WEBVTT 00:00:00.124 --> 00:00:04.435 Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:00:04.769 --> 00:00:11.480 el-Hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn. 00:00:12.153 --> 00:00:19.678 Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. Ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. 00:00:20.644 --> 00:00:23.279 Emmâ ba'd: Aziz ve muhterem kardeşlerim! 00:00:23.782 --> 00:00:32.258 Allahu Teâlâ hazretlerinin selamı, rahmeti, bereketi, rızası, ihsânı, ikramı üzerinize olsun. 00:00:32.590 --> 00:00:39.950 Allah'ın sevgili kullarının, evliyâullahın hayatlarını toplamış olan 00:00:40.914 --> 00:00:46.775 Ebû Abdirahman es-Sülemî'nin Tabakâtu's-sûfiyyesi'nin 94. sayfasındayız. 00:00:47.132 --> 00:00:57.478 Hâtem-i Esam hazretleri ile ilgili bölümde geriye kalan kısmı okuyup tamamlamaya çalışacağız. 00:00:59.546 --> 00:01:06.409 Dersimize başlamadan önce, evvela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in 00:01:06.409 --> 00:01:14.745 ruh-ı pâkine hediye olsun diye, sonra onun mübarek âl'inin, ashabının, etbâının, ezvâcının, 00:01:14.832 --> 00:01:18.644 evladının ruhlarına hediye olsun diye, hâsseten 00:01:19.203 --> 00:01:27.866 Peygamber sallallahu aleyhi ve selem Efendimiz'in vazifesinin devamı olan makâm-ı irşâdın sahipleri 00:01:28.338 --> 00:01:32.893 Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in mânevî halifeleri, 00:01:33.743 --> 00:01:42.327 Ümmet-i Muhammed'in emanet edildiği emanetçiler olan mürşid-i kâmillerimizin 00:01:42.734 --> 00:01:49.554 sâdât ve meşâyihimizin, Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh ve Aliyyü'l-Murtazâ'dan hocamız, 00:01:49.605 --> 00:01:56.460 şeyhimiz Muhammed Zahid el-Bursevî'ye kadar turûk-ı aliyyelerimiz silsilelerinden gelmiş geçmiş, 00:01:56.118 --> 00:02:02.261 güzerân eylemiş sâdâtımızın, meşâyihimizin, hocalarımızın, üstatlarımızın, 00:02:02.494 --> 00:02:13.556 onlara bağlı olan halifelerin, derviş kardeşlerimizin şu içinde oturup tatlı tatlı dersler yaptığımız 00:02:14.926 --> 00:02:22.590 tekkenin bânisi Selami Mustafa Efendi hazretlerinin ve civarda medfun bulunan 00:02:24.666 --> 00:02:31.907 Şeyh Murad Efendi hazretlerinin, Haydar Baba hazretlerinin Abdülehad-i Nûrî hazretlerinin 00:02:32.612 --> 00:02:38.706 ruhları için, beldemizin medâr-ı iftihârı enbiyâullahtan Yûşâ aleyhis selam'ın, 00:02:39.338 --> 00:02:45.482 Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in ashâbından Halid b. Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî 00:02:45.556 --> 00:02:48.939 ve sâir sahâbe-i kirâm hazerâtının ruhları için, 00:02:51.941 --> 00:02:55.800 beldemizi fethetmiş olan Fatih Sultan Muhammed Hân hazretlerinin 00:02:55.829 --> 00:03:02.835 ve mübarek ordusu mensubu fâtihlerin, şehitlerin, gazilerin, mücahitlerin ruhları için, 00:03:03.636 --> 00:03:11.190 buraya gelmiş olan siz kardeşlerimizin âhirete göçmüş olan bütün müslüman ecdât u ceddât, 00:03:11.190 --> 00:03:20.623 akrabâ-ı taallükâtının, ahbâb-ı yârân-ı ihvânının ruhları için, sâir mü'minîn ü mü'minât, 00:03:20.623 --> 00:03:26.269 müslimîn ü müslimât kadeşlerimizin de dereceleri üzere ruhlarına hediye olsun diye 00:03:26.488 --> 00:03:33.200 ve biz yaşamakta olan kullar da Rabbimizin rızasına uygun ömür sürelim, 00:03:35.640 --> 00:03:39.798 O'na mutî olarak yaşayalım, sevdiği kullardan olalım; 00:03:41.491 --> 00:03:48.338 dünya âhiret ve dinî konularda âfiyet ehlinden olalım, 00:03:49.120 --> 00:03:56.258 iki cihanda saadete erelim diye bir Fâtihâ, üç İhlâs-ı Şerîf okuyalım, öyle başlayalım. 00:03:58.757 --> 00:04:07.369 Kâle Ebû Abdirrahmân es-Sülemî. Semi'tü Ebâ Aliyyin Saîde'bni Ahmed el-Belhıyye. 00:04:07.798 --> 00:04:13.970 Yekûlü semi'tü Ebî, yekûlü semi'tü Muhammede'bni Abdin, yekûlü semi'tü hâlî 00:04:13.970 --> 00:04:19.530 Muhammede'bne'l-Leysi yekûlu semi'tü Hâmideni'l Leffâfe, 00:04:20.200 --> 00:04:26.990 yekûlu semi'tü hâtemeni'l-esamme yekûlü el vâsiku men razakahû 00:04:28.266 --> 00:04:37.999 men la yefrahu bi'l-gınâ ve lâ-yehtemmü bi'l-fakri. Ve lâ yübâlî asbaha fî usrin ev yüsrin. 00:04:38.141 --> 00:04:44.439 Müellifimiz Sülemî hazretleri "Ben Ebû Ali'den işittim." diyor. 00:04:45.446 --> 00:04:53.389 Ebû Ali isimli zâtın ismi Muhammed b. Saîd b. Ahmed imiş. Mevlânâ'nın şehri Belh'ten. 00:04:54.310 --> 00:05:00.131 Babasından duymuş o da Muhammed b. Abd'den duymuş. O da dayısından duymuş. 00:05:00.120 --> 00:05:02.419 Dayısı Muhammed b. Leys imiş. 00:05:06.124 --> 00:05:09.188 Kâne sikaten. "Bu zât güvenilir bir kimseymiş." 00:05:09.760 --> 00:05:17.666 299 senesinde, Ramazan ayında vefat etmiş. 00:05:19.794 --> 00:05:25.949 Hâmid el-Leffâf'tan duymuş, o da Hâtem-i Esam'ın böyle dediğini duymuş. 00:05:26.496 --> 00:05:30.713 Rivayet zinciri bu şekilde. Hâtem-i Esam diyor ki: 00:05:31.424 --> 00:05:37.959 el-Vâsiku min rızkıhî men lâ yefrahu bi'l-gınâ ve lâ yehtemmü bi'l-fakri 00:05:37.959 --> 00:05:40.873 ve lâ yübâlî asbaha fî usrin ev-yüsrin. 00:05:41.222 --> 00:05:53.430 el-Vâsik, vesîka, vüsûk "güvenilen demek." Güvenmek masdarından. 00:05:54.369 --> 00:05:59.812 Güvenilen belgeye de vesika deniliyor. Vâsık, güvenen demek. 00:06:00.272 --> 00:06:09.827 el-Vâsiku min-rizkihî. "Rızkından yana Allah'a güvenen." 00:06:09.933 --> 00:06:11.516 Ya da benim ilk okuduğum gibi; 00:06:11.545 --> 00:06:20.100 el-Vâsiku ve men razakahû. "Kendisine rızkı veren Allah'a tam güvenip dayanan kimse." 