WEBVTT 00:00:00.160 --> 00:00:03.640 Eûzubillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:00:03.720 --> 00:00:07.800 El-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîne alâ külli hâlin ve fî külli hîn. 00:00:08.920 --> 00:00:13.600 Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî 00:00:13.640 --> 00:00:18.160 ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. Emmâ ba'd: 00:00:19.160 --> 00:00:21.440 Aziz ve muhterem kardeşlerim! 00:00:22.520 --> 00:00:30.600 Allahu Teâlâ hazretlerinin selamı, rahmeti, bereketi, ihsanı, ikramı, in'âmı dünyada âhirette üzerinize olsun. 00:00:30.869 --> 00:00:38.203 Tabakât-ı Sûfiyye isimli çok değerli, tasavvuf büyüklerinin hayatını anlatan 00:00:38.320 --> 00:00:42.160 kaynak eseri okumaya devam edeceğiz. 00:00:43.000 --> 00:00:51.200 121. sayfa, 32. paragrafa gelmişiz. 00:00:51.880 --> 00:00:53.360 Müellif diyor ki; 00:00:53.480 --> 00:01:02.120 Semi'tü Ebe'l-Hasani'bne Miksem, yekûl. "Ben bu zâtı duydum; şöyle söylüyordu." 00:01:02.320 --> 00:01:06.800 Semi'tü'l-Mürteişe yekûl. "O da Mürteiş'in şöyle söylediğini duymuş:" 00:01:06.870 --> 00:01:08.729 Semi'tü Ebâ Hafsin, yekûl. 00:01:09.267 --> 00:01:17.650 Bu Ebû Hafs el-Haddâd en-Nişâburî, terceme-i hâlini anlattığımız şahıs, şöyle diyormuş: 00:01:18.499 --> 00:01:28.804 İnnî lâ eddei'l-huluk li-ennî uhissü min nefsî sür'ate'l-gadab ve in lem uzhirhu. 00:01:29.435 --> 00:01:35.502 Ve lâ eddei's-sehâe li-ennî lestü âmenû min nefsî 00:01:35.861 --> 00:01:42.223 en tülâhıze fi'lehü ev teltefte ileyhi ev tezküra atâehû vakten mâ. 00:01:47.988 --> 00:01:51.750 İnnî. "Hiç şüphe yok ki ben." 00:01:51.653 --> 00:01:58.743 Lâ eddei'l-huluk. "Güzel huylu olduğumu ileri süremem, iddia edemem. 00:01:59.368 --> 00:02:03.397 Böyle bir şeyi kabul edemem, kendime uygun görmüyorum. 00:02:03.436 --> 00:02:05.685 "Kendi kendime 'Güzel huyluyum.' diyemem." 00:02:06.990 --> 00:02:13.250 Li-ennî uhissü min nefsî sür'ate'l-gadab. "Çünkü kendime bakıyorum; çabuk hiddetleniyorum. 00:02:13.570 --> 00:02:16.185 Madem çabuk hiddetleniyorum, güzel huylu sayılmam." 00:02:16.575 --> 00:02:25.315 Ve in lem uzhirhü. "Her ne kadar bu kızgınlığımı, gazabımı dışarıya vurmuyorsam 00:02:25.518 --> 00:02:29.753 izhar etmiyorsam da, kızıyorum ya, demek ki güzel huylu değilim." 00:02:31.630 --> 00:02:37.898 Ve lâ eddei's-sehâe. "Cömert olduğumu da iddia edemem, ileri süremem, söyleyemem; 00:02:37.960 --> 00:02:39.695 onu da kabul edemem." 00:02:39.750 --> 00:02:42.720 Li-ennî lestü âmenû min nefsî en tülâhıze fi'lehü. 00:02:42.806 --> 00:02:51.446 "Çünkü bir cömertlik yaptığım zaman kendi nefsimden, o yaptığı cömertliği görmesinden emin değilim." 00:02:51.962 --> 00:02:59.192 Ev teltefte ileyhi. Ve bu cömertliğe yönelmesinden, teveccüh etmesinden." 00:02:59.450 --> 00:03:05.926 Ev tezküra atâehû vakten mâ. "Yahut da bir zaman gelip de yaptığı bu cömertliği, 00:03:05.989 --> 00:03:11.899 ikramı hatırlamasından emin olmadığımdan, kendimi cömert de saymıyorum." 00:03:12.123 --> 00:03:17.965 Güzel huylu olmak, hulûk-ı hasen sahibi olmak, çok kıymetli bir şey. 00:03:19.560 --> 00:03:27.920 Allahu Teâlâ hazretleri, İbrahim aleyhisselam'a; "Yâ İbrahim! Ahlâkını güzel eyle. 00:03:28.393 --> 00:03:33.000 Çünkü sen ahlâkını güzel edersen, güzel ahlâklı bir kimse olabilirsen, 00:03:35.608 --> 00:03:38.344 benim sana ikramlarım fevkalade büyük olur. 00:03:38.492 --> 00:03:51.345 Seni hazine-i kudsüme dâhil ederim, dergâh-ı izzetimin en şerefli yerine, civarıma alırım. 00:03:51.519 --> 00:03:55.436 Seni kendime yakın kul yaparım." diye, 00:03:55.593 --> 00:04:05.666 güzel huylu olduğu takdirde, vereceği mânevî makâmâtı ve ikrâmâtı saymış. 00:04:06.189 --> 00:04:08.256 Güzel huylu olmak çok önemli. 00:04:08.764 --> 00:04:16.908 Hepimizin, güzel huylu olmak için bir azim, gayret ve çalışma içinde olmamız lazım. 00:04:16.994 --> 00:04:22.538 Çünkü insanların ekseriyetle cennete girmesinin sebebi, güzel huyudur. 00:04:24.280 --> 00:04:31.382 Eğer bir insan ibadet ehli ama kötü huylu ise, huyu güzel değilse, 00:04:31.919 --> 00:04:38.188 o zaman o kötü huyundan dolayı fevkalade kayıpları olduğundan, cehenneme bile düşebilir. 00:04:39.475 --> 00:04:43.211 Çünkü Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; "Müflis kimdir, biliyor musunuz?" 00:04:43.928 --> 00:04:45.200 "Biliyoruz yâ Resûlallah! 00:04:45.262 --> 00:04:50.899 Sermayesini kaybeden, dükkânında malı kalmayan, borca batan insan müflistir." 00:04:51.100 --> 00:04:55.462 "Hayır. Bu, dünyada böyle ama benim kast ettiğim o değil. 00:04:55.619 --> 00:05:02.524 Asıl müflis o kimsedir ki âhiret gününde, mahkeme-i kübrâda, 00:05:03.470 --> 00:05:13.416 terazinin başına, amellerin tartıldığı mizanın başına, dağlar gibi yığılmış sevaplarla gelir. 00:05:14.418 --> 00:05:17.306 Fakat muhakeme olur. 00:05:17.657 --> 00:05:21.501 Birisi gelir der ki; 'Yâ Rabbi! Bu, bana dünyada şöyle bir kötülük yapmıştı.' 00:05:21.705 --> 00:05:26.504 'Peki, al sevabından.' Birisi gelir der ki; 'Yâ Rabbi! Bu, dünyada benim kalbimi kırmıştı.' 00:05:26.582 --> 00:05:32.560 'Peki, al sevabından.' Birisi der ki; 'Yâ Rabbi! Bu, dünyada bana şöyle etmişti, böyle etmişti..' 00:05:32.158 --> 00:05:36.273 'Al sevabından, al sevabından, al sevabından…' derken, sevapları biter. 00:05:36.656 --> 00:05:41.691 Sevapları bittikten sonra başka gelen bir şahıs; 'Yâ Rabbi, bu bana böyle etmişti.' -Ne olacak? 00:05:41.816 --> 00:05:47.842 Sevabı yok.- 'Peki, sen günahlarından o miktar alacağın sevap kadarını buraya bırak, 00:05:48.530 --> 00:05:52.895 sen hafifle, sana öyle faydası olsun, bu da cezasını çekmiş olsun.'" 00:05:53.348 --> 00:05:57.143 Bir miktar günah oraya bırakılıyor. Arkasından bir daha geliyor, bir daha geliyor. 00:05:57.275 --> 00:05:59.813 Onlar da günahlarını oraya bırakıyorlar. 00:06:00.360 --> 00:06:08.500 Sonunda muhakemesi bittiği zaman, dağlar gibi günahla baş başa kalıyor. 00:06:08.840 --> 00:06:12.196 Halbuki mizanın başına dağlar gibi sevapla gelmişti. Neden? 00:06:12.422 --> 00:06:19.416 Evet, namaz kıldı, hacca gitti, zekât verdi ama hayat sadece bunlardan ibaret değil! 00:06:20.950 --> 00:06:24.329 Müslümanın, hayatının her safhasında, herkesle iyi olması lazım. 00:06:24.796 --> 00:06:29.706 Ailesiyle iyi olması lazım. Kadınsa kocasıyla, kocaysa karısıyla iyi olması lazım. 00:06:30.120 --> 00:06:39.129 Komşusuyla iyi olması lazım. Ticaretinde, muamelesinde dürüst olması lazım. 00:06:39.517 --> 00:06:43.374 Arkadaşlarına iyilik yapması lazım. Kimseyi gıybet etmemesi lazım. 00:06:43.452 --> 00:06:48.783 Kimsenin aleyhinde konuşmaması lazım. Kimseye zararının dokunmaması lazım. 00:06:50.392 --> 00:06:54.645 Bunlar yapılmadığı zaman bunların her birinden kötü puan alınıyor. 00:06:55.198 --> 00:07:01.627 Bu kötü puanlar da birikiyor. İbadetler yaptığı zaman iyi puanlar, sevaplar alınıyor ama 00:07:01.915 --> 00:07:08.666 ötekilerden de kötü puanlar alınıyor. Binaenaleyh, iyi huylu olmak çok önemli. Fakat kolay değil. 00:07:09.751 --> 00:07:16.774 İnsanın kendisiyle bayağı bir mücadele vermesi, savaşması, kendi kendisini yenmesi lazım. 00:07:17.667 --> 00:07:22.985 Bu mübarek zât ne diyor? "Ben kendimi güzel huylu sayamıyorum." 