WEBVTT 00:00:00.400 --> 00:00:02.640 Bismillâhirrahmânirrahîm. 00:00:02.640 --> 00:00:09.200 el-Hamdü li'llâhi rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. 00:00:09.560 --> 00:00:13.480 Kema yenbeğî li-celâli vechihî ve li-azîmi sultânih. 00:00:13.680 --> 00:00:17.840 Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîn 00:00:18.000 --> 00:00:23.320 ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn. 00:00:23.400 --> 00:00:27.680 Emma bâ'd: Aziz, muhterem ve sevgili kardeşlerim! 00:00:27.760 --> 00:00:36.760 Çok kıymetli bir alimin, Ebû Abdirrahman es-Sülemî'nin yazmış olduğu, 00:00:37.320 --> 00:00:46.720 çok değerli, mümtaz bir kitap olan Tabakâtü's-Sûfiyye'yi okuyoruz. 00:00:48.680 --> 00:01:04.680 Bu büyük alim tasavvuf büyüklerinin hayatlarını ve mübarek fikirlerini toplamış, böyle bir eser meydana getirmiş. 00:01:07.400 --> 00:01:18.800 Bu eseri, çok kıymetli bir Mısırlı profesör de çok güzel ilaveler, dipnotlar, açıklamalar yaparak neşre hazırlamış. 00:01:19.760 --> 00:01:27.320 Eser, Türk dilimize henüz tercüme edilmemiş bir kaynak eser olduğu için, 00:01:27.800 --> 00:01:37.840 "Tasavvuf konusunda en salahiyetli, en meşhur, en büyük, en kıymetli şahısların sözlerini, 00:01:37.920 --> 00:01:44.320 fikirlerini buradan öğrenebiliriz." diye, bu kitabı okumaya başladık. Elhamdülillah, 00:01:44.760 --> 00:01:54.760 136 sayfa okumuşuz, 17 tane tasavvuf yolunun üstadının, 00:01:55.160 --> 00:01:58.840 büyük zâtın hayatını okumuşuz, bitirmişiz. 00:01:58.920 --> 00:02:10.840 18. biyografi, Ahmed b. Âsımini'l-Antâkî, Antakyalı Ahmed b. Âsım isimli zâtın hayatını, 00:02:14.800 --> 00:02:19.800 güzel nasihatlerini ve fikirlerini okuyacağız. 00:02:14.360 --> 00:02:25.560 "Her konuda, o konuyu en iyi bilen, en salahiyetli, tecrübesi en derin olan, numune teşkil eden, 00:02:25.600 --> 00:02:36.240 herkesin beğendiği, tasvip ettiği, tezkiye ettiği, istifade ettiği insanların eserlerini okumak lazım." diye, 00:02:36.280 --> 00:02:45.720 bu kıymetli eseri seçtik. Çok süzme bir eser. Lüzumsuz ifadeler kullanmamış. 00:02:46.800 --> 00:02:52.760 Her şeyi tartarak, ölçerek söylemiş. Tam ilim adamı üslubuyla yazmış. 00:02:52.960 --> 00:02:55.240 Biz de bundan memnunuz, seviyoruz. 00:02:55.840 --> 00:03:02.120 Onun için kendi yazılmış olduğu dille, Arapça ifadesini de aynen okuyarak; 00:03:02.160 --> 00:03:10.400 "Kardeşlerimiz böyle sağlam bir eseri tanımış olsun." diye size anlatıyoruz. 00:03:09.680 --> 00:03:15.560 Ve minhüm. "Bu tasavvuf büyüklerinden, meşhurlarından birisi de." 00:03:16.280 --> 00:03:25.480 Ahmedi'bnü'l-Âsımini'l-Antâkiyyü. "Antakyalı, Âsım oğlu Ahmed isimli zât-ı muhteremdir." 00:03:25.480 --> 00:03:33.640 diyor müellif. Yazdığı eserin içinde yüz tane biyografi var. 00:03:34.400 --> 00:03:42.560 Mübarek yazar, Ebû Abdirrahman hazretleri güzel bir tertip düşünmüş. 00:03:43.240 --> 00:03:48.120 Sahâbe-i kirâmın hayatını yazmış, tâbiînin hayatını yazmış; 00:03:48.120 --> 00:03:52.960 ondan sonra bunların hayatını yazmış. O eserleri elimizde değil ama 00:03:53.160 --> 00:04:01.360 bu eserinden istifade ediyoruz. Künyetühû Ebû Aliyyin ve yükâlü: 00:04:01.360 --> 00:04:06.800 Ebû Abdillâh. Ve hüve'l-esahhu. "Künyesi, 00:04:08.000 --> 00:04:16.520 'Ebû Ali' veyahut daha sıhhatli rivayete göre 'Ebû Abdillah'dır." 00:04:16.960 --> 00:04:20.400 Araplar bir insanı nasıl isimlendirirler? 00:04:20.440 --> 00:04:27.960 Bir şahsın Muhammed, Ahmed, Âsım, Feyzullah gibi bir ismi olur. 00:04:27.960 --> 00:04:33.320 Sonra "Falanca oğlu filanca" diye babasının ismini de söylerler. 00:04:33.240 --> 00:04:39.280 "Muhammed İbni Abdullah" "Abdullah'ın oğlu Muhammed" diyoruz. 00:04:40.560 --> 00:04:46.880 Baba adıyla söylenince daha iyi tanıtma olmuş oluyor. Araplar'da bu âdet var. 00:04:47.160 --> 00:04:54.920 Türkçemiz'de de var. "Hasan Ağa'nın oğlu Ahmed" dediğimiz gibi. 00:04:55.160 --> 00:05:02.840 Hatta soyadlarında da kullanılıyor, "Falancaoğlu" diye. "Hatibin oğlu", 00:05:02.880 --> 00:05:07.960 "İmamzâde" gibi kelimeler kullanıyoruz. Babasının ismi oluyor, iki. 00:05:09.320 --> 00:05:16.160 Hangi memleketten ise isme bir de o, ekleniyor. Bu neymiş? 00:05:16.200 --> 00:05:24.920 el-Antâkî. "Antakyalıymış." Nereli olduğunu da belirtiyor, üç. 00:05:25.480 --> 00:05:30.400 Mesela ne diyoruz? İmam Buhârî. 00:05:30.400 --> 00:05:36.400 Buhârî, yani Buharalı. Buhâra-ı Şerîf'ten. Yeri de bilmek iyi oluyor. 00:05:36.640 --> 00:05:44.720 Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hadîs-i şerîfinde, birbirlerimizle tanışmamızı tavsiye ediyor. 00:05:44.840 --> 00:05:50.960 "Sevdiğiniz insana sevdiğinizi bildirin ve tanışın. Tanıştığınız zaman da ona adını, 00:05:50.960 --> 00:05:58.120 babasının adını, kabilesini, yerini sorun. Ahbaplığı sağlam yapın. 00:05:58.200 --> 00:06:01.400 Kaybolduğu zaman ararsınız, -'Nerelerde kaldın mübarek? 00:06:01.800 --> 00:06:05.240 Çoktandır seni görmüyorum.' dersiniz,- hastalanırsa ziyaret edersiniz, 00:06:05.240 --> 00:06:08.360 bir hizmetiniz olabilecekse hizmetini yaparsınız." diyor. 00:06:08.800 --> 00:06:16.560 "İnsanın, bir insanı sevip de ismini öğrenmemesi, âcizliktir." diyor. 00:06:17.200 --> 00:06:20.600 Erkeğin acizliğidir. "Falanca şahsı tanıyor musun?" 00:06:21.800 --> 00:06:24.760 "Tanıyorum, camiye geliyor, çok seviyorum." "Kim bu?" 00:06:25.800 --> 00:06:32.160 "Vallahi bilmem, ismini öğrenemedim." Âcizlik bu. Seviyorsan, ismini, cismini, 00:06:32.160 --> 00:06:39.280 nereli olduğunu tam öğren. Evine çağır; en iyi tanışma şekli o. 00:06:39.720 --> 00:06:44.120 "Bu akşam çorbayı bizde içelim." veyahut "Çayı beraber içelim." de. 00:06:44.120 --> 00:06:48.840 Çorba olmazsa çay olur. "Fakirhaneye bir teşrif buyurun." de. 00:06:49.400 --> 00:06:51.400 Birbirinizi böyle tanıyacaksınız. 00:06:51.400 --> 00:06:55.800 Tanımaktan, tanışmaktan maksat muhabbettir. 00:06:56.840 --> 00:07:02.800 Müslüman müslümanı tanıyacak, tanıması bir sevap. 00:07:04.560 --> 00:07:16.000 Hatta hadîs-i şerîflerde müjde var: İnsan yeni bir arkadaş tanıdığı zaman 00:07:16.800 --> 00:07:21.160 "Bir kişi ile daha tanıştı." diye Allah onun mânevî derecesini bir derece yükseltirmiş. 00:07:21.920 --> 00:07:29.960 Bir kişi ile daha tanışırsa, bir derece daha.. Onun için tanışmaya teşvik var. Tanışacağız. 00:07:30.000 --> 00:07:33.160 Bu bir sevap. İkincisi; 00:07:35.440 --> 00:07:42.800 Tanışmaktan maksat, muhabbet etmektir. Birbirimizi seveceğiz. 00:07:42.800 --> 00:07:48.720 Ben hocayım. Allah alnımızın yazısını böyle yazmış. Elhamdülillah, çok şükür. 00:07:49.120 --> 00:07:54.480 Üniversitede hocaydık, profesördük; emekli olduk. Dışarıda hocayız, camide hocayız, 00:07:54.480 --> 00:08:03.880 sarıklı hocayız, cübbeli hocayız. Sırmalı üniversite cübbemiz de var, cami cübbemiz de var. 00:08:03.840 --> 00:08:09.960 Her şeyimiz var. Bize geliyorlar, soruyorlar, dertlerini açıyorlar. 00:08:10.960 --> 00:08:16.920 Şu insanlar müslüman ama çok eksikleri var! Herkes birbirine düşman, 00:08:17.480 --> 00:08:23.280 herkes birbiri ile takışmış, herkes birbirine kırgın, herkes birbirinden şikayetçi. 00:08:23.280 --> 00:08:29.360 Olmaz! Muhabbet olacak, sevgi olacak. Mü'minler birbirini sevecek. 00:08:29.880 --> 00:08:34.560 Allah mü'minleri birbirine kardeş etmiş. İnneme'l-mü'minûne ihvetün. 00:08:34.560 --> 00:08:39.400 Mü'min mü'mini sevecek. Sevmek de yetmez. "Ben seni çok seviyorum." Tamam. 00:08:39.400 --> 00:08:43.720 "Sen bana hayran, ben sana hayran, gel cama tırman." Yetmez. 00:08:43.720 --> 00:08:49.240 Sevince, muhabbet olunca, yardımlaşma da olacak. 00:08:51.520 --> 00:08:54.200 Hocamız (Mehmed Zahid Kotku) öyle derdi: Adam şurada denize düşse, 00:08:54.200 --> 00:09:02.320 ayağı kaysa, yüzme bilmiyor, çırpınıyor, sen de oradan geçiyorsun, es-selâmü aleyküm, 00:09:03.200 --> 00:09:12.160 aleyküm selam, ama uzat elini de denizden çıkayım. Orada selâmün aleyküm'ün lafı önemli değil, 00:09:12.600 --> 00:09:19.920 orada selâmün aleyküm elini uzatmak. Çünkü sen ona elini uzatmazsan adama selam olmayacak, 00:09:20.440 --> 00:09:26.800 denize gidiyor, boğulacak. Elini uzat da selamette olsun. Selâmün aleyküm; 00:09:26.320 --> 00:09:30.440 "Allah seni selamette eylesin." demek. Hem dünyada hem âhirette selamette eylesin. 00:09:30.800 --> 00:09:35.600 İyi ama uzat elini de; o zaman "selâmün aleyküm" olsun. Elini uzat da çıkayım. 00:09:36.120 --> 00:09:48.000 Yardım edecek, destek olacak, kesesini açacak, çıkaracak verecek. 00:09:48.360 --> 00:09:53.320 İhtiyacı varsa söylemeden verecek, yardımcı olacak. 00:09:54.600 --> 00:10:04.640 Dinimizde, borçlu bir kimseye borç vermek fukarâya sadaka vermekten daha sevap, sevabı daha büyük. 00:10:05.440 --> 00:10:09.160 Çünkü muhabbet oluyor. O dilenemez ki... 00:10:10.400 --> 00:10:16.400 Şimdi millet muhabbeti unutmuş. Camide de unutmuş, tekkede de unutmuş. 