WEBVTT 00:00:02.746 --> 00:00:07.800 Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:00:07.477 --> 00:00:12.518 el-Hamdü li'llâhi rabbi'l-âlemîn. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. 00:00:13.410 --> 00:00:18.693 Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn, Muhammedini'l-Mustafâ 00:00:19.437 --> 00:00:27.660 ve âlihî ve sahbihî ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l-cezâ'. Emmâ ba'd: 00:00:29.780 --> 00:00:38.146 Ebû Abdirrahman es-Sülemî hazretlerinin Tabakâtu's-sûfiyye kitabının 72. sayfasına geldik. 00:00:38.509 --> 00:00:45.591 Ebû Yezîd-i Bistâmî hazretlerinin faslını, sonuna doğru okuyup bitirmeye gayret edeceğiz. 00:00:46.702 --> 00:00:54.201 Bu okumaya başlamazdan önce, evvela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ruhu için; 00:00:54.281 --> 00:01:03.460 onun âl'inin, ashâbının, etbâının, ezvâcının, evlâdının ruhları için; mânevî halifeleri 00:01:04.816 --> 00:01:08.786 mürşidîn-i kirâm, sâdât u meşâyih-i turuk-u aliyyemizin ruhları için; 00:01:09.640 --> 00:01:13.894 sâir enbiyâ ve mürselîn ve cümle evliyâullahın ve hâsseten kitabı yazan 00:01:14.236 --> 00:01:19.942 Ebû Abdirrahman es-Sülemî hazretlerinin ruhu için; içindeki bilgileri ona nakleden 00:01:20.600 --> 00:01:29.336 alimlerin ruhları için; bu beldemizin medâr-ı iftihârı Yûşâ aleyhisselâm'ın, 00:01:29.725 --> 00:01:35.878 Peygamber Efendimiz'in ashabından olan Ebû Eyyûb el-Ensarî hazretleri ve sâir sahâbe-i kirâmın 00:01:36.346 --> 00:01:43.583 ruhları için; şu tekkenin bânisi Mustafa Selâmi Efendi hazretlerinin ve civarda bulunan 00:01:43.789 --> 00:01:51.436 Şeyh Murad hazretlerinin, Haydar Baba hazretlerinin, Abdülehadi'n-Nûrî hazretlerinin 00:01:51.531 --> 00:01:58.573 ve sâir evliyâullahın ruhları için; uzaktan yakından bu dersleri dinlemeye gelmiş olan 00:01:58.668 --> 00:02:05.492 siz kardeşlerimizin âhirete göçmüş bütün müslüman geçmişlerinin, sevdiklerinin, yakınlarının, dostlarının 00:02:06.109 --> 00:02:12.561 ruhları için; ruhları şâd olsun, kabirleri nur dolsun, makamları âlâ olsun, 00:02:13.164 --> 00:02:19.252 nurları ve sürurları ziyade olsun diye; Rabbimiz bize de hem dünyada 00:02:19.371 --> 00:02:27.272 rızasına uygun yaşamayı nasip eylesin hem de âhirette hüsn-i âkıbetler ve mükâfatlar ihsan 00:02:27.319 --> 00:02:33.443 eylesin diye, bir Fâtihâ, üç İhlâs-ı şerîf okuyup onların ruhlarına hediye edip öyle başlayalım. 00:02:37.237 --> 00:02:41.387 Müellif, merhum, cennet-mekân Ebû Abdirrahman es-Sülemî diyor ki; 00:02:43.814 --> 00:02:54.993 Semi'tü Ebe'l-Fereci'l-Versâniyye, Abde'l-Vâhide'bne Bekrin, 00:02:56.190 --> 00:03:05.217 yekûlü: Kâle'l-Hasenü'bnü İbrahime'd-Dâmiğâniyyü: Haddesenâ Mûse'bnü Îsâ, 00:03:05.329 --> 00:03:09.593 kâle: Semi'tü ebî, yekûlü: Semi'tü Ebâ Yezîde yekûlü: 00:03:09.689 --> 00:03:17.133 Allahümme inneke halakte hâze'l-halka bi-ğayri ilmihim ve kalledtehüm emâneten 00:03:17.332 --> 00:03:22.630 min gayri irâdetihim; fe in lem tüinhüm femen yuînühüm? 00:03:22.435 --> 00:03:28.870 Semi'tü. "Ben duydum." Kimden? Ebe'l-Ferec el-Versâniy. 00:03:29.783 --> 00:03:36.556 Adamın künyesi Ebu'l-Ferec. Versânîy, nereli olduğunu gösteren nisbesi. 00:03:37.104 --> 00:03:44.265 Abdelvahid, ismi. Abde'l-vâhide'bne Bekr. Bekir de babasının ismi. 00:03:47.180 --> 00:03:51.942 Peş peşe bir sürü isim gelince başkası şaşırabilir. Ama biz bu kitabı okuya okuya, 00:03:52.252 --> 00:04:00.926 artık Arapça'da şahıs isimlerinin tespiti konusunda biraz ihtisas, görgü, bilgi sahibi olmuş olduk. 00:04:01.672 --> 00:04:09.789 Bu kadar lafın hepsinde bir adam kastediliyor; Ebu'l-Ferec Abdelvâhid b. Bekr el-Versânî. 00:04:11.910 --> 00:04:19.770 Demek ki, bir insanın ismi var, babasının ismi var, künyesi var ve bir de nisbesi var. 00:04:20.477 --> 00:04:23.556 Bunların hepsini sıraladı. Kimmiş bu şahıs? 00:04:23.592 --> 00:04:33.505 Ebu'l-Ferec Abdülvâhid b. Bekr el-Versânî es-Sûfî. Ketebe'l-kesîr. Çok yazı yazmış bir mutasavvıfmış. 00:04:34.930 --> 00:04:42.380 Dehale Curcâne senete hamsin ve sittîne ve selâsemie. "365 senesinde, İran'ın Cürcan 00:04:42.978 --> 00:04:57.486 mıntıkasına geldi." Ve semmaa ve haddese bihâ bi-ahbârin ve ehâdîse ve hikâyât. "Orada tarihî haberleri, 00:04:57.710 --> 00:05:06.146 hadîs-i şerîfleri ve mutasavvıfâne hikayeleri,kıssaları rivayet etti, başkalarına anlattı." 00:05:06.477 --> 00:05:16.671 Tuvuffiye bi'l-Hicaz senete'sneteyni ve seb'îne ve selâsemie. "372 senesinde Hicaz'da vefat etti." 00:05:17.304 --> 00:05:21.918 Bundan duymuş müellif, kimden duyduğunu yazıyor. O, yani Versânî, ne demiş? 00:05:21.972 --> 00:05:35.168 Yekûlü: Kâle'l-Hasenü'bnü İbrahim ed-Dâmiğâniyyü. "İbrahim oğlu Hasan ed-Damgânî bana dedi ki. 00:05:35.633 --> 00:05:43.356 Haddesenâ Mûse'bnü Îsâ. "İsa oğlu Musa isimli alim bize rivayet etti." 00:05:43.785 --> 00:05:51.240 O da dedi ki; Semi'tü ebî, yekûl. "Ben babamdan şöyle dediğini duydum." 00:05:54.708 --> 00:05:58.429 O da Ebû Yezîd el-Bistâmî'den duymuş. 00:05:58.596 --> 00:06:04.174 Semi'tü Ebâ Yezîde,yekûlü. En son şahıs, en sonunda; "Ebû Yezîd el-Bistâmî'nin şöyle dediğini duydum." demiş. 