00:07:23.360 --> 00:07:27.314 Güzel huylu saymayı istiyor ama kendisini ölçüyor; 00:07:27.568 --> 00:07:33.123 "Ben güzel huylu değilim galiba." diye, o karara varıyor. Neden o karara varıyormuş? 00:07:33.624 --> 00:07:38.750 Çünkü kendisinde çabucak sinirlenme görüyormuş. 00:07:39.120 --> 00:07:42.187 "Her ne kadar dışarıya vurmuyorsam da, ben bunu hissediyorum. 00:07:42.210 --> 00:07:45.912 Demek ki güzel huylu değilim." diyor. Mübareğin derecesine bak! 00:07:46.680 --> 00:07:51.527 İçinde ne fırtına geçerse geçsin, dışarıya vurmuyorsun işte, ne güzel. 00:07:52.350 --> 00:07:56.531 Kızıp da gidip ötekisine vurmuyorsun ki yumruk atmıyorsun ki canını yakmıyorsun ki. 00:07:56.695 --> 00:07:59.394 Dışarıya vurmuyorsun, içinde tutabiliyorsun. 00:07:59.426 --> 00:08:05.820 Hayır, "Huyu o kadar güzel olsun ki kızmasın, kızmak bile olmasın!" istiyor. 00:08:08.869 --> 00:08:13.262 Kızıyor, dışarıya vurmuyor ama "Madem ki kızıyorum, o halde güzel huylu değilim." diyor. 00:08:13.411 --> 00:08:21.930 Kendilerini kontroldeki azimlerine ve güzel huyu nasıl anladıklarına bakın! 00:08:22.707 --> 00:08:27.111 Hacda bir arkadaş anlatmıştı; "Benim babam bir şeyhe bağlıydı. 00:08:27.275 --> 00:08:31.679 Allah rahmet eylesin, o şeyh bir gün ihvanıyla oturuyordu. 00:08:32.860 --> 00:08:39.889 Otururken, bir adam geldi, bir kâğıt getirdi. Şeyh efendi kâğıda baktı; 'Bu iş olmaz.' dedi. 00:08:40.959 --> 00:08:51.417 Adam da 'Mutlaka olacak!' dedi. Şeyh efendiye karşı böyle söyleyince, ihvan; 00:08:51.839 --> 00:08:55.887 'Şu adamı dövelim, atalım, bir şey yapalım!' diye şöyle bir toparlandılar. 00:08:56.333 --> 00:09:01.593 Gözünün içine baktılar; şeyh efendi bir işaret etse tamam, onu dışarı çıkaracaklar, 00:09:02.218 --> 00:09:08.682 terbiyesini verecekler. Şeyh efendi öyle yapmadı, başını şöyle aşağıya eğdi, 00:09:09.658 --> 00:09:12.359 bir müddet durduktan sonra başını kaldırdı. 00:09:12.999 --> 00:09:19.670 Dedi ki; 'Gazaplanan, sinirlenen kaybetti; sinirlenmeyen kazandı.'" Bu kadar! 00:09:22.421 --> 00:09:29.540 Birisi kendisine karşı çıkıyor, sert muamele yapıyor, kendisine layık olmayan bir muameleyi yapıyor. 00:09:29.327 --> 00:09:32.985 Davranışına bak; gayet sakin, sinirlenmiyor, parlamıyor. 00:09:33.337 --> 00:09:35.726 Halbuki ekseriyetle kavgalar neden çıkar? 00:09:35.781 --> 00:09:44.359 Ufacık yan bakmadan, ufacık söz atmadan, ufacık omuz vurmadan, ufacık şeylerden çıkar. 00:09:46.880 --> 00:09:51.286 Sinirlenmeyecek hâle gelmek, önemli. Sinirleniyor ama dışarıya izhar etmiyor. 00:09:51.293 --> 00:09:54.728 Onu bile kâfi görmüyor. "Sinirlenmeyen hâle gelsin." istiyor. 00:09:55.510 --> 00:10:01.854 Madem ki gazap kötü bir şey, o halde kızmayan bir insan olacak. Lokum gibi olmak istiyor. 00:10:02.279 --> 00:10:08.422 "Cömerdim de diyemem. Çünkü cömertlik yaptığım zaman kendimden emin değilim. 00:10:08.633 --> 00:10:14.615 'Cömertlik yaptım.' diye seviniyorum, cömertliğimi beğeniyorum, hatırımdan atamıyorum. 00:10:16.442 --> 00:10:17.937 Böyle cömertlik mi olur?" diyor. 00:10:18.160 --> 00:10:25.120 Verecek, unutacak. "Ben bir zamanlar bu adama bir iyilik yapmıştım." diye, iyilik yaptığını düşünmeyecek. 00:10:25.200 --> 00:10:27.440 Biz başa bile kakarız değil mi? 00:10:27.480 --> 00:10:30.200 "Utanmıyor musun, ben sana şu zamanda şöyle iyilik yaptım!" deriz. 00:10:30.720 --> 00:10:34.000 Ebû Hafs hazretleri ise; "Nefsim belki yaptığı iyiliği bir zaman gelir de 00:10:34.240 --> 00:10:38.800 hatırlar, bundan emin değilim." diye kendisini iyi huylu saymıyor. 00:10:39.370 --> 00:10:47.395 Demek ki bu insanlar muhakkik, bunlar gerçek evliyâ, bunlar büyük zâtlar. Neden? 00:10:47.760 --> 00:10:53.800 Bak kendisini nasıl kontrol altına alıyor, huylarını nasıl takip ediyor 00:10:53.440 --> 00:10:56.160 ve kendisini nasıl kifayetli görmüyor. 00:10:57.160 --> 00:11:01.320 Kızmıyor; kızıyor da kızgınlığını dışarı vurmuyor, bunu kâfi görmüyor. Kızmayacak. 00:11:01.840 --> 00:11:05.360 Cömertlik yapıyor, sağa sola veriyor, onu bunu veriyor, 00:11:05.469 --> 00:11:09.319 veriyor ama verdiğini unutamadığı için hatırında tuttuğu için; 00:11:09.440 --> 00:11:15.320 "Nefsi vermekten hoşlanıyor." diye; "O zaman, ben cömert sayılmam." diyor. 00:11:17.255 --> 00:11:18.431 Büyüklüğe bakın! 00:11:19.322 --> 00:11:25.278 Kâle ve kâle Ebû Hafs. "Yine aynı râvi, Ebû Hafs'ın şöyle bir sözünü de naklediyor:" 00:11:25.725 --> 00:11:32.596 Hüsnü edebi'z-zâhiri unvânu hüsni edebi'l-bâtıni li-enne'n-nebiyye sallallahu aleyhi ve sellem kâl: 00:11:32.658 --> 00:11:37.158 Lev haşea kalbühû lehaşeat cevârihuhû. 00:11:36.716 --> 00:11:38.642 Ebû Hafs-ı Haddâd buyurmuş ki; 00:11:39.369 --> 00:11:51.470 "İnsanın dış davranışlarındaki edep, güzellik, zâhirî edebinin güzelliği, unvanı." 00:11:51.147 --> 00:11:56.366 Hüsni edebi'l-bâtıni. "İçinin de edeple dolu olduğunun işaretidir." 00:11:57.160 --> 00:12:04.363 Oturuşu, konuşması, ayakta durması, büyüklere saygısı, küçüklere sevgisi güzel; 00:12:04.675 --> 00:12:09.204 bu zahirde görünen şeyler neyin alametidir? 00:12:09.555 --> 00:12:14.792 Kişinin içinin de mânevî bakımdan güzel olduğunun alâmetidir. 00:12:16.630 --> 00:12:18.505 Çünkü Peygamber Efendimiz birisi hakkında dedi ki; 00:12:18.943 --> 00:12:26.150 "Şu adamın eğer kalbi huşûlu olsaydı, azaları da huşûlu olurdu. 00:12:26.268 --> 00:12:30.710 Namazda orayla burayla oynayıp huşûunu bozmazdı. 00:12:31.300 --> 00:12:37.196 Madem ki azaları huşûlu değil; boyun bükmüş, Allah'a yönelmiş, kendinden geçmiş, 00:12:37.235 --> 00:12:43.926 böyle mest olmuş değil, azaları bir şeylerle meşgul; demek ki kalbi de huşûlu değil." 00:12:44.669 --> 00:12:50.405 Neden? Dış, içle alakalıdır. Dışı öyle olunca, içinin de öyle olduğu anlaşılıyor. 00:12:56.360 --> 00:13:06.637 Ben buraya ilave olarak, büyüklerimizin başka bir sözünden faydalanarak bir şey söyleyeceğim. 00:13:07.360 --> 00:13:08.960 Büyüklerimiz diyor ki; 00:13:09.600 --> 00:13:14.880 el-İlmü bi't-taallümi ve'l-hilmü bi't-tahallümi. 00:13:14.920 --> 00:13:23.160 Nasıl ilim, öğrenmekle elde edilirse, -gidersin, uğraşırsın, ezberlersin, okursun, hocanın önünde dinlersin, 00:13:23.160 --> 00:13:28.640 derslere devam edersin- taallüm ede ede, talebelik yapa yapa ilim sahibi olursun. 00:13:28.680 --> 00:13:30.560 Halim selim olmak da nasıldır? 00:13:30.560 --> 00:13:37.360 Önce halim gibi davranırsın; halim gibi davrana davrana, yavaş yavaş halim olursun. 00:13:38.405 --> 00:13:43.830 Yani gibi davrana davrana, zamanla gerçekten öyle olursun. 00:13:44.348 --> 00:13:53.980 Eğer insan içinin, edebinin güzel olmasını istiyorsa -istiyoruz tabi, içimiz de güzel olsun- 00:13:53.270 --> 00:14:04.156 kalbinin, gönlünün, niyetlerinin edeplerine riayet edip içi pırlanta gibi olsun istiyorsa 00:14:05.171 --> 00:14:08.967 dışından başlasın; o dıştaki güzellik de içine doğru intikal eder. 00:14:09.549 --> 00:14:14.407 Onun için Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem namaza durulduğu zaman, 00:14:14.501 --> 00:14:20.460 safların arasına girer, herkesi düzeltir, boşlukları doldurur, geride duranı öne alır, 00:14:20.561 --> 00:14:22.969 öne geleni biraz geriye iterdi. Neden? 00:14:23.509 --> 00:14:29.100 Böyle böyle alışır. Dıştaki intizamdan, yavaş yavaş gönlü intizama girer. 00:14:29.452 --> 00:14:34.595 Dıştaki edeplere riayet etmekten, yavaş yavaş içteki edepleri de öğrenir. 