00:10:17.120 --> 00:10:22.400 Tekkeler arasında da unutulmuş. İslâm ülkeleri arasında da unutulmuş. 00:10:24.400 --> 00:10:32.800 Suriye İslâm devletiymiş, masal! Mısır İslâm devletiymiş, hikaye! 00:10:32.720 --> 00:10:37.640 Irak İslâm devletiymiş, uydurma! İran İslâm devletiymiş! 00:10:38.000 --> 00:10:41.480 Nerede sizin İslâmlığınız ya, nerede sizin kardeşliğiniz? 00:10:41.480 --> 00:10:47.640 Bir zamanlar aynı devlettiniz. Buradan dedelerimiz kervana biniyordu. 00:10:48.200 --> 00:10:53.000 Bir senelik nafakasını eve bırakıyordu; "Hadi Allah'a ısmarladık, hakkınızı helal edin, 00:10:53.000 --> 00:10:59.280 ben hacca gidiyorum." diyordu. Dualarla salavatlarla Bağdat yoluna çıkıyorlardı. 00:10:59.480 --> 00:11:04.920 Şu bizim aşağımızdaki, deniz kenarındaki yol ne? Bağdat caddesi. 00:11:05.520 --> 00:11:10.200 Buradan yola çıkıyorlardı, bir gün gidiyorlardı, Kartal'da mola veriyorlardı. 00:11:10.520 --> 00:11:15.320 Bir gün daha gidiyorlardı, Gebze'de mola veriyorlardı. Bir gün daha gidiyorlardı, 00:11:15.480 --> 00:11:21.320 İznik'te mola veriyorlardı. Kızderbendi'nde, Geyve'de mola veriyorlardı. 00:11:21.720 --> 00:11:23.840 Adını sanını unuttuğum yerler. 00:11:24.400 --> 00:11:28.200 Seyitgazi'den, Eskişehir'in yanından, oradan Konya'dan, Karapınar'dan, 00:11:28.200 --> 00:11:36.880 Adana'dan aylarca gidiyorlardı, dönüyorlardı. Ne pasaport vardı, ne vize vardı, 00:11:36.880 --> 00:11:41.760 ne gümrük vardı, ne kontenjan vardı; gidiyorduk işte. 00:11:41.840 --> 00:11:45.280 Kardeşlik vardı. İsteyen gidiyordu, Bağdat'ta okuyordu; isteyen geliyordu, 00:11:45.520 --> 00:11:56.280 Türkiye'de okuyordu. Irak'ın Diyanet İşleri Başkanı, Emced ez-Zehhavî, 00:11:56.280 --> 00:12:01.320 ismini duyunca herkes toparlanıyor, büyük alimdi, Allah rahmet eylesin. 00:12:01.840 --> 00:12:07.720 Hocamız cennetmekân Muhammed Zahid Kotku hazretlerini İskenderpaşa'da ziyarete geldi de, 00:12:07.720 --> 00:12:14.200 sarığıyla, cübbesiyle, Irak kıyafetiyle... Alim adam. Oturdular, ben de hizmette bulunuyorum: 00:12:16.400 --> 00:12:22.520 "Ben burada, İstanbul'da okudum." dedi. İstanbul medreselerinde okumuş, 00:12:22.600 --> 00:12:26.800 Irak'ta Diyanet İşleri Başkanı olmuş, büyük alim olmuş. Öyleydi. 00:12:26.640 --> 00:12:34.200 Ahmet Haşim kim?Iraklı.Türk Edebiyatı'nın sembolik tarzda 00:12:34.200 --> 00:12:39.640 şiir yazan büyük şairlerinden birisi. Ne oldu? Parça parça... 00:12:39.640 --> 00:12:42.760 Hani nerede İslâm kardeşliği? Parça parça oldun. 00:12:43.120 --> 00:12:51.000 Almanya'da da dokuz tane eyalet var, müstakil devlet var. Amerika'da da 49 tane devlet var, state. 00:12:51.560 --> 00:13:01.480 Ama hepsi birleşiyor, United States of America oluyor. Kanada, İngiltere, 00:13:01.720 --> 00:13:06.120 Commonwealth ülkeleri diye dünyanın her yerinde birbirleriyle muhabbet ediyorlar. 00:13:06.800 --> 00:13:13.640 Avustralya, içinde kaç tane devlet var; Queensland, Victoria, vesaire vesaire.. 00:13:14.800 --> 00:13:23.240 Herkes birlik beraberlik içinde de, ey Allah'ın birbirlerine kardeş etmiş olduğu müslümanlar, 00:13:23.240 --> 00:13:28.400 sizin bu aranızdaki ihtilaf, bu tefrika nedir? "Efendim, 00:13:28.400 --> 00:13:33.920 emperyalistler bizi birbirimizden ayırdı." Bırak yalanı! 00:13:33.960 --> 00:13:40.760 Kusur sende! Emperyalistler Irak'ı Türkiye'den ayırıyorsa sen Türkiye'de, 00:13:40.760 --> 00:13:46.400 İstanbul'da caminin içinde niye ihtilaftasın? Burada da mı emperyalizm var? 00:13:46.280 --> 00:13:53.160 Yok! Huyumuz bozuk, kafamız eksik, kalbimiz hasta. Onun için birbirimizle dost değiliz. 00:13:53.920 --> 00:13:59.920 Mesele o. Dost olacağız! Bunu nereden açtık? Kardeşinin adını öğreneceksin, 00:13:59.880 --> 00:14:04.400 babasının adını öğreneceksin, memleketini öğreneceksin, ilgileneceksin, soracaksın. 00:14:04.440 --> 00:14:08.160 "Seni üç haftadır görmüyorum, neredesin kardeşim, hasta mısın?" 00:14:08.480 --> 00:14:13.560 "Hastalandım da, kalp spazmı geçirdim de, Florence Nightingale'e yatırdılar da, 00:14:13.880 --> 00:14:16.880 şöyle oldu da, böyle oldu da.." "Aa! Hiç haberim olmadı." Niye olmuyor? 00:14:18.160 --> 00:14:20.760 Niye müslüman müslümandan haberdar olmuyor? 00:14:22.200 --> 00:14:29.800 Edirnekapı'nın surlarının kovuğunda dul bir kadıncağız, sakat bir oğluyla on beş gün aç kalıyor da, 00:14:29.800 --> 00:14:32.200 İstanbulluların haberi olmuyor. Böyle Müslümanlık mı olur? 00:14:34.640 --> 00:14:38.760 "Ne biçim müslümansınız?" diye Allah bunun hesabını sormaz mı? 00:14:38.880 --> 00:14:44.840 Ben buradan Edirnekapı'nın surlarının kovuğunu göremem ama Edirnekapı'nın surlarının 00:14:44.840 --> 00:14:49.240 kovuğunun karşısındaki evde müslüman yok mu? O görmüyor mu? 00:14:50.360 --> 00:14:56.640 Müslümanların birbirlerini tanıması, sevmesi lazım. Sevmenin gereği olan işbirliğini, 00:14:56.680 --> 00:15:02.600 yardımlaşmayı yapması lazım. Yarım elması olsa; "Al kardeşim, yarısını sen ye." demesi lazım; 00:15:04.480 --> 00:15:10.800 Alman usulü değil. Müslüman usulünde ikram var, kardeşlik var. 00:15:10.960 --> 00:15:19.000 Tasavvufta îsar var. Tasavvufta ikram da yok, "îsar" var. Ne demek? 00:15:20.400 --> 00:15:25.480 "Tercih etmek" var, "kardeşe daha çok vermek" var, "kendisi mahrum kalıp kardeşe vermek" var. 00:15:25.680 --> 00:15:31.760 Tasavvuf işte bu. "Yemeyip yedirmek var, giymeyip giydirmek" var. Tasavvuf, bu. 00:15:32.480 --> 00:15:39.920 Onun için "Birbirimizi tanıyacağız." diye, bu konuyu anlatırken böyle bir köşeli parantez açmış olduk. 00:15:40.400 --> 00:15:50.680 İsmi Ahmed. Babasının adı Âsım. Memleketi, -yani nereye mensup- ona, "ism-i nisbet" diyorlar, 00:15:51.160 --> 00:16:00.800 Antâkî, Antakyalı. "Şu bizim Antakya mı?" Evet, Hatay, işte Antakya, Dörtyol, 00:16:00.520 --> 00:16:07.800 İskenderun. Oralı. Bu bizim yaşadığımız şu memleket, 00:16:07.280 --> 00:16:17.120 şu topraklar var ya öyle mübarek bir yer ki her taşı kıymetli. Her bölgesi, beldesi kıymetli. 00:16:17.640 --> 00:16:23.880 Tarsus'a gidiyorsunuz, peygamberler diyarı. Adana'ya gidiyorsunuz, peygamberler diyarı. 00:16:23.840 --> 00:16:29.800 Antakya'ya gidiyorsunuz, peygamberler diyarı. Urfa'ya gidiyorsunuz, peygamberler diyarı. 00:16:31.880 --> 00:16:38.600 Müze bizim memleketimiz, açık müze. Şarktan garba, Kuzey'den Güney'e açık müze. 00:16:38.760 --> 00:16:49.760 Çok güzel, çok kıymetli, çok mübarek bir ülke. Ama biz kıymetini bilmiyoruz. 00:16:49.760 --> 00:16:55.680 İstiyoruz ki inşaallah yapabilirsek vakıflarımızla, kültür çalışmalarımızla 00:16:55.960 --> 00:16:59.400 her beldenin yetiştirdiği büyükleri o beldeye tanıtalım. 00:16:59.840 --> 00:17:02.760 Gittik, Gümüşhane'de sempozyum yaptık. Sempozyum ne demek? 00:17:03.400 --> 00:17:13.320 Bir konuda birçok alimin o konunun çeşitli vechelerini anlatan ilmî konuşmalar yapması, 00:17:13.640 --> 00:17:21.840 bildiri sunması. Bir konunun ilmî olarak dört yanının güzelce açıklanması. 00:17:22.400 --> 00:17:26.600 İki gün sürdü. Üç sene önce Ahmed Ziyaeddin Gümüşhaneli sempozyumu yaptık. 00:17:26.560 --> 00:17:34.240 Vali geldi, Belediye Başkanı geldi, Erzurum İlahiyat'tan hocalar geldi, 00:17:34.240 --> 00:17:41.560 İstanbul İlahiyat'tan hocalar gitti, biz gittik vesaire. Gümüşhaneliler diyorlar ki; 00:17:41.560 --> 00:17:47.280 "Allah Allah, meğer biz neymişiz; içimizden ne büyük insanlar yetişmiş!" 00:17:47.640 --> 00:17:53.720 Evet, öyle büyük insan yetişmiş ki Osmanlı İmparatorluğu'nun tam en sıkıntılı zamanında, 00:17:53.920 --> 00:17:59.640 mânevî bakımdan sapasağlam ayakta durmasını sağlayan direk olmuşlar. 00:18:00.520 --> 00:18:04.200 Yüzlerce büyük alim yetiştirmiş, her tarafa göndermiş. 00:18:04.320 --> 00:18:12.120 Afrika'nın Komor adalarına kadar halife göndermiş; oralara irşat eden, 00:18:12.520 --> 00:18:17.440 irşat vazifesi yapan hocalar göndermiş. Her tarafta müslümanları ayakta tutmaya, 00:18:17.440 --> 00:18:24.480 birlik beraberlik içinde tutmaya ve Ümmet-i Muhammed'e hizmet etmeye teşvik etmişler, çalışmışlar. 00:18:24.480 --> 00:18:31.840 "İmparatorluk dağılmasın." diye, el ele tutmuşlar. Onlar vazifesini yapmış. 00:18:31.840 --> 00:18:35.760 Yapamayanlardan Allah hesabını soracak, ayrı. Ama memleketimiz güzel. 00:18:35.760 --> 00:18:41.400 Bu da Âsımi'bni Ahmedü'bni Âsımıni'l-Antâkî. 00:18:41.280 --> 00:18:47.000 Antakyalı. Antakyalılar bilsin veya orayla ilgisi olanlar oraya bildirsin. 00:18:47.000 --> 00:18:51.400 "Sizin memleketinizden böyle bir mübarek yetişmiş, haberiniz var mı?" desinler. 00:18:53.880 --> 00:18:58.240 İsim var. Baba ismi var. Memleket ismi var. Bir de künye var. 00:18:58.240 --> 00:19:09.120 Künye ne demek? Oğluyla isimlendirmek. "Ebû Ali" ne demek? Ali'nin babası. 