de alışılmış bir şey değil. Eski büyük İslâm alimleri bir sözü havadan söylememişler, 00:13:12.449 --> 00:13:21.894 keyiften söylememişler, kendi kanaatlerini söylememişler. Hem nereden aldıklarını yazmışlar 00:13:22.000 --> 00:13:29.320 hem de o aldıkları şahısların güvenirlik derecelerini gayet iyi bir şekilde tahkik etmişler. 00:13:29.623 --> 00:13:38.556 Sağlam, ciddi ve güvenilir söz söylemeye, güvenilir rivayetleri kullanmaya çalışmışlar. 00:13:38.736 --> 00:13:45.534 Bu kitabın üslubu, yazılışı bunu gösteriyor. Biz bundan ne ders alacağız? 00:13:45.643 --> 00:13:53.490 Biz de öğrendiğimiz bir şeyi sağlam rivayetle öğreneceğiz. Bizde gevşeklik var. 00:13:53.345 --> 00:13:59.432 Ben bu gevşekliği Suudi Arabistan'a gittiğim ve oradaki insanlarla konuştuğum zaman gördüm. 00:14:00.260 --> 00:14:04.516 Bir şey soruyorlar; "Şu şöyledir." denilip kestirip atılıyor. Nereden belli? 00:14:04.985 --> 00:14:08.413 "Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslâm İlmihali'nde yazıyor." deniliyor, bitiyor. 00:14:08.475 --> 00:14:12.159 Bitiyor sanıyoruz ama bitmiyor, adam kabul etmiyor. 00:14:13.000 --> 00:14:15.600 "Ömer Nasuhi Bilmen de kimmiş?" Tanımaz ki. 00:14:16.120 --> 00:14:17.240 O zaman daha derinlemesine bilmek lazım. 00:14:17.360 --> 00:14:21.560 Öyle anlaşılıyor ki bizim bilgileri öğrenmemiz böyle olmamalıydı. 00:14:22.360 --> 00:14:29.684 Biz bilgileri ana delillerine, kaynaklarına dayandırabilmeliydik. 00:14:30.231 --> 00:14:32.919 "Şu şöyledir çünkü hakkında şu âyet vardır. 00:14:33.218 --> 00:14:37.561 Bu böyledir, çünkü Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfinde şöyle buyurmuştur. 00:14:38.131 --> 00:14:43.594 Filanca şahıs şöyle söylemiş, çünkü şu şahıs filancadan şöyle rivayet edip şu kitaba şöyle yazmış." 00:14:44.610 --> 00:14:46.141 diye delilli, ispatlı konuşmak lazım. 00:14:46.703 --> 00:14:54.608 Bakın bu ikinci söz yenilir yutulur söz değil, çok mühim bir söz. Onun için ikinci söze dikkat edin. 00:14:54.934 --> 00:15:01.590 Ebû Yezid el-Bistâmî. Biz Ebû'sunu kaldırıyoruz, Bayezîd diyoruz. 00:15:01.760 --> 00:15:05.720 Bayezîd-i Bistâmî, bu sözünde şöyle buyuruyor: 00:15:06.800 --> 00:15:09.800 İttalaa'l-lâhü alâ kulûbi evliyâihî. 00:15:10.410 --> 00:15:26.993 "Allahu Teâlâ hazretleri evliyâ kullarının kalplerine nazar eyledi, gönüllerine baktı." 00:15:28.683 --> 00:15:37.711 İttılâ eylemek, "güneşin doğup da yukarıdan baktığı, etrafı aydınlattığı gibi vâkıf olmak, 00:15:37.749 --> 00:15:42.269 yukarıdan bakıp tamamını görmek" mânasına geliyor. 00:15:42.294 --> 00:15:47.208 "Muttalî olmak" diyoruz ama "Nazar etti." diyelim. 00:15:47.598 --> 00:15:53.983 "Allahu Teâlâ hazretleri evliyâullahının gönüllerine, kalplerine nazar eyledi." 00:15:54.631 --> 00:16:00.429 Fe minhüm men lem yekün yaslıhu li hamli'l-mârifeti sırfen. 00:16:01.770 --> 00:16:10.214 "Bazılarının gönüllerinin sırf mârifetullahı yüklenmeye yetersiz olduğunu, 00:16:10.299 --> 00:16:21.117 mârifetullahın yükünü taşıyacak kuvvette olmadığını görünce." 00:16:22.630 --> 00:16:27.720 Fe-şeğalehüm bi'l-ibadeti. "Onları ibadetle meşgul etti." 00:16:32.431 --> 00:16:35.869 Bir daha söyleyeyim, siz de mânasını derinlemesine anlamaya çalışın: 00:16:36.807 --> 00:16:42.266 "Allahu Teâlâ hazretleri evliyâsının gönüllerine nazar eyledi. 00:16:42.571 --> 00:16:52.443 Onların bir kısmının gönüllerinin, bütün yoğunluğuyla, bütün ağırlığıyla, sırf mârifetullahı 00:16:52.784 --> 00:16:58.677 kaldırmaya mütehammil ve yeterli olmadıklarını gördü; o zaman onları ibadetle meşgul etti." 00:17:01.980 --> 00:17:11.240 Mârifetullah ağır bir yüktür, çok yüksek bir duygudur. Onun için büyükler demişlerdir ki; 00:17:11.705 --> 00:17:13.899 Şemmetün min mârifeti'l-lâhi. 00:17:14.406 --> 00:17:23.809 "Mârifetullahtan bir şemme, bir koklamcık, buruna şöyle bir çekimlik, bir koklamcık mârifet." 00:17:24.129 --> 00:17:28.986 Hayrun mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ. "Dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlıdır." 00:17:29.408 --> 00:17:38.231 Mârifetullah, çok kıymetli bir şeydir. Çok değerli bir bilgidir. Son derece sevaplıdır. 00:17:38.450 --> 00:17:46.327 Dini bakımdan da, âhiret bakımından da yüksektir. Mârifetullaha sahip olan insanın o mârifetullah 00:17:46.351 --> 00:17:52.800 ile yaptığı ibadetlerin değeri de, mârifetullaha ermemiş olan insanlarınkinden çok çok yüksektir. 00:17:55.341 --> 00:17:57.311 Şeyh Sâdî-i Şirâzî; 00:18:00.733 --> 00:18:14.620 "Hasır dokuyan adam da dokumacıdır ama onu ipek atlas dokuma tezgâhının başına götürmezler." diyor. 