16 Şa'bân 1445
26 Şubat 2024Güneş
İmsak 06:16
Güneş 07:40
Öğle 13:22
İkindi 16:24
Akşam 18:55
Yatsı 20:14
- veya -
Detaylı Ara
Detaylar
Hacda Ticaret ve Zikir
  • İZLE
  • OKU
  • KAYDET
  • LİNK AL

Konuşma Metni

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!.. es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!..

Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.Allah'ın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Allah cümlenizi hem dünyada hem âhirette sevdiklerinizle beraber aziz ve bahtiyar eylesin. Allah cümlenizi hem dünyada hem âhirette sevdiklerinizle beraber aziz ve bahtiyar eylesin.


Bismillahirrahmanirahim. Bismillahirrahmanirahim.

Leyse aleyküm cünâhun en tebteğû fadlen min rabbiküm.Leyse aleyküm cünâhun en tebteğû fadlen min rabbiküm. Fe izâ efaztüm min arafâtin fe'zkürullâhe inde'l-meş'ari'l-harâm. Fe izâ efaztüm min arafâtin fe'zkürullâhe inde'l-meş'ari'l-harâm. Ve'zkürûhu kemâ hedâküm. Ve in küntüm min kablihî le-mine'd-dâllîn. Ve'zkürûhu kemâ hedâküm. Ve in küntüm min kablihî le-mine'd-dâllîn.

Hacla ilgili olan ayet-i kerimeler devam ediyor.Hacla ilgili olan ayet-i kerimeler devam ediyor. Bu ayet i kerime, şu sebeple nâzil olmuş:Bu ayet i kerime, şu sebeple nâzil olmuş: İnsanlar cahiliye devrinde Hicaz ve Arabistan mıntıkasında ticaret yaparlarmış.İnsanlar cahiliye devrinde Hicaz ve Arabistan mıntıkasında ticaret yaparlarmış. Ukâz panayırı, Mecenne panayırı, Zülmecaz panayırı gibi panayırlar kurulurmuş.Ukâz panayırı, Mecenne panayırı, Zülmecaz panayırı gibi panayırlar kurulurmuş. Hac aylarında ticaret yaparlarmış. Yani mal getirirler ve alıp satarlarmış. Hac aylarında ticaret yaparlarmış. Yani mal getirirler ve alıp satarlarmış. Panayır, yani toplu alışveriş pazarları ve pazarlıkların, alış-verişin olduğu yerlermiş. Panayır, yani toplu alışveriş pazarları ve pazarlıkların, alış-verişin olduğu yerlermiş.

İslâm geldiği zaman onlar tereddüt etmişler. Yani;"Hac bir ibadettir.İslâm geldiği zaman onlar tereddüt etmişler. Yani;"Hac bir ibadettir. İbadet zamanıdır, zikir zamanıdır. Bu ibadet esnasında bizim ticaretle meşgul olmamız uygun olur mu?"İbadet zamanıdır, zikir zamanıdır. Bu ibadet esnasında bizim ticaretle meşgul olmamız uygun olur mu?" diye çekinmişler ve onun üzerine bu ayet-i kerime inmiş.diye çekinmişler ve onun üzerine bu ayet-i kerime inmiş. İbni Abbas radıyallahu anhüma'dan ve diğer ravilerden böyle rivayetler var. İbni Abbas radıyallahu anhüma'dan ve diğer ravilerden böyle rivayetler var.

Leyse aleyküm cünâhun. Ey müslümanlar, ey çekinenler, siz çekiniyorsunuz ama İslâm geldi,Leyse aleyküm cünâhun. Ey müslümanlar, ey çekinenler, siz çekiniyorsunuz ama İslâm geldi, cahiliyetin adetlerinin bir çoğunu değiştirdi, yasakladı, kaldırdı. cahiliyetin adetlerinin bir çoğunu değiştirdi, yasakladı, kaldırdı. Yerine yeni güzel ibadetler koydu. Yerine yeni güzel ibadetler koydu. "Ey müslümanlar, sizler için günah yoktur, sizin üzerinize bir günah, bir mahzur, bir sakınca yoktur." "Ey müslümanlar, sizler için günah yoktur, sizin üzerinize bir günah, bir mahzur, bir sakınca yoktur." En tebteğû fadlen min rabbiküm. "Rabbinizden size ulaşacak bir fadlı, En tebteğû fadlen min rabbiküm. "Rabbinizden size ulaşacak bir fadlı, yani bir ikramı, bir nimeti almakta, ondan istifade etmekte."yani bir ikramı, bir nimeti almakta, ondan istifade etmekte." Cenâb ı Hakk'ın lütfunu almanızda bir mahzur yoktur.Cenâb ı Hakk'ın lütfunu almanızda bir mahzur yoktur. Almaya çalışmanızda ve onun peşinde koşmanızda da bir mahzur yoktur." Almaya çalışmanızda ve onun peşinde koşmanızda da bir mahzur yoktur."

Fadlen kelimesi, insanın ticaret yapıp kâr edip kazanıp da, o kazancıyla da çeşitli nimetleri elde etmesi;Fadlen kelimesi, insanın ticaret yapıp kâr edip kazanıp da, o kazancıyla da çeşitli nimetleri elde etmesi; ya da kendisinde olmayan malları karşı taraftan alıp, kendisinde fazla olanları oraya verip,ya da kendisinde olmayan malları karşı taraftan alıp, kendisinde fazla olanları oraya verip, malların değiş-tokuş yapılması sûretiyle işlerin görülmesi, ihtiyaçların giderilmesi,malların değiş-tokuş yapılması sûretiyle işlerin görülmesi, ihtiyaçların giderilmesi, Cenâb-ı Hakk'ın nimetlerine nâil olunması, anlamına geliyor.Cenâb-ı Hakk'ın nimetlerine nâil olunması, anlamına geliyor. Bu, tabii bir şey, bunda bir mahzur yok! Bu hususta ayet-i kerime böylece müslümanlara; Bu, tabii bir şey, bunda bir mahzur yok! Bu hususta ayet-i kerime böylece müslümanlara; gerek haccı yapmakta olan, ihrama girmiş olan insanlar olsun,gerek haccı yapmakta olan, ihrama girmiş olan insanlar olsun, gerekse hac mevsiminde ihrama girmeyip, hacla meşgul olmayıp,gerekse hac mevsiminde ihrama girmeyip, hacla meşgul olmayıp, ticaret yapmak isteyen insanlar olsun izin veriyor.ticaret yapmak isteyen insanlar olsun izin veriyor. Onların böyle ticaret yapıp da kâr kazanmak, geçimlerini temin etmek için Onların böyle ticaret yapıp da kâr kazanmak, geçimlerini temin etmek için uğraşmalarında bir sakınca, bir mahzur, bir günah yoktur. uğraşmalarında bir sakınca, bir mahzur, bir günah yoktur. Böyle bir düşünce yersizdir diye, beyan etmiş oluyor. Böyle bir düşünce yersizdir diye, beyan etmiş oluyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den bu konuda bir rivayetiPeygamber sallallahu aleyhi ve sellem'den bu konuda bir rivayeti İbni Ömer radıyallahu anühüma'dan kaydetmişler. İbni Ömer radıyallahu anühüma'dan kaydetmişler. Allah hem Hazreti Ömer'e, hem oğlu Abdullah'a büyük lütuflar ihsan eylesin;Allah hem Hazreti Ömer'e, hem oğlu Abdullah'a büyük lütuflar ihsan eylesin; bizi de şefaatlerine erdirsin... Abdullah ibni Ömer'e birisi geldi: bizi de şefaatlerine erdirsin...

Abdullah ibni Ömer'e birisi geldi:

Câe racülün ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem fe seelehû ani'llezî seeltenî.Câe racülün ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem fe seelehû ani'llezî seeltenî. "Bir adam Peygamber Efendimiz'e geldi ve senin şimdi bana sorduğun soruyu Peygamber Efendimiz'e o kişi de sordu." "Bir adam Peygamber Efendimiz'e geldi ve senin şimdi bana sorduğun soruyu Peygamber Efendimiz'e o kişi de sordu."

"Biz ticaret yapan insanlarız, develerimize malları yükler, getirir, götürürüz..."Biz ticaret yapan insanlarız, develerimize malları yükler, getirir, götürürüz... Şimdi bizim hac yapmamız, bu işleri yaparken mümkün olur mu?" diye sordu. Şimdi bizim hac yapmamız, bu işleri yaparken mümkün olur mu?" diye sordu.

O da mümkün olduğunu söyledikten sonra, Peygamber Efendimiz'den şöyle rivayet etti: O da mümkün olduğunu söyledikten sonra, Peygamber Efendimiz'den şöyle rivayet etti:

Fe lem yücîbhü hattâ nezele aleyhi Cibrîlü bi-hâzihi'l-âyeh: Fe lem yücîbhü hattâ nezele aleyhi Cibrîlü bi-hâzihi'l-âyeh: Leyse aleyküm cünâhun en tebteğû fadlen min rabbiküm.Leyse aleyküm cünâhun en tebteğû fadlen min rabbiküm. "Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu adamın sorusuna"Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu adamın sorusuna Cebrâil aleyhisselam bu ayet-i kerimeyi getirinceye kadar bir cevap vermedi." Cebrâil aleyhisselam bu ayet-i kerimeyi getirinceye kadar bir cevap vermedi."

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Allah'ın gönderdiği elçisi, mübarek kulu, en sevgili kulu... Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Allah'ın gönderdiği elçisi, mübarek kulu, en sevgili kulu... Kendisine bir hüküm sorulduğu zaman, eğer o konuda bir mâlûmat kendisinde o anda mevcut değilse,Kendisine bir hüküm sorulduğu zaman, eğer o konuda bir mâlûmat kendisinde o anda mevcut değilse, Cebrâil aleyhisselam'ın kendisine bir mâlûmat getirmesini, Cenâb-ı Hakk'ın emrini getirmesini beklerdi. Cebrâil aleyhisselam'ın kendisine bir mâlûmat getirmesini, Cenâb-ı Hakk'ın emrini getirmesini beklerdi. Onun daimî adeti böyleydi. Onun daimî adeti böyleydi. Cebrâil aleyhisselam bu ayet-i kerimeyi indirinceye kadar cevap vermedi. Cebrâil aleyhisselam bu ayet-i kerimeyi indirinceye kadar cevap vermedi.