00:06:22.910 --> 00:06:24.863 "Böyle de okunabilir." diye düşünüyorum. 00:06:26.635 --> 00:06:32.807 Esas itibariyle konu şu; bir kimse hakikaten Allah'a tevekkül ediyor mu, 00:06:33.530 --> 00:06:38.980 hakikaten Allah'a güveniyor mu? Allah'a itimadı tam mı, bağlılığı gerçek mi, 00:06:38.344 --> 00:06:44.462 sahte mi, hakiki mi, yalancı mı? Hakiki bağlılığı olan kimseyi tarif edecek. 00:06:44.658 --> 00:06:53.772 el-Vâsiku bi'l-lâhi's-samed. "Allah'a dayanan, güvenen kimse," nasıl bir kimsedir? 00:06:54.260 --> 00:07:01.950 Men lâ yefrahu bi'l-gınâ. "Zenginlikle ferahlanmayan" Ve lâ yehtemmu bi'l-fakr. 00:07:02.759 --> 00:07:11.912 "Fakirlikten dolayı da gamlanmayan, üzülmeyen" Ve lâ yübâlî asbaha fî usrin ev-yüsrin. 00:07:12.340 --> 00:07:18.169 "Sabahleyin kolaylık içinde mi yoksa zorluk içinde mi kalktı?" 00:07:19.228 --> 00:07:30.401 "Kolaylıkta, bollukta, rahatlıkta mı sabahladı yoksa darlıkta açlıkta, yoksullukta, 00:07:30.552 --> 00:07:35.197 fakirlikte, ihtiyaç halinde mi sabahladı? Bütün bunlara aldırmayan kimsedir." 00:07:37.554 --> 00:07:43.563 Allah'a hakiki güvenen kimsenin ana vasfı; 00:07:45.309 --> 00:07:54.917 elinde bulunan veya bulunmayan şeye göre değişmeyen bir kişi oluşudur. 00:07:55.170 --> 00:07:58.797 Durumu ne olursa olsun Allah'ı seviyor, Allah'a dayanıyor. 00:07:59.635 --> 00:08:09.354 İzâ ü'tû minhâ radû ve izâ lem yuğtav minhâ izâhüm yeshatûn. 00:08:19.322 --> 00:08:27.269 Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem eline geçen şeyleri tasadduk ederdi. 00:08:27.737 --> 00:08:31.132 Fakirlere verirdi; tevzî ve taksim ederdi. 00:08:31.211 --> 00:08:36.623 Ganimet olsun; sadaka, zekât, hayır olsun hiçbirini depo etmezdi. 00:08:36.693 --> 00:08:40.662 Biliyoruz ki sabah eline geleni akşama bırakmazdı; dağıtırdı. 00:08:40.955 --> 00:08:47.641 Akşam eline geleni sabaha bırakmaz hemen tevzî eder, dağıtırdı. İhtiyaç sahiplerine ulaştırırdı. 00:08:47.807 --> 00:08:55.277 Tabii bazen bir fakire verir; öteki gelen maldan ona vermeyip başkasına da verebilir. 00:08:55.325 --> 00:09:01.880 "Herkese her zaman vereceğim." diye bir şey de yok; değişik kimselere verebilir. 00:09:02.285 --> 00:09:05.833 Bazı kimselerin durumu bu âyet-i kerîmede anlatılıyor. 00:09:05.873 --> 00:09:07.533 İzâ ü'tû minhâ radû. 00:09:08.100 --> 00:09:16.430 Gelen varlıklardan; mallardan, sadakalardan, zekâtlardan, ganimetlerden kendilerine verilirse 00:09:16.642 --> 00:09:29.600 "Memnun olurlar. Razı, hoşnut ve rahat olurlar." Ve izâ lem yuğtav minhâ. "Kendilerine verilmezse" 00:09:30.400 --> 00:09:33.187 İzâ hüm yeshatûn. "O zaman kızarlar, sinirlenirler." 00:09:34.140 --> 00:09:41.518 Böyle olmaması lazım; bu nâmertlerin sıfatıdır. Mert insan, hakikaten bağlı olan, 00:09:41.592 --> 00:09:48.964 hakikaten seven insan böyle olmaz! Seven, bağlı olan insan ufak tefek değişiklerde, 00:09:49.128 --> 00:09:55.282 şartların ve durumların değişmesinden dolayı sendelemez, bocalamaz, 00:09:56.200 --> 00:10:06.371 şaşırmaz, gevşemez, imtihanı kaybetmez! Geçen gün bir arkadaş birisini anlatıyor: 00:10:07.635 --> 00:10:11.480 "İyi insandır, hoş insandır. Beş vakit namazını kılar. Sesi de güzeldir. 00:10:13.586 --> 00:10:20.240 Camide ezan okur, salâ verir. Hoş bir insandır. Hakikaten dindar bir ailedendir. 00:10:20.662 --> 00:10:22.440 Bir macerasını anlatıyor. 00:10:22.114 --> 00:10:28.580 Yalnız biraz acayip halleri vardır. Bir keresinde birçok kuzu beslemiş. 00:10:29.890 --> 00:10:34.302 Kurbanda satarken de çok para istemiş. En kıymetli kuzusunu satamamış. 00:10:34.999 --> 00:10:43.901 Satmak için çok uğraşmış ama yüzde elli fazla istediği için satamamış. Kimse gelip de o parayı verip de almamış. 00:10:44.412 --> 00:10:49.186 O da; 'Benim malım satılmadı.' diye kızgınlığından bayram namazına gelmemiş." 00:10:52.320 --> 00:10:56.924 Sen ister bayram namazına gel, istersen gelme! İster namaz kıl, ister kılma! 00:10:57.162 --> 00:11:01.722 İster müslüman ol, ister olma! Kime kızıyorsun? 00:11:03.914 --> 00:11:10.348 Kâfir olsan zararı kendine, mü'min olsan kârı kendine. Allah'a kızmak olur mu? 00:11:10.348 --> 00:11:15.833 Hâşâ sümme hâşâ! Allah imtihan ediyor. Sen de çok isteme, aç olma, tok gözlü ol! 00:11:16.240 --> 00:11:21.936 Ama tabii onu anlayacak durumda değil. İşi olmayınca bu sefer camiye namaza da gelmemiş. 00:11:22.795 --> 00:11:28.900 İnsanların durumları böyle acayip olabilir. Ama derviş, sûfî öyle değildir. 00:11:28.262 --> 00:11:43.349 Sûfî mert insandır; olağanüstü insandır, kahraman, efsanevî insandır. Destan gibi insandır! 00:11:43.420 --> 00:11:50.796 Onun için sûfî zenginlikten sevinmez, zenginlikle sevinmez. Zenginlik olmasa da sevinir. 00:11:51.955 --> 00:11:58.133 Allah vermese de sevinir. Fakirlikten de üzülmez. İster zengin olsun ister fakir olsun. 00:11:58.513 --> 00:12:08.350 Bir çok kimse Allahu Teâlâ hazretlerini tam tanımıyor. Esmâ-i Hüsnâ'sında sayıyoruz. 00:12:08.495 --> 00:12:21.130 Ganî, Muğnî, Mu'tî. Ganî ne demek? Zengin. Hem zengin demek hem müstağnî demek Ganî. 00:12:21.229 --> 00:12:25.942 Âlemlere, mahlukâta ihtiyacı yok. İster ibadet etsinler, ister etmesinler. 