00:19:09.120 --> 00:19:11.560 "Ebû Abdillah" ne demek? Abdullah'ın babası. 00:19:11.560 --> 00:19:20.800 Bazen de Araplar'da asil insanlara böyle yapılıyor. Kendi ismiyle söylemezler. 00:19:21.320 --> 00:19:24.400 Mesela sen kendi babana ismiyle hitap eder misin? 00:19:24.480 --> 00:19:30.000 Yok, bizim Türkçemiz'de büyüklerin ismini söylemek edebe uygun değildir. 00:19:30.000 --> 00:19:34.120 "Baba" deriz, "amca" deriz. Ama kimse amcasına; "Hasan, gel." demez, 00:19:34.120 --> 00:19:39.400 babasına "Ahmed, sana bir şey söylemek istiyorum." demez. İsim söylenmez, ayıp olur. 00:19:39.440 --> 00:19:45.160 Annesine ismini söylemez, soğukluk olur, mesafe olmuş olur, saygısızlık olur. 00:19:45.160 --> 00:19:54.640 Ne yaparlarmış? Oğluyla isimlendirip söylerlermiş. "Ey falancanın babası, gel.", 00:19:54.640 --> 00:20:02.160 "Ey filancanın annesi, gel." diye. Bunun da künyesi; "Ebû Ali"ymiş veyahut esah olan rivayete göre; 00:20:02.480 --> 00:20:09.600 "Ebû Abdillah"mış. Esah, ne demek? "Daha sıhhatli" demek. Bu kelime Türkçe'ye de girmiş. 00:20:09.840 --> 00:20:13.400 Birisi birisine bir söz söylüyor, ötekisi inanmıyor; "Esah mı söylüyorsun? 00:20:13.720 --> 00:20:18.640 " Yani "Söylediğin söz sağlam mı, doğru mu?" mânasına, "Sahih mi?" demek. 00:20:17.840 --> 00:20:26.440 Peygamber Efendimiz'in oğluyla isimlendirilmesi nasıl? Kâsım isminde oğlu olmuş; Ebu'l-Kâsım. 00:20:26.760 --> 00:20:33.960 Medine-i Münevvere'nin yahudileri kabilelerinden Peygamber Efendimiz'e gelirlerdi. 00:20:34.000 --> 00:20:42.240 Ne diyecekler? "Resûlullah" diyemezler. Çünkü inanmıyorlar, mü'min değiller. 00:20:42.680 --> 00:20:45.920 "Muhammed" de diyemezler. Hele bir desinler.. 00:20:46.960 --> 00:20:51.800 Saygı ve töreye göre ismiyle söyleyemezler. Ne derlerdi? 00:20:51.880 --> 00:20:58.600 "Yâ Ebe'l-Kâsım, ey Kâsım'ın babası!" Hitap böyle olurdu; yani oğlundan isimlendirme. 00:20:58.720 --> 00:21:08.960 Oğlundan, kızından isimlendirmeye "künye" deniliyor. Ebû Hanife; "Hanife'nin babası." 00:21:09.640 --> 00:21:23.240 Ebû Ali İbni Sina; İbni Sinâ'nın künyesi. Ebû Bekir, Ebû Zer de künye oluyor. 00:21:23.240 --> 00:21:33.360 Kadın olursa "ümmü" diyorlar. Mesela, sahabeden bir zâtın ismi Ebu'd-Derda, 00:21:33.840 --> 00:21:40.760 "Derda'nın babası." Hanımının adı ne? "Ümmü'd-Derda" Derda'nın annesi. 00:21:41.600 --> 00:21:48.880 Hacı Bayram caminin imamı rahmetli Zekai Hoca vardı, soyadı "Sarsılmaz"dı. 00:21:48.880 --> 00:21:56.400 Kendisine Lâyetezelzel derdi. Zekai Lâyetezelzel, yani sarsılmaz. Sarsılmaz bir insandı, 00:21:56.400 --> 00:21:59.680 tatlı bir insandı, Allah selamet versin. Birisi anlatıyor; 00:22:00.280 --> 00:22:05.200 "Hacı Bayram camiine yatsı namazı kılmaya gittim. İmam efendi mihraba geldi. 00:22:05.400 --> 00:22:09.000 Ben de gayet sakin arkada duruyorum. Bir 'Allahu ekber' dedi, ' 00:22:09.240 --> 00:22:14.440 Allahu ekber' deyince hop zıplamışım arkada." Gür sesliydi mübarek. 00:22:15.800 --> 00:22:23.800 O da bizim yanımızda hanımına seslenirdi. Biz misafir gitmişiz, ikram yapacak; 00:22:24.400 --> 00:22:34.520 "Yâ Ümmü Hasen, ey Hasan'ın annesi! Şekerliği gönder. Yâ Ümmü Hasen! 00:22:34.600 --> 00:22:41.320 Meyveleri gönder." derdi. Ümm, "anne" demek. Eb, 'baba' demek. 00:22:41.760 --> 00:22:46.400 Ebû Ali, "Ali'nin babası." "Ümmü Ali" dese, "annesi" demek. 00:22:47.480 --> 00:22:51.800 Dersimiz biraz Arapça oluyor, biraz kültürel konular oluyor. 00:22:52.720 --> 00:23:00.400 Arapça'da kendi ismi, baba ismi, oğlunun veya kızının isminden künye, 00:23:00.240 --> 00:23:10.480 memleketten bir isim, bir de lakap var. Bazı insanlar da lakaplarıyla anılır. 00:23:11.400 --> 00:23:19.960 Mesela Mevlevî tarikatinin kurucusu kim? Mevlânâ Celaleddin. 00:23:20.440 --> 00:23:25.720 Ne Mevlânâ isim ne Celaleddin isim; ikisi de lakap. Kendisinin adı Muhammed. 00:23:27.200 --> 00:23:34.920 Mevlânâ bir lakabı; medreseli olduğundan. Medreseden talebeler birbirlerine ne derlermiş? 00:23:35.480 --> 00:23:40.000 "Mevlânâ" derlermiş. Ne demek? "Efendimiz" demek. 00:23:40.400 --> 00:23:43.400 Talebenin nezaketine, birbirlerine karşı hitabına bak! 00:23:44.760 --> 00:23:52.520 Şimdi afedersiniz, birbirleriyle konuşurken "ulan" filan diyorlar, hatta küfrediyorlar, 00:23:54.640 --> 00:23:57.480 hayvan isimleri söylüyorlar. Hadîs-i şerîfte var: 00:23:57.720 --> 00:24:03.800 "Âhir zamanda öyle kavimler türeyecek ki birbirleriyle selamlaşmaları birbirlerine 00:24:03.200 --> 00:24:10.920 küfür etmek olacak." diyor. "Ulan bilmem ne, nasılsın?" diyor. Sevdiğinden söylüyor. 00:24:11.640 --> 00:24:16.840 Samimi arkadaşı ya, eşek ismi, köpek ismi, bilmem ne ismi söylüyor. 00:24:17.000 --> 00:24:22.200 "Ulan bilmem ne, nasılsın iyi misin?" O da sırıtıyor, samimiyetten dolayı memnun; 00:24:22.480 --> 00:24:31.240 çok iyi olduğunu söylüyor. Onlar ne derlermiş? "Mevlânâ, Efendimiz." 00:24:31.680 --> 00:24:39.320 Birbirlerine hitaba bak.Sonra bu Mevlânâ ne olmuş?Kısalmış, kısalmış, kısalmış, "molla" olmuş. 00:24:39.560 --> 00:24:46.960 Molla sözünün aslı ne? Mevlânâ. "Efendimiz" demek. Talebeler birbirlerine "Mevlânâ" derlermiş, 00:24:47.760 --> 00:24:52.600 oradan "Molla" olmuş; medresede okuyan kimselere de "molla" demişler. 00:24:53.120 --> 00:25:00.800 Celaleddin-i Rûmî hazretleri de müderris olduğundan Molla; bir lakabı da o. 00:25:00.960 --> 00:25:10.600 Molla, yani "ilim okumuş, ilim irfan sahibi insan." Zaten tasavvuf ilimsiz olmaz. 00:25:11.800 --> 00:25:18.240 Sağlam bir şeriat ilmi olacak. Ondan sonra Allah gönlünü fethedecek, fütühat nasip edecek. 00:25:18.480 --> 00:25:26.520 O zaman mürşid-i kâmil olur, çok güzel olur. İlim olmazsa olmaz; şaşırır, sapıtır, 00:25:27.400 --> 00:25:32.600 görüntüleri ayırt edemez. Çünkü insanın içine gelen görüntülerin, 00:25:33.760 --> 00:25:45.920 aklına gelen fikirlerin bir kısmı Rahmânîdir, bir kısmı şeytânîdir, bir kısmı nefsânîdir. 00:25:46.560 --> 00:25:48.680 Kim ayıracak bunları, nasıl ayıracak? 00:25:48.760 --> 00:25:56.400 Anadolu'da falanca yerde, birisi müritlerini, etrafına topladığı adamları saptırmış: 00:25:57.280 --> 00:26:01.760 "Sabah namazı kılmayabilirsiniz." Niye? "Bana öyle haber geldi." 00:26:02.000 --> 00:26:07.400 Evet, sana öyle haber geldi ama Rahmânî bir haber değil. Sana gelen haber, şeytandan. 00:26:07.760 --> 00:26:11.280 Şeytan seni aldatıyor; sen de müritleri felakete sürüklüyorsun. 00:26:12.520 --> 00:26:14.000 "Sabah namazı kılmayabilirsiniz." demiş. 00:26:14.640 --> 00:26:20.520 Kepaze! Senin ne hakkın var? Allah'ın emirlerini arttırmaya, eksiltmeye, 00:26:20.520 --> 00:26:26.160 iptal etmeye hakkın var mı? Allah'ın dini belli; helal belli, haram belli, 00:26:26.160 --> 00:26:31.160 Kur'ân-ı Kerîm belli, dinimizin esasları belli. Bu şahıs çıkmış, böyle demiş; olmaz! 00:26:31.160 --> 00:26:38.200 İlim olmayınca gözüne bir görüntü gelir, kulağına bir ses gelir, kalbine bir fikir gelir; 00:26:38.200 --> 00:26:44.200 "Öyle yaptım." der. Niye öyle yaptın? Neye dayanarak yaptın? Dayanağı yok. 00:26:44.200 --> 00:26:52.400 Dayanağı olmadan olmaz. Dayanak ne olacak? Ulûm-u şer'iyye, şeriatin güzel emirleri olacak. 00:26:52.400 --> 00:26:58.240 O olmadığı zaman şeytan insanları maskara eder, aldatır, yoldan çıkarır, 00:26:58.400 --> 00:27:02.160 Allah'ın sevmediği duruma düşürür. Mevlânâ, bir lakap. 00:27:02.160 --> 00:27:11.640 Celaleddin, "dinin izzetli, kıymetli, ulu kişisi" demek. O da lakap. Büyük zât olmuş, 00:27:12.400 --> 00:27:16.920 mübarek bir kimse olmuş, büyüklüğü herkes tarafından görülmüş, 00:27:16.920 --> 00:27:24.520 ondan sonra ona lakap olmuş. Demek ki beş şey var; isim, baba ismi, künye, 00:27:24.520 --> 00:27:32.320 yer ismi, yani ism-i nisbe, lakap. Arapça'da bir insanın ismi beş şeyden teşekkül ediyor. 00:27:33.960 --> 00:27:42.520 Burada Ahmed b. Âsımıni'l-Antâkiyyü; Antakyalı Ahmed Âsım'ın oğlu, 00:27:43.120 --> 00:27:47.800 Ebû Ali veya daha sahih rivayete göre Ebû Abdilah. 00:27:47.440 --> 00:27:50.960 Ebû Abdillah Ahmedi'bnü Âsımıni'l-Antâkî. 00:27:51.760 --> 00:28:02.800 Min akrâni Bişri'bni'l-Hâris ve es-Seriyyi ve'l-Hârisi'l-Muhâsibiyyi. 00:28:03.800 --> 00:28:10.480 Hâris-i Muhasibi hazretlerinin, Seriyyi Sakatî hazretlerinin, Bişr-i Hâfî hazretlerinin akranı, 00:28:10.520 --> 00:28:18.680 emsali imiş; o zamanda yaşamış. Daha önceki derslerimizde o mübareklerin hayatlarını okuduk. 00:28:19.840 --> 00:28:26.720 Eğer not aldıysanız defteriniz varsa Tabakâtü's-Sûfiyye dersleri defteriniz var idiyse, 00:28:27.000 --> 00:28:32.640 bir kitap haline geliyor, yanınızda var. Yoksa "Okumuş muyuz hocam? Unuttum." dersiniz. 00:28:32.880 --> 00:28:41.400 Eskiler diyorlar ki; el-İlmü saydün ve'l-kitâbetü kaydün."