Namaz Vakitleri
İstanbul
29 Rebîü'l-Evvel 1448
11 September 2026
Detaylı Arama

İlim, İhlas ve İstikamet

Mehmed Zahid KOTKU

Açıklama

Gönül dostu, âlim Mehmed Zahid KOTKU Hocamızın sohbetleri, kendi seslerinden konulara yaklaşımı, açıklamaları, değerlendirmeleri ve tavsiyeleri, sizlerin istifadesine sunulmuştur.
Mehmed Zâhid KOTKU, geçtiğimiz asırda yaşamış (1897-1980) bir mürşid-i kâmil, bir sâlih insan, bir Allah dostudur. Ömrü boyunca tebliğ ve irşad çalışmaları içinde bulunmuş, milletimize ve ülkemize hizmet eden nice kıymetli kadrolar, devlet adamları yetiştirmiştir.

Gümüşhaneli Hazretleri tarafından başlatılan Ramûzü’l-Ehâdîs dersleri, takipçileri tarafından devam ettirilmiştir. İskenderpaşa Camii’nde Mehmed Zâhid KOTKU (Rh.A) Hocamız bu dersleri 1958’den 1977 yılına kadar sürdürmüş; 1977’den sonra ise, Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN hocamız devam ettirmiştir.

İlk zamanlar düzenli olarak pazar günleri ikindiden sonra bir saat, cuma günleri öğleden önce 45 dakika hadis dersleri yaparlarken, son yıllarında hadis derslerini Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN hocamıza bırakmışlar, kendileri cuma namazından sonra 10-15 dakikalık kısa konuşmalar yapmaya başlamışlardır.

Bu konuşmalar irticalen yapılmış, bazen bir sahabeden bahsetmişler, bazen güncel bir olayı konu edinmişlerdir. Bu konuşmalar 1978 yılında başlamış, vefatına kadar devam etmiştir. Son konuşmaları vefatından bir hafta önce, 6 Kasım 1980’de Medine’de kaydedilmiştir.

İlim, İhlas ve İstikamet

Mehmed Zahid KOTKU

Açıklama

Gönül dostu, âlim Mehmed Zahid KOTKU Hocamızın sohbetleri, kendi seslerinden konulara yaklaşımı, açıklamaları, değerlendirmeleri ve tavsiyeleri, sizlerin istifadesine sunulmuştur.
Mehmed Zâhid KOTKU, geçtiğimiz asırda yaşamış (1897-1980) bir mürşid-i kâmil, bir sâlih insan, bir Allah dostudur. Ömrü boyunca tebliğ ve irşad çalışmaları içinde bulunmuş, milletimize ve ülkemize hizmet eden nice kıymetli kadrolar, devlet adamları yetiştirmiştir.

Gümüşhaneli Hazretleri tarafından başlatılan Ramûzü’l-Ehâdîs dersleri, takipçileri tarafından devam ettirilmiştir. İskenderpaşa Camii’nde Mehmed Zâhid KOTKU (Rh.A) Hocamız bu dersleri 1958’den 1977 yılına kadar sürdürmüş; 1977’den sonra ise, Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN hocamız devam ettirmiştir.

İlk zamanlar düzenli olarak pazar günleri ikindiden sonra bir saat, cuma günleri öğleden önce 45 dakika hadis dersleri yaparlarken, son yıllarında hadis derslerini Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN hocamıza bırakmışlar, kendileri cuma namazından sonra 10-15 dakikalık kısa konuşmalar yapmaya başlamışlardır.

Bu konuşmalar irticalen yapılmış, bazen bir sahabeden bahsetmişler, bazen güncel bir olayı konu edinmişlerdir. Bu konuşmalar 1978 yılında başlamış, vefatına kadar devam etmiştir. Son konuşmaları vefatından bir hafta önce, 6 Kasım 1980’de Medine’de kaydedilmiştir.

Konuşma Metni

Eûzubillahimineşşeytânirracîm.Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Bismillâhirrahmânirrahîm.
El-Hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn, ve'l-âkibetü li'l-müttekîn.

El-Hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn, ve'l-âkibetü li'l-müttekîn.
Ve’s-salâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.Ve’s-salâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh

İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullâh
ve enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellemve enne efdale’l-hedyi hedyu Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ahve şerra’l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nârve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâr ve bi’s-senedi’l muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:ve bi’s-senedi’l muttasili ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl: İnne fî cehenneme rahan tathanü ulemâe’s-sûi tahnen.

İnne fî cehenneme rahan tathanü ulemâe’s-sûi tahnen.
Ravaihu İbn Adî ve İbn Asâkir an Enes radıyallahu teâlâ.

Ravaihu İbn Adî ve İbn Asâkir an Enes radıyallahu teâlâ.
Mefhari mevcudât Muhammed Mustafâ râ salavât.

Mefhari mevcudât Muhammed Mustafâ râ salavât.
Seyyidü’s-sâdât Muhammed Mustafâ râ salavât.

Seyyidü’s-sâdât Muhammed Mustafâ râ salavât.
Habîb-i Hüdâ Muhammed Mustafâ râ salavât.

Habîb-i Hüdâ Muhammed Mustafâ râ salavât.
Bugünkü ders tabii müteaddid hadisler geçiyor ya.

Bugünkü ders tabii müteaddid hadisler geçiyor ya.
Şimdi burada geçen hadisteŞimdi burada geçen hadiste Ulemâ-i sû, kötü alimlerden bahsediliyor.Ulemâ-i sû, kötü alimlerden bahsediliyor. İnsanlar tabii iki kısımdır: İyi veya kötü.İnsanlar tabii iki kısımdır: İyi veya kötü. Bütün bu beşerin içerisinde her millette böyle iyisi de vardır kötüsü de vardır.Bütün bu beşerin içerisinde her millette böyle iyisi de vardır kötüsü de vardır. İyilerin mükâfatının tabii iman ile olmak şartıyla ucu yok yani.İyilerin mükâfatının tabii iman ile olmak şartıyla ucu yok yani. Sebebi? Cenâb-ı Hakk'ın rahmetinin hududu yoktur.Sebebi? Cenâb-ı Hakk'ın rahmetinin hududu yoktur. İlim Allah-u Teâlâ'nın sıfatıdır.İlim Allah-u Teâlâ'nın sıfatıdır. Kendisinin nasıl hududu yoksa sıfatının da hududu yoktur.Kendisinin nasıl hududu yoksa sıfatının da hududu yoktur. Binaenaleyh ölüm hududun da verilecek pâyelere uç yok, nihayet yok.Binaenaleyh ölüm hududun da verilecek pâyelere uç yok, nihayet yok. Kötüsü de böyle.Kötüsü de böyle. Kötü de oldu mu bu da Allah'a en nihayet cehennemde alacak soluğu.Kötü de oldu mu bu da Allah'a en nihayet cehennemde alacak soluğu. Bu cehennemde aldıktan başka,Bu cehennemde aldıktan başka, cehennemde müteaddid değirmenler varmış,cehennemde müteaddid değirmenler varmış, değirmen.değirmen. Bu değirmenlerde nasıl buğday öğütülüyorsaBu değirmenlerde nasıl buğday öğütülüyorsa ulema da o değirmenlerde bu kötü alimler,ulema da o değirmenlerde bu kötü alimler, kötü insanlar, beşeriyeti kötü yola sevk edenler.kötü insanlar, beşeriyeti kötü yola sevk edenler. Ne derseniz deyin artık.Ne derseniz deyin artık. Kötüsü olduktan sonraKötüsü olduktan sonra bu kötüler de değirmende un öğütülür gibi öğütülecek.bu kötüler de değirmende un öğütülür gibi öğütülecek. Onun için Allah daima bizi iyi zümreden ayırmasın.Onun için Allah daima bizi iyi zümreden ayırmasın. Biz her ne kadar iyilerden değilsek deBiz her ne kadar iyilerden değilsek de Allah celle ve alâ’dan isteriz kiAllah celle ve alâ’dan isteriz ki o iyilerle beraber haşrolalım.o iyilerle beraber haşrolalım. Onun için o iyilerin sürüsüne biz de katılmak için o katara katılmak isteriz.Onun için o iyilerin sürüsüne biz de katılmak için o katara katılmak isteriz. Tabii Allah celle ve alâ bize zeka vermiştir.