00:12:26.144 --> 00:12:32.234 Mugnî ne demek? Zengin edici. Zengin ediyor. Hem Mu'tî verici 00:12:32.453 --> 00:12:39.550 hem Mâni' "men edici" hem Nâfi' "fayda verici" hem Dâr "zarar verici" 00:12:40.480 --> 00:12:46.503 hem Muhyî "yaşatıcı" hem Mumît "öldürücü." Millet iki tarafı anlayamıyor. 00:12:46.550 --> 00:12:52.720 Bir tarafı, kendisine gelen işine gelen tarafı anlıyor; işine gelmeyen tarafı anlamıyor. 00:12:53.927 --> 00:12:59.168 Sana nimet geldiği zaman nimeti veren kim? Allah. 00:12:59.186 --> 00:13:04.551 Çocuğun oldu mâşallah, iyi. Para kazandın mâşallah iyi. Bir işe girdin mâşallah, 00:13:04.881 --> 00:13:08.908 kazancın tıkırında, sıhhatin yerinde; mâşallah iyi. Bunları veren kim? Allah. 00:13:09.517 --> 00:13:12.910 Memnun musun? Elhamdülillah, çok şükür memnunum. 00:13:13.603 --> 00:13:18.760 Hastalık, fakirlik, yoksulluk gelince; işten çıkınca, çocuk ölünce ne olacak? 00:13:19.892 --> 00:13:26.107 O zaman bir karış surat, abuk sabuk sözler… Böyle kimseler var. Talebelerimden var. 00:13:27.122 --> 00:13:35.175 Allah bir çocuk verdi; gül yaprağı gibi çok güzel. Ben o kadar güzel bebek az gördüm. 00:13:35.591 --> 00:13:45.663 Hakikaten çok güzeldi fakat bir iki hafta içinde aldı; verdiği bebeği aldı. Annesi İslâmi şuurunu oynattı. 00:13:46.250 --> 00:13:52.771 Normal şuuru yerinde, delirmedi ama dinî bakımdan dîvâneleşti. 00:13:53.765 --> 00:13:59.980 Abuk sabuk, yalan yanlış konuşmaya, Allah'a âsî olacak sözler söylemeye başladı. 00:13:59.408 --> 00:14:06.807 Neden? "Allah sevgili yavrusunu aldı." diye. Verdiği gün sevinmemiş miydi? 00:14:06.860 --> 00:14:17.263 Çok sevinmişti. Herkes memnun olmuştu. Herkes güldü, oynadı. Ama aldığı zaman barut gibi, 00:14:17.359 --> 00:14:20.580 biber gibi ağzından çıkanı kulağı duymuyor. 00:14:20.238 --> 00:14:25.258 Öyle şey olmaz! Derviş öyle insan değil, böyle nâmertlik yapmaz! 00:14:26.285 --> 00:14:38.721 Derviş olan, kendisini rızıklandıran Allah'a bağlılığı, güveni tam olan kimse zenginlikle sevinmez, 00:14:39.193 --> 00:14:45.407 gururlanmaz; zenginliğe itimat etmez. Zenginlik gidebilir; mühim değil. Allaha dayanır. 00:14:46.315 --> 00:14:52.441 Fakirlikten de üzülmez, korkmaz. Çünkü fakirliği giderecek olan da Allah'tır. Allah'ın rızkı boldur. 00:14:53.264 --> 00:14:59.736 Kendi yanında yok ama; "Benim dayandığım Rabbimin rızkı bol." der oradan da tasaya düşmez. 00:15:00.250 --> 00:15:09.299 Çünkü imanı sağlam. Sonra; "Sabahleyin darlıkta mı genişlikte mi sabahladı. 00:15:09.707 --> 00:15:14.562 Sabahleyin elinde yiyecek, içecek, mal, mülk, para pul var mı yok mu?" ona da aldırmaz. 00:15:14.847 --> 00:15:19.607 İşte gerçek güven bu! Hakikaten güveniyorsa Allah verir, lütfeder. 00:15:19.694 --> 00:15:26.518 Hâtem-i Esam; "Rızkımızı elbette verecek." diye rızkı konusunda Allah'a dayanan insanın tavrı bu oluyor." diyor. 00:15:26.598 --> 00:15:33.523 Tabii insan yaptığı şeyi söyler; yapmadığı şeyi söyleyemez. Hele ki bir mutasavvıf 00:15:33.694 --> 00:15:39.434 yapmadığı şeyi katiyen söylemez. Gerçek mutasavvıf yapabildiği şeyleri söyler. 00:15:40.256 --> 00:15:43.197 Demek ki Hâtem-i Esam hazretleri böyle bir kimse. 00:15:42.843 --> 00:15:44.852 Çok sevdiğim büyüklerimizden birisi. 00:15:44.852 --> 00:15:50.865 Ve bi-isnâdihî kâle Hâtemün. "Yine aynı rivayet zinciri ile gelen habere göre 00:15:51.725 --> 00:15:58.214 Hâtem-i Esam Efendimiz Ebû Abdirrahman es-Sülemî rahmetullahi aleyh'e şöyle buyurmuş:" 00:15:58.546 --> 00:16:03.558 Yu'rafü'l-ihlâsu bi'l-istikâmeti ve'l-istikâmetü bi'r-recâ 00:16:03.978 --> 00:16:08.110 ve'r-recâü bi'l-irâdeti ve'l-irâdetü bi'l-ma'rifeti. 00:16:11.996 --> 00:16:19.754 "İhlâs istikâmetle bilinir. İnsanın ihlâsı istikâmetinden bilinir." 00:16:21.476 --> 00:16:27.891 İstikâmet yön mânasında değil. Müstakîmü'l-hâl olması, doğru halli olması, 00:16:28.680 --> 00:16:33.905 doğru yolda yürüyen insan olması mânasında. Bir insanın ihlâsı, doğru yolda yürüyüşünden belli olur. 00:16:33.905 --> 00:16:37.568 Yamuk gidiyorsa, günah işliyorsa demek ki ihlâslı değil. 00:16:38.236 --> 00:16:45.819 Müstakîm ise; sırât-ı müstakîmde yürüyen, hâli, sözü, işi müstakîm kimse ise o ihlâslı demektir. 00:16:45.874 --> 00:16:50.219 İhlâslı kimse müstakîmü'l-hâl olmakla anlaşılır; bir. 00:16:51.166 --> 00:17:01.252 Ve'l-istikâmetü bi'r-recâ. "Müstakîmü'l-hâl olmak da Allah'a ümidi olmakla olur." 00:17:01.860 --> 00:17:11.470 Allah'a recâsı, ümidi olan, umudu olan kimsede olur. 00:17:11.686 --> 00:17:18.839 Ve'r-recâü bi'l-irâdeti. "Umut da müridlikle olur. 00:17:20.712 --> 00:17:26.892 Ve'l-irâdetü bi'l-ma'rifeti. "İstemek de mârifetullaha ermekle olur." 00:17:27.566 --> 00:17:31.317 Mârifetullah, Allah'ı bilmek demektir. Birçok kimse 00:17:31.709 --> 00:17:39.705 o mârifetullaha, irfana, ârifliğe ermiş değildir. Müslüman ama ârif seviyesine çıkmış değil. 00:17:39.989 --> 00:17:46.130 Ham, kaba, eksik, kusurlu, cahil, gafil; tam ârif değil. 00:17:46.527 --> 00:17:52.719 Eğer bir insan ârif ise o zaman onun iradesi de müridliği de yani Allah'ı istemesi, 00:17:53.900 --> 00:17:56.711 Allah'a vuslatı arzu etmesi de sağlam olur. 00:17:56.839 --> 00:18:06.403 "Allah'ı istemesi; Allah yoluna girmesi, O'na kavuşma azmi tamam olunca 00:18:06.628 --> 00:18:09.830 o zaman ümidi de tamam olur, hâsıl olur. 00:18:10.103 --> 00:18:16.683 Ümidi hâsıl olduğu zaman da Allah'a karşı beslediği o umutla müstakîmü'l-hâl olur. 00:18:16.903 --> 00:18:23.162 Müstakîmü'l-hâl sahibi olunca da ihlâslı olur. İhlâs istikametle bilinir. İstikamet reca ile bilinir. 