Geçenlerde Cidde'deyken bir yayını takip ediyordum. Orda bir şahıs dînî bir konuşma yapıyor. Geçenlerde Cidde'deyken bir yayını takip ediyordum. Orda bir şahıs dînî bir konuşma yapıyor. Profesör ünvanı var. Ben de dînî konu diye ekranda konuşmayı seyrediyorum.Profesör ünvanı var. Ben de dînî konu diye ekranda konuşmayı seyrediyorum. İzleyicilerden birisi bir soru sordu: "Şöyle bir şey var mıdır?" O da dedi ki: İzleyicilerden birisi bir soru sordu:

"Şöyle bir şey var mıdır?"

O da dedi ki:

"Ben öyle bir şey bilmiyorum." Tamam, bilmiyorum demesi çok güzel ama arkasından: "Ben öyle bir şey bilmiyorum."

Tamam, bilmiyorum demesi çok güzel ama arkasından:

"Okumadım böyle bir şey, yok böyle bir şey" dedi. Bilmiyorsan, yokluğunu hiç söyleyemezsin."Okumadım böyle bir şey, yok böyle bir şey" dedi.

Bilmiyorsan, yokluğunu hiç söyleyemezsin.
Bilmiyorum deyip de ondan sonra yok demek, çok yanlış...Bilmiyorum deyip de ondan sonra yok demek, çok yanlış... Ben de o konuda, o izleyicinin sorduğu şeyin olduğunu biliyordum. Ben de o konuda, o izleyicinin sorduğu şeyin olduğunu biliyordum. Tabii ekranda ona müdahale edecek durumda değildim,Tabii ekranda ona müdahale edecek durumda değildim, sadece yayını seyrediyordum ama ben bir yerden duymuştum, okumuştum. sadece yayını seyrediyordum ama ben bir yerden duymuştum, okumuştum.

Alim, Allah'a karşı sorumlu... Bilmediği zaman, bilmiyorum derse; tamam, insan her şeyi bilemez. Alim, Allah'a karşı sorumlu... Bilmediği zaman, bilmiyorum derse; tamam, insan her şeyi bilemez. İnsanlar ister ayıplasın, ister ayıplamasın, aldırmaması lazım!İnsanlar ister ayıplasın, ister ayıplamasın, aldırmaması lazım! "Ben bunu bilmiyorum kardeşim, duymadım; inceleyeyim!" demesi gerekirdi. "Ben bunu bilmiyorum kardeşim, duymadım; inceleyeyim!" demesi gerekirdi.

Önce bilmiyorum, dedi. Arkasından biraz bocaladı, bir iki söz daha söyledi. Önce bilmiyorum, dedi. Arkasından biraz bocaladı, bir iki söz daha söyledi. Ondan sonra da "Yok böyle bir şey, olamaz" dedi.Ondan sonra da "Yok böyle bir şey, olamaz" dedi. Öyle bilmediği bir konuda, olamaz diye mantık yürütmek olmaz. Öyle bilmediği bir konuda, olamaz diye mantık yürütmek olmaz.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e soruyor: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e soruyor:

"Biz başka maksatla, ticaret için, mal için buraya gelmiş kimseleriz."Biz başka maksatla, ticaret için, mal için buraya gelmiş kimseleriz. Bizim haccımız hac olur mu?.. Yapmamız lazım mı? Yaparsak, kabul olur mu?" Bizim haccımız hac olur mu?.. Yapmamız lazım mı? Yaparsak, kabul olur mu?"

Peygamber Efendimiz, Cebrâil aleyhisselam bu ayet-i kerimeyi indirinceye kadar cevap vermiyor. Peygamber Efendimiz, Cebrâil aleyhisselam bu ayet-i kerimeyi indirinceye kadar cevap vermiyor. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in her sözü önemli…Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in her sözü önemli… Kendisi de her sözünün çok önemli olduğunu çok iyi biliyor.Kendisi de her sözünün çok önemli olduğunu çok iyi biliyor. Son derece ihtiyatlı, son derece dikkatli... Son derece ihtiyatlı, son derece dikkatli... Söylemesi gereken sözü söylüyor, söylenmemesi gerektiği zaman da, susuyor. Söylemesi gereken sözü söylüyor, söylenmemesi gerektiği zaman da, susuyor.

Bu terbiyeyi, biz de Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den öğrenmeliyiz. Bu terbiyeyi, biz de Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den öğrenmeliyiz. Halk olarak, alimler olarak, aydınlar olarak... Biliyorsak, biliyoruz demeliyiz.Halk olarak, alimler olarak, aydınlar olarak... Biliyorsak, biliyoruz demeliyiz. Bilmediğimiz zaman da "Ben o konuda bilgili değilim, inceleyeyim." demeliyiz. Bilmediğimiz zaman da "Ben o konuda bilgili değilim, inceleyeyim." demeliyiz.

Fe deâhü'n-nebiyyü sallallâhu aleyhi ve selem. "Peygamber Efendimiz bu soruyu soran kişiyi çağırdı." Fe deâhü'n-nebiyyü sallallâhu aleyhi ve selem. "Peygamber Efendimiz bu soruyu soran kişiyi çağırdı."

Fe kâle: Entüm huccâcün. "Siz hacılarsınız."Fe kâle: Entüm huccâcün. "Siz hacılarsınız." Yani, "Yaptığınız haclar, yaptığınız ticaretle beraber olduğu halde hacdır, makbuldür" diyeYani, "Yaptığınız haclar, yaptığınız ticaretle beraber olduğu halde hacdır, makbuldür" diye Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem müjdeledi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem müjdeledi.

Demek ki, niyeti ibadet olmak şartıyla hac ibadetini yaparken Demek ki, niyeti ibadet olmak şartıyla hac ibadetini yaparken insanın böyle alışveriş yapması yasak olmuyor, haccını da iptal etmiyor. insanın böyle alışveriş yapması yasak olmuyor, haccını da iptal etmiyor. "Onların haccı olmaz!" filân gibi bir kanaat de doğru olmuyor. "Onların haccı olmaz!" filân gibi bir kanaat de doğru olmuyor.

Bu husustaki çeşitli rivayetleri Bu husustaki çeşitli rivayetleri İbni Kesîr toplamış. Sadece bir tanesini kaydetmiş olduk.İbni Kesîr toplamış. Sadece bir tanesini kaydetmiş olduk. Demek ki insan haccı güzel yaparsa, bunlar haccın sevabını kaçırmıyor. Demek ki insan haccı güzel yaparsa, bunlar haccın sevabını kaçırmıyor. Arafat'taki vakfeyi, Müzdelife'yi, Mina'daki taşlamayı, Kurban kesmeyi, tavafı vs.yi hepsini Arafat'taki vakfeyi, Müzdelife'yi, Mina'daki taşlamayı, Kurban kesmeyi, tavafı vs.yi hepsini yani öteki hacıların yaptığı şeyleri yapmışsa, haccı hacdır.. yani öteki hacıların yaptığı şeyleri yapmışsa, haccı hacdır..

Ticareti, helâlinden kazanmayı İslâm makbul görüyor, hoş görüyor ve teşvik ediyor.Ticareti, helâlinden kazanmayı İslâm makbul görüyor, hoş görüyor ve teşvik ediyor. Hatta tüccar kardeşime müjdeler olsun ki, eğer doğru sözlü, güvenilir, Hatta tüccar kardeşime müjdeler olsun ki, eğer doğru sözlü, güvenilir, hile yapmayan müslüman bir tüccarsa; o da çok yüksek seviyelihile yapmayan müslüman bir tüccarsa; o da çok yüksek seviyeli müslümanlar gibi, mahşer gününde Arş-ı A'lânın gölgesinde gölgelenecek olanmüslümanlar gibi, mahşer gününde Arş-ı A'lânın gölgesinde gölgelenecek olan müstesna, kıymetli, izzetli, itibarlı kimseler arasına gireecek.. müstesna, kıymetli, izzetli, itibarlı kimseler arasına gireecek..

Çünkü ticaret bir ihtiyaçtır. Hem insan ticaretle kendisine lazım olan şeyi alıyor,Çünkü ticaret bir ihtiyaçtır. Hem insan ticaretle kendisine lazım olan şeyi alıyor, hem de insanların ihtiyaç duyduğu bir şeyi bir yerlerden getirmiş oluyor.hem de insanların ihtiyaç duyduğu bir şeyi bir yerlerden getirmiş oluyor. Onun bir malı uzak yerden celbetmesi, ondan sonra da satışa sunması bir hizmet oluyor.Onun bir malı uzak yerden celbetmesi, ondan sonra da satışa sunması bir hizmet oluyor. Onun karşılığında kâr alması helâl oluyor. Onun karşılığında kâr alması helâl oluyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin de hayatında bir ara yapmış olduğu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin de hayatında bir ara yapmış olduğu meşru ve sevaplı bir geçim yolu. Hacda da yapılabilir, mahzuru yok...meşru ve sevaplı bir geçim yolu. Hacda da yapılabilir, mahzuru yok... Eğer ticaret olmasaydı, mal getirmek olmasaydı, alışveriş olmasaydı, Eğer ticaret olmasaydı, mal getirmek olmasaydı, alışveriş olmasaydı, hacıların oradaki işleri gayet zor olurdu. Sonra bir noktayı daha belirtmek istiyorum:hacıların oradaki işleri gayet zor olurdu.