Tabii Allah celle ve alâ bize zeka vermiştir.
Kötüsü böyle olduğu gibi çünküKötüsü böyle olduğu gibi çünkü kötüsünün felaketi bu.kötüsünün felaketi bu. İyisinin de şimdi size bir tane numunesini söyleyeyim.İyisinin de şimdi size bir tane numunesini söyleyeyim. İyisinin de kıymetine paha biçilmez yani.İyisinin de kıymetine paha biçilmez yani. Şimdi Kâbe-i Muazzama, farz-ı İlâhîdir.Şimdi Kâbe-i Muazzama, farz-ı İlâhîdir. Her Müslüman oraya gider, bir kere hac etmek boynunun borcudur, farzdır.Her Müslüman oraya gider, bir kere hac etmek boynunun borcudur, farzdır. Nedir o?Nedir o? Taştan yapılmış bir binadır,

Taştan yapılmış bir binadır,
şeref bunun yerindedir.şeref bunun yerindedir. Cenâb-ı Hak o yere, o bina olmasa dahi oradaCenâb-ı Hak o yere, o bina olmasa dahi orada o Kâbe'nin yeri yine Kâbe'dir, yine orada tavaf olunur.o Kâbe'nin yeri yine Kâbe'dir, yine orada tavaf olunur. Binanın vücudu şart değil, bina sonradan yapılmıştır.Binanın vücudu şart değil, bina sonradan yapılmıştır. Asıl mukaddesiyetlik o yerdedirAsıl mukaddesiyetlik o yerdedir ama yer topraktır.ama yer topraktır. Şimdi Cenâb-ı Hak efdali mahluk olarak insanı yaratmıştır.Şimdi Cenâb-ı Hak efdali mahluk olarak insanı yaratmıştır. Yer topraktan yaratılmıştır, başka.Yer topraktan yaratılmıştır, başka. Fakat efdaliyet mü’mindedir,Fakat efdaliyet mü’mindedir, efdali mahluk.efdali mahluk. Mü’minin kâmili meleklerden de üstündür.Mü’minin kâmili meleklerden de üstündür. Meleklerden üstün olunca asıl kâbe,Meleklerden üstün olunca asıl kâbe, kâbe-i hakîkî, mü'min-i kâmil'dir.kâbe-i hakîkî, mü'min-i kâmil'dir. Asıl kâbe, mü'min-i kâmil'dir.Asıl kâbe, mü'min-i kâmil'dir. Orada gidip dönüyoruz, o dönmek zahiridir.Orada gidip dönüyoruz, o dönmek zahiridir. Asıl Müslümana layık olan,Asıl Müslümana layık olan, teakkûl eden, düşünen Müslüman,teakkûl eden, düşünen Müslüman, kâmil Müslüman olup da onun etrafında dönecek.kâmil Müslüman olup da onun etrafında dönecek. O taşın etrafında, binanın etrafında dönmek, herkes yapar onu.O taşın etrafında, binanın etrafında dönmek, herkes yapar onu. O kolay.O kolay. Fakat kâmil mümini bulup da onun etrafında dönebilmek,Fakat kâmil mümini bulup da onun etrafında dönebilmek, insanı kemâle o ulaştırır işte.insanı kemâle o ulaştırır işte. İnsan da kemâle ulaşınca.İnsan da kemâle ulaşınca. Tabii o dil uzatamayız, belki bir hata da etmeyelim sözümüzde.Tabii o dil uzatamayız, belki bir hata da etmeyelim sözümüzde. Allah kusurumuzu affetsin.Allah kusurumuzu affetsin. O binayı tavaf etmek, Cenâb-ı Hakk'ın emretti, yapıyoruz o emri.

O binayı tavaf etmek, Cenâb-ı Hakk'ın emretti, yapıyoruz o emri.
Fakat bunun altındaki mana,Fakat bunun altındaki mana, mümin-i kâmili bulup onun hizmetkarı olmak,mümin-i kâmili bulup onun hizmetkarı olmak, onun ayağının belki de türabı olmak.onun ayağının belki de türabı olmak. Ashabı kiramın ashab oluşunun, İslam olmasından evvelAshabı kiramın ashab oluşunun, İslam olmasından evvel evladını gömen değil miydi bu insan?evladını gömen değil miydi bu insan? Evladını gömüyordu, envai çeşit günahları işliyorlardı.Evladını gömüyordu, envai çeşit günahları işliyorlardı. Fakat bir İslam oluş devresiyleFakat bir İslam oluş devresiyle insanlığın en üst seviyesine yükselişleri,insanlığın en üst seviyesine yükselişleri, o Peygamberi âhir zamana olan hizmetlerinin mükâfatıdır.o Peygamberi âhir zamana olan hizmetlerinin mükâfatıdır. Binaenaleyh, o Peygamber ahir zamana varis olan kıyamete kadar olacaktır bu.Binaenaleyh, o Peygamber ahir zamana varis olan kıyamete kadar olacaktır bu. Onun muhakkak varisleri vardır dünyada.Onun muhakkak varisleri vardır dünyada. O varisler işte kâbe-i hakiki onlardır.O varisler işte kâbe-i hakiki onlardır. Kâbe-i hakiki Rasûlullah ve Rasûlullah'ın kıyamete kadar olacak varisleridir.Kâbe-i hakiki Rasûlullah ve Rasûlullah'ın kıyamete kadar olacak varisleridir. O varisleri bulup onların etrafında böyle teyplerin döndüğü gibi dönmek,O varisleri bulup onların etrafında böyle teyplerin döndüğü gibi dönmek, onun hizmetinde bulunmak, sözünü dinlemek,onun hizmetinde bulunmak, sözünü dinlemek, onun gösterdiği yoldan dışarıya çıkmamak.onun gösterdiği yoldan dışarıya çıkmamak. Tabii şeriat yollarında.Tabii şeriat yollarında. Onun için kâbe-i hakikiyi belki bu surette anlamış oluruz.Onun için kâbe-i hakikiyi belki bu surette anlamış oluruz. Binaenaleyh Cenâb-ı Hak.Binaenaleyh Cenâb-ı Hak. Çünkü tabire bakayım, belki şimdi söyleyemeyeceğim.Çünkü tabire bakayım, belki şimdi söyleyemeyeceğim. Zamanının imamını bulmadan ölen insanların cahiliyet ölümü üzerine ölür, derler.Zamanının imamını bulmadan ölen insanların cahiliyet ölümü üzerine ölür, derler. Nasıldır bunun tabiri hocam?Nasıldır bunun tabiri hocam? Arapça tabirini hatırlayamadım, getiremedim.Arapça tabirini hatırlayamadım, getiremedim. Fakat Türkçe tabiri budur.Fakat Türkçe tabiri budur. Zamanının imamını bulmadan ölen insan, cahiliyet ölümü üzerine ölür.Zamanının imamını bulmadan ölen insan, cahiliyet ölümü üzerine ölür. Yani, çok manalı bir sözdür.Yani, çok manalı bir sözdür. Binaenaleyh, o kâbe-i hakikiyye'yi götürecek yolları aramakBinaenaleyh, o kâbe-i hakikiyye'yi götürecek yolları aramak her mümin-i muvahhidin birinci borcudur.her mümin-i muvahhidin birinci borcudur. Şimdi buradan yine bir ders çıkıyor bize.Şimdi buradan yine bir ders çıkıyor bize. Allah-u Teâlâ bize çok büyük nimetler vermiştir.Allah-u Teâlâ bize çok büyük nimetler vermiştir. Efdali mahluk yapmış, bizi kâbe-i hakikiye yapmış,Efdali mahluk yapmış, bizi kâbe-i hakikiye yapmış, o Peygamberi âhir zamana ümmet etmiş, bizi nurun içerisinde bırakmış.o Peygamberi âhir zamana ümmet etmiş, bizi nurun içerisinde bırakmış. Böyle bir insanın oradan aşağı düşüp de o cehenneme gidişiBöyle bir insanın oradan aşağı düşüp de o cehenneme gidişi elbette ne kadar acı. Yani ne kadar acı bir şeydir.elbette ne kadar acı. Yani ne kadar acı bir şeydir. Ya bu akıl varken, bu zeka varken bu Yaradan’ı bulmamak, buYa bu akıl varken, bu zeka varken bu Yaradan’ı bulmamak, bu Yaradan’ın yolunda gitmemek, en nihayet bu esfeli safiline cehenneme düşmeye vesile olduğunu insan unutmamalıdır.Yaradan’ın yolunda gitmemek, en nihayet bu esfeli safiline cehenneme düşmeye vesile olduğunu insan unutmamalıdır. Yine bakınız bunu şey yapan bir hadiste:

Yine bakınız bunu şey yapan bir hadiste:
İnne fî cehenneme rahan tathanü cebâbirate’l-ulemâi tahnen.

İnne fî cehenneme rahan tathanü cebâbirate’l-ulemâi tahnen.
Burada cebâbire lafzı ilave oldu. Zalim âlemler,

Burada cebâbire lafzı ilave oldu. Zalim âlemler,
halka işkence yapan, zulmeden zalim,halka işkence yapan, zulmeden zalim, cebâbire, zorluk gösteriyor, zorla iş yaptırıyor.cebâbire, zorluk gösteriyor, zorla iş yaptırıyor. Bunların da böyle aynı o eski tabir gibi dövünüp övündüklerini.Bunların da böyle aynı o eski tabir gibi dövünüp övündüklerini. Üçüncü bir rivayet...

Üçüncü bir rivayet...
İnne fî cehenneme erhiyeten.

İnne fî cehenneme erhiyeten.
Bu rehânın cemi olaraktan birçok değirmenlerin olduğunu gösteriyor, fî cehennem. Bu rehânın cemi olaraktan birçok değirmenlerin olduğunu gösteriyor, fî cehennem. Tedûru bi'l-'ulemâ'i, fe-yüşrifu 'aleyhim men kâne 'arafehüm.Tedûru bi'l-'ulemâ'i, fe-yüşrifu 'aleyhim men kâne 'arafehüm. Bunlar dolaşırlar.Bunlar dolaşırlar. Yani cehennem denen yer yanıp da yok olma yeri değil.Yani cehennem denen yer yanıp da yok olma yeri değil. Yani hapishanedeki insanın hapisliği gibi bir yer.Yani hapishanedeki insanın hapisliği gibi bir yer. Hem azap görecek hem de hayatına sahip.Hem azap görecek hem de hayatına sahip. Şimdi bunlar orada ulemaları dolaşıyor.Şimdi bunlar orada ulemaları dolaşıyor. Fe-yüşrifü ‘aleyhim.Fe-yüşrifü ‘aleyhim. Onlara yakın olurlar.Onlara yakın olurlar. Men kâne ‘arafehüm fi’d-dünyâ.Men kâne ‘arafehüm fi’d-dünyâ. Dünyada tanıdıkları bir alimi buluyorlar.Dünyada tanıdıkları bir alimi buluyorlar. Fe-yekûlûne:

Fe-yekûlûne:
Diyorlar ki.Diyorlar ki. Mâ sayaraküm ilâ hâzâ.Mâ sayaraküm ilâ hâzâ. Hadi biz yaptık günahlar, düştük buraya,Hadi biz yaptık günahlar, düştük buraya, size ne oldu da geldiniz buraya?size ne oldu da geldiniz buraya? Siz niçin geldiniz bu cehenneme?Siz niçin geldiniz bu cehenneme? Soruyorlar onlara. Soruyorlar onlara. Ve-innemâ künnâ nete’allemü minküm.Ve-innemâ künnâ nete’allemü minküm. Halbuki biz sizden öğreniyorduk dünyada bilgileri.Halbuki biz sizden öğreniyorduk dünyada bilgileri. Fe-yekûlûne.

Fe-yekûlûne.
Diyorlar şimdi cevaben. Diyorlar şimdi cevaben. İnnâ künnâ ne’müruküm bi-emrin.İnnâ künnâ ne’müruküm bi-emrin. Biz size şunu yapın diyorduk. Biz size şunu yapın diyorduk. Ve-nuhâlifüküm ilâ ğayrih.Ve-nuhâlifüküm ilâ ğayrih. Halbuki kendimiz ona muhalefet ediyorduk.Halbuki kendimiz ona muhalefet ediyorduk. Mesela içki içmeyin; şöyle zararlıdır,Mesela içki içmeyin; şöyle zararlıdır, böyle zararlıdır derkenböyle zararlıdır derken kendimiz onu kullanıyorduk.kendimiz onu kullanıyorduk. İşte onun cezası olarak bugün bu böyle akıbete düştük diyorlar.İşte onun cezası olarak bugün bu böyle akıbete düştük diyorlar. Allah cümlemizin akıbetlerini hayır eylesin.Allah cümlemizin akıbetlerini hayır eylesin. Onun için şimdi bir misal daha vereceğim.

Onun için şimdi bir misal daha vereceğim.
Bizim burada tanıdığım kardeşlerden bir kardeş çalışırdı yani.Bizim burada tanıdığım kardeşlerden bir kardeş çalışırdı yani. Şimdi Almanya'ya gitti.Şimdi Almanya'ya gitti. Orada çalışıyor.Orada çalışıyor. Tabii şeyimiz oluyor, temasımız oluyor, halini soruyoruz.Tabii şeyimiz oluyor, temasımız oluyor, halini soruyoruz. Camiye gelir beş vakit namazını kılardı çünkü.Camiye gelir beş vakit namazını kılardı çünkü. İşini bırakır.İşini bırakır. İşçiydi. Bina yapan işçilerden.İşçiydi. Bina yapan işçilerden. Namazını hiç bırakmaz, işi bırakır, namazını kılardı.Namazını hiç bırakmaz, işi bırakır, namazını kılardı. Ailesi gelmiş de geçen anlatıyor.Ailesi gelmiş de geçen anlatıyor. Namaz falan hiçbir şey kalmamış diyor.Namaz falan hiçbir şey kalmamış diyor. Niçin? Oranın, o küfrün ekmeği, onun nurunu söndürdü orada.Niçin? Oranın, o küfrün ekmeği, onun nurunu söndürdü orada. Küfür diyarındaki zulmet bastırıyor.Küfür diyarındaki zulmet bastırıyor. İmdat diyor her taraftan, nuru kuvvetlendirecek, tehir edecek.İmdat diyor her taraftan, nuru kuvvetlendirecek, tehir edecek. Dalalette orada şeytan nasıl kandırıyorsa kandırıyor işte.Dalalette orada şeytan nasıl kandırıyorsa kandırıyor işte. Allah kusurumuzu affetsin.Allah kusurumuzu affetsin. Onun için insan nurdan ayrıldı mıydı,

Onun için insan nurdan ayrıldı mıydı,
arkasından zulmet insanı istila eder.arkasından zulmet insanı istila eder. Bakın şimdi, çok acı bunlar.Bakın şimdi, çok acı bunlar. İnne fî cehenneme le-vâdin.