00:06:06.155 --> 00:06:13.211 Kimin kimden duyup da haberi nereden nereye naklettiğini böylece söylemiş oldu. 00:06:13.303 --> 00:06:19.394 Kim bu? Mûse'bnü Îsâ dediğine göre, yani İsa isimli şahıs, 00:06:19.504 --> 00:06:24.804 oğlu Musa'ya söylemiş, o da Hasan b. İbrahim ed-Damgânî'ye söylemiş, o da 00:06:25.260 --> 00:06:31.751 bu Ebu'l-Ferec el-Versânî'ye söylemiş, müellif de ondan duymuş. Kimden, nereden geldiği, her şey belli. 00:06:32.450 --> 00:06:37.360 Ne demiş Ebû Yezîd-i Bistâmî hazretleri? Allahümme. "Ey benim Allah'ım." 00:06:37.742 --> 00:06:45.799 İnneke halakte hâze'l-halka bi-ğayri ilmihim. "Sen mahlûkâtı onların bilgisi, haberi olmadan yarattın." 00:06:46.839 --> 00:06:56.745 Onların bu işte bir ön bilgisi, bir rızası veya iştiraki yok; Sen onları yarattın. 00:06:56.872 --> 00:07:04.270 Onların bilgisi yokken yaratan Sen'sin. Ve kalledtehüm emâneten min ğayri irâdetihim. 00:07:04.495 --> 00:07:10.242 "Kendilerinin istekleri, arzuları olmadığı halde emaneti de onların boyunlarına yükledin." 00:07:11.258 --> 00:07:16.256 Âyet-i kerîme var; İnnâ aradne'l-emânete ale's-semâvâti ve'l-ardi ve'l-cibâli 00:07:16.312 --> 00:07:22.384 fe-ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakte minhâ ve hamelehe'l-insân. 00:07:22.820 --> 00:07:31.767 "Biz emaneti dağlara, göklere, yeryüzüne arz ettik de hepsi kaçındılar, emaneti yüklenmeye 00:07:31.926 --> 00:07:41.417 cesaret edemediler, ‘Aman aman!' dediler, korktular. Ama insanoğlu yüklendi bu emaneti." deniliyor. 00:07:41.861 --> 00:07:47.707 İşte o âyet-i kerîmedeki o emaneti kastederek diyor ki; "Yâ Rabbi! Sen bu kullarını onların 00:07:47.753 --> 00:07:55.646 bilgisi olmadan yarattın ve onların rızası ve isteği olmadan emaneti bunların boyunlarına yükledin." 00:07:56.191 --> 00:08:02.416 Emanet ne demek? Kulluk mesuliyeti, sorumluluğu. 00:08:03.152 --> 00:08:10.675 Eğer iyi kulluk yaparsa, emaneti, imanını muhafaza ederse cennete gidecek. 00:08:10.969 --> 00:08:14.926 İmtihanı kaybederse cehenneme gidecek. Yani bir bakıma fırsat, 00:08:15.116 --> 00:08:18.340 bir bakıma korkulu, tehlikeli bir şey emanet. 00:08:18.794 --> 00:08:22.297 Emaneti de onların isteği olmadan onların boynuna yükledin. 00:08:22.599 --> 00:08:30.441 Bu imtihan dünyasına onları attın, sorumluluk verdin, emanet yükledin. 00:08:30.908 --> 00:08:37.334 Fe-in lem tüinhüm fe-men yuînühüm. "Eğer sen bu kullarına yardım etmezsen yâ Rabbi, 00:08:37.604 --> 00:08:45.200 kim onlara yardım edebilir?" Yine yardım senden. Onun için Fâtihâ'da biz ne diyoruz? 00:08:45.201 --> 00:08:50.507 İyyâke na'büdü ve iyyâke nestaîn. "Yâ Rabbi, biz ancak sana ibadet ederiz 00:08:50.733 --> 00:08:54.156 ve ancak senden yardım isteriz." diyoruz.Yardım ancak Allah'tan olur. 00:08:55.328 --> 00:09:01.170 Allah yardım etmeyi istemezse, cümle cihan halkı yardım etmeye kalksa, yardım edemezler. 00:09:02.196 --> 00:09:08.611 Allah korutmayacaksa, korumaya kalksalar, koruyamazlar. Cümle cihan halkı öldürmeye kalksa, 00:09:09.238 --> 00:09:15.405 Allah koruduktan sonra öldüremezler.Misal; Firavun, Musa aleyhisselâm ve 00:09:15.889 --> 00:09:22.219 etrafındaki mü'minleri öldürmek istedi, öldüremedi. Kendisi öldü, boğuldu. Nemrut, 00:09:22.671 --> 00:09:30.785 İbrahim aleyhisselâm'ı öldürmek istedi, ateşe atmak istedi, attı. Ama İbrahim aleyhisselâm kurtuldu. 00:09:31.710 --> 00:09:40.200 Allah yardım edecek. İsteğimiz, bilgimiz olmadan yaratmış. 00:09:40.234 --> 00:09:46.293 İsteğimiz olmadan, sorumluluğu bize sorsaydı; "Böyle bir selâhiyet, sorumluluk, 00:09:47.620 --> 00:09:51.555 serbestlik, vebal var, alır mısın?" Belki biz istemezdik, "Aman aman!" derdik. 00:09:51.643 --> 00:09:57.856 Dağlar istememiş, yerler gökler istememiş. Belki biz de "Aman aman yâ Rabbi, korkarım!" derdik. 00:09:58.720 --> 00:10:03.368 Ama bizim bilgimiz olmadan, isteğimiz olmadan emaneti yüklemiş, bizi bu dâr-ı imtihan olan 00:10:03.479 --> 00:10:12.966 dünyaya göndermiş. Hayrı, şerri gösterip hayra uymayı, şerden kaçınmayı tavsiye etmiş, 00:10:12.992 --> 00:10:19.977 serbest bırakmış. Eğer O yardım etmezse, kim yardım edebilir? Kimse yardım edemez. 00:10:20.900 --> 00:10:25.926 Yani, "Yardım et yâ Rabbi! Yardım yine senden!" demek istiyor Bâyezîd-i Bistâmî. 00:10:26.547 --> 00:10:31.488 Semi'tü Ebe'l-Haseni Aliyye'bne Muhammedeni'l-Kazvîniyye's-Sûfîyye, 00:10:32.647 --> 00:10:45.179 yekûlü: Semi'tü Ebe't-Tayyibü'l-Akkiyye, yekûlü: Semi'tü'bne'l-Enbâriyyi, 00:10:45.210 --> 00:10:48.428 yekûlü: Kâle ba'du telâmizeti Ebî Yezîd: 00:10:50.785 --> 00:10:56.522 Kâle lî Ebû Yezîd el-Bistâmîyyü: İzâ sâhibeke insânun ve esâe işreteke, 00:10:56.800 --> 00:11:00.396 fe'dhul aleyhi bi-hüsni ahlâkike yetîbu ayşuk. 00:11:00.959 --> 00:11:06.572 Ve izâ un'imen aleyke, febde bi-şükrillâhi azze ve celle, 00:11:06.834 --> 00:11:12.753 fe-innehü'llezî atafe aleyke'l-kulûb. Ve ize'btüliyte 00:11:13.381 --> 00:11:18.997 fe-esri'i'l-istikâlete; fe-innehü'l-kâdiru alâ keşfihâ dûne sâiri'l-halk. 00:11:20.348 --> 00:11:27.740 Burada da başında isim sayıyor, diyor ki; "Ebu'l-Hasan Ali ibnü'l-Muhammed el-Kazvînî'den duydum." 00:11:28.256 --> 00:11:35.336 Müellif bu şahıstan duymuş. Sûfî bu şahıs. O da demiş ki; "İşittim ki." Kimden işitmiş? 