Sonra bir noktayı daha belirtmek istiyorum:
İslâm tabiata, doğaya, yaratılışa çok yatkın, çok uygun olan, tabii olan bir dindir. İslâm tabiata, doğaya, yaratılışa çok yatkın, çok uygun olan, tabii olan bir dindir. Yani dindarlık yapacağım diye, tabiatın dışına çıkmayı zaten uygun görmüyor. Yani dindarlık yapacağım diye, tabiatın dışına çıkmayı zaten uygun görmüyor. Meselâ bir insan cemiyeti terk etse, dağ başında ibadet etse; İslâm'a göre makbul değildir.Meselâ bir insan cemiyeti terk etse, dağ başında ibadet etse; İslâm'a göre makbul değildir. Her gün oruç tutsa çok makbul bir şey yapmış olmuyor.Her gün oruç tutsa çok makbul bir şey yapmış olmuyor. Tabiatın sınırlarını aştığından, meşakkatli bir şey yaptığından, uygun olmuyor. Tabiatın sınırlarını aştığından, meşakkatli bir şey yaptığından, uygun olmuyor.

Bütün gece uyumazsa, ibadet etse; uygun olmuyor. O kadar sevaplı olmuyor.Bütün gece uyumazsa, ibadet etse; uygun olmuyor. O kadar sevaplı olmuyor. Ne kadar çok olursa, o kadar sevaplı değil.Ne kadar çok olursa, o kadar sevaplı değil. Tabiata uyduğu zaman, dengeli hareket ettiği zaman daha sevaplı oluyor. Tabiata uyduğu zaman, dengeli hareket ettiği zaman daha sevaplı oluyor. Bazı günler oruç tutacak, bazı günler de iftar edip şükredecek...Bazı günler oruç tutacak, bazı günler de iftar edip şükredecek... Gecenin bazı vaktinde kalkacak, ibadet edecek; bazı vaktinde de uyuyacak, dinlenecek.Gecenin bazı vaktinde kalkacak, ibadet edecek; bazı vaktinde de uyuyacak, dinlenecek. Çünkü vücudun da ihtiyacları var. Evlenme yaşına gelmişse, evlenecek; çoluk çocuğu varsa, evlendirecek.Çünkü vücudun da ihtiyacları var.

Evlenme yaşına gelmişse, evlenecek; çoluk çocuğu varsa, evlendirecek.
O günah değil. Çünkü neslin devamı ancak onunla mümkün olur. Hatta sevap... O günah değil. Çünkü neslin devamı ancak onunla mümkün olur. Hatta sevap...

"Allah rızası için evlenmeyeyim, bekâr kalayım..." Öyle şey yok. "Allah rızası için evlenmeyeyim, bekâr kalayım..."

Öyle şey yok.
Tabiatı inkâr etmek, doğanın tabii kanunlarını inkâr ederek, akıntıya ters gitmek İslâm'da yoktur.Tabiatı inkâr etmek, doğanın tabii kanunlarını inkâr ederek, akıntıya ters gitmek İslâm'da yoktur. O bakımdan da son derece kıymeti bilinmesi gereken bir din. Burada da o belirtilmiştir. O bakımdan da son derece kıymeti bilinmesi gereken bir din. Burada da o belirtilmiştir. Yani, "Elbette yapabilirsiniz, haccı da güzel yapmak şartıyla" buyrulmuştur. Yani, "Elbette yapabilirsiniz, haccı da güzel yapmak şartıyla" buyrulmuştur.

Fe izâ efadtüm min arafâtin. "Arafat'tan ifâda ettiğiniz zaman."Fe izâ efadtüm min arafâtin. "Arafat'tan ifâda ettiğiniz zaman." Efâda-yufîdu-ifâdaten kelimesi fâda-yefîdu kökünden, suyun taşması, akması demek.Efâda-yufîdu-ifâdaten kelimesi fâda-yefîdu kökünden, suyun taşması, akması demek. Yani, "Suların, sellerin aktığı gibi, sellercesine Arafat'tan aktığınız zaman..." Yani, "Suların, sellerin aktığı gibi, sellercesine Arafat'tan aktığınız zaman..."

Hakîkaten de, hacıların Arafat'tan ayrılışına, Müzdelife'ye doğru gidişine şöyle yukarıdan kuşbakışı bakarsa insan, sel gibi görür. Hakîkaten de, hacıların Arafat'tan ayrılışına, Müzdelife'ye doğru gidişine şöyle yukarıdan kuşbakışı bakarsa insan, sel gibi görür. İnsan uçaklara, helikoptere binip seyredebilir.İnsan uçaklara, helikoptere binip seyredebilir. Hatta kameralarla ordan çekim yapılıyorsa, yerden de seyredilebilir. Hatta kameralarla ordan çekim yapılıyorsa, yerden de seyredilebilir.

İfada kelimesi, taşıp akmak mânasına geliyor.İfada kelimesi, taşıp akmak mânasına geliyor. "Arafat'tan ayrıldığınız zaman, gittiğiniz zaman" denmiyor da,"Arafat'tan ayrıldığınız zaman, gittiğiniz zaman" denmiyor da, "seller gibi kalabalık halinde hareket ettiğiniz zaman" deniliyor. "seller gibi kalabalık halinde hareket ettiğiniz zaman" deniliyor.

"Arafat'tan seller gibi taşıp aktığınız zaman." "Arafat'tan seller gibi taşıp aktığınız zaman." Fe'zkürullâhe inde'l-meş'ari'l-harâm. "Meş'aril-Haram'ın yanında Allah'ı zikredin."Fe'zkürullâhe inde'l-meş'ari'l-harâm. "Meş'aril-Haram'ın yanında Allah'ı zikredin." Ve'zkürûhu kemâ hedâküm. "Cenâb-ı Hakkın size hidayet nasîb ettiği gibiVe'zkürûhu kemâ hedâküm. "Cenâb-ı Hakkın size hidayet nasîb ettiği gibi ona ibadet edin, zikredin, şükredin." Ve in küntüm min kablihî lemine'd-dâllîn. ona ibadet edin, zikredin, şükredin." Ve in küntüm min kablihî lemine'd-dâllîn. "Bundan önce her ne kadar gerçekten yolunu sapıtmış bir kavim idiyseniz de." "Bundan önce her ne kadar gerçekten yolunu sapıtmış bir kavim idiyseniz de." Şimdi artık Allah size hidayet etti, müslüman oldunuz ya, Şimdi artık Allah size hidayet etti, müslüman oldunuz ya, o yüzden Cenâb-ı Hakk'a şükürler dolu olarak nimetlerinin,o yüzden Cenâb-ı Hakk'a şükürler dolu olarak nimetlerinin, hele İslâm nimetinin kadrini kıymetini bilerek onu zikredin, deniliyor. hele İslâm nimetinin kadrini kıymetini bilerek onu zikredin, deniliyor.

Arafat sözü bir özel isim ama Arapça'da çoğul sîgasında... Arafat sözü bir özel isim ama Arapça'da çoğul sîgasında... Elif-te ile müennes çoğulu yapılmış, cem-i müennes-i sâlim. Elif-te ile müennes çoğulu yapılmış, cem-i müennes-i sâlim. Mekke'nin doğusunda, Mekke ile Taif arasıda, Mekke'den 12 mil uzakta bir yerin adı.Mekke'nin doğusunda, Mekke ile Taif arasıda, Mekke'den 12 mil uzakta bir yerin adı. Başlangıç yeri ve bitiş noktası biraz kayabildiği için 17-18 km diyebileceğimiz bir mesafede,Başlangıç yeri ve bitiş noktası biraz kayabildiği için 17-18 km diyebileceğimiz bir mesafede, geniş kumluk bir meydan... Arafat onun adı...geniş kumluk bir meydan... Arafat onun adı... Hacıların Arafat'ta durduğu güne, bayramdan bir önceki güne de arefe denildiği gibi arefe günü deniliyor.Hacıların Arafat'ta durduğu güne, bayramdan bir önceki güne de arefe denildiği gibi arefe günü deniliyor. Çoğul olarak Arafât denilmiş. Arafat kelimesi o yerin adı.Çoğul olarak Arafât denilmiş.

Arafat kelimesi o yerin adı.
Etrafı dağlarla çevrili, Taif tarafında, yalçın, yüksek dağlar var. Etrafı dağlarla çevrili, Taif tarafında, yalçın, yüksek dağlar var. Zaten bu ovanın kenarında da dağlar yükselmiş.Zaten bu ovanın kenarında da dağlar yükselmiş. Arafat dağı, yakındaki, o mıntıkanın en yüksek dağı... Arafat dağı, yakındaki, o mıntıkanın en yüksek dağı... Öbür tarafında, yani batı tarafında da dağlar var. Öbür tarafında, yani batı tarafında da dağlar var.

İkisinin arasında bir sel yatağı, nehir yatağı var ama su yok. Kum ve çok geniş bir yatak.İkisinin arasında bir sel yatağı, nehir yatağı var ama su yok. Kum ve çok geniş bir yatak. 25-30-35 metre veya 50 metre gibi bir geniş kuru yatak var. 25-30-35 metre veya 50 metre gibi bir geniş kuru yatak var. Bu kuru yatak, sel yatağına Urane Vadisi deniliyor, Vadi-i Urane. Ayn-re-nun-he ile... Bu kuru yatak, sel yatağına Urane Vadisi deniliyor, Vadi-i Urane. Ayn-re-nun-he ile... Burası Arafat'ın dışı. Bunu geçtikten sonra daha doğuya gittiğiniz zamanBurası Arafat'ın dışı. Bunu geçtikten sonra daha doğuya gittiğiniz zaman Arafat'ın hududu böyle dikilen bazı işaretlerle, taşlarla, kapı gibi kemerli birtakım yapıtlarla,Arafat'ın hududu böyle dikilen bazı işaretlerle, taşlarla, kapı gibi kemerli birtakım yapıtlarla, "Arafat burdan başlıyor" diye üstüne de yazı yazarak belirtilmiş."Arafat burdan başlıyor" diye üstüne de yazı yazarak belirtilmiş. Dağa kadar bütün arka tarafı Arafat'tır. Bu vadi hariç. Bütün Arafat, hacıların durma yeridir.Dağa kadar bütün arka tarafı Arafat'tır. Bu vadi hariç.

