WEBVTT 00:00:00.000 --> 00:00:03.720 Efendim, dün akşam hocamız Muhammed Zahid-i Bursevî hazretlerinin 00:00:03.909 --> 00:00:10.119 vefatının 13. seneyi devriyesi münasebetiyle İskenderpaşa Camimiz'de çok büyük bir toplantı olmuştu. 00:00:10.197 --> 00:00:12.810 Bunun programını daha önce yapmıştık. 00:00:12.800 --> 00:00:21.400 Bir gün önce yani 12 Kasım'da İlksav'da, 13 Kasım'da İskenderpaşa Camii'nde, 00:00:21.400 --> 00:00:29.325 ki hocamızın en son vazife gördüğü cami orası. Bu gün de yine program böyle devam ediyor. 00:00:29.543 --> 00:00:32.683 O zaman ben istemiştim doktor Sedat Bey'in [konuşma yapmasını.] 00:00:32.683 --> 00:00:40.723 Geçen sene galiba, Hocamızı anma haftası idi, bir hafta sürmüştü. 00:00:40.770 --> 00:00:46.682 Tasavvuf ve hocamızı anma haftasıydı geçen sene. O zaman ben Ankara'daydım galiba. 00:00:46.775 --> 00:00:53.920 Sedat Bey Abimiz hatıralarını anlatmış, onu, [o anlattığı hatırayı] duymamıştım ben. 00:00:54.106 --> 00:00:58.933 Dün camide anlatması için arkadaşlara söylemiştim ama başka toplantıları varmış. 00:00:58.933 --> 00:01:04.702 Dün gelememiş, [bugün] burada dinlemiş olduk, istifade etmiş olduk, ibret almış olduk. 00:01:04.741 --> 00:01:14.280 Allah mübarek etsin. Böyle bir güzel ders alma ile Tarîkat-i Aliyye-i Nakşibendî'ye intisabı mübarek olsun. 00:01:14.184 --> 00:01:18.400 Aynı şekilde Bursa'dan bir başka doçent tanıdığımız var. 00:01:18.400 --> 00:01:23.905 Şu anda doçent olan, Amerika'da tahsil yapmış, çok tonton, çok sevimli bir kardeşimiz. 00:01:23.944 --> 00:01:32.910 Allah âfiyet versin. Hayırlı hizmetler nasip etsin kendisine. Çok da seviyorum kendisini. 00:01:32.129 --> 00:01:36.394 Dün akşam camide anlatmıştım, arkadaşlardan orada olanlar duymuşlardır. 00:01:36.394 --> 00:01:41.637 Ama burada da şimdi Sedat bey ile [o arkadaşın anlattığı şey], -böyle çaydanlık, sütlük, 00:01:41.637 --> 00:01:44.354 fincan vesaire gibi takım oluyor şeyler. 00:01:44.424 --> 00:01:48.226 - bir takım teşkil ettiği için o hatırayı da bunun arkasına ekleyeyim. 00:01:48.280 --> 00:01:54.527 Bu arkadaşımız, ama Sedat bey gibi değil o, daha genç bir kardeş. 00:01:54.748 --> 00:01:58.847 Ortaokuldan beri kendi kendine şöyle bir oyun ortaya atmış; 00:01:58.932 --> 00:02:04.863 "Hayalimde ihtiyar, tonton, mübarek bir insan tasavvur edeyim. 00:02:05.820 --> 00:02:15.800 Yani kendim kurgu kurayım ve o hayalimdeki tonton hoca ile konuşayım." demiş. 00:02:15.142 --> 00:02:18.753 Böyle zaman zaman; başı sıkıldığı zaman, dertlendiği zaman, 00:02:18.753 --> 00:02:23.267 ferahlamak istediği zaman gözünü kapatırmış: İşte ak sakallı bir kimse. 00:02:23.267 --> 00:02:29.971 Kırmızı yanaklı, sevimli, güleç yüzlü bir kimse düşürünmüş ve onunla "işte şu derdim var" vesaire filan, 00:02:30.330 --> 00:02:32.324 öyle kendi kendine konuşup [derdini ona anlatırmış.] Bir oyun yani bu. 00:02:32.370 --> 00:02:35.130 Böyle kendisini teselli edici bir şey. Nereden aklına geldi? 00:02:35.247 --> 00:02:40.179 Böyle bir şey de herkesin aklına gelmez. Bu bunu düşünmüş. Kendisi anlatıyor. 00:02:40.179 --> 00:02:44.410 Bursa'da da güzel hizmetlere şu anda devam eden bir kardeş. Çok aktif. 00:02:44.527 --> 00:02:49.836 Hatta dost da seviyor, bize göre, bizim hasım saydığımız kimseler de kendisini seviyor. 00:02:49.836 --> 00:02:56.659 Çok sevimli maşaallah. Ortaokul geçmiş, lise geçmiş. 00:02:56.729 --> 00:03:02.529 Bu teknik üniversitenin imtihanlarını kazanmış ve İstanbul'a gelmiş, yurda girmiş. 00:03:02.763 --> 00:03:11.560 Arkadaşlar yine böyle bir yere giderken; "Sen de gel" filan diye buna da teklif etmişler. 00:03:11.258 --> 00:03:15.681 O da kalkmış gelmiş hocamızın camiine. 00:03:15.719 --> 00:03:20.723 Bir de bakmış ki ortaokuldan beri kendi hayalinden kurduğunu sandığı 00:03:20.777 --> 00:03:26.960 ve hayalinde canlandırdığı ak sakallı, pembe yüzlü şahıs karşısında, yani Hocamız... 00:03:27.240 --> 00:03:34.364 Tabii ona orada intisab etmiş, şimdi de güzel hizmetlerini yapıyor. Allah hepinizden razı olsun. 00:03:35.127 --> 00:03:45.902 Ben biraz böyle çeşni olsun diye, hani yemeğin arasında başında sonunda çeşitler oluyor; 00:03:45.965 --> 00:03:49.140 arasında turşu bile oluyor hatta acı biber bile oluyor. 00:03:49.249 --> 00:03:56.111 Onun için mikrofonu elime alınca bir iki söz de söylemek fırsatını ele geçirmiş oldum. 00:03:56.220 --> 00:04:02.853 Buranın tavanına bakacak olursanız, tabii hanımlar yukardan bakamazlar ama beyler görüyorlar, 00:04:02.978 --> 00:04:10.956 tavanında avizenin asıldığı yerde bir desen var; dört kollu, dört yollu bir desen. 00:04:10.981 --> 00:04:14.492 Yani kubbe gibi bir şey fakat dört parçaya ayrılmış. 00:04:14.546 --> 00:04:21.711 Şimdi bu, şu oturduğumuz kısım, tekkenin zikirhanesidir, zikir yeridir. 00:04:21.711 --> 00:04:23.391 Yani mescit ve zikir yeridir. 00:04:23.485 --> 00:04:29.706 Arka tarafta da tekkenin banîlerinin ve halifelerinin, perdenin arkasında kabirleri vardır. 00:04:29.706 --> 00:04:33.864 Nur içinde yatsınlar. Üst taraf da haremden gelen yoldur. 00:04:33.981 --> 00:04:40.717 Haremden gelen hatunlar da şu kafesli kısmın arkasında buradaki zikre, hanımlar olarak, katılırlarmış. 00:04:40.763 --> 00:04:47.900 Ve buranın şeyhi olan şeyh Ahmet Kamil Efendi'nin hayatıyla ilgili bazı bilgiler demin geçmişti. 00:04:47.939 --> 00:04:51.153 Fakat bu zâtın bir özelliği orada söylenilmedi. 00:04:51.215 --> 00:04:55.771 Bu zâta o zamanın insanları "şeyh-i türlü" derlermiş. 