WEBVTT
00:00:00.000 --> 00:00:03.000
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
00:00:05.000 --> 00:00:10.000
el-Hamdü li'l-lâhi rabbi'l-âlemîne hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh.
00:00:11.000 --> 00:00:16.000
Kemâ yenbağî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih.
00:00:16.000 --> 00:00:22.000
Ve's-salâtu ve's-selâmu alâ seyyidil evvelîne ve'l âhirîn. Senedina ve mededina
00:00:22.000 --> 00:00:30.000
ve üsvetün el haseneti Muhammedini'l-Mustafâ ve âlâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû
00:00:30.000 --> 00:00:40.000
bi-ihsânin ilâ-yevmi'd-dîn.
Emma ba'd:
Çok değerli, muhterem, sevgili kardeşlerim!
00:00:40.000 --> 00:00:44.000
Allahu teâla hazretlerinin selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.
00:00:46.000 --> 00:00:53.000
Mevlâmız cümlemizi dünya ve ahiret saadetine erdirsin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.
00:00:54.000 --> 00:01:09.000
Ebû Abdirahman es-Sülemî isimli sûfi, âlim zâtın Tabakâtu's-sûfiyye isimli çok meşhur kaynak kitap,
00:01:09.000 --> 00:01:22.000
kıymetli eser olan terceme-i hâl, biyografi kitabını okumaya devam ediyoruz. 14. terceme-i hâle geldik.
00:01:22.000 --> 00:01:28.000
Şimdiye kadar 14 tane büyük mübarek sûfinin, evliyûllah zâtın hayatını
00:01:28.000 --> 00:01:39.000
böylece bu kitaptan takip etmiş olduk. Bu da Yahyâ İbnü Muâz er-Râzi isimli çok meşhur bir zât.
00:01:40.000 --> 00:01:47.000
Onu hayatıyla ve sözleri, menâkıbıyla ilgili bilgileri okumaya başlayacağız.
00:01:47.000 --> 00:01:53.000
Buna başlamadan önce evvela ve hassaten Peygamber Efendimiz
00:01:53.000 --> 00:02:00.000
Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi vesellem hazretlerine saygımızın, bağlılığımızın;
00:02:00.000 --> 00:02:10.000
naçizâne, acizâne sevgimizin, ümmetliğimizin bir nişânesi olmak üzere ruh-i pâkine hediye olsun diye
00:02:11.000 --> 00:02:18.000
ve onun mübarek âlinin, ezvâcının, evlâdının, ashâbının rıdvanullahi teâla aleyhim
00:02:18.000 --> 00:02:29.000
ecmaîn ruhlarına ayrı ayrı hediye olsun diye ve hassaten Peygamber Efendimiz'in vârisleri,
00:02:30.000 --> 00:02:36.000
ümmetin mürşitleri sâdât ve meşâyih-i turuk-u aliyyemiz, evliyâullah büyüklerimizin,
00:02:37.000 --> 00:02:43.000
Ebûbekir Sıddîk efendimizden şeyhimiz Muhammed Zâhid-i Bursevî'ye kadar güzeran eylemiş olan
00:02:44.000 --> 00:02:53.000
cümle turuk-u aliyye silsilesi mensupları sâdât-u meşâyih-i turuk-u aliyyenin ve hulefâsının,
00:02:53.000 --> 00:03:00.000
müridânının ruhlarına hediye olsun diye; kitabı yazan Ebû Abdirahman es-Sülemî hazretlerinin
00:03:00.000 --> 00:03:08.000
ruhuna hediye olsun diye; beldemizin medâr-i iftârı Yûşa aleyhisselam'ın, Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerinin
00:03:08.000 --> 00:03:15.000
ve sâir sahâbe-i kirâm ve evliyâullahın ve İstanbul'u fetheden fatihlerin, şehitlerin, gazilerin,
00:03:15.000 --> 00:03:24.000
mücahitlerin ruhlarına hediye olsun diye; cümle ashâb-ı hayrât-u hasenâtın ve şu caminin yapılmasına
00:03:25.000 --> 00:03:29.000
büyük küçük emeği geçmiş olanların geçmişlerinin ruhlarına hediye olsun diye
00:03:29.000 --> 00:03:35.000
ve uzaktan yakından bu dersi dinlemeye gelen siz değerli kardeşlerimizin ahirete göçmüş
00:03:35.000 --> 00:03:41.000
bütün müslüman ecdâd-ı ceddâd, akraba-u taallukat, ihvân-u ahbâb-ı yârân,
00:03:41.000 --> 00:03:49.000
evlad-u zirriyâtının ruhlarına hediye olsun diye ve biz halihazırda hayatta bulunan
00:03:49.000 --> 00:03:54.000
işte şu yaşayan mü'minler de ömrümüzü gafletle geçirmeyelim,
00:03:54.000 --> 00:04:01.000
ömrümüzü Allahu teâla hazretlerinin rızasına uygun yaşayalım, sevdiği âmâli sâlihayı işleyelim,
00:04:01.000 --> 00:04:08.000
arkamızda hayırlar bırakalım, Rabbimizin huzuruna sevdiği, razı olduğu bir kul olarak yüzü ak,
00:04:08.000 --> 00:04:16.000
alnı açık varmamıza vesile olsun diye bir Fâtiha üç İhlâs-ı şerîf okuyup bu saydığımız
00:04:17.000 --> 00:04:21.000
geçmişlerimizin ruhlarına hediye edip ondan sonra başlayalım.
00:04:23.000 --> 00:04:25.000
Bismillâhirrahmânirrahîm.
00:04:26.000 --> 00:04:31.000
Yahyâ İbnü Muâzi'bni Ca'fer er-Râziyyü'l-vâizü.
00:04:31.000 --> 00:04:38.000
Harekelerini yutmadan telaffuz ediyoruz ki Arapça bilenler anlasınlar ve harekelesinler:
00:04:39.000 --> 00:04:46.000
Yahyâ İbnü Muâzini'r-râziyyü.
00:04:46.000 --> 00:04:50.000
Râzî, Yahya'nın sıfatı olduğu için merfû olarak okunacak.
00:04:51.000 --> 00:05:02.000
Ve minhüm. "Müellifin, hayatlarını anlatmak istediği büyük evliyâullah sûfîlerin birisi de.”
00:05:03.000 --> 00:05:07.000
Yahyâ İbnü Muâzi'bni Ca'fer er-Râziyyü'l-vâizü.
00:05:09.000 --> 00:05:23.000
"Cafer oğlu Muâz'ın oğlu Yahya ismini taşıyan ve Rey şehrine mensup vaiz zâttır.”
00:05:23.000 --> 00:05:33.000
"Bu da o sûfîlerden, meşhurlarından birisidir; anlatacağım meşhurlardan birisi de budur.” diyor.
00:05:34.000 --> 00:05:41.000
İsmi Yahya, babasının ismi Muâz, dedesinin ismi Cafer.
Yahya İbn Muâz İbn Cafer.
00:05:42.000 --> 00:05:48.000
Nisbesi, nereye mensup olduğunu bildiren kelime er-Râziyyü.
00:05:48.000 --> 00:05:53.000
Râzî, gayr-i kıyâsî bir ism-i nisbedir.
00:05:55.000 --> 00:06:01.000
İsm-i nisbelere semâî denilir; yani "Kaideden bilinmez de kulaktan nasıl duyulmuşsa
00:06:01.000 --> 00:06:05.000
o dili konuşanlar nasıl söylemişse öyledir.” denilir.
00:06:05.000 --> 00:06:10.000
Rey şehrinin ism-i nisbesi "Râzî” olarak geliyor, keskin z ile.
00:06:10.000 --> 00:06:13.000
Bazıları bunun böyle olduğunu bilmiyorlar.
00:06:13.000 --> 00:06:17.000
Mesela Tefsîr-i kebîr'in sahibi büyük müfessir Fahrettin er-Râzî var.
00:06:17.000 --> 00:06:23.000
Onun ismini söylerken dat gibi telaffuz ediyorlar, Râzıyy diye.
00:06:23.000 --> 00:06:27.000
Halbuki öyle değil; bu, rıdâ mastarından gelen kelime değil.
00:06:27.000 --> 00:06:37.000
Rey kelimesinden "Rey şehrine bağlı” mânasına "Râzî” diye gelir. Keskin z ile ra'ya benzeyen z ile.
00:06:39.000 --> 00:06:40.000
Rey şehri neresi?
00:06:41.000 --> 00:06:48.000
Rey şehri, bugünkü Tahran'ın kenar mahallesi durumunda, yani "Tahran şehri” diyebiliriz.
00:06:48.000 --> 00:06:53.000
Tahran'ın olduğu yerde eskiden "Rey şehri” vardı; orada büyük alimler yetişmişti.
00:06:53.000 --> 00:07:01.000
O büyük zâtlardan bir tanesi bu şahıstır, Yahya b. Muaz er-Râzî. Çok meşhur, büyük bir zâttır.
00:07:02.000 --> 00:07:09.000
Bir de Tefsîr-i kebîr sahibi Fahreddin er-Râzî vardır. Tefsiri çok büyüktür, çok hacimlidir.
00:07:09.000 --> 00:07:17.000
Daha ziyade ilm-i kelâm sahasında temayüz etmiş bir kimsedir. O da bu şehirden.
00:07:17.000 --> 00:07:23.000
Bir de Ebû Bekir er-Râzî vardır. O da meşhur bir kimyagerdir.
00:07:23.000 --> 00:07:31.000
Eskilerin ilm-i hikmet dedikleri tabii ilimlerde, kimyada sülfürik asidi bulmuş.
00:07:31.000 --> 00:07:37.000
Ebû Bekir Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî, Avrupalıların da tanıdığı bir insandır.
00:07:37.000 --> 00:07:38.000
O da öyle bir zâttır.
00:07:39.000 --> 00:07:45.000
Demek ki büyük alimler yetişiyor ve her birisi de kendi sahasında epey meşhur kimseler oluyor.
00:07:46.000 --> 00:07:54.000
Tabi maksat evliyâullahı anlatmak olduğundan, başlıkta böyle başlayıp
00:07:55.000 --> 00:08:05.000
Tefsîr-i kebîr sahibi Fahreddin-i Râzî ile ilgili İslâm Tarihi kitabını yazan Âsım Köksal
00:08:05.000 --> 00:08:15.000
hocaefendiden duyduğum bir fıkrayı, menkıbeyi, hikâyeyi veya kıssayı size nakledeyim.
00:08:18.000 --> 00:08:20.000
İbretli olduğu için naklediyorum.
00:08:21.000 --> 00:08:28.000
Râzîler anlatılırken Fahreddin-i Râzî'ye geçtik; onunla ilgili bir fıkra anlatıyoruz.
00:08:29.000 --> 00:08:30.000
Tasavvufî bir fıkra…
00:08:32.000 --> 00:08:37.000
Fahreddin-i Râzî, bizim şeyhlerimizden,
00:08:37.000 --> 00:08:41.000
büyük mürşitlerimizden Necmeddin-i Kübrâ hazretlerine gitmiş.
00:08:42.000 --> 00:08:50.000
Necmeddin-i Kübrâ hazretleri, evliyâullahtan ve Kübreviyye tarikatimizin de kurucusu, pîri.
00:08:50.000 --> 00:08:53.000
Çok büyük zât. Selam vermiş, yanına girmiş.
00:08:54.000 --> 00:09:01.000
Tabi Fahreddin-i Râzî sarığı ve cübbesi ile ihtişamlı bir alim.
00:09:01.000 --> 00:09:07.000
"Efendim, müsaadenizle halimi size arz edeyim.
00:09:08.000 --> 00:09:16.000
Ben elhamdülillah ulûm-i şer'iyyede çok çalıştım. Allah da bana ihsan etti.” demiş.
00:09:18.000 --> 00:09:26.000
Allah zenginliği istediğine verirmiş de ilmi isteyene verirmiş, kim isterse ona verirmiş.
00:09:27.000 --> 00:09:31.000
Çünkü ilim daha önemli. Zenginliği bazen veriyor bazen vermiyor.
00:09:31.000 --> 00:09:35.000
Bazen zenginlik insanı azdırır; fakir olması daha iyi.
00:09:36.000 --> 00:09:40.000
Onun için her şeyin hayırlısını istemek lazım. Ama ilmi isteyene verirmiş.
00:09:40.000 --> 00:09:44.000
Fahreddin-i Râzî;
"Ben de çalıştım, çabaladım.
00:09:46.000 --> 00:09:51.000
Elhamdülillah Tefsîr-i kebîr diye tefsirde çok büyük bir eser yazdım, meşhur oldu.