İlim avlanmaktır; 00:28:41.880 --> 00:28:53.720 yazı da avladığın ceylanı, avı bağlayan bağdır." Bağlamazsan ne olur? 00:28:54.280 --> 00:28:57.560 Kaçar gider. İlmi öğrendin, yazmazsan ne olur? 00:28:57.880 --> 00:29:02.480 Unutulur gider. Onun için yazılacak. Yazılması güzel, yazılması lazım. 00:29:03.200 --> 00:29:10.840 Ve yükâlü innehü reâ el-Fudayle'bne İyâd. Deniliyor ki; 00:29:10.880 --> 00:29:20.141 "Ahmed b. Âsım el-Antâkî, Fudayl b. İyaz hazretlerine de yetişmiş, görmüş." 00:29:20.760 --> 00:29:23.840 O da büyük zâtlardandı. Hayatını okumuştuk. 00:29:24.280 --> 00:29:32.840 Semi'tü Ebe'l-Abbâsi, Muhammede'bne'l-Haseni'bni'l-Haşşâbi, kâle: 00:29:32.840 --> 00:29:37.720 Semi'tü Ca'fereni'l- Huldiyyi, yekûlü, semi'tü'l-Cüneyde, yekûlü: 00:29:37.720 --> 00:29:47.840 Semi'tü'bne Mesrûkini'l-Cerîriyye, yekûlü: Kâle Ebû Abdillâhi, Ahmedü'bnü Âsımini'l-Antâkiyyü: 00:29:48.275 --> 00:29:56.725 Kurretü'l-ayni ve seatü's-sadri ve ravhu'l-kalbi ve tîbü'n-nefsi; min umûrin erbaa: 00:29:57.220 --> 00:30:06.381 el-İstibânetü li'l-hücceti ve'l-ünsü bi'l-ehibbeh ve's-sıkatü bi'l-ideh, ve'l-muâyenetü li'l-ğâyeh. 00:30:06.540 --> 00:30:11.643 "Ebu'l-Abbas Muhammed b. Hasan b. Haşşab'tan duydum." diyor müellif. 00:30:11.971 --> 00:30:17.207 O kimden duymuş? Cafer b. Huldî'den duymuş. O kimden işitmiş? 00:30:17.347 --> 00:30:22.837 Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinden. Cüneyd-i Bağdâdî Efendimiz hazretleri kimden işitmiş? 00:30:23.400 --> 00:30:28.000 İbni Mesrukini'l-Cerîrî'den. O ne demiş? 00:30:28.200 --> 00:30:31.828 "Ebû Abdullah Ahmed b. Âsımini'l-Antâkî'den işittim." demiş. 00:30:31.828 --> 00:30:35.599 Hayatını okuduğumuz şahıstan işitmiş. 00:30:37.147 --> 00:30:42.628 Kitabın yazarı, kendisine gelen bilginin nereden geldiğini bir bir sayıyor, isim veriyor. 00:30:43.810 --> 00:30:51.255 İşte ilim bu, İslâmî ilimler böyle. İslâm'ın dışındaki hiçbir kültürde, Hint kültüründe, 00:30:51.255 --> 00:30:59.813 Yunan kültüründe, Roma kültüründe, Bizans kültüründe, İran kültüründe bu ilmî titizlik yok. 00:31:01.390 --> 00:31:08.906 Verilen bilginin kaynağının bu kadar kesin, güzel anlatılması, hiçbir yerde yok. İslâm'da var. 00:31:08.906 --> 00:31:12.565 İslâm, ilmi böyle almış, böyle teslim etmiş. Neden? 00:31:12.994 --> 00:31:15.605 Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: 00:31:16.347 --> 00:31:20.878 "Kim benim söylemediğim sözü bana isnat ederse cehennemde yerini hazırlasın." 00:31:22.868 --> 00:31:25.935 "Benim söylemediğim sözü; 'Peygamber Efendimiz böyle söyledi.' 00:31:25.935 --> 00:31:29.221 diye isnat ederse cehennemde yerini hazırlasın." 00:31:29.721 --> 00:31:36.339 Bu, iki şeyi engelliyor: Bir; insanların "Peygamber Efendimiz şöyle söyledi." diye, 00:31:36.612 --> 00:31:42.798 gelişigüzel konuşma yapmasını engelliyor. İkincisi; duyan insanların da; 00:31:43.314 --> 00:31:48.383 "Duyduğu haberin aslı var mı yok mu?" diye tahkik etmesini sağlıyor. Adam; 00:31:48.383 --> 00:31:53.588 "Boş şey konuşmayayım; yalan nakleder duruma, suçlu duruma gelmeyeyim." diye, 00:31:53.970 --> 00:32:00.208 aldığı haberin de sıhhatini soruyor. Böylece ilim, sıhhatli bir temele oturmuş oluyor. 00:32:00.481 --> 00:32:06.167 Biz şu kitabı alıp okuyoruz. Eskiden bir kitabı alıp okumak nasıl olurdu, biliyor musunuz? 00:32:07.792 --> 00:32:12.835 Bizim İslâm töresinde İslâmî ilimler nasıl öğretilirdi? 00:32:13.577 --> 00:32:19.223 Kitabı yazan adam, müellif, büyük alim, kitabı önüne alırdı; 00:32:19.926 --> 00:32:25.470 ondan o kitabı okumak isteyenler de karşısına geçerdi. Bu, kitabını okurdu, 00:32:25.470 --> 00:32:31.993 onlar yazarlardı, tashih ederlerdi. Onlar yazdıklarını bu müellife okurlardı, 00:32:31.993 --> 00:32:37.580 müellif kendi kitabından bakardı; "Tamam, eksiksiz yazmışsın, cümleleri atlamamışsın, 00:32:37.580 --> 00:32:42.787 kelimeleri yanlış yazmamışsın." derdi, kitabın sonuna imzayı atardı; "Evet, 00:32:42.959 --> 00:32:48.452 bu kitabı bana bu şahıs okudu, tamamen benim yazdığım kitabı aynen yazmış, eksiksizdir, 00:32:48.452 --> 00:32:52.789 düzeltmeler yapılmıştır." derdi. İlmin sağlamlığına bakın! 00:32:52.977 --> 00:32:59.928 Hocamız Muhammed Zahid Kotku hazretleri, kitabını eline alırdı, 00:33:00.507 --> 00:33:05.700 bizden defter isterdi; büyük harita metot deftere eski yazı ile yazardı. 00:33:05.366 --> 00:33:10.540 Bunları yeni harflere çevirdik, bastık. Şimdi birinci baskısı, ikinci baskısı, 00:33:10.540 --> 00:33:14.522 üçüncü baskısı, beşinci baskısı oldu. Almanya'dan bir haber geldi: 00:33:14.920 --> 00:33:22.212 "Hocam, filanca eserin sayfaları içinde şu paragraflar yok. Eskisinde vardı, şimdi yok." 00:33:22.603 --> 00:33:28.241 "Kitap basılmış." diyorsun, üstünde kitabın yazarının ismini görüyorsun 00:33:28.640 --> 00:33:33.750 ama içinden iki paragraf çıkmış olunca ne oluyor? 00:33:34.200 --> 00:33:38.311 O zaman müellifin söylediği şeylerin hepsi o kitabın içinde olmamış oluyor. 00:33:38.600 --> 00:33:42.680 Onun için şimdi "İş sağlam olsun, tahkikli olsun." diye; 00:33:42.720 --> 00:33:51.560 "Baş tarafa müellifin mührünün basılmamış olduğu nüshalar sahtedir; onları almayın." diyorlar. 00:33:52.760 --> 00:33:57.160 Bu kadar ismi söyledi, niçin söyledi? 00:33:57.195 --> 00:34:00.326 Aşağıdaki söyleyeceği sözün sağlam olduğunu göstermek için. 00:34:01.154 --> 00:34:06.200 Biz müslümanız. Bizim dedelerimiz de, hocalarımız da, üstatlarımız da, 00:34:06.254 --> 00:34:11.192 selefimiz de böyleydi. Bizim de öyle olmamız lazım. Biz yalan söylemeyiz. 00:34:14.389 --> 00:34:18.604 İslâm'da yalan söylemek yoktur. Yalan haber, yalan rivayet de konuşmayız. 00:34:18.698 --> 00:34:23.135 Şu cami kürsülerinde de en sağlam fikirleri, âyetleri, hadisleri söyleriz. 00:34:27.192 --> 00:34:31.872 İlmî de, böyle sağlam yerlerden alırız. Desteksiz konuşmamalı. 00:34:32.208 --> 00:34:40.684 Birisi televizyona çıkmış, açıkoturumda başlamış alevîlik-sünnîlik meselesinde masal anlatmaya. 00:34:40.717 --> 00:34:43.413 Mesnedi yok, desteği yok, karşısındaki profesör, 00:34:43.413 --> 00:34:46.760 İlahiyat fakültesinden benim talebem, tanıdığım kimse. 00:34:46.760 --> 00:34:50.882 "Yok ya, böyle şeyleri nereden uyduruyorsun? Masal. Olmaz!" demiş. 00:34:51.595 --> 00:34:56.700 "Efendim, şöyle olmuş da böyle olmuş…" 'Miş'le olmaz! Sağlam delil gösterebiliyor musun; 00:34:56.562 --> 00:35:01.479 ilim o işte. Sağlam öğreneceksin! Siz de sağlam öğreneceksiniz, yazacaksınız. 00:35:01.917 --> 00:35:09.489 Sonra sağlam müdafaa edeceksiniz. İlme böyle sarılırsak alim oluruz. 00:35:09.564 --> 00:35:15.187 İlme sarılmazsak o zaman yalan yanlış sözler söylenilir, yalan yanlış işler yapılır. 00:35:15.608 --> 00:35:22.636 Millet o zaman batıla, hurafeye sapar, din çığırından çıkar, 00:35:23.430 --> 00:35:30.231 aslî hüviyeti bozulur, sapık yol haline gelir. Hıristiyanlık, Yahudilik nasıl bozuldu? 00:35:30.266 --> 00:35:35.502 Öteki peygamberler kavimlerine geldiler de, ondan sonra arkalarından nasıl bozuldu? 00:35:35.502 --> 00:35:38.762 Böyle bozuldu. Onun için biz, bozulmaması için ilme böyle sarılacağız. 00:35:39.980 --> 00:35:50.977 Antakyalı Ahmed b. Âsım hazretlerinin ilk sözünü okuyoruz. Ne buyurmuş? 00:35:51.600 --> 00:35:58.280 Kurretü'l-ayn. "Gözün şenliği." Veseatü's-sadr. "Göğsün genişliği, ferahlığı." 00:35:59.400 --> 00:36:08.720 Ve ravhu'l-kalb. "Gönlün rahatlığı." Ve tîbü'n-nefs. "İnsanın nefsinin hoşluğu." 00:36:09.400 --> 00:36:10.480 Min umûrin erbaa. "Şu dört şeydendir." 00:36:13.000 --> 00:36:18.402 Kurretü ayn, "gözün serinliği" demek aslında. 00:36:18.920 --> 00:36:22.400 Arap diyarında güneş çok olduğundan göz çabuk bozuluyor. 00:36:22.528 --> 00:36:27.625 Kuvvetli güneş ışınları gözü bozuyor; göz hastalıkları, ağrıları başlıyor. 00:36:27.920 --> 00:36:34.400 Göz ağrıdığında serinlik verdikleri zaman rahat ediyor. Gözün serinliği rahatlık veriyor. 00:36:34.743 --> 00:36:40.580 Onun için böyle sevindirici şeylere; "Gözümün serinliği, kurretü ayn" demişler. 00:36:41.251 --> 00:36:45.248 Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki; Kurreti aynî fi's-salâh. 00:36:45.474 --> 00:36:50.538 "Benim gözümün şenliği, serinliği namazda." "Namazı çok seviyorum" demek. 00:36:51.380 --> 00:36:58.739 Sen sevebiliyor musun namazı? Namazı severek mi kılıyorsun, yasak savmak bâbından mı kılıyorsun? 00:36:59.442 --> 00:37:05.674 "Aman.." diye mi kılıyorsun, hoşlanarak mı kılıyorsun? İstemeye istemeye mi kılıyorsun, 00:37:05.674 --> 00:37:10.562 zorlana zorlana mı kılıyorsun, zevk duya duya mı kılıyorsun? Peygamber Efendimiz; 00:37:10.562 --> 00:37:15.742 "Gözümün şenliği, serinliği namazda." buyurmuş, çok sevdiğini bildirmiş. 00:37:17.540 --> 00:37:25.642 "Vallahi hocam, kusuruma bakma ama doğruyu söylemek gerekirse namazı kılmakta zorlanıyorum." 00:37:26.673 --> 00:37:33.211 Demek ki sen İslâm'ın özünü yakalayamamışsın, namazın aslına da erememişsin. 