00:04:55.880 --> 00:05:01.983 Yani "türlü şeyhi" demek. Şeyh-i türlü denmesinin sebebi; 00:05:02.680 --> 00:05:08.900 Mübarek, inneme'l-mü'minûne ihvetün. "Bütün müslümanlar kardeş" olduğundan 00:05:09.900 --> 00:05:14.625 bu Nakşibendî tekkesine her hafta bir başka tekkenin, 00:05:14.718 --> 00:05:19.777 başka bir tarikat şeyhinin gelmesini rica edermiş. 00:05:19.988 --> 00:05:30.902 Bir gün Kâdirî şeyhi, öteki hafta Rıfâî şeyhi, daha öteki hafta Sa'dî şeyhi, daha öteki hafta Mevlevî şeyhi... 00:05:31.100 --> 00:05:36.822 Her hafta birisi gelirmiş ve ona kendi usulünce burada zikir yapmasını rica edermiş. 00:05:36.885 --> 00:05:41.129 Burada böyle türlü tarikatların zikir çeşitleri böylece 00:05:41.168 --> 00:05:48.901 Şeyh-i Türlü'nün bu güzel jestiyle bu güzel mekanda icrâ edilirmiş. 00:05:49.800 --> 00:05:58.260 Bu yukardaki dört parça da, onun da izahını yapayım. Davetliler arasında bilmeyen kardeşlerimiz olabilir. 00:05:58.345 --> 00:06:06.297 Eskiden biliyorsunuz, tarikat erbabının cübbelerinde ve kavuklarında, sarıklarında, 00:06:06.375 --> 00:06:13.842 renklerde ve şekillerde bir takım incelikler, alâmetler vardı ve uzaktan bakan bir kimse 00:06:13.927 --> 00:06:20.218 giyiminden o kimsenin hangi tarikattan olduğunu bilirdi. 00:06:20.335 --> 00:06:27.797 Yani özel formlar, şekiller vardı ve kavuklar da dilim dilim olurdu. 00:06:27.797 --> 00:06:31.921 Bizim Türkçe'de "dilim" dediğimiz şeye o devirde "terk" diyorlar. 00:06:31.984 --> 00:06:38.115 Demek ki "terk" iki mânaya geliyor; "bir şeyi bırakmak" mânasına da geliyor, lugattaki bir mânası bu. 00:06:38.154 --> 00:06:41.437 Lugattaki ikinci mânası da "kavuğun dilimi" demek. 00:06:41.585 --> 00:06:47.392 "Terk etmek" mânası da var tabii o zaman kullanılıyor. Ama bir taraftan da "kavuğun dilimi" demek. 00:06:47.477 --> 00:06:57.464 Mesela Bektâşî tarikatında 12 dilim olurmuş, 12 imamı gösteren 12 terkli olurmuş. 00:06:57.518 --> 00:07:06.436 Fakat bizim bu Nakşî dervişlerinin, şeyhlerinin giydiği kavukta dört tane terk yani dört tane dilim var. 00:07:06.498 --> 00:07:08.788 Bu dört parça onu remzediyor. 00:07:08.857 --> 00:07:20.578 [Bunu] izah ederken yazarlar, bu tasavvufi konularda eser yazmış kimseler 00:07:20.664 --> 00:07:24.402 bunun mânası da şu sebeptendir diyor. Nakşibendî tarikatında dört tane terk vardır 00:07:24.612 --> 00:07:28.923 yani kavukları dört terklidir, dört dilimlidir. 00:07:28.985 --> 00:07:34.919 Çünkü Nakşî tarikatında dört tane terk yani dört tane terk etmek işlemi vardır. 00:07:35.670 --> 00:07:45.923 Bir; terk-i dünyâ. İki; terk-i ukbâ. Üç; terk-i hestî veya terk-i vücût. Dört; terk-i terk. 00:07:46.630 --> 00:07:49.763 Dört tane terk var, bunların izahı şöyle. 00:07:49.763 --> 00:08:00.865 Terk-i dünyâ: Nakşî dervişi, Nakşî tarikatına sülûk etmiş olan insan, dünyayı terk edecek. 00:08:01.106 --> 00:08:07.460 Yani gönlünde dünya hevesleri, arzuları olmayacak. 00:08:07.639 --> 00:08:13.290 Dünyaya meyli olmayacak bilakis zühd sahibi olacak. 00:08:13.670 --> 00:08:16.924 Dünyaya önem vermeyen, metelik vermeyen bir kimse olacak. 00:08:16.899 --> 00:08:25.318 Tabii burada yine bir parantez açıp açıklamak lazım ki "dünya" kelimesi 00:08:25.506 --> 00:08:34.608 bizim bugün anladığımız mânaya değildir. O devirde dünya demek, yani el-hayâtü'd-dünya. 00:08:34.639 --> 00:08:38.726 "Şu içinde bulunduğumuz hayat." Bu hayat gaye değildir. 00:08:38.983 --> 00:08:45.338 Yaşıyoruz, zaten gaye olmadan, doğrudan doğruya fiilen içinde bulunduğumuz bir olay, olgu. 00:08:45.431 --> 00:08:51.617 Bu hayat gaye değildir. El-hayâtü'l-âhireh. "Öteki hayat." Yani bundan sonraki gelecek hayat esastır. 00:08:51.772 --> 00:08:57.615 Mü'min olarak bizim öteki insanlardan en büyük farkımız, âhirete rağbet etmemizdir. 00:08:57.739 --> 00:09:05.616 Âmentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusulihî ve'l-yevmi'l-âhiri... diyoruz. Âhirete inanmışız. 00:09:05.693 --> 00:09:09.676 Bizim âhiret inancımız, öteki insanlardan bizi ayıran en büyük husus. 00:09:09.722 --> 00:09:14.628 Âhirette cennet var, mahkeme-i kübrâ var, cehennem var, mükâfat ve ceza var. 00:09:14.690 --> 00:09:20.990 Fe-men ya'mel miskâle zerratin hayran yerahû ve men ya'mel miskâle zerratin şerran yerahû. 00:09:20.990 --> 00:09:23.669 Bu dünya hayatında insan ne yaparsa yapabilir, serbest gibi görünüyor ama 00:09:23.747 --> 00:09:32.154 âhirette, "Bir güneşin ışınları vurduğu zaman havada uçuşan zerre ağırlığında hayır yapmışsa bile, 00:09:32.231 --> 00:09:39.867 miskâle zerratin hayran yerahû, onu görecek." Mutlaka görecek. O toz zerresi ağırlığı ne kadardır? 00:09:39.929 --> 00:09:44.625 Ne kadar azdır! "O kadar az bir hayır bile yapmış bile olsa onun karşılığını görecek." 00:09:44.703 --> 00:09:47.395 Ve men ya'mel miskâle zerratin şerran. 00:09:47.535 --> 00:09:51.583 "O zerre ağırlığınca bir şer işlemişse onun da cezasını görecek. 00:09:51.583 --> 00:09:56.850 Onun da hesabını Allah ondan âhirette soracak." Biz bu inançla yaşıyoruz. 00:09:56.171 --> 00:09:57.957 Bizim fedakârlığımız [bu inancımızdan dolayıdır.] 00:09:57.970 --> 00:10:02.949 Sonra fedakârlık, nihayet cebinden bir şey çıkartıp vermektir, malını vermektir. 00:10:03.360 --> 00:10:08.129 Canını veriyor müslüman... Canını vermesi yani bu hayatı tamamen feda ediyor, yok ediyor. 00:10:08.332 --> 00:10:16.940 Şehit oluyor, şu hayattan vazgeçiyor. Bu, aklın ve mantığın başka türlü izah edemediği bir olaydır. 00:10:17.200 --> 00:10:22.121 Âhiret var ki ve asıl öbür hayat var ki onun için bu hayattan vazgeçebiliyoruz. 