00:14:34.713 --> 00:14:41.817 "Onun için hiçbir edebi ihmal etmemeli" diye, kendim bunu ilave ettim; kitabın burasında yok. 00:14:43.764 --> 00:14:55.249 Kâle. "Yine aynı râvi diyor ki." Ve süile Ebû Hafs. "Ebû Hafs'a soruldu ki." 00:14:55.577 --> 00:15:01.746 Me'l-bid'atü? "Bid'at nedir?" Bu soru çok soruluyor. 00:15:03.898 --> 00:15:14.460 Bid'at, kelime olarak, "bir şeyi yeni ortaya çıkarmak" demek. 00:15:14.277 --> 00:15:22.289 Evvelce yoktu, hoppala, bir şeyi ortaya çıkardı. Bir şeyi ortaya çıkarmaya bid'at derler. 00:15:23.320 --> 00:15:26.710 Bid'ati çıkarana da mübtedî' derler; ayın ile. 00:15:26.788 --> 00:15:32.160 Hemze ile mübtedî olursa, , ibtidâ eden, başlayan demek; o ayrı. 00:15:33.571 --> 00:15:36.369 Bu mübtedî', ayın'la, bid'atçi demek. 00:15:37.490 --> 00:15:41.128 Bid'at ne demek? "Olmadık bir şeyi ortaya çıkarmak." 00:15:41.659 --> 00:15:46.637 Dinde olmadık bir şeyi ortaya çıkarmak çok tehlikelidir, yasaktır. 00:15:47.122 --> 00:15:52.259 Dinin aslını bize kim öğretiyor? Kur'ân-ı Kerîm öğretiyor. 00:15:52.978 --> 00:15:56.840 Kur'ân-ı Kerîm'i kim öğretiyor? Peygamber Efendimiz öğretiyor. 00:15:56.670 --> 00:16:01.930 Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesi ve Kur'ân-ı Kerîm dinin aslıyken, 00:16:01.491 --> 00:16:06.557 insanın birisi pat diye dinde ortaya bir şey çıkarırsa olur mu? 00:16:06.729 --> 00:16:14.271 Olmaz. Herkes bir şey çıkarırsa curcuna olur. Böyle bir hakkı ve selahiyeti yok ki. 00:16:14.631 --> 00:16:18.514 Hüküm kimindir? Allah'ındır. Söz kimindir? Allah'ındır. 00:16:18.615 --> 00:16:21.874 Emir kimindir? Allah'ındır. Her şey Allah'ındır. 00:16:22.108 --> 00:16:29.827 Biz ne yapıyoruz? Biz Allah'a itaat ediyoruz. Hepimiz müslüman olarak ne yapmışız? 00:16:30.390 --> 00:16:37.770 Kendimizi Allah'a teslim etmişiz. Onun için teslim eden kimse manasına bize müslim deniliyor. 00:16:37.296 --> 00:16:44.168 Biz hepimiz kendi irademizi, aklımızı, fikrimizi, tercihimizi, niyetimizi bırakmışız, 00:16:44.387 --> 00:16:50.720 Allah'a teslim olmuşuz. "Yâ Rabbi! Ne emredersen onu yapmaya razı oldum." diye söz vermişiz. 00:16:50.481 --> 00:16:54.322 Bu demektir. Gerçek pozisyonumuz budur. 00:16:55.236 --> 00:16:59.335 Peki, Peygamber Efendimiz'e niye itaat ediyoruz? 00:16:59.702 --> 00:17:05.309 Çünkü Allah, Peygamber Efendimiz'i bize elçi olarak göndermiştir. "Buna uyun." demiştir. 00:17:05.465 --> 00:17:10.290 Peygamber Efendimiz'e uymamız, Allah'ın bize, "Peygambere uyun." demesindendir. 00:17:10.799 --> 00:17:14.498 Kul in küntüm tuhibbûne'llâhe fe'ttebiûnî yuhbibkümü'llâh. 00:17:14.873 --> 00:17:19.284 Onun için Peygamber Efendimiz'e uyuyoruz. Binaenaleyh Allah'a uyuyoruz. 00:17:19.612 --> 00:17:23.930 Peygamber Efendimiz'in sünnetini tuttuğumuz zaman da Allah'a uyuyoruz. 00:17:23.249 --> 00:17:29.936 Bir kimsenin herhangi bir şey ortaya çıkarmaya, dinde usul ortaya koymaya hakkı yoktur. 00:17:30.116 --> 00:17:34.348 Allah dinini koymuştur. Ve Kur'ân-ı Kerîm'inde buyurmuştur ki; 00:17:34.637 --> 00:17:41.622 el-Yevme ekmeltü leküm dîneküm. "İşte bugün size dininizi ikmal ettim, tamamladım." 00:17:42.186 --> 00:17:49.213 Ve etmemtü aleyküm ni'metî. "Size olan nimetimi eksiksiz verdim." 00:17:49.759 --> 00:17:54.132 Dinde öğretilmemiş bir şey yoktur. Eksik kalmış bir şey yoktur. 00:17:54.585 --> 00:17:59.315 Allah, kemâle erdirmiştir; Resûlü ile her şeyi öğretmiştir. 00:17:59.440 --> 00:18:03.797 Ondan sonra Resûlü'nün vazifesi bitmiştir. Resûlullah âhirete öyle göçmüştür. 00:18:04.912 --> 00:18:11.465 Binaenaleyh herhangi bir dinî konuda, bir ukala çıkıp da yeni bir şey ortaya koyamaz. 00:18:11.637 --> 00:18:16.577 Koyarsa bid'at olur. Bid'at de, bid'atçi de cehennemdedir. 00:18:17.135 --> 00:18:21.240 Bid'atlara uyan insanlar hakkında da Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; 00:18:21.545 --> 00:18:28.627 "Allah; farzını, nafilesini, haccını, zekâtını, namazını, orucunu, ibadetini, taatini kabul etmez." 00:18:29.548 --> 00:18:35.484 Neden? Resûlullah'a uymadı da, bid'atçiye, uydurma şeye uydu. 00:18:36.826 --> 00:18:40.202 Bid'at önemli olduğundan; "Bid'at nedir?" diye soruyorlar. 00:18:40.515 --> 00:18:44.348 "Bir de bu mübarek zât tarif etsin bakalım." diye kendisine sormuşlar. 00:18:44.760 --> 00:18:45.560 Bize de çok sorulur. 00:18:45.652 --> 00:18:53.250 Ve me'l-bid'atü? "Bid'at nedir?" Fe-kâle. "Buyurdu ki." Bid'ati birkaç cümle ile tarif etmiş: 00:18:53.960 --> 00:18:58.160 et-Teaddî fi'l-ahkâm. 00:18:59.882 --> 00:19:14.364 "Ahkâm-ı şeriate tecavüz, hududu aşmak, haddini aşmak, ahkâm-ı ilâhiyi, ahkâm-ı şer'iyeyi çiğnemek." 00:19:17.346 --> 00:19:24.389 Ve't-tehâvünü bi's-sünen. "Resûlullah Efendimiz'in sünnetlerini işlemekte gevşek durmak." 00:19:27.366 --> 00:19:32.550 Nasıl olacak? Sünnet-i seniyeyi sımsıkı tutacak; ciddi bir şekilde uygulayacak. 00:19:34.800 --> 00:19:37.400 Ve't-tibâü'l-ârâi ve'l-ehvâ'. 00:19:38.564 --> 00:19:45.594 -Yeni tabirle kişisel diyelim- "Kişisel fikirlere ve nefsânî heveslere tâbi olmak." 00:19:47.633 --> 00:19:54.443 Çok şimdi. Kişisel görüşleri olanlar, radyolarda, televizyonlarda, açıkoturumlarda, 00:19:54.468 --> 00:19:57.897 gazete köşelerinde vesairede; "Benim fikrim bu." diyor. 00:20:00.210 --> 00:20:06.109 A gözü kör olmayasıca! Senin fikrinin ne kıymeti var? Sen bana Allah'ın, Resûlullah'ın fikrini söyle. 00:20:06.155 --> 00:20:09.147 Ben senin fikrini istemiyorum ki! "Benim fikrim bu." 00:20:09.499 --> 00:20:13.226 Sen kimsin? "Ben doktora yaptım, doçent oldum, profesör oldum." 00:20:13.304 --> 00:20:21.134 Başına çalınsın! Senin bilgin, edebin, İslâm hakkında sağlam bir görüşün olsa; 00:20:21.440 --> 00:20:26.560 "Allah şöyle buyuruyor, Resûlullah şöyle buyuruyor." diyecektin. 00:20:26.806 --> 00:20:31.397 Ben seni istemiyorum ki sana tâbi olmak istemiyorum ki sen kimsin? 00:20:32.600 --> 00:20:40.280 Ben Ali'ye, Veli'ye, şuna buna tâbi olmak istemiyorum ki ben, Allah'ın rızasını kazanmak istiyorum. 00:20:40.560 --> 00:20:43.160 Sen bana Allah'ın rızasının yolunu göster. 00:20:43.360 --> 00:20:48.520 "Benim fikrim şu... Bana öyle geliyor ki ben onu öyle yapmayı seviyorum, böyle yapmayı sevmiyorum." 00:20:49.480 --> 00:20:57.680 Sen o zaman yeni bir din mi ortaya koyuyorsun? Koyamazsın! 00:20:58.534 --> 00:21:03.138 Şimdiye kadar herkes böyle yapmış olsaydı, böyle bir şeye dinimiz, 00:21:03.411 --> 00:21:07.430 ecdadımız müsaade etseydi, din darmadağın dağılır giderdi. 00:21:08.800 --> 00:21:14.200 Ama namazları burada da böyle kılıyoruz, Mekke'de de aynı kılıyoruz; 00:21:14.439 --> 00:21:18.988 Afrika'da da, Malezya'da da, Avustralya'da da aynı kılıyoruz. Neden? 00:21:19.425 --> 00:21:25.243 Sünnetlerle tarif edilmiş, sımsıkı, aynı şekilde namaz kılıyoruz, aynı şekilde oruç tutuyoruz, 00:21:25.277 --> 00:21:30.144 aynı şekilde hac ediyoruz vesaire. Neden? "Bozulmasın." diye. 00:21:30.902 --> 00:21:32.279 Din bozulmamış. 00:21:32.599 --> 00:21:38.591 Sünnete uyulduğu için bozulmamış. Yoksa herkesin fikrine kalsaydı, ortalık mahvolurdu. 00:21:39.950 --> 00:21:47.225 Hele cahilin fikrine kaldı mı, cahilin yaptığı tamamen büyük bir tahriptir; 00:21:47.514 --> 00:21:52.709 ona uymak da büyük deliliktir. İnsanlar olmadık şeylere tapa tapa, 00:21:53.160 --> 00:21:58.680 olmadık insanların fikrine uya uya, ne hale geldiler… 00:21:59.250 --> 00:22:03.652 Buyur, İslâm'dan gayrı dinlerin hallerine bak. 00:22:06.110 --> 00:22:15.678 İşte Yunanlıların dinleri, işte Japonların dinleri, işte Afrika'daki putperestlikler, 00:22:15.811 --> 00:22:23.705 işte Güney Amerika'daki putperestlikler, işte hıristiyan âlemi, işte yahudi âlemi. 