00:09:51.000 --> 00:09:58.000
Kocaman ciltlerle, sayfalar dolusu bir tefsir.
00:09:58.000 --> 00:10:06.000
Falanca ilimde şu eseri yazdım, fıkıh ilminde şu eseri yazdım, falanca ilimde şu eseri yazdım.”
00:10:06.000 --> 00:10:16.000
Birçok ilim saymış; "Ama tasavvufa çalışma fırsatı bulamadım.
00:10:16.000 --> 00:10:20.000
Zât-ı âliniz de çok büyük bir sûfîsiniz, çok büyük bir mürşitsiniz.
00:10:21.000 --> 00:10:29.000
Lütfeyleseniz beni talebeliğe kabul eder misiniz?” demiş.
00:10:32.000 --> 00:10:35.000
Necmeddin-i Kübrâ gayet ciddi bir şekilde demiş ki;
00:10:36.000 --> 00:10:42.000
"Evladım hay hay, olur. Seni talebe, mürid, derviş olarak kabul edeyim;
00:10:43.000 --> 00:10:54.000
ama bu saydığın ilimler var ya; tefsirde bilgin büyük, fıkıhta vesairede alim olmuşsun, allâme olmuşsun.
00:10:55.000 --> 00:11:00.000
Bizim tasavvuf yoluna girince hepsi kafandan gider, kafan bomboş kalır.
00:11:01.000 --> 00:11:07.000
Bizim yolumuza girince hepsini unutacaksın. Buna razı olursan gel.
00:11:08.000 --> 00:11:14.000
Bence bir mahzuru yok, buyur ama senin ömür boyu emek verdiğin ilimler kafandan gidecek, uçacak.
00:11:14.000 --> 00:11:16.000
Haberin olsun, önceden söylüyorum.”
00:11:18.000 --> 00:11:21.000
Fahreddin-i Râzî düşünmüş, pabuç pahalı;
00:11:25.000 --> 00:11:30.000
"Efendim, o halde bana müsaade buyurun, ben biraz düşüneyim.” demiş.
00:11:31.000 --> 00:11:35.000
Necmeddin-i Kübrâ hazretlerinin huzurundan savuşmuş, bir daha da yanına gitmemiş.
00:11:35.000 --> 00:11:37.000
İnsan o ilimlerinden vazgeçer mi?
00:11:37.000 --> 00:11:44.000
Koca koca kitaplar yazmış, bilgisi var, ilmi var, herkes "büyük profesör, müderris, üstad,
00:11:44.000 --> 00:11:49.000
allâme” diye hürmet ediyor. Bir şey soracaklar, hiçbir şey bilmeyecek, cahil bir kimse gibi olacak.
00:11:50.000 --> 00:11:52.000
Razı olur mu?
Olmamış tabi.
00:11:52.000 --> 00:11:59.000
Tabii mi, gayri tabii mi?
Onu da bilmiyorum da razı olmamış; razı olmayınca da yanına gelmemiş.
00:12:00.000 --> 00:12:07.000
Ve böylece tasavvufa bağlılığı olamamış. Necmeddin-i Kübrâ'dan el alıp da tasavvufa girememiş.
00:12:09.000 --> 00:12:19.000
Vefatı gelmiş. Hâlet-i nezî' diyorlar; insanın canının bedeninden çekilip çıkarıldığı zaman...
00:12:18.000 --> 00:12:22.000
Artık can boğazdan çıkıp gidecek, beden cansız kalacak.
00:12:23.000 --> 00:12:29.000
İntizâ' da deniliyor veyahut hâlet-i nezî' deniliyor.
00:12:30.000 --> 00:12:37.000
O hâlet-i nezî'de Allah hepimizi korusun. Son nefeste iman selametliği ihsan eylesin.
00:12:37.000 --> 00:12:40.000
Verelim iman ile tâ cânımız.
00:12:43.000 --> 00:12:52.000
Şeytan karşısına dikilmiş, o telaşlı, terli, acılı, ıstıraplı zamanında demiş ki;
00:12:52.000 --> 00:13:03.000
"Yâ Fahreddin! Sen Allah'ın varlığına inanıyor musun, Allah celle celâlüh var mı?”
00:13:05.000 --> 00:13:11.000
"Tabi var.” demiş;
Kaşını kaldırmış;
"Nereden malum, delilin var mı?” demiş.
00:13:11.000 --> 00:13:17.000
"Elbette var. Ben o hususta müstakil bir kitap da yazdım; yüz tane delilim var.” demiş.
00:13:18.000 --> 00:13:23.000
İlm-i kelâmcı ya. Hakikaten de vardır, bilgisi kuvvetlidir.
00:13:23.000 --> 00:13:28.000
Şeytan müstehzi bir ifadeyle yine kaşını kaldırmış,
00:13:28.000 --> 00:13:32.000
boynuzu ile kuyruğu ile kıpkızıl, kapkara, karşısında duruyor.
"Neymiş o delil?” demiş.
00:13:34.000 --> 00:13:42.000
"Hudüs delilim var. Âlem hâdis'tir. Her hâdis bir muhdis'e muhtaçtır.
00:13:42.000 --> 00:13:46.000
Binaenaleyh, o muhdis de Cenab-ı Hak'tır.” demiş.
00:13:46.000 --> 00:13:49.000
Allah'ın varlığı ile ilgili "hudüs delilini” söylemiş.
00:13:49.000 --> 00:13:54.000
Şeytan demiş ki;
"Falanca alim ona şöyle bir itiraz yapmıştı ya.”
00:13:56.000 --> 00:14:03.000
Tabi itiraz yapılır, her şeye itiraz ediliyor, güneş de balçıkla sıvanmaya çalışılıyor;
00:14:03.000 --> 00:14:08.000
ama güneş yukarıda duruyor. O, onu cevaplandırmak yerine;
00:14:08.000 --> 00:14:13.000
"Öyleyse imkân delilim var.” demiş.
"O nedir?” demiş.
00:14:14.000 --> 00:14:17.000
Onu söylemiş,
"Ona da falanca alim şöyle itiraz etmemiş miydi?”
00:14:18.000 --> 00:14:22.000
"Öyleyse hareket delili var. Yani kâinatta bir hareket var,
00:14:22.000 --> 00:14:28.000
her hareket de muharrike muhtaçtır, muharrik-i hakikî de Allahu Teâlâ hazretleridir.” demiş.
00:14:28.000 --> 00:14:29.000
"Ona da şu böyle demişti.” demiş.
00:14:29.000 --> 00:14:37.000
Derken böyle o delilden bu delile doksan dokuzuncu delile gelmiş, yüzüncü delile dayanmış.
00:14:38.000 --> 00:14:44.000
Buram buram terlemiş, şeytanla boyuna mücadele ediyor, Allah'ın varlığını ispata çalışıyor.
00:14:44.000 --> 00:14:49.000
Şeytan da şeytanlığını yapıyor; son nefeste imanını almaya çalışıyor.
00:14:51.000 --> 00:14:55.000
Bunalmış artık, iyice terlemiş, sırılsıklam olmuş.
00:14:55.000 --> 00:15:01.000
Öbür tarafta Necmeddin-i Kübrâ hazretleri, kilometrelerce uzakta başka şehirde müritleri ile oturuyormuş.
00:15:02.000 --> 00:15:06.000
Murakabede gözünü kapatmış, demiş ki;
00:15:06.000 --> 00:15:10.000
"Kardeşiniz Fahreddin-i Râzî, bize mürid olmaya gelmişti.
00:15:10.000 --> 00:15:18.000
Biz ona 'İlimleri unutursun.' deyince o ilimlerden fedakârlık yapamamış, geri dönmüştü.
00:15:18.000 --> 00:15:24.000
Şimdi şeytan onunla ilim konusunda çekişme yapıyor, vesvese veriyor.
00:15:25.000 --> 00:15:29.000
Allah'ın varlığı hakkında onu tereddüde düşürüp imansız götürmeye çalışıyor.
00:15:29.000 --> 00:15:36.000
Ama bize geldi, bizden yardım istedi, mürid olmak istedi; bu onun hüsn-ü niyetini gösteriyor.
00:15:37.000 --> 00:15:41.000
Mürüvvetimize yakışmaz; bize müracaat etmiş bir kardeşimizi
00:15:42.000 --> 00:15:46.000
böyle güç bir zamanda yardımsız bırakmak bize yakışmaz; ben şimdi onun yardımına gideyim.”
00:15:47.000 --> 00:15:53.000
Fahreddin-i Râzî kilometrelerce uzakta…
00:15:53.000 --> 00:15:59.000
Oraya mâneviyat yolu ile tayy-i mekân yolu ile varıvermiş.
00:16:00.000 --> 00:16:06.000
Fahreddin-i Râzî, karşısında Necmeddin-i Kübrâ hazretlerini görünce çok sevinmiş.
00:16:06.000 --> 00:16:13.000
"Evladım, bu mel'una şöyle desene!” diye ne diyeceğini ona öğretmiş.
00:16:13.000 --> 00:16:21.000
Şeytan, Fahreddin-i Râzî ile uğraşırken kabadayılık yapıyordu;
00:16:21.000 --> 00:16:27.000
ama Necmeddin-i Kübrâ gelince ufalmış, kenara büzülmüş, ondan sonra da kaçıp gitmiş. O da;
00:16:28.000 --> 00:16:35.000
Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh diyerek ruhunu teslim etmiş.
00:16:36.000 --> 00:16:41.000
Ondan sonra Necmeddin-i Kübrâ mâneviyat yolu ile yine müridlerinin yanına geldikten sonra demiş ki;
00:16:42.000 --> 00:16:48.000
"Biz onu; 'Varlıktan vazgeçebilecek mi, benliğinden sıyrılabilecek mi,
00:16:48.000 --> 00:16:54.000
övündüğü, beğendiği şeyleri fedakârlık yapıp verebilecek mi?' diye imtihan için demiştik.
00:16:54.000 --> 00:17:00.000
Evet, hakikaten kafasından bütün ilimleri silinirdi; ama biz hakikilerini doldururduk.
00:17:00.000 --> 00:17:09.000
O fedakârlığı yapıverseydi gönlüne, kalbine mârifetullah dolardı, hepsinden daha iyi olurdu.”
00:17:10.000 --> 00:17:13.000
Kulakları çınlasın, Allah ömür versin, sıhhat afiyet versin;
00:17:13.000 --> 00:17:18.000
Ankara'dan dostumuz, Âsım Köksal hoca böyle anlatmıştı.
00:17:18.000 --> 00:17:22.000
İşte bu Râzîlerden birisi de Fahreddin-i Râzî.
00:17:23.000 --> 00:17:33.000
Birisi "kimyacı” diyelim, biri de bu; Yahya b. Muaz er-Râzî.
00:17:33.000 --> 00:17:36.000
Rey şehrinden, Tahranlı ama sünnî.
00:17:37.000 --> 00:17:43.000
Şia oralara sonradan yayılmış; orada çok büyük sünnî alimler yetişmiş.
00:17:43.000 --> 00:17:48.000
el-Vâiz "Meşhur bir vaiz.”
00:17:48.000 --> 00:17:54.000
Vaazına binlerce insan toplanırmış, mest olurlarmış, ağlayarak dinlerlermiş.
00:17:54.000 --> 00:17:58.000
Bu mübarek, rahmetli çok tesirli, çok güzel vaaz edermiş.
00:17:59.000 --> 00:18:01.000
Tekelleme fî ilmi'r-recâ.
00:18:03.000 --> 00:18:13.000
"Yahya b. Muaz er-Râzî hazretleri, recâ ilmi konusunda çok sözler söyledi, çok konuştu.”
00:18:13.000 --> 00:18:16.000
Recâ ilmi ne demek?
Recâ, "ummak” demek.
00:18:17.000 --> 00:18:29.000
Malum bir havf var, "korkmak; havfullah, Allah'tan korkmak.” Bir de recâ var, "ümit beslemek.”
00:18:29.000 --> 00:18:32.000
Korkanın hali nedir?
Tir tir titremektir.
00:18:33.000 --> 00:18:36.000
Acaba Allah beni affedecek mi? Acaba günahlarımı silecek mi?
00:18:37.000 --> 00:18:41.000
Acaba azap etmeden, cehenneme düşürmeden beni cennetine alacak mı?
00:18:45.000 --> 00:18:51.000
Yüzü gülmez insanın, hayattan tat almaz, ödü patlar.
00:18:51.000 --> 00:18:56.000
Allah'tan korkan insan; "Allah'a asi geleceğim.” diye tir tir titrer.