00:10:22.121 --> 00:10:27.934 Yoksa sırf bu hayat olsaydı o zaman batılıların yaptığı gibi sırf bu hayatı düzenlemeye çalışırdık 00:10:27.934 --> 00:10:29.754 ve bu hayattan ayrılmamaya çalışırdık. 00:10:29.948 --> 00:10:34.198 Bütün tırnaklarımızla var gücümüzle yapışırdık, ısırarak yapışırdık, 00:10:34.198 --> 00:10:41.139 vazgeçmezdik ama müslümanın imanının gereği olarak bazen bu hayatı tümüyle feda ediyor, veriyor. 00:10:41.225 --> 00:10:44.116 Vazgeçiyor; "Tamam, vazgeçtim, bu hayat bitsin." diyor. Neden? 00:10:44.154 --> 00:10:48.107 Arkasından ebedî hayatın geleceğine kuvvetle inandığı için. 00:10:48.239 --> 00:10:52.470 Ve bizim bu inancımız bizi başkalarından ayıran en önemli inanç. 00:10:52.101 --> 00:10:58.284 Yani öteki inançlar, başkalarında da var mesela. Herkesin az çok bir tanrı inancı var, deist. 00:10:58.440 --> 00:11:00.639 Ateist değil yani çok kimseler. 00:11:00.717 --> 00:11:06.177 Şu anda tabii çeşitli inkarcı felsefelerle ateizm de yayılmış. 00:11:06.177 --> 00:11:11.421 Çünkü İslâm'ı tanımayan insanların bulunduğu bölgelerdeki inançlar zayıf olduğundan 00:11:11.421 --> 00:11:14.487 tabii adam inanamıyor ona, ateizme kayıyor, o ayrı. 00:11:14.542 --> 00:11:19.951 Ama Allah inancı var, peygamber inancı var, melek inancı var, şeytan inancı var... 00:11:20.210 --> 00:11:27.891 En ilkel toplumlarda dahi bir takım böyle inançlar var.Ama âhiret inancı?Âhiret inancı çok önemli. 00:11:28.800 --> 00:11:31.660 Onun için terk-i dünyâ olacak. 00:11:31.167 --> 00:11:35.677 Yani gaye bu hayat değildir, icabında şehit oluyoruz, bu dünyayı tamamen bırakıyoruz. 00:11:35.771 --> 00:11:41.908 Maddeten bırakmasak bile bu dünyanın şu hayatı ana gayemiz değildir. Terk-i dünyâ bu. 00:11:42.870 --> 00:11:49.241 O halde ana gayesi bu dünya veya menfaat veya para veya mevki veya makam 00:11:49.280 --> 00:11:56.610 veya zevk veya keyif olmayan bir insanın bu dünya hayatında iyi bir insan olması için 00:11:56.610 --> 00:12:03.771 üzerindeki baskıların büyük bir kısmı kalkmış oluyor. Çünkü paraya tamah etmiyor, çünkü zevkini düşünmüyor. 00:12:03.771 --> 00:12:10.221 Mesela bir hekimi düşünelim, iki gün görev yapıyor. Hastanede kalıyor, evine gitmiyor. 00:12:10.361 --> 00:12:15.532 İki gün... Başka bir insanın yapmadığı bir şey. Sekiz saatten sonra greve kalkıyor işçiler, diyorlar ki; 00:12:15.532 --> 00:12:19.690 "Ben daha fazla çalışamam." Ama hiçbir kimse de kalkıp da; 00:12:19.240 --> 00:12:22.450 "Bre insafsızlar! Siz sekiz saatten sonra çalışmam diyorsunuz. 00:12:22.450 --> 00:12:27.128 Bu doktorlar iki gün evine de gitmeden, uyku da uyumadan hastayla meşgul oluyor. 00:12:27.291 --> 00:12:30.655 Fedakarlık yapıyor. Burada bir büyük haksızlık var. 00:12:30.655 --> 00:12:37.316 Bakın bunlar sizden altı misli fazla miktarda çalışıyorlar." demiyorlar. 00:12:37.387 --> 00:12:47.952 Şimdi dünya menfaati yok, zevk yok; fekakârlık var, menfaat celbi yok icabında vermek var. 00:12:48.920 --> 00:12:54.519 Sadaka vermek, vesaire. Hani insan o zaman birçok baskıdan kendisini kurtarmış oluyor. 00:12:54.519 --> 00:12:58.216 Şöhret arzusu, makam mevki [arzusu] yok. 00:12:58.497 --> 00:13:04.231 Bir çok insanı kötülüğe iten hususlardan terk-i dünyâ ile kurtulmuş oluyor. 00:13:04.231 --> 00:13:06.861 Çünkü hubbu'd-dünyâ re'sü külli hatîetin. 00:13:06.947 --> 00:13:13.916 "Bu hayatı sevmek, bu hayatı gaye edinmek, bu hayata bel bağlamak, bütün hataların kaynağı oluyor." 00:13:13.916 --> 00:13:19.294 Rüşveti ondan alıyor, haramı ondan yiyor, başkasını onun için öldürüyor. Neden? 00:13:19.294 --> 00:13:22.183 Bileziğini alacak. Altı tane bilezik var kolunda. 00:13:22.237 --> 00:13:28.911 Hatta mezarı açıyor, dişi altın diş olan insanları kabirde bile rahatsız edip 00:13:28.911 --> 00:13:40.206 çenesinden altın dişi söküyor adam. Altın için... San Fransisco şehri çiftlik sahibi filan bir aileninmiş. 00:13:40.252 --> 00:13:41.503 Bu altın için hepsini öldürmüşler adamlar. 00:13:41.503 --> 00:13:47.720 Altın aramaya gelmişler, altın bulunmuş oralarda, o civarda ve ne tapu tanımışlar 00:13:47.150 --> 00:13:53.390 ne mahkemenin çiftlik sahiplerinin lehine karar vermesine bakmışlar, öldürmüşler adamları. 00:13:53.569 --> 00:13:59.991 Altın deyince gözü dönmüş kalabalıklar oralara gelmiş, çiftliklerini istila etmiş, adamları öldürmüşler. 00:14:00.530 --> 00:14:06.297 Mahkemede adamlar kazandığı halde kime dinlememiş, San Fransisco şehri zulüm üzerine kurulmuş, 00:14:06.398 --> 00:14:12.195 Adam öldürme üzerine, gasp üzerine kurulmuş. Altın sevgisi üzerine, dünya sevgisi üzerine kurulmuş. 00:14:12.220 --> 00:14:17.500 Tabii İslâm çok önceden biliyor bunun büyük bir tehlike olduğunu. 00:14:17.350 --> 00:14:18.883 Terk-i dünyâ onun için bir esas. 00:14:18.880 --> 00:14:23.880 Biz öyle rahat insanlarız ki dünyanın metaı ve menfaati için 00:14:24.640 --> 00:14:27.505 böyle başka insanlara zarar vermeyiz, hesabımız o değildir. 00:14:27.606 --> 00:14:32.218 Bu bir: Terk-i dünyâ. Dilimlerden birisi onu sembolüze ediyor. 00:14:32.303 --> 00:14:41.490 İkincisi terk-i ukbâ. İnsanları yakından incelediğiniz zaman, 00:14:41.490 --> 00:14:47.110 ben mesleğim dolayısıyla o fırsatı buluyorum, çok garip şeylerle karşılaşıyorum. 00:14:47.297 --> 00:14:51.826 Mesela çok muhterem hacı babalar, kamburu çıkmış, sakalları ağarmış, 00:14:52.210 --> 00:14:56.357 ihtiyar, belki torunlarının çocuklarını, torunlarını görmüşler. 00:14:56.482 --> 00:15:03.737 İmamın arkasındaki yerde ben duracağım diye birbirlerini omuzladıklarını, dirseklediklerini biliyor musunuz? 00:15:03.854 --> 00:15:07.593 Yani bir hırs, o sevaplı yeri ben alacağım diye çocuklaşıyor. 