Bütün Arafat, hacıların durma yeridir.
Hacıların Zilhicce'nin 9'unda burada durmaları lazım... Durmak Arapça'da vakfe-vakafe.Hacıların Zilhicce'nin 9'unda burada durmaları lazım... Durmak Arapça'da vakfe-vakafe. Hacıların burda, vakfe yapmaları lazım! Tabii boşuna da durma değil.Hacıların burda, vakfe yapmaları lazım! Tabii boşuna da durma değil. İbadet ederek, Cenâb-ı Hakk'a yalvarıp yakararak, gözyaşları dökerek durmak… İbadet ederek, Cenâb-ı Hakk'a yalvarıp yakararak, gözyaşları dökerek durmak… Arefe gününde, yani bayramdan bir gün önce, Mina'ya geldiler.Arefe gününde, yani bayramdan bir gün önce, Mina'ya geldiler. Zilhicce'nin 8'ine yevm-i tevriye diyorlar. Terviye, suya kandırmak demek.Zilhicce'nin 8'ine yevm-i tevriye diyorlar. Terviye, suya kandırmak demek. Yani develerini iyice hazırlamak için, önüne su koyup iyice suyu içirdikleri için, Yani develerini iyice hazırlamak için, önüne su koyup iyice suyu içirdikleri için, yevm-i terviye deniliyor. Mina'da kalıyorlar, beş vakit namaz kılıyorlar.yevm-i terviye deniliyor.

Mina'da kalıyorlar, beş vakit namaz kılıyorlar.
Ondan sonra Arefe gününde, yani bayramdan bir gün önce, Zilhicce'nin 9'unda Arafat'a gidiliyor. Ondan sonra Arefe gününde, yani bayramdan bir gün önce, Zilhicce'nin 9'unda Arafat'a gidiliyor. Tabii sabah namazı Mina'da kılınıp yola çıkıldığı için, öğleye doğru oraya varılıyor. Tabii sabah namazı Mina'da kılınıp yola çıkıldığı için, öğleye doğru oraya varılıyor. Öğle namazı vakti gelince, öğle namazının evvel vaktinde,Öğle namazı vakti gelince, öğle namazının evvel vaktinde, Arafat'ta öğle ve ikindi namazı beraber kılınıyor.Arafat'ta öğle ve ikindi namazı beraber kılınıyor. Böylece güneşin batışına kadar geniş bir zaman dua, tazarru, niyaz, yalvarma, yakarma,Böylece güneşin batışına kadar geniş bir zaman dua, tazarru, niyaz, yalvarma, yakarma, yanıp yakılma, âşık-ı sâdıkların Cenâb-ı Mevlâ'ya hallerini arz etme zamanı oluyor.yanıp yakılma, âşık-ı sâdıkların Cenâb-ı Mevlâ'ya hallerini arz etme zamanı oluyor. İkindi namazı da öğlenin vaktine alınarak, iki namaz beraber kılınıyor. İkindi namazı da öğlenin vaktine alınarak, iki namaz beraber kılınıyor.

Arafat'ta bulunan meşhur mescidin adı Mescid-i Nemîre. Arafat'ta bulunan meşhur mescidin adı Mescid-i Nemîre. Bu mescidin ön tarafı, mihrabının olduğu kısım, yani mescidin üçtebir kısmı Arafat'ın hududu dışındadır. Bu mescidin ön tarafı, mihrabının olduğu kısım, yani mescidin üçtebir kısmı Arafat'ın hududu dışındadır. Yani uzun yapılmış, büyük yapılmış. Yani uzun yapılmış, büyük yapılmış. O ön tarafta akşama kadar dursa bir insan, Arafat'ta durmamış olur.O ön tarafta akşama kadar dursa bir insan, Arafat'ta durmamış olur. Hududun dışı olduğu için, onu da hatırlatmakta fayda var hacılara…Hududun dışı olduğu için, onu da hatırlatmakta fayda var hacılara… "Burada herkes durmuş, kalabalık..." diye şaşırıp da, orda oturup kalmamalı. "Burada herkes durmuş, kalabalık..." diye şaşırıp da, orda oturup kalmamalı.

Orada duranlar, "Camide duruyorum" diye bilerek duruyorlardır ama bir zamanOrada duranlar, "Camide duruyorum" diye bilerek duruyorlardır ama bir zaman gidip asıl hududun içinde vakfelerini yapıyorlardır da ondandır.gidip asıl hududun içinde vakfelerini yapıyorlardır da ondandır. Onları bilenler öyle yaparlar, bilmeyenler şaşırırlar. Onları bilenler öyle yaparlar, bilmeyenler şaşırırlar.

Bilenler Vadi-i Urane'de duruyorlar, arabalarını orda bırakıyorlar.Bilenler Vadi-i Urane'de duruyorlar, arabalarını orda bırakıyorlar. Hele oranın esrarını, işlerini çok iyi bilen kurnaz Araplar, kabilelerden,Hele oranın esrarını, işlerini çok iyi bilen kurnaz Araplar, kabilelerden, şehirlerden gelmiş olanlar arabalarını oraya koyuyorlar. şehirlerden gelmiş olanlar arabalarını oraya koyuyorlar. Çünkü akşam giderken en önde olacaklar, Müzdelife'de en rahat şekilde yer bulacaklar.Çünkü akşam giderken en önde olacaklar, Müzdelife'de en rahat şekilde yer bulacaklar. Sonra içeri yürüyüp geliyor. Arafat'ın hudutları içinde, çok geniş bir meydan var.Sonra içeri yürüyüp geliyor.

Arafat'ın hudutları içinde, çok geniş bir meydan var.
Kumluk bir meydan ama ağaçlandırmaya başlanmış, şimdi üç metre, beş metre, yedi metre...Kumluk bir meydan ama ağaçlandırmaya başlanmış, şimdi üç metre, beş metre, yedi metre... çeşitli boylarda ağaçlar var. Arafât'ın bu ovasına Araplar çeşitli isimler de vermişler. çeşitli boylarda ağaçlar var. Arafât'ın bu ovasına Araplar çeşitli isimler de vermişler. O isimleri İbni Kesir tefsiri yazıyor. El-Meş'arü'l-Aksâ ismi verilmiş.O isimleri İbni Kesir tefsiri yazıyor. El-Meş'arü'l-Aksâ ismi verilmiş. Hilâl vezninde ama hemzeyle İlâl ismi de verilmiş. Hilâl vezninde ama hemzeyle İlâl ismi de verilmiş.

Dümdüz ovanın ortasında bir tümsek yer var. 20-25 metre yüksekliğinde bir tepe… Dümdüz ovanın ortasında bir tümsek yer var. 20-25 metre yüksekliğinde bir tepe… Üstünde bir taş var, beyaz sütun. Üstüne merdivenlerle de döne döne çıkılabiliyor.Üstünde bir taş var, beyaz sütun. Üstüne merdivenlerle de döne döne çıkılabiliyor. Oradan bütün Arafat ovası görünüyor; tam ortada çünkü… Oradan bütün Arafat ovası görünüyor; tam ortada çünkü… Onun da adı Cebelü'r-Rahmeh.Onun da adı Cebelü'r-Rahmeh. Peygamber Efendimiz o Cebel-i Rahme'nin eteğinde vakfeye durmuş,Peygamber Efendimiz o Cebel-i Rahme'nin eteğinde vakfeye durmuş, insanlara vedâ hutbesini orada irad eylemiş. insanlara vedâ hutbesini orada irad eylemiş.

Meş'ari'l-Harâm kelimesi de geçiyor ayet-i kerimede. Meş'ari'l-Harâm kelimesi de geçiyor ayet-i kerimede. "Arafat'tan seller gibi akıp gittiğiniz zaman, el-Meş'aril-Harâm'ın yanında Cenâb-ı Hakk'ı zikreyleyin." "Arafat'tan seller gibi akıp gittiğiniz zaman, el-Meş'aril-Harâm'ın yanında Cenâb-ı Hakk'ı zikreyleyin."

Zikir sözü çok şumüllü bir sözdür. Elinize tesbih alıp da, sadece "Allah Allah..." deyin demek değil; Zikir sözü çok şumüllü bir sözdür. Elinize tesbih alıp da, sadece "Allah Allah..." deyin demek değil; namaz, dua, Kur'an okumak, tesbihat, tehlîlat ve tabii hacıların asıl özel zikirleri telbiye, namaz, dua, Kur'an okumak, tesbihat, tehlîlat ve tabii hacıların asıl özel zikirleri telbiye, yani "Lebbeyk allâhümme lebbeyk..." demeleri... Bunların hepsi zikir.yani "Lebbeyk allâhümme lebbeyk..." demeleri... Bunların hepsi zikir. Yani ibadetin hepsine işaret ediliyor. "Orada Cenâb-ı Hakk'ı zikredin" deniliyor. Yani ibadetin hepsine işaret ediliyor. "Orada Cenâb-ı Hakk'ı zikredin" deniliyor.