00:18:23.431 --> 00:18:29.668 Reca irade ile bilinir. İrade de mârifetle bilinir." Çetin bir söz bu. 00:18:26.636 --> 00:18:35.420 Allahu a'lem bunlar bu tarzda birbirleriyle alakalı kavramlardır. 00:18:35.808 --> 00:18:42.323 Böyle olursa bu sıra ile birbirlerini tevlit ederek, ortaya koyarak bu sonuca ulaşır. 00:18:42.323 --> 00:18:48.800 Demek ki insanın doğrudan doğruya ihlâslı bir kimse olabilmesi kolay olmuyor. 00:18:48.927 --> 00:18:54.319 O ihlâs denilen güzel sıfat bütün amellerin kabul olmasının şartıdır. 00:18:54.593 --> 00:18:59.553 "Allah ihlâssız ameli kabul etmiyor." diye biliyoruz. İhlâssız namazı, 00:18:59.593 --> 00:19:07.339 orucu, haccı, sadakayı kabul etmiyor. İhlâsın çok önemli olduğunu biliyoruz 00:19:07.956 --> 00:19:14.130 ama bu ihlâsın elde edilmesinin şekli şemaili kolay değil. 00:19:14.625 --> 00:19:19.850 İlk önce insan iyice bir ârif olacak, irfana erecek 00:19:19.442 --> 00:19:22.219 Ondan sonra irfanı ile mârifetullahla 00:19:22.555 --> 00:19:27.113 kendisinde Allah'a kavuşma aşkı, şevki, iradesi, isteği belirecek. 00:19:27.524 --> 00:19:34.540 O belirince Allah'a umudu, şevki olan bir kimse olacak. 00:19:34.999 --> 00:19:42.920 O şevk kendisine Allah'a karşı âsî olmama durumunu; daima mutî kul olma durumunu sağlayacak. 00:19:42.920 --> 00:19:47.127 Ondan sonra da her yaptığı işi o duygularla, ihlâsla yapan bir kimse olacak; 00:19:47.425 --> 00:19:49.340 ibadetleri makbul olacak. 00:20:01.270 --> 00:20:02.757 Ve bihî kâle Hâtemün. 00:20:02.842 --> 00:20:10.801 "Yine aynı rivayetten, aynı kanaldan, aynı şahıslardan nakledildiğine göre Hâtem-i Esam hazretleri şöyle buyurmuş:" 00:20:11.169 --> 00:20:21.362 Li-külli kavlin sıdkun ve li-külli sıdkın fi'lün ve li-külli fi'lin sabrun. 00:20:21.990 --> 00:20:32.397 Ve li-külli sabrin hısbetün ve li-külli hısbetin irâdetün ve li-külli irâdetin eseratün 00:20:34.823 --> 00:20:41.808 Hâtem-i Esam hazretleri bir önceki sözü gibi burada da bir sıralama yaptı. 00:20:42.455 --> 00:20:48.390 Allahu a'lem şöyle buyuruyor: Li-külli kavlin sıdkun. "Her sözün doğruluğu vardır." 00:20:48.993 --> 00:20:56.440 Doğru oluşu vardır. Tabii her sözün doğru olmadığını biz biliyoruz. Bazı sözler yalan. 00:20:56.680 --> 00:21:02.340 Yalancıların sözleri yalandır. Ama her sözün doğru olması gerekir. 00:21:03.945 --> 00:21:09.410 O sözün doğru olmasını ispat edecek bir durumun olması lazımdır. 00:21:09.502 --> 00:21:13.304 "Sözün doğru olması gerekir. Her sözde bir doğruluk aranır." diyelim. 00:21:14.453 --> 00:21:17.110 Ve li-külli sıdkın fi'lün. 00:21:17.731 --> 00:21:21.541 "Her bir doğruluğun da fiiliyatta olması lazım gelir." Lafla doğruluk olmaz 00:21:25.660 --> 00:21:31.456 Söz doğru olacak. Her doğruluğun da bir fiiliyatı vardır. 00:21:32.712 --> 00:21:41.325 Lafta, nazariyatta ütopik olarak fikirde değil fiiliyatta görünen bir şey olması lazımdır. 00:21:42.659 --> 00:21:52.270 Ve li külli fi'lin sabrun. "Her bir fiilin de yapılması kolay değildir." 00:21:52.616 --> 00:21:59.700 Meşakkatlidir çünkü fiildir; tembellik değildir. Bir harekettir, faaliyettir. O da enerji ister. 00:22:00.360 --> 00:22:06.110 Enerji de sabırla hâsıl olur. Demek ki insan sabırlı olabilecek ki bir şeyler yapabilsin. 00:22:06.361 --> 00:22:13.358 Yaptığı şeyi doğru olacak. Doğru olduğu zaman sözü tahakkuk etmiş olacak; 00:22:13.163 --> 00:22:15.372 söylediği gibi bir insan olduğu anlaşılacak. 00:22:16.888 --> 00:22:23.655 Ve li-külli sabrın hısbetün. "Her sabrın Allah tarafından bir mükâfatı vardır." 00:22:24.430 --> 00:22:28.331 İnsan o sabrı niye yutuyor, niye çekiyor, tahammül ediyor? 00:22:28.601 --> 00:22:33.331 Allah'tan sevap olduğu için. Niye akşama kadar oruç tutuyoruz, niye cihada gidiyoruz, 00:22:33.331 --> 00:22:38.341 yaralanıyoruz, ölümü göze alıyoruz? Niye birtakım fedakârlıklarda bulunuyoruz? 00:22:39.167 --> 00:22:46.967 Her sabrın Allah'tan beklenen bir mükâfat tarafı var da onun için sabrediliyor. 00:22:48.495 --> 00:22:50.670 Ve li-külli hısbetin irâdetün. 00:22:51.206 --> 00:22:58.337 "Her Allah'tan sevap ummanın da bir isteme, isteklilik durumu vardır." 00:22:59.580 --> 00:23:04.640 İsteyerek olur bu; tesadüfen olursa olmaz. "Tesadüfen şöyle oluverdi." onun sevabı olmaz. 00:23:04.861 --> 00:23:10.354 Kendisi isteyecek, o mihneti yüklenecek. Düşünmüş taşınmış kararını vermiş; 00:23:10.489 --> 00:23:16.650 "Tamam ben oruç tutacağım." diyor. Düşünmüş kararını vermiş; "Ben cihada gideceğim." diyor. 00:23:16.647 --> 00:23:21.671 İrade ile olur; düşünme sonunda olur. 00:23:23.117 --> 00:23:25.996 Ve li-külli irâdetin eseratün. 00:23:26.696 --> 00:23:35.502 "Her istek tefekkür, düşünme ve kararın da bir tesiri vardır da o karar ondan alınmıştır." 00:23:37.507 --> 00:23:46.821 Allahu a'lem. Tabii o tesir de yine Allah'tandır. Allah nasip etmese insan iyiliği düşünemez bile. 00:23:47.436 --> 00:23:54.212 Ve mâ-teşâûne illâ en-yeşâallâh. "Allah istemese bir şey istemek bile elinizden gelmez." 00:23:54.473 --> 00:24:00.304 Her istediğimizi yapıyoruz sanıyoruz ama Allah istemese o istek bile insanın içinde hâsıl olmaz. 00:24:00.662 --> 00:24:06.276 Yine her şey Allah'tan oluyor. Bu sözden anladığımız nedir? 00:24:07.516 --> 00:24:16.149 Şöyle özetlemek gerekirse; "İnsanın sözü doğru olmalı. Doğruluk lafta kalmamalı fiiliyatta olmalı. 