00:18:15.474 --> 00:18:23.533 Hasır dokumak kaba bir iştir. Ötekisi, atlas dokumak; kolay bir şey değil, yüksek bir sanat. 00:18:23.818 --> 00:18:33.164 Onun gibi. Demek ki herkesin bir seviyesi var. İbadet, hepimizin boynumuzun borcu. 00:18:34.178 --> 00:18:37.763 Farz ibadetler var, sünnet olan ibadetler var, 00:18:38.396 --> 00:18:42.748 sevabı çok olduğu hadîs-i şerîflerle bildirilmiş olan ibadetler var. 00:18:43.446 --> 00:18:56.221 Bir insanın gönlünün doğrudan doğruya mârifatullahın istilası altında, onunla alışveriş içinde 00:18:56.503 --> 00:19:01.560 ve onunla meşgul olması çok daha yüksek bir şeydir, çok daha büyük bir ibadettir. 00:19:02.380 --> 00:19:10.243 Hatta Peygamber Efendimiz'e; "Amellerin en hayırlısı nedir?" diye soruyorlar. 00:19:10.305 --> 00:19:11.879 Bu hadîs-i şerîf Râmûzü'l-ehâdîs'te vardır. 00:19:12.293 --> 00:19:17.890 Efdâlü'l ibâde."İbadetlerin en hayırlısı nedir?" diye soruyorlar. 00:19:20.588 --> 00:19:27.322 "İlimdir." diyor. İlim, "mârifet, bilgiye taalluk eden bir şey." Diyorlar ki; 00:19:27.361 --> 00:19:29.606 "Biz ibadeti soruyoruz, bilgiyi sormuyoruz. 00:19:29.715 --> 00:19:32.535 Tatbikatlı bir şeyi soruyoruz, nazarî bir şeyi sormuyoruz." 00:19:33.136 --> 00:19:40.959 Diyor ki; "Öyle ama ibadet, ilim ile olduğu zaman çok kıymetlidir." 00:19:41.140 --> 00:19:48.859 İlimsiz ibadet olduğu zaman kıymeti yok. O halde en önemlisi ilim oluyor, dini bilgi oluyor. 00:19:48.960 --> 00:19:53.215 Dini bilginin de en yükseği, Allah bilgisi yani mârifetullahtır. 00:19:54.105 --> 00:20:02.423 Sabahtan akşama namaz kılar, ibadetle meşgul olur. 00:20:02.970 --> 00:20:08.998 Tabi ibadet de bir sevaplı iş, ama mârifetullah ile meşgul olmak daha yüksek. 00:20:09.400 --> 00:20:10.720 Kâle ve kâle Ebû Yezîd: 00:20:10.798 --> 00:20:16.636 Küfrü ehli'l- himmeti, esleme min îmâni ehli'l-minneti. 00:20:17.246 --> 00:20:21.950 -Orada harf düşmüş; onu artık kendi irfanımızla arayıp bulacağız, 00:20:21.280 --> 00:20:24.640 "minneti" diye tahmin etmiştim, minnet olabilir, yakışıyor.- 00:20:24.600 --> 00:20:27.680 "Ebû Yezîd-i Bistâmî hazretleri bu sözünde şöyle buyuruyorlar:" 00:20:27.703 --> 00:20:39.412 Küfrü ehli'l-himmeti. "Ehli himmetin kâfirliği veya küfrân-ı nimeti." 00:20:40.390 --> 00:20:44.933 Esleme. "Daha salimdir veya daha müslümancadır." 00:20:45.658 --> 00:20:50.976 Min îmâni ehli'l-minneti. "Minnet erbabının imanından." 00:20:51.619 --> 00:20:56.374 Tabi burada Bâyezîd-i Bistâmî bu sözünü bir edebî sanatla söylemiş. 00:20:56.702 --> 00:21:02.357 Küfürle İslâm birbirinin zıttıdır. Tezat sanatı kullanarak diyor ki; 00:21:02.412 --> 00:21:04.492 Küfrü ehli'l-himmeti esleme. 00:21:04.915 --> 00:21:10.874 "Himmet erbabının küfrü bile daha İslâmîdir, daha sâlimdir, daha iyidir." 00:21:11.354 --> 00:21:17.929 Min îmâni ehli'l-minneti. "Minnet erbabının imanından." 00:21:22.736 --> 00:21:26.781 Himmet ne demek, minnet ne demek onu açıklayalım: 00:21:27.620 --> 00:21:39.313 Himmet; "gayret etmek, ter dökmek, ihtimam etmek, bir şeye koşuşturmak, çalışmak" demek. 00:21:39.653 --> 00:21:48.862 Ehl-i himmet de; "Bir takım dini, sevaplı görevleri yapmaya gayretli olan, 00:21:49.190 --> 00:21:55.201 koşturan, boş durmayan, faydalı bir şeyler ortaya koyan insan" demek. 00:21:56.881 --> 00:22:04.127 Bir de evliyânın himmeti vardır. Evliyâ, müridi üzerinde bir gayret gösteriyor. 00:22:04.299 --> 00:22:13.330 Müridinin yükselmesi, gelişmesi, ilerlemesi, feyizyâb olması için hususî bir teveccühte bulunuyor. 00:22:16.160 --> 00:22:18.327 Tabi himmet kıymetli bir şeydir. 00:22:18.562 --> 00:22:25.551 Himmet, gayret sarf etme; boş, tembel veya işe yaramaz bir vaziyette âtıl olmama, 00:22:25.785 --> 00:22:30.295 bir şeyler yapma, ter dökme, gayret sarf etme, faydalı bir şeyler yapma, 00:22:30.835 --> 00:22:38.200 himmet erbabı olma iyi, güzel bir şeydir. 00:22:42.130 --> 00:22:46.200 Çünkü Peygamber Efendimiz; "İki günü müsavi olan ziyandadır." diyor. 00:22:46.800 --> 00:22:52.840 Müslüman gayretlidir. Saniyesini boş geçirmez. Hayatının kıymetini en iyi bilen; 00:22:53.000 --> 00:22:57.800 en faydalı, faydası en geniş olan işle meşgul olur. 00:22:58.760 --> 00:23:06.560 İki tane iş olsa, birisinin faydası şu kadar olsa, ötekisi tepsi kadar olsa tepsi kadar olanı tercih eder. 00:23:07.800 --> 00:23:15.960 Diyelim ki bir iş bir insana fayda sağlayacak, ötekisi bin insana fayda sağlayacak. 00:23:16.560 --> 00:23:19.581 Tabi bin insana fayda sağlayacak olana gayret sarf etmeli. 