00:11:35.392 --> 00:11:45.353 Ebe't-Tayyib el-Akkî. Ebu't-Tayyib Ahmedü'bnü Mukâtil el-Akkî el-Bağdâdî 00:11:45.395 --> 00:11:57.620 revâ kıssete mevti'ş-Şiblî an tilmîzihî Bindâre'l-Deynûri. Bu, Bağdatlı, Akkeli bir şahısmış. 00:11:57.660 --> 00:12:02.141 Aşağıdadipnotta bilgi veriyor. "Şiblî'nin ölümü ile ilgili bilgileri veren şahıstır." diyor. 00:12:03.510 --> 00:12:09.245 Yekûlü: Semi'tü'bne'l-Enbâriyye. O da "‘İbn Enbârî'den duydum.' dedi." 00:12:09.446 --> 00:12:16.722 Ebû Bekir Muhammedi'bni Beşari'bni Haseni'bni Beyâni'bni Semâa ibni Ferre ibni 00:12:16.825 --> 00:12:22.815 Katri'bni Deâmehi'bni Enbâriy mine'l-Enbâr belde alâ Furât. 00:12:22.919 --> 00:12:25.633 İbnü'l-Enbârî de, Fırat üzerinde Enbâr şehrinden. 00:12:26.135 --> 00:12:32.560 Beynehâ ve beyne Bağdâd, aşratü ferâsîh. "Bağdat ile arasında on fersahlık mesafe var." 00:12:32.870 --> 00:12:39.366 Bir fersah, 35 kilometredir. Demek ki bu Enbâr kasabası 350 kilometre kadar mesafesi olan bir kasabaymış. 00:12:40.239 --> 00:12:47.531 Ve İbnü'l-Enbârî kâne min a'lemi'n-nâs. "İbnü'l-Enbârî, insanların en bilgililerinden birisiydi. 00:12:48.237 --> 00:12:54.304 " Bi'n-nahvi ve'l-edeb. "Edebiyatta ve dilbilgisi konusunda İbnü'l-Enbârî çok meşhur bir Arap 00:12:54.481 --> 00:13:05.562 dilcisi, alimi idi." Ekserühüm hıfzan. "Kafasında çok mahfuzâtı, bilgisi vardı." Deyyinen fâdılen. 00:13:05.778 --> 00:13:13.185 İbnü'l-Enbârî "Dindardı, faziletli bir kimseydi." Sadûkan hayran. "Doğru sözlüydü, hayırlı bir insandı. 00:13:15.204 --> 00:13:20.847 " Min ehli's-sünneh. "Ehl-i Sünnet'ten idi." Sannefe kesîran mine'l-kütübi 00:13:20.925 --> 00:13:26.185 fî ilmi'l-Kur'ân ve garîbi'l-hadîs. "Kur'an ilmi konusunda, 00:13:26.749 --> 00:13:34.910 hadislerin içinde geçen enteresan, nadir kelimeleri açıklamak konusunda çok kıymetli eserler yazdı. 00:13:35.922 --> 00:13:43.765 " Ve kânet vilâdetühû fî Recebi ihdâ ve seb'îne ve mieteyn. "271 senesinin Receb'inde doğdu." 00:13:44.108 --> 00:13:52.324 Ve tuvuffiye leylete'n-nahri min Zilhicce senete semânin ve işrîne ve selâse mie. 00:13:52.346 --> 00:13:59.500 "328 senesinin Zilhicce ayının leyle-i nahrında vefat etti." 00:14:00.132 --> 00:14:17.752 328 – 271; 57 yaşında. Çok yaşamamış, vasat bir ömür sürmüş. 00:14:18.260 --> 00:14:27.280 Yevmü'n-nahr, leyleti'n-nahr ne demek? Kurban gecesinde, çok kıymetli gecede yani. 00:14:27.170 --> 00:14:32.399 O gecede, bayram gününde vefat etmiş, çok alim, fazıl bir kimseymiş. 00:14:32.712 --> 00:14:39.671 Ben bunun bir eseri üzerinde mezuniyet tezi yapmıştım Edebiyat Fakültesi'nde. 00:14:39.750 --> 00:14:48.713 Çok meşhur bir kimse, kuvvetli bir alim. O nakletmiş.Kâle ba'du telâmizeti Ebî Yezîd. 00:14:49.162 --> 00:14:52.989 "Bâyezîd-i Bistâmî'nin talebelerinden birisi bana dedi ki." 00:14:53.156 --> 00:15:00.360 Ba'd kelimesi, Arapça bilenler için açıklıyorum bunu; Türkçe'ye "bazı" diye terceme edilmez. 00:15:00.693 --> 00:15:08.400 Burada ne diyor?Kâle ba'du telâmizeti Ebî Yezîd. "Ebû Yezîd'in talebelerinden bazısı 00:15:08.622 --> 00:15:12.759 bana dedi." diye terceme edilmez. "Birisi" demek bu, bir kişi yani. 00:15:13.394 --> 00:15:19.172 Ba'd kelimesi Türkçe'ye bazen yanlış terceme ediliyor, bu inceliği bilmiyorlar. 00:15:20.248 --> 00:15:25.940 Yani; "Ebû Yezîd'in yetiştirdiği talebelerinden birisi İbnü'l-Enbâri' ye söylemiş." 00:15:26.354 --> 00:15:31.831 Kâle lî Ebû Yezîd el-Bistâmîyyü. Demiş ki; "Ebû Yezîd el-Bistâmî bana bizzat şöyle söyledi." 00:15:32.898 --> 00:15:35.890 Kendisine söylenen sözü İbnü'l-Enbârî'ye nakletmiş şahıs. 00:15:36.746 --> 00:15:42.842 Bayezîd-i Bistamî bu şahsa, talebesine ne demiş? 00:15:44.380 --> 00:15:52.540 İzâ sâhibeke insânun. "İnsanın birisi seninle arkadaşlık yaparsa." 00:15:52.477 --> 00:15:57.826 Bir yolculukta, bir şehirde, bir mecliste bir araya düşerseniz; 00:15:57.897 --> 00:16:02.364 bir sohbet, bir ahbaplık, bir arkadaşlık bahis konusu olursa. 00:16:05.625 --> 00:16:11.960 Ve esâe işreteke. "Sana karşı vazifelerinde kötü davranırsa." 00:16:11.722 --> 00:16:19.179 Arkadaşlığın âdâbına sığmayan, tatsız tuzsuz, çiğ hareketler, sevimsiz işler yaparsa. 00:16:20.825 --> 00:16:29.520 Fe'dhul aleyhi bi-hüsni ahlâkike. "Sen güzel ahlâkın ile onun gönlüne gir." 00:16:31.100 --> 00:16:42.367 O sana kötülük yapsa bile; arkadaşlık, bir arada bulunma, dostluk, sohbet, seyahat âdâbına sığmayan 00:16:42.802 --> 00:16:48.108 tarzda bir davranışta bulunmuşsa bile, sen ona güzel ahlâkınla muamele et. 00:16:48.160 --> 00:16:54.334 Yetîbu ayşuke. "Öyle yaparsan yaşamın güzel, hoş olur." 00:16:54.599 --> 00:17:00.130 "Kötüye iyi davranırsan, kötülüğe karşı iyi ahlâk ile mukabele edersen, 00:17:00.359 --> 00:17:04.949 yaşamın tatlı ve hoş olur, böyle yap." diye emretmiş. 00:17:05.460 --> 00:17:12.509 Ve izâ un'imen aleyke. "Sana Allah tarafından bir nimet ihsan olunursa. 00:17:12.879 --> 00:17:24.119 " Fe'bde bi-şükrillâhi azze ve celle. "İşe Allah'a şükrederek başla." Allah'ın nimetine şükrünü eda et. 00:17:25.424 --> 00:17:34.443 Fe-innehü'llezî atafe aleyke'l-kulûb. "Çünkü kalpleri sana çeviren Allah'tır." 00:17:35.725 --> 00:17:42.369 Burada "un'ime" diye harekelemiş. Ama "un'ime" değil de "en'ame" olsa, 00:17:42.369 --> 00:17:46.947 "esâe"nin ma'tûfu olarak daha iyi olur. Birinci cümleye bağlı olarak öyle terceme edersek; 00:17:47.339 --> 00:17:52.830 "Sana bir insan bir arkadaşlık yapsa bir yerde, bir zamanda, kötü davransa; 00:17:52.224 --> 00:17:56.755 sen ona güzel ahlâkınla mukabele et, yaşamın tatlı olur." 00:17:57.575 --> 00:18:04.257 Ve izâ en'ame aleyke. "Kötü davranmayıp da mültefit davrandıysa, güzel ahbaplık yaptıysa. 