Meş'ar sözü, haccın alâmetleri yani insanın şuurunda belirli bilgilerin uyanmasına Meş'ar sözü, haccın alâmetleri yani insanın şuurunda belirli bilgilerin uyanmasına sebep olan işaretleri mânasına bir kelime... El-Meş'ari'l-Harâm. Burası Müzdelife.sebep olan işaretleri mânasına bir kelime... El-Meş'ari'l-Harâm. Burası Müzdelife. Müzdelife'nin meşhur büyük dağına Cebel-i Kûzah deniliyor, Kûzah dağı demek.Müzdelife'nin meşhur büyük dağına Cebel-i Kûzah deniliyor, Kûzah dağı demek. Onun üzerinde de, eskiden beri yuvarlak bir beyaz taş var.Onun üzerinde de, eskiden beri yuvarlak bir beyaz taş var. Müzdelife'nin yeri belli olsun diye orada eskiden odunlarla ocaklar,Müzdelife'nin yeri belli olsun diye orada eskiden odunlarla ocaklar, büyük mumlar ve kandiller yakarlarmış. Mîkâde deniliyor bu taşa. Meş'ari'l Harâm belli olsun diye…büyük mumlar ve kandiller yakarlarmış. Mîkâde deniliyor bu taşa. Meş'ari'l Harâm belli olsun diye… Şimdi orada bir mescid de vardır.Şimdi orada bir mescid de vardır. Mescidin güney tarafında da hükümdarın ve yakınlarının kalması için de binalar var.Mescidin güney tarafında da hükümdarın ve yakınlarının kalması için de binalar var. Öbür tarafları geniş bir meydan… Öbür tarafları geniş bir meydan…

Arafat'tan Müzdelife'ye seller gibi akıp gelen hacı namzetleri, Arafat'tan Müzdelife'ye seller gibi akıp gelen hacı namzetleri, ihramlı kimseler orda arabalarını kenarlara durduruyorlar. ihramlı kimseler orda arabalarını kenarlara durduruyorlar. Hem otobüsler hem diğer araçlar için durdurma yerleri var.Hem otobüsler hem diğer araçlar için durdurma yerleri var. Orada iniyorlar ve akşamla yatsı namazını beraber kılıyorlar. Orada iniyorlar ve akşamla yatsı namazını beraber kılıyorlar. Çünkü akşamdan önce Arafat'tan ayrılırlarsa, kurban kesmeleri gerekir.Çünkü akşamdan önce Arafat'tan ayrılırlarsa, kurban kesmeleri gerekir. Akşam güneş batıncaya kadar Arafat'ta kalmaları lazım.Akşam güneş batıncaya kadar Arafat'ta kalmaları lazım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

"Bizden önce, câhiliye devrinde hac işini yapan câhiliye Arapları, Arafat'tan akşam olmadan ayrılırlardı."Bizden önce, câhiliye devrinde hac işini yapan câhiliye Arapları, Arafat'tan akşam olmadan ayrılırlardı. Bizim onlara muhalefetimiz, farkımız vardır. Biz akşam güneş battıktan sonra oradan ayrılırız" diyeBizim onlara muhalefetimiz, farkımız vardır. Biz akşam güneş battıktan sonra oradan ayrılırız" diye bu farkı kesin bir ifadeyle beyan etmiş. bu farkı kesin bir ifadeyle beyan etmiş.

Onun için akşam ezanı vakti olmadan Arafat'tan ayrılınmaz.Onun için akşam ezanı vakti olmadan Arafat'tan ayrılınmaz. Ayrılırsa, vakfeye durmuş ama vakti uygun yapmamış olduğundan, kurban kesmesi gerekir. Ayrılırsa, vakfeye durmuş ama vakti uygun yapmamış olduğundan, kurban kesmesi gerekir.

Bayram sabahının fecr-i sâdıkı, yani sabah namazı kılma vakti gelinceye kadar, Bayram sabahının fecr-i sâdıkı, yani sabah namazı kılma vakti gelinceye kadar, insan Arafat'ta bulunursa, vakfeyi yapmış olur, haccın bir rüknü tamamlanmış olur. insan Arafat'ta bulunursa, vakfeyi yapmış olur, haccın bir rüknü tamamlanmış olur. Çünkü Peygamber Efendimiz buyurmuş ki: El-haccü arafetü. "Hac Arafe'dir." Çünkü Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

El-haccü arafetü. "Hac Arafe'dir."

Diğer bir rivayete göre: El-haccü arafâtün. "Hac Arafât'tır." Yani elifle rivayet de var. Diğer bir rivayete göre:

El-haccü arafâtün. "Hac Arafât'tır." Yani elifle rivayet de var.

Bizim câhiliye devrindeki uygulamadan bir farkımızı da buyuruyor ki: Bizim câhiliye devrindeki uygulamadan bir farkımızı da buyuruyor ki:

"Müzdelife'de bizden öncekiler güneş doğduktan sonra,"Müzdelife'de bizden öncekiler güneş doğduktan sonra, güneşin ışıkları dağların tepesine vurduktan sonra Mina'ya doğru hareket ederlerdi.güneşin ışıkları dağların tepesine vurduktan sonra Mina'ya doğru hareket ederlerdi. Biz de güneş doğmadan hareket ederiz.Biz de güneş doğmadan hareket ederiz. Müzdelife'de vakfemizi yapıp, sabah namazını kılıp, Mina'ya öyle hareket ederiz. Müzdelife'de vakfemizi yapıp, sabah namazını kılıp, Mina'ya öyle hareket ederiz. Bu bizim farkımızdır" diye beyan ediyor. Bu bizim farkımızdır" diye beyan ediyor.

Onun için böyle hareket etmek lazım. Bizim mezhebimizde rivayet böyle… Onun için böyle hareket etmek lazım. Bizim mezhebimizde rivayet böyle…

Meş'aril-Haram ve çevresi, Müzdelife vakfesinin yapılma yeridir. Meş'aril-Haram ve çevresi, Müzdelife vakfesinin yapılma yeridir. Arafat'ta Urane Vadisi'nin vakfe mahalli dışı olması gibi,Arafat'ta Urane Vadisi'nin vakfe mahalli dışı olması gibi, Müzdelife'de de Vadi-i Muhassir denilen kısmı, aşağı tarafı Müzdelife haricidir. Müzdelife'de de Vadi-i Muhassir denilen kısmı, aşağı tarafı Müzdelife haricidir. Orda vakfeye durulsa sayılmaz, mekânın dışında olur.Orda vakfeye durulsa sayılmaz, mekânın dışında olur. Onun için orası da hariç, iki dağın arasındaki geniş meydanlığa yerleşip orda durulacak. Onun için orası da hariç, iki dağın arasındaki geniş meydanlığa yerleşip orda durulacak.

Akşam olduğu halde, Arafat'ta kılınmayacak akşam namazı...Akşam olduğu halde, Arafat'ta kılınmayacak akşam namazı... Yatsı vakti geçinceye kadar da yollarda geçecek.Yatsı vakti geçinceye kadar da yollarda geçecek. Geçmesi o güne mahsus olarak öyle isteniyor.Geçmesi o güne mahsus olarak öyle isteniyor. Hatta bazı alimler; "Yolda kılınırsa, geldiği zaman ödenmesi lazım" diyorlar. Hatta bazı alimler; "Yolda kılınırsa, geldiği zaman ödenmesi lazım" diyorlar.

Müzdelife'ye kadar gelinmesi 7-8 kilometre bir mesafe...Müzdelife'ye kadar gelinmesi 7-8 kilometre bir mesafe... O mesafeyi geçip arabalarla gidenler oluyor.O mesafeyi geçip arabalarla gidenler oluyor. Tabii yaya yürüyüp, sevabım çok olsun diyenler de oluyor. Tabii yaya yürüyüp, sevabım çok olsun diyenler de oluyor.

Hadis-i şerifte bildirildiğine göre, haccı yaya yaptığı zaman, insanın her adımınaHadis-i şerifte bildirildiğine göre, haccı yaya yaptığı zaman, insanın her adımına yediyüz Mekke hasenesi veriliyor. "Bir hasene ne kadar?yediyüz Mekke hasenesi veriliyor.

"Bir hasene ne kadar?
Mekke hasenesinin öteki hasenelerden farkı nedir?" diye soruyorlar Peygamber Efendimiz'e: Mekke hasenesinin öteki hasenelerden farkı nedir?" diye soruyorlar Peygamber Efendimiz'e:

"Yüz bin" diyor. Yani 700 x 100 000 = 70 Milyon. "Yüz bin" diyor.

Yani 700 x 100 000 = 70 Milyon.
Bir adımına yetmiş milyon hasene kazanıyor. Onun için Müzdelife'ye yaya gidenler de olur.Bir adımına yetmiş milyon hasene kazanıyor. Onun için Müzdelife'ye yaya gidenler de olur. Yayalar için de yol yapılmıştır. Dokuz tane yol vardır, bunların iki tanesi yayalara tahsis edilmiştir, Yayalar için de yol yapılmıştır. Dokuz tane yol vardır, bunların iki tanesi yayalara tahsis edilmiştir, sadece yayalar gidebilir, vasıtalar gidemez. Öbür taraflardan vasıtalar hızla giderler. sadece yayalar gidebilir, vasıtalar gidemez.

Öbür taraflardan vasıtalar hızla giderler.
Yayalar da tozu dumana katarak, lebbeyk söyleyerek Müzdelife'ye giderler.Yayalar da tozu dumana katarak, lebbeyk söyleyerek Müzdelife'ye giderler. Orada da akşam ve yatsı namazını kıldıktan sonra, geceyi ibadet ederek, uyuyup dinlenerek geçirirler.Orada da akşam ve yatsı namazını kıldıktan sonra, geceyi ibadet ederek, uyuyup dinlenerek geçirirler. Sabah namazını da orda kılıp, vakfeye durup, dualar ettikten sonra Mina'ya geçerler.Sabah namazını da orda kılıp, vakfeye durup, dualar ettikten sonra Mina'ya geçerler. Sabah vakti girince artık bayram günü olmuş oluyor.Sabah vakti girince artık bayram günü olmuş oluyor. Bayramın birinci gününde Müzdelife'de vakfelerini yaptıkları zaman Mina'ya geçerler. Bayramın birinci gününde Müzdelife'de vakfelerini yaptıkları zaman Mina'ya geçerler.

Tabii daha önceleri cahiliye devrini yaşıyorlardı.Tabii daha önceleri cahiliye devrini yaşıyorlardı. Peygamber Efendimiz gelmeden önce İslâm'ı bilmiyorlardı, dalâlette idiler. Kâbe'nin içinde birçok put vardı. İslâm onları kaldırdı. Peygamber Efendimiz gelmeden önce İslâm'ı bilmiyorlardı, dalâlette idiler. Kâbe'nin içinde birçok put vardı. İslâm onları kaldırdı.