00:18:58.000 --> 00:19:03.000
Re'sü'l-hikmeti mehâfetullâh. "Hikmetin başı, Allah'tan korkmaktır.”
00:19:03.000 --> 00:19:08.000
Korkamak lazım; zaten yasak da değil. Allah'tan korkmayanın hali haraptır.
00:19:08.000 --> 00:19:11.000
İnsan korkmadan gitti mi felaketlere bulaşır.
00:19:11.000 --> 00:19:18.000
Korkmak lazım; Allah'ın makamı korkulacak bir makamdır, Allah'ın cezası korkulacak bir cezadır.
00:19:18.000 --> 00:19:21.000
Korkmak lazım; ama bunun da bir dozajı var.
00:19:22.000 --> 00:19:28.000
İnsan çok fazla korktu mu, o zaman psikolojik bakımdan dermansızlaşır,
00:19:28.000 --> 00:19:30.000
hiçbir şey yapamayacak hale gelir.
00:19:31.000 --> 00:19:38.000
Korkmayı emreden âyetler var. Ümitten bahseden âyetler de var.
00:19:38.000 --> 00:19:43.000
Mesela bir tanesi;
Bismillâhirrahmânirrahîm
Kul yâ ibâdiye'llezîne esrefû alâ enfüsihim.
00:19:44.000 --> 00:19:51.000
"Ey günahlara dalıp çıkıp da nefislerine zulmetmiş olan günahkâr kullarım!”
00:19:51.000 --> 00:19:59.000
Lâ taknetû min rahmeti'llâh. "Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Ümidiniz kopmasın.
00:20:00.000 --> 00:20:01.000
Ümitsiz duruma düşmeyin.”
00:20:02.000 --> 00:20:08.000
İnna'llâhe yağfirü'z-zünûbe cemîâ. "Allah günahların hepsini birden, toptan affediverir.”
00:20:09.000 --> 00:20:11.000
İnnehû hüve'l-ğafûrun rahîm.
00:20:11.000 --> 00:20:17.000
"O çok mağfiret edici, rahmeti çok geniş olan zât-ı celildir;
00:20:17.000 --> 00:20:20.000
onun için affedicidir, mağfiret edicidir.”
00:20:20.000 --> 00:20:28.000
Biz de; "Sizlere müjde olsun.” diye ğafûrun rahîm âyet-i kerîmelerini okuduk.
00:20:28.000 --> 00:20:31.000
Korkmayın! Allahu Teâlâ hazretleri gafûrdur, rahîmdir;
00:20:32.000 --> 00:20:35.000
günahkârsak da yüzümüz karaysa da ne kadar suçluysak da
00:20:35.000 --> 00:20:38.000
afv u mağfiret isteyelim, Allah affeder.
00:20:38.000 --> 00:20:40.000
Tehditli âyet-i kerîmeler de var;
00:20:41.000 --> 00:20:48.000
Nebbi' ibâdî ennî ene'l-ğafûrün rahîm ve enne azâbî hüve'l-azâbü'l-elîm.
00:20:49.000 --> 00:20:58.000
Bismillâhi Allahu Ekber diye Hacerü'l-esved'i istilam eyledikten sonra Kâbe'yi tavafa başlarsınız.
00:20:58.000 --> 00:21:06.000
Kâbe'nin altın kapısının olduğu tarafı döndünüz mü oradaki yazılar kalabalıktır, ayırt edemezsiniz.
00:21:06.000 --> 00:21:12.000
Ama hâtim tarafına, altınoluk tarafına geldiniz mi, başınızı Kâbe'ye doğru çevirdiniz mi,
00:21:13.000 --> 00:21:18.000
dualarla tavaf ederken o âyet-i kerîmeyi görürsünüz, erirsiniz,
00:21:19.000 --> 00:21:22.000
tüyleriniz diken diken olur, gözlerinizden yaşlar boşalır.
00:21:23.000 --> 00:21:27.000
O âyet-i kerîmeyi Kâbe'nin örtüsüne öyle yazmışlar ki...
00:21:27.000 --> 00:21:31.000
Nebbi' ibâdî. "Ey resûlüm! Kullarıma bildir, haber ver.”
00:21:32.000 --> 00:21:36.000
Ennî ene'l-gafûrün rahîm. "Ben gafûrün rahîm'im.” Kullarıma bildir.
00:21:36.000 --> 00:21:43.000
Tamam, elhamdülillah ferahladık. Orada yazmıyor ama âyet-i kerîmenin devamı var:
00:21:43.000 --> 00:21:48.000
Ve ennî azâbi hüve'l-azâbü'l-elîm. "Bana asi olanlara da azap var.
00:21:48.000 --> 00:21:51.000
O da elem verici, çok müthiş bir azaptır.”
00:21:51.000 --> 00:21:57.000
O da var. Demek ki korkmak da gerekli, ümit de gerekli.
00:21:58.000 --> 00:22:02.000
Nasıl olacak, ne yapacağız? İki zıt bir araya gelir mi?
00:22:02.000 --> 00:22:10.000
Mütekellimler, alimler, mantıkçılar içtimâ-i zıddeyn muhal demişler. Bu ikisi mümkün…
00:22:10.000 --> 00:22:13.000
Biraz ondan olur, biraz ondan olur; mümkün.
Niye olmasın?
00:22:13.000 --> 00:22:19.000
Hem korkarsın hem ümit duyarsın. Korkarak ümitlenirsin. Ümitlenerek korkarsın.
00:22:19.000 --> 00:22:25.000
Bu karışım mümkün. Bazı şeyler karışmaz ama bazı şeyler karışır; o mantık burada sökmez.
00:22:25.000 --> 00:22:29.000
Onun için büyükler demişler ki; Kul nasıl olmalı, biliyor musunuz?
00:22:30.000 --> 00:22:34.000
Beyne'l-havfi ve'r-recâ'. "Korku ile ümit arasında olmalı.”
00:22:34.000 --> 00:22:41.000
Ne çok korkup dermanı kesilip sararıp solup hazan yaprağı gibi titremeli,
00:22:42.000 --> 00:22:46.000
hayatı zehir olup sıhhatini kaybedip de mezara gitmeli
00:22:46.000 --> 00:22:55.000
ne de çok ümitlenip keyiflenip göbeklenip gülüp oynayıp âhiretin tehlikelerini nazar-ı dikkate almayıp
00:22:55.000 --> 00:23:00.000
hazırlıksız gidip de âhirette hüsrana uğramalı; ikisi de doğru değil.
00:23:01.000 --> 00:23:02.000
Beyne'l-havfi ve'r-recâ'.
00:23:03.000 --> 00:23:06.000
İnsanın bu ikisini beraber üzerinde toplaması mümkündür; öyle olacağız.
00:23:07.000 --> 00:23:13.000
Sülemî hazretleri bu zât-ı muhteremin hayatını incelemiş,
00:23:13.000 --> 00:23:18.000
kitaplarını okumuş, bu zâtı biliyor, belki mânevî bakımdan da biliyor. Şöyle diyor:
00:23:18.000 --> 00:23:24.000
Tekelleme fî ilmi'r-recâ'. "Ümit ilmi hususunda çok konuştu.”
00:23:24.000 --> 00:23:32.000
Demek ki Yahya b. Muaz er-Râzî hazretleri ümit tarafı, neşe tarafı galip, halkı ümitlendirici;
00:23:33.000 --> 00:23:40.000
"Korkmayın, şevke gelin, aşka gelin.” diye o tarafı fazla konuşan bir insanmış; bunu anlıyoruz.
00:23:40.000 --> 00:23:42.000
Bu sözlerin mânası o.
00:23:44.000 --> 00:23:52.000
Ve ahsene'l-kelâme fîhi. "Recâ konusunda konuşmayı da pek güzel yapmıştır.”
00:23:52.000 --> 00:23:57.000
Recâ konusunu insanların iyice ikna olacağı, kabul edeceği, neşeleneceği,
00:23:57.000 --> 00:24:05.000
keyifleneceği bir şekilde anlatmayı da başarmış Yahya b. Muaz er-Râzî hazretleri. Vaiz tabi.
00:24:05.000 --> 00:24:14.000
Vaizlerin, kürsüye çıktığı zaman her tarafı düşünmesi lazım…
00:24:15.000 --> 00:24:20.000
Kendisini dinleyenleri ne kırıp geçirmeli ne de gevşetmeli; orta kıvamda tutmalı.
00:24:20.000 --> 00:24:28.000
Bir başarı ister. Öyle de zarar böyle de zarar; dengede tutmasını bilmeli.
00:24:28.000 --> 00:24:40.000
Ve kânû selâsete ihve. "Üç kardeş idiler.”
00:24:41.000 --> 00:24:54.000
Kimler?
Yahya ve İsmâilün ve İbrâhimün. "Birisi Yahya, birisi ağabeyi, birisi kardeşi.”
00:24:54.000 --> 00:24:57.000
Bu ortanca imiş; İsmail ve İbrahim…
00:24:58.000 --> 00:25:03.000
Ve ekberühüm sinnen İsmâîlü. "Yaşca en büyükleri İsmail isimli kardeşi idi.”
00:25:04.000 --> 00:25:11.000
Ve Yahyâ evsatühüm. "-Bizim hayatını okuduğumuz- Yahya b Muaz er-Râzî, ortancaları idi.”
00:25:11.000 --> 00:25:16.000
Ve asğarühüm İbrâhîmü. "En küçükleri de İbrahim er-Râzî idi.”
00:25:16.000 --> 00:25:22.000
Ve küllühüm kâne zühhâden. "Hepsi de sûfî, zahid insanlar idi.”
00:25:22.000 --> 00:25:27.000
Zühhâd, "zahidler” demek, "sûfîler” demek;
00:25:27.000 --> 00:25:31.000
hepsi de dünyayı terk edip âhirete rağbet edip ibadetle ömrünü geçiren;
00:25:31.000 --> 00:25:41.000
dünyanın malına mülküne, devletine, makamına, parasına puluna itibar etmeyen zahid kimselermiş.
00:25:41.000 --> 00:25:47.000
Üç kardeş de öyle imiş. Demek ki sülale soydan böyle, takvâ ehli insanlar...
00:25:47.000 --> 00:25:51.000
Ve İbrâhîmü haraca mea Yahyâ ilâ Horasâne.
00:25:53.000 --> 00:26:10.000
"Yahya ile -bu ortanca- küçük kardeşi İbrahim, Horasan'a beraber çıktılar.”
00:26:10.000 --> 00:26:18.000
Ve tüveffiye fî mâ beyne Neysâbûre ve Belh. "Nişabur ile Belh şehri arasında bir yerde ölüvermiş.”
00:26:18.000 --> 00:26:21.000
Allah rahmet eylesin, küçük kardeş ölmüş.
00:26:22.000 --> 00:26:29.000
Herhalde ilim öğrenmeye bir şehirden bir şehre giderlerken Yahya, kardeşini de yanına almış;
00:26:30.000 --> 00:26:35.000
fakat kardeşi Nişabur ile Belh arasında vefat etmiş.
00:26:36.000 --> 00:26:40.000
Belh, Mevlânâ'nın şehri biliyorsunuz, İbrahim b. Edhem'in şehri.
00:26:41.000 --> 00:26:54.000
Nişabur da Hacı Bektaş-ı Velî'nin şehri. Bu kitabı yazan Sülemî de Nişaburlu.
00:26:55.000 --> 00:26:59.000
Ve kıyle innehû mâte fî ba'dı bilâdi Cüzcan.
00:26:59.000 --> 00:27:01.000
"-Bir başka rivayet de var.-
00:27:01.000 --> 00:27:07.000
Denildi ki bu İbrahim adlı kardeş Cüzcan beldelerinin birisinde vefat etti.”
00:27:08.000 --> 00:27:11.000
Ba'd. "Birisi” demek, gayr-i muayyen.
00:27:11.000 --> 00:27:19.000
İnnehû mâte fî ba'dı bilâdi Cüzcan. "O, Cüzcan beldelerinin birisinde vefat etti.”
00:27:19.000 --> 00:27:22.000
"Bazısında” değil, "birisinde” demek, ba'd.
00:27:22.000 --> 00:27:25.000
Cüzcan neresi imiş?
Aşağıda, bakalım;
00:27:25.000 --> 00:27:45.000
Cüzcan, el-Cûze cân; ismü kûretin vâsiatin, min kûri Belh.
00:27:45.000 --> 00:27:53.000
"Belh'in mahallelerinden, civarındaki kasabalarından büyük bir kasaba idi.”
00:27:53.000 --> 00:27:58.000
"Cüzcan, Horasan'daki Belh'in kasabalarından birisi idi.”