00:18:04.813 --> 00:18:14.280 Yani o arkadaşın hakikaten arkadaşlığın zerafetine sahip, edebini bilen ve fedakâr ve tatlı bir insan, 00:18:14.589 --> 00:18:20.760 öyle bir güzel davranış yapmışsa." Fe'bde bi-şükrillâhi azze ve celle. "O zaman da 00:18:21.140 --> 00:18:27.778 Allah'a şükret, Allah'a şükür ile işe başla." Fe-innehü'llezî atafa aleyke'l-kulûb. 00:18:27.894 --> 00:18:33.395 "Çünkü gönülleri sana celbettiren, sana güzel muamele ettirten Allah'tır." 00:18:34.521 --> 00:18:38.905 "O sana güzel muamele ediyor ama ettirten Allah. Onun için Allah'a şükürden başla." 00:18:39.129 --> 00:18:45.530 diye terceme edersek daha iyi olur. Burada müellif özellikle un'ime diye harekelemiş ama ben onu 00:18:45.441 --> 00:18:51.182 sevmedim, en'ame diye okursak mâna birinci cümleye daha bağlı oluyor. 00:18:51.578 --> 00:18:56.914 Birisi ile arkadaşlık yaptın, sana kötü davranırsa sen iyi davran, yaşamın tatlı olur. 00:18:57.522 --> 00:19:03.314 Çünkü sen de ona kötü davranırsan kavga gürültü çıkar. Sonunda horoz gibi ikinizin de ibiği kanar. 00:19:04.460 --> 00:19:09.959 Kavgadan kâr eden olmaz. Kötü davranırsa sen iyi davran, yaşamın tatlı olsun. 00:19:10.232 --> 00:19:16.307 Ama sana in'am ve ikramda bulunursa, iyi davranırsa, o zaman Allah'a şükret. 00:19:16.616 --> 00:19:25.281 Çünkü gönülleri sana celbettiren, çeviren, sana mültefit davrandıran, nimet ve ikram ettirten Allah'tır. 00:19:25.498 --> 00:19:31.628 Doğru. O zaman mânaya uygun olarak iki cümle birbirine bağlanıyor, daha güzel oluyor. 00:19:32.933 --> 00:19:41.630 Ve ize'btüliyte. "Bir belaya, musibete dûçâr olduğun zaman." Fe-esri'i'l-istikâlete. 00:19:41.327 --> 00:19:47.550 "Allah'tan kusurunun affını dilemekte süratli davran." 00:19:47.681 --> 00:19:54.484 Bir belaya, bir musibete mâruz kaldın mı, hemen tevbe ve istiğfar ile Allah'tan af dilemeye giriş. 00:19:54.724 --> 00:20:02.448 Buna süratli davran. Fe-innehü'l-kâdiru alâ keşfihâ. "Çünkü belayı kaldırmaya kâdir olan ancak Allah'tır. 00:20:09.207 --> 00:20:12.940 " Dûne sâiri'l-halk. "Başka halk, insanlar, mahlûkat değil." 00:20:13.350 --> 00:20:16.577 "Belayı kaldıracak olan başkası değil, Allah kaldırır. 00:20:16.866 --> 00:20:19.498 Bir belaya, musibete uğradıysan Allah'a yalvar." diyor. 00:20:19.837 --> 00:20:26.982 Güzel nasihatler. Demek ki birisi ile bir arkadaşlık yaparsak, kaderin sevkiyle, hac yolculuğu olur, 00:20:27.202 --> 00:20:31.800 otel arkadaşlığı olur, askerlik arkadaşlığı olur, okul arkadaşlığı olur. 00:20:31.440 --> 00:20:35.765 Adam sana kötü davranırsa sen iyi davran, senin yaşamın tatlı olur. 00:20:36.620 --> 00:20:40.820 Kötülüğe kötülük ile mukabele ettin mi, hayatın tadı kaçar. 00:20:40.735 --> 00:20:46.551 Adam sana iyi davranırsa Allah'a şükret ki onun gönlünü sana iyi davranmaya çevirten Allah'tır. 00:20:49.346 --> 00:20:53.764 Bir belaya, musibete uğradığın zaman da hemen Allah'tan özür dilemeye, 00:20:53.824 --> 00:20:57.803 tevbe ve istiğfar etmeye, yalvarıp yakarmaya süratle giriş. 00:20:58.233 --> 00:21:06.372 Çünkü o durumu, musibeti üzerinden ancak Allah kaldırabilir, başkası, mahlûkattan herhangi birisi değil. 00:21:06.964 --> 00:21:13.612 Çok güzel nasihat. Semi'tü Abde'l-Vâhidi'bne Bekrin, 00:21:14.102 --> 00:21:19.203 yekûlü: Semi'tü'l-Kannâde, yekûlü: Kâle Ebû Mûse'd- Deybüliyyü, 00:21:19.415 --> 00:21:24.915 semi'tü Ebâ Yezîd el-Bistâmîyye, yekûlü: İnne'llâhe yerzukü'l-ibâde'l-halâvete 00:21:25.189 --> 00:21:31.556 fe-min ecli ferahihim bi-hâ yemneuhum hakâike'l-kurb. 00:21:36.317 --> 00:21:42.724 Ne diyor müellif?Semi'tü. "İşittim." Kimi işitmiş?Abdilvâhid b. Bekr'i işitmiş.Kimdi bu? 00:21:43.216 --> 00:21:46.858 İlk paragrafta adı geçen şahıstı. Neydi nisbesi? 00:21:47.256 --> 00:21:57.480 Versânî'ydi. Abdülvâhid ismiydi, babasının ismi Bekir idi. Kendisinin künyesi neydi? 00:21:57.113 --> 00:22:05.845 Ebu'l-Ferec idi. Neydi bu? Bir sûfîydi, çok kitaplar yazmış bir kimseydi. İşte ondan duymuş. 00:22:06.171 --> 00:22:09.640 O da; Semi'tü Kannâd. "Kannad'tan duydum" diyor. 00:22:10.353 --> 00:22:17.600 O da; Yekûlü: Kâle Ebû Mûse'd-Deybüliy. "Ebû Musa ed-Deybulî bana dedi ki." diyor. 00:22:17.430 --> 00:22:23.708 Semi'tü Ebâ Yezîd el-Bistâmîyye, yekûlü. "Ben Ebû Yezîd-i Bistâmî'nin, yani -biz Ebû Yezîd demiyoruz, 00:22:23.778 --> 00:22:29.573 Bâyezîd diyoruz- Bâyezîd-i Bistâmî'nin ‘şöyle dediğini işittim." demiş en son isim. 00:22:29.885 --> 00:22:36.489 İnne'llâhe. "Hiç şüphe yok ki Allahu Teâlâ hazretleri." Yerzukü'l-ibâde'l-halâvete. 00:22:37.504 --> 00:22:45.232 Yerzukü'l-ibâd da olabilir, yerzukü'l-ubbâd da olabilir. Arapça bilenler için bu açıklamayı yapıyorum. 00:22:45.842 --> 00:22:49.378 Yazılışı aynı, hareke yok. İbâd da okunur, ubbâd da okunur. 00:22:49.483 --> 00:22:53.497 İbâd olursa "kullar" demek, ubbâd olursa "âbidler" demek. 