00:15:07.748 --> 00:15:11.819 Ben biraz da gülüyorum tabii onların hâline ama birisi ötekisine bir omuz vuruyor 00:15:11.819 --> 00:15:14.580 üç adım öbür tarafa gönderiyor. 00:15:14.198 --> 00:15:19.805 Hacı babalar imamın arkasında en sevaplı yeri alacağım diye kavga ediyorlar. 00:15:20.330 --> 00:15:26.720 Tabii kavga oluyor netice itibariyle. Sevap gidiyor aslında ama yapıyorlar bunu. Neden yapıyor? 00:15:26.384 --> 00:15:30.419 Sevap umduğu için, âhiret sevabı umduğu için. 00:15:30.528 --> 00:15:38.182 Bursa'da hiç unutmuyorum bir sabah namazını kıldım. Kalabalık. Mihraba yakınım. 00:15:38.470 --> 00:15:47.637 Arkadan aksakallı heybetli bir şahıs böyle herkesi iterek, omuzları açarak ta öne kadar geldi. 00:15:47.777 --> 00:15:55.571 Dizleriyle oraya bir çöktü ki böyle, safı yırtarcasına. Oturdu, iki tarafa şöyle yerleşti. 00:15:55.657 --> 00:16:05.230 Dedim ya, hani ak sakallı ama, bembeyaz sakallı. Görünüşü çok güzel ama [yaptığı] İslâmî nezakete hiç uymuyor. 00:16:05.230 --> 00:16:09.162 Haşin bir durum. Sonradan; "Nedir bunun mesleği?" [diye] sordum, askermiş. 00:16:12.138 --> 00:16:19.134 Sertlik mizacında var ama İslâm'da yok. İslâmda [sertlik ve kabalık] yok. 00:16:19.285 --> 00:16:20.617 Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; 00:16:20.718 --> 00:16:26.294 "Cuma günü geç gelip de camiye, başkalarının omuzlarından atlaya atlaya ön safa giden, 00:16:26.825 --> 00:16:32.155 kendisine cehenneme köprü yapıyor demektir." O kadar yani! 00:16:32.155 --> 00:16:35.710 Omuzdan atlaya atlaya [ön safa gitmek] cehenneme köprü yapmak gibi. 00:16:35.219 --> 00:16:39.970 Bulunduğun yerde, hemen oracığa çöküver. "Hayır! En öne gideceğim. Sevap en çok." 00:16:40.170 --> 00:16:41.681 Sevap kazanmayacaksın mübarek! 00:16:41.821 --> 00:16:47.177 Senin o atlama yerlerin, insanların omuzundan atlamak cehenneme köprü oluyor. 00:16:47.247 --> 00:16:51.277 Bunu bilmediği için tabii sevap kazanacağım diye kalp kırıyor 00:16:51.393 --> 00:16:53.975 veya haşinlik yapıyor veya nezaketsizlik yapıyor. 00:16:53.975 --> 00:17:00.686 Bu yine tecrübeli din büyüklerimiz, pirlerimiz, şeyhlerimiz tarafından çok net olarak bilindiği için 00:17:00.686 --> 00:17:07.680 onlar demişler ki; "İbadeti yapacaksan sakın âhiret hesabıyla, bezirgan zihniyetiyle de yapma; 00:17:07.750 --> 00:17:13.587 yani dünyayı da düşünme âhireti de düşünme." Terk-i dünyâ, terk-i ukbâ. 00:17:13.923 --> 00:17:21.176 İkincisi de bu, yani yaptığı şeyi böyle bir âhiret hesabıyla da yapmayacak. 00:17:21.201 --> 00:17:26.269 Peki neyle yapacak? Alternatifi ne bu yasağın? Sırf Allah rızası için yapacak. 00:17:26.526 --> 00:17:33.556 Allah bir şeyi nasıl yaparsan senden razı olur? Öyle yapacaksın. 00:17:33.586 --> 00:17:39.789 Dün akşam bizim Yusuf Ziya Binatlı profesör üstadımız, tatlı tatlı hatıralarını anlattı. 00:17:39.820 --> 00:17:45.140 Çok da tatlı konuşuyor, çok da zevkli anlatıyor. Hocamızın gençliğini anlattı. 00:17:46.300 --> 00:17:48.756 Çok böyle tezatlı bir konuşmayla işin içine girdi; 00:17:48.786 --> 00:17:54.593 "Ben hocaefendinin sohbetinde bulunmadım. Kendisine intisap etmedim. 00:17:54.662 --> 00:18:00.663 Uzun yıllar yanında bulunmadım. Sizinki kadar vesaire vesaire yapmadım, etmedim." [dedi.] 00:18:00.779 --> 00:18:04.130 İnsanın içinde bir soru uyanıyor; 00:18:04.208 --> 00:18:10.436 "Yâ be adam! Hocamızla hiç ilgin, irtibatın yoksa, hiç intisap da etmemişsen 00:18:10.529 --> 00:18:12.421 şimdi burada hatıra anlatmaya ne var?" 00:18:12.514 --> 00:18:19.179 "Amma!" dedi, Türkiye'de hocanın gençliğini bilen tek insanım belki." dedi. 00:18:19.303 --> 00:18:25.293 Eskiden biliyormuş. Hakikaten hocamızın eski hallerini anlattı da ben çok memnun kaldım. 00:18:25.293 --> 00:18:29.216 Çok tatlı anlattı. Hocamızı bilirsiniz, tanıyanlar bilirler. 00:18:29.371 --> 00:18:37.434 Böyle kırmızı yanaklı, pembe beyaz, bembeyaz sakallı, heybetli, şişman bir kimsedir. 00:18:37.519 --> 00:18:42.627 Ama o zaman herkesin acıyacağı kadar zayıfmış. Çok böyle dal gibiymiş. 00:18:42.814 --> 00:18:49.646 Hatta tekkenin yemek pişiricisi siniye, onun olduğu yere, pilavların altına etleri gömermiş. 00:18:49.786 --> 00:18:54.460 "Mehmed yesin de biraz şişmanlasın." diye tam onun önüne getirtirmiş. 00:18:54.506 --> 00:19:01.704 O da böyle pirincin arasına kaşığı koyduğu zaman, bu kaşığın ete geldiği zaman, 00:19:01.704 --> 00:19:05.874 et olduğunu anlayınca siniyi şöyle bir çevirir başkasının önüne gönderirmiş onu. 00:19:05.912 --> 00:19:11.343 Onlar da kapıdan bakar kızarlarmış; bak yine yemedi filan diye. Böyle tatlı şeyler anlattı. 00:19:15.954 --> 00:19:24.712 Terk-i dünyâ, terki ukbâ; böyle [dünyanın ve] âhiretin hesaplarını yapmadan 00:19:24.906 --> 00:19:29.716 insanın yaptığı şeyi sırf Allah rızası için yapması gerektiği[ni anlatan iki ifade.] 00:19:29.770 --> 00:19:37.986 Yusuf Ziya Hoca, kendisi de hakimken, bir hakim arkadaşı [ile ilgili] şöyle bir hatırasını da anlattı. 00:19:38.240 --> 00:19:46.200 Ters bir hatıra. Cuma'ya başlattırmak istemiş o hakimi. O da inanmıyor, ateist. İnancı olmayan bir kimse. 00:19:46.670 --> 00:19:55.160 Demiş ki; "Ya yarın öbür gün ölürsün. Cenazeni koyacaklar önümüze. 00:19:55.117 --> 00:19:59.296 İmam dönecek, 'Bu adamı nasıl bilirsiniz?' [diye soracak,] Biz ne diyelim? 00:19:59.296 --> 00:20:04.246 Bari gel bir kelime-i şehâdet getir, bir namaz kıl. 00:20:04.612 --> 00:20:09.303 Biz de diyelim ki iyi biliriz, namaz kılan bir insan olarak gördük diyelim." filan... 