00:24:16.982 --> 00:24:23.200 Fiiliyatı yaparken de insanda sabır gerekecek; böyle sevaplı işler sabırla olur. 00:24:23.273 --> 00:24:24.636 Sabır sahibi olmalı. 00:24:24.987 --> 00:24:28.962 Her bir sabrın da sonunda Allah tarafından bir mükâfatı vardır. 00:24:30.161 --> 00:24:34.420 O mükâfatı düşünmek de bir iradenin sonunda hâsıl olur. 00:24:33.827 --> 00:24:39.571 O da içinde Allah'ın verdiği bir aşkla, şevkle, tesirle meydana gelir." 00:24:40.281 --> 00:24:43.361 Allah gönüllerimize hayırları ilham eylesin 00:24:45.162 --> 00:24:49.585 ve her yaptığımız işi Allah'tan mükâfat bekleyerek yapacak şuura erdirsin. 00:24:50.174 --> 00:24:56.397 İyi olarak kararlaştırdığımız şeyleri de meşakkatine katlanarak, ıhlayarak, sıkılarak 00:24:56.740 --> 00:25:04.824 yapacak bir sabır, bir metanet versin. Böylece hayırlı fiilleri yapabilelim, tamamlayabilelim. 00:25:05.118 --> 00:25:09.133 Cümlemize bu şekilde iyi bir müslüman olmak nasip olsun. 00:25:09.280 --> 00:25:15.369 Ve bi-isnâdihî kâle Hâtemün. "Yine aynı isnat zinciri ile Hâtem-i Esam buyurdu ki:" 00:25:16.544 --> 00:25:23.526 Aslü't-tâati selâsetü eşyâe: el-Havfu ve'r-recâü ve'l-hubbu. 00:25:24.470 --> 00:25:29.386 Ve aslu'l-ma'siyeti bi-selâseti eşyâe: el-Kibrü ve'l-hırsu ve'l-hasedü. 00:25:30.120 --> 00:25:33.530 "Hâtem-i Esam hazretleri tecrübesine dayanarak buyuruyor ki:" 00:25:33.819 --> 00:25:40.546 Aslü't tâati selâsetü eşyâe. "Mutî kul olmanın; Allah'a itaat eden, 00:25:40.673 --> 00:25:46.204 ibadet ehli bir kul olmanın üç menbaı vardır." Üç kökü, esası vardır. 00:25:46.204 --> 00:25:52.688 Ondan dolayı insan mutî kul olur. Mutî kul olmanın zıttı âsî kul olmaktır. 00:25:53.266 --> 00:25:59.628 Taatin karşılığı mâsiyettir. İnsan ya Allah'a mutî; söz dinleyen, laf anlayan, 00:25:59.688 --> 00:26:05.585 itaatli bir kuldur ya da âsî bir kuldur. Her insan iki gruptan birisine girecek. 00:26:07.230 --> 00:26:13.565 İtaatkârlığın aslı üç sebeptendir. Bu üç sebep, üç asıl, üç kök, üç kaya; 00:26:13.811 --> 00:26:20.949 1.Havf, 2.Recâ, 3.Hubb. Havf u recâ ve hubbtur. 00:26:21.412 --> 00:26:28.110 Havf ne demek? Allah'tan korkmak demek. İnsan niye Allah'a karşı mutî olur? 00:26:30.850 --> 00:26:35.633 Korkuyor da ondan; ikâb-i elîme uğramamak için Allah'ın gazabına dûçar olmamak için. 00:26:35.764 --> 00:26:40.566 Hatta biz bir kimse olmadık bir şeyi yapıyorsa; "Allah'tan kork!" deriz. 00:26:41.166 --> 00:26:45.523 "Allah'tan korkmuyor musun, nasıl bu yetimin malını yedin? Nasıl bu zulmü yaptın? 00:26:45.887 --> 00:26:48.651 Nasıl şu edepsizliği yapabildin? Allah'tan korkun yok mu?" 00:26:49.730 --> 00:26:54.129 Korku insanları Allah'a mutî hâle getirebiliyor. Birinci sebep bu. 00:26:54.711 --> 00:27:02.200 İkinci sebep ve'r-recâ' ümit de insanı Allah'a mutî eder. Meselâ; 00:27:02.489 --> 00:27:05.135 "Niye geceleyin kalkıyor, namaz kılıyorsun?" 00:27:05.685 --> 00:27:09.536 "Allah geceleyin yapılan duaları kabul edermiş, büyük mükâfat verirmiş vesaire. 00:27:13.590 --> 00:27:18.887 İşte şöyle şöyle yapanlara Allahu Teâlâ hazretleri cennette şöyle şöyle köşkler ikram edermiş." 00:27:26.175 --> 00:27:32.700 Ve'l-âfîne ani'n-nâs. "İnsanları affedenlere cennette mükellef köşkler ihsan edecek." 00:27:33.568 --> 00:27:40.600 O köşkleri almak istemez misin? Herkes ister. İşte o istek, o ümit de insanı mutî yapıyor. 00:27:40.343 --> 00:27:49.711 Bazen korku bazen ümit. Üçüncüsü ve'l hubb. Bir de ne korku ne ümit, yalnızca sevgi yaptırır. 00:27:49.736 --> 00:28:02.370 Tasavvufta ibadetleri, taatleri sevgiyle yapmak, sevgiden dolayı yapmak, bu da en yüksek derecesidir. 00:28:02.210 --> 00:28:03.911 Sevgi, hubb ne? 00:28:04.780 --> 00:28:11.883 Hubbullah Allah sevgisi. Allah sevgisinden dolayı yapmak şuurun en yüksek derecesidir. 00:28:12.668 --> 00:28:14.637 "Neden böyle yapıyorsun veya neden böyle yapmıyorsun?" 00:28:16.230 --> 00:28:19.867 "Allah'ı seviyorum. Her şeyi hoşuma gidiyor. Takdiri hoşuma gidiyor. 00:28:19.999 --> 00:28:22.679 Emri de yasağı da hoşuma gidiyor; ondan böyle yapıyorum." 00:28:23.364 --> 00:28:31.650 "Ne mükâfat, ne ceza, ne cennet, ne cehennem nedeniyle; yalnızca Allah'ı seviyorum, O buyurdu." 00:28:31.997 --> 00:28:37.908 Bir harfi için canını vermeye râzı; sevgiden. Bunun Kur'ân-ı Kerîm'de delili var mı? 00:28:38.307 --> 00:28:43.936 Var. Meselâ iki âyet-i kerîmede geçiyor ki: 00:28:44.625 --> 00:28:49.900 Va'sbir nefseke maa'l-lezîne yed'ûne rabbehüm bi'l-gadâti ve'l-aşiyyi 00:28:49.900 --> 00:28:56.200 yîridûne vechehû ve lâ ta'dü aynâke anhüm türîdü zînetü'l-hayati'd-dünyâ 00:28:56.357 --> 00:29:02.785 ve tuti' men erselnâ kalbehu an-zikrinâ ve't-tebaa hevâhu ve kane emruhû furutâ. 00:29:02.956 --> 00:29:08.422 Kehf sûresinde; Va'sbir nefseke maa'l-lezîne yed'ûne rabbehüm bi'l-gadâti ve'l-aşiyyi. 00:29:09.368 --> 00:29:16.872 "Sabah akşam Rabbine dua eden kimse de yürîdûne vechehû Allah'ın vech-i pâkini, zâtını istiyor." 00:29:17.169 --> 00:29:23.323 Allah aşkı.Allahu Teâlâ hazretlerinin Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e tavsiyesi; 00:29:23.402 --> 00:29:29.660 "Onların yanında ol, onlarla beraber ol, onlarla beraber sabret, onların gurubunda bulun." 00:29:29.384 --> 00:29:33.965 Demek ki sahabe içinde yalnız Allah'ın zâtını sevip 00:29:34.797 --> 00:29:40.717 bütün işlerini sırf Allah'ın zât-ı pâki, vech-i pâkine, O'nun aşkına yapan insanlar varmış. 