00:23:20.146 --> 00:23:27.768 Bir doktor düşünelim ki hasta bir kedi görmüş, onun tedavisi ile meşgul oluyor; 00:23:28.960 --> 00:23:32.260 "Vah zavallı! Bacağı yara olmuş, bir merhem süreyim." diyor. 00:23:33.197 --> 00:23:38.650 Ama öbür tarafta Bosna'da açıkta, mahrumiyet içinde ameliyat yapıyorlar, 00:23:40.510 --> 00:23:44.737 insanları kurtarmaya çalışıyorlar. Afganistan'da veya başka yerde cihat oluyor; 00:23:45.350 --> 00:23:50.697 "Doktor!" diye, "Allah Allah!" diye yalvarıyorlar, bekliyorlar. Tabi öbür taraf daha önemli. 00:23:53.480 --> 00:23:57.640 Ne kadar insana daha büyük fayda götürüyorsa o kadar kıymetli oluyor. 00:23:57.655 --> 00:24:00.286 İnsanın kıymeti de himmeti kadardır. 00:24:00.617 --> 00:24:11.990 Kıymetü'l mer'i himmetühû. "Bir insanın kıymeti sarf ettiği himmetle ölçülür, değeri o kadardır." 00:24:11.240 --> 00:24:25.400 Minnet de; "başa kakmak, yaptığı iyiliği karşısındakine söylemek, onu üzmek" demek. 00:24:25.800 --> 00:24:31.640 "Ehl-i himmetin en kötü durumu bile başa kakan bir insanın imanından daha iyidir." 00:24:31.640 --> 00:24:41.800 "Himmet erbâbı bir insanın küfrü bile başa kakma huyuna sahip bir insanın imanından daha iyidir." 00:24:41.840 --> 00:24:47.520 Burada esas itibariyle bir şeyi anlatmaya çalışıyor: 00:24:48.120 --> 00:24:55.520 "Filanca adamın ölüsü, öteki adamın bin tanesinin dirisinden daha iyidir." denir. 00:24:55.744 --> 00:24:57.811 Ama aslında bu adam öldü mü bir işe yaramaz. 00:24:57.975 --> 00:25:01.977 Ölünce bir şey yapacağı yok ama söz olarak öyle söylenir. 00:25:02.422 --> 00:25:11.180 "Himmet erbâbının küfrü bile minnet erbabının imanından daha İslâmcadır, daha sâlimdir." 00:25:11.276 --> 00:25:18.738 demek suretiyle konuyu bize çarpıcı sözlerle, mübalağalı bir tarzda anlatmış oluyor. 00:25:18.787 --> 00:25:25.504 Esas itibariyle Bayezîd-i Bistâmî Efendimiz de, biz de küfrün iyi, 00:25:26.293 --> 00:25:31.986 makbul bir şey olmadığını, küfrün esleminin olamayacağını biliyoruz. 00:25:32.614 --> 00:25:38.780 "Filancanın küfrü, ötekisinden daha eslemdir, daha sâlimdir." gibi bir şey olamayacağını biliyoruz. 00:25:38.383 --> 00:25:42.791 Burada belki bu küfür sözünü, mecazi mânasıyla; 00:25:45.140 --> 00:25:50.327 "Onun kusuru bile ötekisinin iyi bir şey yapmak istemesinden daha iyidir." diye anlayacağız. 00:25:50.468 --> 00:25:52.405 Buradan çıkan ders şudur: 00:25:53.522 --> 00:26:00.285 "Minnet erbâbı olmayalım; başa kakıcı, yaptığı iyiliği iki de bir de ortaya getirici, 00:26:00.371 --> 00:26:06.635 karşıdaki adamı baskı altına alıcı bir tarzda söyleyici bir insan olmayalım." 00:26:06.799 --> 00:26:10.777 Çünkü biz yaptığımızı o adam için yapmıyoruz, Allah için yapıyoruz. 00:26:11.371 --> 00:26:17.254 Hatta gizli yap, bilmesin bile. Geçen derslerde burada bahis konusu oldu: 00:26:17.520 --> 00:26:24.870 Bir adam, bir şehre gidiyor. Orada bir talebesi varmış, soruyor. Evliyâullahtan birisi, alim. 00:26:24.275 --> 00:26:26.323 "Falanca nerededir? Onu ziyaret etmek istiyorum." 00:26:26.369 --> 00:26:30.846 Diyorlar ki; "Hapiste." "Neden?" "Birisine borcu vardı, ödeyemedi." 00:26:31.174 --> 00:26:35.198 "Ne kadar borcu vardı?" "Şu kadar altın." Tamam. Gidiyor, alacaklısını buluyor. 00:26:35.268 --> 00:26:40.339 O kadar altını ödüyor, adamı hapisten kurtarıyor. Ziyaret etmeden de kaçıp gidiyor. 00:26:40.535 --> 00:26:48.894 "Minnet olmasın, minnet altında kalmasın." diye yaptığı iyiliği kendisinin yaptığını bile söylettirmiyor. 00:26:48.957 --> 00:26:51.916 "Birisi senin borcunu ödedi, hapisten çık." diyorlar, 00:26:52.560 --> 00:26:54.850 çıkıyor ama borcunu kimin ödediğini bile bilmiyor. 00:26:54.319 --> 00:26:58.135 İşte bu makbul. Minnet ettirmemek makbul. 00:26:58.888 --> 00:27:03.687 Minnet ettirmek, başa kakmak, yapılan iyiliği iptal eder. 00:27:04.761 --> 00:27:14.124 Kur'ân-ı Kerîm'de geçiyordu. Nasıldı? La tübtılû sadakâtiküm bi'l-menni ve'l-ezâ. 00:27:14.727 --> 00:27:18.154 "Verdiğiniz zekâtları, sadakaları başa kakmak, 00:27:18.482 --> 00:27:23.555 verdiğiniz insanı üzmek suretiyle iptal ettirmeyin, boşa çıkarmayın." 00:27:24.800 --> 00:27:33.626 Allah sevmez, sevabı gider. Onun için başa kakıcı olmamak lazım. Bir de himmet erbâbı olmak lazım. 00:27:34.532 --> 00:27:38.485 "Bunun ölüsü, ötekisinin bin tanesinin dirisinden iyi oluyormuş, 00:27:38.586 --> 00:27:41.352 bunun küfrü ötekisinin İslâm'ından iyi oluyormuş." 00:27:41.398 --> 00:27:45.779 O halde himmet erbâbı olmaya çalışmamız lazım. 00:27:46.100 --> 00:27:48.525 Hepimiz himmet erbâbı olacağız. 