00:22:25.634 --> 00:22:30.386 Ne olacak? Kendi fikrine, keyfine uymayacak. 00:22:30.636 --> 00:22:36.937 Bid'at nedir? Allah'ın ahkâmına tecavüzdür, bir. 00:22:37.298 --> 00:22:47.130 Sünnetlerde gevşekliktir, iki. İnsanların kendi fikirlerine ve keyiflerine uymasıdır, üç. 00:22:48.237 --> 00:22:56.280 Ve terkü'l-iktidâi ve'l-ittibâ'. "Resûlullah'a uymayı, ittibâ etmeyi bırakmaktır." dört. 00:22:56.480 --> 00:22:59.480 İşte bid'at budur. Dört cümle ile tarif ediyor. 00:23:20.120 --> 00:23:24.960 Elhamdülillah biz neyiz? Biz Peygamber Efendimiz'in sünneti yolundayız. 00:23:25.840 --> 00:23:31.280 Resûlullah Efendimiz ne yaptıysa onu araştırıp, onu aynen yapmaya çalışıyoruz. 00:23:32.800 --> 00:23:36.320 Dünya üzerinde gelmiş geçmiş insanların içinde, 00:23:36.692 --> 00:23:45.728 Resûlullah'ın hayatı kadar bütün teferruatıyla, en sağlam şekilde tespit edilmiş ikinci bir insan yok! 00:23:46.994 --> 00:23:50.265 O kadar güzel tespit edilmiş ikinci bir insan yok! 00:23:51.414 --> 00:23:56.605 O kadar gecesi gündüzü, uykusu, uyanıklığı, gece kalktığı zaman ne yaptığı, 00:23:57.400 --> 00:24:06.407 tuvalete girerken ne söylediği, ibadet ederken secdede ne dediği, her şeyi tespit edilmiş. 00:24:07.200 --> 00:24:09.960 Bazı ihtilaflar yok mu? 00:24:10.390 --> 00:24:16.801 Var tabi. İnsanların akılları aynı olmadığından, hafızaları aynı kuvvette olmadığından, 00:24:17.308 --> 00:24:24.748 her şeyi tam en ince detayına kadar tek yapmak mümkün olmuyor; 00:24:24.936 --> 00:24:30.662 ufak tefek farklılıklar oluyor. Sen genel manzaraya bakacak olursan o zaman anlarsın. 00:24:32.310 --> 00:24:36.680 Bizim hedefimiz nedir? Sünnet-i seniyyeye uymak, Peygamber Efendimiz'e uymak. 00:24:36.985 --> 00:24:41.551 Korkumuz nedir? Bid'at. Bid'atten kaçınmaya çok dikkat edeceğiz. 00:24:41.754 --> 00:24:46.876 Onlar da bid'atten korktukları için o da böyle güzel bir şekilde tarif eylemiş. 00:24:48.726 --> 00:24:54.451 Kâle ve süile Ebû Hafs. Râvi buyurdu ki; "Ebû Hafs'a bir de şöyle soruldu:" 00:24:54.920 --> 00:25:00.520 Meni'r-ricâl? "Er kişiler kimlerdir? Erenler kimlerdir?" 00:25:00.985 --> 00:25:05.842 Ricâl, biliyorsunuz racûl kelimesinin çoğulu. Racûl de, "adam" demek, "erkek" demek. 00:25:07.134 --> 00:25:13.145 Ricâl, "adamlar" demek. "Adamlar kimdir?" ne demek? 00:25:13.636 --> 00:25:20.941 "Allah'ın sevdiği adamlar kimdir?" demek. "Ricâlullah, Allah'ın sevdiği insanlar kimdir?" demek. 00:25:21.154 --> 00:25:22.800 Kısa kelimeyle soruyor. 00:25:24.149 --> 00:25:30.484 Fe-kâle. "Buyurdu ki." el-Kâimûne mea'llâhi teâlâ bi-vefâi'l-uhûd. 00:25:30.931 --> 00:25:36.535 "Allahu Teâlâ hazretlerine kulluklarında, ahitlerine vefalı olanlardır. 00:25:38.887 --> 00:25:41.745 Ahitlerinde vefa gösterenlerdir." 00:25:42.520 --> 00:25:51.720 Kimmiş ricâlullah? Er kişiler, erenler, makbul, Allah'ın sevdiği, gerçek mert kimseler kimlermiş? 00:25:52.356 --> 00:26:00.851 Allah'a karşı kulluğunda vefalı olan, vefasızlık etmeyen; 00:26:01.750 --> 00:26:06.467 Allah'a verdiği ahitlerini, verdiği sözleri tutan kimseler. 00:26:06.935 --> 00:26:08.344 Biz Allah'a söz verdik mi? 00:26:09.953 --> 00:26:14.388 Bir kere ruhlar âleminde söz verdik. Onun Rabliğini kabul ettik; bu bir. 00:26:14.701 --> 00:26:17.810 E lestü bi-rabbiküm? sorusuna; Kâlû belâ. dedik. 00:26:17.880 --> 00:26:25.770 Bir kere, Allah'ın varlığını, birliğini, Rabliğini anlamamız lazım; ilk ahdimiz bu. 00:26:25.825 --> 00:26:27.444 Ondan sonra müslüman olduk: 00:26:28.360 --> 00:26:33.360 "Nefsimi sana teslim ettim yâ Rabbi! Senin emrine tâbi oldum yâ Rabbi!" dedik. 00:26:34.119 --> 00:26:35.259 Müslüman olmak, bu demek. 00:26:35.532 --> 00:26:40.755 Eşhedü en lâ ilâhe illallah. "Şehadet ederim ki Allah birdir; şerîki, nazîri yoktur." 00:26:40.770 --> 00:26:43.202 Ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû. 00:26:43.342 --> 00:26:49.521 "Muhammed-i Mustafa da onun hem kuludur, -tanrı filan değildir, 'Allah'ın oğlu' dediği gibi 00:26:49.693 --> 00:26:56.469 gayrimüslimlerin, öyle değil- hem de Allah tarafından gönderilmiş has elçisidir." dedin mi? 00:26:56.579 --> 00:27:01.355 Dedin. Allah'a tâbi oldun mu? Oldun. Kur'ân'a tâbi oldun mu? Oldun. 00:27:01.979 --> 00:27:05.424 Resûlullah'a tâbi oldun mu? Oldun. Tamam. 00:27:05.960 --> 00:27:10.520 O zaman ahdine vefa et, vefalı ol. Vefasız olma, dönek olma. 00:27:10.983 --> 00:27:18.269 Bağlanmışken gevşeme, söz vermişken sözünü çiğneme, sözünde dur, Allah'ın yolunca yürü. 00:27:18.519 --> 00:27:22.620 "Er kişi, erenler kimdir?" diye soruyorlar. 00:27:22.473 --> 00:27:27.889 "Allahu Teâlâ hazretlerine karşı ahitlerine vefa ederek kulluk edenler" diyor. 00:27:30.621 --> 00:27:32.290 Delil olarak da şöyle buyuruyor: 00:27:32.548 --> 00:27:37.407 Kâle'llâhu teâlâ. "Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri buyurdu ki." 00:27:37.843 --> 00:27:43.543 Ricâlün sadakû mâ âhedu'llâhe aleyh. 00:27:45.348 --> 00:27:52.816 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in ashabından bazı kimseler, 00:27:56.400 --> 00:28:02.400 savaşta öyle kahramanca çarpıştılar ve şehit oldular, sonunda cennetlik oldular. 00:28:03.813 --> 00:28:07.129 Onlar hakkında Kur'ân-ı Kerîm'in bu âyet-i kerîmesinde ne buyuruluyor? 00:28:07.192 --> 00:28:18.946 Ricâlün. "O adamlar ki." Sadakû mâ âhedu'llâhe aleyh. "Allah ile yaptıkları ahdi yerine getirdiler." 00:28:19.418 --> 00:28:22.867 Ahdi bozmadılar, sözlerinde sadık oldular. 00:28:23.470 --> 00:28:27.240 Allah'a söz vermişlerdi; Allah yolunda canlarını verdiler. 00:28:27.297 --> 00:28:33.697 İşte ahdine sadık olmak, ricâl olmak, budur. Allah'ın sevgili kulu olmak, budur. 00:28:33.908 --> 00:28:40.604 Ahdine vefasız olup da, sözünden dönüp de, Allah'ın buyruklarını tutmayıp da, 00:28:40.753 --> 00:28:45.649 Kur'ân'a uymayıp da, Resûlullah'a tâbi olmayıp da, Allah'ın sevgili kulu, 00:28:46.400 --> 00:28:49.560 er kişi, eren, evliyâ olunur mu? Olunmaz! 00:28:50.492 --> 00:28:55.501 Eren, evliyâ, ricâl, mert, merdan, merdihüda olmanın şartı; 00:28:56.550 --> 00:29:05.461 Allah'a olan ahdine öyle sadakat göstermektir ki yeri geldiği zaman seve seve canını vermektir! 00:29:06.360 --> 00:29:13.910 Canını veremez, malını veremez, rahatını bozamaz, tatilini ihmal edemez… 00:29:16.307 --> 00:29:22.163 Tatilde müslümanların hâlini gör bakalım, bir araştır bakalım; olmuyor işte! 00:29:22.904 --> 00:29:24.810 Hocamız minbere çıkardı: 00:29:25.388 --> 00:29:30.420 "Yahu, bu deniz kenarlarında, bu plajlarda çok büyük günahlar vardır. 00:29:30.960 --> 00:29:34.887 Bu açılmak, saçılmak, bu çıplaklık Allah'ın gazabını çeker. 00:29:35.320 --> 00:29:39.240 Çoluk çocuğunuza dikkat edin; oralara gitmeyin. 00:29:39.764 --> 00:29:44.290 Oralarda 'yazlık' diye tutuyorsunuz, çocuklara sahip olamıyorsunuz, 00:29:44.760 --> 00:29:50.125 onlar da açık saçık kadınları görüyorlar. Erkeğe de haram. 00:29:50.461 --> 00:29:55.132 Erkeğin de giyimi şu kadar; o da haram. O helal değil ki. 00:29:55.436 --> 00:29:59.392 Kadına da bakmak haram, erkeğe de bakmak haram. 