00:29:41.216 --> 00:29:43.488 Sonra bir başka âyet-i kerîmede daha geçiyor. 00:29:44.380 --> 00:29:49.956 Ve lâ tatrüdi'l-lezîne yürîdûne rabbehüm bi'l-gadâti ve'l-aşiyyi. 00:29:52.106 --> 00:29:56.382 "Gece gündüz Allah'a dua edip O'nun vech-i pâkini isteyen insanları 00:29:56.561 --> 00:30:06.901 fakir, yoksul, hırpanî diye huzurundan kovma." diye yine onları methediyor. 00:30:08.893 --> 00:30:13.199 Ashâb-ı Suffe'nin bir kısmı bu hitaba mazhar kimselerdi. 00:30:14.490 --> 00:30:18.728 Demek ki aşkullah, muhabbetullah galebe çalmış; yaptığı şeyi ondan yapıyor. 00:30:19.548 --> 00:30:25.276 Kendi iradesini yok etmiş; bir şeyi istediğinden, istemediğinden, 00:30:25.399 --> 00:30:29.850 sevdiğinden, korktuğundan yapmıyor. Sırf Allah için yapıyor. 00:30:30.100 --> 00:30:33.690 Allah sevgisinden, aşkullahtan, muhabbetullahtan yapıyor. 00:30:34.290 --> 00:30:38.230 Cennet ümidinden cehennem korkusundan değil; tabii bu da bir derece. 00:30:38.577 --> 00:30:44.648 İbadetlerin taatlerin kaynağı üçtür. En yükseği de bu sevgidir. O sevgi nasıl hâsıl olur? 00:30:44.690 --> 00:30:51.390 İnsanın içinde, o da zikrullahla hâsıl oluyor. Bu işin ısıtıcısı zikrullah. 00:30:51.239 --> 00:30:57.220 Zikrullah yapa yapa insanın zaman aşkı şevki ısınıyor, gönlü kaynıyor. 00:30:57.545 --> 00:31:04.285 O zaman galeyana, cûşa geliyor, âşık-ı sâdık oluyor. Zikri yapmayanda o hal olmuyor. 00:31:06.310 --> 00:31:13.264 Onun için 40 deve yükü kitap okusa ezberlese de alimde o muhabbet olmayabiliyor. 00:31:13.737 --> 00:31:21.453 Ama eli tesbihli bir derviş cihanı kasıp kavuruyor. Alimallah âşık-ı sâdıkın hâli başka oluyor. 00:31:24.442 --> 00:31:29.754 "Boş ver şimdi dervişliği, tasavvufu, kitap okumana bak!" diyorlar. 00:31:30.510 --> 00:31:34.548 Dervişler kitap okumuyor mu, dervişlerde ulûm-i şer'iyye yok mu? Sen bu adamların, 00:31:34.548 --> 00:31:38.562 bu mübareklerin bildiği ulûm-ı şer'iyyenin yüzde birini biliyor musun? 00:31:40.415 --> 00:31:45.541 Onlar hepsini denemişler; bak nasıl hulasâsını söylüyor. Biz niye bu kitabı okuyoruz? 00:31:45.596 --> 00:31:52.272 Bu şahıslar bu tarzda ömür sürmüşler; onların bir sözü bir ömrün tecrübesini aksettiriyor. 00:31:52.707 --> 00:31:57.415 "İtaatin üç kaynağı var; ya korku ya ümit ya da aşkullah." 00:31:57.991 --> 00:32:02.348 Kısaca tarif ediyor, işi bitiriyor. Tabi o Kur'ân-ı Kerîm'i okumuş, 00:32:02.366 --> 00:32:08.000 tefekkürü ile âyet-i kerîmeleri, hadîs-i şerîfleri didik didik etmiş, derinliklerine dalmış. 00:32:08.230 --> 00:32:16.815 Ondan sonra bu sonuçları çıkarmış. Şeriate ait kitapların önemini anlayan sadece sen misin? 00:32:17.459 --> 00:32:22.866 Ve aslu'l-ma'siyeti selâsetü eşyâe. "Mâsiyetin kökleri, kaynağı da üç tanedir." 00:32:22.882 --> 00:32:30.302 Asl kök demek. Meselâ ağacın köküne asl-u şecere, dallarına da fer' derler . 00:32:30.477 --> 00:32:38.400 Furu' yani dallar demek. Günahın da kökü üç tane; üç kaynaktan günah çıkıyor. 00:32:38.407 --> 00:32:45.603 Birisi; el-Kibrü. "Burnu büyük, kibirli, mütekebbir olmak." 00:32:46.214 --> 00:32:51.642 İkincisi; Ve'l-hırsu. "Tamahkâr, harîs, muhteris olmak ." 00:32:52.372 --> 00:32:56.156 Üçüncüsü; Hased, "kıskanç olmak." 00:32:56.939 --> 00:32:59.990 Günahlar bu üçünden kaynar çıkar. 00:32:59.535 --> 00:33:00.723 Birincisi kibir. 00:33:02.880 --> 00:33:07.433 Peygamber Efendimiz; "Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremeyecek." buyuruyor. 00:33:07.923 --> 00:33:14.773 Kibir nedir? Hakkı inadına kabul etmemek. Anladığı halde hak olduğunu, 00:33:15.940 --> 00:33:21.580 doğru olduğunu onuruna yedirip de; "Evet sen haklısın." diyemiyor, inat ediyor. 00:33:22.974 --> 00:33:28.629 "Hakkı bildiği halde inadına kabul etmemek, onuruna yedirememek." dediğimiz şey. 00:33:29.782 --> 00:33:34.977 İşte o kibirdir. İnsana pek çok günahı o onuruna yedirememek duygusu yaptırıyor. 00:33:36.395 --> 00:33:39.612 "Öyle yapacaktım ama ne yapayım, onuruma yediremedim. 00:33:39.612 --> 00:33:40.428 Ne yapayım! 00:33:40.455 --> 00:33:44.658 Herkesin içinde namaz kılacaktım ama onuruma yediremedim. 00:33:44.748 --> 00:33:46.470 Özür dileyecektim ama onuruma yediremedim." 00:33:46.639 --> 00:33:49.462 Yedireme bakalım! 00:33:49.727 --> 00:33:53.370 Bütün günahların bir kısmı oradan çıkıyor. İkincisi de hırs. 00:33:54.980 --> 00:33:56.365 Muhteris adam, ihtiraslı adam. 00:33:57.183 --> 00:34:02.187 Deveyi bulsa üstündeki semeri bile indirmeden hamudu ile beraber lup diye yutuyor. 00:34:02.528 --> 00:34:08.392 Dağ versen onu da yiyecek. Yüz tane deve versen onu da yutucak. Biraz da şu kardeşin yesin. 00:34:08.706 --> 00:34:13.185 Yok, olmaz! Dünyayı yemek için böyle hırsı var. 00:34:13.185 --> 00:34:25.251 Tabii bu hırs, ihtiras, muhterislik, o şiddetli arzular insanı birçok günahlara sürükler. 00:34:25.380 --> 00:34:31.308 Üçüncüsü de hasettir; kıskançlık duygusudur. Yolunu kestirir, arabasına sabotaj yaptırır, 00:34:31.399 --> 00:34:38.388 tarlasını, harmanını yaktırır. Haset insana her şeyi yaptırır. O da kuvvetli, kötü bir duygu. 00:34:39.106 --> 00:34:46.632 Karşı taraftaki insanın elindeki nimeti kıskanıyor. "Sana da vereyim ey kulum!" 00:34:46.932 --> 00:34:50.597 "Yok! Onun elinden gitsin yeter; bana vermesen de olur." 00:34:51.123 --> 00:34:55.387 Hasetçi böyledir. Hasetçinin ana duygusu nedir? 