İnne fî cehenneme le-vâdin.
Cehennemde bir vadi vardır. Çukur.Cehennemde bir vadi vardır. Çukur. Le-vâdiyenLe-vâdiyen testa'îzü cehennemü min zâlike’l-vâdî.testa'îzü cehennemü min zâlike’l-vâdî. Cehennem, o vadiden Allah'a sığınıyor.Cehennem, o vadiden Allah'a sığınıyor. O vadinin ateşi daha kuvvetli.O vadinin ateşi daha kuvvetli. Ki ondan sığınıyor Allah'a. Diğer kısımları.Ki ondan sığınıyor Allah'a. Diğer kısımları. Fî külli yevmin erbe'ami'eti merrah.Fî külli yevmin erbe'ami'eti merrah. O diğer vadiler, cehennemdeki o vadiden günde dört yüz kere Allah'a sığınıyorlar.O diğer vadiler, cehennemdeki o vadiden günde dört yüz kere Allah'a sığınıyorlar. Erbe'ami'eti merra.Erbe'ami'eti merra. Bu vadi, u'iddeBu vadi, u'idde zâlikel-vâdî lil-mürâî min ümmeti Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem.zâlikel-vâdî lil-mürâî min ümmeti Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem. Şimdi ben ekseriyetle derslerde söylerim deŞimdi ben ekseriyetle derslerde söylerim de yedi ahlâk var, kötü olaraktan.yedi ahlâk var, kötü olaraktan. Bu yedi ahlâkı terk etmeyen insan,Bu yedi ahlâkı terk etmeyen insan, insanlık kapılarından içeriye giremez.insanlık kapılarından içeriye giremez. Onun başında riyakârlık gelir.Onun başında riyakârlık gelir. Mürai dediği riyakâr adam.Mürai dediği riyakâr adam. İki yüzlü de, ne dersen de riyakar adam.İki yüzlü de, ne dersen de riyakar adam. Bu riyakâr adamın bu vadi, şiddetli vadi,Bu riyakâr adamın bu vadi, şiddetli vadi, ümmet-i Muhammed'in müraileri için vaat olunmuş, hazırlanmış orası.ümmet-i Muhammed'in müraileri için vaat olunmuş, hazırlanmış orası. Bu u'idde denince,Bu u'idde denince, yani gerek cennet olsun gerek cehennem olsunyani gerek cennet olsun gerek cehennem olsun yapılacak bir şey değil ha.yapılacak bir şey değil ha. Yapılmış bir şeydir. Hazır bir şeydir.Yapılmış bir şeydir. Hazır bir şeydir. O u'iddet lil müttakin denilen cennet, bir yerde cehennem,O u'iddet lil müttakin denilen cennet, bir yerde cehennem, bunlar vaktiyle yapılmış hazırlanmış hazır yerler,bunlar vaktiyle yapılmış hazırlanmış hazır yerler, sonradan olacak yerler değil.sonradan olacak yerler değil. Onun için şimdi bu ümmet-i Muhammed'in müraileri için hazırlanmış bir yer burası.Onun için şimdi bu ümmet-i Muhammed'in müraileri için hazırlanmış bir yer burası. Öyle ümmet-i Muhammed ki bunlar;Öyle ümmet-i Muhammed ki bunlar; li-hâmili kitâbillâhi, ve-li'l-musaddıki fî gayri zâti’llâhi.li-hâmili kitâbillâhi, ve-li'l-musaddıki fî gayri zâti’llâhi. Kur'an Hamili, Kitabullah dediği Kur'an Hamili.Kur'an Hamili, Kitabullah dediği Kur'an Hamili. Gerek hafız, gerek hoca.Gerek hafız, gerek hoca. Hangisi olursa... Ama Allah'tan gayrısını tasdik ediyor.Hangisi olursa... Ama Allah'tan gayrısını tasdik ediyor. Allah'a imanı kâmil değil yani. Olgun değil. Allah'a imanı kâmil değil yani. Olgun değil. Veyahut Allah-u Teâlâ'nın rızasının gayrısında yapıyor bu bilgisini veyahut her neyse.Veyahut Allah-u Teâlâ'nın rızasının gayrısında yapıyor bu bilgisini veyahut her neyse. Bir.Bir. İkincisi. Ve-lil-hâcc ilâ beytillâh.

İkincisi. Ve-lil-hâcc ilâ beytillâh.
Hacıya gidiyor.Hacıya gidiyor. Allah-u Teâlâ'nın. Hepimizin gittiği yer.Allah-u Teâlâ'nın. Hepimizin gittiği yer. Hac. Bayılırız.Hac. Bayılırız. Fakat ve-lil-hâcci ilâ beytillâh,Fakat ve-lil-hâcci ilâ beytillâh, bu ihlası olmayan hacınınbu ihlası olmayan hacının hacıları için hazırlanmış o çukur.hacıları için hazırlanmış o çukur. O çukur, cehennemin sığındığı o çukur,O çukur, cehennemin sığındığı o çukur, Allah rızasını gütmeden hacılığa giden hacılar için hazırlanmıştır.Allah rızasını gütmeden hacılığa giden hacılar için hazırlanmıştır. Demek ki insanların içerisinde çok böyle çeşitli gayeli insanlar var.Demek ki insanların içerisinde çok böyle çeşitli gayeli insanlar var. Sen gidiyor bakıyorsun namaz kılıyor,Sen gidiyor bakıyorsun namaz kılıyor, oruç tutuyor, oruç tutuyor, hacca da gitmiştir, hacı adam.hacca da gitmiştir, hacı adam. Bundan daha iyisi olmaz dersin ya.Bundan daha iyisi olmaz dersin ya. Fakat şeytanın da şeytanı var.Fakat şeytanın da şeytanı var. Pabucu adama ters giydirir.Pabucu adama ters giydirir. Onun gayesi pek başkadır.Onun gayesi pek başkadır. Ama bunu sezmek de kolay bir şey değildir yani.Ama bunu sezmek de kolay bir şey değildir yani. Onu Allah bilir.Onu Allah bilir. İşte Allahu celle ve alâ bildiği için,İşte Allahu celle ve alâ bildiği için, ihlassız olaraktan, başka gayelerden dolayı,ihlassız olaraktan, başka gayelerden dolayı, dini kendilerine alet ederekten böyle giden insanlarındini kendilerine alet ederekten böyle giden insanların akıbetleri, o cehennemin sığındığı en acı yer.akıbetleri, o cehennemin sığındığı en acı yer. Üçüncüsü. Ve-lil-hârici fî sebîlillâh.