"Daha önceden dalâlete düşmüş, sapıtmış bir topluluk iken, Allah size hidayet etti ya;"Daha önceden dalâlete düşmüş, sapıtmış bir topluluk iken, Allah size hidayet etti ya; işte o hidayet ettiği gibi siz de ona şükürler edin, onu zikredin, ona ibadet edin!" diye emrediyor.işte o hidayet ettiği gibi siz de ona şükürler edin, onu zikredin, ona ibadet edin!" diye emrediyor. Müzdelife'deki vazifelere de böylece işaret buyuruyor ayet-i kerime. Müzdelife'deki vazifelere de böylece işaret buyuruyor ayet-i kerime.

Sümme efîdû min haysü efâda'n-nâsü ve'stağfirullâh.Sümme efîdû min haysü efâda'n-nâsü ve'stağfirullâh. "Sonra bir de insanların seller misali aktığı gibi siz de öyle akınız"Sonra bir de insanların seller misali aktığı gibi siz de öyle akınız ve Allah'tan afv ü mağfiret isteyiniz, tevbe ve istiğfar ediniz" ve Allah'tan afv ü mağfiret isteyiniz, tevbe ve istiğfar ediniz"

İnnallâhe gafûru'r-rahîm. İnnallâhe gafûru'r-rahîm. "Hiç şüphe yok ki, Allahu Teâlâ Hazretleri çok mağfiret edicidir, çok merhamet edicidir. "Hiç şüphe yok ki, Allahu Teâlâ Hazretleri çok mağfiret edicidir, çok merhamet edicidir. Tevbe edenin tevbesini kabul eder, mağfiret isteyenin duasını kabul eder; onu afv ü mağfiret eder." Tevbe edenin tevbesini kabul eder, mağfiret isteyenin duasını kabul eder; onu afv ü mağfiret eder."

Araplar, Hazreti İsmâil aleyhisselam zamanından beri Kâbe'nin şerefini biliyorlar Araplar, Hazreti İsmâil aleyhisselam zamanından beri Kâbe'nin şerefini biliyorlar ve hac ibadetini İsmâil aleyhisselam'ın, İbrâhim aleyhisselam'ın öğrettiği üzere yapıyorlardı.ve hac ibadetini İsmâil aleyhisselam'ın, İbrâhim aleyhisselam'ın öğrettiği üzere yapıyorlardı. Bazı unutmalarla, yanılmalarla, ekleme çıkarmalarla ama kökeni, aslı, esasıBazı unutmalarla, yanılmalarla, ekleme çıkarmalarla ama kökeni, aslı, esası Allah'ın emri olan bazı şeyleri yapıyorlardı.Allah'ın emri olan bazı şeyleri yapıyorlardı. Bunlar Müzdelife'ye geldikleri zaman bir kenara çekilirlerdi. Bunlar Müzdelife'ye geldikleri zaman bir kenara çekilirlerdi. Orada dedelerinin şanını, namını anıp, dedelerini yâd ederek vakit geçirirlerdi. Orada dedelerinin şanını, namını anıp, dedelerini yâd ederek vakit geçirirlerdi.

Burada; "Daha önce dalâlette iken, Cenâb-ı Hak size hidayeti verdi diye,Burada; "Daha önce dalâlette iken, Cenâb-ı Hak size hidayeti verdi diye, Cenâb-ı Hakk'ı zikredin, ona şükürler edin." buyruluyor. Tabii en büyük nimet, hidayet nimetidir.Cenâb-ı Hakk'ı zikredin, ona şükürler edin." buyruluyor. Tabii en büyük nimet, hidayet nimetidir. Çünkü hidayetle insan cennete gidiyor.Çünkü hidayetle insan cennete gidiyor. "Hidayetten önce, Kur'an'dan önce, peygamber gelmeden önce nasıl yanlış bir yoldaydınız."Hidayetten önce, Kur'an'dan önce, peygamber gelmeden önce nasıl yanlış bir yoldaydınız. Onlar gelmeseydi, yanlış bir yolda yaşayıp ölecektiniz ve cehennemlik olacaktınız" deniyor. Onlar gelmeseydi, yanlış bir yolda yaşayıp ölecektiniz ve cehennemlik olacaktınız" deniyor.

"Yâ Rabbi, çok şükür, bizi kurtardın! Çok şükür bize hidayet verdin, putperestlikten kurtardın."Yâ Rabbi, çok şükür, bizi kurtardın! Çok şükür bize hidayet verdin, putperestlikten kurtardın. Peygamber gönderdin, Kur'an'ı indirdin, bize İslâm'ı öğrettin..." diye şükürler, Peygamber gönderdin, Kur'an'ı indirdin, bize İslâm'ı öğrettin..." diye şükürler, zikirler etmelerini Allahu Teâlâ Hazretleri tavsiye buyuruyor. zikirler etmelerini Allahu Teâlâ Hazretleri tavsiye buyuruyor.

Arafat'ta bir gün önce yapılan vakfe de çok büyük bir zikir...Arafat'ta bir gün önce yapılan vakfe de çok büyük bir zikir... O da öğlenden akşama kadar, yana yakıla, samimiyetle, ihlasla, göz yaşlarıyla,O da öğlenden akşama kadar, yana yakıla, samimiyetle, ihlasla, göz yaşlarıyla, türlü türlü tezahüratıyla, güzellikleriyle Cenâb ı Hakk'a yoğun bir ibadetle geçiyor...türlü türlü tezahüratıyla, güzellikleriyle Cenâb ı Hakk'a yoğun bir ibadetle geçiyor... Ondan sonra da Müzdelife'de, yine zikirlerle, güzel ibadetlerle Ondan sonra da Müzdelife'de, yine zikirlerle, güzel ibadetlerle ve Cenâb-ı Hakk'ı zikrederek, şükrederek vakit geçirilsin diye, bu ayet-i kerime böylece emrediyor. ve Cenâb-ı Hakk'ı zikrederek, şükrederek vakit geçirilsin diye, bu ayet-i kerime böylece emrediyor.

İnnallâhe Ğafûru'r-Rahîm. Gafûr ve Rahîm, Cenâb-ı Hakk'ın iki sıfatı... İnnallâhe Ğafûru'r-Rahîm. Gafûr ve Rahîm, Cenâb-ı Hakk'ın iki sıfatı... Bunlar faûl, faîl vezninde mübalağa sîgalarıdır. Gafûr, gâfir sözünün mübalağasıdır.Bunlar faûl, faîl vezninde mübalağa sîgalarıdır. Gafûr, gâfir sözünün mübalağasıdır. Gâfir, mağfiret eden demek, ism-i fail. Gafûr, çok çok, dâimâ, hep mağfiret eden demek…Gâfir, mağfiret eden demek, ism-i fail. Gafûr, çok çok, dâimâ, hep mağfiret eden demek… Yani sıfatı, son derece çok mağfiret etmek olan. Yani sıfatı, son derece çok mağfiret etmek olan.

Rahîm de, râhim olsaydı, ism-i fail sigasıyla, bir işte bir kimseye acıyan olurdu. Rahîm de, râhim olsaydı, ism-i fail sigasıyla, bir işte bir kimseye acıyan olurdu. Acıdı da bırakıverdi, salıverdi gibi… Acıdı da bırakıverdi, salıverdi gibi… Ama Rahîm; dâimâ işi çok çok, bol bol, hep merhamet etmek mânasına, mübalağa sigasıdır bu ikisi… Ama Rahîm; dâimâ işi çok çok, bol bol, hep merhamet etmek mânasına, mübalağa sigasıdır bu ikisi…

"Allah'tan mağfiret isteyin! Çünkü Allah çok çok mağfiret edicidir, çok çok merhamet edicidir;"Allah'tan mağfiret isteyin! Çünkü Allah çok çok mağfiret edicidir, çok çok merhamet edicidir; afv u mağfiret eder." Yani insan tevbe etti mi, eski günahları silinir. afv u mağfiret eder." Yani insan tevbe etti mi, eski günahları silinir. İmana geldi mi, müslüman oldu mu, cahiliye devrindeki hataları, günahları silinir.İmana geldi mi, müslüman oldu mu, cahiliye devrindeki hataları, günahları silinir. İslâm daha öncesini siler götürür, hiçbir şey bırakmaz ve tertemiz olur insan. İslâm daha öncesini siler götürür, hiçbir şey bırakmaz ve tertemiz olur insan. Müslüman olana ne mutlu!.. Şimdi Avrupalılardan, Amerikalılardan, İsveçlilerden,Müslüman olana ne mutlu!..