00:27:58.000 --> 00:28:02.000
Ama yine doğru oluyor. İlk söz de doğru oluyor. Zaten "Nişabûr ile Belh arasında öldü.” demişti.
00:28:02.000 --> 00:28:08.000
İkinci söz de; Cüzcan'da Belh'e bağlı bir yer olduğuna göre yine doğru olmuş oluyor;
00:28:08.000 --> 00:28:12.000
ama biraz daha netleşmiş oluyor. Öldüğü yeri kesin söylemiş oluyor.
00:28:13.000 --> 00:28:20.000
Ve hiye beyne Mervü'r-rûz ve Belh. "Mervrûz ve Belh arasında bir yerdir.” dedi.
00:28:20.000 --> 00:28:23.000
Demek ki bir kardeş, Belh'e giderken vefat etmiş,
00:28:24.000 --> 00:28:26.000
Allah cümle geçmişlerimizle beraber ona da rahmet etsin.
00:28:26.000 --> 00:28:29.000
O da zahidlerdenmiş; ârif, salih bir kimse imiş.
00:28:30.000 --> 00:28:35.000
Ve ekâme bihâ müddeten. "Orada bir müddet ikamet etti, kaldı.”
00:28:35.000 --> 00:28:40.000
Kim?
Kardeşi ölmüş ama Yahya bir müddet orada ikamet etmiş.
00:28:41.000 --> 00:28:45.000
Sümme racea ilâ Nisâbûr. "Sonra Nişabûr şehrine geri dönmüş.”
00:28:45.000 --> 00:28:56.000
Bizim "Nişabûr” dediğimiz şehre Araplar Neysâbûr diyorlar, aslı Neyşâpûr, Farsça'sı şın ve p iledir,
00:28:56.000 --> 00:29:01.000
ama Arapça'da p harfi olmadığından böyle telaffuz etmişler. Onlar Neysâbûr demişler.
00:29:01.000 --> 00:29:08.000
Neysâbûr, Arap fatihlerin fethettikleri ve ordugâh yaptıkları bir şehir ve orada çok Arap var.
00:29:08.000 --> 00:29:13.000
Etrafı çevrili, kalesi olan, ordugâhı olan bir şehir…
00:29:14.000 --> 00:29:21.000
Ve mâte bihâ senete semânîne ve hamsîne ve mieteyn. "Orada 258 senesinde vefat etti.”
00:29:22.000 --> 00:29:32.000
Kim?
Yahya. Vaiz olan Yahya b. Muaz er-Râzî, 258 hicrî senesinde vefat etti.
00:29:32.000 --> 00:29:41.000
Yani Peygamber Efendimiz'in hicretinden 258 kamerî sene geçtikten sonra vefat etmiş.
00:29:41.000 --> 00:29:47.000
Tabi kamerî sene ile hicrî sene aynı değil; arasındaki farkı nasıl bulacağımızı daha önce söylemiştik.
00:29:47.000 --> 00:29:53.000
Ama kesin olarak bilmek için hicrî tarihi miladîye çevirmek için çevirme kılavuzları vardır.
00:29:54.000 --> 00:29:59.000
O, alim kardeşlerimizin, ilme meraklı kardeşlerimizin masasında bulunur.
00:29:59.000 --> 00:30:03.000
Orada 258'i bulurlar; hicrî, miladî ne oluyor, orada görürler.
00:30:03.000 --> 00:30:06.000
Ne olduğunu cetvellerden takip etmek en iyisi...
00:30:07.000 --> 00:30:13.000
258'de, yani hicrî üçüncü asrın ortasında vefat etmiş.
00:30:13.000 --> 00:30:17.000
Ve reve'l-hadîse. "Hadis de rivayet etmiş.”
00:30:17.000 --> 00:30:22.000
Vaiz ya kendisi; ilm-i hadîs ile meşgul olmuş. Tabi herkes hadis okur.
00:30:22.000 --> 00:30:24.000
Ben de okuyorum, siz de okuyorsunuz.
00:30:24.000 --> 00:30:30.000
Ama hadisi okumak başka; bir de gidip alimden hadisi alıp
00:30:31.000 --> 00:30:35.000
rivayet salahiyeti olup kendisinin de başkasına rivayet etmesi başka.
00:30:36.000 --> 00:30:41.000
O zaman ismi hadisi rivayet senedine giriyor. O daha önemli, kıymetli.
00:30:42.000 --> 00:30:45.000
İmam Mâlik, Mâlikî mezhebinin kurucusu, imam…
00:30:46.000 --> 00:30:54.000
Hem fakîh, fıkıh ilminde üstat, mezhep sahibi; hem de muhaddis, hadis alimi imiş.
00:30:54.000 --> 00:31:00.000
İmam Mâlik, birisi kapısını çaldığı zaman kapıyı açıp,
00:31:00.000 --> 00:31:03.000
"Hoş geldiniz, arzunuz nedir? Buyurun.” dermiş.
00:31:03.000 --> 00:31:07.000
"Fıkıhtan bir mesele soracağım hocam, bir fetva soracağım.” derse,
00:31:07.000 --> 00:31:10.000
"Buyur, sor bakalım.” dermiş, cevaplandırırmış.
00:31:11.000 --> 00:31:12.000
Bakın bu çok önemli.
00:31:12.000 --> 00:31:18.000
İmam Mâlik, Mâlikî mezhebinin imamı, el-Muvattâ'yı Kitâbü'l-muvattâ'yı yazan alim.
00:31:18.000 --> 00:31:21.000
"Yok, efendim ben mesele sormaya gelmedim.
00:31:21.000 --> 00:31:28.000
'Siz Peygamber Efendimiz'den hadis topluyorsunuz da nakil ve rivayet ediyorsunuz.' diye duydum.
00:31:28.000 --> 00:31:30.000
Sizden hadis yazmaya geldim.
00:31:30.000 --> 00:31:35.000
Sizden hadis alacağım, yazacağım, ben de başkasına rivayet salahiyetine sahip olacağım,
00:31:35.000 --> 00:31:39.000
sizden imza alacağım, icazet alacağım, ben de başkasına vereceğim.”
00:31:39.000 --> 00:31:45.000
Şerefli bir şey…
"Öyle mi? O zaman, buyur otur minderde.” dermiş.
00:31:45.000 --> 00:31:50.000
Kendisi içeri girer, gusül abdesti alırmış.
00:31:50.000 --> 00:31:56.000
Zaten abdestli mübarek, temiz geziyor; ama "Hadis rivayet edeceğim.” diye,
00:31:57.000 --> 00:31:59.000
"Peygamber Efendimiz'in sözünü rivayet edeceğim.” diye tekrar alırmış.
00:31:59.000 --> 00:32:01.000
Hürmete, sevgiye, saygıya bakın.
00:32:02.000 --> 00:32:08.000
Peygamber Efendimiz'in hadisine bile hürmetine bakın; kendisine değil, zâtına değil,
00:32:08.000 --> 00:32:14.000
mübarek hayaline, görüntüsüne değil, kabrine değil,
00:32:14.000 --> 00:32:19.000
"Bir hadîs-i şerîfini ağzından ötekisine söyleyecek.” diye içeri giriyor, gusül abdesti alıyor.
00:32:20.000 --> 00:32:24.000
Başka hiçbir zaman giymediği en güzel cübbesini giyermiş,
00:32:24.000 --> 00:32:28.000
başına en güzel sarığını sararmış, yani "bayramlık” diyelim.
00:32:28.000 --> 00:32:34.000
Bayramlık da değil; ancak hadis rivayet ederken giydiği elbisesini giyermiş.
00:32:34.000 --> 00:32:41.000
Ondan sonra içeriye güzel kokular, tütsüler yaktırırmış, en güzel rahleyi kurdururmuş.
00:32:41.000 --> 00:32:47.000
En güzel rahlesi artık cevizden miydi, sedefle işlemeli miydi neyse, hayalinizde canlandırın.
00:32:48.000 --> 00:32:50.000
Üstüne en güzel örtüleri örttürürmüş.
00:32:50.000 --> 00:32:56.000
Gusül abdesti almış, güzel kokular sürünmüş, misvaklanmış olarak gelirmiş.
00:32:57.000 --> 00:33:01.000
Edeple, diz çökermiş otururmuş, karşısındakini de diz çöktürtürmüş;
00:33:01.000 --> 00:33:05.000
"Ben falancadan işittim. O falancadan işitmiş, o falancadan işitmiş,
00:33:05.000 --> 00:33:10.000
o da falanca sahâbeden duymuş ki Peygamber Efendimiz şöyle dedi.” diye,
00:33:11.000 --> 00:33:14.000
hadisi tane tane senedi ile beraber rivayet edermiş.
00:33:15.000 --> 00:33:17.000
O da yazarmış, meclis öyle dağılırmış.
00:33:18.000 --> 00:33:23.000
İmam Mâlik'in hadis ilmine verdiği kıymete bakın. Bizim halimize bakın.
00:33:24.000 --> 00:33:30.000
Biz nasılız, onlar nasıl?
Biz niye böyleyiz, onlar niye öyle, anlaşılıyor.
00:33:30.000 --> 00:33:36.000
Sevgi, saygı, hürmet, kıymet bilme onlarda nasıl, bizde nasıl?
00:33:37.000 --> 00:33:42.000
Ve reve'l-hadîs.
Yahya b Muaz er-Râzî için "Hadis de rivayet etti.” diyor.
00:33:42.000 --> 00:33:47.000
Sülemî ne demek istiyor?
"O kıymetli bir zât; hadis de rivayet eden bir insan” diyor.
00:33:47.000 --> 00:33:51.000
Medih için söylüyor; "Sıradan bir alim değil, ciddi bir kimse,
00:33:51.000 --> 00:33:57.000
Peygamber Efendimiz'den hadis de rivayet etmiş bir râvî” diyor ve misalini veriyor.
00:33:59.000 --> 00:34:04.000
Haddesenâ Muhammedü'bnü Ahmede'bni'l-Haseni Sülemî söylüyor;
00:34:05.000 --> 00:34:10.000
"Bana Hasan oğlu Ahmed oğlu Muhammed söyledi.”
00:34:10.000 --> 00:34:18.000
Kâle haddesenâ Aliyyü'bnü Muhammedini'l-Ezraku. "Ona Muhammed el-Ezrak oğlu Ali söylemiş.”
00:34:20.000 --> 00:34:26.000
Haddesenâ Muhammedü'bnü Abdik. "Ona da Abdik oğlu Muhammed söylemiş.”
00:34:27.000 --> 00:34:30.000
Kâle semi'tü Yahye'bne Muâzini'r-râziyye el-vâize.
00:34:31.000 --> 00:34:44.000
"Abdik oğlu Muhammed de demiş ki; 'Ben o meşhur vaiz olan Yahya b. Muaz er-Râzî'den işittim ki.”
00:34:44.000 --> 00:34:49.000
Yezküru an Hamdâne'bni Îse'l-Belhiyyi.
00:34:50.000 --> 00:35:00.000
En son râvî "kulağımla işittim ki” demiş: Hamdan bin İsa el-Belhî. "Belhli İsa oğlu Hamdan.”
00:35:00.000 --> 00:35:11.000
Ani'z-Zebrikan, an Şa'bî. "O da Şa'bî'den.” An İbni Abbas. "O da İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan.
00:35:11.000 --> 00:35:14.000
Kâle. "Şöyle dediğini naklediyor.”
00:35:16.000 --> 00:35:21.000
Demek ki kâle, Resûllullah'a kadar gelmedi, İbn Abbas'a kadar geldi.
00:35:22.000 --> 00:35:27.000
et-Takvâ keramü'l-huluki ve tıybü'l-mat'ami.
00:35:27.000 --> 00:35:31.000
Tabi İbn Abbas sözü kendisi de söylemiş olabilir.
00:35:32.000 --> 00:35:37.000
Peygamber'den de nakledilmiş olabilir; ondan da söylemiş olabilir.
00:35:37.000 --> 00:35:44.000
Ama bazı alimler, sahabenin sözüne eser derler veyahut onu da hadis kısmına dahil ederler.
00:35:44.000 --> 00:35:51.000
Onun için İbn Abbas radıyallahu anhümâ'nın sözünü "Hadis de rivayet etti.” dedikten sonra söylüyor.
00:35:51.000 --> 00:35:52.000
İbn Abbas ne demiş?
00:35:53.000 --> 00:35:58.000
Bu sözü ya dini bilgisine dayanarak söyledi ya da Peygamber Efendimiz'den duyarak söyledi.
00:35:58.000 --> 00:36:04.000
O belli değil. Diyor ki;
et-Takvâ keramü'l-huluki ve tıybü'l-mat'ami.