00:29:59.821 --> 00:30:04.216 Deniz kenarında yalı tutuyorsun, götürüyorsun, çocuğuna onları gösteriyorsun, 00:30:04.388 --> 00:30:08.775 onlarla beraber denizde yüzdürüyorsun, sörf yaptırıyorsun, 00:30:09.678 --> 00:30:12.548 eğlendiriyorsun vesaire, doğru değil!" derdi. 00:30:13.560 --> 00:30:16.200 Bunları böyle söylerdi, minberden inerdi. 00:30:16.400 --> 00:30:20.960 Yine herkes, eski tas eski hamam, bildiğini yapıyor. 00:30:21.537 --> 00:30:27.927 Er kişi kimdir? Ölmek pahasına bile olsa Allah'a verdiği sözde durur. 00:30:28.153 --> 00:30:33.358 Değil böyle keyfinden fedakârlık bile yapamamak; malını verecek, canını verecek. 00:30:33.560 --> 00:30:40.800 Kâle ve kâle Ebû Hafs. "Aynı râvi hep bu sözleri nakletmiş. 'Ebû Hafs bir de şöyle buyurdu:'" 00:30:40.560 --> 00:30:49.320 el-Îsârü en tükaddime huzûze'l-ihvâni alâ hazzike fî emri âhiretike ve dünyâke. 00:30:50.120 --> 00:30:55.307 Îsâr kelimesi hep geçti. Bu mübareklerin hayatlarını okurken çok geçti. 00:30:55.280 --> 00:30:58.920 Îsâr; peltek "se" ile, "elif", "be", "te", "se." 00:30:59.480 --> 00:31:05.880 Îsâr, ne demek? "Arkadaşını kendisine tercih etmek. 00:31:06.250 --> 00:31:12.695 Arkadaşını öne almak, kendisini geriye atmak. Arkadaşının ihtiyacına öncelik tanımak" demek. 00:31:12.833 --> 00:31:16.123 el-Îsâr, "îsâr" denilen şey nedir? 00:31:16.203 --> 00:31:25.467 En tükaddime huzûze'l-ihvân. "İhvanın hazlarını, arzularını." Alâ hazzike. 00:31:25.513 --> 00:31:27.610 "Senin arzunun önüne almandır." 00:31:27.930 --> 00:31:30.576 Sen bir şey istiyorsun, onlar başka bir şeyler istiyorlar. 00:31:31.000 --> 00:31:34.480 Tamam, önce onların istediği olsun. Îsâr, bu işte. 00:31:35.000 --> 00:31:41.480 Gerçi sen onlarla hemfikir değilsin, gönlün başka şey istiyor ama hadi bakalım, onların dediği olsun. 00:31:42.880 --> 00:31:50.400 Arkadaşlarının hazlarını, arzularını kendi nefsinin hazzına tercih etmen, onlara öncelik vermen. 00:31:51.386 --> 00:31:57.540 Dedik ya hani; yememek, yedirmek; giymemek, giydirmek. 00:31:58.351 --> 00:32:03.520 Hangi konularda? Fî emri âhiretike ve dünyâke. 00:32:03.544 --> 00:32:07.680 "Âhiret konularında da, dünya konularında da böyle." 00:32:07.248 --> 00:32:09.313 Âhiret konusunda îsâr nasıl olur? 00:32:11.414 --> 00:32:18.316 İmamın arkası, namaz kılanların içinde sevabı en çok alan kimsenin yeridir. 00:32:19.191 --> 00:32:22.817 Allah'ın ikramı imama gelir, imamdan imamın arkasına gelir, 00:32:23.599 --> 00:32:28.459 ondan sonra imamın arkasındakinin sağına soluna, sağına soluna, sağına soluna gelir. 00:32:28.720 --> 00:32:34.640 Birinci saf bittikten sonra, ikinci safın ortasına gelir, ikinci safın ortasındaki şahsın sağına soluna, 00:32:34.681 --> 00:32:37.543 sağına soluna, sağına soluna, üçüncü safa, dördüncü safa... 00:32:39.340 --> 00:32:45.276 Ortası sevaplı mı? İmamın arkası sevaplı, tamam. "Sevaplı" diye herkes oraya atlamaya çalışıyor. 00:32:46.175 --> 00:32:54.100 Herkes orayı gözüne kestirmiş; "camide en sevaplı yer orası" diye orayı istiyor. 00:32:54.472 --> 00:32:59.892 Îsâr sahibi bir insan ne yapacak? "Buyur, sen geç kardeşim." diyecek. 00:33:00.290 --> 00:33:06.840 Kendisi oraya bir adım atsaydı, en büyük sevabı o alacaktı. "Buyur kardeşim." diyor. 00:33:06.224 --> 00:33:10.574 Ne oluyor? Îsâr. Âhiret konusunda, sevap konusunda. 00:33:11.740 --> 00:33:16.725 Kendisi sevap alacaktı, ona sevap aldırıyor. Aslında öyle yapınca, yine sevabı kendisi alıyor. 00:33:17.520 --> 00:33:20.640 Neden? Allah isârı mükâfâtlandırır da ondan. 00:33:20.965 --> 00:33:28.766 "Bu kulum, kardeşini kendisine tercih etti." der, ona yine mükâfâtını verir. O işin perde arkası. 00:33:28.977 --> 00:33:35.937 Ama hem dünyevî konuda; "Al kardeşim, ben yemeyeyim, sen doy; ben giymeyeyim, sen giy; 00:33:36.367 --> 00:33:43.344 ben ıslanayım, sen ıslanma; ben öleyim, sen yaşa." diyecek; hem de âhiret konusunda; 00:33:43.547 --> 00:33:47.481 "Sevabı sen al, ziyanı yok, ben geride kalayım, sen daha çok sevap kazan. 00:33:47.591 --> 00:33:51.943 Ziyanı yok, ben ikinci, üçüncü kalayım." diyebilecek; îsâr budur. 00:33:52.240 --> 00:33:53.585 Niye bunu tarif ediyor? 00:33:53.874 --> 00:33:58.819 Tasavvufta îsâr önemlidir, yüksek şahsiyetlerin huyudur 00:33:59.280 --> 00:34:02.400 ve dervişlerin bu huya sahip olması lazımdır. 00:34:02.679 --> 00:34:08.362 Bir derviş îsâr zihniyetine sahip değilse olgun derviş olamaz da ondan. 00:34:08.886 --> 00:34:13.865 Dervişin sahip olması gereken huylardan bir tanesi îsâr'dır. 00:34:14.623 --> 00:34:19.509 Kardeşlerini hem âhiret konularında, sevap konularında, hem dünya konularında, 00:34:19.548 --> 00:34:22.871 maddiyat konularında kendisinden öne geçirecek. 00:34:23.129 --> 00:34:26.183 İki insan bir memuriyete talip olacaklar. 00:34:27.890 --> 00:34:30.501 İki kardeş, ne yapacak? "Buyur, sen geç." diyecek. 00:34:31.751 --> 00:34:36.351 "E sen ne olacaksın?" "Ben başka bir şeye bakarım." 00:34:38.480 --> 00:34:44.960 Ebû Hafs-ı Haddâd hazretleri bitti. Nişâbur şehrinden Ebû Hafs-ı Haddâd. 00:34:45.450 --> 00:34:48.712 Ne kadar güzel sözlerini okuduk. 00:34:48.844 --> 00:34:53.226 Ne kadar derin bir şahsiyeti olduğunu, 00:34:53.500 --> 00:35:03.400 ne kadar İslâm'ı candan yaşamak isteyen ve bunu gösteren bir kimse olduğunu gördük. 00:35:03.652 --> 00:35:13.640 Şimdi 16. şahsiyet başlıyor. 16. kişi, kitabın 16. terceme-i hali, 16. konusu. 00:35:13.635 --> 00:35:24.390 Hamdûn el-Kassâr; yine bu Ebû Hafs-ı Haddâd'ın şehrindendir. 00:35:24.142 --> 00:35:31.857 Ve minhüm Hamdûnü'bnü Ahmede'bne İmâra, Ebû Sâlihini'l-Kassâru'n-Neysâbûriyyü. 00:35:32.763 --> 00:35:43.678 Minhüm. "Allah'ın sevgili kullarından birisi de Hamdûn b. Ahmed b. İmâre'dir." 00:35:43.920 --> 00:35:47.480 Dedesinin adı İmâre, babasının adı Ahmet, kendisinin adı Hamdûn, 00:35:48.356 --> 00:35:56.311 künyesi Ebû Salih, "Salih'in babası" demek. Nisbesi; en-Nisâburi. 00:35:56.381 --> 00:35:58.585 Ne demek? "Nişâburlu" demek. 00:35:59.228 --> 00:36:02.812 Nişâbur da Horasan'da çok önemli bir şehir. 00:36:03.531 --> 00:36:08.456 Araplar Horasan'ı fethettiği zaman oraya ordugâh, kışla yapmışlar. 00:36:09.714 --> 00:36:14.637 Orası müslümanların kalesi. Nişâbur, Horasan'da önemli bir yer. 00:36:14.816 --> 00:36:18.508 Oradan çok alimler yetişmiş; İslâm etrafa oradan yayılmış. 00:36:19.102 --> 00:36:22.310 Şeyhü ehli'l-melâmeti bi-Neysâbûra. 00:36:22.600 --> 00:36:31.400 "Hamdûn el-Kassâr, Nişâbur şehrinde melâmet ehlinin şeyhi idi, üstadıydı." 00:36:32.169 --> 00:36:35.151 Ve minhü inteşere mezhebü'l-melâmeh. 00:36:35.541 --> 00:36:46.626 "Melâmet neşesi, yolu, anlayışı, - burada mezhebi diyor - ondan neşet etti." 00:36:47.267 --> 00:36:52.813 Bu melâmet, tasavvufta önemli bir yol ve koldur. 00:36:53.133 --> 00:37:01.300 Önemli bir zihniyettir. Melâmet ehline melâmî derler. 00:37:02.347 --> 00:37:04.698 Melâmet kelimesi nereden gelir? 00:37:05.760 --> 00:37:13.296 Levm kelimesinden gelir. Bunun mastar-ı mîmisi; "melâm ve melâmet." 00:37:13.898 --> 00:37:18.754 Arefe fiilinden, "irfân ve mârifet" gibi. 00:37:19.400 --> 00:37:28.400 Lame, yelümü, levm. Levm ve melâmet. Melâmet; "ayıplamak, kınamak" demek. 00:37:28.719 --> 00:37:35.948 Tasavvufun içinde ehl-i melamet var, melâmî meşrep insanlar var. 00:37:36.245 --> 00:37:37.726 Bunların zihniyeti nedir? 