00:22:57.920 --> 00:23:02.965 "Ubbâda, âbidlere ibadetin tadını vermiştir. 00:23:03.195 --> 00:23:06.926 Ubbâd diye terceme etsek, okusak daha iyi olacak. 00:23:11.172 --> 00:23:18.854 " Fe-min ecli ferahihim bi-hâ. "Bu ibadetin tadıyla hoş olmalarından, ferahlık duymalarından." 00:23:19.453 --> 00:23:27.150 Yemneuhum hakâike'l-kurb. "Allah'a yakınlık, kurbiyetin hakikatlerini anlamaktan onları men etmiştir." 00:23:33.450 --> 00:23:41.986 Ne demek istedi? Dönüp açıklayalım. İnsanlar vardır, âbidler, zahidler; 00:23:42.559 --> 00:23:48.425 dünyaya meyletmez, camiye girer, sabahlara kadar ibadet eder, onunla meşgul olur, vesaire. 00:23:50.753 --> 00:24:00.988 Müslümanların klasifikasyonunda, sıralamasında en aşağı tabakası âbidler tabakası oluyor; 00:24:01.746 --> 00:24:09.483 ibadet ediyorlar. Ondan sonraki tabaka zahidler tabakası oluyor; dünyaya meyli yok, 00:24:09.879 --> 00:24:16.379 metelik vermiyor, âhirete rağbeti var. Ondan sonraki tabaka ârifler; 00:24:16.705 --> 00:24:22.903 mârifetullaha ermiş, gönlü aydın, irfan sahibi, hikmet sahibi kimseler. 00:24:23.291 --> 00:24:28.801 En yükseği de muhibler, yani âşık-ı sâdıklar, Allah'ın has, hâlis kulları. 00:24:29.920 --> 00:24:36.423 Allah âbidlere lezzet vermiştir, yaptıkları ibadetten dolayı, onunla meşgul olup 00:24:36.599 --> 00:24:43.984 asıl Allah'a yakınlığın hakikatlerini keşfetmek, anlamaktan geri kalmışlardır. 00:24:44.692 --> 00:24:50.975 Allah onları bundan men etmiştir. Allah'ı tanımak konusunda ibadetin zevkine bile takılmamak lazım. 00:24:51.477 --> 00:24:56.664 İbadet zevkli de olsa zevksiz de olsa, tatlı da gelse tatsız da gelse, yürümek lazım. 00:24:56.700 --> 00:25:04.801 Çünkü gaye ibadetin tadı da değil, gaye; Allah'a yakınlaşmak ve yakınlığın esrârını anlamak, 00:25:04.915 --> 00:25:13.150 O'na âşinâ olmak.İnsan o ibadetin zevkiyle, halâvetiyle oyalanırsa yoldan kalmış oluyor. 00:25:13.562 --> 00:25:23.592 Onu söylüyor, Allahu a'lem. O ibadetten zevk alma duygusu, insana bir noktada ayağına çelme oluyor, 00:25:24.200 --> 00:25:30.770 yoluna mâni olmuş oluyor. Ona da takılmayacak, onunla da oyalanmayacak. 00:25:31.599 --> 00:25:37.395 Bizim tasavvufta prensibimiz ne? İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî. 00:25:37.439 --> 00:25:42.374 "Yâ Rabbi, muradım, maksadım sensin. Ben senin rızanı istiyorum." 00:25:42.417 --> 00:25:45.962 Yani ibadetten tat almak, tat almamak, bunlar mühim değil. 00:25:46.253 --> 00:25:51.313 Birisi geliyor; "Hocam, eskiden derviş olduğum ilk günlerde çok tatlı zikir yapıyordum, 00:25:51.340 --> 00:25:54.131 çok tatlı idi, iyiydi, hoştu. Şimdi hiç tat almıyorum." diyor. 00:25:55.294 --> 00:25:59.458 Tat, gaye değil ki! Tat, bazen perde oluyor. Gaye olmadığı gibi, 00:25:59.511 --> 00:26:03.238 bazen de daha ileri gitmekte perde oluyor. Çünkü tat aldığı zaman ona takılıyor. 00:26:03.740 --> 00:26:06.445 "Gözüme bir nur göründü galiba. Hocam rüyamda şöyle gördüm." 00:26:07.303 --> 00:26:13.630 Ne oluyorsun ya?.. Gördüysen görmüşsün, ne yapalım, daha ileri git, oyalanma, takılma yani! 00:26:18.644 --> 00:26:24.302 Semi'tü Ahmede'bne Aliyyi'bni Ca'fer. Bu yeni bir şahıs. 00:26:24.925 --> 00:26:30.336 Yekûlü: Semi'tül Hasene'bne Alleveyh, yekûlü: Kâle Ebû Yezîd. 00:26:31.627 --> 00:26:38.626 Ahmed b. Ali b. Cafer'den duymuş müellif, Ebû Abdirrahman es-Sülemî. 00:26:39.400 --> 00:26:45.713 O demiş ki; Semi'tü'l-Hasene'bne Alleveyh. "Alleveyh oğlu Hasen'den duydum." 00:26:45.847 --> 00:26:52.501 O da, "Ebû Yezîd-i Bistâmî hazretlerinin şöyle dediğini duydum." diyor. 00:26:52.711 --> 00:27:04.844 el-Ma'rifetü fî zâti'l-hakkı cehlün ve'l-ilmü fî hakîkati'l-ma'rifeti hayratün ve'l-işâretü 00:27:04.923 --> 00:27:15.310 mine'l-müşîri şirkün fi'l-işâreti. Ve eb'adü'l-halki mine'llâh, ekseruhüm işâreten ileyhi. 00:27:17.186 --> 00:27:22.638 Bir insanın sözlerini anlamak için onun hayatı kadar bu işlerin içine girmiş olmak lazım. 00:27:23.281 --> 00:27:28.199 Tabii, bazı sözlerini bazı kimseler anlayamayabilir. Çok ağır bir kitap okuyoruz. 00:27:28.363 --> 00:27:33.759 Tasavvuftan en büyük, en meşhur şahısların hayatını okuyoruz. 00:27:34.120 --> 00:27:37.339 En nükteli sözlerini okuyoruz. Yani bundan daha ötesi yok. 00:27:39.693 --> 00:27:47.594 Nükteli, esrarlı ve ilm-i ledünden, mârifetullahtan çok ileri bilgileri okuyoruz. 00:27:47.646 --> 00:27:50.843 Onun için tabii anlamakta zorluk çekilebilir. 00:27:50.886 --> 00:27:51.630 Diyor ki bu sözünde Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri; 00:27:55.507 --> 00:28:09.934 el-Ma'rifetü fî zâti'l-hakkı cehlün. "Hakk'ın zâtı hakkında bilgili olduğunu sanmak cahilliktir." 00:28:14.104 --> 00:28:27.320 Hatta itikat kitaplarında yazar ki; el-Aczü an dereki'l-idrâki. 00:28:27.437 --> 00:28:31.959 "Allah'ın zâtının mahiyetinin anlaşılmayacağını anlamak, 00:28:32.277 --> 00:28:36.427 o hususta aczini kavramak." İdrâkü. "Allah'ı kavramaktır." 00:28:37.650 --> 00:28:43.296 Çünkü Allah'ın mahiyetini anlamaya beşerin tâkati yetmez. Anlayamayacağını anlamak, Allah'ı anlamaktır. 00:28:44.196 --> 00:28:49.915 Ve'l-bahsü an vasfi zâtillâhi işrâkü. "Allah'ın zâtını anlatmaya girişmek de şirktir." 