Üçüncüsü. Ve-lil-hârici fî sebîlillâh.
Bu hârici fî sebîlillâh birçok manalara gelebilir.Bu hârici fî sebîlillâh birçok manalara gelebilir. En baştaki sebîlillâh, gaza. Allah için gazaya çıkmış.En baştaki sebîlillâh, gaza. Allah için gazaya çıkmış. Okumak için de çıkan da ona da hârici fî sebîlillâh derler.Okumak için de çıkan da ona da hârici fî sebîlillâh derler. Yahut herhangi bir, mesela Hindistan'dan böyle, geliyorlar;Yahut herhangi bir, mesela Hindistan'dan böyle, geliyorlar; Pakistan'dan buralara da ta Afrikalara, AmerikalaraPakistan'dan buralara da ta Afrikalara, Amerikalara giden gruplar var.giden gruplar var. Bu gruplar da fî sebîlillâh çıkmışlardır.Bu gruplar da fî sebîlillâh çıkmışlardır. Bu, "inneme’l amal bin niyyât"tır.Bu, "inneme’l amal bin niyyât"tır. Herkes niyetine göre haşrolunacaktır.Herkes niyetine göre haşrolunacaktır. Niyetinde ihlas var ise o çıkışından mükâfat görecek.Niyetinde ihlas var ise o çıkışından mükâfat görecek. Niyetinde ihlas yoksa, bozukluk varsa,Niyetinde ihlas yoksa, bozukluk varsa, ondan dolayı da mesul olacaktır.ondan dolayı da mesul olacaktır. Allah muhafaza etsin cümlemizi.Allah muhafaza etsin cümlemizi. Yani ihlası çok defalar dinlemişizdir.Yani ihlası çok defalar dinlemişizdir. İhlas bambaşka bir şeydir. İhlas bambaşka bir şeydir. O nurdur, bir sırdır.O nurdur, bir sırdır. Allah-u Teâlâ onu sevdikleri insanların gönlüne atar.Allah-u Teâlâ onu sevdikleri insanların gönlüne atar. Onun için Allah-u Teâlâ'dan onu istemek lazım. Onun için Allah-u Teâlâ'dan onu istemek lazım. İhlasından bizlere lütfeyle diyerekten.İhlasından bizlere lütfeyle diyerekten. Yoksa bir vakit bakarsın namaz kılar,Yoksa bir vakit bakarsın namaz kılar, bir vakitten sonra namazını terk eder, ibadetini terk eder.bir vakitten sonra namazını terk eder, ibadetini terk eder. Demek ki bu ihlasız bir amel.Demek ki bu ihlasız bir amel. İhlası olsaydı bırakamazdı o onu.İhlası olsaydı bırakamazdı o onu. Bir gaye için yapıyor,Bir gaye için yapıyor, gayesine ulaşırsa ne ala, ulaşamazsa, ha bunda da iş yok deyip bırakıyor.gayesine ulaşırsa ne ala, ulaşamazsa, ha bunda da iş yok deyip bırakıyor. İnne fî'bni âdeme selâsemi'etin ve sittîne azmen.

İnne fî'bni âdeme selâsemi'etin ve sittîne azmen.
İnsanoğlunda 360 tane kemik vardır.İnsanoğlunda 360 tane kemik vardır. Tabii bunlar büyükleri olsa gerek.Tabii bunlar büyükleri olsa gerek. Fe aleyhi li-külli azmin minhâ fî külli yevmin sadaka.Fe aleyhi li-külli azmin minhâ fî külli yevmin sadaka. Bu üç yüz altmış kemik ki senin hayatının, hareketlerinin esasıdır.Bu üç yüz altmış kemik ki senin hayatının, hareketlerinin esasıdır. Binaenaleyh bunları şükren, her gün bir sadaka vereceksin,Binaenaleyh bunları şükren, her gün bir sadaka vereceksin, her azaya mukabil olan.her azaya mukabil olan. Bu şükren dediğim, aklıma da gelmişti de.Bu şükren dediğim, aklıma da gelmişti de. Bizi hani bir vakit Almanya'ya götürdüler de bizi azıcık beş on gün gezdik oralarda.Bizi hani bir vakit Almanya'ya götürdüler de bizi azıcık beş on gün gezdik oralarda. Bir gün kiliseye de gittik de pazar dinleyelim dedik. Bir gün kiliseye de gittik de pazar dinleyelim dedik. Bakalım şunlar ne diyorlar diyerekten. Bakalım şunlar ne diyorlar diyerekten. Yanımızda tabi tercüman da var.Yanımızda tabi tercüman da var. Papaz çıktı oraya şimdi, söylüyor tabi.Papaz çıktı oraya şimdi, söylüyor tabi. Dedim ne söylüyor?Dedim ne söylüyor? Allah-u Teâlâ'nın nimetlerine şükrü telkin ediyor, dedi.

Allah-u Teâlâ'nın nimetlerine şükrü telkin ediyor, dedi.
Gavur, Allah-u Teâlâ'nın verdiği nimetlere şükrü telkin ediyor, cemaatine.Gavur, Allah-u Teâlâ'nın verdiği nimetlere şükrü telkin ediyor, cemaatine. Takrir ediyor, Allah bu nimeti vermiştir,Takrir ediyor, Allah bu nimeti vermiştir, bu nimetin kadrini bil diyerekten o gavurcağıza onu telkin ederken,bu nimetin kadrini bil diyerekten o gavurcağıza onu telkin ederken, Müslüman olup da lâ İlâhe illallah demiş, Müslüman memleketinde doğmuş,Müslüman olup da lâ İlâhe illallah demiş, Müslüman memleketinde doğmuş, Müslüman ananın babanın çocuğu,Müslüman ananın babanın çocuğu, Allah-u Teâlâ'nın verdiği nimetin kadrini bilmezse ne nankörlüktür bu?Allah-u Teâlâ'nın verdiği nimetin kadrini bilmezse ne nankörlüktür bu? İşte bu 360 kemiğinizin mukabilinde sizin bir sadaka vererek İşte bu 360 kemiğinizin mukabilinde sizin bir sadaka vererek o şükre mukabele etmeniz lazım. o şükre mukabele etmeniz lazım. "Şükür ya Rabbi, şükür" demekle olmaz."Şükür ya Rabbi, şükür" demekle olmaz. Şükürdür bu amma bunun asıl şeysi mukabilinde bir sadaka vermektir.Şükürdür bu amma bunun asıl şeysi mukabilinde bir sadaka vermektir. Kâlû: Yâ Rasûlallâhi, ve men yestatî'u zâlike?

Kâlû: Yâ Rasûlallâhi, ve men yestatî'u zâlike?
Dediler ki, ya Rasûlâllah böyle üç yüz altmış kemiğe her gün birer kuruş versek,Dediler ki, ya Rasûlâllah böyle üç yüz altmış kemiğe her gün birer kuruş versek, üç yüz altmış kuruş eder.üç yüz altmış kuruş eder. Bunu her gün, yahut her gün beş kuruş, on kuruş versek, yine çok para bizim için.Bunu her gün, yahut her gün beş kuruş, on kuruş versek, yine çok para bizim için. Bunu hepimiz bulamayız öyle bir para vermeyiBunu hepimiz bulamayız öyle bir para vermeyi dediler.dediler. Buyurdular ki: İrşâdüke'bne's-sebîli sadaka.Buyurdular ki: İrşâdüke'bne's-sebîli sadaka. Bir adama yol göstermek, bu da sadakadır.Bir adama yol göstermek, bu da sadakadır. Bu yol gösterme, tabii soruyor adam,Bu yol gösterme, tabii soruyor adam, filan mahalleye filan sokağa nereden gidilir diyerekten yabancı bir adam.filan mahalleye filan sokağa nereden gidilir diyerekten yabancı bir adam. Bu bir irşad-ı sebildir.Bu bir irşad-ı sebildir. İşte şuradan gideceksin diye.İşte şuradan gideceksin diye. Yahut götürür, yolu gösterirsin, kapıyı gösterirsin.Yahut götürür, yolu gösterirsin, kapıyı gösterirsin. Bu bir irşad.Bu bir irşad. İrşâd-ı sebîlîn asıl manasında, din yolundan çıkmış bir insanıİrşâd-ı sebîlîn asıl manasında, din yolundan çıkmış bir insanı din yoluna doğru şevk edebilecek gayreti göstermektir.din yoluna doğru şevk edebilecek gayreti göstermektir. Ha şimdi onu anlatayım size.Ha şimdi onu anlatayım size. Bugün sabahleyin bizi şeye götürdüler,

Bugün sabahleyin bizi şeye götürdüler,
Sağmalcılar'da. Kardeşlerimizden birisi çocuklarına okutmuşSağmalcılar'da. Kardeşlerimizden birisi çocuklarına okutmuş Kur'an hatmi yapılacakmış. Bana da dedi:Kur'an hatmi yapılacakmış. Bana da dedi: “Sen de gel bizim duamızda bulunuver” dedi.