00:34:55.387 --> 00:35:00.322 Ana duygusu senin elindeki nimetin gitmesini istemesidir. 00:35:00.853 --> 00:35:03.597 "Yâ Rabbi! Bunda bu nimet var; ona vermişsin, ben de isterim. 00:35:03.747 --> 00:35:04.563 Çocuk da öyle. 00:35:04.945 --> 00:35:09.928 Anne ona şekerden çikolatadan vermişsin, ben de isterim." "Tamam al, sana da veriyorum." 00:35:10.823 --> 00:35:14.656 "Yâ Rabbi! Şu kuluna şu nimeti vermişsin; fazl-ı kereminden bana da ver." 00:35:14.656 --> 00:35:21.770 Bu olabilir. Ama "Yâ Rabbi! Al onun elinden, gitsin. 00:35:21.684 --> 00:35:26.682 Ee ne olacak? Tahammül edemiyorum, kıskanıyorum." 00:35:28.335 --> 00:35:35.952 Meşhur hikâyesi var, her zaman anlatıyoruz: İki komşunun birisinin eşeği var. 00:35:37.520 --> 00:35:43.203 Dağdan odunu eşeğe yükleyip öyle getiriyor. Ötekisinin eşeği yok; sırtında getiriyor. 00:35:43.204 --> 00:35:45.515 İpi atıyor, öyle getiriyor. 00:35:45.559 --> 00:35:53.713 Böyle taşımaktan sırtı yara olmuş, acıyormuş. Ötekisinin eşeği olmasını kıskanıyor; 00:35:55.668 --> 00:36:03.550 cân u gönülden kendisinin de bir eşeği olsun istiyor. Rüyasında bir ihtiyar görmüş ona demiş ki: 00:36:03.433 --> 00:36:09.649 "Evet Allah sana eşek verecek ama sen şöyle dua et: 00:36:09.890 --> 00:36:15.124 "Yâ Rabbi! Sen komşuma iki eşek ver; bana bir tane kâfi." 00:36:15.141 --> 00:36:18.571 Sen eşek isterken komşuna bir tane daha iste. 00:36:21.458 --> 00:36:26.484 "Olmaz, vazgeçtim. Ben onun bir eşeğine tahammül edemiyorum, 00:36:26.484 --> 00:36:27.690 ikincisine hiç tahammül edemem." demiş. 00:36:28.155 --> 00:36:30.305 Onun için Şeyh Sâdî diyor ki: 00:36:30.330 --> 00:36:33.880 Hem günam ra râzı kerdem" meger hasud râ. 00:36:33.905 --> 00:36:40.550 "Hayatta ustalık yaptım basiret gösterdim, dikkat ettim. 00:36:40.560 --> 00:36:46.257 Herkesin gönlünü aldım, herkesi memnun ettim; hasetçi müstesna, onu memnun edemedim." 00:36:46.258 --> 00:36:52.936 Neden? Çünkü o benim elimdeki nimetin gitmesinden rahatlıyor. Onun gitmesini istiyor. 00:36:52.936 --> 00:36:57.539 Onu memnun etmek mümkün değil. Onun keyfi için de ben evimi harmanımı mı yakayım? 00:36:57.635 --> 00:37:02.876 Allah vermiş; çok şükür elhamdülillah! "Hayır o senin elindeki gitsin!" diye istediğinden 00:37:02.963 --> 00:37:08.251 ona harmanından bir çuval buğday da versen hediye de etsen bir türlü razı olmuyor. 00:37:08.643 --> 00:37:12.678 "İşte bütün günahların aslı bu üç ana duygudur." diyor. 00:37:12.902 --> 00:37:18.710 Dikkat edelim; elimizde bu şeyler olmasın, içimizde bu kötü duygular olmasın. 00:37:18.515 --> 00:37:24.687 Abdülaziz [Bekkine] Efendimiz derviş olan bir kardeşimize; 00:37:24.721 --> 00:37:33.150 "Dargınlarla barış, kul haklarını öde, kazaya kalmış namazlarını kıl!" gibi tavsiyelerde bulunmuş. 00:37:34.600 --> 00:37:36.996 Bir müddet sonra; "Nasıl bakalım çalışmaları yapıyor musun." 00:37:37.747 --> 00:37:41.850 "Evet" demiş. "Tesbihlerini çekiyor musun?" "Evet çekiyorum." "Namazlarını ödüyor musun?" 00:37:41.873 --> 00:37:49.452 "Evet ödüyorum ama dargınlarla barışmak izzet-i nefsime dokunuyor." demiş. 00:37:49.851 --> 00:37:54.748 Hoca kaşlarını çatmış: "A Evladım! Nefsin izzeti mi olurmuş, burnu yerde sürtsün! 00:37:54.890 --> 00:37:58.926 İzzet-i nefs ne demek? Sen Allah'ın sevdiği şeyi yap. 00:37:59.930 --> 00:38:04.698 Nefsin izzeti mi olur? Nefsini ayaklar altına al, git. Hayırlı olan şeyi yap. 00:38:04.698 --> 00:38:09.493 Dargınlık haram." demiş. Çok güzel bir misal. 00:38:10.267 --> 00:38:16.860 İzzet-i nefs, onuruma dokundu... Ağızlarda hep bu şeyler dolaşır. 00:38:19.163 --> 00:38:24.470 Ve bi-isnâdihî kâle Hâtemün. "Yine aynı rivayet zinciri ile Hâtem-i Esam buyurdu ki:" 00:38:24.665 --> 00:38:32.377 el-Münâfiku mâ ahaze mine'd-dünyâ ye'huzü bi'l-hırsı ve yemneu bi'ş-şekki 00:38:32.656 --> 00:38:36.231 ve yünfiku bi'r-riyâ ve'l-mü'minü ye'huzü bi'l-havfi 00:38:36.539 --> 00:38:40.915 ve yümsiku bi's-sünneti ve yünfiku li'l-lahi hâlisen fi't-tâati. 00:38:42.123 --> 00:38:52.742 el-Münâfiku mâ ahaze mine'd-dünyâ ye'huzü bi'l-hırsı. "Münafık dünyalıktan 00:38:52.899 --> 00:39:01.985 para pul zenginlik, mevki makam vesaire bir şeyi eline aldığı zaman;" 00:39:02.611 --> 00:39:09.838 Ye'huzü bi'l-hırsı. "Hırs ile alır; sımsıkı tutar." Ve yemneu bi'ş-şekki. 00:39:10.845 --> 00:39:22.708 "Ve şek ve şüphe ile o nimeti kimseye vermez." Tutar, men eder. Neden şek ve şüphe ediyor? 00:39:22.798 --> 00:39:27.772 Allah'ın verene daha fazla vereceğine itimadı yok. 00:39:28.302 --> 00:39:31.828 Halbuki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yeminle söylemiş ki: 00:39:32.369 --> 00:39:36.327 "Sadaka vermekle mal azalmaz." Hayır yapmakla mal azalmaz. 00:39:36.626 --> 00:39:40.690 Hayır yapan mutlaka çok daha fazlasını bulur. Ama bunun şekki var; 00:39:40.706 --> 00:39:45.652 o hususta tereddütü var, onun için vermez . Eline bir geçti mi dünyalığı hırsla tutar. 00:39:45.995 --> 00:39:53.576 "Biraz da sağa sola ver!" "Ya bana kalmazsa, ya bittikten sonra gerisi gelmezse!" 00:39:53.648 --> 00:40:00.958 Şekki var; vermez. "Münafık dünyalığı eline aldığı zaman hırsla sarılır, alır. 00:40:01.401 --> 00:40:10.820 Ve gerisinin, yenisinin gelmesinde tereddütü olduğundan eline geçenle hayır hasenât yapmaz." 