00:27:48.707 --> 00:27:57.340 Elimizden geldiğince bilgimizle, paramızla, görgümüzle, aklımızla, ahlâkımızla, âdâbımızla, 00:27:57.433 --> 00:28:08.712 her türlü tasavvufî evsafımızla himmet erbâbı olacağız. Gayretli, himmetli müslüman olacağız. 00:28:08.962 --> 00:28:13.429 Himmet sadece şeyhlere mahsus değil, herkes himmet erbâbı olacak. 00:28:14.830 --> 00:28:19.283 Himmet sahibi olmak, huy haline gelecek. Himmetli olmak, himmet erbâbı olmak, 00:28:19.339 --> 00:28:24.225 bir saniyemizi boşa geçirmemek, daima hayırlı, faydalı bir şeyler yapmaya koşturmak 00:28:24.678 --> 00:28:25.936 bizim vasfımız olacak. 00:28:26.517 --> 00:28:31.371 Kâle ve süile Ebû Yezîd. "Yine aynı râvi dedi ki; 00:28:31.824 --> 00:28:37.698 'Ebû Yezid'e şöyle bir soru soruldu:'" Bi mâzâ na'lü'l-ma'rifete. 00:28:38.480 --> 00:28:43.520 "Bu ârifler ne yaptılar da mârifetullaha erdiler?" 00:28:43.422 --> 00:28:43.820 Kâle bi tadyı'ı mâlehüm. "Neleri varsa zâyî ederek." 00:28:50.200 --> 00:28:59.720 Tadyı'ı; "yok etmek, vermek, harcamak" demek. Mârifetullaha nasıl ermişler? "Neleri varsa vererek." 00:29:00.160 --> 00:29:09.360 Sadaka olarak paralarını vermişler, zamanlarını vermişler, verebilecekleri her şeylerini vermişler. 00:29:10.256 --> 00:29:23.249 Ve'l-vukûfi mea mâlehû. "Allah için olan şeyin üzerinde durarak. 00:29:24.898 --> 00:29:32.997 Kendilerinin nesi varsa vererek ve Allah için olan şeyin üzerinde durarak, onunla beraber olarak." 00:29:34.310 --> 00:29:41.131 Kendilerininkini feda ediyorlar ve Allah için olan şeye iyice sarılıyorlar, 00:29:41.444 --> 00:29:46.543 sebat ediyorlar, onun yanında tam durarak elde ediyorlar. 00:29:46.568 --> 00:29:53.787 Demek ki mârifetullahın bedeli, insanın büyük fedakârlıklar yapmasıymış. 00:29:53.880 --> 00:30:00.200 Neyi varsa Allah yolunda verecek. Parası var, o parayı fukaraya, hizmetlere harcayacak. 00:30:00.280 --> 00:30:03.400 Mesela Peygamber Efendimiz'i ziyaretin âdâbında bile 00:30:03.108 --> 00:30:07.619 ilk önce Medine'nin fukarasına sadaka dağıtmak hususundan bahsedilir. 00:30:07.880 --> 00:30:10.720 Peygamber Efendimiz'in huzuruna, yanına girerken sadaka verilir. Neden? 00:30:10.800 --> 00:30:14.800 Fukaranın duasını alırsın, onları sevindirmiş olursun; Allah sever. 00:30:15.868 --> 00:30:26.640 Vaktini verecek, zamanını harcayacak, uykusunu feda edecek, kitap okuyacak, 00:30:26.158 --> 00:30:33.932 alimlerin meclisine gidecek, hizmet edecek, koşturacak. Çalışmadan olmuyor. 00:30:34.466 --> 00:30:44.443 Nesi varsa feda edecek sonra da onun olan ne varsa o orada iyice sabit duracak. 00:30:44.553 --> 00:30:49.747 Bekleyecek; tam durması gereken yerde duracak. 00:30:50.337 --> 00:30:55.570 Semi'tü Ebâ Nasrini'l-Hereviyye yekûlü semi'tü Ya'kûbe'bne İshâka yekûlü 00:30:55.611 --> 00:30:59.693 semi'tü İbrâhîme'l-Hereviyye yekûlü semi'tü Ebâ Yezîde yekûl. 00:31:00.528 --> 00:31:07.841 "Başka bir rivayet zinciri ile müellif diyor ki; "Ben Heratlı Ebû Nasr'ın şöyle dediğini duydum:'" 00:31:08.552 --> 00:31:11.948 Ebâ Nasrini'l Herevî, Herevî, "Heratlı" demek. 00:31:13.526 --> 00:31:18.865 Semi'tü Ya'kûbe'bne İshâka yekûl. "O da Yakup b. İshak'tan duymuş." 00:31:19.200 --> 00:31:25.280 Semi'tü İbrâhîme'l-Hereviyye yekûl. "O da İbrahim el-Herevî'den, Heratlı İbrahim'den duymuş." 00:31:25.800 --> 00:31:27.320 Mü'minler cennete girdikleri zaman âyet-i kerimede ne bildiriliyor? 00:31:27.840 --> 00:31:30.560 Lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn. 00:31:30.560 --> 00:31:35.280 "Müslümanlar orada korkmayacaklar, mahzun da olmayacaklar. Cennette korku, mahzunluk yok." 00:31:35.520 --> 00:31:36.000 "Yâ Rabbî! 00:31:36.580 --> 00:31:41.811 Bu dünyadayken ve senden korkuyorken; takvâ üzereyken, havf üzereyken 00:31:42.100 --> 00:31:49.321 seninle ferahım, sevincim, şenliğim böyle, orada artık korku bahis konusu olmadan, 00:31:49.781 --> 00:31:54.622 emin ve emniyette iken sevincim kim bilir nasıl olacak?" 00:31:55.858 --> 00:32:01.269 Burada ehafeke diye üstün okunsa, ehafe- ihafe den "korkutmak" demek. 00:32:01.800 --> 00:32:06.720 Ve ene ehafeke. "Ben seni korkutuyorken" gibi bir mâna olur, doğru olmaz. 00:32:06.720 --> 00:32:08.600 Harekede bir yanlışlık var. 00:32:08.680 --> 00:32:13.920 Hâzâ ferahî bike ve ene ehâfüke fe-keyfe ferâhi bike izâ emintüke. 00:32:14.400 --> 00:32:19.560 Allah'ı korkutmaya kimsenin gücü yetemeyeceğine göre o, fahiş bir yanlışlıktır; ehafüke olması gerekir. 00:32:19.717 --> 00:32:25.830 Ve bi-hâze'l-isnâdi kâle: Semi'tü ebâ Yezîde yekûl; Yâ Rabbü! 00:32:26.123 --> 00:32:31.755 Efhimnî anke ve innî lâ efhemü anke illâ bike. 00:32:33.280 --> 00:32:42.402 "Aynı rivayet zinciri ile Ebû Yezid'in şöyle dediğini duydum:" 00:32:42.605 --> 00:32:45.590 Demek ki ahbabı, arkadaşı, yanında bulunan bir kimse. 