WEBVTT 00:00:00.760 --> 00:00:05.400 Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:00:06.600 --> 00:00:12.000 el-Hamdü li'l-lâhi hakka hamdihî nahmedühû bi-cemîi mahâmidih. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. 00:00:13.160 --> 00:00:17.440 Hamden kemâ yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih. 00:00:17.443 --> 00:00:24.123 Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ hayra halkıhî seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihî 00:00:24.200 --> 00:00:29.480 ve men tebi'ahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd: 00:00:31.600 --> 00:00:36.320 Aziz ve muhterem kardeşlerim! Allahu teâla hazrelerinin selamı, rahmeti, bereketi, 00:00:36.400 --> 00:00:43.960 ihsanı, ikramı dünyada, ahirette üzerinize olsun. Rabbimiz teâla ve tekaddes hazretleri cümlenizi, 00:00:43.974 --> 00:00:51.334 cümlemizi sevdiği razı olduğu kullarız zümresine dâhil eyleyip iki cihanda bahtiyar eylesin. 00:00:53.840 --> 00:01:05.400 Ebû Abdirahman es-Sülemî rahmetullâhi aleyh ve kaddesallahu sırrahu'l âziz isimli büyük âlimin 00:01:05.657 --> 00:01:14.537 Tabakâtu's-sûfiyye kitabının 95. sayfasındayız. Hâtem-i Esam hazretleri ile ilgili bölümü okuyoruz. 00:01:15.840 --> 00:01:20.880 95. sayfanın 11. paragrafına bugün devam edeceğiz. 00:01:21.680 --> 00:01:25.240 Bu metnin okunmasına ve izaha geçmeden önce 00:01:26.880 --> 00:01:32.440 başta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ruh-i pâki olmak üzere 00:01:33.400 --> 00:01:41.400 onun âlinin, ashâbının, etbâının, ahbâbının sâdât ve meşâyih-ı turuk-i aliyyemizin cümlesinin; 00:01:41.181 --> 00:01:47.301 İstanbul'da medfun bulunan medâr-ı iftihârımız Yûşâ aleyhisselam hazretlerinin, 00:01:47.520 --> 00:01:54.400 Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerinin ve sâir sahabe-i kirâm rıdvanullahi teâlâ aleyhim ecmaîn hazerâtının; 00:01:57.360 --> 00:02:04.480 şu beldeye ismini vermiş olan Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerinin; 00:02:06.520 --> 00:02:15.960 içinde bu kitabı okuduğumuz şu güzel tekkeyi tesis etmiş olan Selami Mustafa Efendi hazretlerinin ruhu için; 00:02:16.320 --> 00:02:23.600 yukarıda tekkesi bulunan Şeyh Murad hazretlerinin; aşağıda tekkesi bulunan Baba Haydar hazretlerinin 00:02:23.760 --> 00:02:31.240 ve yine civarda medfun bulunan meşâyih-ı kirâmın; hassaten Abdül'ehad-ı Nûrî hazretlerinin 00:02:31.440 --> 00:02:40.400 ve bunların hepsinin seleflerinin ve hulefasının ruhları için ve hassaten hocamız 00:02:40.470 --> 00:02:45.887 Muhammed Zahid Bursevî hazretlerinin ruhu için ve bu kitabı yazan, 00:02:46.200 --> 00:02:52.760 bu kitaptaki bilgileri müellife ulaştıran âlimlerin, râvilerin ruhları için hediye olsun, 00:02:53.160 --> 00:02:57.640 kabirleri nur dolsun, makamları âlâ, dereceleri yüksek olsun; 00:02:58.000 --> 00:03:05.800 nurları, sürurları ve kabir istirahatleri ziyade olsun diye; bizlerden hoşnut ve razı olsunlar, 00:03:05.280 --> 00:03:10.840 Allahu teâla hazretleri bizi sevdiği kulların sevgisine, büyüklerin himmetlerine, 00:03:10.840 --> 00:03:16.240 teveccühlerine mazhar eylesin diye; ömrümüzü rızâ-i Bârî'ye uygun geçirelim, 00:03:16.268 --> 00:03:20.468 huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmamıza vesile olsun diye 00:03:20.480 --> 00:03:23.480 bir Fâtiha, üç İhlâs-ı şerîf okuyup öyle başlayalım. 00:03:25.280 --> 00:03:28.800 Bismillâhirrahmânirrahîm Ve bihî kâle Hâtemün: 00:03:29.400 --> 00:03:37.360 en-Nasîhatü li'l-halki, izâ raeyte insânen fi'l-haseneti 00:03:38.337 --> 00:03:45.252 en tehussehû aleyhâ ve izâ raeytehû fî ma'siyetin en terhamehû. 00:03:47.501 --> 00:03:57.163 Sözler, aynı rivayet zinciriyle yukarıdan beri böyle geliyor. 00:03:57.840 --> 00:04:02.920 Müellifimiz Ebû Abdirahman es-Sülemî, Ebû Ali'den işitmiş. 00:04:03.543 --> 00:04:09.149 Ebû Ali'nin ismi Said b. Ahmed el-Gavsî; o da babasından işitmiş; 00:04:10.126 --> 00:04:15.874 o da Muhammed b. Abd'den işitmiş; o da dayısı Muhammed b. Zeyd'den işitmiş; 00:04:16.258 --> 00:04:22.467 o da hâmili Beddah'tan işitmiş. O da Hâtem-i Esam'a naklediyor. 00:04:22.535 --> 00:04:26.484 Aynı rivayet zinciri ile Hâtem-i Esam şöyle buyurmuş: 00:04:26.820 --> 00:04:35.579 en-Nasîhatü li'l-halki. "Nasihat halk içindir, insanların hepsi içindir." 00:04:36.353 --> 00:04:38.823 İyisi, kötüsü, hepsi içindir. 00:04:39.182 --> 00:04:44.456 Arapça'da "nasihat" demek, bizdeki gibi "birini karşısına alıp da 00:04:44.519 --> 00:04:48.399 parmağını sallaya sallaya öğüt vermek demek" değildir. 00:04:49.980 --> 00:04:55.751 Nasihat, Arapça'da "Samimi duygular beslemektir, hâlis niyetli olmaktır; 00:04:55.986 --> 00:04:58.592 iyi niyetli olmak, iyiliğini istemek demektir. 00:05:00.151 --> 00:05:09.832 Ona karşı tavrında, duygularında samimi olmak demektir, ihlâslı olmak" demektir. 00:05:10.338 --> 00:05:17.465 İnsan, bütün mahlukâta karşı samimi duygulara, iyi niyete sahip olacak; onların iyiliğini isteyecek. 00:05:18.750 --> 00:05:26.347 İzâ ra'eyte insânen bi'l-haseneti. "Bir insanı iyilik yapmakta ve iyi halde görürsen." 00:05:26.683 --> 00:05:30.916 En tehussehû aleyhâ. "Onu teşvik edersin." 00:05:31.900 --> 00:05:35.204 "Aman devam et, daha fazlasını yap, pek güzel." filan diye teşvik etmektir. 00:05:35.415 --> 00:05:41.930 Bu; ona karşı samimi duyguların, ihlâsın, iyiliğini istemenin gereğidir. 00:05:41.422 --> 00:05:48.100 Ve izâ ra'eytehû fî ma'siyetin. "Günahta görürsen" yine ona karşı iyi duygular içinde olacaksın. 00:05:48.288 --> 00:05:51.675 Bu sefer ne olacak? En terhamehû. "Ona acıyacaksın." 00:08:10.160 --> 00:08:16.360 en-Nasîhatü li'l halki. "Halka karşı nasihat, yani iyi duygular beslemek." 00:08:16.506 --> 00:08:19.259 İyi duygular beslemek, sadece halka karşı değildir. 00:08:20.641 --> 00:08:23.701 Hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: 00:08:24.760 --> 00:08:27.648 Li'llâhi. "Allah'a karşı da iyi duygular besleyecek, samimi olacak." 00:08:28.249 --> 00:08:31.909 Ve li-resûlihî. "Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e karşı iyi duygular besleyecek." 00:08:32.495 --> 00:08:38.640 Ve li-kitâbihî. Kur'ân-ı Kerîm'e karşı samimi bağlılığı, hâlis duyguları olacak." 00:08:39.157 --> 00:08:43.651 Ve li-eimmeti'l-müslimîn. "Müslümanların yöneticilerine karşı da iyi duygular besleyecek." 00:08:44.900 --> 00:08:48.499 Ve li-âmmetihim. "Hepsi için iyi duygular besleyecek." 00:08:48.577 --> 00:08:51.989 Halk için ahali için de iyi duygular besleyecek. 00:08:52.286 --> 00:08:56.997 Allah'a karşı nasihat, yani iyi duygular beslemek nasıl olur? 00:08:57.434 --> 00:09:02.140 O'nun emirlerini tutmak, yasaklarından kaçınmak, O'na kulluğu güzel yapmak tarzında olur. 00:09:02.389 --> 00:09:05.528 Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e karşı nasihat nasıl olur? 00:09:05.864 --> 00:09:09.619 O'nun sünnet-i seniyyesine uymak, buyruğunu tutmak, ümmetini sevmek, 00:09:09.892 --> 00:09:14.583 kendisini sevmek, salât ü selam getirmek, ümmete hizmet etmekle olur. 00:09:14.817 --> 00:09:17.889 Kitabullah'a, Kur'an'a karşı nasihat nasıl olur? 00:09:18.405 --> 00:09:22.590 Kur'ân-ı Kerîm'i karşısına alıp da ona öğüt verme durumu yok. 00:09:22.223 --> 00:09:24.369 Ona karşı samimi duygu nasıl olacak? 00:09:24.681 --> 00:09:30.983 Onun ahkâmını öğrenmek, onu ezberlemek, bellemek, uygulamak ve ona tâbi olmakla olur. 00:09:31.478 --> 00:09:37.829 Müslümanların ümerâsına, rüesâsına, yöneticilerine karşı samimiyet nasıl olur? 00:09:38.358 --> 00:09:43.641 Dua etmek, doğru yola gelmesine çalışmak, iyi işler yapıyorsa destekçi olmak, 00:09:44.800 --> 00:09:48.815 kötü işler yapıyorsa dua etmek ve yaptırmamaya, engellemeye gayret etmek tarzında olur. 00:09:49.122 --> 00:09:51.567 Umumi ahali için nasihat nasıl olur? 00:09:52.597 --> 00:09:58.104 İyilerin, iyiliklerini yapmalarında onlara destek olmak, teşvik etmek; 00:09:58.600 --> 00:10:01.205 kötülerine de acımak, merhamet etmek. 