Şimdi Avrupalılardan, Amerikalılardan, İsveçlilerden,
Avustralyalılardan kardeşlerimiz var. Tanışıyoruz, müslüman oluyorlar...Avustralyalılardan kardeşlerimiz var. Tanışıyoruz, müslüman oluyorlar... Tamam, eski günahların hepsi silinir. Tevbe de günahları siler; müşrik iken,Tamam, eski günahların hepsi silinir. Tevbe de günahları siler; müşrik iken, putperest iken, gayrımüslim iken imana gelmek, İslâm'ı seçip müslüman olmak da … putperest iken, gayrımüslim iken imana gelmek, İslâm'ı seçip müslüman olmak da …

Peygamber Efendimiz, kendisi günahları afv u mağfiret olunmuş bir kimse olduğu halde,Peygamber Efendimiz, kendisi günahları afv u mağfiret olunmuş bir kimse olduğu halde, namazlardan fâriğ olduğu zaman, yani bir namazı kılıp bitirdiği zaman, üç defa "Estağfirullâh" derdi.namazlardan fâriğ olduğu zaman, yani bir namazı kılıp bitirdiği zaman, üç defa "Estağfirullâh" derdi. Ve biliyorsunuz her namazdan sonra yine, Ve biliyorsunuz her namazdan sonra yine, otuzüç defa Sübhânallâh, otuzüç defa Elhamdülilâh, otuzüç defa Allâhu ekber demek Peygamber Efendimiz'in sünnetidir.otuzüç defa Sübhânallâh, otuzüç defa Elhamdülilâh, otuzüç defa Allâhu ekber demek Peygamber Efendimiz'in sünnetidir. Ondan sonra da, "Lâ ilâhe illâllahu vahdehu lâ şerikeleh..." deyip doksandokuz yüze tamamlanmış olur. Ondan sonra da, "Lâ ilâhe illâllahu vahdehu lâ şerikeleh..." deyip doksandokuz yüze tamamlanmış olur. Ve daha başka yerlerde ve şekillerde tevbe ve istiğfarı çok yapmayı Efendimiz tavsiye etmiş. Ve daha başka yerlerde ve şekillerde tevbe ve istiğfarı çok yapmayı Efendimiz tavsiye etmiş. Kur'an-ı Kerim'de, seher vakitlerinde tevbe ve istiğfar eylemeyi ayet-i kerimeler işaret buyuruyor. Kur'an-ı Kerim'de, seher vakitlerinde tevbe ve istiğfar eylemeyi ayet-i kerimeler işaret buyuruyor.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bir hadis-i şerifini, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bir hadis-i şerifini, Şeddad ibni Evs radıyallahu anh'den burada zikredelim. Peygamber Efendimiz buyurdu ki: Şeddad ibni Evs radıyallahu anh'den burada zikredelim. Peygamber Efendimiz buyurdu ki:

Seyyidü'l-istiğfar. "Yani tevbe edişlerin, mağfiret dileyişlerin, istiğfarların efendisi, Seyyidü'l-istiğfar. "Yani tevbe edişlerin, mağfiret dileyişlerin, istiğfarların efendisi, en üstünü, en kıymetlisi, en güzeli." En yekûle'l-abdü. "Kulun şöyle demesidir." en üstünü, en kıymetlisi, en güzeli." En yekûle'l-abdü. "Kulun şöyle demesidir."

Allâhümme ente râbbî. "Yâ Rabbi sen benim Rabbimsin."Allâhümme ente râbbî. "Yâ Rabbi sen benim Rabbimsin." Lâ ilâhe illâ ente. "Senden başka bir mâbud yok." Lâ ilâhe illâ ente. "Senden başka bir mâbud yok." Halaktenî. "Yeri göğü yaratan Rabbimiz, mâbudumuz, ilâhımız sensin ve beni sen yarattın yâ Rabbi." Halaktenî. "Yeri göğü yaratan Rabbimiz, mâbudumuz, ilâhımız sensin ve beni sen yarattın yâ Rabbi." Ve ene abdüke. "Ben de senin kulunum" Ve ene abdüke. "Ben de senin kulunum" Ve ene alâ ahdike ve va'dike. "Ve ben sana ahdim ve va'dim üzereyim." Ve ene alâ ahdike ve va'dike. "Ve ben sana ahdim ve va'dim üzereyim." Yani ezelden va'detmişiz; "Sana güzel kulluk edeceğiz" diye, o ahd üzereyim.Yani ezelden va'detmişiz; "Sana güzel kulluk edeceğiz" diye, o ahd üzereyim. Veyahut da müslüman olduğu zaman, "Teslim oldum, emrine uyacağım" diyeVeyahut da müslüman olduğu zaman, "Teslim oldum, emrine uyacağım" diye ahdetmiş oluyor bütün insanlar. "Ben o ahdim ve va'dim üzereyim, müslüman olduğum için..." ahdetmiş oluyor bütün insanlar. "Ben o ahdim ve va'dim üzereyim, müslüman olduğum için..." diye duada böyle söyleyince, Efendimiz bir de eklettirmiş: Mesteta'tü. "Gücüm yettiğince..."diye duada böyle söyleyince, Efendimiz bir de eklettirmiş:

Mesteta'tü. "Gücüm yettiğince..."
Yani Allah'a ahdine, vaadine sadakatı ne derecede yapabilir insan?.. Gücü yettiğince yapabilir.Yani Allah'a ahdine, vaadine sadakatı ne derecede yapabilir insan?.. Gücü yettiğince yapabilir. Tam yapacağım der ama gücü yetmez.Tam yapacağım der ama gücü yetmez. "Gücüm yettiğince yâ Rabbi, sana olan va'dimi, ahdimi tutacağım, sana güzel kulluk edeceğim" "Gücüm yettiğince yâ Rabbi, sana olan va'dimi, ahdimi tutacağım, sana güzel kulluk edeceğim"

Eûzü bike min şerri mâ sana'tü. Eûzü bike min şerri mâ sana'tü. "Benim işlediğim günahların, suçların, fiillerin kötülüğünden sana sığınırım.""Benim işlediğim günahların, suçların, fiillerin kötülüğünden sana sığınırım." Yani hata bende. Hata edince de cezayı yemem gerekir ama yâ Rabbi, Yani hata bende. Hata edince de cezayı yemem gerekir ama yâ Rabbi, böyle bir duruma uğratma! İşlediklerimin kötülüklerinden sana sığınırım, beni kurtar, böyle bir duruma uğratma! İşlediklerimin kötülüklerinden sana sığınırım, beni kurtar, yani cezaya çarptırma." Ebûu leke bi-ni'metike aleyye.yani cezaya çarptırma."

Ebûu leke bi-ni'metike aleyye.
"Senin bana ihsan ettiğin nimetleri biliyorum, itiraf ediyorum."Senin bana ihsan ettiğin nimetleri biliyorum, itiraf ediyorum. Beni çok nimetlerine mazhar eyledin yâ Rabbi."Beni çok nimetlerine mazhar eyledin yâ Rabbi." Ve ebûu bi-zenbî. "Suçumu da biliyorum, suçumu da itiraf ediyorum." Evet suçluyum.Ve ebûu bi-zenbî. "Suçumu da biliyorum, suçumu da itiraf ediyorum." Evet suçluyum. Sen nimetleri verdin ama ben sana lâyık kulluk edemedim. Fağfirlî.Sen nimetleri verdin ama ben sana lâyık kulluk edemedim.

Fağfirlî.
"Yine de af diliyorum, sen beni mağfiret eyle yâ Rabbi." Fe innehû lâ yağfiru'z-zünûbe illâ ente."Yine de af diliyorum, sen beni mağfiret eyle yâ Rabbi." Fe innehû lâ yağfiru'z-zünûbe illâ ente. "Çünkü senden başka günahları mağfiret edecek yoktur." "Çünkü senden başka günahları mağfiret edecek yoktur." Yani herhangi bir din adamı, hıristiyanlarda olduğu gibi papaz vs. gibiYani herhangi bir din adamı, hıristiyanlarda olduğu gibi papaz vs. gibi günah affetme selâhiyyetinde herhangi bir kimse yoktur.günah affetme selâhiyyetinde herhangi bir kimse yoktur. "Günahları affedersen, sen affedersin" Affetmezse, kul hapı yutar. "Günahları affedersen, sen affedersin" Affetmezse, kul hapı yutar.

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: Men kâlehâ leyleten fe mâte fî leyletihî. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:

Men kâlehâ leyleten fe mâte fî leyletihî.
"Bir kimse bir gece bu duayı okusa ve bunu okuduğu gecede ölürse.""Bir kimse bir gece bu duayı okusa ve bunu okuduğu gecede ölürse." Dahale'l-cenneh. "Cennete girer." Dahale'l-cenneh. "Cennete girer."

Ve men kâleha mine'n-nehâri. "Kim gündüzleyin güne başladığı zaman bu seyyidü'l-istifârı okursa." Ve men kâleha mine'n-nehâri. "Kim gündüzleyin güne başladığı zaman bu seyyidü'l-istifârı okursa." Fe mâte. "Ve o gündüz ölürse." Dehale'l-cenneh. "Cennete girer." Fe mâte. "Ve o gündüz ölürse." Dehale'l-cenneh. "Cennete girer."

Demek ki bu sahih rivayete göre, büyüklerimiz bunun kıymetini bildiklerinden, Demek ki bu sahih rivayete göre, büyüklerimiz bunun kıymetini bildiklerinden, bizlere öğretmişler, bizler de okuyoruz elhamdülillâh... Her zaman kusurluyuzdur, suçumuz vardır.bizlere öğretmişler, bizler de okuyoruz elhamdülillâh... Her zaman kusurluyuzdur, suçumuz vardır. Bunları okuyalım böyle sabah akşam ki, Cenâb-ı Hak bizleri afv ü mağfiret eylesin... Bunları okuyalım böyle sabah akşam ki, Cenâb-ı Hak bizleri afv ü mağfiret eylesin...

Ebûbekr-i Sıddîk radıyallahu anh'den de bir istiğfar nakledelim: Ebûbekr-i Sıddîk radıyallahu anh'den de bir istiğfar nakledelim:

Abdullah ibni Ömer rivayet etmiş ki: Ebûbekr-i Sıddîk rıdvanullahialeyhiecmain demiş ki: Abdullah ibni Ömer rivayet etmiş ki: Ebûbekr-i Sıddîk rıdvanullahialeyhiecmain demiş ki:

Yâ resûlallah! Allimnî duâen ed'û bihî fî salâtî.Yâ resûlallah! Allimnî duâen ed'û bihî fî salâtî. "Yâ Resûlallah! Bana namazımda okuyacağın bir dua öğret." "Yâ Resûlallah! Bana namazımda okuyacağın bir dua öğret."