00:37:33.523 --> 00:37:37.546 Onun için namazdan zevk de almıyorsun. Namaz mü'minin miracı, senin haberin var mı? 00:37:38.366 --> 00:37:44.339 Allah'ın huzuruna kabul ediliyorsun. Padişahın sarayına kabul edilsen nasıl sevinirsin. 00:37:44.480 --> 00:37:47.400 Dolmabahçe Sarayı'na bugün bir tanıdık bizi soktu da gezdik. 00:37:47.695 --> 00:37:51.119 Duhûliye parası bile almadılar. Gezmeye bile seviniyorsun. 00:37:51.440 --> 00:37:56.640 Allahu Teâlâ hazretleri seni namazda huzuruna kabul ediyor. Sen kainatın sahibi, 00:37:56.701 --> 00:38:01.990 Hâlık'ı, Mevlâ-yı Müteâlimiz, Rabbimiz'in huzuruna çıkıyorsun. Allahu Ekber deyince, 00:38:02.193 --> 00:38:07.968 huzuruna giriyorsun. Bu şeref ne büyük şereftir! O namazda ne büyük zevkler vardır, 00:38:08.312 --> 00:38:13.747 duymayan bilmez. Allah kimisine duyurmuyor. Kimisine öyle kokular duyuruyor ki... 00:38:13.989 --> 00:38:20.765 "Şu kokuyu duydun mu?" Duymuyor. Kimisine öyle zevkler veriyor; o almıyor. 00:38:21.367 --> 00:38:27.337 Almayınca tatsız sanır, zevksiz sanır. Neden olur o? Abdestinin eksikliğinden olur, 00:38:27.337 --> 00:38:33.765 gıdasının haramla karışık olmasından olur, ilminin azlığından olur, fikrinin bozukluğundan olur. 00:38:34.453 --> 00:38:37.946 Namaz nereden başlar? Namaz şadırvandan başlar. 00:38:38.672 --> 00:38:46.224 Şadırvanda abdesti güzel almazsan namaz huzurlu kılınmaz, namaz huzursuz olur. Neden? 00:38:46.575 --> 00:38:51.221 Kusur vardır. Yemek haramlı olursa, namazdan zevk alınmaz. 00:38:52.104 --> 00:38:56.265 Çok önemli şeyler bunlar; millet bilmiyor. "Hocam, zevk alınınca ne olacak?" 00:38:56.843 --> 00:39:02.265 Zevk alınınca tarif edilmeyecek kadar güzel olur. O zaman insanın aklı fikri; 00:39:02.664 --> 00:39:07.500 "Vakti gelse de namaz kılsam." diye, namazı isteyerek kılma durumuna döner. 00:39:07.852 --> 00:39:13.618 Ondan sonra da o namazdan çok faydalar hâsıl olur. Kurretü'l-ayn. "Gözün serinliği." 00:39:14.710 --> 00:39:18.504 Veseatü'd-sadr. Bazen insanın göğsü daralıyor; "İçim sıkıldı, uff, daraldım." 00:39:18.762 --> 00:39:22.921 Sanki buralardan tazyik yapıyorlar da nefes alamıyormuş gibi oluyor. 00:39:22.921 --> 00:39:27.380 Ve seatü's-sadr. "Göğsünün ferahlığı, genişliği." 00:39:27.942 --> 00:39:34.593 Gözün serinliği, göğsün genişliği; bunlar sevinç alameti. 00:39:34.898 --> 00:39:43.868 Ve ravhu'l-kalb. "Kalbin rahatlığı." Ve tîbü'n-nefs. "İnsanın nefsinin de hoş olması." 00:39:44.758 --> 00:39:52.669 Neden oluyormuş? Dört şeyden oluyormuş: el-İstibânetü li'l-hücceh. 00:39:52.841 --> 00:40:01.751 Ve'l-ünsü bi'l-ehibbeh. Ve's-sıkatü bi'l-ideh. 00:40:02.204 --> 00:40:09.861 Ve'l-muâyenetü li'l-ğâyeh. Bu dört şey oldu mu insanın gözü şen olur, 00:40:10.120 --> 00:40:20.400 göğsü geniş olur, kalbi rahat olur, içi hoş olur. el-İstibânetü li'l-hücceh. 00:40:20.440 --> 00:40:24.400 Hüccet, "delil" demek. "Şu yaptığım şey sevap; kesin." 00:40:24.400 --> 00:40:29.360 "Allah'a ısmarladık hocam, müsaadenizle pazartesi günü umreye gidiyoruz." 00:40:29.556 --> 00:40:33.895 "Güle güle gidin. Allah kabul etsin. Bizi de duadan unutmayın." filan diyoruz. 00:40:33.970 --> 00:40:38.216 Nasıl gidiyor oraya? Sevine sevine gidiyor. Niçin sevine sevine gidiyor? 00:40:38.560 --> 00:40:46.307 "Umre sevap hocam, oralara gitmek sevap." Orada Mescid-i Haram'da iki rekat namaz kılmak, 00:40:46.893 --> 00:40:54.460 gelip burada namaz kılmaktan yüz bin kat daha sevaptır; âşikâr bir şey. 00:40:54.671 --> 00:40:58.514 "Medine-i Münevvere'de Peygamber Efendimiz'i ziyaret edeceğiz hocam. 00:40:58.920 --> 00:41:06.292 Ziyaret sevap, orada namaz kılmak sevap." O zaman insan gideceği yere nasıl gider? 00:41:07.214 --> 00:41:15.751 Âşikâr, sevabı belli olan, hücceti kesin olan bir şey, insana sevinç verir. 00:41:16.266 --> 00:41:26.740 O halde hücceti kesin olan, sevap olduğu belli olan işleri yapmaya koşmalıyız. 00:41:26.184 --> 00:41:30.817 "Gönlümüz şen olsun, gözümüz şen olsun, içimiz rahat olsun, hoş olalım. 00:41:31.480 --> 00:41:38.150 " istiyorsak sevabı kesin olan işleri yapalım.Sevabının kesin olması, insana bunları sağlar, bir. 00:41:38.501 --> 00:41:48.426 İkincisi: Ve'l-ünsü bi'l-ehibbeh. "Allah'ın sevdiği, sevimli dostlarla ünsiyet etmek, 00:41:48.457 --> 00:41:53.565 beraber olmak." Bu da insanın gözünü şenlendirir, göğsünü ferahlatır, 00:41:54.580 --> 00:41:56.964 kalbini rahatlatır, içini hoşlandırır. 00:41:57.520 --> 00:42:08.600 Muhterem kardeşlerim! Dost seçmek çok önemli. Kimi seçmeli? Tek cevabı var; 00:42:08.880 --> 00:42:13.360 Allah'ın sevdiği insanı seçmeli. "Kiminle dost olayım hocam?" 00:42:14.520 --> 00:42:20.450 Allah'ın sevdiğini tahmin ettiğin, Allah'ın seveceğini tahmin ettiğin huylara sahip insanları 00:42:20.598 --> 00:42:26.539 dost edin. "Niye?" Sen de onlardan olursun; o da seni Allah'ın sevdiği yola çeker, 00:42:26.867 --> 00:42:32.635 sevaplı işler yaparsınız. Eğer yanlış dostlar edinirsen... 00:42:33.752 --> 00:42:38.612 "Hocam, çok seviyorum, mahalleden arkadaşım, askerlikten tanıyorum, akrabam." 00:42:38.768 --> 00:42:45.225 İyi, güzel ama iyi insan değil. Ne yapar? "Hadi gel, bugün seninle şuraya gidelim, 00:42:45.225 --> 00:42:50.714 felekten bir gün çalalım." der. "Yak bir sigara, benden." der. "Gel bu akşam kafayı bulalım, 00:42:50.714 --> 00:43:01.727 parasını ben vereceğim." der. Seni şaşırtır. Kötü arkadaş zarar verir, iyi arkadaş fayda verir. 00:43:02.321 --> 00:43:07.505 Hatta büyüklerimiz demişler ki; "Kalbi kasvetli olan, uyanık olmayan, 00:43:07.817 --> 00:43:12.545 gönlü kara olan insanın kalbinin kasveti bile insana tesir eder. 00:43:14.787 --> 00:43:18.884 Öyle bir insanla oturduğu zaman bile insanın rahatı kaçar." 00:43:19.870 --> 00:43:26.454 Kalbi uyanık, nurlu olacak. Öyle insanla dostluk insana fayda verir. Ama millet öyle yapmıyor. 00:43:27.870 --> 00:43:31.518 "Komşuyuz." diye ahbaplık ediyor, "Askerlikten tanıştık." diye ahbaplık ediyor, 00:43:31.518 --> 00:43:34.860 iş yerinden ahbaplık ediyor, bilmem nereden ahbaplık ediyor. 00:43:35.345 --> 00:43:41.671 Kötü arkadaş, insanı çok büyük felaketlere sürükler. Bundan sakınmıyor, çekinmiyor. 00:43:42.742 --> 00:43:48.534 Halbuki arkadaşı iyi seçmek lazım; çok önemli. İyi arkadaş seçmeye çok dikkat etmek lazım. 00:43:48.559 --> 00:43:51.683 İnsanın bir arkadaşı artarsa, derecesi bir yükselir. 00:43:51.708 --> 00:43:57.127 Ama iyi insanı seçmeli. Konuştuğu zaman ilminden istifade edeceğin, 00:43:57.900 --> 00:44:03.170 hareketlerine baktığın zaman ahlâkından örnek alacağın, sana hıyanet etmeyen, 00:44:03.350 --> 00:44:07.125 vefasızlık etmeyen, senin iyiliğini isteyen kimseyle arkadaş ol. 00:44:07.680 --> 00:44:15.560 Öteki insanlarla arkadaş olma; sana bir yerde bir zarar verir. 00:44:16.200 --> 00:44:23.280 Tabi o insanları ne yapacağız; ayrı. O çeşit insanları da ıslah etmek için çalışırsın, 00:44:23.320 --> 00:44:28.360 konuşursun, gelirsin, gidersin, ama araya mesafe koyarsın; o ayrı. 00:44:28.552 --> 00:44:32.948 Ama buradaki samimi dost, neden? Bu iyi insan, bu başka. 00:44:33.946 --> 00:44:47.165 Büyük Selçuklu imparatoru Sultan Sencer, meşhur, bizim tarikat büyüklerimizden 00:44:48.790 --> 00:44:53.572 Ebu'l-Hasen-i Harakânî hazretleri yanına geldi mi ayağa kalkarmış; 00:44:53.970 --> 00:44:59.642 o şeyhimizi kendi tahtına oturturmuş, kendisi önünde diz çökermiş. 00:45:00.572 --> 00:45:04.833 O şeyhimizi tahtına oturturmuş; o da ona nasihat edermiş: 00:45:04.981 --> 00:45:10.590 "Bak Sencer, aklını başına topla. Şöyle yap, böyle yap. Şöyle yap, böyle yap." dermiş. 00:45:11.137 --> 00:45:17.686 Tabi Sultan'ın sarayına devam eden çok alim, fâzıl insan var. 00:45:17.952 --> 00:45:26.363 Bugün de Suud'a gidersen Suud'da Suud kralının sarayına davet edilen, gelen, giden, 00:45:26.715 --> 00:45:33.513 kralın koluna girdiği alimler filan var. Her zaman çok meşhur insanları alır getirirler; 00:45:33.911 --> 00:45:36.550 büyük şahısları büyük yerlere götürürler. 00:45:37.256 --> 00:45:40.856 Öteki alimler, büyük şahıslar sultana demişler ki; 00:45:41.261 --> 00:45:43.385 "Efendim, bu zâtı alıyorsun, tahtına oturtuyorsun, 00:45:43.385 --> 00:45:45.897 çok iltifat ediyorsun da, bizim ne eksiğimiz var? 00:45:46.600 --> 00:45:50.102 Biz daha çok kitap yazmışız, biz de müderrisiz, 00:45:50.102 --> 00:45:53.534 bizim de kavuğumuz var, sarığımız var, cübbemiz var." 00:45:54.895 --> 00:45:56.776 Sultan cevabında güzel söz söylemiş: 00:45:56.776 --> 00:46:05.172 "Bakın, siz ben ne söylersem 'Eyvallah efendim' diyorsunuz, beni tasdik ediyorsunuz. 00:46:06.860 --> 00:46:14.944 Bana itiraz etmiyorsunuz, dalkavukluk yapıyorsunuz. Ama bu yanlış olan şeyi yüzüme söylüyor, 00:46:14.944 --> 00:46:20.252 beni azarlıyor, beni doğru yola çekmeye çalışıyor; onun için buna hürmet ediyorum." 