00:10:01.767 --> 00:10:05.715 Müslüman böyle, tasavvuf bu işte, ama biz umumiyetle öyle yapmıyoruz. 00:10:06.350 --> 00:10:16.477 Yöneticilere kızmak, atıp tutmak -yani benim bile, şahsen ayıplıyorum kendimi- yaptığımız şeyler. 00:10:16.525 --> 00:10:18.915 Demek ki yapmayacağız, dua edeceğiz vesaire. 00:10:20.898 --> 00:10:28.886 Sonra günahkârlara da kızıyoruz. Vay edepsiz, çıplak geziyor! 00:10:29.120 --> 00:10:36.389 Plajda şunların yaptıklarına bak! Vay edepsiz, içki içiyor! Ne yapacağız? 00:10:36.670 --> 00:10:46.494 Acıyacağız, onlar için yüreğimiz yanacak. Kızmakla acımak arasında insanda davranış değişir. 00:10:47.940 --> 00:10:50.928 Kızan bir insan kaşlarını çatar, arada kavga çıkar. 00:10:51.920 --> 00:10:59.333 Fiilen bugün Türkiye'de günahkârlarla dindarlar arasında bir çekişme oluyor, düşmanlık oluyor. 00:10:59.654 --> 00:11:04.358 Halbuki acısa o zaman Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Yunus Emre ile 00:11:04.436 --> 00:11:06.810 o zamanın insanları arasındaki gibi olacak. 00:11:07.216 --> 00:11:13.911 Mevlânâ hazretlerine papazlar bile hürmet ediyorlarmış. Cenazesinde hepsi ağlamış. 00:11:14.263 --> 00:11:19.946 Neden? Günahkâra razı değil, günaha teşvik etmiyor, ama acıyor. 00:11:20.446 --> 00:11:25.971 Acıyınca insan acıdığı kimseye yaklaşır. Yaklaştı mı kızan bir insanın yaklaşımı gibi olmaz. 00:11:26.198 --> 00:11:29.851 Bakışı bile değişmiş olur. O bakış karşı tarafa müspet tesir eder. 00:11:30.187 --> 00:11:35.748 Kaşları çatıp bakmak başka türlü tesir eder, merhametle acıyarak bakmak başka türlü tesir eder. 00:11:35.982 --> 00:11:38.317 Kızarak söz söylemek, bakmak başka türlü olur. 00:11:38.630 --> 00:11:43.468 "Bana bak, kafanı kırarım, çekil oradan!" bilmem ne tarzında olur. Sesin tonu değişir. 00:11:43.983 --> 00:11:47.554 Acıyarak oldu mu "Aziz kardeşim, canım ciğerim, yapma etme, 00:11:48.690 --> 00:11:51.405 kendini mahvediyorsun." filan tarzında olur. Onun tesiri başka olur. 00:11:51.561 --> 00:12:00.126 Bunları iyi öğrenelim. Tasavvuf bunları öğrenmekle ve uygulamakla olur. "Şekil değil." diyoruz. 00:12:00.547 --> 00:12:02.965 Demin dua ederken aklıma geldi. 00:12:03.856 --> 00:12:09.828 Burası tekke ya, burada tasavvufî bir kitap da okuyoruz, şeyhlik müridlik de var; 00:12:10.418 --> 00:12:14.912 biz de bu kılık kıyafete uygun giyinsek. 00:12:15.600 --> 00:12:21.602 Cübbe ile sarıkla, hatta Nakşî tarikatinin sarığının belli bir şekli var, dört parça oluyor. 00:12:22.461 --> 00:12:28.869 Yukarısı dört dilim dikilerek yapılıyor; bu dört terki temsil ediyor: 00:12:28.978 --> 00:12:33.364 Terk-i dünyâ, terk-i ukbâ, terk-i hestî, terk-i terk. 00:12:33.447 --> 00:12:40.109 Onun etrafına sarık sarılıyor. Cübbe olursa sarık olursa mistik ve tarihî bir hava da olur. 00:12:40.604 --> 00:12:45.929 Fena da olmaz. Şekil de güzel, öz de güzel. Onların hepsini inşaallah yapmaya çalışalım. 00:12:46.351 --> 00:12:47.314 12. paragraf 00:12:47.368 --> 00:12:52.727 Ve bihî kâle Hâtemün. "Yine aynı rivayet zinciri ile Hâtem-i Esam hazretleri buyurdu ki." 00:12:53.390 --> 00:13:00.622 Acibtü mimmen ya'melü bi't-tâati ve yekûlü: İnnî a'melühû ibtiğâe merdâti'llâh. 00:13:01.590 --> 00:13:15.268 Sümme terâhü ebeden sâhitan 'ala'llâhi râdden li-hükmihî e türîdü en türdiyehû ve leste bi-râdin anhü? 00:13:15.799 --> 00:13:19.820 Keyfe yerdâ anke ve ente lem terda anhu?" 00:13:21.773 --> 00:13:30.114 Acibe fiili min ile kullanılır. "Ben filanca kimseye şaştım." deriz. 00:13:30.155 --> 00:13:35.622 Biz filanca kimseye derken ismin -e hâliyle tümlecini kullanırız. 00:13:35.896 --> 00:13:40.525 Araplar -den haliyle kullanıyor. "Filanca kimseye şaştım." demiyor da, 00:13:40.619 --> 00:13:42.969 "Filanca kimseden şaştım." tarzında söylüyor. 00:13:43.188 --> 00:13:46.562 Bize ters, ama ben bunu size niçin söylüyorum? 00:13:46.632 --> 00:13:53.775 Eğer bir Arapça cümle kuracaksanız, Türk mantığıyla kurarsanız o zaman Arapça cümle bozuk olur. 00:13:54.159 --> 00:13:58.375 Arapların bunu söylerken min takısını kullandığını, 00:13:58.500 --> 00:14:03.744 -den takısıyla kullandığını, ismin -den hâlini kullandığını bilmeniz lazım. 00:14:04.713 --> 00:14:15.305 Acibtü mimmen ya'melü bi't-tâati. "İbadet ve taat işleyen insana şaşarım." diyor. 00:14:15.391 --> 00:14:18.617 "İnsandan şaşarım." tarzında söylüyor; ama Arapçası tam tercüme edilirse 00:14:18.945 --> 00:14:21.320 "Öyle insana şaşarım." olur. 00:14:21.337 --> 00:14:28.510 Ya'melü bi't-tâati. "-Evet- ibadet ve taatinde, Allah'a mûtî, ibadetini taatini yapıyor." 00:14:29.301 --> 00:14:32.491 Ve yekûlü innî a'melühû ibtiğâe merdâti'llâh. 00:14:33.200 --> 00:14:39.280 "'Ben bu güzel ibadet ve taatleri Allah'ın rızasını kazanmak için yapıyorum.' diyor." 00:14:38.920 --> 00:14:42.920 Sümme terâhü ebeden sâhitan alallâh. "Daima onu Allah'a kızgın görürsün." 00:14:43.560 --> 00:14:50.920 Nasıl kızıyor? Râdden li-hükmihî. "Kaza ve kaderinin hükmünü kabul edemiyor." 00:14:52.286 --> 00:14:58.149 Allah'ın mukadderatını kabul edemiyor. Ona karşı reaksiyonu var, onu kabullenemiyor. 00:14:58.799 --> 00:15:05.549 "Her ibadet ve taatimi Allah'ın rızasını kazanmak için yapıyorum." diyen bir insan ama 00:15:05.720 --> 00:15:10.840 bir taraftan da Allah'ın hükmüne razı olma huyuna sahip olamamış. 00:15:11.298 --> 00:15:14.190 Allah'ın mukadderatını kabullenemiyor, kızıyor; 00:15:14.371 --> 00:15:18.307 "Niye bu böyle oldu, Allah niye bunu bana takdir etti, 00:15:18.432 --> 00:15:23.539 niye başıma bu bela, bu ceza, bu durum geldi?" diyor. 00:15:23.883 --> 00:15:25.929 "İşte böyle bir insana şaşarım." diyor. 00:15:26.140 --> 00:15:33.425 E türîdü en türdiyehû ve leste bi-râdin anhü! Ona; "Hey şaşkın!" diye hitap ediyor. 00:15:33.589 --> 00:15:40.280 Sen onu kendinden razı etmeye çalışıyorsun ama ve leste bi-râdin anhü 00:15:40.303 --> 00:15:43.604 "Sen ondan razı değilken onu nasıl razı etmeye çalışıyorsun?" 00:15:43.995 --> 00:15:46.725 Sen ondan razı olacaksın ki o senden razı olsun. 00:15:47.241 --> 00:15:51.810 Sen hükmüne itiraz ediyorsun, mukadderatını beğenmiyorsun; 00:15:51.800 --> 00:15:56.513 bu gibi hususlarda teslimiyetin yok, kadere teslimiyetin yok. 00:15:56.872 --> 00:16:01.660 Bir taraftan da; "Ben onu razı etmeye çalışıyorum." diyorsun. Olur mu? 00:16:02.551 --> 00:16:08.468 Keyfe yerdâ anke ve ente lem terda anhü? "Sen ondan razı olmamışken, o senden nasıl razı olsun?" 00:16:08.945 --> 00:16:11.160 Evvela sen ondan razı ol bakalım. 00:16:11.367 --> 00:16:16.912 Kul nasıl razı olacak? Kadere razı olarak, kadere itiraz etmeyerek... 00:16:17.328 --> 00:16:21.677 "Kader böyledir." diye onu engin bir olgunlukla karşılayarak... 00:16:21.997 --> 00:16:24.821 Tabi kader bazen tatlı olur bazen acı olur. 00:16:26.170 --> 00:16:29.268 Acısına tatlısına hayrihî ve şerrihî mina'llâhi Teâlâ. 00:16:29.354 --> 00:16:32.814 Hepsi Allah'tan; senin hoşuna giden de gitmeyen de Allah'tan. 00:16:33.604 --> 00:16:38.191 Kaderin hepsini, "Allah'ın kaderi" diye sevebilecek duruma gelirsen, 00:16:38.776 --> 00:16:43.951 Allah'ın kaderine razı olma durumuna gelirsen o zaman Allah da senden razı olur. 00:16:44.248 --> 00:16:47.402 "Yoksa Allah'ın kaderine kızıp dururken 00:16:47.723 --> 00:16:51.764 'Allah'ı razı edecek ameller yapıyorum.' diyen insana şaşarım ben!" diyor. 00:16:51.811 --> 00:16:56.223 Sen ondan razı olmazken O senden nasıl razı olsun? Duygular karşılıklı olur. 00:16:56.598 --> 00:16:59.660 Hadîs-i kudsîde; Ene indî abdin zannî bî buyuruyor. 00:17:00.670 --> 00:17:04.603 Kulun durumuna göre Allah'ın kuluna muamelesi. Kul Allah'ı seviyorsa Allah kulu seviyor. 00:17:04.689 --> 00:17:06.831 Kul Allah'tan razı ise Allah kuldan razı... 00:17:07.979 --> 00:17:14.812 O zaman bizim duygularımız ona karşı iyi değilse kulluğumuz iyi değilse demek ki 00:17:14.875 --> 00:17:19.941 O'nun da bize karşı durumu bizimki gibi. O zaman iyi değil. 