00:40:11.493 --> 00:40:16.887 Ve yünfiku bi'r-riyâ. "İnfak ederse de bunu gösteriş için yapar." 00:40:18.770 --> 00:40:22.595 Anasının, babasının, dedesinin adını da yazdırır; tabelaya astırır. 00:40:23.290 --> 00:40:31.529 Ondan sonra da "Tamam, ben televizyonda reklam yapacağıma şöyle yapıyorum daha çok reklam oluyor." 00:40:31.901 --> 00:40:37.301 Ama riyâ oldu; Allah rızası için olmadı. Hayır hasenât reklam için, 00:40:37.390 --> 00:40:40.122 nâm için, şöhret için yapılmaz ki! Onu düşünmez. 00:40:40.686 --> 00:40:46.945 Münafığın eline dünyalık geçti mi buna hırsla yapışır, elinde tutar. 00:40:47.746 --> 00:40:52.770 Allah'ın bir daha vermesinden şekki, tereddütü olduğundan hayra hasenâta sarf etmez. 00:40:53.447 --> 00:40:59.956 Sarf ederse, sağa sola verirse de gösteriş için, alkış için verir. 00:41:00.484 --> 00:41:06.453 Ve'l-mü'minü. Buna mukâbil, mü'min-i kâmil kul ise Ye'huzü bi'l-havf. 00:41:06.453 --> 00:41:09.478 "Dünyalığı alırken korka korka alır". 00:41:10.414 --> 00:41:15.249 "Eyvah! Acaba haram mı helal mi? Aman tereddüt olmasın; 00:41:15.431 --> 00:41:20.832 haram olmasın, günah olmasın!" diye düşünür. Eline bir şey geçti mi sevinemez; 00:41:21.603 --> 00:41:29.215 "Dünyalık bana bir zarar verir; azdırır, saptırır." diye korku içinde alır. Sonra 00:41:30.566 --> 00:41:35.597 Ve yümsikü bi's-sünneti. "Onu sünnet-i seniyyeye uygun tarzda tutar." 00:41:37.787 --> 00:41:43.500 Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in tavsiyesi neyse o malı elinde tutuş tarzı o olur. 00:41:43.549 --> 00:41:47.448 Verecek yere verir; tutulacak yerde tutar öyle kullanır. 00:41:47.448 --> 00:41:52.256 Ve yünfiku li'l-lâhi hâlisan fi't-tâati. "Ve sırf Allah rızası için infak eder." 00:41:54.630 --> 00:41:59.558 Haram yolda değil, yılbaşı eğlencesinde değil Allah'a itaat yolunda, hayır yolda sarf eder. 00:42:00.488 --> 00:42:05.720 Hâtem-i Esam hazretleri bu sözünde mü'minle münafığın mukayasesini yaptı. 00:42:06.232 --> 00:42:14.594 Münafık eline dünyalık geçti mi ona hırsla sarılır,onu men eder,saklar; kimseye zırnığını koklatmaz. 00:42:14.689 --> 00:42:20.682 Ondan hayır hasenât yapmaz. Sağa sola verecekse de gösterişle, riya ile harcar. 00:42:20.932 --> 00:42:25.626 Mü'min ise dünyalığı; "Aman bana bir zararı dokunmasın!" diye korka korka alır. 00:42:26.830 --> 00:42:30.790 Malda tasarrufunu sünnet-i seniyyeye uygun olarak yapar. 00:42:30.468 --> 00:42:34.700 Harcadığı zaman da Allah rızası için ve Allah'a taat yolunda sarf eder. 00:42:36.922 --> 00:42:42.539 Ve bi-isnâdihî kâle Hâtemün. "Yine aynı rivayet zinciri ile Hâtem-i Esam hazretleri şöyle buyurdu:" 00:42:42.435 --> 00:42:45.353 95. sayfanın 10. paragrafı 00:42:45.378 --> 00:42:53.978 Utlüb nefseke fî erbaati eşyâe el-amelü's-sâlihi bi-gayri riyâin 00:42:54.300 --> 00:43:01.703 ve'l-ahzü bi-gayri tamein ve'l-atâü bi-gayri minnetin. Ve'l-imsâkü bi-gayri buhlin. 00:43:01.839 --> 00:43:04.605 "Şu dört şeyde nefsini talep et." Bir; 00:43:07.429 --> 00:43:12.773 el-Amelü's-sâlihi bi-gayri riyâin. 00:43:14.668 --> 00:43:20.813 "Salih ameli, amel-i sâlihi; ibadet ve taati, hayrât u hasenâtı riyasız yapmak konusunda." 00:43:21.520 --> 00:43:26.681 Burada; "Nefsini talep et!" sözünün ne mânaya geldiği anlaşılıyor. 00:43:27.731 --> 00:43:33.180 İnsan nefsinin çeşitli oyunları vardır. 00:43:33.991 --> 00:43:39.293 Bu oyunlara düşmemek için insanın nefsine göz kulak olması, dikkat etmesi, 00:43:39.504 --> 00:43:41.916 hakim olması, kontrol etmesi lazım. 00:43:42.198 --> 00:43:46.202 "Şu dört şeyde nefsini kontrol altında tut!" denmiş oluyor. 00:43:46.501 --> 00:43:53.239 Bir; "Salih ameli işlerken bi-gayri riyâ riyasız olmasına dikkat et." 00:43:53.660 --> 00:43:59.469 "Namazını, niyazını, hayrâtını, ibadetini taatini riyâsız yapma hususunda nefsine dikkat et! 00:43:59.469 --> 00:44:02.574 Sana oyun etmesin; riyâ ile yaptırmasın. 00:44:05.298 --> 00:44:12.114 Ve'l-ahzu bi-gayrı tamein. "Bir şey alıp elde ederken tama' etmeden, 00:44:12.678 --> 00:44:17.220 tamahkârlık duygusu olmadan alınmasına dikkat et!" 00:44:17.260 --> 00:44:21.510 Nefsin tama' etmesin; onu istemesin, peşine düşmesin. 00:44:23.893 --> 00:44:28.632 Tok gözlü olsun. Gelirse gelir; elhamdülillah. "Alışında tok gözlü olmaktır." 00:44:29.910 --> 00:44:32.976 Ve'l-atâu bi-gayrı minnetin. "Verişinde de başa kakmasın; 00:44:33.692 --> 00:44:36.642 verdiği insanı incitecek tavırda olmasın!" 00:44:36.907 --> 00:44:38.507 İnsanın nefsine dikkat etmesi lazım. 00:44:39.119 --> 00:44:46.175 Kimisi hayrı yapar ama gözünü çıkarırcasına verir, üzer. 00:44:46.175 --> 00:44:49.985 Hayır yapmıştır ama karşı taraf üzülmüştür, ağlamıştır. 00:44:51.523 --> 00:44:53.478 Öyle olmamasına dikkat etmek lazım. 00:44:53.945 --> 00:45:03.262 Ve'l-imsâkü bi-gayri buhlin. "Ve bir şeyi elinde tutacaksa pintilik, cimrilik yapmadan tutmalı; 00:45:03.925 --> 00:45:07.506 gerektiğinde hayrını hasenâtını sadakasını verebilmeli." 00:45:07.830 --> 00:45:12.541 "Nefsi cimrilik yaptırmasın." diye onu kontrol edecek. 00:45:13.716 --> 00:45:16.776 İbadeti yaparken riyâsız olmasına dikkat edecek. 00:45:17.123 --> 00:45:26.253 Alırken tok gözlülükle alacak. Verirken başa kakmadan verecek. İbadeti yaparken riyâsız yapacak. 00:45:26.411 --> 00:45:29.812 Elinde tutarken de cimrilik olmadan tutacak. 00:45:30.187 --> 00:45:32.990 Cimrilik duygusu olmamasına dikkat edecek.