Peygamber Efendimiz de ona şu duayı öğretmiş. Peygamber Efendimiz de ona şu duayı öğretmiş. Bu öğrettiği dua da, tevbe edişlerin bir çeşidi: Kul. "Ey Ebûbekir de ki."Bu öğrettiği dua da, tevbe edişlerin bir çeşidi:

Kul. "Ey Ebûbekir de ki."
Allâhümme innî zalemtü nefsî zulmen kesîrâ. "Yâ Rabbi ben kendi nefsime çok zulmettim." Allâhümme innî zalemtü nefsî zulmen kesîrâ. "Yâ Rabbi ben kendi nefsime çok zulmettim." Kulun kendi kendisine, kendi nefsine zulmetmesi, zulmettim demesi yaniKulun kendi kendisine, kendi nefsine zulmetmesi, zulmettim demesi yani bıçağı aldım, karnıma, boynuma, sırtıma, belime, ayağıma sapladım mı demek?.. Hayır.bıçağı aldım, karnıma, boynuma, sırtıma, belime, ayağıma sapladım mı demek?.. Hayır. Bir insan günah işledi mi, kendisine zulmetmiş olur.Bir insan günah işledi mi, kendisine zulmetmiş olur. Günahkâr, cezaya çarpılacağı için, kendisine kötülük etmiş olur. Günah işlememesi lazım!Günahkâr, cezaya çarpılacağı için, kendisine kötülük etmiş olur. Günah işlememesi lazım! Günah işlerse kendisine kötülük etmiş olur. Günah işlerse kendisine kötülük etmiş olur. Çok kötülük ederse cehenneme atılır yanar, Allah affetmezse... Çok kötülük ederse cehenneme atılır yanar, Allah affetmezse...

Allâhümme innî zalemtü nefsî zulmen kesîra. Yâ rabbi! Ben nefsime, kendime çok zulümle zulmettim.Allâhümme innî zalemtü nefsî zulmen kesîra. Yâ rabbi! Ben nefsime, kendime çok zulümle zulmettim. Ve lâ yağfiru'z-zünûbe illâ ente. "Günahları da biliyorum ki, ancak sen affedersin.Ve lâ yağfiru'z-zünûbe illâ ente. "Günahları da biliyorum ki, ancak sen affedersin. Senden başka affedecek kimse yok." Fa'ğfirlî. "Beni mağfiret eyle." Senden başka affedecek kimse yok."

Fa'ğfirlî. "Beni mağfiret eyle."
Öyle bir mağfiret eyle ki… Mağfireten min indike. Öyle bir mağfiret eyle ki… Mağfireten min indike. "Senin lutf u kereminden, ind-i ilâhînden öyle bir şekilde beni mağfiret eyle." "Senin lutf u kereminden, ind-i ilâhînden öyle bir şekilde beni mağfiret eyle."

Ve'rhamnî. "Bana merhamet eyle, rahmeyle."Ve'rhamnî. "Bana merhamet eyle, rahmeyle." İnneke ente'l-Ğafûru'r-Rahîm. "Çünkü sen çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicisin." İnneke ente'l-Ğafûru'r-Rahîm. "Çünkü sen çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicisin."

Peygamber Efendimiz, bu duayı tavsiye etmiş. Peygamber Efendimiz, bu duayı tavsiye etmiş.

Allahu Teâlâ Hazretleri bizi Kur'an-ı Kerim'i seven, Allahu Teâlâ Hazretleri bizi Kur'an-ı Kerim'i seven, Kur'an-ı Kerim tarafından da sevilen müslümanlar eylesin...Kur'an-ı Kerim tarafından da sevilen müslümanlar eylesin... Kur'an-ı Kerim'in ehli olmayı nasib eylesin...Kur'an-ı Kerim'in ehli olmayı nasib eylesin... Âhirette Kur'an-ı Kerim'in kendilerine şefaat ettiği müslümanlardan olmayı nasib eylesin... Âhirette Kur'an-ı Kerim'in kendilerine şefaat ettiği müslümanlardan olmayı nasib eylesin...

Çoluk çocuğumuza Kur'an-ı Kerim'i güzel öğretelim! Kendimiz Kur'an-ı Kerim'i güzel öğrenelim!.. Çoluk çocuğumuza Kur'an-ı Kerim'i güzel öğretelim! Kendimiz Kur'an-ı Kerim'i güzel öğrenelim!..

Ben Türkiye'deyken, bir vali bana ricada bulunmuştu. Demişti ki: Ben Türkiye'deyken, bir vali bana ricada bulunmuştu. Demişti ki:

"Hocam birileri var, Kur'an-ı Kerim öğrenmek istiyorlar, öğretir misin?" "Hocam birileri var, Kur'an-ı Kerim öğrenmek istiyorlar, öğretir misin?"

"Olur, öğreteyim hay hay" dedim. O zaman ilâhiyâtta asistanım."Olur, öğreteyim hay hay" dedim.

O zaman ilâhiyâtta asistanım.
Sevindim, gittim bir de baktım ki, salon dolusu kadın, erkek, yaşlı başlı,Sevindim, gittim bir de baktım ki, salon dolusu kadın, erkek, yaşlı başlı, mevkî makam sahibi, unvan sahibi kimseler… mevkî makam sahibi, unvan sahibi kimseler… Dedim: "Hani tahta, nereye yazacağım? Size Kur'an-ı Kerim'i nasıl öğreteceğim ben?" Dedim:

"Hani tahta, nereye yazacağım? Size Kur'an-ı Kerim'i nasıl öğreteceğim ben?"

"Efendi, biz Kur'an-ı Kerim'in yazısını istemiyoruz. Anlamını istiyoruz. "Efendi, biz Kur'an-ı Kerim'in yazısını istemiyoruz. Anlamını istiyoruz. Yani bize Kur'an-ı Kerim-i anlat, Kur'an-ı Kerim'i dinlemek istiyoruz, öğrenmek istiyoruz!" dediler. Yani bize Kur'an-ı Kerim-i anlat, Kur'an-ı Kerim'i dinlemek istiyoruz, öğrenmek istiyoruz!" dediler.

Bu çok güzel! Yani Kur'an-ı Kerim'in okunuşunu bilmek,Bu çok güzel! Yani Kur'an-ı Kerim'in okunuşunu bilmek, harflerini bilmek güzel ama Kur'an-ı Kerim'in anlamını da bilmek lazım. harflerini bilmek güzel ama Kur'an-ı Kerim'in anlamını da bilmek lazım. Asıl müslümana lazım olan anlamı... Kur'an-ı Kerim'in anlamını bilmeyince,Asıl müslümana lazım olan anlamı... Kur'an-ı Kerim'in anlamını bilmeyince, görüyorsunuz 20. Yüzyıl'da müslümanların İslâm'a uymayan nice nice garip halleri karşımıza geliyor.görüyorsunuz 20. Yüzyıl'da müslümanların İslâm'a uymayan nice nice garip halleri karşımıza geliyor. Yanlışlıklar, cahillikten oluyor işte… Yanlışlıklar, cahillikten oluyor işte…

Allah hepimize Kur'an-ı Kerim'i sevmeyi, öğrenmeyi nasib etsin... Allah hepimize Kur'an-ı Kerim'i sevmeyi, öğrenmeyi nasib etsin... Çoluk çocuğumuzu ehli Kur'an olarak yetiştirmeyi nasib etsin...Çoluk çocuğumuzu ehli Kur'an olarak yetiştirmeyi nasib etsin... Böylece ömrümüz, faaliyetlerimiz, her türlü işimiz Kur'an'a uygun olsun, Kur'an'a hizmet olsun...Böylece ömrümüz, faaliyetlerimiz, her türlü işimiz Kur'an'a uygun olsun, Kur'an'a hizmet olsun... İslâm yayılsın, Allah'ın varlığı birliği bilinsin... İnsanlar şirkten, küfürden kurtulsun. İslâm yayılsın, Allah'ın varlığı birliği bilinsin... İnsanlar şirkten, küfürden kurtulsun. Nefse, şeytana, dünyaya kapılıp, takılıp tapınmasın... Nefse, şeytana, dünyaya kapılıp, takılıp tapınmasın... Ve Rabbimizin huzuruna mü'minler olarak gitsinler de hepsi Cenâb-ı Hakk'ın rahmetine ersinler.Ve Rabbimizin huzuruna mü'minler olarak gitsinler de hepsi Cenâb-ı Hakk'ın rahmetine ersinler. Cennetiyle, cemaliyle müşerref olsunlar... Cennetiyle, cemaliyle müşerref olsunlar...

Konuşmacı: Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN

Kategori:

  • Gurbet Sohbetleri
  • Tefsir Dersleri
  • Tarih: 3 Şa'bân 1421 / 31.10.2000

    Yer: İsveç

    Açıklama:

    Hocamız, Gönül dostumuz, Mürebbi'miz Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN’ın, kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'in daha iyi anlaşılması için yaptığı sohbetler Ak-Radyo’da başladı (29. 09. 1998).

    Bu sohbetler bir saat kadar sürüyordu ve salı akşamları Ak-Radyodan yayınlanıyordu. 4 Şubat 2001 günü elim bir trafik kazası sonucu vefat edinceye kadar devam etti. Vefat etmeden önce yaptıkları son sohbette, Bakara Sûresi’nin 223. ayeti anlatılmıştır.

    Hocamız bu sohbetlerinde İbn-i Kesir tefsirini takip ediyordu. Zaman zaman Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tefsirinden ve İsmâil Hakkı Bursevî Hazretleri’nin tefsirinden nakiller yaptığı da oluyordu. Fâtiha’dan başlayıp, sırayla her sohbette birkaç ayet okuyup izah ederek sohbetlerini sürdürüyordu. 30 Ocak 2001 günü yaptığı son tefsir sohbetinde, Bakara Sûresi’nin 224. ayetine kadar gelmişti.

    Derslerde, önce o gün izah edilecek ayet-i kerimelerin metinleri okunuyor, kısaca meali veriliyor. Sonra ayetlerin sebeb-i nüzûlü hadis-i şeriflerle izah ediliyor. Ondan sonra, ilgili diğer ayetlerle ve hadis-i şeriflerle ayeti kerimelerin açıklaması yapılıyor. Ashaptan, tabiinden görüşler naklediliyor. Sohbetin sonunda da çıkartılacak dersler anlatılıyor ve günümüzde neler yapmamız gerektiği hakkında tavsiyelerde bulunuluyor.

    İçerik:

    Konuşma Hakkında