00:17:20.183 --> 00:17:24.652 O halde ne yapmamız lazım? Kendi durumumuzu düzeltmemiz lazım. 00:17:24.933 --> 00:17:30.530 Tabi en zor işlerden biridir. Kaza ve kadere rızâ ve teslimiyet. 00:17:30.879 --> 00:17:33.499 Tasavvufta buna "rızâ makamı" derler. 00:17:34.717 --> 00:17:38.118 Kul bu makama erdi mi, bu huya sahip oldu mu, 00:17:38.173 --> 00:17:41.713 orada istikrar kesp etti mi yüksek bir makam elde etmiş olur. 00:17:42.596 --> 00:17:51.376 Eşkıya evliyâullahtan birisinin yolunu kesmiş. Önünde çocuklarını öldürmeye başlamış. 00:17:52.800 --> 00:17:56.560 Eşkıya ya, haydut ya herif, herhalde "Çıkar paranı." dedi, o da "Param yok." dedi. 00:17:56.600 --> 00:18:04.880 Bir çocuğunu kesiyorken, kendisi de bir kenarda duruyormuş. Eşkıyanın dikkatini çekmiş: 00:18:05.240 --> 00:18:08.920 "Yahu sen ne biçim, ne katı kalpli babasın! 00:18:09.311 --> 00:18:11.241 Ben senin çocuğunu kesiyorum; hiçbir şey demiyorsun. 00:18:11.271 --> 00:18:15.831 Ne itiraz ediyorsun, ne feryat ediyorsun, ne de zıplayıp karşıma çıkıyorsun." demiş. 00:18:16.527 --> 00:18:26.586 Adam; "Allah'ın kaderi, Allah'ın takdiri olarak böyle oluyor. 00:18:26.648 --> 00:18:30.239 Ben nasıl ona karşı geleyim?" demiş. Eşkıyanın eli ayağı kesilmiş: 00:18:30.286 --> 00:18:35.886 "Yahu bu sözü önceden söyleseydin, bu çocuklarını öldürmezdim." demiş. 00:18:36.110 --> 00:18:40.952 O da; "Allah'ın kaderi; bunlar ölecekti, öbürleri kalacaktı!" demiş. 00:18:41.842 --> 00:18:44.667 Bir başka meşhur hikâye var, her zaman anlatırım: 00:18:44.956 --> 00:18:48.562 Bir dervişi yanlışlıkla suçlamışlar, asmaya götürüyorlar. 00:18:49.360 --> 00:18:50.840 Kendi kendine sormuş; 00:18:50.640 --> 00:18:55.400 "Sen eskiden hep Allah'a razı olmaktan, kaderine razı olmaktan bahsederdin. 00:18:55.148 --> 00:18:57.415 Şimdi ise bak haksız yere başını kesmek için cellâda götürüyorlar. 00:18:57.560 --> 00:19:04.680 Kafanı kesecekler, ama suçsuzsun. Seni itham ediyorlar, haksız yere öldürecekler. 00:19:04.788 --> 00:19:06.500 Buna da razı mısın?" demiş. 00:19:06.824 --> 00:19:11.110 "E ne yapalım? Demek ki ömrüm burada bitecek, âhirete göçeceğiz." diye düşünmüş. 00:19:11.187 --> 00:19:16.748 Razı, bir itirazı yok. Cellâdın önüne kadar geldiği zaman bir haber gelmiş. 00:19:16.896 --> 00:19:22.587 "Durun yanlışlık var, bu adam casus filan değil, suçu yok, salıverin." Salıvermişler, kurtulmuş. 00:19:22.883 --> 00:19:31.544 O mübarek zât diyor ki; "Vallahi ölümden halâsıma değil, o andaki ihlâsıma seviniyorum." 00:19:31.833 --> 00:19:35.583 Ölümden kurtulduğuma, ölümden döndüğüme, kafamın kesilmemesine değil, 00:19:35.903 --> 00:19:41.329 o anda kendi kendime; "Kafan kesilecek, şu anda da Allah'ın takdirine razı mısın bakalım?" diye sorduğumda, 00:19:41.734 --> 00:19:49.780 "Razıyım." diye içimden bir müspet duygu bulmama seviniyorum. "Ya razı olmasaydım!" 00:19:49.623 --> 00:19:54.779 "Böyle şey de olmaz canım. Böyle kaza, böyle kader mi olur?" gibi bir ters duygu olsaydı, 00:19:55.389 --> 00:20:00.447 o zaman imtihanı kaybedecekti. Demek ki kazandı, ama imtihan sorusu zor, kolay değil. 00:20:01.221 --> 00:20:07.870 Kaza ve kadere iman. Rızâ isteyen bir cümle bu. 13. paragraf 00:20:07.995 --> 00:20:09.576 Ve bihî kâle Hâtemün. 00:20:09.730 --> 00:20:18.852 "Hâtem-i Esam yine aynı rivayet zinciri ile bize gelen bilgiye göre şöyle buyurmuş:" 00:20:19.400 --> 00:20:32.720 İzâ emerte'n-nâse bi'l-hayri. "Ey beni dinleyen kişi! İnsanlara 'hayrı yap' diye emrettiğin zaman." 00:20:33.120 --> 00:20:35.360 Fe-kün ente evlâ bihî ve ehakka. 00:20:35.449 --> 00:20:44.498 "Sen o hayrı yapmaya en layık ol, en evvel yapan kimse ol, o işi en doğru yapan kişi sen ol." 00:20:45.770 --> 00:20:50.344 "Söylediğini yap, nasihatini evvela kendin tut." demek istiyor. 00:20:52.900 --> 00:20:57.238 Va'mel bimâ te'mür. "Emrettiğinle sen amel eyle, emrettiğini sen kendin yap." 00:20:57.681 --> 00:21:07.467 Başkasına yapma dediğini yapma! Ve kezâ bimâ tenhâ. "'Harama bakma!' diyorsun, sen de bakma." 00:21:08.280 --> 00:21:12.640 "Namazı, gece namazını bırakma!" diyorsun, sen de gece namazını bırakma veya "Yatarken abdestli yat!" diyorsun, 00:21:12.880 --> 00:21:17.400 sen de abdestli yat, sen de gece namazına kalk. Emrettiğini uygula." diyor. 00:21:17.680 --> 00:21:25.760 Bu da önemli hususlardan birisidir. İnsanların çoğu nasihati kolayca yapar. 00:21:25.960 --> 00:21:31.640 Herkes nasihat edebilir; gevezelik kolaydır, nasihat etmek kolaydır. 00:21:31.871 --> 00:21:38.763 en-Nasîhatü sehlün ve müşkülü kabûlühâ. "Öğüt vermek kolay, kabul etmek zordur." 00:21:39.840 --> 00:21:43.707 Herkes öğüt verir. Onun için ne yapacağız? 00:21:44.320 --> 00:21:49.840 Söylediğimiz şeyi önce kendimiz tutacağız; bunu tavsiye ediyor. 00:21:50.279 --> 00:21:53.525 İnsan bu tavsiyeyi tutmazsa ne olur? 00:21:53.728 --> 00:21:59.279 O zaman insan günahkâr durumuna düşer Bunun hakkında âyetler var. 00:21:59.870 --> 00:22:04.352 E te'mürûne'n-nâse bi'l-birri ve tensevne enfüseküm ve entüm tetlûne'l-kitâb. 00:22:04.509 --> 00:22:06.994 E felâ ta'kılûn." buyruluyor. 00:22:07.768 --> 00:22:11.358 E te'mürûne'n-nâse bi'l-birri. "İnsanlara iyiliği emrederdiniz de." 00:22:11.467 --> 00:22:20.783 Ve tensevne enfüseküm. "O söz kendinize hiç tesir etmezdi, söylediğinizi kendiniz yapmazdınız." 00:22:20.902 --> 00:22:22.338 Ve entüm tetlûne'l-kitâb. 00:22:22.440 --> 00:22:28.680 "Allah'ın indirdiği Tevrat'ı okuyup dururken, başkalarına söyleyip kendiniz yapmazdınız." 00:22:28.760 --> 00:22:33.120 E felâ ta'kılûn "Aklınız yok mu, bunun ne kadar kötü bir durum olduğunu hiç akletmez misiniz?" 00:22:33.160 --> 00:22:37.960 Kur'ân-ı Kerîm benî İsrail'e, i'tap yollu hitapta bulunuyor. 00:22:38.400 --> 00:22:43.440 Onun için ne yapmamız lazım? Nasihatimizi evvela kendimiz uygulayan kişi olmamız lazım. 00:22:43.500 --> 00:22:47.980 Bu çok önemli bir noktadır. Hepimiz bunu yapmaya gayret edelim, başta ben... 00:22:49.777 --> 00:22:55.752 Ve bihî kâle Hâtemün. Yine aynı râvîlerden gelen habere göre Hâtem-i Esam şöyle buyurmuş: 00:22:55.869 --> 00:23:05.900 el-Cihâdü selâsetün: Cihâdün fî sırrıke mea'ş-şeytâni hattâ teksirahû ve cihâdün fi'l-alâniyeti, 00:23:05.152 --> 00:23:17.218 fî edâi'l-ferâidi hattâ tüeddîhâ, kemâ emera'llâh ve cihâdün me'a a'dâi'llâhi fî gazvi'l-İslâm. 00:23:20.280 --> 00:23:28.560 Hâtem-i Esam; "Cihat üç çeşittir." diyor. 00:23:28.951 --> 00:23:33.720 Bir: Cihâdün fî sırrıke mea'ş-şeytâni hattâ teksirahû. 00:23:33.418 --> 00:23:42.589 "İçinde, kimsenin görmediği iç âleminde, Allah'ın bildiği o iç dünyanda şeytanla cihat etmek." 00:23:42.917 --> 00:23:50.853 Onu kırıncaya kadar, onu mağlup edinceye kadar, o şeytanı ve ordusunu kırıp geçirinceye 00:23:50.900 --> 00:23:55.156 kadar içinde şeytanla mücadele… Bu birinci cihat; önce bunu saydı. 00:23:56.296 --> 00:23:59.510 İki: Ve cihâdün fi'l-alâniyeti. "Âşikâre cihat." 00:23:59.775 --> 00:24:03.775 Ötekisi sırrî; içten, gizli, içinde bir cihat. 00:24:04.170 --> 00:24:05.421 Âşikâre cihat nedir? 00:24:05.952 --> 00:24:19.348 Fî edâi'l-ferâidi hattâ tüeddîhâ. "Allah'ın emrettiği farizaları yapmak konusunda cihat." 00:24:20.297 --> 00:24:25.374 "Namaza gelecektin, niye gelmedin? Sabah namazına kalkacaktın, niye kalkmadın? 00:24:26.100 --> 00:24:30.857 Yatsı namazında niye televizyonun başından ayrılamadın?" vesaire. 00:24:31.710 --> 00:24:38.157 Yapılması gereken şeylerin yapılması, yasaklanmış şeylerden insanın kendisini koruması; 00:24:38.470 --> 00:24:45.786 bu da bir cihat. Çünkü insanın kendisini yenmesi, nefsini yenmesi kolay değil. 00:24:46.139 --> 00:24:52.290 Zahirde bunu da yapacaksın. İçinde şeytanı ve ordusunu yeneceksin, zahirde de tembelliğini yenip 00:24:52.478 --> 00:24:57.779 yapman gereken aksiyonları, faaliyetleri, ibadetleri ve taatleri ihmalsiz yapacaksın. 