00:37:38.429 --> 00:37:49.854 Bu şahıslar ihlâsa, ameli sırf Allah rızası için yapmaya çok önem veriyorlar. 00:37:50.970 --> 00:37:53.955 Riyakârlığa düşmemeye çok dikkat ediyorlar. 00:37:54.200 --> 00:37:59.330 Eski zamanlarda bir adam varmış; büyük bir zât. 00:37:59.486 --> 00:38:10.409 Her gün namazı camide, birinci safta imamın arkasında kılarmış. Her gün böyle yapıyor. 00:38:10.520 --> 00:38:16.240 Demek ki camiye erken geliyor; orayı, en sevaplı yeri kazanıyor. 00:38:16.640 --> 00:38:23.480 Her gün orada kılarmış. Senelerce bu böyle devam etmiş de, bir gün bir mazereti olmuş. 00:38:23.520 --> 00:38:29.169 İnsan, olur ya hani, midesi bulanır, abdesti tutmaz, kusar, yeniden abdest alması gerekir, 00:38:29.200 --> 00:38:34.280 burnu kanar filan ne sebeple ise camiye yetişememiş. 00:38:36.380 --> 00:38:45.289 Abdesti geç almış, camideki alışkın olunan yerine yetişememiş; en ön safı başkası kapmış. 00:38:46.286 --> 00:38:51.655 Namaza başlanmış. Bu, ta en arka safta namaz kılmış. 00:38:52.228 --> 00:38:56.471 Böyle haller olur mu? Olabilir. Böyle bir hal hepimizin başına gelebilir. 00:38:56.831 --> 00:39:03.905 Bu, en arkada namaz kılınca hem üzülmüş hem de korkmuş: 00:39:03.935 --> 00:39:07.353 "Eyvah! Beni burada görürlerse ne derler. 00:39:08.880 --> 00:39:15.200 'Bu mübarek zât, çok büyük alim, hep en önde namaz kılardı. 00:39:15.289 --> 00:39:26.213 En arka safta namaz kılıyor, vay be!' diye beni ayıplarlar." diye, içine bir ürküntü gelmiş. 00:39:26.283 --> 00:39:31.258 İnsanların kendisini görüp de ayıplamasından, bir an içine böyle bir düşünce gelmiş. 00:39:31.960 --> 00:39:42.360 "Keşke kimse görmese de, belli olmasa" diye, insanların, en arka safta namaz kıldığını görmesini, bilmesini istememiş. 00:39:42.880 --> 00:39:45.480 Çünkü hep en ön safta namaz kılıyordu. 00:39:47.225 --> 00:39:52.214 Sonra kendi kendine birden bir şimşek çakmış kafasında, bir düşünmüş: 00:39:52.280 --> 00:39:58.280 "Aa! Ben ne yapıyorum; insanlardan çekiniyorum ve utanıyorum. 00:39:58.859 --> 00:40:03.259 Niçin utanıyorum? En ön safta namaz kılamamışım da, en arka safta 00:40:03.480 --> 00:40:07.440 hani havâî, mahallenin, öyle sünnete pek itibar etmeyen, 00:40:07.621 --> 00:40:15.565 arka safta namazı kılıp fırt kaçan haylazlarının safında, orada namaz kılmaktan utanıyorum. 00:40:15.635 --> 00:40:17.657 Kimden utanıyorum? İnsanlardan utanıyorum. 00:40:18.142 --> 00:40:21.894 Neyi istiyorum? Beni en ön safta görmelerini. 00:40:22.222 --> 00:40:28.340 Demek ki insanların benim iyi ibadet etmemi görmelerini istiyorum. 00:40:28.819 --> 00:40:36.468 Demek ki kötü bir durumda olmamı görmelerini istemiyorum. Demek ki bende gösterişçilik var. 00:40:37.156 --> 00:40:41.884 Demek ben insanların fikrine önem veriyormuşum. Demek ki ben riyakârmışım. 00:40:42.120 --> 00:40:47.160 Demek ki benim ömrüm boyunca en ön safta namaz kılmam insanlara gösteriş içinmiş; 00:40:47.200 --> 00:40:52.120 içimde gizlice bu arzu varmış." diye kendi kusurunu yakalamış. 00:40:52.280 --> 00:40:54.680 O düşüncesinin hatalı olduğunu anlamış da; 00:40:54.720 --> 00:40:59.360 "Benim bu namazlar olmadı." diye bütün ömrü boyunca kıldığı namazları ödemeye, kaza etmeye başlamış! 00:40:59.200 --> 00:41:05.360 Bu gibi şeyler başka türlü anlaşılmaz da, misal ile anlatmaya çalışacağım. Bir başka misal: 00:41:06.133 --> 00:41:14.818 Bayezid-i Bistâmî, bizim silsilemizde adı geçen şeyhlerimizden, 00:41:16.625 --> 00:41:27.297 otuz yıl peş peşe, her sene haccetmiş. Hem de her haccını yaya olarak yapmış! 00:41:29.700 --> 00:41:30.525 Yaya olarak haccetmek ne demek? 00:41:31.960 --> 00:41:37.800 "Her attığı adıma yedi yüz Mekke hasenesi verilecek." demek. 00:41:37.680 --> 00:41:41.800 Mekke hasenesi, başka yerlerin hasenesine göre yüz bin misli fazla. 00:41:42.399 --> 00:41:46.806 Adımcık adımcık hacca giderken her adımına yetmiş milyon hasene veriliyor. 00:41:47.267 --> 00:41:50.452 Peygamber Efendimiz'in bir sözünü size hatırlatmak isterim. 00:41:51.233 --> 00:41:53.926 Kelimeleri bilmediğiniz için meseleyi anlayamazsınız. 00:41:54.941 --> 00:42:03.744 "Allah, bir kulun bir tek hasenesini kabul ediverse cennete girer." diyor Peygamber Efendimiz. 00:42:05.330 --> 00:42:08.429 Bir hasenesi bile kulun cennete girmesine yeter. 00:42:08.983 --> 00:42:12.729 Her attığı adımda yedi yüz Mekke hasenesi kazanıyor. 00:42:12.886 --> 00:42:18.790 Yedi yüz çarpı, yüz bin Mekke hasenesi. "Yüz bin misli" demek. Ne demek? 00:42:18.360 --> 00:42:22.680 Yetmiş milyon. Attığı her adımda böyle sevaplar kazanıyor. 00:42:22.992 --> 00:42:28.581 Otuz sene böyle adımcık adımcık yetmiş milyon, yetmiş milyon kazana kazana haccetmiş. 00:42:30.155 --> 00:42:34.654 Kuvvetli hafızmış. Her gün de ezberinden bir hatim indirirmiş. 00:42:33.640 --> 00:42:40.240 Arafat'a çıkmışlar. Arafat'ta vakfede iken içinden bir ses gelmiş: 00:42:43.800 --> 00:42:50.960 "Ey Beyazıt! Ne mutlu sana ya, otuz yıl yaya olarak haccettin, bu kadar sevap kazandın! 00:42:51.319 --> 00:42:54.720 Her gün de hatim indirdin, şu kadar sevap kazandın. 00:42:54.480 --> 00:43:03.452 Artık yaşadın be, ne mutlu sana, ne çok ibadet ettin!" diye içinden bir düşünce gelmiş. 00:43:03.760 --> 00:43:08.200 Şeytanın işi yok; böyle zararlı fikirleri insanın kafasına sokuyor. 00:43:08.840 --> 00:43:17.800 Şöyle bir düşünmüş; insanın ibadetini sevmesi, beğenmesi, ibadetine mağrur olması doğru değil. 00:43:19.840 --> 00:43:25.000 Hemen; "Ey nâs! Ey insanlar!" demiş. Herkes, "Buyur." demişler. 00:43:25.844 --> 00:43:30.765 "Otuz yıl yaya olarak haccettim ve her gün hatim indirdim. 00:43:31.101 --> 00:43:35.440 Bunların sevabını satıyorum. Yok mu alan?" demiş. 00:43:36.395 --> 00:43:40.603 Herkes birbirine bakmış. Güneş mi vurdu Beyazıt'ın başına, bu ne biçim şey. 00:43:40.688 --> 00:43:46.384 Çünkü "Sevap veriyorum." dedin mi, verilir; şakası yok. Allah'ın işlerinde şaka olmaz. 00:43:46.884 --> 00:43:52.660 "Sevabı veriyorum." dedin mi, gider. Oyuncak değil bu. Birbirlerinin yüzlerine bakmışlar. 00:43:52.152 --> 00:43:56.417 Bir şey de diyememişler. Oradaki börekçi demiş ki; 00:43:56.800 --> 00:44:03.160 "Tamam, ben müşteriyim, alıyorum. Kaça?" "Ver birkaç börek." demiş. 00:44:04.282 --> 00:44:10.210 O börekçi, çörekçi üç tane çörek vermiş. Beyazıt da; "Tamam, sattım." demiş. 00:44:11.218 --> 00:44:20.360 Orada bir köpek duruyormuş; o çöreklerin birisini köpeğin önüne atmış. Köpek onu yutmuş. 00:44:21.186 --> 00:44:27.500 Şu kadarcık çörek, poğaça, ne olacak.. Yine bakınıyor. Ötekisini de atmış; onu da yutmuş. 00:44:27.961 --> 00:44:30.160 Üçüncüyü de atmış; onu da yutmuş. 00:44:30.586 --> 00:44:41.960 Otuz yıllık haccının sevabını, şu kadar hafızlık hatminin sevabını verdi, üç tane çörek aldı. 00:44:42.700 --> 00:44:43.667 Çöreği de köpeğe verdi. 00:44:46.229 --> 00:44:53.345 Kendi kendine demiş ki; "Ey Beyazıt kaldın mı şimdi ortada? Var mı bir sevabın? Yok. Verdin. 00:44:53.720 --> 00:44:56.840 Hiçbir şeyin yok. Hadi bakalım, şimdi ne yapacaksan yap!" 00:44:59.470 --> 00:45:04.620 İbadetine mağrur olmak fena olduğundan, kendisini ondan kurtarmak için böyle yapıyor. 00:45:04.795 --> 00:45:07.663 Cesaret işi; bu işler öyle kolay işler değil! 00:45:08.380 --> 00:45:10.824 "Ey nefsim, hadi bakalım, şimdi ne yapacaksan yap!" demiş. 