00:36:04.000 --> 00:36:12.000
Takvâ, çok duyduğumuz bir kelime ama çok önemli bir kelime.
00:36:13.000 --> 00:36:19.000
Duymak yetmez. Künhünü anlamak ve uygulamak lazım... Çünkü Allah emrediyor.
00:36:20.000 --> 00:36:25.000
İtteku'llah, fe'tteku'llah diye nice nice âyet-i kerîmede emrediyor.
00:36:26.000 --> 00:36:31.000
Takvâ ile ilgili tüyleri diken diken eden âyet-i kerîme hangisidir?
00:36:31.000 --> 00:36:33.000
Bismillâhirrahmânirrahîm.
00:36:33.000 --> 00:36:39.000
Yâ eyyühe'llezîne âmenû itteku'llâhe hakka tükâtihî. Ve lâ temûtünne illâ ve entüm müslimûn.
00:36:39.000 --> 00:36:44.000
"Ey iman edenler!”
İnsanın tüyleri diken diken oluyor.
00:36:44.000 --> 00:36:47.000
"Ey iman edenler!”
İttekullâhe hakka tükâtihî.
00:36:48.000 --> 00:36:53.000
"Allah'tan nasıl korkmanız, nasıl sakınmanız gerekiyorsa öyle sakının.”
00:36:54.000 --> 00:36:58.000
Ve lâ temûtünne illâ ve entüm müslimûn.
Sakın ha başka türlü ölmeyin!
00:37:00.000 --> 00:37:04.000
İllâ ve entüm müslimûn. "Ancak tam müslüman olarak ölün.”
00:37:04.000 --> 00:37:08.000
"Allah'tan hakkıyla korkun, öyle yaşayın ve tam müslüman olarak ölün.”
00:37:09.000 --> 00:37:15.000
Âyet-i kerîmede tehdit var.
Hakka tükâtihî. "Nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkun.”
00:37:15.000 --> 00:37:19.000
Nasıl sakınmak gerekiyorsa gerektiği gibi hakkıyla sakının.
00:37:19.000 --> 00:37:21.000
Bir şeyi hakkıyla yapmak kolay mı?
00:37:21.000 --> 00:37:25.000
Yani bir sanatı, bir mesleği; demirciliği, kömürcülüğü,
00:37:25.000 --> 00:37:30.000
sıvacılığı, marangozluğu hakkıyla yapmak kolay mı?
Hakkıyla takvâ...
00:37:30.000 --> 00:37:34.000
Yani yapabildiğin kadar yapmayı emretmiyor da,
00:37:34.000 --> 00:37:40.000
hakka tükâtihî, hakkı neyse, hakkıyla takva ehli olmak nasılsa öyle.
00:37:40.000 --> 00:37:44.000
Tabi o âyet-i kerîme indiği zaman sahâbe-i kiram;
00:37:44.000 --> 00:37:50.000
"Takvâyı hakkıyla yerine getiremezsek mahvoluruz.” diye erimişler, sızlanmışlar, ağlamışlar.
00:37:50.000 --> 00:37:52.000
Onun üzerine âyet-i kerîme inmiş.
00:37:52.000 --> 00:37:54.000
Ve'tteku'llâhe me'steta'tüm.
00:37:55.000 --> 00:38:02.000
"Gücünüzün, takatinizin yettiği miktarda takvâya sarılın, takvâ ehli olun.”
00:38:03.000 --> 00:38:06.000
O birincisine aykırı değil ama hatırlatıyor.
00:38:06.000 --> 00:38:13.000
Allahu Teâlâ hazretleri insana –Amenerrasûlü'de okuyoruz- takatinin üstünde bir şey yüklemiyor.
00:38:15.000 --> 00:38:18.000
Ve lâ tahmil aleynâ isran ke-mâ hameltehû ale'llezîne min kablinâ.
00:38:18.000 --> 00:38:20.000
Ve lâ tuhammilnâ mâ lâ tâkâte le-nâ bih.
00:38:21.000 --> 00:38:27.000
"Yâ Rabbi! Biz zayıfız, bizim üzerimize takatimizin üstünde bir yük yükleme!” diye
00:38:27.000 --> 00:38:30.000
dua ettirdiğine göre takat esas.
00:38:30.000 --> 00:38:36.000
Onun için ve'ttekullâhe me'steta'tüm "Gücünüzün yettiği kadar” yapacaksınız.
00:38:37.000 --> 00:38:41.000
Yine hakkıyla olacak da, gücünün yettiğince yapmak mânasında Allahu a'lem.
00:38:41.000 --> 00:38:44.000
Tefsirin çok incelikleri var.
00:38:44.000 --> 00:38:50.000
Takvâ bu. Takvâyı gücümüzün yettiğince, hakkıyla yapmaya çalışmakla emrolunmuşuz.
00:38:51.000 --> 00:38:52.000
O halde takvâyı bilmemiz lazım.
00:38:53.000 --> 00:38:57.000
Takvâ ne demek?
Takvâ tasavvufun da özüdür, esasıdır, direğidir.
00:38:58.000 --> 00:39:00.000
Takvayı bilmeyen tasavvufu hiç bilmez.
00:39:00.000 --> 00:39:05.000
Boşuna sarık sarıp kavuk takıp cübbe giyip ortalıkta dolaşmasın. Takvâ önemli!
00:39:06.000 --> 00:39:11.000
Takvâ ne?
"Sakınmak.”
Neden sakınmak?
Bazı âyetlerde buyruluyor ki;
00:39:11.000 --> 00:39:16.000
İtteku'llah. "Allah'tan sakının!”
Bazı âyet-i kerîmelerde de deniliyor ki;
00:39:16.000 --> 00:39:19.000
Fe'tteku'n-nâr. "Allah'ın cehenneminden sakının!”
00:39:19.000 --> 00:39:24.000
O da onun kahır yeri. Yine Allahtan sakınmak...
00:39:24.000 --> 00:39:29.000
Demek ki "korkulacak bir şeyden sakınmak” demek. Müslümana takvâ emrediliyor.
00:39:29.000 --> 00:39:35.000
İlerde Tehlikeler var, cehennem var, Allah'ın hesabı var, mahkeme-İ kübrâ var.
00:39:35.000 --> 00:39:40.000
Fe men ya'mel miskâle zerratin hayran yerah. Ve men ya'mel miskâle zerratin şerran yerah.
00:39:40.000 --> 00:39:44.000
"Zerre ağırlığı kadar bir hayır yapsa karşılığını görecek.
00:39:44.000 --> 00:39:47.000
Zerre ağırlığı kadar hafif gibi görünen bir günah işlese
00:39:48.000 --> 00:39:50.000
onun da cezasını çekecek.” diye ince hesap var.
00:39:50.000 --> 00:39:57.000
İnsan bu hesaptan korkar. Allah'ın lütfu varsa insan onun elinden kaçmasından korkar.
00:39:57.000 --> 00:40:03.000
Güzel tecelliler vesaireler varken nurları görüyorken kalbi nurlanmışken
00:40:03.000 --> 00:40:07.000
kalbi kararıverse ondan korkar. Elindeki imkânları kaçırmaktan korkar.
00:40:08.000 --> 00:40:11.000
Korkacak, sakınacak. Takvâ "sakınmak” demek.
00:40:12.000 --> 00:40:17.000
Havfullah "korkmak” demek, takvâ da "kendisini sakınmak, korumak,
00:40:17.000 --> 00:40:21.000
o duruma düşmemek için kollamak” demek.
Kollamak, "sakınmak” mânasında...
00:40:21.000 --> 00:40:27.000
Burada korkmayı tarif ediyor.
Kim?
Abdullah b. Abbas radıyallahü anhümâ.
00:40:28.000 --> 00:40:30.000
Genç sahâbi. Peygamber Efendimiz'in yanında bulunmuş;
00:40:30.000 --> 00:40:36.000
Efendimiz zaman zaman onu devesinin arkasına bindirmiş, hacca beraber gitmişler.
00:40:36.000 --> 00:40:42.000
Hem zeki hem de gençliğinde Efendimiz'in sohbetinde bulunmuş, yanına oturmuş.
00:40:42.000 --> 00:40:49.000
Amcası Abbas'ın oğlu olduğundan, akraba da olduğundan kıymetli bir kimse... Takvâyı tarif ediyor.
00:40:50.000 --> 00:40:52.000
Sahâbe-i kiram takvâyı çok merak etmişler.
00:40:53.000 --> 00:40:57.000
Siz merak etmiyorsunuz ama sahâbe-i kiram bu işin peşine çok düşmüş;
00:40:57.000 --> 00:41:01.000
"Allah bize takvâyı emrediyor, nedir?” diye çok merak etmiş.
00:41:01.000 --> 00:41:09.000
Hz. Ömer soruyor.
Kime soruyor.
Übeyy b. Ka'b radıyallahu anh'a Allahu a'lem.
00:41:10.000 --> 00:41:11.000
"Takvâ nedir?” diye soruyor.
00:41:11.000 --> 00:41:18.000
Hz. Ömer takvâyı bilmez mi? Arapça bilmiyor mu?
Onlar Arap lisanını konuşan insanlar.
00:41:18.000 --> 00:41:22.000
Bizim kadar Arapça bilmiyorlar mı? Niye birbirlerine soruyorlar?
00:41:22.000 --> 00:41:26.000
İnceliğini tam kavramak için.
00:41:27.000 --> 00:41:33.000
Hz. Ömer bile soruyor.
Onun için burada niçin takvâdan bahsediyor?
00:41:34.000 --> 00:41:37.000
O zaman en çok konuşulan konulardan biri olduğundan.
00:41:38.000 --> 00:41:42.000
Şimdi Galtasaray Spartak maçı konuşuluyor ama o zaman takva konuşuluyor.
00:41:42.000 --> 00:41:48.000
En mühim amaç cenneti kazanmaktı, Allah'ın sevdiği şeyleri bulmaktı, Allah'ın yolunda yürümekti.
00:41:48.000 --> 00:41:51.000
İnsanlar bugün parayı düşünüyor, politikayı düşünüyor.
00:41:52.000 --> 00:41:57.000
Gönlümüzde ve kafamızda en büyük olan şeyler bunlar değil.
00:41:57.000 --> 00:42:02.000
"Müslümanız elhamdülillah, camiye geliyoruz, namaz kılıyoruz,
00:42:03.000 --> 00:42:06.000
ramazan geldiği zaman orucumuzu da tutuyoruz, paramız olursa hacca da gidiyoruz,
00:42:07.000 --> 00:42:09.000
zekâtımızı da veriyoruz.
00:42:09.000 --> 00:42:17.000
İslâm'ın şartları; kelime-i şehâdet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek.
00:42:17.000 --> 00:42:25.000
Tamam, beşini de yaptık, bitti sanıyor; bunlarla İslâm'ın bittiğini sanan insanlar var.
00:42:27.000 --> 00:42:29.000
Bilmiyor ki en mühim emirlerinden birisi takvâ,
00:42:31.000 --> 00:42:38.000
bilmiyor ki tasavvuf konusu olan birçok mânevî huy var, hal var.
00:42:39.000 --> 00:42:46.000
Onlar çok önemli, ihlas çok önemli, takvâ çok önemli, gıybet etmemek çok önemli.
00:42:46.000 --> 00:42:50.000
Millet harıl harıl gıybet ediyor. Âyet-i kerîmede "ölü eti yemek” diyor.
00:42:50.000 --> 00:42:53.000
Millet gıybetten geçmiyor, ölü eti yemekten vazgeçmiyor.
00:42:56.000 --> 00:42:58.000
Ve lâ ya'teb ba'dukum ba'dâ.
00:42:58.000 --> 00:43:03.000
Allahu Teâlâ hazretleri; "Biriniz ötekisini gıybet etmesin.” diyor, "baş üstüne” diyeceğiz.
00:43:03.000 --> 00:43:08.000
Müslümanlardan "baş üstüne” demeyen yok; dili ile "baş üstüne” diyor da bunu tutan yok.
00:43:09.000 --> 00:43:11.000
Dili ile gıybet etmeyen insan yok.
00:43:13.000 --> 00:43:17.000
E yuhibbu ehadüküm en ye'küle lahme ehîhi fe-kerihtumûh.
00:43:18.000 --> 00:43:22.000
Kardeşiniz ölmüşse onun etini hatır hutur yemeyi sever misiniz?
00:43:24.000 --> 00:43:29.000
İster mi sizden biriniz, istemez. Bak nasıl yüzünüzü buruşturdunuz, iğrendiniz.