00:24:59.575 --> 00:25:06.240 Bir de; Ve cihâdün mea a'dâi'llâhi fî gazvi'l-İslâm. "Allah düşmanları ile cihat." 00:25:06.111 --> 00:25:12.179 İslâm'ın gazası, yayılması, büyümesi, korunması… 00:25:12.835 --> 00:25:20.370 Onu üçüncü olarak söyledi. Azerbaycan'da, Bosna'da, Hersek'te silah silaha, 00:25:20.891 --> 00:25:26.129 karşı karşıya yapılan savaşı sonuncu söyledi. "Düşmanla, Allah düşmanı ile" diyor. 00:25:26.293 --> 00:25:30.306 Dikkat ederseniz "Allah düşmanı ile" diyor, "şahsî düşmanla" değil. 00:25:30.681 --> 00:25:33.221 Bugün müslümanların çoğu birbirleriyle uğraşıyor. 00:25:34.690 --> 00:25:37.646 Çok kimseler, çok acı misaller bilirim ki birbirleriyle uğraşırlar. 00:25:37.904 --> 00:25:47.427 A'dâi'llâh. "Allah düşmanı" ile senin düşman olduğun insanla değil. 00:25:47.753 --> 00:25:51.716 Bunu üçüncü olarak söylüyor. Birinci söylediği ne? Şeytanla, içinde savaş. 00:25:52.552 --> 00:25:59.860 İkinci söylediği ne? Allah'ın emirlerini, ibadet ve taatleri yapmak için 00:25:59.164 --> 00:26:03.478 zahirdeki yapman gereken vazifelerini ihmal etmeyip onları yapmak. 00:26:03.744 --> 00:26:05.227 Üçüncüsü de düşmanla savaş. 00:26:05.461 --> 00:26:08.306 Demek ki şeytanı yenmek de bir savaşı gerektirir. 00:26:08.688 --> 00:26:12.240 Demek ki ibadet ve farizaları yapmak da büyük bir savaşı gerektirir. 00:26:12.790 --> 00:26:19.219 Hakikaten de bir insan öyle alışmamışsa, namaz kılmıyor. İyi bir aileden, ama alışmamış. 00:26:20.749 --> 00:26:22.281 Namazı alacalı bulacalı; 00:26:22.710 --> 00:26:27.679 ihmalkâr veya kusurlu veya cumadan cumaya geliyor veya bayramdan bayrama geliyor. 00:26:27.773 --> 00:26:32.633 İtirazı yok, tamam, müslüman. Namazın kılınması gerektiğini biliyor, ama vazgeçemiyor. 00:26:33.274 --> 00:26:35.656 Alışmamışsa kolay değil. 00:26:35.781 --> 00:26:37.522 İçkiye alışmış, bırakması kolay değil. 00:26:37.850 --> 00:26:42.569 Kumara alışmış; her seferinde ağlar, zırlar, pişman olur, tevbe eder, 00:26:42.796 --> 00:26:45.123 "Bir daha yapmayacağım." der, yine gider kumar oynar, 00:26:45.404 --> 00:26:50.255 yine bir tarla satar, yine bir ev satar, yine çoluk çocuğu ağlatır, yine hanımı ağlatır. 00:26:50.767 --> 00:26:52.423 Neden kolay değil? 00:26:52.915 --> 00:26:59.654 O da bir mücadele; insanın nefsini yenmesi, bu ibadet ve taatleri yapması da bir mücadele. 00:26:59.920 --> 00:27:05.253 Görüyorsunuz ki İslâm bir bakıma çok kolay. Yapılması gerekli şeyleri insan hemen öğreniveriyor. 00:27:05.652 --> 00:27:12.854 Bir bakıma da zor; yapması, uygulaması zor… Önce insanın kendisini yenmesi lazım ki yapabilsin. 00:27:13.112 --> 00:27:15.332 İşte bunları yenmeyi öğrenmeliyiz. 00:27:16.840 --> 00:27:18.189 Ve bihî kâle Hâtemün. 00:27:18.298 --> 00:27:22.547 "Aynı râvilerden gelen habere göre Hâtem-i Esam hazretleri yine şöyle buyurmuş:" 00:27:22.680 --> 00:27:29.560 eş-Şehvetü selâsetün: Şehvetün fi'l-kelâmi ve şehvetün fi'n-nazari 00:27:29.600 --> 00:27:37.000 fa'hfazi'l-ekle bi's-sikati ve'l-lisâne bi's-sıdkı ve'n-nazara bi'l-'ibreti." 00:27:37.000 --> 00:27:50.120 Şehvet de üç çeşittir. Şehvet; "insanın iştihası, şiddetli arzusu" demek… Üç çeşit arzu vardır. 00:27:50.160 --> 00:27:54.120 Şehvet deyince hemen bizim aklımıza gelen seksüel arzular; o değil. 00:27:54.800 --> 00:27:55.920 Üç çeşit arzu vardır: 00:27:55.960 --> 00:28:01.480 Birincisi; Şehvetün fi'l-ekl. "Yemekte arzu." 00:28:01.851 --> 00:28:05.940 Bir kuzu olsa bitirecek. Karnı acıkmış, yemek yemek istiyor. 00:28:06.979 --> 00:28:10.396 Sabah yedi, öğlen yemek istiyor. Öğlen yedi, akşam yemek istiyor. 00:28:10.747 --> 00:28:16.897 Yoldan geçerken kırmızı elmaları gördü. Uzanıyor, koparıyor, yiyor. Tarlada havucu gördü. 00:28:16.975 --> 00:28:21.675 Başkasının havucunu çekiyor, çeşmede yıkayıp yiyor. 00:28:22.953 --> 00:28:26.380 Bunları neden yapıyor? İçinde yeme arzusu var, ondan. 00:28:27.458 --> 00:28:32.359 İkincisi; Şehvetün fi'l-kelâm. "Konuşmada arzu." 00:28:32.760 --> 00:28:39.480 Sus be adam! Susmaz; ne mümkün. Konuşma arzusu var, isteği var. Susmaz; illa konuşacak. 00:28:42.640 --> 00:28:44.320 Sabahtan akşama seni mi dinleyeceğiz? 00:28:45.223 --> 00:28:51.105 Susmaz, konuşma arzusu var. Yeme de bir arzu, konuşma da bir arzu. 00:28:52.331 --> 00:28:54.920 Ve şehvetün bi'n-nazar. "Bakış da bir arzu." 00:28:55.201 --> 00:29:00.410 Ya bakma o tarafa! Yok, dönüp dönüp bakar; bir daha bakar, bir daha bakar. 00:29:00.640 --> 00:29:07.920 Bakışta şehvet, yemekte şehvet, konuşmada şehvet… 00:29:08.800 --> 00:29:11.520 Nasihate geçiyor, diyor ki: 00:29:11.960 --> 00:29:14.000 Fa'hfazi'l-ekle bi's-sika. 00:29:14.480 --> 00:29:21.440 "Yemekteki şehvetinde, kendini günaha düşmekten Allah'a dayanıp güvenerek koru." 00:29:21.591 --> 00:29:27.341 "Açım, şu elmayı koparıp yiyeyim." vesaire diye harama sapma. 00:29:27.396 --> 00:29:31.274 Allah senin rızkını verecek, Allah'a güven! 00:29:31.407 --> 00:29:37.377 es-Sika "güvenmek" demek. Veya filanca adam "sikadır" demek, "Güvenilir insandır." demek. 00:29:37.463 --> 00:29:40.432 Peltek se ile kaf ile "güvenilir insan" demek. 00:29:40.713 --> 00:29:44.759 Allah'a güvenerek haram lokma yemekten kendini koruyabilirsin. 00:29:44.787 --> 00:29:48.317 İçinden ne kadar kuvvetli arzu gelirse gelsin; 00:29:48.450 --> 00:29:53.483 "Uzat elini, alıver şunu, yutuver şunu!" Öyle şey yok! 00:29:53.624 --> 00:29:54.624 Nasıl yapacak? 00:29:55.480 --> 00:29:58.614 "Allah bana helalinden gönderir, Allah beni yarattığına göre 00:29:58.848 --> 00:30:03.717 tayin edip yazdığına göre ben haramdan almayayım." diyecek. 00:30:04.936 --> 00:30:12.260 "Yeme hususundaki şehvetini Allah'a tevekkül ve güven duygusuyla önle." demiş oluyor. 00:30:12.479 --> 00:30:24.738 Ve'l-lisâne bi's-sıdk. "Konuşma konusundaki arzun ve şehvetini doğrulukla kontrol altında tut." 00:30:25.207 --> 00:30:29.163 Her sözün doğru olsun. Doğru olmayan sözü söylemeyerek, 00:30:29.546 --> 00:30:35.250 sözünün doğru olması konusunda titiz davranarak lisanındaki konuşma arzunu, 00:30:35.313 --> 00:30:38.150 şehvetini böylece engelle, kontrol altında tut. 00:30:38.752 --> 00:30:43.737 Hakikaten biz bunu, çok gezdiğimiz için muhtelif toplantılarda görürüz. 00:30:43.894 --> 00:30:45.899 Mesela büyük zâtlarla oturulur. 00:30:46.821 --> 00:30:55.447 Onların huzuru ve sükutundan bile istifade edilir; çünkü orada mânevî füyuzât dağıtılır. 00:30:55.940 --> 00:31:00.880 Ama bazı insanlar bir mevzu açar, ötekisi bir başka mevzu açar, 00:31:00.143 --> 00:31:08.632 olmadık bir soru sorar, lüzumsuz bir konuyu açar; meclisin ruhaniyetini, tadını, seviyesini düşürür. 00:31:08.968 --> 00:31:10.651 Konuşma be adam, sus! 00:31:10.838 --> 00:31:12.878 Biliyorsunuz sükut da ibadettir. 00:31:13.956 --> 00:31:20.745 İnsanın mülahazalarla lüzumsuz konuşmadan kendisini tutması, sükut, ibadettir. 00:31:20.777 --> 00:31:24.366 Birçok insan bunun bir ibadet olduğunu, sevap olduğunu bilmez. 00:31:24.694 --> 00:31:29.390 Biz öğreneceğiz, bileceğiz, hatırımızda tutacağız, lüzumsuz konuşmayacağız. 00:31:29.304 --> 00:31:37.641 Doğru konuşma prensibine çok sıkı riayet ederek, konuşmadaki şehvetimizi engelleyeceğiz. 00:31:37.947 --> 00:31:41.317 Herkeste bir konuşma arzusu vardır. Bazıları diyebilir ki; 00:31:41.364 --> 00:31:47.750 "Hocam, benim canım hiç konuşmak istemez, hem de bir kalabalığın karşısına çıktım mı utanırım." 00:31:48.132 --> 00:31:52.393 Doğru, ama utanmadığı yerde de insanlar kolay kolay frenlenmiyor. 00:31:53.261 --> 00:32:01.537 Bir arkadaşın evine gittik, kahvaltı ediyoruz. Çocuğu boyuna konuşuyor. 00:32:01.681 --> 00:32:06.526 Büyükler var, sofrada küçük çocuk konuşuyor. Babası da; 00:32:06.729 --> 00:32:11.578 "Amcası bak, benim oğlum ne güzel konuşuyor!" diyor. 00:32:12.982 --> 00:32:14.647 Misafirlerden biri diyor ki; 00:32:14.921 --> 00:32:20.577 "Tamam, çocuğuna şimdiye kadar konuşmayı öğretmişsin, bundan sonra sükutu öğret." 