“Sen de gel bizim duamızda bulunuver” dedi.
Sabahleyin gittik.

Sabahleyin gittik.
Ama ne kadar, bileydim hepinizi götürürdüm yani.Ama ne kadar, bileydim hepinizi götürürdüm yani. Çocukları böyle sıralamışlar Çocukları böyle sıralamışlar geçeceğimiz yolun kenarına. geçeceğimiz yolun kenarına. İki tarafta oğlan çocukları kız çocukları.İki tarafta oğlan çocukları kız çocukları. Güzel ilahiler öğretmişler.Güzel ilahiler öğretmişler. Bizi, arabadan inince, görünce birazdan başladılar ilahilere.Bizi, arabadan inince, görünce birazdan başladılar ilahilere. Ufacık ufacık çocuklar.Ufacık ufacık çocuklar. Ağlamak geldi içimden, nur gibi yavrular.Ağlamak geldi içimden, nur gibi yavrular. Güzel güzel bizi ilahileriyle içeriye soktular.Güzel güzel bizi ilahileriyle içeriye soktular. Sonra kendileri de geldiler. Kur'an'larını okudular,Sonra kendileri de geldiler. Kur'an'larını okudular, dualarını yaptık, gittiler.dualarını yaptık, gittiler. İçim çok sızladı.İçim çok sızladı. Daha bugün öyle işitiyoruz yani.Daha bugün öyle işitiyoruz yani. Allah-u Teâlâ'nın şehadet kelimesini getirmesini beceremeyenler,Allah-u Teâlâ'nın şehadet kelimesini getirmesini beceremeyenler, Sübhaneke'yi okumasını beceremeyenler,Sübhaneke'yi okumasını beceremeyenler, Elham'ı okumasını beceremeyen,Elham'ı okumasını beceremeyen, bu memlekette yaşamış birçok insanların bulunduğuna, insan yani şaşıyor yanibu memlekette yaşamış birçok insanların bulunduğuna, insan yani şaşıyor yani nasıl olur diyerekten. Allah affetsin cümlemizi.nasıl olur diyerekten. Allah affetsin cümlemizi. Onun için çocuklarımıza,

Onun için çocuklarımıza,
ha bunu söylerken bir arkadaş geldi yine. Dedi ki:ha bunu söylerken bir arkadaş geldi yine. Dedi ki: “Hocaefendi benim bir çocuğum var, 17 yaşına girdi.

“Hocaefendi benim bir çocuğum var, 17 yaşına girdi.
Çok asi. Okumadı bir.Çok asi. Okumadı bir. İkincisi sanata veriyorum, hiçbir sanata durmuyor.İkincisi sanata veriyorum, hiçbir sanata durmuyor. Ne diyeyim, ne yapalım?” dedi.Ne diyeyim, ne yapalım?” dedi. İşte benden bir medet oluyor.

İşte benden bir medet oluyor.
Demişler ki:Demişler ki: Falan hoca okuyuverir, muska yapar, şunu yapar, bunu yapar,Falan hoca okuyuverir, muska yapar, şunu yapar, bunu yapar, bu da düzelir, demişler.bu da düzelir, demişler. Tabii nasihat ettik.Tabii nasihat ettik. Sen elinden gelen nasihatı yap.Sen elinden gelen nasihatı yap. Onu dinlemiyor diyor.Onu dinlemiyor diyor. Bu kadar asi.Bu kadar asi. Söz dinlemiyor yani.Söz dinlemiyor yani. “E dedim camiye filan?”

“E dedim camiye filan?”
“Yok nereden gelecek camiye” dedi.

“Yok nereden gelecek camiye” dedi.
“Ee Kur'an filan?”

“Ee Kur'an filan?”
“Hiçbir şey bilmez” dedi.

“Hiçbir şey bilmez” dedi.
17 yaşına girmiş Müslüman babanın çocuğu,

17 yaşına girmiş Müslüman babanın çocuğu,
hiçbir şey bilmez diye babası ikaz ediyor şimdi bunu.hiçbir şey bilmez diye babası ikaz ediyor şimdi bunu. Mesela bu çocuk nerede İslâmiyeti öğrenecek?Mesela bu çocuk nerede İslâmiyeti öğrenecek? Tabi delikanlılık şimdi, tam şey devri, delilik devri.Tabi delikanlılık şimdi, tam şey devri, delilik devri. Yarın belki uslanacak ama gayri ondan sonra öğrenme istitati insandan geçer.Yarın belki uslanacak ama gayri ondan sonra öğrenme istitati insandan geçer. Öğrenme istitati küçüklükte olursa olur.Öğrenme istitati küçüklükte olursa olur. Küçüklük devresini atlattıktan sonra,Küçüklük devresini atlattıktan sonra, kartlaştıktan sonra ağaç eğilmediği gibi,kartlaştıktan sonra ağaç eğilmediği gibi, ondan sonra öğrenenler olmuş.ondan sonra öğrenenler olmuş. Pek nadir, kel madum derler ona.Pek nadir, kel madum derler ona. Onun için yavrulara daha ufak yaşlarında Kur'an-ı Azimuşşan'ı öğretebilmenin,Onun için yavrulara daha ufak yaşlarında Kur'an-ı Azimuşşan'ı öğretebilmenin, gece kursuna gönder, gündüz kursuna gönder,gece kursuna gönder, gündüz kursuna gönder, hoca bul getir evine,hoca bul getir evine, nasıl çareler varsa, birçok çareler başvuraraknasıl çareler varsa, birçok çareler başvurarak masum yavrunun günahına girme.masum yavrunun günahına girme. Şimdi bu yol gösterenlere sadaka.

Şimdi bu yol gösterenlere sadaka.
Ve imâtatüke'l-ezâ ani't-tarîk. Ve imâtatüke'l-ezâ ani't-tarîk. Yolda gidiyorsunuz.Yolda gidiyorsunuz. Herhangi bir çeşit kötülük gördünüz.Herhangi bir çeşit kötülük gördünüz. Taş, pislik, iğrenç bir şey.Taş, pislik, iğrenç bir şey. Onları kaldırmak, örtmek o da sadakadır.Onları kaldırmak, örtmek o da sadakadır. Canım ben çöpçü müyüm yahu?Canım ben çöpçü müyüm yahu? Yapma o kadar kibarlık.Yapma o kadar kibarlık. Çöpçü değiliz.Çöpçü değiliz. Değiliz ama herkes gördüğü bir kötülüğü kendi elinden kaldırırsaDeğiliz ama herkes gördüğü bir kötülüğü kendi elinden kaldırırsa onun mükâfatı var indi ilahiye’de.onun mükâfatı var indi ilahiye’de. Bu mükâfatı istemez misin? Hep çöpçüye mi bırakırsın işi?Bu mükâfatı istemez misin? Hep çöpçüye mi bırakırsın işi? Halbuki geçen bir derste de anlatmıştım galiba.