00:45:11.800 --> 00:45:15.760 "Şimdi neye mağrur olacaksın bakalım? Allah'ın rahmetinden başka seni kurtaracak bir şey var mı?" 00:45:16.920 --> 00:45:17.880 Neden böyle yapıyor? 00:45:17.960 --> 00:45:19.440 Muhterem kardeşlerim! 00:45:20.800 --> 00:45:22.600 Bizim dinimiz çok ince; herkes anlayamaz. 00:45:22.680 --> 00:45:27.800 Bizim bu kitabın konusu dolayısıyla ister istemez böyle ince konulara giriyoruz. 00:45:27.316 --> 00:45:32.430 Bunlar herkesin anlayacağı şeyler değil. Bayezid-i Bistamî neden böyle yapıyor? 00:45:32.468 --> 00:45:37.969 Benî İsrail'den bir âbid varmış. 00:45:39.200 --> 00:45:45.840 Dağ başına çekilmiş bütün ömrü boyunca mağarada Allah'a ibadet etmiş, 00:45:46.257 --> 00:45:53.924 günahlara bulaşmamaya çalışmış, sonra ölmüş. Ölünce Allahu Teâlâ hazretleri ona buyurmuş ki; 00:45:54.000 --> 00:46:07.400 "Ey kulum, sana rahmetimle mi muamele edeyim, yaptığın ibadetlerin karşılığını mı vereyim?" 00:46:08.610 --> 00:46:11.128 E adam, aklın varsa Allah rahmetiyle muamele edecek; 00:46:11.240 --> 00:46:13.680 "Rahmetini isterim yâ Rabbi! 00:46:14.440 --> 00:46:22.280 Rahmetinle muamele et." desene. Allah rahmetiyle muamele ederse rahmet ederse yetmez mi? 00:46:23.151 --> 00:46:27.392 O da demiş ki; "Yâ Rabbi! Ömrümce sana hiç âsi olmadım, hiç günaha dalmadım, 00:46:27.845 --> 00:46:33.864 ömrümü gece gündüz ibadetle geçirdim. Sen de mahrum etmezsin. 00:46:34.400 --> 00:46:36.432 Hani zerre kadar hayrı olsa mükâfatını verirsin. 00:46:36.464 --> 00:46:40.900 İbadetlerimin sevabını ihsan et yâ Rabbi!" demiş. "Peki kulum." 00:46:40.543 --> 00:46:50.242 Allahu Teâlâ hazretleri ibadetlerinin sevabını vermiş. Teraziye koymuşlar, bayağı bir amel tabii. 00:46:51.150 --> 00:46:53.139 Allahu Teâlâ hazretleri buyurmuş ki; 00:46:53.318 --> 00:47:00.134 "Ey meleklerim! Şimdi bu tarafa da benim şu kuluma verdiğim göz nimetinin kıymetini koyun bakalım." 00:47:00.880 --> 00:47:08.160 Bir göz nimetini koymuşlar, bütün bu ibadetler havada kalmış, göz nimeti hepsini bastırmış. 00:47:08.347 --> 00:47:09.347 Ne demek? 00:47:09.573 --> 00:47:16.709 Bir insan ne yaparsa yapsın, Allah'ın verdiği göz nimetinin, görme nimetinin bedelini bile ödeyemez. 00:47:17.252 --> 00:47:20.187 Ödeyebilir mi? Bir âmâ insana sorun bakalım. 00:47:20.882 --> 00:47:25.600 Çocuğu hasta oluyor da, baba diyor ki; "Tek benim çocuğum iyi olsun. 00:47:25.655 --> 00:47:31.145 Avrupalara gideyim, Amerika'ya gideyim, fabrikamı satayım. Yeter ki çocuğum sıhhatli olsun." 00:47:31.901 --> 00:47:34.182 Bir gözün nimeti ödenmez. 00:47:34.524 --> 00:47:40.393 Onun için Peygamber Efendimiz buyurdu ki; "Hiçbir kimseyi ameli cennete sokmayacak." 00:47:40.880 --> 00:47:44.920 "Seni de mi yâ Resûlallah?" "Evet, beni de. Allah, hepimizi rahmetiyle cennetine sokacak." 00:47:45.323 --> 00:47:51.489 Bizim yaptığımız bu ibadetler beş para etmez. Bizimkiler değil, herkesin yaptığı beş para etmez. 00:47:51.598 --> 00:47:58.378 Çünkü gücü kuvveti veren Allah, koruyan Allah, sıhhat veren, akıl fikir veren Allah'tır. 00:47:58.534 --> 00:48:02.773 Her şeyimiz O'ndandır. İbadetlerimiz de O'nun dergâhına layık değil. 00:48:02.906 --> 00:48:08.373 Onun dergâhına layık ibadet yapmaya biz takat getiremeyiz. Haddimizi bileceğiz. 00:48:08.550 --> 00:48:12.213 Biz ibadetleri neden yapıyoruz? "Allah emretti." diye yapıyoruz. 00:48:12.807 --> 00:48:16.513 Allah'ın rahmetini dileriz. Yoksa tutulacak yanımız yoktur. 00:48:16.982 --> 00:48:21.941 Bizi kurtaracak bir çare yoktur. Bizi kurtarırsa Allah'ın rahmeti kurtarır. 00:48:22.200 --> 00:48:30.520 Onun için Bayezid-ı Bistamî öyle yaptı. "Seni nankör nefis seni! Hani sen ibadetini bir şey sandın. 00:48:30.964 --> 00:48:36.572 İçine böyle bir duygu geldi. Ben seni o ibadetlerden mahrum bırakayım da gör!" dedi. 00:48:36.744 --> 00:48:41.471 İbadetlerini sattı, cascavlak kaldı. Allah'ın rahmetine muhtaç. 00:48:41.713 --> 00:48:43.327 O zaman boynunu bükecek, ne diyecek? 00:48:43.710 --> 00:48:53.438 "Yâ Rabbi! Hiç bir şeyim yok. Âcizim, nâçizim, elim boş, yüzüm kara, hiçbir şeyim yok yâ Rabbi! 00:48:53.526 --> 00:48:56.708 Ancak senin rahmetin var. Aman yâ Rabbi!" diyecek. 00:48:57.117 --> 00:49:05.225 O zaman Allah'ın rahmetine böyle candan sarılması, insanın ibadetine mağrur olmasından daha iyidir. 00:49:05.825 --> 00:49:07.265 Bütün bunları neden anlattım? 00:49:07.760 --> 00:49:13.800 İnsanın ibadetine mağrur olması iyi değildir. Ama ekseriyetle insanlarda bu arzu vardır. 00:49:14.274 --> 00:49:20.271 Yaptığı hayrı göstermek, yaptığı hayra isim, imza atmak ister. 00:49:20.794 --> 00:49:26.768 "Başkaları bilsin, alkışlasın, 'Aferin' desin." ister. Mevki, makam, iltifat, şöhret ister. 00:49:27.730 --> 00:49:36.751 Bu; hocalarda da vardır, şeyhlerde de vardır, sultanlarda da vardır, herkeste vardır. 00:49:37.228 --> 00:49:44.805 Bunların önemsizliğini anlayıp bunlardan geçebilmek, kolay bir şey değildir. 00:49:45.717 --> 00:49:49.164 Bir de, insanoğlu umumiyetle nasıldır? 00:49:49.524 --> 00:49:53.896 Yaptığı ibadetleri göstermek ister de, yaptığı kabahatleri saklar. 00:49:54.201 --> 00:49:59.156 Kimden saklıyorsun? İnsanlardan. Allah görmüyor mu? Görüyor. 00:49:59.600 --> 00:50:05.280 Sen Allah'ın gördüğü günahı, Allah'ın gördüğünü bile bile işliyorsun, 00:50:05.365 --> 00:50:08.781 utanmıyorsun da, insanlar duyacak diye utanıyorsun ha! 00:50:09.781 --> 00:50:13.881 Böyle samimiyet mi olur? Kuldan utanıyor, Allah'tan utanmıyor. 00:50:14.364 --> 00:50:17.233 Ve tahşe'n-nâse vallâhu ehakku en tahşâhü. 00:50:17.491 --> 00:50:22.194 İnsanlardan korkuyorsun; Allah'tan korkman daha uygun değil mi? 00:50:23.206 --> 00:50:33.528 "Binaenaleyh, riyâ, ameline güvenmek doğru değil. Günahını saklamak da doğru değil." diyorlar. 00:50:33.610 --> 00:50:38.768 "Allah'ın bildiğini kuldan ne saklayayım? 00:50:40.846 --> 00:50:47.291 İşte ben şöyle perişanım, şöyle günahkârım, böyle zalimim, böyle kötüyüm." 00:50:48.240 --> 00:50:52.320 Melâmet ehli bunları söylerler. Neden? Allah biliyor. 00:50:52.802 --> 00:50:58.213 "Ey nefsim, ibadetinin söylenmesini istiyorsun değil mi? Kaç defa hacca gittin? 00:50:58.494 --> 00:51:03.660 Söyle bakalım, kaç cami yaptırdın? Söyle bakalım, kaç yetime baktın? Kaç okul yaptın? 00:51:03.855 --> 00:51:09.254 Ne kadar zekât verdin? Söyle bakalım, hoşuna gidiyor. Hadi bakalım, bir de günahını söyle. 00:51:10.683 --> 00:51:15.745 Yaptığın hataları, kimsenin bilmesini istemediğin hataları ortaya dök bakalım!" Dökemez. 00:51:16.463 --> 00:51:18.290 Bunlar diyorlar ki; "Dökmemiz lazım. 00:51:19.790 --> 00:51:24.480 Madem günahtır; ya işlemeyelim, ya da günahımızı dahi insanlardan saklamayalım." 00:51:24.964 --> 00:51:29.533 Binaenaleyh, çok samimi oluyor, açık kalpli oluyor, dobra dobra söylüyor. 00:51:29.720 --> 00:51:34.720 "Ben zalim, bir zaman şöyle etmiştim, böyle etmiştim.." diye açık kalplilikle söylüyor. 00:51:35.386 --> 00:51:40.963 Tabi yapmamaya da çalışıyor ama yapmış olduğunu da söylüyor. 00:51:41.237 --> 00:51:47.900 Melâmet bu. Acayip bir meslektir. Acayip bir neşedir, melâmet neşesi. Garip bir haldir. 00:51:47.332 --> 00:51:55.215 Melâmet ehlini herkes anlayamaz. "Seni zındık seni! Seni kâfir, günahkâr, seni zalim!" derler, 00:51:55.379 --> 00:51:57.940 döverler söverler ama onların aldırdığı yoktur. 