00:32:21.314 --> 00:32:26.828 Şimdiye kadar konuşmayı öğretmişsin; konuşmayı öğrenmek kolay, sükutu öğrenmek zor. 00:32:29.792 --> 00:32:31.794 Üçüncü şehvet neydi? Bakış. 00:32:32.896 --> 00:32:41.481 Ve'n-nazara bi'l-ibre. Nazar konusundaki, bakış konusundaki şehveti nasıl engelleyecek? 00:32:41.802 --> 00:32:44.409 Baktığı yere ibret nazarıyla bakarak. 00:32:45.738 --> 00:32:51.900 Bakışı ibret olmak şeklinde, ibret olmayan bakışı yapmamak şeklinde; 00:32:51.430 --> 00:32:56.552 ancak ibret olan bir bakışla bakmak şeklinde o arzusunu engelleyecek. 00:32:57.615 --> 00:33:02.471 Demek ki bu mübarekler insanın cinsel şehvetini 00:33:03.120 --> 00:33:07.614 o kadar def etmişler ki burada onu bahis konusu bile etmedi. Onu söylemedi bile. 00:33:08.599 --> 00:33:15.362 Bizim için gayet normal gelen yemedeki, konuşmadaki, 00:33:15.948 --> 00:33:20.710 bakıştaki şiddetli arzuları kesmenin üzerinde duruyor. Ötekini hiç söylemiyor. 00:33:20.757 --> 00:33:26.703 Zaten dervişin onu hiç yapmayacağını düşünüyor. 00:33:27.860 --> 00:33:32.618 Fakat bugün zamanımızın insanları en çok bundan günaha giriyor. 00:33:32.689 --> 00:33:40.203 Derviş de olsa, müslüman da olsa… Çünkü çevre bozuk, çünkü kadınlar maalesef çok açık saçık. 00:33:40.976 --> 00:33:49.743 Maalesef yayınlar çok müstehcen. Maalesef televizyonlar, filmler fevkalade muzır, fevkalade zararlı. 00:33:50.250 --> 00:33:57.473 Onun için tabi cinsel şehvet kudurmuş durumda oluyor 00:33:57.496 --> 00:34:02.826 ve birçok insan muazzam günahlar, haramlar içinde mahvoluyorlar. 00:34:02.888 --> 00:34:08.416 Tabi acıyacağız, engellenmesi için çalışacağız, bu duruma düşmemeye gayret edeceğiz. 00:34:09.772 --> 00:34:11.675 16. paragraf 00:34:12.440 --> 00:34:14.240 Ve bi-isnâdihî kâle Hâtemün. 00:34:14.362 --> 00:34:21.808 "Yine aynı râvilerden rivayet, isnad zinciri ile gelen habere göre Hâtem-i Esam şöyle buyurdu:" 00:34:21.888 --> 00:34:31.428 Men fütiha aleyhi şey'ün mine'd-dünya, fe-lem yeteharra el-halâsa minhü ve lem ya'mel fî ihrâcihî, 00:34:31.520 --> 00:34:33.480 fe-kad azhara hubbe'd-dünyâ." 00:34:35.320 --> 00:34:38.400 Hâtem-i Esam rahmetullâhi aleyh dedi ki: 00:34:39.240 --> 00:34:44.400 "Kimin dünyalıktan üzerine bir imkân gelirse, 00:34:44.800 --> 00:34:49.680 bir kapı açılırsa, kendisine dünyalık bir şey; para, pul, mal, mülk, mevki, makam vesaire gelirse." 00:34:50.720 --> 00:34:56.400 Fe-lem yeteharra el-halâsa minhü. "Ondan kurtulmak için çare araştırmazsa." 00:34:56.665 --> 00:34:59.950 "Eyvah, üstüme dünyalık geliyor, para geliyor, mevki geliyor, makam geliyor, 00:35:00.320 --> 00:35:05.200 şundan nasıl kurtulayım, bunu başımdan nasıl def edeyim?" diye düşünmezse... 00:35:05.820 --> 00:35:13.219 Ve lem ya'mel fî ihrâcihî fe-kad azhara hubbe'd-dünyâ. "Bunu def etmek için bir gayret göstermezse..." 00:35:13.250 --> 00:35:19.119 Fe-kad azhara hubbe'd-dünyâ. "O, dünya sevgisine müptela bir insan olduğunu göstermiş olur." 00:35:19.627 --> 00:35:21.678 Derviş dünyayı sevmeyecek, âhireti sevecek. 00:35:21.928 --> 00:35:27.278 "Âhiret ehli derviş, ama dünyalıktan bir şey geldiği zaman ondan kurtulmaya çalışmıyorsa, 00:35:27.379 --> 00:35:32.963 kaçacak delik aramıyorsa veya elinden bir an evvel çıkarmaya çalışmıyorsa demek ki dünya ehli imiş. 00:35:33.600 --> 00:35:36.720 Demek ki içinde dünya sevgisi varmış." demek istiyor. 00:35:36.847 --> 00:35:41.634 Tabi biliyorsunuz, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve sahâbe-i kiram 00:35:41.681 --> 00:35:45.740 eline geçen dünyalığı, gündüz geçmişse akşama bırakmazlardı; 00:35:45.137 --> 00:35:49.832 akşam geçmişse sabaha çıkarmazlardı. Dağıtırlar, sadaka verirler, olur biterdi. 00:35:50.503 --> 00:35:56.104 Hz. Âişe-i Sıddîka validemiz oruçluymuş. Hizmetçisiyle beraber büyük bir imkân gelmiş. 00:35:56.680 --> 00:36:06.121 Hizmetçisini göndermiş, o imkânı dağıtmış. Akşama yiyecek bir şey gelmiş, hepsini dağıtmış. 00:36:06.410 --> 00:36:11.203 Akşam orucu açacaklar, bir şey yok. Hizmetçi dayanamamış, demiş ki; 00:36:11.226 --> 00:36:16.445 "Ey mü'minlerin annesi! -Peygamber Efendimiz'in hanımları mü'minlerin anneleri oluyor ya- 00:36:17.000 --> 00:36:22.476 ne olurdu o dağıttıklarından bir parçayı da eve bıraksaydın da biz iftar etseydik. 00:36:23.108 --> 00:36:25.540 Bak oruç tuttuk, iftar edeceğiz, evde bir şey yok." 00:36:26.744 --> 00:36:29.208 "Önceden söyleseydin onu da yapardım." demiş. 00:36:30.800 --> 00:36:31.200 Elinde tutmuyor. 00:36:31.160 --> 00:36:34.400 Onun açlığa dayanamadığını görünce; 00:36:34.800 --> 00:36:38.720 "Önceden söyleseydin onu da yapardım, hatırlatmadın, ben de hepsini dağıttım." demiş. 00:36:38.930 --> 00:36:46.536 Elde tutmuyorlar. Tabi onların halleri gerçek İslâm. Bizim halimiz de hakikaten taklit. 00:36:46.731 --> 00:36:52.655 İşin doğrusu bu, onların İslâm'ı anlayışı, yaşaması, Allah'a bağlanması, 00:36:53.460 --> 00:36:58.140 Kur'ân-ı Kerîm'in, hadîs-i şerîflerin ışığında davranışlarını tanzim etmesi... 00:36:58.226 --> 00:37:04.150 İşte böyle anlayın, farkı görün. Biz nasılız, onlar nasıl, görün; ondan sonra siz bilirsiniz. 00:37:14.797 --> 00:37:26.535 Semi'tü Ebâ Aliyyin, Sa'îde'bne Ahmede, el-Belhıyye, yekûlü: Semi'tü Ebî yekûlü: 00:37:26.558 --> 00:37:31.618 Semi'tü Muhammede'bni Abdin, yekûlü: semi'tü hâlî Muhammede'bne'l-leys, yekûlü: 00:37:31.649 --> 00:37:35.658 Semi'tü Hâmideni'l-Leffâf, yekûlü: Semi'tü Hâtemeni'l-Esamme, yekûlü: 00:37:35.955 --> 00:37:38.508 Yine aynı rivayet zinciri ama bu sefer isimleri saydı. 00:37:38.563 --> 00:37:40.761 Ve bihî kâle deseydi deminki rivayetin aynısı olacaktı. 00:37:40.914 --> 00:37:47.375 Zaten araya başka bir rivayet girmedi; deminki isimleri hatırınızda tuttuysanız rivayet zincirini saydı. 00:37:48.187 --> 00:37:49.641 Hâtem-i Esam şöyle buyurdu; 00:37:50.219 --> 00:37:58.437 Mâ min sabâhin illâ ve'ş-şeytânü yekûlü lî: Mâ te'kül? Ve mâ telbes? Ve eyne teskün? 00:37:58.547 --> 00:38:04.336 Fe-ekûlü: Âkülü'l-mevte ve elbesü'l-kefene ve eskünü'l-kabre. 00:38:05.800 --> 00:38:07.240 Hâtem-i Esam diyor ki; 00:38:07.560 --> 00:38:09.400 "Hiçbir sabah yoktur ki 00:38:09.760 --> 00:38:14.320 şeytan bana şöyle demesin. Şeytanın bana böyle demediği hiçbir sabah yoktur." 00:38:14.362 --> 00:38:17.907 Her sabah şeytan bana böyle der. Ne diyormuş şeytan? 00:38:18.258 --> 00:38:23.827 Mâ te'kül? "Bugün ne yiyeceksin?" Ve mâ telbes? "Ne giyineceksin?" 00:38:24.991 --> 00:38:27.920 Ve eyne teskün? "Nereye başını sokup oturacaksın?" 00:38:28.404 --> 00:38:33.178 Demek ki mübareklerin ne yiyecekleri var, ne giyecekleri var, ne meskenleri var. 00:38:34.233 --> 00:38:35.673 Şeytan sabahleyin kışkırtıyor: 00:38:35.923 --> 00:38:40.541 "Bugün ne yiyeceksin?" Bir şey yok. Cepte yok; cep delik, cepken delik. 00:38:42.510 --> 00:38:43.510 Ev yok, bark yok. 00:38:45.210 --> 00:38:52.892 Fukara ama eline mal geçmediği için fukara değil; geçeni dağıttığı için, tutmadığı için fukara! 00:38:53.592 --> 00:38:55.260 Şeytan her sabah diyor ki; 00:38:55.159 --> 00:39:01.167 "Bugün ne yiyeceksin bakalım? Bugün ne giyineceksin bakalım? Bugün nerede barınacaksın?" 00:39:01.245 --> 00:39:05.376 Ya işte bir barınağın yok! "Şeytan her sabah bana böyle söyler." diyor. 00:39:05.391 --> 00:39:07.396 Ben de ona cevap olarak şöyle derim: 00:39:08.115 --> 00:39:13.407 Âkülü'l-mevt. "Ecel şerbetini yiyip içeceğim, ölümü yiyeceğim." 00:39:14.630 --> 00:39:17.423 Ve elbesü'l-kefen. "Kefen bürüneceğim." 00:39:18.640 --> 00:39:25.700 Ve eskünü'l kabr. "Kabri mesken edineceğim, kabirde oturacağım." 00:39:25.848 --> 00:39:29.253 Şeytana zıt olarak karşılık veriyor: 00:39:29.331 --> 00:39:32.855 "Sen beni kışkırtmaya çalışıyorsun, ben öyle kışkırtılacak adam değilim!" 00:39:33.152 --> 00:39:40.471 Şeytanın o sözlerine karşı; "Ölümü yiyeceğim, kefene sarılacağım, kabirde barınacağım!" diyor. 00:39:41.133 --> 00:39:44.230 "Eyvah, ne yiyeyim?" diye biraz araştırayım demiyor. 