00:43:29.000 --> 00:43:32.000
"Ayy, öyle bir şey istemem!”
O zaman niye gıybet ediyorsun?
Etmemek lazım.
00:43:33.000 --> 00:43:39.000
Gıybeti bilmiyor, ihlâsı bilmiyor, sadakati bilmiyor, vefayı bilmiyor.
00:43:39.000 --> 00:43:41.000
İnne'l-ahde kâne mes'ûlâ.
00:43:41.000 --> 00:43:46.000
Allah celle celalühü buyuruyor ki "Ahd edenin ahdinde durmasını isterim.
00:43:46.000 --> 00:43:51.000
Ahdinde durmazsa hesabını sorarım.”
Ahdine sadakat gösteren var mı?
00:43:52.000 --> 00:43:55.000
Ticarî anlaşmalar havada, kira anlaşmaları havada,
00:43:56.000 --> 00:44:01.000
arkadaşlık sözleri havada, hani nerede vefalılar?
00:44:03.000 --> 00:44:05.000
"Ben Vefa'lıyım. Rahatlıkla söyleyebilirim.
00:44:05.000 --> 00:44:10.000
Kimsede inkâr edemez; ben vefalıyım; çünkü Vefa Lisesi'nden mezunum.”
00:44:11.000 --> 00:44:18.000
Millet bu kadar vefalı! Veya Vefa semtinde oturuyor, bozacının yanında. Tamam Vefa'lı.
00:44:18.000 --> 00:44:22.000
Öyle şey olur mu?
Ahdine vefa gösterecek. Allah'a ahdi var.
00:44:22.000 --> 00:44:25.000
Yaptığı anlaşmalar var, ticarî anlaşmalar var, verdiği söz var.
00:44:26.000 --> 00:44:34.000
Bizim Bahtiyar Amca hep hatırıma gelir, söylerim. Allah cümle geçmişlerimizle beraber ona da rahmet eylesin.
00:44:34.000 --> 00:44:36.000
Fatih'te üç katlı evini satıyor.
00:44:37.000 --> 00:44:41.000
Akşam birisi gelmiş, konuşmuş; "Tamam, sattım sana.” demiş, gitmiş.
00:44:41.000 --> 00:44:46.000
Ertesi gün bu evin satıldığını bir başkası duymuş, Bahtiyar Amca'nın yanına gelmiş,
00:44:46.000 --> 00:44:48.000
"Bahtiyar amca.” demiş.
"Buyur evladım.” demiş.
00:44:49.000 --> 00:44:52.000
"Evini satıyormuşsun?”
"Sattım.” demiş.
00:44:52.000 --> 00:44:55.000
"Kime sattın?”
"İşte birisi geldi konuştum, sattım.”
00:44:55.000 --> 00:44:58.000
"Parasını aldın mı?”
"Yok, daha almadım.”
00:44:59.000 --> 00:45:02.000
"Kaça sattın?”
"Şu kadara sattım.”
00:45:02.000 --> 00:45:10.000
Yani diyelim ki bugününün parasıyla 400 milyona sattı; Fatih'te üç katlı bir ev...
Demiş ki,
00:45:10.000 --> 00:45:19.000
"Ben sana 650 vereyim; yüzde elli daha fazla vereyim. Zaten daha ötekinden de para almamışsın.”
00:45:20.000 --> 00:45:24.000
Bahtiyar amca kaşlarını çatmış, yerinden şöyle bir arslan gibi doğrulmuş;
00:45:24.000 --> 00:45:34.000
"Bana bak! Sen benim 'Sattım.' dediğimi duymadın galiba, yıkıl karşımdan, ben söz verdim.” demiş.
00:45:35.000 --> 00:45:39.000
Nur içinde yatsın, mekânı cennet olsun. İşte ahde vefa.
00:45:40.000 --> 00:45:47.000
Daha kapora almadı. İslâm'da alışverişten cayma hakkı da var. O hak da var.
00:45:48.000 --> 00:45:52.000
Bizim yakınlarımızdan birisi, malını satmış.
00:45:54.000 --> 00:46:00.000
Ev halkı "Evimizi niye sattın?” diye ağlamaya başlamışlar. Sattığı adama gitmiş;
00:46:01.000 --> 00:46:08.000
"Vallahi ben utanıyorum. Evi sana sattım ama evdekiler ağlaşıyorlar.” demiş.
00:46:08.000 --> 00:46:09.000
Satın alan da;
"Peki, öyleyse iade ettim.” demiş.
00:46:10.000 --> 00:46:12.000
Allah rahmet eylesin, o da nur içinde yatsın.
00:46:12.000 --> 00:46:16.000
O da güzel bir şey; satın almış, "geçmiş ola” demiyor.
00:46:19.000 --> 00:46:27.000
Köylünün birisi Hacı Bayram camiine gelmiş. Oradaki birine bir yüzük göstermiş;
00:46:27.000 --> 00:46:28.000
"Bu yüzüğü alır mısın?” demiş.
00:46:29.000 --> 00:46:34.000
"Vallahi ben yüzükten anlamam, seni bir tanıdık kuyumcuya götüreyim.
00:46:35.000 --> 00:46:37.000
Bu yüzüğü gösterelim. Nereden buldun?” demiş.
00:46:37.000 --> 00:46:44.000
"Tarlayı kazarken buldum, şöyle bir yüzük, üstünde de kırmızı bir taş var.
00:46:44.000 --> 00:46:51.000
Kırmızı taşın içinde de aslan motifi var.” demiş.
00:46:51.000 --> 00:46:58.000
Bir tanıdık kuyumcuya götürmüşler, kuyumcu mütehassısa vermiş.
00:47:00.000 --> 00:47:08.000
Tezgâhın arkasındaki mütehassıs da yakından dürbün gibi, büyüteç gibi bir şeyle incelemiş.
00:47:09.000 --> 00:47:19.000
Dükkânın patronuna eli ile "tamam, iyi yüzük” demiş. Rakamları söylediler, ama unuttum.
00:47:21.000 --> 00:47:27.000
Getiren köylüye beş bin lira vermişler; o da sevinerek gitmiş.
00:47:27.000 --> 00:47:31.000
O zamanın parası, mesela şimdinin beş yüz bini diyelim.
00:47:35.000 --> 00:47:43.000
Kuyumcuya götürenin de kapıdan çıkarken cebine ellerini bir sokmuşlar, bir çıkarmışlar.
00:47:44.000 --> 00:47:47.000
O da Hacı Bayram'ın oraya, dükkânına gelince bakmış ki cebinde bir zarf var.
00:47:47.000 --> 00:47:49.000
Zarfı açmış, onun da içinde beş bin lira…
00:47:50.000 --> 00:47:54.000
"Sen bu adamı bize getirdin.” diye beş bin lira,
00:47:55.000 --> 00:47:57.000
"yüzüğünü sattı” diye satana da beş bin lira.
00:47:58.000 --> 00:48:05.000
Bundan otuz sene öncenin beş bin lirası ne kadarsa artık. O zamanın çok parası.
00:48:06.000 --> 00:48:12.000
Adam sevinmiş; "oh” demiş, aracı olduk, kısa yoldan köşeyi döndük, para kazandık.
00:48:12.000 --> 00:48:19.000
Zarfın içinde aylık değil belki de yıllık gelir var; çünkü aslî maaşlar 35 lira.
00:48:19.000 --> 00:48:27.000
Ben ilk girdiğim zamanlar 350 lira maaş alırdım.
00:48:28.000 --> 00:48:38.000
On mislisi 3500 lira, bir senelikten fazla o zamanlar. Bir asistanın bir senelik maaşından fazla...
00:48:39.000 --> 00:48:45.000
Oturmuş, içeriye kalantor bir müteahhit gelmiş; zeki, giyimli, kuşamlı.
00:48:45.000 --> 00:48:51.000
Bunları neden söylüyorum?
Fıkra anlatıyorum; ama dertlerimizi dile getirmek için,
00:48:51.000 --> 00:48:55.000
bir de Müslümanlığımızın ne olduğunu göstermek için söylüyorum.
00:48:55.000 --> 00:48:57.000
Selamün aleyküm, aleyküm selam, tanışıyorlar.
00:48:57.000 --> 00:49:03.000
"Yahu, bugün bir köylü geldi, yüzük satacak, bana gösterdi, ben de kuyumcuya götürdüm.
00:49:03.000 --> 00:49:07.000
Tek bir yüzüğü beş bin liraya aldı.
00:49:07.000 --> 00:49:11.000
Kuyumcu, bana da zarfın içinde beş bin lira bahşiş verdi.” demiş.
00:49:11.000 --> 00:49:16.000
Adam ilgilenmiş; "Nasıl bir yüzüktü bu?” demiş.
00:49:16.000 --> 00:49:20.000
"Şöyle bir yüzüktü, şöyle bir taşı vardı, kırmızı renkli idi.
00:49:20.000 --> 00:49:24.000
Üstünde de aslan motifi vardı.” demiş.
00:49:24.000 --> 00:49:32.000
"Behey şaşkın! O yakut, kırmızı. Yakut olmasa beş bin lira zaten verilmez.
00:49:33.000 --> 00:49:39.000
Yakut da çok sert bir kıymetli taş olduğundan işlenmesi zordur.
00:49:40.000 --> 00:49:47.000
Onun üstüne aslan motifi yapılabilmişse onun değerini kat kat artırır; bir de tarihi değeri var.
00:49:47.000 --> 00:49:51.000
Git, o yüzüğü geri al, ben sana yüz bin lira vereyim.” demiş.
00:49:52.000 --> 00:49:57.000
Bu sefer yirmi misli fazlasını söylüyor.
Adam kalkmış, kuyumcuya gitmiş;
00:49:58.000 --> 00:50:03.000
"Yahu, sen bizi aldatmışsın, ver yüzüğümüzü, al beş bin liranı.” demiş.
00:50:04.000 --> 00:50:05.000
Kuyumcunun adamları başına dikilmişler;
00:50:06.000 --> 00:50:10.000
"Hadi bakalım, çok dırıltı yapma, kapıdan dışarı çık, gözümüze görünme!” demişler.
00:50:10.000 --> 00:50:13.000
Onlar da ona kabadayılık yapmışlar, atmışlar.
00:50:14.000 --> 00:50:17.000
İkâle diye bir şey var İslâm'da, "satışından cayma” diye bir şey var.
00:50:18.000 --> 00:50:26.000
Sonra, "aldatma” yok! Gabn, yani bir gabn-ı fâhiş yok, "müşteriyi aldatmak” yok.
00:50:26.000 --> 00:50:33.000
"Bilmiyor.” diye malı ucuz fiyata almak yok.
Ne oldu? Hani İslâm nerede?
00:50:34.000 --> 00:50:38.000
Demek ki insanın asıl Müslümanlığı muamelesinde belli olacak,
00:50:38.000 --> 00:50:42.000
ahdine vefasında belli olacak, ahlâkında belli olacak.
00:50:42.000 --> 00:50:44.000
Yoksa namaz kılmak kolay, oruç tutmak kolay...
00:50:45.000 --> 00:50:50.000
Hatta doktor perhizi emrettiği için orucu seve seve tutuyor. "Bir de para da harcanmıyor.
00:50:50.000 --> 00:50:54.000
Bir de kolaylık oluyor, bir de hafiflik oluyor, bir de başım dinç oluyor!”
00:50:54.000 --> 00:50:58.000
Yahu bunlar için oruç tutulmuyor ki… Oruç Allah rızası için tutuluyor;
00:50:58.000 --> 00:51:03.000
ama millet orucu tutuyor, namazını kılmıyor. Namaz biraz daha zor.
00:51:04.000 --> 00:51:08.000
Oruç tutanların nispeti, namazı muntazam kılanlardan fazladır.
00:51:08.000 --> 00:51:11.000
Çünkü herkesin keyfi yerinde, göbeği büyük,
00:51:11.000 --> 00:51:15.000
zayıflamaya herkesin ihtiyacı olduğundan oruç tutanların nispeti çoktur.
00:51:15.000 --> 00:51:20.000
Mesela ben yedek subay okulunda iken; "Kim oruç tutacak?” diye sordular.
00:51:21.000 --> 00:51:30.000
Hocalar, tahsilliler, 1412 kişinin üçte biri oruç tutmaya razı oldu;
00:51:30.000 --> 00:51:35.000
ama namaz kılanlar çok az, bir avuç. Oruç tutmak kolay, namaz biraz daha zor…
00:51:36.000 --> 00:51:41.000
Kolay oldu mu yapıyorlar, zor oldu mu kaçırıyorlar, ama daha zorları var.