00:32:45.760 --> 00:32:49.520 Bâyezîd-i Bistamî hazretlerinin sözlerini duyuyor, rivayet ediyor. 00:32:50.505 --> 00:32:57.824 Yâ Rabbü! Burada Yâ Rabbü demiş, ötre koymuş. 00:32:58.222 --> 00:33:03.315 Tabi "Yâ Rabbü!" olunca, "Ey Rab!" demek olur. 00:33:04.473 --> 00:33:09.737 Ama esre olunca, "Yâ Rabbi!" diye yazılınca "Rabbî" nin kısaltılmışı olur; 00:33:09.800 --> 00:33:11.351 "Ey benim Rabbim!" demek olur. 00:33:11.978 --> 00:33:17.778 Onun için burada Yâ Rabbü demek yerine "Yâ Rabbi!" deseydi daha iyi olurdu; ikisi de caiz. 00:33:18.919 --> 00:33:26.755 "Ey Allah" mı der insan, "Ey Allah'ım" mı der? "Ey Rabb" mı der, "Ey Rabbim" mi der? 00:33:26.969 --> 00:33:32.922 "Rabbim" demesi daha uygun olduğundan; "Yâ Rabbi!" deseydi daha iyi olurdu. 00:33:33.304 --> 00:33:35.938 Biz oraya o harekeyi de koyalım. Yâ Rabbî! 00:33:36.696 --> 00:33:45.873 "Ey benim Rabbim!" Efhimni. "Bana anlat, fehmettir, sezdir." Anke. "Kendini." 00:33:49.857 --> 00:33:52.418 Fe inni. "Çünkü ben." 00:33:52.600 --> 00:33:58.520 Lâ efhemü anke illâ bike. "Seni sen olmadan anlayamam, sen anlatmayınca anlayamam." 00:33:58.981 --> 00:34:04.118 "Yâ Rabbi! Sen bana kendini bildir, anlat, fehmettir 00:34:05.868 --> 00:34:11.497 çünkü sen fehmettirmezsen ben seni fehmedemem, anlayamam, kavrayamam." 00:34:11.819 --> 00:34:12.819 Hakikaten böyledir. 00:34:13.212 --> 00:34:20.565 Bir insanın kendisinin düşünüp taşınıp Allahu Teâlâ hazretlerini anlaması muhaldir, imkânsızdır; 00:34:20.939 --> 00:34:24.831 Allah bildirirse anlar. Allahu Teâlâ hazretleri; 00:34:25.487 --> 00:34:30.665 Leyse kemislihî şey'ün. "Kendisi gibi hiç bir şey olmayan bir varlık." 00:34:31.176 --> 00:34:35.311 Leyse kemislihî şey'ün. "Hiç onun gibisi yok." Nasıl anlatacaksın? 00:34:37.269 --> 00:34:40.902 Hani biz bir şeyi anlatırken diyoruz ki; 00:34:40.934 --> 00:34:45.260 "Şuna benzer, şöyledir, şundan biraz küçüktür, bundan biraz büyüktür. 00:34:45.353 --> 00:34:53.405 Rengi şundan biraz farklıdır; kurşunîdir, şarabîdir veya laciverttir." 00:34:53.647 --> 00:34:59.330 Daima bir şeyle tarif ederiz ama emsali olmayan, 00:34:59.127 --> 00:35:03.185 hiç bir şeye benzemeyen bir şeyi nasıl tanıtacaksın, nasıl anlatacaksın? 00:35:04.680 --> 00:35:16.509 Bunu biz anlayamayız ve anlatamayız. Ama Allah, kendisini kuluna kendisi anlatır. O'nun kudreti. 00:35:16.837 --> 00:35:20.340 Burada da onu istiyor. "Yâ Rabbi! Ey benim Rabbim!" 00:35:20.315 --> 00:35:26.136 Efhimnî anke. "Sen'i bana duyur, hissettir, fehmettir, anlattır 00:35:26.484 --> 00:35:32.706 çünkü ben Sen'i, Sen'siz anlayamam. Yardım etmezsen, nasip etmezsen, 00:35:32.862 --> 00:35:37.408 kapıyı açmazsan, mârifetullahın perdelerini kaldırmazsan anlayamam." 00:35:37.800 --> 00:35:45.840 Kâle ve kâle Ebû Yezîde: Araftu'l-lâhe bi'l-lâhi ve araftü mâ dûni'l-lâhi bi-nûri'l-lâhi azze ve celle. 00:35:48.405 --> 00:35:55.221 Bu da bir başka cümle: Araftu'l-lâhe bi'l-lâhi. "Allah'ı Allah ile bildim." 00:35:55.712 --> 00:36:03.527 İşte deminki mânanın kendisi üzerindeki uygulaması: "Allah'ı Allah ile bildim." 00:36:04.270 --> 00:36:07.966 Kendisi mârifetullaha ermiş, Allah'ı bilmiş. 00:36:08.200 --> 00:36:13.480 Nasıl, neyle bilmiş? Allah'ın bildirmesi sayesinde, Allah'ı Allah ile bilmiş. 00:36:13.964 --> 00:36:18.368 Ve araftü mâ dûna'l-lahi. "Allah'tan gayrısını da bildim." 00:36:18.751 --> 00:36:20.616 Bi-nûri'l-lâhi azze ve celle. 00:36:20.702 --> 00:36:27.455 "Allah'ı; Allah'ın nuruyla, Allah ile bildim.Allah'tan gayrısını da Allah'ın nuruyla bildim." 00:36:28.441 --> 00:36:36.279 Allah bir insana mârifetullahı verdi mi, insan hakiki bir ârif oldu mu 00:36:36.310 --> 00:36:41.804 ondan sonra mâsivâyı da Allah'ın nuruyla bilir. Bu hususta hadîs-i şerîf var. 00:36:42.508 --> 00:36:47.836 Ne buyuruyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem? İttekû firâsete'l mü'mini. 00:36:47.976 --> 00:36:53.998 "Müminin firasetinden, anlayışından, sezgisinden kork!" Ve innehû. "Çünkü o mü'min." 00:36:54.910 --> 00:36:58.103 Yenzuru bi-nûri'l-lâhi. "Baktı mı Allah'ın nuruyla bakar." 00:36:59.580 --> 00:37:02.688 Allah'ın nuruyla baktığı için gizliyi de anlar. 00:37:02.781 --> 00:37:09.807 Burada o sözün kaynağı görülmüş, karşımızda belirmiş oldu. 00:37:19.135 --> 00:37:26.173 Semi'tü Mensûre'bne Abdillâhi yekûlü semi'tü Ya'kûbe'bne İshâke yekûlü 00:37:26.275 --> 00:37:34.625 semi'tü İbrâhîme'l-Hereviyye yekûlü semi'tü Ebâ Yezîd el-Bistâmiyye ve süile: Mâ alâmetü'l-ârif? 00:37:35.122 --> 00:37:44.930 Fe-kâle el-lâ yeftüre min zikrihî ve lâ yemelle min hakkıhî ve lâ yeste'nise bi gayrihî. 