00:39:44.374 --> 00:39:46.688 "Eyvah, ne bürüneyim?" diye araştırmaya kalkmıyor. 00:39:46.728 --> 00:39:49.180 "Eyvah, başımı sokacak nereyi bulayım?" demiyor. 00:39:49.656 --> 00:40:00.351 Geçen hafta bir gün takvim yaprağını kopardım, "Arkasına bakayım." dedim. Çok güzel şeyler çıkıyor: 00:40:01.358 --> 00:40:04.395 Mübareklerden bir tanesi, dervişleriyle üç gündür aç. 00:40:04.536 --> 00:40:11.476 Üçüncü gün dervişin biri karpuz kabuğuna elini uzatmış, şeyhi azarlamış: 00:40:12.413 --> 00:40:15.396 "Madem sen böyle üç günlük açlığa bile dayanamıyorsun, 00:40:15.693 --> 00:40:20.344 çarşıya pazara git ticaret yap, dervişlikte senin ne işin var, yallah!" demiş. 00:40:21.270 --> 00:40:23.740 Tekkede senin yerin yok! 00:40:24.590 --> 00:40:31.678 Biz üç gün değil, üç saat duramıyoruz. Sabah yedik, öğlen yedik, ikindi yedik. 00:40:31.982 --> 00:40:34.964 Akşam yemeyince açlıktan öleceğimizi sanıyoruz. 00:40:37.730 --> 00:40:43.142 Hani nerede kebapçı, nerede baklavacı, börekçi? Gözümüz etrafta onu arıyor. 00:40:43.617 --> 00:40:48.176 Adam üç günden sonra karpuz kabuğuna elini uzatınca şeyhi azarlamış. 00:40:48.586 --> 00:40:52.997 "Def ol!" demiş, "Senin gibi derviş mi olur, bari sen çarşıya pazara git, alışveriş yap. 00:40:53.510 --> 00:40:56.868 Dervişlik yapabilecek kabiliyetin yok, dayanıklılığın yok!" demiş. 00:40:57.792 --> 00:41:04.618 Böyle adamlarmış. Allah şefaatlerine erdirsin. Şeytana karşı cevabı öyle: 00:41:04.844 --> 00:41:07.810 "Sen beni kandıramazsın." Verdiği cevaplara bak! 00:41:08.122 --> 00:41:10.732 Ve bi-isnâdihî kâle racülün li-Hâtemin. 00:41:11.662 --> 00:41:15.502 "Aynı rivayetten, aynı şahıslardan nakledildiğine göre 00:41:15.572 --> 00:41:20.619 bir kişi Hâtem-i Esam hazretlerine şöyle dedi:" 00:41:21.480 --> 00:41:22.480 Mâ teştehî? 00:41:22.760 --> 00:41:30.720 Kâle: eştehî âfiyete yevmî ile'l-leyl! Fe-kıyle lehû: E leyseti'l-eyyâmü küllihâ âfiyeten? 00:41:30.898 --> 00:41:35.973 Fe-kâle: İnne âfiyete yevmî ellâ a'sa'llâhe fîhi. 00:41:37.440 --> 00:41:42.800 Bir adam, Hâtem-i Esam hazretlerine sormuş; "Canın ne çekiyor, ne istiyor?" 00:41:43.880 --> 00:41:49.320 Ismarlayacak galiba, Hâtem-i Esam'a; "Canın ne istiyor?" diye sormuş. 00:41:49.618 --> 00:41:54.884 Cevaben demiş ki; "Bugünümün geceye kadar afiyet üzere geçmesini istiyorum." 00:41:55.869 --> 00:42:02.520 "Karpuz kavun istiyorum, baklava istiyorum, börek çörek istiyorum, meşrubat istiyorum." demiyor. 00:42:03.200 --> 00:42:09.586 "Bu gündüzümün geceye kadar afiyet üzere geçmesini istiyorum." diyor. 00:42:10.358 --> 00:42:12.829 Fe kıyle lehû. "Onun üzerine kendisine deniliyor ki." 00:42:13.790 --> 00:42:19.628 E leyseti'l-eyyâmü küllihâ âfiyeten? "Bütün günler afiyet üzere değil misin? 00:42:19.777 --> 00:42:21.948 Hasta mısın, afiyet üzere değil misin?" 00:42:22.174 --> 00:42:27.727 Fe-kâle inne âfiyete yevmî ellâ a'sa'llâhe fîhi. "Benim gündüzümün afiyeti, günümün afiyeti." 00:42:27.797 --> 00:42:33.166 Ellâ a'sa'llâhe fîhi. "O gün Allah'a asi olmamamdır." 00:42:33.322 --> 00:42:39.538 "Karnım tok, sırtım pek, hastalıksız, dertsiz, gamsız olmam değildir. 00:42:39.995 --> 00:42:42.317 Afiyet, Allah'a asi olmamamdır." 00:42:42.840 --> 00:42:48.800 (Ellâ diye orada lâ'nın üzerine şeddeyi koyacaksınız. En ve lâ'nın birleşmesi.) 00:42:48.819 --> 00:42:55.524 "Benim, günümün afiyetinden kastettiğim mâna, o günümde Allah'a hiç asi olmamamdır." 00:42:55.846 --> 00:42:59.949 Demek ki Allah'a asi oldum mu o gün fena geçti, mahvoldu. 00:43:00.480 --> 00:43:06.702 Allah'a asi olmuşsa o gün hastalıklar içinde inlemiş gibi veya belalar başına yağmış gibi üzülecek. 00:43:06.999 --> 00:43:10.111 Allah'a asi olmamışsa, "Çok şükür yâ Rabbi! 00:43:10.361 --> 00:43:16.703 Bu günüm akşam oldu, hiç sana isyan edecek bir şey yapmadım." diyebiliyorsa onu afiyet sayıyor. 00:43:18.688 --> 00:43:29.167 Bunlar kahraman adamlar, bu sözler sadece dillerinde değil, bunları yapabilen insanlar. 00:43:31.920 --> 00:43:37.200 Ve bihî kâle Hâtemün. "Yine aynı rivayet zinciri ile Hâtem-i Esam şöyle buyurdu:" 00:43:38.650 --> 00:43:48.442 Erba'atün yendemûne alâ erba'atin: el-Mukassıru, izâ fâtehü'l-amel ve'l-munkatıu an asdıkâihî, 00:43:48.480 --> 00:43:59.920 izâ nâbethü nâibetün ve'l-mümekkinü minhü adüvvühû bi-sûi re'yihî ve'l-cerîu ale'z-zünûbi. 00:44:01.240 --> 00:44:05.560 19. paragrafı okuyoruz, 96. sayfanın sonudur. 00:44:05.920 --> 00:44:11.600 Hâtem-i Esam dedi ki; "Dört kişi, dört şeye pişman olacak." 00:44:11.909 --> 00:44:15.500 Bir; el-Mukassıru izâ fâtehü'l-amel. 00:44:16.169 --> 00:44:20.590 "Âmâl-i sâlihayı, ibadeti, taati yapamayan kişi, 00:44:20.747 --> 00:44:25.370 o ibadet ve taati yapmanın fırsatı kaçtığı zaman pişman olacaktır." 00:44:27.488 --> 00:44:32.181 Mesela bayram namazına kalkamadı, kılmadı, vakti geçti. 00:44:32.251 --> 00:44:34.843 Ne olacak? Nâdim olacak, pişman olacak. 00:44:35.179 --> 00:44:40.938 Veya cuma namazı kılamadı, yetişemedi, gelmedi, işinden çıkmadı. Pişman olacak. 00:44:41.375 --> 00:44:45.696 Veyahut ömründe ibadet etmedi, ölüm geldi. Pişman olacak. 00:44:46.550 --> 00:44:49.194 İbadeti yapmanın zamanı geçince pişman olacak. 00:44:50.842 --> 00:44:56.610 İkincisi; Ve'l-munkatıu an asdıkâihî izâ nâbethü nâibetün. 00:44:57.430 --> 00:45:04.214 "Arkadaşlarından alakayı kesmiş, tek başına yaşayan, arkadaşlarla dostluk ve ülfetini 00:45:04.660 --> 00:45:09.549 kesen, koparan kişi de pişman olacak." 00:45:09.561 --> 00:45:15.735 Çünkü ne zaman başına bir musibet ve bela gelse, yardım edecek kimsesi olmayacak. 00:45:16.798 --> 00:45:19.440 Arkadaşlarından kendisi ayrıldı; o da pişman olacak. 00:45:23.948 --> 00:45:27.552 Ve'l-mümekkinü minhü adüvvühû bi-sûi re'yihî. 00:45:30.817 --> 00:45:36.119 "Düşmanı kendisine galebe çalmış kimse pişman olacak." 00:45:37.270 --> 00:45:47.640 Bi-sûi re'yihî. "Kötü düşüncesi, kötü tercihi, kötü tedbiri veya yanlış hareketi dolayısıyla" 00:45:47.150 --> 00:45:51.356 düşmanı kendisine galebe çalmış kimse de pişman olacak. 00:45:51.699 --> 00:45:58.335 "Hay Allah, düşmanın bu kadar zorlu olduğunu, bu kadar kuvvetli silahlara sahip olduğunu hiç tahmin etmedik, 00:45:58.358 --> 00:46:00.786 hiç de hazırlanmadık. Tabi sonra pişman olacak. 00:46:00.965 --> 00:46:04.610 Azerbaycan'ın durumu gibi, Bosna Hersek'in durumu gibi. 00:46:05.126 --> 00:46:09.506 Silahları bize vermeye kalktılar. Bosna Hersek Cumhuriyeti ilan edildi. 00:46:10.201 --> 00:46:14.854 "Elimizdeki silahları ne yapalım? Türkiye'ye, Türk kardeşlerimize gönderelim." demişler. 00:46:15.346 --> 00:46:20.730 Sanmışlar ki Yugoslavya'da, o çizilen hudutlarda huzur içinde yaşayacaklar; hiç tahmin etmediler. 00:46:21.105 --> 00:46:27.327 Kötü kanaatler, kötü bir yönetim, tedbirleri zamanında alamamak yüzünden düşman galebe çaldı. 00:46:27.374 --> 00:46:30.343 Tabi pişman oldular. Bu kimse de pişman olur. 00:46:30.539 --> 00:46:34.820 Azerbaycan'da da böyle birbirlerine düştüler. Düşmanı küçümsediler. 00:46:35.221 --> 00:46:44.381 "'Biz Ermeniler'i küçümsedik. Sayıları azdır, nasıl olsa tepeleriz.' dedik." diyor, haberlerde. 00:46:44.506 --> 00:46:47.554 Tabi Ermeniler de tedbirlerini aldılar. 00:46:47.937 --> 00:46:51.317 Amerika'dan Rusya'dan modern silahları aldılar; 00:46:51.692 --> 00:46:55.781 Azerîlerin yanına yanaşmadan, uzaktan bombalayarak yendiler. 00:46:56.500 --> 00:47:04.260 Kötü kanaatler, kötü tedbirler veya tedbirleri iyi alamama dolayısıyla düşman onlara galebe çaldı. 00:47:04.960 --> 00:47:06.805 Şu anda herkes çok pişman… 00:47:07.770 --> 00:47:08.216 Belki Türkiye de pişman; 00:47:08.482 --> 00:47:13.583 neden Azerbaycan istiklalini ilan edince, onunla saldırmazlık anlaşması yapmadı? 00:47:13.902 --> 00:47:19.172 Suriye ile Rusya "Birisi bize saldırırsa ben de senin yanında olacağım." diye anlaşma yaptı. 00:47:19.227 --> 00:47:23.206 Bu, "Türkiye Suriye'ye saldırmasın." diye Suriye'nin tedbiri. 