00:46:20.502 --> 00:46:27.633 Aferin! Sultan da büyük insan ki nasıl hareket edeceğini biliyor. Dalkavuklar insanı mahveder. 00:46:28.180 --> 00:46:36.806 Hz. Ömer radıyallahu anh demiş ki; "Samimi dost, insanın ayıbını söyleyebilecek. 00:46:39.212 --> 00:46:43.678 Ayıbını söylemiyor, senden çekiniyor; o tam dost değil!" 00:46:45.000 --> 00:46:48.960 Söylemesi lazım. Çünkü sen o ayıpla yaşadıkça zarar ediyorsun. 00:46:49.400 --> 00:46:50.400 Onun söyleyebilmesi lazım. 00:46:50.772 --> 00:46:56.720 Tabi insanda dostun söylediği ayıbı da hazmedecek ahlâk olması lazım. 00:46:56.320 --> 00:47:00.520 "Vay, sen benim ayıbımı bir söyledin, iki söyledin, üç söyledin." diye alakayı kesiyor, 00:47:00.560 --> 00:47:07.280 ahbaplığı bozuyor. Ondan; "Ahbaplık bozulmasın." diye kimse kimseye bir şey söyleyemiyor. 00:47:08.240 --> 00:47:14.200 Aradan kara kediler geçiyor, ondan sonra ahbaplık bozuluyor; o da fena! 00:47:13.800 --> 00:47:19.640 İnsanın gözünü gönlünü şenlendiren, içini ferahlatan, kalbini rahatlatan şeyler; 00:47:19.680 --> 00:47:28.640 yaptığı işin âşikâr, sevaplı olduğunun belgeli, delilli olması, bir; dostlarla beraber olmak, iki. 00:47:28.648 --> 00:47:37.853 Ve's-sıkatü bi'l-ideh. İdeh, "vaad" demek. "Vaade güvenmek." 00:47:38.900 --> 00:47:44.484 Allahu Teâlâ hazretleri kullarına neler vaad etmiş? 00:47:48.495 --> 00:47:56.563 Sevdiği kullara, mutî kullarına, mü'min kullarına gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, 00:47:56.969 --> 00:48:01.795 kimsenin hatırana hayaline sığmayan güzel şeyler vaad etmiş, cenneti vaad etmiş, 00:48:01.795 --> 00:48:05.238 cennet içinde nimetleri vaad etmiş, neler neler vaad etmiş… 00:48:05.917 --> 00:48:14.497 Allah'ın vaadlerinin hak olduğuna, iyi bir kul olduğu zaman Allah'ın o nimetlerine, 00:48:14.497 --> 00:48:18.235 ikramlarına ereceğine insanın güveni tam olacak. 00:48:19.829 --> 00:48:23.849 Bizim fakültede bir mesai arkadaşımız vardı; öldü gitti. 00:48:23.849 --> 00:48:27.560 Biraz da benden bazı dersler gördüğü için ben onun hocası durumuna geçtim; 00:48:27.560 --> 00:48:35.100 o benim talebem durumuna geçti. Yaşça benden büyüktü ama cenazesi oldu da bir iki söz söyledim, 00:48:36.179 --> 00:48:42.932 hayret ettim: "Acaba öyle mi?" diyor. İnancı yok. Âhirete inancı yok. 00:48:43.299 --> 00:48:49.445 "Acaba öyle mi ki?" İyilik yapmışsa Allahu Teâlâ hazretleri iyiliğinin mükâfâtını verir. 00:48:49.880 --> 00:48:58.000 Anlatıyor; "Annem çok fedakârdı, çok kahır çekti, bizi yetiştirdi, şöyle çalıştı, böyle çalıştı." 00:48:58.120 --> 00:49:02.000 "Tamam, iyiyse bu iyiliklerinin mükâfâtını cennette görür inşaallah.." 00:49:01.991 --> 00:49:10.223 filan diyorum da, içinde güveni yok, inancı yok; herkes inanamıyor. 00:49:10.527 --> 00:49:17.305 İnanmak ve Allah'ın vaadinin hak olduğuna inanıp da sağlam durmak, insana güç veriyor. 00:49:17.781 --> 00:49:23.752 Müslüman niçin şehit oluyor? Meşekkatli işlere Allah rızası için girenler niçin giriyor? 00:49:24.100 --> 00:49:29.353 Allah'ın vaadine inandığı için giriyor. Sabah namazına niye camiye geliyor? 00:49:29.353 --> 00:49:34.153 "Camiye gelmek sevap" diye. Niye aç kalıp oruç tutuyor? "Oruç tutmanın sevabı var." diye. 00:49:34.153 --> 00:49:39.357 Niye kesesinden paraları çıkarıp harcıyor? Herkes para biriktirmek için birbirini yerken, 00:49:40.389 --> 00:49:46.209 rüşvetler alırken, bu hacı efendi niye paralarını böyle hayrât u hasenâta sarf ediyor? 00:49:46.475 --> 00:49:51.668 Allah'a güveniyor, Allah'ın vaadine güveniyor da ondan. İçi serin, rahat, harcıyor. 00:49:52.239 --> 00:49:57.576 Harcadıkça zevk duyuyor. Harcadıkça da Allah veriyor; işin o tarafı da ayrı. 00:49:58.295 --> 00:50:03.640 Harcadıkça da Allah ona daha çok veriyor. Hiç ummadığı yerden... 00:50:03.921 --> 00:50:13.213 Falanca yerdeki arsasına piyango vuruyor, çok kıymetleniyor, milyarlar oluveriyor. 00:50:13.705 --> 00:50:20.452 Ötekisinin de, çalıp çırpan adamın da arsasına bir bela geliyor, belediye istimlak ediyor, 00:50:20.452 --> 00:50:24.590 değerinden çok düşük fiyata elinden çıkıp gidiyor. Allah ile oyun olmaz. 00:50:25.160 --> 00:50:29.000 Allah, kendisinin yolunda yürüyeni taltif eder; 00:50:29.620 --> 00:50:33.123 kendisinin emrine aykırı hareket edenin de cezasını verir. 00:50:34.490 --> 00:50:38.969 Bizim kardeşimiz çıkarmış, külliyetli bir para vermiş hayra. 00:50:39.665 --> 00:50:43.396 Ertesi gün baba dostu birisi yolda karşılamış: "Gel buraya. 00:50:45.290 --> 00:50:54.147 Ben senin amcan sayılırım, babanın arkadaşıyım. Siz daha gençsiniz; 00:50:54.616 --> 00:50:58.988 külliyetli miktarda paraları hayra vermişsiniz, ne o?" demiş." 00:51:00.793 --> 00:51:08.242 Kendisi hayra vermiyor da bizim hayra veren insanı "Toy, delikanlı, parayı hayra verdi." 00:51:08.640 --> 00:51:15.575 diye hayırdan vazgeçirmeye çalışıyor. Adam ihtiyacından fazlasını veriyor, 00:51:15.575 --> 00:51:21.180 ne olacak ama öyle söylemiş. O da aksakallı, iyi, 00:51:22.650 --> 00:51:25.111 leb demeden leblebiyi anlayan zeki de bir arkadaş. 00:51:26.250 --> 00:51:34.907 Demiş ki; "Amca, biliyorsun, 'Babanın arkadaşıyım.' dedin, babam öldü, gitti. 00:51:36.480 --> 00:51:42.581 Âhirette sevap lazım. İnsan ölüveriyor, ne yaparsa âhirette onun faydasını görecek." 00:51:42.606 --> 00:51:49.137 deyince, ötekisi de zeki, ne demek istediğini şıp diye anlamış: "Beni ölümle tehdit etme!" demiş. 00:51:49.965 --> 00:51:55.274 Söylediği laftan alınmış. "İnsan ölüveriyor, sen de ölüverirsin, 00:51:55.313 --> 00:51:57.239 sen de hayrını hasenâtını ölmeden evvel yap." demek istemiş. 00:51:57.264 --> 00:52:04.741 Yaşlı yanlış, çocuk doğru söylüyor. Yaşlının kafası yanlış, delikanlınınki doğru. 00:52:04.520 --> 00:52:09.680 Şimdi o arkadaşımız yine zengin, parayı verdiği halde yine zengin, fakirleşmiş değil ki. 00:52:10.108 --> 00:52:15.854 Ama o "Hayrı niye yaptın?" diyen adamın, o şehrin merkezinde, 00:52:15.854 --> 00:52:20.562 göbeğinde çok büyük bir arsası varmış; bir istimlaka uğramış, belediye otopark yapacakmış, 00:52:20.562 --> 00:52:26.982 hadi bakalım, ayıkla pirincin taşını, değeri sıfıra inmiş. Normal fiyatla orada, 00:52:27.607 --> 00:52:35.661 yüz misli fazla edecek. Belediye o parayı verir mi, vermez, istimlak etmiş, otopark olmuş gitmiş. 00:52:35.661 --> 00:52:41.118 Sen Allah yolundan "Zengin olacağım, kurnazlık yapacağım." diye esirgersen, 00:52:41.118 --> 00:52:45.626 Allah bu taraftan eksiltir. Sen "Allah yoluna hayır yapacağım." diye verirsen, 00:52:45.626 --> 00:52:47.863 Allah öbür taraftan daha fazlasını verir. 00:52:48.324 --> 00:52:50.886 Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem söylüyor: 00:52:51.660 --> 00:53:06.328 "Vallahi! Sadakadan, zekâttan mal eksilmez. Allah kat kat fazlasını verir." 00:53:07.899 --> 00:53:14.883 Aklı olan buna güveniyor. es-Sikatü bi'l-ideh; "vaad-i ilâhiye güvenmek." 00:53:15.124 --> 00:53:20.564 "Sen buna güveniyor musun?" "Vallahi hocam, Peygamber Efendimiz söylediyse doğrudur." 00:53:20.564 --> 00:53:28.935 Ama yutkunuyor, hâlâ güvenemiyor. Güveneceksin! Allah'ın sözü haktır, 00:53:29.169 --> 00:53:34.320 Resûlü'nün sözü haktır. Güveneceksin! Korkma, yürü; sen de görürsün. Güvenemiyor, 00:53:34.320 --> 00:53:38.438 veremiyor, titriyor; "Hocam, çocuğum şöyle olacak, bu böyle olacak.." 00:53:38.438 --> 00:53:44.358 bir sürü hesaplar, vesaireler… Ve'l-muâyenetü li'l-gâyeh. 00:53:45.186 --> 00:53:51.292 "Gayeyi de gözleriyle ayan beyan görmek." O da insanın gözünü gönlünü şenlendirir. 00:53:52.346 --> 00:53:57.802 Bir şeyler yapıyoruz, yaptığımız zaman sıkıntı ama sonunda gaye, sonuç güzel olacak. 00:53:58.990 --> 00:54:04.387 Sıkıntıyı gözümüz görmüyor, içimiz şen oluyor. Tahsil görüyoruz, 00:54:04.887 --> 00:54:12.213 geceleri sabaha kadar uyumuyoruz, "Çocuk adam olsun." diye çoluk çocuğumuza masraf yapıyoruz. 00:54:12.744 --> 00:54:18.340 Her gün işe gidiyoruz, yaz-kış demiyoruz, paltomuzu sarınıyoruz, atkımızı boynumuza doluyoruz, 00:54:18.206 --> 00:54:22.663 çizmeleri ayağımıza geçiriyoruz, "Para kazanalım, sonuç iyi olsun." diye çalışıyoruz. 00:54:22.859 --> 00:54:29.460 Sonuç iyi olduğu zaman meşakkat insanı yıldırmıyor, gözü görmüyor, iyi şeyleri yapıyor. 00:54:29.850 --> 00:54:34.624 Uhrevî sevapların da, gayenin de, sonucun da güzel olduğunu gördü mü, 00:54:34.992 --> 00:54:40.114 gözleriyle müşahede etti mi, o zaman gönlü şen olur, gözü hoş olur, içi rahat olur; 00:54:40.559 --> 00:54:51.838 ufak tefek şeylere aldırmaz. Çok güzel. "İnsanın içinin şenliği, güzelliği bu dört şeydendir." 00:54:52.370 --> 00:54:56.227 diye dört şey saymış. Dördü de güzel: Yaptığın şeyin gerçekten sevap olduğunu 00:54:56.227 --> 00:55:01.390 ayan beyan bileceksin, onu yapacaksın. İyi insanlarla dostluk edeceksin. 