00:28:49.955 --> 00:28:54.954 Çünkü O'nu kimse anlatamaz, diller O'nu söyleyemez. Kur'an ne söylemişse, 00:28:55.420 --> 00:29:00.418 Peygamber Efendimiz hadiste ne söylemişse, o kelimelerle kalırız. Yoksa başka şey söyledin mi, 00:29:01.700 --> 00:29:06.477 o deryada yanlış yönlere gidebilirsin. Söylemek, konuşmak doğru olmaz. 00:29:06.671 --> 00:29:13.593 Onun için, el-Ma'rifetü fî zâti'l-hak. "Allah'ın zâtı, kendisi hakkında bilgi iddiasında 00:29:13.628 --> 00:29:18.814 bulunmak, ‘biliyorum' demek, ‘benim bilgim var' demek, cahilliktir." 00:29:19.661 --> 00:29:24.425 Bilmiyor demek ki. Çünkü bilinmeyen, bilinemeyecek varlık Allah. 00:29:25.494 --> 00:29:34.980 Gözlerin görmediği, insan aklının mahiyetini anlamaya güç yetiremeyeceği varlık Allah, yaratan. 00:29:35.590 --> 00:29:40.202 Leyse ke-mislihî şey'ün. "Onun gibi bir başka varlık yok ki anlatsın, ona benzetsin." 00:29:41.436 --> 00:29:47.244 Mesela "Okaliptüs ağacı nasıl?" dedik, hiç görmemiş bir kimseye anlatıyoruz, dün. 00:29:48.290 --> 00:29:50.986 Dedi ki; "Yaprakları bizim söğüt ağacına benziyor." 00:29:51.410 --> 00:29:56.183 Tabii, insan bildiği bir şeyle tarif eder. Ama Allah'a benzeyen hiç başka bir 00:29:57.197 --> 00:30:02.231 varlık olmadığı için Allah'ı bir şeyle anlatamayız, anlatmak mümkün olmaz. 00:30:02.615 --> 00:30:06.840 Onun için "Allah'ın zâtından bahsediyorum." demek, cahilliktir. 00:30:06.578 --> 00:30:13.244 Ve'l-ilmü fî hakîkati'l-ma'rifeti hayratün. "Mârifetin, mârifetullahın 00:30:13.667 --> 00:30:23.439 künhü konusunda tam bilgi sahibi olmak hayrettir." Dermanı kesilmek, şaşırıp kalmaktır, 00:30:23.766 --> 00:30:34.465 hayran kalmaktır. İşte odur mârifet. Allah'ın idrak edilemeyeceği ve böyle 00:30:34.729 --> 00:30:42.791 dermanı kesilip hayretler içinde kalıp "Allah Allah" deyip kalmak, işte odur asıl bilgi, Allah bilgisi. 00:30:43.399 --> 00:30:56.122 Ve'l-işâretü mine'l-müşîri şirkün fi'l-işâreti. "'Allah şöyledir.' diye bir işaret, bir tevcih, 00:30:56.175 --> 00:31:06.338 bir söz söylemek." Şirkün. "Şirktir." Ve eb'adü'l-halki mine'llâh. "İnsanların 00:31:06.408 --> 00:31:16.153 Allah'tan en uzak olanı." Kimdir? Şaşıracaksınız cümlenin bitişinden; 00:31:16.863 --> 00:31:22.887 Ekseruhüm işâreten ileyhi. "Allah'tan en çok bahsedip laf edendir." 00:31:24.191 --> 00:31:28.180 Oyuncak mı bu?! Bilinemeyen şeyler, böyle ne ileri geri konuşuyorsun?! 00:31:28.479 --> 00:31:32.389 "En çok konuşan, en uzak insandır." Bilmiyor da ondan konuşuyor, cahil adam. 00:31:33.544 --> 00:31:41.656 İnsanların Allah'tan en uzak olanı, Allah hakkında işaretli sözler söyleyen insandır. 00:31:42.132 --> 00:31:50.837 Susacak, çünkü oradaki ilim hayrettir. Hayran, nâçâr, çaresiz kalmaktır, bîtap düşmektir. 00:31:51.526 --> 00:31:59.762 Bazıları var, mesela Alevî dedelerinden, Anadolu'da bazı yerlerde gördüğümüz, 00:32:00.536 --> 00:32:05.643 böyle ümmî adamlardan; ileri geri neler neler söylüyorlar. 00:32:05.872 --> 00:32:10.292 Bu Bâyezîd-i Bistâmî, evliyâullahın ne kadar meşhur büyük bir kimsesi. 00:32:10.583 --> 00:32:16.189 "Allah'tan insanların en uzak olanı, O'nun hakkında en çok söz söyleyendir." diyor. 00:32:18.138 --> 00:32:22.140 Cahil de ondan konuşuyor, ötekisi susar. Musa aleyhisselâm ne dedi? 00:32:23.222 --> 00:32:26.448 Rabbi erinî enzur ileyk."Yâ Rabbi, cemalini göster, göreyim." 00:32:26.548 --> 00:32:29.313 Allahu Teâlâ hazretleri, Musa aleyhisselâm'a; Kâle len terânî. "Göremezsin!" dedi. 00:32:31.420 --> 00:32:37.870 Gözler göremez, akıl idrak edemez. Başka bir varlığa benzemediği için tarifi mümkün değil. 00:32:37.245 --> 00:32:40.814 Ne yapacak o zaman? Yanlış bir şey söylemeyeyim diye edeben susacak. 00:32:40.867 --> 00:32:46.724 Çünkü söylediği söz Allah'ın hoşuna gitmez. Lambur lumbur, yalan yanlış söylediği söz 00:32:47.219 --> 00:32:52.330 şirk olur, Allah'ın sevmediği bir şey olur. Susacak, edebini muhafaza edecek yani. 00:32:52.532 --> 00:32:58.985 Semi'tü Ebe'l-Hüseyni'l-Fârisiyye, yekûlü: Semi'tü'l-Hasene'bne Alleveyh, yekûlü: Süile Ebû Yezîd. 00:33:00.641 --> 00:33:06.942 "Ebu'l-Hüseyn el-Fârisî'den işittim." diyor Sülemî. O da Hasan b. Alleveyh'ten 00:33:06.995 --> 00:33:14.261 -yukarıda ismi geçmişti- işittiğini, şöyle dediğini duymuş. O da diyor ki; 00:33:14.349 --> 00:33:17.517 Süile Ebû Yezîd. "Bâyezîd-i Bistâmî'ye soru soruldu." 00:33:19.642 --> 00:33:38.790 Bi-eyyi şey'in vecedte hâzihi'l-ma'rifete? "Bu kadar irfanı, mârifetullahı ne ile buldun yâ Ebû Yezîd?" 00:33:41.240 --> 00:33:54.600 Fekâle: Bi-batnin câi'in ve bedenin ârin. "Aç bir mide ve çıplak bir beden ile buldum." diyor. 00:33:58.654 --> 00:34:06.175 Ne demek istiyor? Çok oruç tutarak, dünyaya meyletmeyerek, zâhire 00:34:06.399 --> 00:34:15.697 rağbet etmeyerek, uzun seneler o konuda sebat ederek, öyle elde etmiş. Böyle cevap vermiş. 00:34:24.175 --> 00:34:32.173 Çıplak, her şeyden soyunmuş demek. Demek ki bütün bilgilerden, safsatalardan, 00:34:33.348 --> 00:34:39.713 filozofların, şunun bunun lafından, gevezeliğinden, hepsinden sıyrılmış; tam teslim olmuş, 00:34:40.130 --> 00:34:51.789 tam fakir ve yokluk içinde, nefsine hiç meyletmemiş, yemek vermemiş, oruç tutmuş; öyle elde etmiş. 