00:37:48.165 --> 00:37:54.245 "Müellif Mansur b. Abdillah'tan duymuş; o da Yakub b. İshak'tan duymuş; 00:37:54.480 --> 00:37:56.280 o da İbrahim el-Herevî'den duymuş." 00:37:56.360 --> 00:38:01.360 İbrahim el-Herevî'nin hayatını okumuştuk. Güvenilen, çok oruç tutan zâttı. 00:38:01.800 --> 00:38:02.960 Hangi tarihte ölmüştü? 00:38:03.200 --> 00:38:08.560 244'te vefat etmişti. O da Bayezîd-i Bistamî'den duymuş:" 00:38:08.846 --> 00:38:14.469 Süile mâ alâmetü'l ârifü. "Ârifin alâmeti nedir? 00:38:14.847 --> 00:38:22.302 Arif-i billâh, mârifetullaha ermiş, irfan sahibi, mânevî ilmi kazanmış olan evliyânın, 00:38:22.349 --> 00:38:29.906 erenin alâmeti nedir?" Fe-kâle ellâ yeftüre min zikrihî. 00:38:30.440 --> 00:38:32.000 Üç alâmet söylüyor: 00:38:32.120 --> 00:38:38.640 Ellâ, en la demek. Ellâ yeftüre min zikrihî. "Arifin alâmeti üçtür. 00:38:38.666 --> 00:38:42.160 Bir, Allah'ın zikrinden fütur getirmez. 00:38:43.301 --> 00:38:56.967 Gevşemeden, bıkmadan, yorulmadan, severek ve daima Allah'ın zikrinde olur." 00:38:57.640 --> 00:39:00.460 Ona zikr-i müdâm hâli diyorlar. 00:39:00.311 --> 00:39:06.100 Devamlı Allah'ı zikreden, hatırlayan, unutmayan; 00:39:06.320 --> 00:39:11.000 Allah daima kalbinde, dilinde, aklında olan kimse. Bir. 00:39:11.520 --> 00:39:22.520 Ve lâ yemelle min hakkıhî. "Ve onun hakkında hiç bıkkınlık duymamak." 00:39:22.680 --> 00:39:26.240 Hakkıhî. Allah'ın hakkı nedir? 00:39:26.306 --> 00:39:30.227 İbadettir. Allah'ın kul üzerindeki hakkı ibadettir. 00:39:32.743 --> 00:39:42.565 Kula her şeyi Allah veriyor, her şeyimiz Allah'tan. Kuldan istediği nedir? İbadet. 00:39:43.460 --> 00:39:47.899 Ve mâ halâktü'l-cinne ve'l inse illâ liya'büdûn. 00:39:48.305 --> 00:39:53.746 "Ben azîmüşşân, cinleri ve insanları başka bir şey için yaratmadım 00:39:54.558 --> 00:39:57.527 ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." 00:39:57.637 --> 00:40:05.652 İbadet için yaratıldığına göre, Allah'ın kul üzerindeki hakkı, kulun Allah'a ibadet etmesi. 00:40:07.100 --> 00:40:14.192 Ellâ yemelle min Hakkıhî. "Allah'a olan kulluğunda hiç bıkkınlık göstermeyecek." 00:40:14.684 --> 00:40:20.127 Ne namazdan, ne oruçtan, ne zekâttan, ne hacdan, ne cihattan, 00:40:20.445 --> 00:40:24.117 ne Allah için yapılan bir başka ibadetten. Hiç fütur getirmeyecek. 00:40:25.880 --> 00:40:35.560 Ârif. O seviyeye geldi. Öteki tembel insanlar namazdan, oruçtan, ibadetten bıkar ama 00:40:36.120 --> 00:40:43.400 ârifin alâmeti Allah'ın hakkı konusunda hiç bıkkınlık duymamak, 00:40:44.160 --> 00:40:52.240 zikrinden hiç fütur getirmemek, daima zikretmek. Allah'ın hakkı olan güzel kulluk etme 00:40:52.355 --> 00:41:01.457 konusunda da hiç fütur getirmemek daima, severek ve âşıkâne bıkmadan ibadette olmak; iki. 00:41:01.944 --> 00:41:07.737 Ve lâ yeste'nise bi-gayrihî. "Allah'tan gayrıyla da ünsiyet tutmamak." 00:41:09.240 --> 00:41:17.800 Başkasını sevememek, başkası ile ünsiyeti olmamak. Asıl sevdiği Allah, ötekilerle işte dünya 00:41:17.121 --> 00:41:24.661 hayatının icabı oturur, kalkar, konuşur, gelir gider, ziyaret filan ama asıl ünsiyeti Allah ile. 00:41:30.350 --> 00:41:33.833 Mesela biz doktora tezi yaptık, doçentlik tezi yaptık. 00:41:35.100 --> 00:41:39.905 Masamızda kâğıdımız, kalemimiz, çalışmamız… 00:41:40.491 --> 00:41:43.534 Bir telefon gelse; "Şu telefon hemen bitse de masanın başına otursak." dersin. 00:41:43.588 --> 00:41:48.694 Bir ziyaretçi gelse yine; "Hemen bitse de masamızın başına otursak." dersin. Neden? 00:41:48.760 --> 00:41:53.160 O vazifemizdi. "O vazife bitsin, bir an evvel bu işi yapalım." diye idi. 00:41:53.200 --> 00:41:59.120 Mesela adamın evinde televizyon var. Çok heyecanlı bir film izliyor. 00:41:59.817 --> 00:42:06.733 Dokuz hafta devam etmiş, sonu gelmiş, herkesin merakı zirvede. 00:42:07.123 --> 00:42:12.871 Bizimki tam televizyonun başına oturmuş; kapı çalıyor, birisi geliyor. 00:42:14.328 --> 00:42:18.468 Fesübhanallâh! Söylene söylene kapıya gidiyor. Birisi bir şey söylüyor. 00:42:18.692 --> 00:42:22.164 "Konuşmasını kısa kesse de şu televizyonun başına gitsem." diye düşünüyor. 00:42:22.400 --> 00:42:31.440 İşte bu; nefsin ona olan bağlılığı, zevki, sevgisi. Onunla ünsiyeti var, onu seviyor. 00:42:32.610 --> 00:42:38.484 Ârifin üçüncü vasfı da Allah'tan gayrıyla ünsiyet etmek istememesi. 00:42:41.520 --> 00:42:47.760 Yatsı olsa, herkes dağılsa, evine çekilse de ben de Rabbimle baş başa kalsam, 00:42:48.000 --> 00:42:53.800 Allah ile beraber olsam. Ârifin vasfı buymuş. Bunları ezberleyin. 