00:20:09.529 --> 00:20:12.520 Yok. Adam kabul etmiyor. 00:20:12.722 --> 00:20:19.994 Nihayet bir Cuma, "Hadi gel seni Cuma'ya götüreyim." filan diye gelmesi için çok baskı yapmış. 00:20:20.480 --> 00:20:25.461 Beni de seviyor ama diyor inancı da yok, diyor. Demiş ki; 00:20:25.515 --> 00:20:29.936 "Gelirim ama sen de bana bir şişe rakı alırsan gelirim." 00:20:30.748 --> 00:20:41.787 "Peki, alacağım, sen camiye gel ben de alacağım." demiş. Sonra tabii gelmiş camiye. 00:20:41.880 --> 00:20:45.304 O önceden imama haber göndermiş, müezzine haber göndermiş; 00:20:45.304 --> 00:20:50.703 "Aman!" demiş, "Çok güzel sesli bir müezzin bulun. Yanık yanık ezan okusun, tesir etsin." 00:20:50.835 --> 00:20:57.576 İmama haber göndermiş; "Şu konularda hutbe versin. Çok güzel konuşsun." filan. Hakikaten şey olmuş. 00:20:57.717 --> 00:21:03.190 Namazı kılmışlar. Namazı kıldıktan sonra; "E nasılsın bakalım?" demiş. "Bir şey yok." demiş. 00:21:03.231 --> 00:21:06.937 "Ya bu güzel sesli müezzinden bir his gelmedi mi?" demiş. 00:21:06.937 --> 00:21:11.893 "Gelmedi, ne olacak bağırdılar işte!" demiş. "E bu hatibin konuşmasından bir şey olmadı mı?" 00:21:12.880 --> 00:21:17.740 "Yok, olmadı.""Sen bana bir şişe rakımı al." demiş. 00:21:18.207 --> 00:21:21.228 O da söz verdiği için gitmiş almış rakıyı, vermiş eline. 00:21:21.392 --> 00:21:29.357 Ama müftü Efendi bunu duymuş gelmiş yakasına yapışmış; "Ya sen ne biçim adamsın? 00:21:29.370 --> 00:21:33.186 Sen kimin oğlusun?" "Şeyh Ömer Ziyaeddin Efendi'nin oğlusun. 00:21:33.367 --> 00:21:40.586 Sen birisine nasıl olur da haram olan rakıyı alır da verirsin?" demiş. "Hocam söz verdim." demiş. 00:21:40.718 --> 00:21:44.881 "Ya söz olur mu?! Bu işte haram. Yani nasıl yaptın bunu?!" 00:21:45.840 --> 00:21:54.758 "Şimdi hocam, ben bir insana abdest aldırdım, gusül aldırdım. Camiye getirttim, hutbeyi dinlettim. 00:21:54.922 --> 00:22:01.326 Allah'ın emirlerini kulağına, gönlüne soktum. Namazı kıldırdım. Bu sevap mı?" demiş. 00:22:01.466 --> 00:22:09.147 "Şüphesiz sevap. Bir insanın namaz kılmasına vesile olmak sevap." "Peki, kabul ediyorum. 00:22:09.147 --> 00:22:13.931 Bir şişe rakı almak da, birisine içki içirtmek ve haram bir şeyi şey yapmak bu da günah." 00:22:14.710 --> 00:22:17.406 "Eh, yani o günah bu da sevap." demiş [müftü]. 00:22:17.633 --> 00:22:18.640 Ondan sonra, o Cuma'dan sonra[ki bir zamanda hakim kendi kendine düşünmüş]; 00:22:18.694 --> 00:22:22.639 "Ya ben ne kalın kafalı insanım! Ne kalbi katı insanım! 00:22:22.725 --> 00:22:28.331 Bu kadar insan hepsi yanılıyor da, bu Yusuf Ziya yanılıyor da bir ben mi doğruyum ya! 00:22:28.425 --> 00:22:36.724 Bir inceleyim bu şeyi." demiş. Din kitaplarını incelemiş, vesaire. İslâm'ın haklı olduğunu anlamış. 00:22:36.810 --> 00:22:43.404 Ondan sonra hacca gitmiş, tevbekâr olmuş, namaza başlamış da beş vakit namazlı olmuş. 00:22:43.497 --> 00:22:45.237 Yusuf Ziya Bey de bunu anlayınca [öğrenince] demiş ki; 00:22:45.237 --> 00:22:52.726 "Şimdi benim 25-30 yıldır içimde sakladığım bir derdim deva buldu. 00:22:52.834 --> 00:22:57.967 Ben sana bir şişe rakı aldım diye 25 yıldır ızdırap içindeydim, azap içindeydim. 00:22:58.140 --> 00:23:01.823 Şimdi senin hidayete erdiğini görünce, elhamdülillah, 00:23:01.823 --> 00:23:06.252 müsterih oldum ki demek ki hayra vesile olmuşum." diye söylemiş. 00:23:06.252 --> 00:23:15.710 Bazı insanlar böyle âhiret hesabı yapmadan, sırf Allah rızası için hesap yaptığı zaman 00:23:15.710 --> 00:23:18.140 daha isabetli hareket yapabiliyorlar. 00:23:18.202 --> 00:23:25.600 Bazı insanlar âhiret hesabı yaptığı için biraz bezirgan zihniyeti oluyor. 00:23:25.631 --> 00:23:28.263 Ters sonuçlar çıkıyor, kavga, gürültü oluyor. 00:23:28.333 --> 00:23:33.664 Onun için, terk-i dünyâ [ve] terk-i ukbâ Nakşîlik'te iki prensip. 00:23:33.695 --> 00:23:39.821 Üçüncüsü terk-i vücûd. Yani varlıktan geçmek. "Varlık" Farsça hestî demek. 00:23:39.961 --> 00:23:45.552 Terk-i hestî de diyorlar. Hestîden geçmek, yani varlıktan geçmek. 00:23:45.577 --> 00:23:49.687 Yani insanın ne varlığı varsa onu silecek gözünden. 00:23:49.687 --> 00:23:56.991 Mesela ünvanı varsa; müdürdür, bakandır, reisicumhurdur, 00:23:56.991 --> 00:24:04.448 padişahtır, vezirdir, paşadır, vesaire... onu silecek. Ünvansız, nişansız bir insan. 00:24:04.525 --> 00:24:07.470 Zenginse zenginliğinin tesirini silecek. 00:24:07.470 --> 00:24:15.167 Çünkü zenginliğin nobranlığıyla, makamın katılığıyla insan kâmil bir insan olamıyor, ondan vazgeçmesi lazım. 00:24:15.280 --> 00:24:24.160 Bilgiliyse bilgisinden geçecek. Çünkü ekseriyetle en zor irşat olan insanlar din bilginleri. 00:24:24.280 --> 00:24:30.920 Evliyaullah mürşidi kamillerin en böyle zor irşat ettikleri insanlar; 00:24:31.900 --> 00:24:34.797 vâiz, hoca, müftü filan takımından insanlar. Neden? 00:24:34.844 --> 00:24:39.992 Az çok mürekkep yalamış da âyetleri, hadisleri biliyor ya, yola getiremiyorsun. 00:24:40.780 --> 00:24:44.665 Sen bir şey söylediğin zaman o da; "Falanca kitapta da şöyle bir şey söylenmiştir." diye 00:24:44.798 --> 00:24:52.206 mücadele ediyor, olmuyor. Onun için, her çeşit varlık bir perde oluyor, onlardan geçmek gerekiyor. 00:24:52.292 --> 00:24:59.493 Evliyaullahtan bir zât anlatıyor ki; "Elbiselerimi verdim, tek elbiseyle kaldım. 00:24:59.564 --> 00:25:01.536 Bütün elimdeki şeyleri tasadduk ettim. 00:25:01.536 --> 00:25:08.314 Hiçbir şeyim kalmadı ama bir sevdiğim kitap vardı, ondan ayrılamıyordum. Onu çok seviyordum." diyor. 00:25:08.368 --> 00:25:14.111 Şemseddîn-i Sivâsî hazretleri hatıralarında anlatıyor. "Ama bir türlü fütühat olmuyor. 