00:51:58.100 --> 00:52:02.285 Çünkü onlar Allah'a ihlâsla kulluk etmek istiyor, riyâdan kaçmak istiyor. 00:52:02.621 --> 00:52:04.370 Riyâdan kaçmak için bunu yapıyor. 00:52:04.464 --> 00:52:10.769 İşte bu mesleğin, bu neşenin kurucusu Hamdûn el-Kassâr'dır. 00:52:11.000 --> 00:52:14.320 Şimdi hayatını okumaya başladığımız zâttır. 00:52:14.657 --> 00:52:21.447 Bu zât, Ebû Salih künyeliymiş ve Nişâbur şehrindenmiş. 00:52:22.763 --> 00:52:25.616 Sahibe Selme'bne'l-Haseni'l-Bârûsiyye. 00:52:26.405 --> 00:52:31.789 "Selmebne'l-Hasen el-Bârûsî'ye yetişti. Onun sohbetinden istifade etti." 00:52:31.930 --> 00:52:34.708 Ondan feyz alma durumu var. 00:52:35.200 --> 00:52:41.708 Ve Ebâ Türâbini'n-Nahşebiyye. "Nahşebli Ebû Turab'la sohbeti var; bu zât ondan feyz almış." 00:52:42.208 --> 00:52:48.453 Ve Alliyeni'n-Nasrâbâziyye. "Ali en-Nasrâbâzî'nin sohbetlerinde bulunmuş. 00:52:49.808 --> 00:52:51.631 Büyük şahıslar kimlerden öğreniyor? 00:52:51.760 --> 00:52:54.840 Tasavvufu büyük şahsiyetlerden öğreniyor. Onlardan yetişiyor. 00:52:54.929 --> 00:52:57.656 Onlar, keskin şekilde onları terbiye ediyor. 00:52:57.898 --> 00:53:05.168 Ve kâne âlimen fakîhen. "Bu Hamdûn el-Kassâr, alim insandı, fakîh insandı." 00:53:05.277 --> 00:53:08.781 Dini çok iyi bilen, fıkhı çok iyi bilen bir insandı. 00:53:09.398 --> 00:53:15.434 Yezhebü mezhebe's-Sevriyyi. "Süfyan es-Sevrî hazretlerinin mezhebine tâbi idi. 00:53:16.730 --> 00:53:17.404 Onun yolunda giderdi." 00:53:17.693 --> 00:53:22.458 Biliyorsunuz Süfyan es-Sevrî hazretleri de hak mezheplerden birisinin sahibiydi ama 00:53:22.778 --> 00:53:29.893 onun mezhebi devam etmedi. İmâm-ı Âzam, İmâm Şâfî, Ahmed b. Hanbel, 00:53:29.960 --> 00:53:34.760 İmâm-ı Mâlikî'nin mezhepleri bugüne kadar yürüdü de, onun mezhebi devam etmedi. 00:53:34.953 --> 00:53:45.330 Ama evliyâullahtandı. Çok ciddi bir insandı. Onun da çok menkıbeleri vardır. 00:53:45.377 --> 00:53:47.932 Benim en çok hoşuma giden menkıbelerinden birisi şudur: 00:53:48.846 --> 00:53:59.000 Kitâbü'z-Zühdü ve'r-Rakâik isimli eserini neşrettiğimiz Abdullah b. Mübârek hazretleri var. 00:53:59.439 --> 00:54:05.731 O hadisçi olduğu için camide, evinde hadis okurmuş. 00:54:06.340 --> 00:54:11.328 Bu Süfyan es-Sevrî de çok büyük alim olmasına rağmen onu dinlemeye gelirmiş. 00:54:11.883 --> 00:54:16.557 Bir gün bizim Abdullah b. Mübârek hazretlerine diyor ki; 00:54:17.198 --> 00:54:22.190 "Bir daha senin hadis derslerine gelmeyeceğim." 00:54:23.400 --> 00:54:26.800 Abdullah b. Mübârek hazretleri; "Ne oldu?" diyor. 00:54:26.771 --> 00:54:29.525 "Sen, cariyelerini terbiye etmemişsin. 00:54:30.298 --> 00:54:36.516 Evinde ders veriyorsun, ben eve girerken dam üstünden bana kaş göz işareti yapıyorlar, 00:54:36.594 --> 00:54:38.635 göz kırpıyorlar; 'Gel bizim yanımıza.' diyorlar." diyor. 00:54:40.416 --> 00:54:43.240 Abdullah b. Mübârek hazretleri, hiç sesini çıkarmamış. 00:54:43.813 --> 00:54:48.890 O öyle kızmış, bağırmış, çağırmış; Abdullah b. Mübârek hazretleri gık dememiş. 00:54:48.386 --> 00:54:56.476 Süfyan es-Sevrî biraz sonra gitmiş. Abdullah b. Mübârek hazretleri yanındaki ihvanına; 00:54:56.749 --> 00:55:05.481 "Kalkın, Süfyan es-Sevrî hazretlerinin vefatı olmuştur, gidelim cenaze namazını kılalım." demiş. 00:55:07.200 --> 00:55:08.560 "Nereden bildin?" demişler. 00:55:09.954 --> 00:55:16.595 "O demin; 'Senin evine gelirken dam üstünden, cariyelerin 00:55:16.821 --> 00:55:21.540 'Gel bize, seni özlüyoruz, yanımıza gel.' diye söyledi. 00:55:21.492 --> 00:55:24.466 Benim evimde cariye filan yok, o hurîleri görmüş." demiş. 00:55:25.240 --> 00:55:26.999 Evinde cariye filan yokmuş. 00:55:27.703 --> 00:55:33.365 Hurîler de ona "Gel" diye ne zaman derler, ne zaman görünürler? Hayatı bittiği zaman. 00:55:33.412 --> 00:55:36.262 "Gel artık, dayanamıyoruz sana. Biz senin hurîleriniz. 00:55:36.629 --> 00:55:39.947 Cennette köşklerinin hizmetçileriniz. Gel artık!" demişler. 00:55:40.320 --> 00:55:46.880 O da; "Dünyadaki bir cariye kendisini çağırıyor." diye kızıyor; kendisini kötü flörte çağırıyor sanıyor. 00:55:47.431 --> 00:55:50.536 Gitmişler, hakikaten vefat etmiş. Cenaze namazını kılmışlar. 00:55:50.598 --> 00:55:53.267 Süfyan es-Sevrî hazretleri öyle bir insan. 00:55:53.699 --> 00:55:58.883 Bir gün evde, karanlıkta ceketini ters giymiş, dışarıya çıkmış. 00:55:59.800 --> 00:56:03.957 Astarı dışarıda, yüzü içeride, ceketi ters. Birisi yanaşmış, demiş ki; 00:56:04.000 --> 00:56:12.720 "Hocam, ya imam! -imam, önder demek- Hırkayı ters giymişsiniz." "Değiştirin." demek istemiş. 00:56:12.800 --> 00:56:14.120 Onun yüzüne şöyle bakmış: 00:56:14.414 --> 00:56:17.710 "Ben o hırkayı Allah rızası için giymiştim. 00:56:17.200 --> 00:56:21.720 Allah rızası için giydiğim hırkayı, kul rızası için çıkarmam!" demiş. 00:56:22.473 --> 00:56:25.293 Varsın "Ters giymiş." desinler, "deli" desinler, "divane" desinler. 00:56:25.597 --> 00:56:28.610 Adamların mantıklarına bak! Sen neden giyiniyorsun? 00:56:29.493 --> 00:56:33.626 "Avretlerim örtülsün, Allah razı olsun." diye giyiniyorum. 00:56:34.400 --> 00:56:39.800 Biz niye giyiniyoruz? Sen niye yemek yiyorsun? 00:56:39.840 --> 00:56:43.280 "Güç kuvvet kazanayım da Allah'a ibadet edeyim." diye yemek yiyorum. 00:56:43.880 --> 00:56:46.160 Niye örtünüyorsun, giyiniyorsun? 00:56:47.440 --> 00:56:51.240 Şimdi ben Allah rızası için hırka giymişim, ters olmuş, düz olmuş, ne olursa olsun. 00:56:51.720 --> 00:56:57.360 Allah rızası için giydiğim hırkayı çıkaracağım, kul rızasını kazanmak için ters çevireceğim. 00:56:57.520 --> 00:57:01.760 "Ben, Allah rızası için giydiğim hırkayı, kul rızası için çıkarmam!" demiş. 00:57:03.640 --> 00:57:12.600 Adamlar ters gibi, ama mantıkları, Allah sevgileri sağlam. Çok ciddi insanlar. 00:57:12.840 --> 00:57:16.800 Onun mezhebini takip edermiş. 00:57:16.120 --> 00:57:21.440 Bu Hamdûn el-Kassâr, fakihti ya, fıkıhta imamı, Süfyan es-Sevrî hazretleriymiş. 00:57:21.520 --> 00:57:24.680 Bizim imamımız kim? Ebû Hanife hazretleri. 00:57:24.920 --> 00:57:27.600 Onun imamı kimmiş? Süfyan es-Sevrî hazretleri. 00:57:28.320 --> 00:57:37.800 Ve tarîkatühû tarîkatün ihtessa hüve bihâ. "Kendisinin tarikati, yolu da, kendisine mahsus imiş." 00:57:38.160 --> 00:57:48.960 Ve lem ye'huz anhü tarîkatehû ehadün min ashâbihî ke-ahzi Abdullahi'bni Muhammedi'bni Münâzil, sâhibihi anhü. 00:57:49.000 --> 00:57:53.480 "Etrafındaki insanlardan hiç kimse, bunun bu meşrebini, neşesini, 00:57:53.520 --> 00:57:58.280 bu adı geçen Abdullah b. Muhammed b. Münâzil kadar sağlam bir şekilde almadı." 00:57:58.680 --> 00:58:14.440 Demek ki en iyi talebesi, Abdullah b. Muhammed b. Münâzil imiş. Bunun fikirlerini en iyi o almış. 00:58:16.144 --> 00:58:21.383 Tüveffiye Ebû Sâlihin Hamdûnü, senete ihdâ ve seb'îne ve mieteyn. 00:58:21.789 --> 00:58:28.808 "Bu Ebû Salih künyeli Hamdûn el-Kassâr, 271 hicrî senesinde vefat etti." 00:58:29.894 --> 00:58:37.508 Bi-Neysâbûr. "Nisâbur'da vefat etti." Ve düfine fî makbereti'l-hîreh. "Hire makberesine gömüldü." 00:58:37.960 --> 00:58:42.000 Nişâbur'daki Hire kabristanına gömülmüş. 00:58:42.920 --> 00:58:48.520 Ve esnede'l-hadîs. "Bu Hamdûn el-Kassâr'ın bir de hadis râviliği var." 00:58:48.804 --> 00:58:52.810 Sıradan bir insan değil; alim, fakih, hadis râviliği de var. 00:58:52.160 --> 00:58:54.000 Fâtihâ-i Şerîfe mea'l-Besmele.