00:42:53.400 --> 00:42:57.520 Kâle ve kâle Ebû Yezîde: "İnna'llâhe Teâlâ emera'l ibâde ve nehâhüm 00:42:57.737 --> 00:43:10.170 fe-etâûhü fe-halea aleyhim, hil'ahû, fe'şteğalû bi'l-hileı anhü ve innî lâ ürîdü mina'l-lâhi illa'l-lâhe." 00:43:12.280 --> 00:43:15.920 Ebû Yezîd-i Bistâmî bu sözünde şöyle buyuruyor: 00:43:15.970 --> 00:43:19.634 İnna'l-lâhe Teâlâ. "Allahu Teâlâ hazretleri." 00:43:19.657 --> 00:43:25.921 Emera'l-ibâde. "Kullara bazı emirler verdi." Ve nehâhüm. "Bazı yasaklar koydu." 00:43:26.699 --> 00:43:31.472 "Namaz kılın, içki içmeyin, helal yiyin, haram yemeyin, 00:43:32.206 --> 00:43:38.966 ibadet edin, şirk koşmayın, riyâ yapmayın." dedi. Çeşitli emirler, yasaklar... 00:43:39.598 --> 00:43:44.630 Fe-etâûhü. "Kullar da bu emir ve yasaklara itaat ettiler." 00:43:44.735 --> 00:43:47.649 Fe-halea aleyhim hilahû. 00:43:52.534 --> 00:44:08.859 "-Allahu Teâlâ hazretleri bu şeyleri yapanlara- hil'atlerini çıkardı, perdelerini kaldırdı." diyelim. 00:44:09.102 --> 00:44:19.171 Fe'şteğalû bi'l-hıleı anhü. "İnsanlar bu hil'atlerle, perdelerle meşgul oldular." 00:44:19.763 --> 00:44:22.594 Ve innî lâ ürîdü mina'l-lâhi illa'l-lâh. 00:44:22.676 --> 00:44:29.277 "Halbuki ben hil'atlarle, örtülerle, perdelerle değil, bizzat Allah ile meşgul olmak istiyorum." 00:44:31.770 --> 00:44:35.260 Öteki şeylerle meşgul olmak istemiyorum. 00:44:47.262 --> 00:44:53.330 Tarih kitaplarında; "Harun Reşid'in bir âdeti varmış." diye okumuştum. 00:44:53.641 --> 00:45:06.257 Senede bir defa bir salona çeşitli hediyeler koyarmış. Bütün hizmetlilerini çağırırmış. 00:45:06.638 --> 00:45:10.380 "Herkes beğendiği bir şeyin üstüne elini koysun." dermiş. 00:45:11.455 --> 00:45:16.838 Kumaş, ibrik, leğen, tespih... Her neyse. 00:45:21.720 --> 00:45:32.120 Yine bir sene o salonu böyle hediyelerle doldurmuş; bütün cariyelerini, hizmetçilerini, yakın adamlarını oraya çağırmış. 00:45:32.753 --> 00:45:37.259 "Herkes, sevdiği şeyin üstüne elini koysun." demiş. 00:45:37.560 --> 00:45:44.200 Neyin üstüne elini koyarsa o, onun olacak. 00:45:45.280 --> 00:45:50.360 Cariyelerden bir tanesi gelmiş, elini Harun Reşid'in başına koymuş. 00:45:53.200 --> 00:45:57.444 "Ne yapıyorsun?" demiş. "Ben de seni seviyorum, ben de seni istiyorum." demiş. 00:45:57.679 --> 00:46:06.574 Ona çok büyük mükâfât vermiş. 14. yüzyılda yazılmış, tasavvufî bir eserde okumuştum. 00:46:07.397 --> 00:46:14.201 "Kimisi Allah'ın mükâfâtları ile sevapları ile meşgul olur; kimisi bizzat Allah ile meşgul olur." 00:46:15.750 --> 00:46:19.180 O tasavvufî eserde bu hadiseyi, bu mânayı anlatmak için yazmıştı. 00:46:19.532 --> 00:46:23.374 Allahu a'lem burada da Bayezîd-i Bistâmî bu mânayı kastediyor. 00:46:23.880 --> 00:46:32.360 "Ben Allah'tan bizzat Allah'ı istiyorum. Yoksa hil'atleri, perdeleri değil." 00:46:32.440 --> 00:46:37.600 Kâle ve kâle Ebû Yezîd: "Fi'btidâî fî erbaati eşya'. 00:46:37.640 --> 00:46:43.000 Tevehhemtü ennî ezkürühû ve a'rifühû ve uhibbühû ve atlübühû. 00:46:43.480 --> 00:46:50.800 Fe lemme'nteheytü raeytü zikrehû sebeke zikri ve ma'rifetehû tekaddemet ma'rifetî 00:46:50.800 --> 00:46:58.000 ve mahabbetehû akdeme min mahabbetî ve talebühû lî evvelen hattâ talebtühû. 00:46:57.984 --> 00:47:01.304 "Ebû Yezîd-i Bistâmî bu sözünde diyor ki." 00:47:01.360 --> 00:47:04.840 Fi'btidaî fî erbaati eşya'. 00:47:05.800 --> 00:47:18.720 "Bu yola girişimin başında dört şeyde hata ettim, yanlış düşündüm. 00:47:18.917 --> 00:47:28.674 Sonradan bu düşüncelerimin yanlış olduğunu anladım." Bu yanlışları sıralıyor: 00:47:28.800 --> 00:47:34.720 Tevehhemtü ennî ezkürühû. "Vehmettim ki sandım ki ben O'nu zikrediyorum." 00:47:34.800 --> 00:47:39.400 Ve a'rifühû. "Yine vehmettim, sandım ki, ben O'nu biliyorum." 00:47:41.148 --> 00:47:44.681 Ve uhıbbühû. "Yine vehmettim ki ben O'nu seviyorum." 00:47:45.600 --> 00:47:50.400 Ve atlübühû. "Ve yine vehmettim ki ben O'nu talep ediyorum." 00:47:50.563 --> 00:47:55.889 "Sandım ki ben O'nu zikrediyorum, ben O'nu biliyorum, ben O'nu seviyorum, ben O'nu talep ediyorum." 00:47:56.162 --> 00:47:58.229 Fe lem men teheytü. 00:47:58.620 --> 00:48:04.553 "İşin sonuna ulaştığım, tecrübe kazandığım; tasavvufta derinleştiğim, yükseldiğim zaman." 00:48:04.986 --> 00:48:14.227 Raeytü. "Gördüm ki." Zikrehû sebeka zikrî. "O'nun beni zikri, benim O'nu zikrimden evvel imiş." 00:48:15.461 --> 00:48:22.465 Ve ma'rifetehû tekaddemet ma'rifetî. "O'nun beni bilmesi, benim O'nu bilmemden önceymiş." 00:48:23.340 --> 00:48:29.795 Ve mahabbetehû. "O'nun beni sevmesi." Akdeme min mahabbetî. "Benim O'nu sevmemden önceymiş." 