00:51:41.000 --> 00:51:47.000
Tam müslüman olmak, ahdine sadık olmak, ihlâslı olmak, yaptığı işi Allah rızası için yapmak.
00:51:47.000 --> 00:51:52.000
Yine bir fıkra anlatayım; -Bugün artık ders olmuyor da fıkralarla geçiyor nedense.-
00:51:53.000 --> 00:51:57.000
Evliyâullahtan bir zâtın dervişi gelmiş;
00:51:57.000 --> 00:52:02.000
"Bana miras kaldı, buyurun, mirasımı size veriyorum, fakirlere dağıtın.” demiş.
00:52:03.000 --> 00:52:08.000
Babasından kalan mirası, bilmem kaç bin altını getirmiş, vermiş.
00:52:09.000 --> 00:52:15.000
Tabi dervişlerin bir sürü ihtiyacı var, hayra sarf edilecek bir sürü yer var.
00:52:16.000 --> 00:52:20.000
O hocaefendi, şeyh efendi vaazda;
00:52:20.000 --> 00:52:28.000
"Falanca kardeşimizden Allah razı olsun, şu kadar bin altını hayır olarak verdi,
00:52:29.000 --> 00:52:33.000
Allah kabul etsin.” diye söylemiş.
O delikanlı oradan kalkmış;
00:52:34.000 --> 00:52:41.000
"Hocam, çok özür dilerim, ben size o altını vermiştim; ama sonra annem bana bir kızdı bir kızdı...
00:52:42.000 --> 00:52:47.000
Razı olmadı, onu geri verin.” demiş.
"Peki evladım.” demiş, altını geri vermiş.
00:52:48.000 --> 00:52:55.000
Bütün cemaat dağıldıktan, herkes gittikten sonra çocuk, şeyh efendinin yanına tekrar gelmiş, demiş ki;
00:52:55.000 --> 00:52:59.000
"Hocam, şu altını alın, Allah aşkına beni halka meşhur etmeyin.
00:53:00.000 --> 00:53:07.000
'Halk bir şey bilmesin.' diye yalan söyledim. Ben Allah rızası için veriyorum, şöhret istemiyorum.
00:53:07.000 --> 00:53:09.000
Altını alın, kimse de bilmesin.”
00:53:09.000 --> 00:53:17.000
Beni "Şu kadar hayır yaptı.” elâleme diye ifşa etmeyin; "Ecri, sevabı kaçmasın.” demiş.
00:53:18.000 --> 00:53:22.000
"Ben, 'Halk bilmesin.' diye aldım, tekrar veriyorum.” demiş.
00:53:22.000 --> 00:53:26.000
Bunlar başka duygular, bunlar tasavvuf, bunlar mertlik,
00:53:27.000 --> 00:53:34.000
bunlar ricâlullahın, er kişilerin, erenlerin işi… Herkes yapamıyor.
00:53:35.000 --> 00:53:38.000
Herkesin yapabildiği bir şey değil, ama İslâm bu.
00:53:38.000 --> 00:53:47.000
Takvâ dedik; bu sözleri takvâdan açtık. İbn Abbas radıyallahu anhüma takvâyı iki şeyde anlatıyor:
00:53:47.000 --> 00:53:55.000
et-Takvâ keremü'l-huluki. "Ahlâkın asaletidir. Huyların güzel, asil olmasıdır.”
Bir.
00:53:55.000 --> 00:54:02.000
Ve tîbü'l-mat'ami. "Lokmanın helal olmasıdır.”
İki.
00:54:02.000 --> 00:54:06.000
İki şey söyledi. Biz kendimizi ölçelim, ahlâkımız güzel mi?
00:54:06.000 --> 00:54:13.000
Onu ölçmek biraz zor, çünkü ahlâk çoktur; vefa olacak, cesaret olacak, sabır olacak,
00:54:13.000 --> 00:54:24.000
cömertlik olacak, arkadaşını kendisine tercih etmek olacak, merhamet olacak vesaire güzel huylar.
00:54:24.000 --> 00:54:26.000
"Hocam, güzel de bunları nereden öğrenebilirim?”
00:54:26.000 --> 00:54:31.000
İmam Gazzâlî'nin İhyâ-yı Ulûmiddîn eserinden öğrenebilirsiniz. Hepsi var, yeter ki okunsun.
00:54:31.000 --> 00:54:34.000
Gazetelere bakıyorum, çok üzülüyorum.
00:54:34.000 --> 00:54:40.000
Eskiden "Gazetenin kocaman arka sayfası spora tahsis ediliyor.” diye bir sayfasına kızıyordum.
00:54:41.000 --> 00:54:49.000
Şimdi beş altı sayfa sayıyorum. Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi sayfa spor.
00:54:50.000 --> 00:54:52.000
Nereden bulurlar o kadar lafı, yalanı, dolanı!
00:54:54.000 --> 00:54:58.000
Yirmi kişi topu tekmeliyor, yirmi bin kişi onun peşinde.
00:54:58.000 --> 00:55:03.000
Ah, vah, güm, hop, oturuyor, kalkıyor. Yazık!
00:55:07.000 --> 00:55:12.000
Bir, ahlâkın güzel olması; iki, lokmanın helal olması…
00:55:12.000 --> 00:55:23.000
Çünkü birçok kimse parayı nereden kazandığını düşünmüyor, sadece kazanmayı istiyor.
00:55:24.000 --> 00:55:31.000
Piyangodan, rüşvetten, hileden, aldatmadan, kandırmadan, dolandırmadan,
00:55:32.000 --> 00:55:36.000
milyarları kapan kapana, kaçan kaçana…
00:55:36.000 --> 00:55:38.000
Bugün yine bir gazetede vardı, okudum.
00:55:38.000 --> 00:55:44.000
Piyasaya şu kadar milyar kamyon satmış, otomobil satmış, kapora almış,
00:55:45.000 --> 00:55:50.000
devlete de 400 bilmem kaç milyon vergi borcu var. Adam yok.
00:55:50.000 --> 00:55:57.000
Kim bilir nereye kaçtı? O kadar parayı almış, piyasayı dolandırmış, kaçmış, gitmiş.
00:55:58.000 --> 00:56:00.000
Muhakkak yurt dışına gitmiştir. İşini ayarlamıştır.
00:56:01.000 --> 00:56:06.000
Orada çatır çutur haramları, başkalarının paralarını yiyecek.
00:56:06.000 --> 00:56:13.000
Haramı çalan çalana, yiyen yiyene... Halbuki İslâm, lokmanın helâl olmasını istiyor.
00:56:14.000 --> 00:56:22.000
"Haram lokma yenirse haram yiyen insanın vücudunda haramdan bir şey hâsıl olur.
00:56:22.000 --> 00:56:29.000
Ve onu da ancak cehennem ateşi yakarsa temizlenir.” buyuruyor Peygamber Efendimiz.
00:56:31.000 --> 00:56:34.000
Ebû Bekir Sıddîk hazretlerinden gelen rivayetler böyle.
00:56:35.000 --> 00:56:38.000
Binaenaleyh, haram yiyen cehenneme mutlaka düşecektir.
00:56:38.000 --> 00:56:45.000
Mutlaka yanacak; artık bu işin ümit tarafı kalmıyor.
Neden?
00:56:45.000 --> 00:56:52.000
"Yediği haramlardan hâsıl olan haram etler cayır cayır yansın da öyle temizlensin.” diye.
00:56:52.000 --> 00:56:55.000
Ateşle temizleme de vardır.
Tavuğu neyle temizliyorlar?
00:56:56.000 --> 00:57:00.000
Yoluyorlar, ondan sonra "ütülemek” denilen işlemi yapıyorlar.
Ne demek?
00:57:00.000 --> 00:57:04.000
Ateşte cızır cızır cızır... İşte o da ateşle temizleme.
00:57:05.000 --> 00:57:09.000
Bazı şeyler ateşle temizleniyor, ateşe attığın zaman temiz oluyor.
00:57:09.000 --> 00:57:15.000
Haram lokma yemiş vücut da cehenneme girip temizleniyor, yanarak temizleniyor.
00:57:15.000 --> 00:57:19.000
Binaenaleyh bu işin ümidi kalmadı, recâsı kalmadı.
00:57:20.000 --> 00:57:25.000
Hapı yuttuğunun resmidir, bitti! Çünkü haram yediğinden mutlaka cehenneme girecek.
00:57:25.000 --> 00:57:26.000
O halde ne lazım?
00:57:27.000 --> 00:57:32.000
Helal lokma yemeğe dikkat etmek lazım, çoluk çocuğuna helâl lokma yedirmek lazım…
00:57:32.000 --> 00:57:38.000
Kızını, "evine helâl lokma getirecek” damada vermek lazım.
00:57:40.000 --> 00:57:47.000
Oğluna, "torununa helâl süt emzirecek” gelin almak lazım.
00:57:47.000 --> 00:57:52.000
Millet onu düşünmüyor, başka şeyler düşünüyor; boyu düşünüyor, rengi düşünüyor,
00:57:53.000 --> 00:57:56.000
saçın rengini düşünüyor, gözün rengini düşünüyor vesaire.
00:57:56.000 --> 00:58:00.000
Yalan yanlış şeyler düşünüyor. Ailelerin âhireti mahvoluyor.
00:58:01.000 --> 00:58:11.000
Bir düğün yapıyorlar. Hacı babanın hiç layık olmayan bir düğünü olmuş oluyor. Açık saçık oluyor.
00:58:13.000 --> 00:58:19.000
Hadi nikâh kıyıldı, ne olacak?
Hadi damat gelini tebrik için öpsün.
00:58:20.000 --> 00:58:23.000
Duvak kalkıyor, herkesin gözü önünde yapılan edepsizliğe bakın.
00:58:23.000 --> 00:58:25.000
Eskiden alâ melei'n-nâs derlerdi.
00:58:25.000 --> 00:58:32.000
Şap öpüyor.
Neymiş damat; "Nikâh oldu.” diye gelini öpecek.
00:58:32.000 --> 00:58:38.000
Öyle şey olur mu, İslâm'da var mı?
Yeni yeni adetler, yeni yeni acayip işler...
00:58:38.000 --> 00:58:48.000
Takvâ yok, helâl lokma yok. O zaman bu insanların hâli harap, perişan ve vahim.
00:58:48.000 --> 00:58:54.000
Ve sonuç feci… Allah celle celalühû kurtarsın.
00:58:54.000 --> 00:59:02.000
Kurtulmak nasıl mümkün olur?
Tevbe ederek, çok sadakalar vererek, çok yalvararak...
00:59:02.000 --> 00:59:08.000
Cehennemin ateşini gözyaşı söndürürmüş; geceleri seherlerde gözyaşı dökerek,
00:59:08.000 --> 00:59:14.000
ağlayarak, tabi hak sahiplerine haklarını vererek belki kurtulmak mümkün olabilir.
00:59:15.000 --> 00:59:20.000
Sayfayı bitirelim. Bir paragraf daha okuyup keselim.
00:59:20.000 --> 00:59:26.000
Ahberene'l-Hüseynü'bnü Ahmede'bni Esedini'l-Hereviyyü, kâle haddesenâ
00:59:26.000 --> 00:59:31.000
Muhammedü'bnü Aliyyi'bni Hüseyni'l-Belhiyyü, haddesenâ Nâsru'bnu'l-Hârisi,
00:59:31.000 --> 00:59:37.000
haddesenâ Yahye'bnü Muâz, haddesenâ İsmetü'bnü Âsım, haddesenâ Sa'dânü'l-Halîmî,
00:59:37.000 --> 00:59:45.000
haddesene'bnü Cüreyc, an Ebî Zübeyr, an Câbirin kâle:
00:59:45.000 --> 00:59:48.000
Kâne Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dâime't-tefekkürü
00:59:48.000 --> 00:59:57.000
tavîle'l-ahzâni kalîle'd-dahiki illâ en yebtesim.
Vaazımız güzel bitecek.
00:59:58.000 --> 01:00:05.000
Kitabı yazan Sülemî hazretleri diyor ki;
Ahberenâ. "Bize haber verdi.”
Kim?
01:00:05.000 --> 01:00:10.000
Hüseynü'bnü Ahmedi'bni Esedini'l-Hereviyyü. "Herat şehrinden olan
01:00:11.000 --> 01:00:17.000
Esed oğlu, Ahmed oğlu Hüseyin haber verdi.”
Burada Esed sözü geçmişken onu da hatırlatayım.
01:00:17.000 --> 01:00:23.000
Esed başkadır, Es'ad başkadır. Benim ismim Es'ad; yani ayn var, saadetten geliyor.