00:25:14.399 --> 00:25:21.396 Bir türlü istediğim tecellilere eremiyorum." diyor. Nihayet nasıl olmuşsa o sevdiği kitabı da vermiş. 00:25:21.520 --> 00:25:27.243 Hiçbir şeyi kalmamış. "O zaman fütühat oldu." diyor. Yani nihayetinde elindeki din kitabı. 00:25:27.274 --> 00:25:31.381 Belki bir hadis kitabı, belki bir fıkıh kitabı ama seviyor, gönlü ona bağlı. 00:25:31.474 --> 00:25:35.605 Demek ki başka sevgiler, bağlılıklar, varlıklar perde oluyor. 00:25:35.667 --> 00:25:39.265 Asıl füyüzât-ı fütühat olmuyor diye onun için terk-i vücûd demişler. 00:25:39.327 --> 00:25:44.309 Dünyayı terkedecek, dünya düşüncesiyle hareket etmeyecek. 00:25:44.309 --> 00:25:48.353 Âhireti terkedecek, âhiret bezirganlığı, hesabı yapmayacak. 00:25:48.423 --> 00:25:56.548 Varlığın her çeşidinin kendisi üzerindeki kibir ve onur verici tesirlerini silebilecek. Onları yok farzedecek. 00:25:56.704 --> 00:26:01.879 Alimse ümmî sayacak kendisini. Zenginse fakîr-i pür taksir sayacak. 00:26:01.926 --> 00:26:08.817 Herşeyden soyulacak, sıyrılacak, bir "hiç" olacak. Nesin? Hiç. Neyin var? Hiçbir şeyim yok. 00:26:08.848 --> 00:26:15.778 İşte böyle Allah'ın bir kuluyum. Bayezid-i Bistâmî hazretleri 30 yıl yaya hacca gitmiş. 00:26:16.395 --> 00:26:21.973 Bistam Horasan'dadır. [Oradan Mekke'ye] 30 yıl yaya hacca gitmiş. 00:26:22.890 --> 00:26:27.644 Yaya hacca gitmenin sevabı da her adımına 700 Mekke hasenesi veriliyor. 00:26:27.722 --> 00:26:33.420 Demişler ki;Ne demek Mekke hasenesi ya Resûlallah?Yüz bin misli. 00:26:34.540 --> 00:26:43.000 Yani 700'ün 100 bin misli, her adımına 70 milyon hasene veriliyor, Uhud Dağı kadar sevaplar veriliyor. 00:26:43.980 --> 00:26:47.688 Büyük sevap. Kuvvetli hafızmış, hergün bir hıfz yaparmış. 00:26:47.688 --> 00:26:52.139 Yani Bayezid-i Bistâmî [bu hac yolculuklarında] hergün Kur'an'ı bir defa devredermiş. 00:26:52.302 --> 00:27:00.237 Bir haccında Arafat'a gelmiş. İçinden nefsi ona demiş ki; "Ne mutlu sana yâ Beyazid!" 00:27:00.541 --> 00:27:05.397 İçinden bir ses, artık nefsi mi şeytan mı? "Ne mutlu sana ya Beyazid! 00:27:05.474 --> 00:27:09.948 Otuz yıl yaya haccettin peh peh, aman aman, ne sevaplar kazandın! 00:27:10.410 --> 00:27:15.403 Ve hergün de Kur'ân-ı Kerîm'i bir kere hatmettin. Bu da aman aman ne kadar büyük sevap!" 00:27:15.403 --> 00:27:18.910 Bütün vazifeleri yapıyor. Namaz kılıyor, oruçlar vesaire. 00:27:18.161 --> 00:27:21.709 Bizim yaptığımız herşeyi yapıyor bir de bunları yapıyor. 00:27:21.817 --> 00:27:28.706 "Ne mutlu sana bu ibadetlerle kimbilir ne yüksek makamlara erersin." gibi bir duygu kafasında belirince; 00:27:28.901 --> 00:27:34.911 "Ey cemaat!" demiş etrafındakilere. Tecrübeli insanların davranışları başka oluyor. 00:27:34.981 --> 00:27:42.997 "Ey cemaat! Hergün Kur'an'ı hatmetmek şekliyle 30 yıl yaya haccettim. 00:27:43.223 --> 00:27:47.277 Bunların sevabını vermek istiyorum var mı müşteri? Var mı alacak olan?" 00:27:47.441 --> 00:27:53.660 Herkes birbirine bakmış; "Bayezid'in başına güneş mi çarptı, ne oluyor? Bu kadar sevap verilir mi?" filan. 00:27:53.284 --> 00:28:02.475 Susmuşlar tabii. Oradan bir börekçi demiş; "Var. Ben alırım. Üç çörek vereyim ver onları." 00:28:02.560 --> 00:28:06.787 "Peki!" demiş. Üç tane çöreği vermiş Bayezid-i Bistâmî'ye. 00:28:07.137 --> 00:28:11.722 O da sevapları vermiş oldu verdiği söz icabı. Gider hakikaten. 00:28:11.917 --> 00:28:15.746 Yani verince, ["sevapları] verdim" deyince gider. Şakası yok bu işin. 00:28:15.824 --> 00:28:20.404 Ben küçükken oruç tutmuştum. Çocuk olarak oruç tutmuştum. 00:28:20.505 --> 00:28:28.300 Ondan sonra köylülerimizden, hemşehrilerimizden birisi de; "Haydi, orucun sevabını bana sat." dedi. 00:28:28.565 --> 00:28:35.926 Ben de çocuk aklı, düşündüm; "Satmam." dedim. Annem rahmetli sonra diyor ki; "İyi yaptın evladım. 00:28:35.926 --> 00:28:42.490 Sattım deseydin sevabın gidecekti." Şimdi tabii üç çörek [aldı, 30 yıllık haccın] sevabı gitti.. 00:28:42.126 --> 00:28:47.906 Üç tane çörek de [elinde iken] orada bir zayıf köpek varmış, böyle orada dolanıyor. 00:28:47.992 --> 00:28:51.381 [Onları da] onun önüne atmış, [köpek] üç lokmada onları bitirmiş. 00:28:51.538 --> 00:29:02.700 Üç tane çöreğe sevapları sattı, üç çöreği de köpeğin önüne attı. Şimdi dönmüş kendisine, içine; 00:29:02.155 --> 00:29:08.469 "Söyle bakalım ey nefsim! Dayanacağın hiçbir yer kalmadı, tutacağın hiçbir dal kalmadı. 00:29:08.563 --> 00:29:10.687 Şimdi neye dayanacaksın söyle bakalım! 00:29:10.717 --> 00:29:17.616 İbadetin de gitti, taatin de gitti, sevabın da gitti, söyle bakalım nereye dayanacaksın zalim nefsim!" demiş. 00:29:17.670 --> 00:29:20.989 Demek ki varlıktan soyuluyor. Şimdi hiç oldu yani. 00:29:20.989 --> 00:29:27.594 Ne ilmim var ne taatim Ne gücüm var ne kuvvetim 00:29:27.720 --> 00:29:32.880 Meğer senin inâyetin Kıla yüzüm ak Çalabım. dediği gibi Yunus Emre'nin. 00:29:40.360 --> 00:29:46.800 Böyle bir şey. İşte belki böyle anlatılabilir terk-i vücûd, terki hestî. Üçüncüsü de bu. 00:29:46.914 --> 00:29:52.333 Bu terklerin dördüncüsü çok enteresan. Dördüncüsü de terk-i terk. 00:29:53.750 --> 00:29:59.502 Bu terk ettiklerini de kafasından silecek, onları da düşünmeyecek. Çünkü bir insan; 00:29:59.611 --> 00:30:08.106 "Yahu ben öyle bir sôfîyim ki, öyle bir mânevî bakımdan iyi bir dervişim ki, 00:30:08.254 --> 00:30:15.136 öyle bir kavi müslümanım ki dünyadan geçtim, âhiretten geçtim, varlıktan geçtim" dese, 00:30:15.315 --> 00:30:19.286 bunu düşünmesi o da kendisinin bir şeyinden dolayı mağrur olması, 00:30:19.332 --> 00:30:22.849 kendisini beğenmesi olduğundan bir de terk-i terk gerekiyor. 