00:55:01.391 --> 00:55:04.681 Allah'ın vaadine güveneceksin. Müsterih olacaksın, yürüyeceksin. 00:55:04.962 --> 00:55:12.414 Dağıstan'dan iki misafirim vardı; çocuk, genç ama bir yerden kendisine himmet geliyor: 00:55:12.852 --> 00:55:22.510 "Çok acı bir haber geldi. Otel odasında perişan oldum. Yanımda sanki birisi elimi tuttu, okşadı; 00:55:22.519 --> 00:55:29.600 'Bu üzülecek şey değil, Allah sana yardım edecek.' dedi. Ben hata ettim, 00:55:29.600 --> 00:55:35.599 uyuyan arkadaşıma seslendim; 'Kalk, bak bu adam benim elimi tutuyor, teselli ediyor.' diye. 00:55:35.599 --> 00:55:46.489 Tabi o elini çekti, gitti, kayboldu." diyor. Hata etti, uyandırmasaydı konuşma, 00:55:46.567 --> 00:55:53.269 ahbaplık daha devam edecekti. Allah yardım ediyor. İyi oldu mu, Allah kullarına yardım ediyor. 00:55:53.269 --> 00:55:56.800 Ama bu şahsa yardım nereden geliyor? Demiş ki; 00:55:56.800 --> 00:56:00.764 "Yâ Rabbi! Sen benim kalbimi Yahyâ aleyhisselam'ın kalbi gibi tertemiz kalp eyle." 00:56:01.680 --> 00:56:06.311 Allah'tan temiz kalp istiyor, iyi kulluk etmek için iyilik istiyor; Allah da yardım ediyor. 00:56:07.241 --> 00:56:14.343 İyi niyetli olduğundan yardım ediyor. Semi'tü Ebe'l-Kâsımi, 00:56:14.343 --> 00:56:25.803 İbrâhîme'bne Muhammedi'bni Mahmeveyhi en-Nasrâbâziyye yekûlü: 00:56:25.803 --> 00:56:34.229 Semi'tü Ebâ Muhammedin Abderrahmâni'bni Muhammedi'bni İdrîse, el-Hanzaliyyi'r-Râziyye, 00:56:34.229 --> 00:56:45.346 yekûlü: Semi'tü Aliyye'bne Abdirrahmâni'z-Zâhide, yekûlü: Kâle Ahmedu'bnü Âsımini'l-Antâkiyyü. 00:56:45.862 --> 00:56:50.786 "Bu adamların rivayetiyle müellife kadar gelen rivayetle, 00:56:51.372 --> 00:56:56.216 Ahmed b. Âsım-ı Antâkî hazretleri demiş ki." 00:56:57.716 --> 00:57:09.251 Enfau'l-akli mâ arrafeke nieme'llâhi Teâlâ aleyke ve eâneke alâ şükrihâ ve kâme bi-hilâfi'l- hevâ. 00:57:10.962 --> 00:57:14.766 İnsanların aklı var değil mi? Aklı hepimiz seviyoruz, akıllı olmayı istiyoruz. 00:57:15.118 --> 00:57:19.774 Birisini sevdiğimiz zaman, "akıllı adam" diyoruz ve kendimiz de akıllı olmaya çalışıyoruz. 00:57:20.110 --> 00:57:25.194 Akıllı olmak iyi bir şey, hepimizin istediği bir şey. Herkesin de bir aklı var. 00:57:25.702 --> 00:57:36.418 Dünyada yaşayan herkesin bir aklı var. Kumarhanede masanın başına oturup 00:57:36.418 --> 00:57:48.375 da oraya para basanların da, top oynayanların da, piyango bileti alanların da, 00:57:48.977 --> 00:57:58.108 hacca, umreye gidenlerin de, hırsızlık yapanın da, rüşvet yiyenin de bir aklı mantığı var. 00:57:58.537 --> 00:58:05.343 "Ne yapayım, bu kadar maaşla geçinilmiyor; devlet az maaş veriyor, elbette rüşvet yiyeceğim." 00:58:05.369 --> 00:58:11.230 diyor; bir mantık ileri sürüyor. Herkesin bir aklı var ama her akıl kıymetli değil. 00:58:12.367 --> 00:58:22.244 Akıl nasıl olacak; onu tarif ediyor. Enfau'l-akli. "En faydalı olan akıl, aklın en faydalısı." 00:58:22.915 --> 00:58:28.296 Herkesin bir aklı var ama herkes kârda değil, herkes hayatını güzel süremiyor, 00:58:28.585 --> 00:58:35.464 herkes başarılı insan olamıyor, herkes Allah'ın sevdiği noktaya gelemiyor. 00:58:35.949 --> 00:58:40.539 Kimisi hapiste çürüyor, kimisi ömrünü çürütüyor, kimisi vücudunu çürütüyor, 00:58:40.828 --> 00:58:42.418 kimisi âhiretini mahvediyor. 00:58:43.900 --> 00:58:50.177 Ahmed b. Âsımini'l-Antâkî hazretleri; en iyi,en faydalı akıl hangisi; tarif ediyor. 00:58:50.974 --> 00:58:56.580 Mâ arrafeke nieme'llâhi teâlâ aleyke. "Allah'ın sana vermiş olduğu, 00:58:56.580 --> 00:59:05.743 senin üzerindeki nimetlerini sana bildiren akıl." Ve eâneke alâ şükrihâ. 00:59:05.743 --> 00:59:10.100 "Ve bu nimetlerin şükrünü yapmakta sana yardımcı olan akıl." 00:59:10.899 --> 00:59:16.636 Allah'ın nimetlerini sana hatırlatıp bildiren, bu nimetlerin şükrünün ödenmesinde 00:59:16.636 --> 00:59:22.636 sana yardımcı olan akıl. Ve kâme bi-hilâfi'l-hevâ. 00:59:22.972 --> 00:59:30.381 "Hevâ-i nefsin karşısına dikilen akıl." Faydalı akıl bu. 00:59:31.631 --> 00:59:36.284 Neden? İnsan bunu yaparsa cenneti bulur da ondan. Dünyada evliyâ olur, 00:59:37.730 --> 00:59:42.818 âhirette de cennete gider. Bunu yapmazsa ne olur? Dünyada da âhirette perişan olur. 00:59:43.279 --> 00:59:52.503 Peygamber Efendimiz'in bir hadîs-i şerîfi var; oradan bu sözün güzelliği daha iyi ölçülebilir. 00:59:52.925 --> 00:59:58.607 Peygamber Efendimiz şöyle diyor: el-Keyyisü. Zeki insan kimdir? 00:59:59.750 --> 01:00:04.345 Men dâne nefsehû ve amile limâ ba'del-mevt. "Nefsini zapt u rapt altına alıp da 01:00:04.345 --> 01:00:13.358 âhirete hazırlanandır." Ve'l-ahmaku. Aptal adam kimdir? Men etbaa nefsehû hevâhâ. 01:00:13.881 --> 01:00:20.390 "Nefsini, hevasının peşine takıp sürükleten." Ve temennâ ale'llâhi'l-emâniyyeh. 01:00:20.390 --> 01:00:25.508 "Allah'tan da ümit eden, 'Allah bana şunu verir, bunu verir, Gafûr'dur, Rahîm'dir.' diyendir." 01:00:26.860 --> 01:00:33.322 Akıllı kim? Âhirete hazırlanan, nefsinin karşısına çıkıp, nefsine uymayan. Ahmak kim? 01:00:33.548 --> 01:00:39.800 Nefsine uyup da Allah'tan bekleyen, bekle ki gele, bekle ki ola.. 01:00:39.744 --> 01:00:45.980 Bu hadîs-i şerîfi hatırladıktan sonra bu sözü daha iyi anlarız. En faydalı akıl hangisidir? 01:00:45.528 --> 01:00:50.911 "Allah'ın senin üzerindeki nimetlerini sana bildiren, o nimetlerin şükrünü, 01:00:50.911 --> 01:00:58.110 edasını yapmakta sana yardımcı olan ve nefsin hevasının karşısına dikilen akıldır." 01:00:58.969 --> 01:01:03.957 "Nefsinin hevası" ne demek? İnsanın içinden bir şey geliyor; içinde nefsi var. 01:01:03.957 --> 01:01:11.162 Hepimizin içinde nefs-i emmâremiz var, nefis var. Terbiye edilirse gelişiyor, mutmainne oluyor. 01:01:11.420 --> 01:01:20.527 Nefis, "hevâ-i nefs" dediğimiz arzuları, istekleri bize içimize doğdurtuyor, içimizden söylüyor. 01:01:21.230 --> 01:01:25.472 Ne istiyorsun bugün? "Allahım bugün hiç bir iş yapmak istemiyorum." Ne olacak? 01:01:25.497 --> 01:01:29.893 "Yan gelip yatacağım." Elini şöyle koyuyor, ayaklarını dikiyor, niye? 01:01:30.143 --> 01:01:36.160 "Canım çalışmak istemiyor." diyor. Bak, nefsinin hevası o gün ona çalışmak istetmiyor. 01:01:36.680 --> 01:01:42.777 "Vallahi bugün futbola gideceğim." Niye? "Canım futbol oynamak istiyor." 01:01:43.761 --> 01:01:47.811 İnsanın içinden gelen duygular, istekler var: 01:01:48.131 --> 01:01:54.472 "Canım şunu çekti, şunu yapmak istiyorum." İyi şeyler var, kötü şeyler var, 01:01:54.472 --> 01:01:57.788 daha kötü şeyler var. Günahlar var; günahların daha kötüsü var. 01:01:58.499 --> 01:02:01.363 "Hemen canım istiyor ki kalkayım şu adamın kafasını kırayım." 01:02:01.363 --> 01:02:09.386 Aman, dur! Ne yapıyorsun? Bunu yaparsan felaket tabi. Nefis insana neler söyletir, neler istetir. 01:02:09.386 --> 01:02:18.356 Bunların adı nedir? Hevâ-i nefs; nefsin hevesleri, istekleri, içinden gelen arzuları. 01:02:18.755 --> 01:02:24.271 İnsan bunun karşısına çıkacak. Çünkü nefis, insana kontrolsüz şeyler teklif eder. 01:02:25.193 --> 01:02:33.475 Kontrol nereden? Akıldandır. Akıl kontrol eder. Birisi geldi bana bir şeyler söylüyor. 01:02:34.194 --> 01:02:39.843 Biz hocayız ya çok enteresan şeylerle karşılaşıyoruz. 01:02:40.202 --> 01:02:49.732 "Hocam, bazen içime öyle bir intihar etmek arzusu düşüyor ki burnumda buram buram tütüyor, 01:02:49.732 --> 01:02:55.421 canım çok istiyor; kendimi öldürmek istiyorum." diyor. Anlayabiliyor musunuz? 01:02:55.421 --> 01:03:00.836 İnsan ölmek istemez, ölümden korkar da, hastalık tabi. "Canım çok istiyor." diyor. 01:03:00.836 --> 01:03:08.129 "Aman, sen şu şu zikirleri yap, yalnız durma, abdestsiz gezme. Bunları şeytan yapıyor. 01:03:08.129 --> 01:03:12.649 Sakın sen o içinden gelen sese, söze tâbi olma!" dedim. 01:03:12.882 --> 01:03:17.142 İçinden hevâsı, hevâ-i nefsi bak neler istetiyor, intiharı istetiyor. 01:03:17.142 --> 01:03:24.700 İnsan intihar etti mi ebediyen cehenneme gider. İntiharı istetir, zinayı istetir, 01:03:24.700 --> 01:03:30.655 kumarı istetir, eğlenceyi istetir, her şeyi istetir. Nefis bu. Bunu kim kontrol edecek? 01:03:30.865 --> 01:03:36.724 Akıl kontrol edecek. Akıl kontrol edecek ama nasıl bir akıl kontrol edecek? 01:03:37.520 --> 01:03:42.295 Şeriate bağlı bir akıl kontrol edecek. Şeriate bağlı olmazsa git bir Amerikalı'ya sor, 01:03:42.295 --> 01:03:50.248 git bir İngiliz'e sor, hadi bakalım ne diyecek? Bir psikiyatri profesörü vardı. 01:03:52.412 --> 01:03:58.360 Bizim gençler bunalıma düşüyorlar. Delikanlı 18 yaşına geliyor, 20 yaşına geliyor. 01:03:58.646 --> 01:04:06.812 Delikanlı bir müslüman çocuk. Anası babası dindar, müslüman. Delikanlı, ne demek? 01:04:06.812 --> 01:04:11.794 Deli kan. Bu çocuk niye deli oluyor? Akıllı da niye deli oluyor? 01:04:12.670 --> 01:04:18.700 Bulüğ çağına erdiği için içinde çeşitli arzular beliriyor, evlenmek arzusu beliriyor. 