00:34:52.256 --> 00:34:58.926 Nefsine taviz vererek, zahirini süsleyerek, onun bunun lafına bakarak olmuyor demek ki bu iş. 00:35:01.993 --> 00:35:07.626 Ve bi-isnâdihî. "Aynı rivayet zinciri, isnat zinciri ile." Kâle Ebû Yezîd. 00:35:07.741 --> 00:35:19.731 "Ebû Yezîd şöyle dedi." El-ârifu hemmuhû mâ ye'meluhû ve'z-zâhidü hemmuhû mâ ye'külühû. 00:35:21.350 --> 00:35:30.850 Bir tarif yapıyor. Hani yukarıda âbid, zahid, âşık, ârif dedik ya. Diyor ki Bâyezîd-i Bistâmî; 00:35:30.929 --> 00:35:41.265 el-Ârifu. "İrfan sahibi, ârif olan sûfî." Hemmuhû."Onun gayreti, isteği, tasası,himmeti. 00:35:41.626 --> 00:35:47.572 " Mâ ye'meluhû. "Umduğu şeyi elde etmektir." 00:35:47.849 --> 00:35:55.983 Ârifin işi, peşine düştüğü şeyi elde etmektir, umduğuna nâil olmaktır. 00:35:56.113 --> 00:36:01.316 Ne ümit ediyor? Allah'ın mârifetine, kurbiyetine, ünsiyetine vâsıl olmayı istiyor. 00:36:02.348 --> 00:36:10.142 Ârifin himmeti budur. Ama; Ve'z-zâhidü. "Zahidin." Hemmuhû. "Onun tasası, himmeti, gayreti." 00:36:10.203 --> 00:36:15.999 Nedir? Mâ ye'külühû. "Yediğidir, yediği şeydir." Neyi yiyeceğim diyedir. 00:36:16.675 --> 00:36:23.540 "Ârif, umduğu şeye ulaşmak, gayesine, hedefine varmak için gayret sarf ediyor. 00:36:23.814 --> 00:36:28.332 Zahid de akşam ne yiyeceğim diye yemek tasasında." diyor. 00:36:30.500 --> 00:36:34.240 Ve bi-isnâdihî kâle Ebû Yezîd. "Aynı isnad zinciriyle Ebû Yezîd-i Bistâmî dedi ki." 00:36:34.275 --> 00:36:46.548 Tûbâ li-men kâne hemmuhû hemmen vâhiden ve lem yeşğal kalbehû bi-mâ reet aynâhu ve semiat üzünâhu. 00:36:47.865 --> 00:36:54.225 Bu birinci, yukarıda geçen cümleye biraz destek olacak bir söz. 00:36:59.601 --> 00:37:07.958 Tûbâ. "Ne mutlu o kimseye ki, ne hoş o kimse ki." Li-men kâne hemmuhû hemmen vâhide. 00:37:08.119 --> 00:37:12.745 "Tasası, himmeti, gayreti, uğraşı, tek bir uğraş olana ne mutlu." 00:37:16.157 --> 00:37:23.605 Bir tek şeyle uğraşıyor, nedir o? Mârifetullaha, irfana, Allah'ın rızasına ermek. 00:37:25.953 --> 00:37:30.375 Ne mutlu böyle tasası tek şey, hedefi tek hedef olan kimseye. 00:37:30.747 --> 00:37:38.697 Ve lem yeşğal kalbehû bi-mâ reet aynâhu ve semiat üzünâhu. "Gönlünü, gözünün gördüğü 00:37:38.759 --> 00:37:47.630 şeylerle, kulağının işittiği şeylerle meşgul etmeyip o tek gayesi için himmet sarf edene ne mutlu." 00:37:47.486 --> 00:37:58.320 Demek ki göz ve kulak, aslında bizi meşgul eden, huzurumuzu bozan, gayemizi dağıtan, 00:37:58.217 --> 00:38:04.524 aklımızı şaşırtan kaynaklar olmuş oluyor. Gözümüzün gördüğüne takılıyoruz. 00:38:05.176 --> 00:38:09.357 Harama baktıysak günah oluyor. Haram olmayan bir şey olsa merak ediyoruz; 00:38:09.427 --> 00:38:13.821 "Şu neymiş, bu neymiş…" Aklımız onunla meşgul oluyor, kulağımız 00:38:13.997 --> 00:38:17.570 duyduğumuz seslerle meşgul oluyor. Hâlbuki asıl gaye bunlar değil. 00:38:17.914 --> 00:38:23.670 Ne mutlu gözünün gördüğü, kulağının işittiği ile kalbini meşgul etmeyip 00:38:23.164 --> 00:38:29.841 himmetini tek bir noktaya teksif edip ona çalışana. O nedir?O, Allah'ın rızasını kazanmaktır. 00:38:29.999 --> 00:38:33.264 "O tek gayeye yönelebilene ne mutlu!" dedi. 00:38:36.400 --> 00:38:40.745 Niyâzî-i Mısrî'nin bir şiiri vardır, güzeldir, uzunca bir şiirdir. 00:38:41.345 --> 00:38:49.984 Bir göz ki ânın olmaya ibret nazarında, Ol sahibinin düşmanıdır, baş üzerinde. 00:38:50.716 --> 00:39:00.300 Bir gözde, bakışında ibret alma yoksa, bir göz baktığından ibret alma alışkanlığında değilse; 00:39:01.377 --> 00:39:08.102 "Bir göz ki ânın olmaya ibret nazarında." Bakışında ibret alma kabiliyeti yoksa, 00:39:08.552 --> 00:39:15.988 o göz; "Ol sahibinin düşmanıdır, baş üzerinde." sahibinin başı üzerinde düşmanıdır. 00:39:17.730 --> 00:39:22.157 Neden? Bakıyor, ibret almıyor. Günaha bakıyor, adamı günaha sokuyor. 00:39:23.427 --> 00:39:28.257 Faydası olmayan mâlâyani şeye bakıyor. Adamı Hak'tan meşgul ediyor. 00:39:29.733 --> 00:39:40.605 Demek ki "Ne mutlu kalbini gözlerinin gördüğü, kulaklarının işittiği ile meşgul etmeyen, 00:39:41.196 --> 00:39:45.300 himmetini, gayretini tek noktaya teksif edene." dediği gibi söylemiş oluyor 00:39:48.200 --> 00:39:53.936 Niyâzî-i Mısrî hazretleri. Uzun şiirdir. Bir de kulakla ilgili sözü var. Diyor ki; "Bir kulak, 00:39:54.324 --> 00:40:01.997 işittiklerinden kıssadan hisse çıkartmıyorsa, anlamıyorsa, sen o kulağın deliğine kurşun dök. 00:40:02.334 --> 00:40:08.600 " "Tıkat onu. O kafada boşuna bir delik." diyor. "Kurşunu eritip dök, tıkansın, işe yaramaz." demek istiyor. 00:40:12.913 --> 00:40:18.932 Ve bi-isnâdihî kâle Ebû Yezîde: "Aynı isnad zinciriyle Ebû Yezîd-i Bistâmî dedi ki. 00:40:19.487 --> 00:40:26.587 " Men arafe'llâhe fe-innehû yezhedü fî külli şey'in yüşğıluhu anhu. 00:40:27.901 --> 00:40:36.600 Men arafe'llâh. "Bir kimse Allah'ı bildi mi." Fe-innehû. "O kişi." Yezhedü fî külli şey'in. 00:40:36.760 --> 00:40:40.921 "Her şeyden müstağni olur, hiçbir şeye aldırmaz duruma gelir." 00:40:41.838 --> 00:40:46.794 Yüşğıluhû anhu. "Allah'tan kendisini meşgul eden her şeyden müstağni hale gelir." 00:40:47.421 --> 00:40:54.214 Bir insan Allah'ı bildi mi, o, Allah bilgisinden, Allah'tan kendisini meşgul eden, 00:40:54.258 --> 00:41:01.546 alıkoyan her şeyden uzaklaşır, ona metelik vermez, iltifat etmez, yönelmez duruma gelir. 