01:00:23.000 --> 01:00:29.000
Esed, "arslan” demek, o başka; elif-sin-dat.
Hafız Esed.
01:00:30.000 --> 01:00:36.000
Suriye başkanının kendisinin adı Hafız, babasının adı Esed, kardeşinin adı Rıfat.
01:00:36.000 --> 01:00:41.000
Baba adı ile söylüyorlar; "Hafız Esed, Rıfat Esed” diyorlar. Yani "Esed'in oğlu Rıfat”,
01:00:41.000 --> 01:00:45.000
"Esed'in oğlu Hafız” demek. O Es'ad değil, ben Esed değilim.
01:00:45.000 --> 01:00:51.000
Karıştırmayın; çünkü çok üzülüyorum.
Ahberenâ el-Hüseynü'bnü
01:00:51.000 --> 01:00:57.000
Ahmedi'bni Esedini'l-Hereviyyü. "Heratlı Esed oğlu, Ahmed oğlu Hüseyin bize haber verdi.”
01:00:58.000 --> 01:01:07.000
Herat şehri Afganistan'ın meşhur bir şehri. Kabil, Kandahar, Herat. İsmi nisbesi nasıl geliyor?
01:01:07.000 --> 01:01:11.000
Herevî geliyor. Bilmeyen bulamaz. Lugatte arayacak, "Herevî ne demek?
01:01:11.000 --> 01:01:15.000
Herevî ne demek?..” bulamayacak. Herevî, "Heratlı” demek.
01:01:17.000 --> 01:01:24.000
Kâle haddesenâ Muhammedü'bnü Aliyyi'bni'l-Hüseyni'l-Belhiyyü.
01:01:24.000 --> 01:01:33.000
"Belhli Hüseyin oğlu, Ali oğlu Muhammed ona söylemiş.” Haddesenâ Nâsru'bnu'l-Hârisi.
01:01:33.000 --> 01:01:37.000
"Ona da Hâris oğlu Nasr söylemiş.” Haddesenâ Yahye'bnü Muâz.
01:01:37.000 --> 01:01:42.000
"Ona da Yahyâ İbnü Muâz söylemiş.”
Yani tercüme-i hâlini okuduğumuz şahıs söylemiş.
01:01:42.000 --> 01:01:47.000
Ondan duyan râvi o.
Niye ben bu rivayetleri okuyorum?
01:01:47.000 --> 01:01:52.000
Eski insanlar ilmi böyle öğrenir, böyle öğretirlerdi. Havadan söylemezlerdi.
01:01:52.000 --> 01:01:57.000
"Şöyle olmuş, böyle gitmiş...” Yalan yanlış yok; her şeyin senedi sepeti, kaydı var.
01:01:57.000 --> 01:02:04.000
Şahısların ismi var. Hangi haberi kimden duyduğunu söylüyor, sağlam. Onun için "kaynak kitap” diyoruz.
01:02:04.000 --> 01:02:13.000
İlmî menbâlardan birisi.
Yahyâ İbnü Muâz söylemiş ama o da başkasından duydu.
01:02:13.000 --> 01:02:20.000
Haddesenâ İsmetü'bnü Âsım. "Âsım oğlu İsmet ona söylemiş.” Haddesenâ Sa'dânü'l-Halîmî.
01:02:21.000 --> 01:02:30.000
"Sa'dân el-Halîmî ona söylemiş.” Haddesenâ İbnü Cüreyc. "Ona da İbnü Cüreyc söylemiş.”
01:02:31.000 --> 01:02:41.000
An Ebî Zübeyir. "Ebû Zübeyir'den naklen.” An Câbirin. "O da Câbir radıyallahu anh'ten duyarak söylemiş.”
01:02:41.000 --> 01:02:48.000
Kâle. "Demiş ki Câbir radıyallahu anh:”
Kâne Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.
01:02:48.000 --> 01:02:53.000
"Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz...” Dâime't-tefekkürü.
01:02:53.000 --> 01:02:58.000
"Devamlı tefekkür hâlinde, tefekkürü dâimî olan bir insandı.”
01:02:59.000 --> 01:03:07.000
Resûlullah Efendimiz tefekkürü, düşünmesi devamlı olan bir insandı.
01:03:07.000 --> 01:03:14.000
Tavîle'l-ahzâni. "Üzüntüsü, hüznü uzun olan bir insandı.”
01:03:14.000 --> 01:03:20.000
"Mahzunluğu” diyelim, daha yakışacak... Mahzunluğu uzun olan bir insandı.
01:03:20.000 --> 01:03:25.000
Tefekkürü çok olan, mahzunluğu uzun olan bir insandı.
01:03:25.000 --> 01:03:41.000
Ahzân, hüznün çoğulu; "mahzunluklar” demek.
Külbe-i ahzân diye de Yakup aleyhisselâm'ın evine derler.
01:03:41.000 --> 01:03:46.000
Neden?
Yusuf aleyhisselâm'ı kardeşleri bir oyun ettiler, sattılar. O da onu çok seviyordu.
01:03:46.000 --> 01:03:50.000
Çok ağladı, ağladı, ağladı, ağladı; Yakup aleyhisselâm'ın gözleri görmez oldu, perde indi.
01:03:50.000 --> 01:03:58.000
O çok ağlamasından Yakup aleyhisselâm'ın evine külbe-i ahzân derler, yani "hüzünler kulübesi” demek.
01:03:58.000 --> 01:04:03.000
Edebiyatta öyle geçer.
Ahzân, "hüzünler” demek.
Tavîle'l-ahzân.
01:04:03.000 --> 01:04:09.000
"Peygamber Efendimiz hüzünleri, mahzunlukları çok olan bir insandı.”
01:04:09.000 --> 01:04:13.000
Tefekkürü dâimî olan, mahzunlukları çok olan bir insandı.
01:04:13.000 --> 01:04:24.000
Kalîle'd-dahiki. "Gülmesi az olan bir insandı.” İllâ en yebtesim. "Yalnız tebessüm etmesi müstesna...”
01:04:24.000 --> 01:04:29.000
Mütebessimdi. Peygamber Efendimiz'in isimlerinden bir tanesi Besim idi.
Besim ne demek?
01:04:29.000 --> 01:04:37.000
"Tebessümlü” demek.
Efendimiz'in bir sıfatı da "besim” idi. Efendimiz güleç yüzlü idi, mütebessimdi.
01:04:37.000 --> 01:04:43.000
Ama Efendimiz'in ana görünüşü; devamlı tefekkür hâlinde idi.
01:04:44.000 --> 01:04:54.000
Dâim tefekkürlü olan ve hüzünleri, mahzunlukları uzun olan, gülmesi az olan bir insandı, tebebbüsümü müstesna...
01:04:54.000 --> 01:05:01.000
Güleç yüzlü idi, mütebessimdi, gül yüzlü idi ama böyleydi işte...
01:05:01.000 --> 01:05:05.000
Tabii bu nedir, nedendir, onun üzerinde durmamız lazım.
01:05:06.000 --> 01:05:10.000
Peygember Efendimiz;
Lâ ibâdete ke't-tefekkür buyuruyor.
01:05:10.000 --> 01:05:21.000
"Tefekkür kadar sevabı çok olan ibadet bulunamaz.”
Hoppala... Ne kadak geç duymuşuz biz bunu...
01:05:22.000 --> 01:05:27.000
Namaza koşuyoruz, Kadir gecesinde camileri dolduruyoruz, hacca gidiyoruz,
01:05:27.000 --> 01:05:36.000
ibadeti şevk ile yapıyoruz, geceleyin tesbih çekiyoruz, Allah diyoruz, lâ ilâhe illallah diyoruz, vs. vs...
01:05:38.000 --> 01:05:46.000
Lâ ibâdete ke't-tefekkür. Meğerse tefekkür kadar kıymetli, sevabı çok olan ibadet yokmuş!
01:05:47.000 --> 01:05:53.000
Neyi düşünecek?
Allah'ın nimetlerini düşünecek. Mahlukâtındaki hikmetleri düşünecek.
01:05:53.000 --> 01:05:58.000
Neler yapması gerektiğini düşünecek. Eski günahlarını düşünecek. Yapacağı sevaplı işleri düşünecek.
01:06:00.000 --> 01:06:07.000
Zihnimizi, beynimizi Allah niçin vermiş?
Hayrı bulalım, hakkı işleyelim diye vermiş. Bunu kullanacak.
01:06:07.000 --> 01:06:15.000
Birçok kimse kullanmıyor. Beynini kullanmıyor, düşünmüyor. Düşünmenin bir ibadet olduğunu bilmiyor.
01:06:15.000 --> 01:06:20.000
Ben bunları okudukça, öğrendikçe dergilerde kardeşlerime yazıyorum.
01:06:20.000 --> 01:06:27.000
Mesela sükûtun da ibadet olduğunu biliyor musunuz?
Onu da çoğu kimse bilmiyor.
01:06:27.000 --> 01:06:35.000
Ben dergide yazdım. Elhamdülillah, sükut da ibadet. Birçok insan bunun ibadet olduğunu bilmiyor.
01:06:35.000 --> 01:06:45.000
Sus mübarek! Dır dır dır, vır vır vır, zır zır zır... Olmaz. Gırgır geçmek, dırdır etmek, vırvır etmek...
01:06:46.000 --> 01:06:52.000
Bununla insanların ömrü geçiyor. Halbuki sükut ibadet.
Sükut ne oluyor?
01:06:52.000 --> 01:07:02.000
İnsan susunca tefekkür çalışmaya başlıyor. Tefekkür gidince dırdır, vırvır, dedikodu, yalan,
01:07:02.000 --> 01:07:10.000
kalp kırmak, malayani başlıyor. Halbuki sükut ibadet. Tefekkür en kıymetli ibadet.
01:07:11.000 --> 01:07:18.000
Tefekkürü sâatin hayrun min ibâdeti senetin. "Bir saatlik, bir miktarcık bir tefekkür,
01:07:18.000 --> 01:07:23.000
bir senelik ibadetten hayırlı.” diyor.
Bir senelik ibadeti insan nasıl yapar?
01:07:23.000 --> 01:07:30.000
O halde biz de mütefekkir olalım!
Resûlullah Efendimiz ne idi?
Dâime't-tefekkür.
01:07:30.000 --> 01:07:34.000
Kesîrü't-tefekkür demiyor, "çok düşünürdü” demiyor; dâime't-tefekkür,
01:07:34.000 --> 01:07:39.000
"Tefekkür ediş hâli dâimî olan bir insandı.”
01:07:40.000 --> 01:07:43.000
Bundan ibret alalım, biz de mütefekkir olalım.
01:07:48.000 --> 01:07:59.000
Tavîlü'l-ahzân. Tavîl, "uzun, tûl sahibi” demek.
Niye gülüyoruz?
01:07:59.000 --> 01:08:06.000
Bizim büyüklerimiz biraz yüksek sesle gülen, kahkaha savuran birisini gördüler mi, derlerdi ki;
01:08:06.000 --> 01:08:10.000
"Ne gülüyorsun be mübarek! Sıratı geçtin de mi gülüyorsun?”
01:08:10.000 --> 01:08:16.000
Eskiden kahkaha ile gülmek ayıptı. Şimdi şen kahkahalar her yerden taşıyor;
01:08:16.000 --> 01:08:24.000
duvarlardan, balkonlardan, bahçelerden, gazinolardan, pavyonlardan kahkahalar taşıyor.
01:08:24.000 --> 01:08:31.000
Ortalığı kahkahalar boğdu. Kah kah kah, kih kih kih... Uzun kahkahalar, gürültülü kahkahalar;
01:08:31.000 --> 01:08:40.000
salonlar çınlıyor, koridorlar inliyor.
Çalıştığımız yerlerde öyle arkadaşlar vardı;
01:08:40.000 --> 01:08:51.000
mübarek nezle görmemiş sesiyle, gür hâli ile bir kahkaha attı mı koca binanın her yerinden duyulurdu,
01:08:51.000 --> 01:08:55.000
"Tamam, falanca gülüyor.” diye...
Ne oldu, sıratı geçtin de mi gülüyorsun?
01:08:55.000 --> 01:09:00.000
Gülünecek hâlimiz mi var?
"Güleriz ağlanacak hâlimize” demiş şair.
01:09:00.000 --> 01:09:06.000
Ağlanacak hâlimiz çok ama gülüyoruz işte.
Allah âhirette güldürsün.
01:09:06.000 --> 01:09:10.000
Burada da mahzun etmesin, mahrum etmesin; âhirette de güldürsün...
01:09:11.000 --> 01:09:13.000
Fâtiha-i Şerîfe mea'l-Besmele.