01:04:18.968 --> 01:04:24.322 Kızda da oluyor, erkekte de oluyor. Evlenmek arzusu beliriyor. Çeşitli arzular var. 01:04:24.322 --> 01:04:27.702 Deli kan; kanı cıvıl cıvıl kaynıyor, yerinde duramıyor. 01:04:27.937 --> 01:04:36.826 Tabi haram, günah, harama bakılmaz, günaha varılmaz; kendisini tutuyor. 01:04:36.826 --> 01:04:47.385 Tutunca tabi sıkıntılar başlıyor; kolay değil. Büluğ çağının problemleri vardır; 01:04:48.100 --> 01:04:52.140 kızlar için de problemleri vardır, erkekler için de problemleri vardır. 01:04:52.381 --> 01:04:58.335 Kız durup dururken ağlamaya başlar. "Kızım ne oldu, niye ağlıyorsun?" "Bilmem, ağlıyorum." 01:04:58.523 --> 01:05:04.957 Neden? Çalkantılı bir çağ. "Niye ağlıyorsun kızım, işte yemeğini yedin, karnın tok, 01:05:04.957 --> 01:05:09.114 sırtın pek, ev kaloriferli, her şey var." Ağlıyor, problemli! 01:05:10.200 --> 01:05:20.560 Psikiyatriste gidiyorlar; adamın dinden imandan nasibi yok, Allah'tan korkusu yok, 01:05:21.951 --> 01:05:28.967 utanması yok. Flörtü tavsiye ediyor. "Flört et, geçer." diyor. 01:05:29.467 --> 01:05:34.577 "Ya ben günahtan kaçıyorum, bu hastalığa ondan düştüm. O zaman ben sana hiç gelmezdim. 01:05:34.819 --> 01:05:41.710 Bu hastalığa düşmemin sebebi günaha düşmemek, haram işlememek; Allah yasaklamış." 01:05:41.480 --> 01:05:48.440 Doğru düzgün bir doktorsan, çare olarak onu görüyorsan hiç olmazsa; "Evladım, bir an önce evlen. 01:05:48.480 --> 01:05:56.120 Evliliğini geciktirme, şöyle güzel bir müslüman mütedeyyin hanımla evlen, yuva kur." de. 01:05:56.680 --> 01:06:01.640 Peygamber Efendimiz oruç tutmayı tavsiye etmiş, abdestli gezmek var, zikir var, 01:06:01.676 --> 01:06:06.156 vesaire var da, ne tavsiye ediyor? Günahı tavsiye ediyor. 01:06:06.968 --> 01:06:14.525 İngiliz'e sorarsan başka şey tavsiye eder; Amerikalı'ya sorarsan başka şey tavsiye eder. 01:06:14.877 --> 01:06:20.766 Bunların akılları var mı? Var ama İngiliz aklı, dinsiz aklı, imansız aklı, 01:06:20.766 --> 01:06:25.155 münafık aklı, cahil aklı. Aklın hayırlısı nedir? 01:06:25.748 --> 01:06:30.716 Şeriatin ahkâmını bilen ve ona göre insana yol gösteren akıldır. 01:06:31.360 --> 01:06:36.341 Burada ne diyor? Enfau'l-akl. "Aklın en faydalısı, en güzeli; 01:06:36.865 --> 01:06:44.385 sana Allah'ın nimetlerini bildiren ve onların şükrünü yapmaya yardımcı olan, 01:06:44.385 --> 01:06:48.950 sevk eden akıldır." Allah'ın üzerimizdeki nimetleri nelerdir? 01:06:50.255 --> 01:06:54.942 Allah'ın nimetlerini saymakla bitiremeyiz. En büyük nimeti, müslüman olmamızdır. 01:06:54.942 --> 01:07:02.386 Müslümanız ya, lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah diyoruz ya, bu öyle büyük bir nimet ki... 01:07:03.420 --> 01:07:09.902 Buna sahip olmayan insanları tanıyorum; Japon tanıyorum, Çinli tanıyorum, Avrupalı tanıyorum; 01:07:09.902 --> 01:07:17.550 yerli malı dinsizleri, sonradan olma dinsizleri, anadan doğma dinsizleri tanıyorum. 01:07:17.550 --> 01:07:23.990 Hepsini gördük; profesörünü tanıyoruz, talebesini tanıyoruz, hepsini biliyoruz. 01:07:23.771 --> 01:07:30.513 En büyük nimet; mü'min olmak! Sen candan inanabiliyor musun? Namazını kılabiliyor musun? 01:07:30.513 --> 01:07:35.221 Allah'ın varlığına, birliğine kalbinden tam mutmain misin? Bu çok büyük bir nimet. 01:07:35.587 --> 01:07:38.278 Müslüman olmak, çok büyük bir nimet. Bundan büyük nimet olmaz! 01:07:38.415 --> 01:07:43.698 Ondan sonra sıhhat nimeti var, akıllı olmak nimeti var. Deli değiliz, 01:07:44.420 --> 01:07:49.620 akıllıyız ki zincire bağlamıyorlar, hastaneye tıkmıyorlar, iğneyi basmıyorlar. 01:07:49.729 --> 01:07:57.449 Elhamdülillah aklımız yerinde, sıhhatimiz yerinde. Elhamdüllilah memleketimiz, 01:07:57.449 --> 01:08:05.348 şehrimiz huzur içinde. Doğu Anadolu'dakileri düşünüyoruz; mesela köyden köye gidemiyor. 01:08:05.473 --> 01:08:08.728 Akşam vaktinde gelsin, böyle bir yatsı namazında bir yerde vaaz dinlesin de, 01:08:08.728 --> 01:08:11.454 ondan sonra öteki köye minibüse binsin de gitsin, gidebilir mi? 01:08:12.368 --> 01:08:17.901 Gidemez elbette. Bu bizde, burada bir nimet işte. Huzur içinde, her tarafta ışıklar yanıyor, 01:08:18.135 --> 01:08:22.800 istediğimiz yere gidiyoruz. Fırınlarda ekmekler var çeşit çeşit, 01:08:22.408 --> 01:08:29.528 pastanelerde çeşit çeşit gıdalar var, gezilecek yerler, ilim meclisleri var, okunacak kitaplar var, 01:08:29.528 --> 01:08:37.692 çeşit çeşit nimetler… Nimetleri bilirsen nimetlerin şükrünü eda edersen Allah seviyor. 01:08:38.817 --> 01:08:43.270 "Bu nimetleri Allah bana nasip etmiş, çok şükür elhamdülillah!" Şükretmeyi Allah seviyor. 01:08:43.575 --> 01:08:49.328 Şükredenin nimetini arttırıyor. Şükrettikçe, "Çok şükür." dedikçe nimet fazlalaşıyor. 01:08:50.500 --> 01:08:56.226 Onun için nimetleri bildiren akıl ve o nimetlerin şükrünü de yaptırmaya, 01:08:56.226 --> 01:09:00.620 yapmaya yardımcı olan akıl, en iyi akıl! Nimetlerin şükrü nedir? 01:09:03.393 --> 01:09:05.979 Cüneyd-i Bağdâdî Efendimiz'in tarifi çok güzel: 01:09:06.502 --> 01:09:14.601 "Allah'ın nimetlerini yiyip de ona isyan etmemektir." Şükür bu. Hem Allah'ın nimetini ye iç... 01:09:15.609 --> 01:09:25.584 Bu akşam sofrada neler vardı? "Kaymaklı kadayıf, baklava, etli sütlü, tatlı tuzlu, börek çörek, 01:09:25.584 --> 01:09:35.378 kebab, dolma, sarma vardı." Yedin, sonra? "Şimdi kalkıp boğazda içmeye, eğlenmeye gidiyoruz." 01:09:35.378 --> 01:09:40.736 Utanmıyor musun ya? Şimdi Allah'ın nimetlerini yedin, ondan sonra kalk, öbür tarafta isyana git. 01:09:41.120 --> 01:09:48.200 Şükür nedir? Allah'ın nimetlerini yiyip de ona âsi olma durumuna düşmemektir. Şükür odur. 01:09:48.800 --> 01:09:51.920 Tabi ibadetini yapacak, hayrını hasenâtını yapacak. 01:09:51.924 --> 01:09:54.992 Allah para vermişse parasından fukaraya yardımcı olacak. 01:09:55.172 --> 01:10:01.151 Allah'ın emrettiği hizmetleri insanlara götürecek. Zekâtını verecek, sadakasını verecek. 01:10:02.268 --> 01:10:08.873 Bir de, kâme bi-hilâfi'l-hevâ; hevâ-i nefsin karşısında sağlam duracak. 01:10:09.800 --> 01:10:23.360 Akıl ona yardım edecek; "Aman, nefsin arzularına dizgin vur, hevâ-i nefsine uyma, tâbi olma!" diyecek ve yaptıracak. 01:10:23.857 --> 01:10:28.904 Hevâ-i nefse uymamak; tasavvuf bu. Tasavvufun en önemli işlerinden birisi bu. 01:10:28.904 --> 01:10:36.321 Çünkü müslümanların çoğu, günah işleyen insanların çoğu, günahı bilmediğinden, 01:10:36.360 --> 01:10:44.920 cahillikten yapıyor değil. Biliyor ama nefsine hakim olamadığından yapıyor; bile bile yapıyor, 01:10:44.911 --> 01:10:50.608 utana utana yapıyor. Sonra pişman da oluyor. Bilerek yapıyor, neden? 01:10:51.421 --> 01:10:57.477 Kendisini tutamıyor. O fena işte! Hem kötülüğün kötülük olduğunu bilmek 01:10:57.759 --> 01:11:04.132 hem de yine kendisini tutamayıp o kötülüğü yapmak. O çok fena! Biliyorsun, 01:11:04.120 --> 01:11:07.920 bir işe yaramıyor; yine kötülüğü yapıyorsun. Ne olması lazım? 01:11:07.960 --> 01:11:14.280 İnsanın nefsini yenecek bir güce, kuvvete sahip olması lazım. Bu nasıl olur? 01:11:15.800 --> 01:11:21.560 İnsanın nefsini yenmesi, yenecek bir kuvvete sahip olması nasıl olur? 01:11:21.956 --> 01:11:28.128 Çok önemli bir şey. Birçok kimse bu hastalıktan muzdariptir. Sizin içinizde de öyledir, 01:11:28.480 --> 01:11:32.841 dışarıdakilerde de öyledir. Birçok insan bu sıkıntıdadır. 01:11:33.239 --> 01:11:37.950 "Hocam günahı biliyorum ama yine yapıyorum. Günah olduğunu biliyorum, 01:11:37.950 --> 01:11:42.165 yapmamam gerektiğini düşünüyorum; şeytan beni aldatıyor, nefsim beni aldatıyor, 01:11:42.165 --> 01:11:46.835 yine yapıyorum." Kuvvetli olmak lazım. Yenilmemek lazım. Bu nasıl olur? 01:11:47.468 --> 01:11:53.751 Tasavvufî eğitimle olur. Tasavvuf onun için gerekli. Bilmek yetmiyor; 01:11:54.439 --> 01:11:59.689 bildiğini uygulayabilecek bir hâle gelmek gerekiyor. Tasavvufun ilaçlarını kullanmak, 01:11:59.689 --> 01:12:06.266 tavsiyelerine uymak gerekiyor. O zaman insan nefsini yenebilir. Allah'ın lütfuyla, 01:12:06.266 --> 01:12:12.986 yardımıyla oluyor. Allah'ın yardımını yanına alıp o zaman nefsini yenebilir, 01:12:13.158 --> 01:12:19.656 o zaman doğru yolda gidebilir. Onun için tasavvufî emirlere sımsıkı sarılmak lazım. 01:12:19.920 --> 01:12:21.320 Aziz ve muhterem kardeşlerim! 01:12:21.789 --> 01:12:28.841 Allah, bu öğrendiğimiz bilgileri tatbik etmeyi nasip etsin. Allah, bizi nefsini yenenlerden, 01:12:29.255 --> 01:12:32.950 İslâm ile terbiye olmuş, aklının gösterdiği yolda, 01:12:32.950 --> 01:12:36.728 Allah'ın nimetlerini bilip şükrünü eda edip yürüyenlerden eylesin. 01:12:37.400 --> 01:12:41.480 Ömrümüzü rızasına uygun geçirip huzuruna sevdiği, 01:12:41.488 --> 01:12:47.759 razı olduğu bir kul olarak varmaya muvaffak eylesin. Fâtiha-i Şerîfe mea'l-Besmele.