Halbuki geçen bir derste de anlatmıştım galiba.
Nakşibend Hazretleri'ne, Nakşibend Mehmed Bahâddîn Hazretleri'neNakşibend Hazretleri'ne, Nakşibend Mehmed Bahâddîn Hazretleri'ne üstadı olan zat-ı muhterem, ona ders verirken,üstadı olan zat-ı muhterem, ona ders verirken, derslerinin iktizasında açlık, ikincisi bitlileri, hastaları bakmak,derslerinin iktizasında açlık, ikincisi bitlileri, hastaları bakmak, üçüncüsü hayvan hastalarına bakmak,üçüncüsü hayvan hastalarına bakmak, dördüncüsü de sokakları temizlemekle memur etti.dördüncüsü de sokakları temizlemekle memur etti. Onların notlarını kazandıktan sonra kendisine ders verdi.Onların notlarını kazandıktan sonra kendisine ders verdi. Öyle eskiden kolayca, hadi sana da bu kadar ders vermezler,Öyle eskiden kolayca, hadi sana da bu kadar ders vermezler, bir kere şeyden geçirirler onu, ondan sonra layıksa alırlardı.bir kere şeyden geçirirler onu, ondan sonra layıksa alırlardı. Onun için yol temizliklerinde herkesin böyle bir kötüyü,Onun için yol temizliklerinde herkesin böyle bir kötüyü, mesela adamın ayağına takılır bir taş, bir kördür yahut bir ihtiyardır, düşer.mesela adamın ayağına takılır bir taş, bir kördür yahut bir ihtiyardır, düşer. Yahut bir pislikleri var, onu bir şeyler yap, kaldır.Yahut bir pislikleri var, onu bir şeyler yap, kaldır. Sevabı var. Para vermişsin gibi sevap.Sevabı var. Para vermişsin gibi sevap. Ve inne fadle beyânike ani'l-ertem sadaka.

Ve inne fadle beyânike ani'l-ertem sadaka.
Şimdi bir adam da var. Konuşmasını becermiyor, cahil.Şimdi bir adam da var. Konuşmasını becermiyor, cahil. Hukuku zayi oluyor.Hukuku zayi oluyor. Burada bu avukatlara olsa gerek işaret.Burada bu avukatlara olsa gerek işaret. Kendi iktidarı yok, söyleyemiyor. Hakkını müdafaa edemiyor, söylemiyor.Kendi iktidarı yok, söyleyemiyor. Hakkını müdafaa edemiyor, söylemiyor. Bunun yerine, bunun sözlerini açıklatıverecek,Bunun yerine, bunun sözlerini açıklatıverecek, anlatıverecek bir ders sahibi, iş sahibi,anlatıverecek bir ders sahibi, iş sahibi, o da sadaka sevabını alıyor.o da sadaka sevabını alıyor. Ama parası mukabilinde değil.Ama parası mukabilinde değil. Fî sebîlillah kadar.Fî sebîlillah kadar. Parası mukabilinde yaparsa o ücretleri peşin almış oluyoruz zaten, ona bir şey yok.Parası mukabilinde yaparsa o ücretleri peşin almış oluyoruz zaten, ona bir şey yok. Ama fî sebîlillah, bu böyledir diye ona bir yol gösterir de anlatıverirse,Ama fî sebîlillah, bu böyledir diye ona bir yol gösterir de anlatıverirse, onda da bir mükâfat olur.onda da bir mükâfat olur. Kâle: Femen lem yestatı' zâlike?

Kâle: Femen lem yestatı' zâlike?
Ya Rasulallah bunları da yapamazsak.Ya Rasulallah bunları da yapamazsak. Olur ya. Kâle:Olur ya. Kâle: Yeküffü şerrahu ani'n-nâs.Yeküffü şerrahu ani'n-nâs. Hiçbir şey beceremiyorsun, şerrini başkalarından uzak et.Hiçbir şey beceremiyorsun, şerrini başkalarından uzak et. Aleme şerli olma. Ne şerli olursa olsun.Aleme şerli olma. Ne şerli olursa olsun. Zararlı olma yani. Başkalarına zararlı olmamanın çaresine bak.Zararlı olma yani. Başkalarına zararlı olmamanın çaresine bak. Fe innehâ sadakatün.Fe innehâ sadakatün. Bu, başkalarına zararlı olamamak da, olmamak da yani, o da bir sadakadır.Bu, başkalarına zararlı olamamak da, olmamak da yani, o da bir sadakadır. Yetesaddaku bihâ alâ nefsih.Yetesaddaku bihâ alâ nefsih. Nefsine yaptığı sadakanın bir aynıdır, onun yaptığı o iş.Nefsine yaptığı sadakanın bir aynıdır, onun yaptığı o iş. Bu da Ebû Hüreyre'den.

Bu da Ebû Hüreyre'den.
İnne fi'l-leyli le-sâ'aten lâ yüvâfıkuhâ abdün müslimün

İnne fi'l-leyli le-sâ'aten lâ yüvâfıkuhâ abdün müslimün
yes'elullâhe azze ve celle fîhâ hayran min emri'd-dünyâ ve'l-âhirati, illâ a'tâhu iyyâhu,yes'elullâhe azze ve celle fîhâ hayran min emri'd-dünyâ ve'l-âhirati, illâ a'tâhu iyyâhu, ve zâlike külle leyletin.ve zâlike külle leyletin. Geceleri bir saat vardır ki, saklı.

Geceleri bir saat vardır ki, saklı.
Hani Kadir gecesi nasıl saklıysa, evliyâ insanların arasında nasıl saklıysa,Hani Kadir gecesi nasıl saklıysa, evliyâ insanların arasında nasıl saklıysa, cumadaki saat-i icabet nasıl saklıysa,cumadaki saat-i icabet nasıl saklıysa, gecelerdeki bu saat-i icabe o da saklı. Külle leyl diyor.gecelerdeki bu saat-i icabe o da saklı. Külle leyl diyor. Şu saatte demiyor.Şu saatte demiyor. Bütün gece.Bütün gece. Lâ yüvâfıkuhâ abdün müslimün yes'elullâhe azze ve celle.

Lâ yüvâfıkuhâ abdün müslimün yes'elullâhe azze ve celle.
O gece herhangi bir müslim elini kaldırmış Cenâb-ı Hak'tan istiyor.O gece herhangi bir müslim elini kaldırmış Cenâb-ı Hak'tan istiyor. Evladımı iyi et, beni iyi et,Evladımı iyi et, beni iyi et, ümmeti Muhammed'i iyi et, devleti, milleti iyi et, diyor.ümmeti Muhammed'i iyi et, devleti, milleti iyi et, diyor. Neler istiyorsa.Neler istiyorsa. Yes'elullâhe azze ve celle fîhâYes'elullâhe azze ve celle fîhâ hayran min emri'd-dünyâ ve'l-âhireh.hayran min emri'd-dünyâ ve'l-âhireh. İster dünya işlerinden, ister ahiret işlerinden.İster dünya işlerinden, ister ahiret işlerinden. Böyle bir hayır istediği vakitte Cenâb-ı Hak'tan o kimse.Böyle bir hayır istediği vakitte Cenâb-ı Hak'tan o kimse. İllâ a'tâhu iyyâh.İllâ a'tâhu iyyâh. Muhakkak Allah-u Teâlâ onun isteğini ona verir.Muhakkak Allah-u Teâlâ onun isteğini ona verir. Gecede kalkıp abdest alıp Cenâb-ı Hakk'a yalvardığı vakitte bu yalvarma geri gitmiyor.Gecede kalkıp abdest alıp Cenâb-ı Hakk'a yalvardığı vakitte bu yalvarma geri gitmiyor. Mükâfatsız kalmıyor. Derhal istediğini Cenâb-ı Hakk veriyor.Mükâfatsız kalmıyor. Derhal istediğini Cenâb-ı Hakk veriyor. Ve zâlike külle leyleh.Ve zâlike külle leyleh. Bu bir gece değil, her gece var bu mükâfat.Bu bir gece değil, her gece var bu mükâfat. İnne fi'l-cumü'ati le-sâ'aten lâ yes'elullâhe'l-abdü şey'en, illâ âtâhu iyyâhu hîne tukâmü's-salât.