00:47:23.706 --> 00:47:25.981 Yunanistan ortak pazara girdi, neden? 00:47:27.590 --> 00:47:32.365 "Türkiye Yunanistan'a saldırırsa ortak pazarda beraber olsun da korunsun." diye. 00:47:32.859 --> 00:47:35.586 Biz niye aynı tedbirleri almıyoruz? 00:47:35.679 --> 00:47:40.791 Niye müslümanlar birisi, bizden birisine saldırırsa hepimiz savaşırız, demiyor? 00:47:41.203 --> 00:47:43.306 Niye Azerîlerle böyle bir anlaşma yapmadık? 00:47:43.486 --> 00:47:49.584 "Bir Azerî şefi bir yerde bir hücuma uğrasa biz onun müttefikiyiz, saldıranla beraber mücadele ederiz. 00:47:49.663 --> 00:47:54.290 Saldırı bize de yapılmış sayılır." deseydik karşı taraf onun hesabını yapacaktır. 00:47:54.589 --> 00:47:59.399 Müslümanlar bu ittifakları yapmıyor, ondan sonra tek tek keklik gibi avlanıyorlar, 00:48:00.940 --> 00:48:04.157 kuzu gibi boğazlanıyorlar. 00:48:05.429 --> 00:48:12.913 Hani müslümanlar aslandı, kaplandı! Tedbir yok; tedbirler kötü, tedbirler yanlış. 00:48:13.566 --> 00:48:21.240 Ve'l-cerîü ale'z-zünûbi. "-Pişman olacak dördüncü kimse- günaha cüret etmiş olan insandır." 00:48:21.156 --> 00:48:24.430 O da pişman olacak; günahı işleyen kimse de pişman olacak. 00:48:24.955 --> 00:48:28.846 "Dört kimse dört şeye pişman olacak. 00:48:29.963 --> 00:48:35.412 İbadetini, taatini yapmayan; o ibadetin, taatin imkânı geçtiği zaman pişman olacak. 00:48:35.855 --> 00:48:40.920 Arkadaşlarından kopup ayrılan, başına bir bela geldiği zaman yardımcısız olduğu için pişman olacak. 00:48:41.380 --> 00:48:48.252 Düşman kendisini bastırmış, galebe çalmış kimse, tedbirinin iyi olmamasından dolayı pişman olacak. 00:48:48.713 --> 00:48:55.334 Günaha teşebbüs eden kimse de günahının belası, cezası başına yağdığı zaman pişman olacak; 00:48:55.373 --> 00:48:57.800 ama iş işten geçmiş olacak." 00:48:57.877 --> 00:49:00.790 20. paragraf Ve bihî kâle Hâtemün. 00:49:01.571 --> 00:49:05.362 "Aynı rivayet zinciri ile Hâtem-i Esam'ın şöyle dediği naklediliyor:" 00:49:05.565 --> 00:49:09.568 el-Abâü alemün min a'lâmi'z-zühdi; 00:49:09.865 --> 00:49:18.140 fe-lâ yenbeğî li-sâhibi'l-abâi en yelbese abâen bi-selâseti derâhime ve nısfin ve fî kalbihî 00:49:18.770 --> 00:49:26.370 şehvetün bi-hamseti derâhim. E mâ yestahî mina'llâhi en tücâvize şehvetü kalbihî abâehû? 00:49:27.761 --> 00:49:40.216 el-Abâü alemün. "Aba giymek; kaba saba, basit, ucuz giyim giyinmek alamettir, işarettir." 00:49:40.427 --> 00:49:45.314 Min a'lâmü'z-zühd. "Dervişlik, zahidlik alametidir. 00:49:45.993 --> 00:49:52.242 Fe-la yenbeğî li-sâhibi'l-abâi. "Aba giyinmiş, dervişlik hırkası giyinmiş bir kimseye yakışmaz." 00:49:53.800 --> 00:49:59.514 En yelbese abâen bi-selâseti derâhime ve nısfın. "Üç buçuk dirheme aba giyip de..." 00:50:00.470 --> 00:50:08.655 Ve fî kalbihî şehvetün bi-hamseti derâhim. "Kalbinde beş dirhemlik şehvet olması yakışık almaz!" 00:50:09.128 --> 00:50:11.650 "Sırtında üç buçuk dirhemlik aba varken, 00:50:12.167 --> 00:50:18.619 kalbinin beş dirhemlik bir arzu peşinde olması dervişe yakışmaz." 00:50:20.101 --> 00:50:22.159 E mâ yestahî mina'llâhi. 00:50:22.269 --> 00:50:28.605 "Ey böyle yapan kişi! Allah'tan utanmaz mısın ki kalbinin şehveti abanın fiyatını geçiyor! 00:50:29.524 --> 00:50:38.884 Bundan utanmaz mısın? Biraz genişleterek anlatmaya çalışalım: 00:50:39.550 --> 00:50:44.930 Demek ki dervişler dış görünüşe önem vermiyorlar, basit giyiniyorlar, ucuz giyiniyorlar. 00:50:44.788 --> 00:50:48.340 Bu, dünyaya metelik vermediklerinin alameti oluyor. 00:50:48.300 --> 00:50:52.626 "Beğenen beğensin, beğenmeyen beğenmesin. Allah beğensin, önemi yok!" diyorlar. 00:50:53.143 --> 00:50:59.390 Şatafata, süse, saltanata düşkün değiller; güzel. Ama içinde arzular varsa… 00:50:59.897 --> 00:51:04.573 "Paraya pula karşı bu sırtındaki abayla tezat oluyor, utanmıyor musun? 00:51:04.628 --> 00:51:11.132 Bu üç buçuk dirhemlik abayı sırtına giyip de kalbinde beş dirhemlik arzu varsa olmaz!" diyor. 00:51:12.217 --> 00:51:15.975 "Hakiki dervişsen içinde böyle arzular olmasın, 00:51:16.132 --> 00:51:21.354 dünyanın her şeyine karşı zahidâne, dervişâne bir tavır takın." demek istiyor. 00:51:22.118 --> 00:51:27.857 Ve bihî kâle Hâtemün. "Aynı rivayet zinciri ile Hâtem-i Esam'ın şöyle dediği de rivayet edilmiş:" 00:51:28.412 --> 00:51:35.884 İlzem hıdmete mevlâke te'tike'd-dünyâ râğımete ve'l-cennetü âşıkaten. 00:51:39.357 --> 00:51:46.887 İlzem. "Yapış." Hıdmete Mevlâke. "Mevlâ'nın hizmetine, Rabbi'nin hizmetine sımsıkı yapış." 00:51:47.365 --> 00:51:51.309 Te'tike'd-dünyâ râğımete. "Dünya, burnu sürte sürte sana gelir." 00:51:51.489 --> 00:51:55.374 Ve'l-cennetü âşıkaten. "Cennet de sana âşık olarak gelir." 00:51:56.476 --> 00:52:00.132 Ne demek istedi? "Sen Rabbi'ne güzel kulluk yapmaya bak. 00:52:00.788 --> 00:52:04.900 Dünyalık da gelir, cenneti de kazanırsın." demek. 00:52:04.957 --> 00:52:09.392 Dünyalık için ibadet edilmez, zaten dünya menfaati için ibadet yapmak sahtekârlıktır. 00:52:11.260 --> 00:52:15.248 Cennet için yapmak da dervişliğe tam uygun olmuyor. 00:52:15.569 --> 00:52:21.533 "Sen Allah'a ibadetini güzel yap, dünyalıktan nasibin de gelir, cennet de sana gelir." 00:52:22.556 --> 00:52:25.900 Dünya burnu sürte sürte gelir. 00:52:25.783 --> 00:52:31.264 Keçiyi çekersin inat eder, gelmek istemez ama çekersin, burnu sürte sürte gelir ya. 00:52:31.522 --> 00:52:39.138 Tırnaklarını açar, ayaklarını dayar ama sürükleye sürükleye götürürler, yine gelir. 00:52:39.498 --> 00:52:42.510 Sen Allah'a güzel kulluk edersen dünya sana öyle gelir. 00:52:42.580 --> 00:52:47.405 Keçi gibi inat etse bile gelmek istemese bile Allah sana onu gönderir 00:52:48.725 --> 00:52:55.600 ve dünya burnu sürte sürte, istemeye istemeye gelir. Ama cennet de sana âşık olarak gelir. 00:52:55.647 --> 00:53:00.617 "Gel, ben sana âşık olmuşum, sen madem Rabbi'ne güzel kulluk eden bir kulsun." diye 00:53:00.828 --> 00:53:06.573 cennet seni talep eder, ister ve sana âşık olur. Bu çok güzel bir sözdür. 00:53:07.600 --> 00:53:13.693 Demek ki hepimizin asıl gayesi ne olacak? Rabbimize güzel kulluk yapmaya çalışmak olacak. 00:53:14.370 --> 00:53:15.625 Ve bihî kâle Hâtemün: 00:53:17.195 --> 00:53:24.374 Te'ahhad nefseke fî selâseti mevâdı'ı: İzâ amilet, fe'zkür nazara'llâhi ileyke 00:53:24.773 --> 00:53:36.360 ve izâ tekellemte fe'zkür sem'allâhi ileyke ve izâ sekente fe'zkür ilma'llâhi fîke. 00:53:37.880 --> 00:53:46.600 "Üç yerde nefsine dikkat et, nefsini kontrol altında tut." 00:53:47.280 --> 00:53:53.560 İzâ amilte. "Bir amel işlediğin, bir iş yaptığın zaman kendine dikkat et!" 00:53:53.733 --> 00:53:59.194 Ne yapacak? Fe'zkür nazara'llâhi ileyke. "Allah'ın seni gördüğünü hatırla." 00:53:59.647 --> 00:54:05.208 Bir iş yapıyorsun. Ne iş yapıyorsan yap; çalışma işi mi, ibadet mi, başka bir meşguliyet mi 00:54:05.396 --> 00:54:12.432 hangi meşguliyette isen Allah'ın seni gördüğünü unutma. Yalnız yerde bile olsan Allah seni görüyor. 00:54:13.200 --> 00:54:17.464 Allah'ın seni gördüğünü, sana baktığını unutma, bir. 00:54:18.400 --> 00:54:25.640 Ve izâ tekellemte fe'zkür sem'allâhi ileyke. "Konuştuğun zaman da yine nefsine sahip ol." 00:54:26.630 --> 00:54:27.346 Nefsine nasıl hâkim olacak? 00:54:27.542 --> 00:54:31.324 Fe'zkür sem'allâhi ileyke. "Allah'ın senin sözlerini duyduğunu hatırla." 00:54:32.950 --> 00:54:36.124 Konuşuyorsun ya; yalan mı konuşuyorsun, palavra mı konuşuyorsun, 00:54:36.187 --> 00:54:42.150 avcı palavrası mı, ilaveli mi, dolambaçlı mı, uydurma mı, bilmem ne mi 00:54:42.846 --> 00:54:45.618 ona dikkat et! Allah seni duyuyor! 00:54:46.258 --> 00:54:50.232 Birisi bizi rüyada görmüş. Bir de bizim bir hasmımız var. 00:54:50.920 --> 00:54:55.734 Sözlerinden dolayı onunla husûmetimiz oldu. 00:54:56.593 --> 00:55:02.233 Onu fötr şapkayı almış, camiden çıkmış, arabaya binip giderken görmüş. 