00:30:22.849 --> 00:30:26.181 Yani bu terkettiklerinin üzerine de bir sünger çekecek onu da unutacak. 00:30:26.228 --> 00:30:31.839 Bu tekkenin de böyle küçük kubbeciğine onun için dört tane dilimden ibaret bir desen yapılmış. 00:30:32.650 --> 00:30:36.373 Sanıyorum orada [kabrin üzerinde de] bir sarık vardı eskiden. 00:30:36.520 --> 00:30:45.000 Orada kabrin üzerinde keçe dört dilimliydi. Şimdi o alınmış olabilir ama yeniden yaptıralım inşaallah. 00:30:45.160 --> 00:30:50.560 Tabii bunlar büyük alimler; müfessir, muhaddis, fakih, alim, fâzıl, kâmil insanlar. 00:30:50.640 --> 00:30:56.240 Küçük yaşta Kur'an'ı hıfzetmiş olup kısa zamanda fıkıh kitaplarını ezberlemiş olup 00:30:56.320 --> 00:30:59.920 medreselerde yıllarca bu dersleri veren insanlar bunlar. 00:30:59.920 --> 00:31:08.880 İslâm'ın özünü en muteber kitaplardan okuyup, öğrenip, yaşayıp sonunda bu sonuca varmış insanlar. 00:31:08.880 --> 00:31:10.360 Yani sıradan insanlar değil. 00:31:10.440 --> 00:31:16.840 Böyle lise tahsilli, İslâm'ı, Arapçayı, Kur'ân'ı bilmeyen insanlar değil, tam [kâmil alim] insanlar. 00:31:16.920 --> 00:31:18.960 Onların kararları bunlar. 00:31:19.000 --> 00:31:23.440 Bir insanın ibadetinin makbul olması için nelerin gerektiğini düşünüp bilen insanlar. 00:31:23.480 --> 00:31:29.640 Allah celle celâluhu bize de fazl u kereminden, rızasının yollarını göstersin. 00:31:29.720 --> 00:31:38.800 Neyi seviyorsa, neden hoşnut ve razı olacaksa öyle hareket etmemizi bize ilham eylesin. 00:31:38.160 --> 00:31:40.840 Hakkı Hak olarak görüp uymayı nasip etsin, 00:31:40.840 --> 00:31:47.800 bâtılı bâtıl olarak görüp ondan korunmayı, sakınmayı nasip etsin. Güzel ahlaka sahip eylesin. 00:31:47.120 --> 00:31:50.720 Kur'ân-ı Kerîm ahlakına, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'de 00:31:50.720 --> 00:31:56.640 mücessem nümûnesini gördüğümüz İslâm ahlakına aynen sahip olmayı nasip eylesin. 00:31:57.880 --> 00:32:09.400 Kardeşimiz Ali tabii tıplıların toplantısında uygun bir âyet-i kerîme okudu. Çok güzel sesiyle yanık yanık okuduğu âyet-i kerîmede; 00:32:09.480 --> 00:32:13.720 Ve nünezzilü min-el'kur'ânü mâ hüve şifâün ve rahmetün li'l-mü'minîne. 00:32:13.800 --> 00:32:22.480 "Biz Kur'ân-ı Kerîm'le, Kur'ân'ı Kerîm'i indirmek suretiyle mü'minlere rahmet ve şifa olan bir varlık indirmiş, 00:32:22.480 --> 00:32:28.320 bir vahiy indirmiş oluyoruz yeryüzüne." diye bildiriliyor. Kur'ân'ı Kerîm şifa kaynağıdır. 00:32:28.400 --> 00:32:34.920 Hakikaten mânevî şifadır; akılların, idraklerin şifasıdır, gönüllerin şifasıdır. 00:32:34.920 --> 00:32:42.840 Tamam, bunu herkes anlar, yani böyle bir mânevî reçete, insanın kalbine, gönlüne, fikrine şifa olur. 00:32:42.840 --> 00:32:45.800 Tamam. Ama ayrıca maddeten de şifadır. 00:32:45.120 --> 00:32:48.920 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri buyuruyor ki; 00:32:49.000 --> 00:32:53.600 "Şu hastalığa karşı Fâtiha'yı okuyun, filanca şeyi okuyun; 00:32:53.600 --> 00:32:59.640 şu hastalığa karşı İhlâs sûresini şöyle şöyle okuyun." buyuruyor. Okuyun, üfleyin o da şifa olur, diye. 00:32:59.720 --> 00:33:04.400 Bir de sanıyorum Abdullah b. Mes'ûd radıyallahu anh'ın bir macerası var. 00:33:04.480 --> 00:33:11.280 Bir müfrezeyle çöle gitmişler. Çölde aç, susuz kalmışlar. 00:33:11.280 --> 00:33:17.520 Kumların arasında uzun zaman yürümüşler. Nihayet uzakta ağaçlık, çadırlık bir topluluk görmüşler. 00:33:17.560 --> 00:33:22.640 Bir vaha. Çölde bir vaha, oraya gitmişler. Bir kabile, bir oba. 00:33:22.840 --> 00:33:27.760 Kabile şeyhi var, birkaç çadır var, bedeviler var. Demişler ki; "Açız, sususuz." 00:33:28.800 --> 00:33:33.840 Bir şey vermemiş adamlar. Bunlar da aç, susuz. İçeride de, çadırlarda misafir etmemişler. 00:33:33.960 --> 00:33:44.600 Akşamüstü kumlara yatmışlar. Böyle aç, susuz orada yatarken obanın içinden bir feryat, bir çığlık. 00:33:44.720 --> 00:33:51.680 Ağlaşmalar, vesaireler. Bir cariye yüzünü örterek yaklaşmış bunlara demiş ki; 00:33:51.800 --> 00:33:58.920 "Obanın reisini, kabilenin şeyhini çok zehirli bir yılan soktu. Çok zehirli. 00:33:59.000 --> 00:34:05.160 İçinizde zehiri tedavi etmeyi bilen, ilaç yapmayı bilen bir kimse var mı?" demiş. 00:34:07.280 --> 00:34:13.200 Sanıyorum Abdullah b. Mes'ûd'tur ravisi. O diyor ki; "Ben biliyorum." "Gel öyleyse." 00:34:13.400 --> 00:34:18.000 Alıyorlar götürüyorlar kabile reisinin yanına. 00:34:18.800 --> 00:34:22.720 Kabile reisini hakikaten çok zehirli bir çöl yılanı sokmuş ve vücudu şişmeye başlamış. 00:34:22.800 --> 00:34:25.640 Tabii bu nedir? Sizce [doktorlarca] malumdur bu. 00:34:25.720 --> 00:34:31.000 Yılan zehirini akıtmış, vücutta etkisini göstermeye başlamış. Dolaşımla vücuda yayılmış. 00:34:31.120 --> 00:34:36.200 Abdullah b. Mes'ûd dua ediyor, zehirlenme duruyor. 00:34:36.360 --> 00:34:42.960 Öldürücü bir yılan olmasına rağmen, soktuğu insanı öldüren bir yılan olmasına rağmen adam kurtuluyor. 00:34:43.160 --> 00:34:49.520 Tabii bayram ediyor kabile ve bunları nimetlere garkediyorlar, ikramlara boğuyorlar. 00:34:49.640 --> 00:34:53.600 Kuş sütüne varıncaya kadar her şeyler, yediriyorlar, içiriyorlar. 00:34:53.640 --> 00:34:59.720 Bir de vedalaşırken bunlara koyunlar vermişler. Hediyeler vermişler öyle uğurlamışlar. 00:34:59.800 --> 00:35:04.160 Fakat bu tedaviyi yapan şahıs diyor ki; "Bunlara hiç dokunmayın. 00:35:04.200 --> 00:35:09.400 Ben yaptığım işten çok üzüntüdeyim. Kur'ân-ı Kerîm okudum bunlara, şifa buldu. 