00:48:30.255 --> 00:48:32.997 Ve talebühû lî. " Ve O'nun beni istemesi." 00:48:33.372 --> 00:48:40.820 Evvelen hattâ talebtühû. "O daha evvelmiş; ondan sonra ben O'nu talep etmişim." 00:48:40.530 --> 00:48:55.551 Şair diyor ki; Aşk odu evvel düşer ma'şuka, andan âşıka. 00:48:55.917 --> 00:49:00.823 Şem'i gör kim yanmadan yandırmadı pervâneyi. 00:49:03.106 --> 00:49:11.662 "Aşk ateşi evvela sevgiliye, maşuka düşer; onun içinde başlar. Sonra âşıka geçer. 00:49:12.698 --> 00:49:22.375 Şem u pervâne, yani "mumla kelebek" hikâyesinde dikkat et ki mum önce yanıyor, 00:49:22.485 --> 00:49:27.769 etrafa ışık saçıyor da ondan sonra kelebek ona geliyor, yanıyor. 00:49:28.360 --> 00:49:38.280 Önce ışık, mum; ondan sonra pervane." Bir ihvanımıza da hocası öyle söylemiş: 00:49:38.501 --> 00:49:44.299 "Hocam, ben seni çok seviyorum. Bu kadar insan arasında seni nasıl buldum?" gibi bir söz söyleyince; 00:49:44.736 --> 00:49:47.665 "Evladım!" demiş. "Sen mi bizi buldun, biz mi seni bulduk?" 00:49:48.800 --> 00:49:54.280 Gümüşhaneli Efendimiz hazretlerine, Bağdat'tan, Trablusşam'dan 00:49:54.720 --> 00:50:00.440 Trablus Müftüsü Ahmed b. Süleyman et-Trablü's-şâmî, el-Ervâdî kuddise sırruhû İstanbul'a geliyor. 00:50:00.556 --> 00:50:08.541 O zamanın imkânlarını düşünün, seyahat imkanları ne kadar zor. Gümüşhaneli hazretlerini buluyor. 00:50:10.400 --> 00:50:14.400 Diyor ki; "Benim görevim, seni irşad etmek. Ben seni irşad etmeye geldim." 00:50:17.411 --> 00:50:19.805 Bir tek kişinin irşadına bir şeyh tahsis ediliyor. Neden? 00:50:20.160 --> 00:50:21.965 Çünkü Gümüşhaneli hazretleri çok büyük zât. 00:50:22.720 --> 00:50:27.800 Gümüşhaneli hazretleri, memleketi Gümüşhane'deyken bir rüya görüyor: 00:50:27.835 --> 00:50:34.655 Bir yangın çıkmış, kendisi bir caminin kubbesinin zincirine tutunarak kurtulmuş. 00:50:35.111 --> 00:50:39.273 İstanbul'a geliyor, bakıyor ki o cami Süleymaniye Camii. 00:50:39.562 --> 00:50:43.834 Daha önce o camiyi hiç görmemiş olduğu halde Gümüşhane'de o rüyayı görüyor. 00:50:46.434 --> 00:50:49.274 Onun içine o ateşi düşüren de yine Allah. 00:50:49.938 --> 00:50:58.360 Önce istiyor, seviyor, ondan sonra kulda öyle bir talep hâsıl oluyor; yoksa kulda bir şey yok. 00:50:58.509 --> 00:51:00.344 Bâyezîd-i Bistâmî; "Bunu anladım." diyor. 00:51:00.735 --> 00:51:04.371 "Ben işin başında sanmıştım ki; 00:51:04.613 --> 00:51:11.518 'Ben O'nu zikrediyorum, ben O'nu seviyorum, ben O'nu istiyorum, ben O'nu biliyorum. 00:51:11.974 --> 00:51:18.828 Sonradan anladım ki meğer O beni zikrediyormuş, meğer O beni biliyormuş. 00:51:19.201 --> 00:51:22.603 O'nun beni bilmesi, benim bilmemden önceymiş. 00:51:22.844 --> 00:51:28.105 O'nun beni sevmesi, benim O'nu sevmemden önceymiş. 00:51:28.472 --> 00:51:32.377 O'nun beni talep etmesi, benim O'nu talep etmemden önceymiş." 00:51:32.463 --> 00:51:37.498 Tabi bu böyledir; çünkü kâinatı yaratan Allah'tır. Her işi tanzim eden Allah'tır. 00:51:37.826 --> 00:51:43.171 Elbette böyle olduğu aşikâr ama insan kendisi bir şey yapıyorum sanıyor. 00:51:43.296 --> 00:51:51.826 Bir şey yapmak kudreti O'nda. Bunlar büyük insanların hayat tecrübeleri ve vardıkları sonuçlar. 00:51:53.644 --> 00:51:56.206 İnsanın hatırına ister istemez şöyle bir soru geliyor: 00:51:56.231 --> 00:51:59.956 "Madem asıl talep O'ndan, o halde biz ne yapacağız?" 00:52:00.627 --> 00:52:09.179 Biz önce Allah'ın bizi sevmesini sağlayacak bir tavra gireceğiz. 00:52:10.620 --> 00:52:11.994 O bizi isteyecek ki biz ona gidebilelim. 00:52:12.322 --> 00:52:17.520 O bize yazacak, nasip edecek ki biz onun camisine gidebilelim, ibadeti yapabilelim. 00:52:17.699 --> 00:52:22.469 Burada kaç sefer size söylemiştim ki sabah namazına gidemediyseniz 00:52:22.540 --> 00:52:25.184 Allah sizi camisine kabul etmediği için gidemiyorsunuz. 00:52:25.960 --> 00:52:31.000 Namaza kalkamadıysanız Allah sizi huzuruna kabul etmek istemediği için kalkamıyorsunuz. 00:52:31.680 --> 00:52:36.560 Bir kusurunuz var. Onun için o kusurları giderecek bir şeyler yapmanız lazım. 00:52:36.960 --> 00:52:43.680 Sadaka vereceksiniz, yalvaracaksınız, ağlayacaksınız, "Allah neleri sever?" diye araştıracaksınız, 00:52:43.720 --> 00:52:46.280 seveceği şeyleri yapmaya gayret edeceksiniz. 00:52:46.480 --> 00:52:52.640 O sevgi hâsıl olacak ki ondan sonra öteki işler kolaylıkla yola girsin 00:52:52.680 --> 00:52:58.800 ve istediğiniz muradınız hâsıl olsun. Allahu Teâla hazretleri cümlemize tevkifini refik eylesin. 00:52:58.120 --> 00:52:59.920 Fâtiha-i şerîfe me'al besmele.