00:55:02.421 --> 00:55:06.899 Tabi fötr şapkayı giymek menfî bir şey, camiden çıkmak menfî bir şey. 00:55:07.940 --> 00:55:13.744 Bu rüyayı birisine anlatmış. Fakat o şahıs rüyayı bizi kötülemek için tersine anlatmış. 00:55:14.798 --> 00:55:22.607 Yani sanki camiden biz çıkmışız, sanki o durumu biz yapmışız gibi. Rüyayı değiştiriyor. 00:55:23.600 --> 00:55:25.189 Allah yaptığını görmüyor mu, duymuyor mu? 00:55:25.510 --> 00:55:30.110 Bir gün bu yalanların ortaya çıkmayacak mı, bir gün bunun hesabı olmayacak mı? 00:55:31.217 --> 00:55:35.746 Üçüncüsü; Ve izâ sekente fe'zkür ilma'llâhi fîke. 00:55:35.941 --> 00:55:43.320 "Bir yerde otururken de Allah'ın seni bildiğini unutma." 00:55:45.160 --> 00:55:49.760 Demek ki "Üç noktada kendine hâkim ol, nefsini kontrol et." Diyor: 00:55:49.435 --> 00:55:52.889 "Bir iş yaparken, Allah'ın seni gördüğünü unutma! 00:55:52.928 --> 00:55:55.403 Bir söz söylerken, Allah'ın seni duyduğunu unutma. 00:55:55.458 --> 00:56:00.159 Bir yerde dururken Allah'ın senin nerede durduğunu, niçin durduğunu bildiğini unutma!" 00:56:01.183 --> 00:56:06.384 Ve bihî kâle Hâtemün. "Yine aynı râviler söylemişler ki, Hâtem-i Esam şöyle buyurmuş:" 00:56:06.486 --> 00:56:11.767 el-Kulûbü hamsetün: Kalbün meyyitün 00:56:11.861 --> 00:56:17.358 ve kalbün merîdun ve kalbün gâfilün ve kalbün mütenebbihün ve kalbün sahîhun sâlimün. 00:56:18.124 --> 00:56:21.265 Hâtem-i Esam hazretleri; "Kalpler beş çeşittir." buyurmuş. 00:56:21.360 --> 00:56:28.120 Kalpten maksat neydi? Gönül. Bu tık tık atanın adı ne? Yürek. 00:56:28.840 --> 00:56:34.720 Gönül yani kalp iki mânaya geliyor. Bir, "yürek" mânasına gelir; iki, "gönül" mânasına gelir. 00:56:35.200 --> 00:56:39.640 "Kalpler beş çeşittir." diyor. Neyi kastediyor? Gönüller. İki çeşit gönül vardır. 00:56:40.600 --> 00:56:46.600 Âyetlerdeki ve hadislerdeki kalp sözleri, umumiyetle "gönül" mânasınadır. 00:56:46.933 --> 00:56:48.870 Umumiyetle, yüzde seksen, doksan... 00:56:49.360 --> 00:56:52.560 Mesela lehüm kulûbün lâ yefkahûne bihâ. 00:56:52.694 --> 00:56:54.926 Allahu Teâlâ hazretleri, kâfirlerin kalpleri için ne diyor? 00:56:55.400 --> 00:57:00.720 Lehüm kulübün. "Onların kalpleri var." Lâ yefkahûne bihâ. "Onunla akletmiyorlar." 00:57:01.760 --> 00:57:06.680 Anlaşılıyor ki "kalp" dediği şey, "akletme vasıtası" yani "gönül." 00:57:08.520 --> 00:57:11.160 el-Kulûbü hamsetün. "Gönüller, beş çeşittir." 00:57:11.360 --> 00:57:15.120 Bir: Kalbün meyyitün. "Ölü kalp, ölü gönül." 00:57:16.880 --> 00:57:19.600 Kimin gönlü? Kâfirin gönlü. 00:57:20.480 --> 00:57:28.120 Ölü. Âyet okusan anlamaz, kıpırdamaz; hadis okusan anlamaz, kıpırdamaz. Dürtsen ölü. 00:57:30.570 --> 00:57:33.971 İkincisi: Ve kalbün merîdun. "Hasta kalp." 00:57:35.377 --> 00:57:39.556 Bu kimin kalbi? Münafığın ve günahkârın kalbi. 00:57:39.769 --> 00:57:48.967 Neden? İmanı var, kalbi ölü değil; ama sakatlıklar, eksiklikler, kusurlar, yanlışlıklar var. 00:57:49.775 --> 00:57:54.900 Üçüncüsü: Ve kalbün gâfilün. "Gafil kalp." 00:57:55.705 --> 00:58:01.782 Mârifetullahtan mahrum, olanların mahiyetini anlamaktan gafil kalp. 00:58:02.199 --> 00:58:06.981 Dördüncüsü: Ve kalbün mütenebbihün. "Uyanık kalp." 00:58:08.967 --> 00:58:14.702 İkazlardan alan, anlayan, ona göre mütenebbih olan kalp. 00:58:15.460 --> 00:58:22.700 Beşincisi: Ve kalbün sahîhun sâlimün. "Sıhhatli, selamette olan gönül." 00:58:22.351 --> 00:58:25.780 Hiçbir kusuru yok, pırıl pırıl, dipdiri. 00:58:26.820 --> 00:58:31.363 24. Paragraf Ve kâle racülün li-Hâtem. 00:58:32.270 --> 00:58:36.930 Burada artık râviyi söylemedi, râvisiz olarak geldi. 00:58:37.542 --> 00:58:46.227 "Adamın birisi Hâtem-i Esam hazretlerine şöyle dedi:" Iznî, ayn ve zı harfiyle… 00:58:46.485 --> 00:58:59.847 "Iznî" fe-kâle: İn künte türîdü en ta'sıye Mevlâke fe-a'sıhî fî mevdı'ın lâ yerâke. 00:59:00.268 --> 00:59:04.572 "Adamın birisi Hatem-i Esam hazretlerine geldi, 'Bana nasihat et.' dedi. 00:59:11.681 --> 00:59:16.835 O da şöyle nasihat etti:" İn künte türîdü en ta'sıye Mevlâke. 00:59:16.874 --> 00:59:34.799 "Eğer Mevlâ'na asi olmayı istiyorsan bari seni görmediği bir yerde ona isyan et." 00:59:35.118 --> 00:59:38.500 Mümkün mü? Allah'ın görmediği bir yer var mı? 00:59:38.820 --> 00:59:42.690 Her yerde hazır ve nazır, her şeyi görüyor. "Allah'a isyan etme!" demek. 00:59:42.335 --> 00:59:49.684 Edebî bir üslupla, "İsyan etmek istiyorsan isyan etme!" demek istiyor. 00:59:50.980 --> 01:00:05.545 Hani çocuk ateşe yaklaşıyor, ona doğrudan doğruya diyebilirsin ki "Aman yaklaşma, yakar!" 01:00:05.801 --> 01:00:09.919 Veyahut da dersin ki "Hadi yaklaş, değdir elini bakayım, 01:00:10.302 --> 01:00:15.424 değdir de gör dünyanın kaç bucak olduğunu!" Yani, yine "Yapma!" demek. 01:00:16.885 --> 01:00:20.490 25. ve sonuncu paragraf 01:00:20.110 --> 01:00:26.950 Hâtem-i Esam maddesi bitiyor. Aynı rivayet zinciriyle Hâtem-i Esam buyurdu ki; 01:00:27.951 --> 01:00:31.670 Men idde'â selâsen bi-gayri selâsin ve hüve kezzâbün, 01:00:31.591 --> 01:00:36.980 men idde'â hubba'llâhu min gayri verâin min harâmihî fe-hüve kezzâbün. 01:00:41.550 --> 01:00:46.580 Men idde'â hubbe'l-cenneti min gayri infâku mâlihî fe-hüve kezzâbün. 01:00:47.288 --> 01:00:54.694 Ve men idde'â hubbe'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem min gayri mahabbeti'l-fakri fe-hüve kezzâbün. 01:00:56.139 --> 01:01:14.886 "Şu üç şey olmadan üç şeyi iddia eden kimse yalancıdır." Neymiş onlar? 01:01:14.964 --> 01:01:22.177 Bir: Men idde'â hubba'llâh. "Allah'ı sevdiğini iddia ediyorsa." 01:01:22.812 --> 01:01:28.240 Min gayri verâin min harâmihî. 01:01:28.138 --> 01:01:33.417 "Allah'ın haram kıldığı şeylerden sakınma duygusu olmadan 'Allah'ı seviyorum.' diyorsa." 01:01:33.692 --> 01:01:39.398 Fe-hüve kezzâbün. "O yalancının tekidir, yalancılığı meslek haline getirmiş esaslı bir yalancıdır." 01:01:39.422 --> 01:01:46.591 Neden? "Allah'ı seviyorum." diyor; ama Allah'ın yasak kıldığı şeylerden kaçınmıyor, yalancı! 01:01:48.680 --> 01:01:51.543 Ve men idde'â hubbe'l-cenneh. "Kim cenneti sevdiğini söylüyorsa..." 01:01:51.621 --> 01:01:57.373 Şol cennetin ırmakları, akar Allah deyû deyû, Çıkmış İslâm bülbülleri, öter Allah deyû deyû, 01:01:57.475 --> 01:02:00.985 Kerpiçleri altın gümüş, aman yaradan ne güzel yaratmış, 01:02:01.310 --> 01:02:03.561 Misk ü amberle donatmış, kokar Allah deyû deyû 01:02:03.882 --> 01:02:07.372 Herkes cenneti seviyor; çocuklarımız da okuyor bu ilahileri. 01:02:07.680 --> 01:02:12.440 "Kim malından infak etmeden cenneti sevdiğini söylüyorsa o da yalancının tekidir." 01:02:12.640 --> 01:02:18.320 Cömert olacak. Cömert cennete yakındır, cimri cennetten uzaktır. 01:02:19.252 --> 01:02:26.990 İnsanı cennete en çok yaklaştıran iş, cömertliktir. 01:02:26.185 --> 01:02:31.856 Cömertlik, üç çeşittir. Mal cömertliği; parası var, malı var, veriyor. 01:02:33.400 --> 01:02:38.800 Kese kâğıdında meyve dolu; "Al kardeşim, al kardeşim" diye veriyor. 01:02:38.160 --> 01:02:47.600 İkincisi, ten cömertliği, vücutça cömertlik. Ten, Farsça "vücut" demek. 01:02:47.880 --> 01:02:48.680 Ne yapıyor? 01:02:48.816 --> 01:02:59.821 Kenarda durmuyor; müslümanların, alimlerin, büyüklerin, muhtaçların yardımına koşuyor. 01:03:01.281 --> 01:03:05.329 İsterse cebinde hiç parası olmasın, teni cömert, hizmete koşuyor. 01:03:06.845 --> 01:03:11.452 Üçüncü cömertlik, can cömertliğidir. Can, Farsça'da "ruh" demek. 01:03:11.889 --> 01:03:15.470 Allah yoluna canını veriyor. 01:03:16.800 --> 01:03:21.400 Demek ki "İnfak etmeyen, malından vermeyen, cömert olmayan yalancıdır." 01:03:21.474 --> 01:03:24.697 Üçüncüsü men idde'â hubbe'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem. 01:03:25.100 --> 01:03:29.446 "Peygamber'i sevdiğini iddia eden kimse." Böyle iddia ediyor ama... 01:03:29.800 --> 01:03:32.800 Min gayri mahabbeti'l-fakr. "Fakirliği sevmeden." 01:03:32.840 --> 01:03:37.760 Fe-hüve kezzâbün. "O da yalancının tekidir." Fakirliği sevecek. 01:03:37.920 --> 01:03:39.920 Fâtiha-i şerîfe meâl besmele.