00:41:04.235 --> 00:41:09.950 Bu nedendir? Çünkü Allah bilgisi çok sevimlidir, çok güzeldir, çok yüksektir, çok sevaptır, 00:41:10.286 --> 00:41:17.317 çok kıymetlidir, tariflere sığmaz lezzete sahiptir. İnsan o tadı tattıktan sonra 00:41:17.370 --> 00:41:21.590 başka şeyler saman gibi gelir. O hiç tat almaz yani. 00:41:16.966 --> 00:41:23.150 Ve bi-isnâdihî kâle. "Aynı rivayet zinciriyle dedi ki râvî." 00:41:23.227 --> 00:41:30.548 Süile Ebû Yezîde ani's-sünneti ve'l-farîdati. Fekâle: es-Sünnetü terkü'd-dünyâ ve'l-farîdatü 00:41:30.662 --> 00:41:37.480 es-suhbetü mea'l-Mevlâ; li-enne's-sünnete küllehâ tedullü alâ terki'd-dünyâ 00:41:37.581 --> 00:41:41.351 ve'l-kitâbü küllühû yedüllü alâ suhbeti'l-Mevlâ. 00:41:41.431 --> 00:41:48.838 Fe-men tealleme es-sünnete ve'l-farîdate fe-kad kemüle. 00:41:50.558 --> 00:41:57.263 Ebû Yezîd-i Bistâmî hazretlerine aynı rivayet zinciriyle şöyle sorulduğu bize geliyor, 00:41:57.315 --> 00:42:04.662 kimdi râvî? Hasan b. Alleveyh idi. Sormuşlar, demişler ki; Süile Ebû Yezîde ani's-sünneti ve'l-farîdati. 00:42:12.489 --> 00:42:17.529 Sünnetten ve farzdan sormuşlar. Sünnet nedir, farz nedir diye sormuşlar 00:42:17.829 --> 00:42:24.598 Bayezîd-i Bistamî'ye. O da cevap vermiş; es-Sünnetü terkü'd-dünyâ. 00:42:25.198 --> 00:42:31.736 "Sünnet, dünyayı terk etmektir." Ve'l-farîdatü. "Farz da." es-Suhbetü mea'l-Mevlâ. "Allah ile sohbet etmektir." 00:42:31.767 --> 00:42:38.230 "Allah ile sohbet etmektir." Dünyayı terk etmek, sünnet; Allah ile sohbet etmek, farzdır. 00:42:38.984 --> 00:42:45.740 Li-enne's-sünnete küllehâ tedullü alâ terki'd-dünyâ. "Çünkü sünnet-i seniyyeyi baştan 00:42:45.135 --> 00:42:50.482 sona insan dikkatle okur, mütalaa ederse, hepsinin hülâsası, 00:42:50.676 --> 00:42:54.612 sünnetten çıkan sonuç; dünyanın beş para etmediği, dünyaya meyletmemek, 00:42:55.530 --> 00:43:01.134 âhirete rağbet etmek gerektiğidir. Bu anlaşılır." Ve'l-kitâbü küllühû yedullü alâ suhbeti'l-Mevlâ. 00:43:01.610 --> 00:43:08.301 "Kur'ân-ı Kerîm'i de insan, iz'an ve irfan ile baştan sona okursa, oradan çıkacak husus da; 00:43:08.734 --> 00:43:14.809 Allah ile insanın sohbet etmesi, onunla dost olması, onunla beraber olması, onun yanında olması, 00:43:15.655 --> 00:43:21.218 onunla meşgul olması gerektiğidir." Fe-men tealleme es-sünnete ve'l-farîdate. "Kim bu mânada 00:43:21.580 --> 00:43:29.105 sünneti ve farzı öğrenirse, bu zihniyete ererse." Fe-kad kemüle. "İşte o, kemal ehli olur." 00:43:30.373 --> 00:43:35.609 Dünyayı terk edip işi gücü Mevlâ ile meşgul olmak durumuna gelmişse kâmil insan odur. 00:43:36.182 --> 00:43:47.750 Ve bi-isnâdihî kâle Ebû Yezîd. Aynı rivayet zinciriyle Hasan b. Alleveyh duymuş, 00:43:47.393 --> 00:43:54.943 Ebû Yezîd-i Bistâmî'den. Diyor ki; en-Ni'metü ezeliyyetün, yecübü en yekûne lehâ şükrün ezeliyyün. 00:43:56.916 --> 00:44:02.816 en-Ni'metü ezeliyyetün. "Nimet ezelîdir, ezeldendir." Yani, çok evveldendir. 00:44:03.221 --> 00:44:08.749 Yecübü en yekûne lehâ şükrün ezeliyyün. "Onun şükrünün de ezelde olması, 00:44:08.855 --> 00:44:19.348 ezelî bir şükür olması lazımdır." Bu sözün mânası nedir? 00:44:20.291 --> 00:44:28.402 Allah mahlûkatı yaratmadan evvel takdir etti, mukadderâtı tesbit etti, 00:44:29.720 --> 00:44:33.783 "Ol!" dedi, her şey oldu. Ama mukadderâtın planına göre oldu. 00:44:36.800 --> 00:44:43.960 Bir kula Allah ikram ediyorsa, demek ki ezelde ona ikramı takdir etmiş kendisi de, ondan ediyor. 00:44:44.269 --> 00:44:50.189 Niye ezelde ona hayrı takdir etmiş, nimeti takdir etmiş? 00:44:50.701 --> 00:44:59.177 Demek ki kulun ezelde Allah'a kulluğu güzelmiş, şükrü tammış da ondan öyle. 00:44:59.785 --> 00:45:08.249 Hani ruhları yarattığı zaman; E lestü bi-rabbiküm? "Ben sizin rabbiniz değil miyim?" buyurdu. 00:45:08.309 --> 00:45:15.148 Kâlû belâ. "Evet, Rabbimizsin yâ Rabbi!" dediler. Allah'ın bu dünyadaki lütufları oraya dayanıyor. 00:45:15.168 --> 00:45:23.315 Peygamber Efendimiz daha Hz. Âdem toprakla su arasında, daha yaratılmamış iken 00:45:23.569 --> 00:45:29.532 Hz. Muhammed-i Mustafâ'sını yaratacağını bilmiyor muydu Allah? İşin nasıl olacağını bilmiyor muydu? 00:45:29.982 --> 00:45:38.435 Demek ki ezelden hepsi. "Nimet ezelî, şükür de ezelî olmak gerekir." diyor veya "Öyledir de ondan." diyor. 00:45:44.925 --> 00:45:54.916 Biz nimete ermiyorsak ne yapalım? Bu işi bir yerden düzeltmenin imkanı, çaresi var mı?Var. 00:45:55.666 --> 00:46:03.155 Diyor ki Peygamber Efendimiz; ed-Duâ yerüddü'l-kadâe, ba'de en yübreme. 00:46:03.701 --> 00:46:09.782 "Dua Allah'ın mukadderâtını, kesinleşmiş iken değiştirir. 00:46:09.869 --> 00:46:13.220 Allah duayı kabul eder. Çünkü duayı kabul etmek de O'nun şânındandır." 00:46:13.277 --> 00:46:17.359 Mücîbü'd-da'avât'tır. "Duaları kabul edicidir." O halde ne yapacağız? 00:46:17.888 --> 00:46:25.849 Demek ki daima Allah'a yalvaracağız. "Yâ Rabbi! Aman yâ Rabbi!" diyeceğiz.Başka diyeceğimiz bir şey yok. 00:46:26.226 --> 00:46:31.535 Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerinin menâkıbı, sözleri burada tamam oldu. Allah şefaatine erdirsin. 00:46:31.968 --> 00:46:35.511 Allah hepinizden razı olsun. Fâtihâ-i şerîf mea'l-Besmele.