00:35:09.160 --> 00:35:15.720 Kur'ân-ı Kerîm'i dünya menfaati karşılığında satmış olmaktan, kullanmış olmaktan korkuyorum. 00:35:15.800 --> 00:35:18.560 Dokunmayın buna, Resûlullah'a soralım." 00:35:18.720 --> 00:35:24.680 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in yanına döndükleri zaman soruyorlar, durumu anlatıyorlar; 00:35:24.640 --> 00:35:28.800 "Hayır. Bu pozisyonda bu Kur'ân-ı Kerîm'i satmak değildir. Zaruri bir şey yapmışsınız siz. 00:35:28.840 --> 00:35:33.480 Bir menfaat de beklememişsiniz. Okumuşsunuz ondan sonra onlar hediye vermişler. 00:35:33.600 --> 00:35:35.360 Bu tabiidir, müsterih olun. 00:35:35.320 --> 00:35:39.600 Hatta verin ben de yiyeyim, görün." diye böyle bir müsterih olmalarını sağlayacak 00:35:39.640 --> 00:35:44.680 bir jest de yaptı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Ve sormuş o sahabiye; 00:35:44.840 --> 00:35:51.400 "Kur'an okumuşsun, öyle şifa bulmuş." "Evet." "Ne okudun?" "Fâtiha sûresini okudum." buyurmuş. 00:35:51.560 --> 00:35:57.120 Fâtiha sûresini okumakla zehirlenen bir yılanı maddeten durumunun, 00:35:57.200 --> 00:36:03.120 maddî bir zehirlenmenin sadece okumayla mânevî bir tedaviyle geçmesi gibi bir şey, 00:36:03.120 --> 00:36:11.800 olmuş bir hadise naklediliyor. Tabii Kur'ân-ı Kerîm bu yönüyle de öteki yönüyle de, her yönüyle bir şifadır. 00:36:11.200 --> 00:36:17.840 Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi Kur'an'ın ehli eylesin. Kur'an ehli insanlar olmayı nasip eylesin. 00:36:17.880 --> 00:36:22.400 Kur'ân-ı Kerîm'in şefaatine, Peygamber Efendimiz'in şefaatine mazhar eylesin. 00:36:22.120 --> 00:36:27.840 Peygamber Efendimiz'in rızasına vâsıl eylesin. Ümmetine güzel hizmet ederek Efendimiz'in sevgisini, 00:36:27.840 --> 00:36:33.880 rızasını kazanmayı nasip eylesin. Rabbimizin huzuruna sevdiği, razı olduğu kul olarak varmayı nasip eylesin. 00:36:33.920 --> 00:36:41.720 Cennetiyle cemaliyle cümlenizi, cümlemizi taltif eylesin. Habîb-i edîbine, Firdevs-i Âlâ'da komşu eylesin. 00:36:41.760 --> 00:36:43.920 Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha... 00:36:44.800 --> 00:36:48.760 Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:36:48.840 --> 00:36:55.000 Essalatü vesselamü aleyke yâ Rasûlallah. Ben Bursa Lisesi'nde ... 00:36:55.000 --> 00:37:03.440 okumuştum ve orada kalıyordum. Lisenin son sınıflarındayken geceleri bir şahıs bana rüyamda gösteriliyor. 00:37:03.720 --> 00:37:06.800 Onunla böyle bir toplantı yerine kadar geliyoruz 00:37:06.800 --> 00:37:11.440 fakat konuşmamıza imkân kalmadan ya uyanıyorum ya uyandırılıyordum. 00:37:12.800 --> 00:37:13.880 Üniversite birinci sınıfa geldim [İstanbul'a]. 00:37:13.880 --> 00:37:18.520 Yine aynı şekilde [rüyamda] hep o şahsı görüyorum ama bir türlü kendisiyle görüşmek mümkün olmuyordu. 00:37:19.560 --> 00:37:25.000 Kadırga Yurdu'nda kalıyordum. O yurttayken arkadaşlardan 8-10 kişi var, namaz kılıyoruz. 00:37:25.160 --> 00:37:28.520 Bunlar sabah namazıyla yatsı namazında kayboluyorlar. 00:37:28.840 --> 00:37:31.160 Beraberce cemaatle namaz kılamıyoruz. 00:37:31.400 --> 00:37:36.760 Onlara birkaç defa sordum; "Nereye gidiyorsunuz?" [diye,] söylemek istemediler. Bilmiyordum nedendi. 00:37:37.240 --> 00:37:41.600 Bilâhare bir gün Ispartalı bir arkadaşımız, şimdi rahmetli Şakir İkiz … 00:37:41.600 --> 00:37:45.840 Mühendis Mektebi'nde çalışıyordu. Bir gün sabah namazında ona açtım; 00:37:45.800 --> 00:37:49.600 "Böyle böyle, bu arkadaşlar nereye gidiyor, bunlar bana söylemek istemiyorlar." filan dedim. 00:37:49.680 --> 00:37:53.800 "Bilmiyor musun?" [dedi.] "Hayır bilmiyorum." dedim. "Neyse, ben seni yarın oraya götüreyim." dedi. 00:37:53.840 --> 00:38:02.400 Aldı beni Zeyrek'e getirdi. Zeyrek'te, tabii o daha evvel, benden birkaç gün evvel de; 00:38:02.400 --> 00:38:06.800 "Böyle böyle size birisini getireceğim. Görüşmek istiyor sizinle." diyerekten hocaefendiyle görüşmüş. 00:38:06.920 --> 00:38:15.280 Bir yatsı namazında idi, bir cuma günü akşamıydı. Onunla beraber geldik, namazı kıldık, bitirdik. 00:38:15.280 --> 00:38:20.160 Hocaefendi mihrapta oturuyor, ben de caminin orta kısmındayım. 00:38:20.240 --> 00:38:24.240 Bir iki defa gözlerini, kaşlarını kaldırdı acaba bana mı başkasına mı? 00:38:24.240 --> 00:38:27.440 Ben de tam aksine Hocaefendi'ye bakıyordum. 00:38:27.440 --> 00:38:32.280 Ben tabii Hocaefendi'yi görür görmez; "Bu benim rüyalarımda gördüğüm kişi. Hayret! 00:38:32.320 --> 00:38:34.280 Bu güne kadar nasıl görmemişim bunu." [dedim.] 00:38:34.400 --> 00:38:39.200 Bursa Lisesi'nde okumamıza rağmen bir günde kısmet olup da Üftade Camisi'ne gitmek nasip olmadı. 00:38:39.280 --> 00:38:42.760 Bütün oradaki camileri gezmiş olmama rağmen oraya gidip göremedim. 00:38:43.120 --> 00:38:49.000 Neyse, yine birkaç defa gözünü kaldırarak bana böyle işaretler verdi. 00:38:49.400 --> 00:38:53.920 Nihayet herkes gittiler, ben tabii o yerimde kaldım. Ben zannettim beni çağıracak. 00:38:53.920 --> 00:38:57.920 Kendisi kalktı yerinden, geldi benim yanıma. Dizlerini benim dizlerime dayadı; 00:38:57.960 --> 00:38:59.760 "Yahu bizi çok beklettin." dedi. 00:38:59.760 --> 00:39:04.800 "Allah Allah ben niye beklettim acaba?" [diye düşündüm,] işi anlayamadım kendi kendime ilk önce. 00:39:04.800 --> 00:39:08.280 "Afedersiniz, ben şimdi gelebildim Efendim." dedim. 00:39:08.520 --> 00:39:13.680 Bu şekilde ders almış, vazife almış olduk ve Hocafendimizle tanışmamız bu şekilde oldu. 00:39:13.760 --> 00:39:15.240 Allah razı olsun.