İnne fi'l-cumü'ati le-sâ'aten lâ yes'elullâhe'l-abdü şey'en, illâ âtâhu iyyâhu hîne tukâmü's-salât.
Yani cuma gününde muhakkak gafletli geçirmemeliyiz.

Yani cuma gününde muhakkak gafletli geçirmemeliyiz.
Şimdi burada yine aklıma bir şey geldi, kusura bakmayın ya.

Şimdi burada yine aklıma bir şey geldi, kusura bakmayın ya.
Şimdi insan tabi birçok kabahatlerin sahibi.Şimdi insan tabi birçok kabahatlerin sahibi. Farz ediniz ki bir insan gaza yaptı, öldürdü birisini.Farz ediniz ki bir insan gaza yaptı, öldürdü birisini. Öldürdü.Öldürdü. Ama pişman da oldu.Ama pişman da oldu. Aman ya Rabbi,Aman ya Rabbi, ben bunu yaptım ama istemeyerekten yaptım.ben bunu yaptım ama istemeyerekten yaptım. Pişman da oldum.Pişman da oldum. Böyle ağlayarak, sızlayarak yalvarıyor Cenâb-ı Hakk'a affet beni diyerekten.Böyle ağlayarak, sızlayarak yalvarıyor Cenâb-ı Hakk'a affet beni diyerekten. Eh. Umulur ki Cenâb-ı Hak belki affeder.Eh. Umulur ki Cenâb-ı Hak belki affeder. İşin kabahatini bilin.İşin kabahatini bilin. Şimdi zaman var ya şu bizim elimizde bir zaman dediğimiz.

Şimdi zaman var ya şu bizim elimizde bir zaman dediğimiz.
Bu zamanın da bir ölümü var ki kalp elimizden kaçırmaz onu.Bu zamanın da bir ölümü var ki kalp elimizden kaçırmaz onu. Paraları elimizden nasıl kaçırınca yanıyor yüreğimiz.Paraları elimizden nasıl kaçırınca yanıyor yüreğimiz. Bu zamanın da elimizden kaçması var. Nasıl? Boşa.Bu zamanın da elimizden kaçması var. Nasıl? Boşa. Allah-u Teâlâ bu zamanı bize boşa vermemiştir.Allah-u Teâlâ bu zamanı bize boşa vermemiştir. Bunu boşa kaçırmak, adam öldürmekten daha büyük bir günahtır.Bunu boşa kaçırmak, adam öldürmekten daha büyük bir günahtır. Çünkü adam öldürdüğün vakit anlıyorsun çok büyük bir günah ettin.Çünkü adam öldürdüğün vakit anlıyorsun çok büyük bir günah ettin. Yalvarıyorsun Cenâb-ı Hakk'a, affet.Yalvarıyorsun Cenâb-ı Hakk'a, affet. Fakat zamanını öldürdüğünden haberin yok.Fakat zamanını öldürdüğünden haberin yok. Onun için istemiyorsun Cenâb-ı Hak'tanOnun için istemiyorsun Cenâb-ı Hak'tan "Gafletten beni uyandırdı bu zamanları boşa öldürmeyelim" diyerekten."Gafletten beni uyandırdı bu zamanları boşa öldürmeyelim" diyerekten. Boşa ölen zaman hangi zamandır?Boşa ölen zaman hangi zamandır? Allah-u Teâlâ'nın zikrinden gafletle geçilen bütün vakitler boş,Allah-u Teâlâ'nın zikrinden gafletle geçilen bütün vakitler boş, boşa gitmiş vakitlerdir.boşa gitmiş vakitlerdir. İbadet, taat gelecek, dersimiz de gelecek inşallah.İbadet, taat gelecek, dersimiz de gelecek inşallah. İnsanlar vakitlerini kaça bölmeli.

İnsanlar vakitlerini kaça bölmeli.
Mesela çalışacağız; evimizin, çoluğumuzun, çocuğumuzun nafakasını tedarik edeceğiz.Mesela çalışacağız; evimizin, çoluğumuzun, çocuğumuzun nafakasını tedarik edeceğiz. Ama bu niyetlerimiz de ibadettir ha.Ama bu niyetlerimiz de ibadettir ha. Niyetlerimiz de, bu çalışmamız, bu da bir ibadettir, boşa değildir o.Niyetlerimiz de, bu çalışmamız, bu da bir ibadettir, boşa değildir o. Ama boşa olan odur ki, gaflet ile Allah-u Teâlâ'nın rızasının haricinde olan işlerde,Ama boşa olan odur ki, gaflet ile Allah-u Teâlâ'nın rızasının haricinde olan işlerde, mesela iskambildir, tavladır, şusudur, busudur;mesela iskambildir, tavladır, şusudur, busudur; böyle günaha müteallik olan haller, ne kadar varsa.böyle günaha müteallik olan haller, ne kadar varsa. Bunların hepsi zaman öldürücü,Bunların hepsi zaman öldürücü, zamanı öldürücü.zamanı öldürücü. Halbuki Allah-u celle ve alâ o zamanı bize cenneti kazansın,Halbuki Allah-u celle ve alâ o zamanı bize cenneti kazansın, benim rızamı kazansın, diye vermiş.benim rızamı kazansın, diye vermiş. Sen, biz de onu öldürünce bunun vebali çok olur olacak.Sen, biz de onu öldürünce bunun vebali çok olur olacak. Halbuki bak ne güzel saatler, dakikalar vermiş.Halbuki bak ne güzel saatler, dakikalar vermiş. Yine burada.Yine burada. İnne fi'l-cumü'ati sâ'aten lâ yüvâfıkuhâ abdün mü'minün ve hüve yüsallî, fe-yes'elullâhe fîhâ şey'en illâ’stecâbellâhü lehu.

İnne fi'l-cumü'ati sâ'aten lâ yüvâfıkuhâ abdün mü'minün ve hüve yüsallî, fe-yes'elullâhe fîhâ şey'en illâ’stecâbellâhü lehu.
Bu, o saat içerisinde Cenâb-ı Hakk'ın lisan-ı hâl ve kâl demiş.Bu, o saat içerisinde Cenâb-ı Hakk'ın lisan-ı hâl ve kâl demiş. Gerek içten ve gerek dil ile Cenâb-ı Hakk'a iltica eder, sığınır, yalvarır, bir şeyler isterseGerek içten ve gerek dil ile Cenâb-ı Hakk'a iltica eder, sığınır, yalvarır, bir şeyler isterse o muhakkak istecâballah, icabet eder.o muhakkak istecâballah, icabet eder. Dediler ki:

Dediler ki:
Kîle: Eyyü's-sâ'âti hiye ya Rasûlallâhi?Kîle: Eyyü's-sâ'âti hiye ya Rasûlallâhi? Bu ne zamanın saati?Bu ne zamanın saati? Buyurmuş ki:Buyurmuş ki: Mâ beyne salâti'l-asr ilâ ğurûbi'ş-şems.Mâ beyne salâti'l-asr ilâ ğurûbi'ş-şems. İkindiden güneş batıncaya kadar olan zamandır.İkindiden güneş batıncaya kadar olan zamandır. Bunu boş geçirmeyin, fırsatı kaybetmeyin, demiş.Bunu boş geçirmeyin, fırsatı kaybetmeyin, demiş. Burada nasılsa kitap nasıl şey yapılırken,

Burada nasılsa kitap nasıl şey yapılırken,
dikilirken, bu sayfa yanlış olarak buraya dikilmiş.dikilirken, bu sayfa yanlış olarak buraya dikilmiş. 126'dan sonra 127 gelmesi lazım gelirken. 121. sayfa gelmiş,126'dan sonra 127 gelmesi lazım gelirken. 121. sayfa gelmiş, onu oradan atlamışız.onu oradan atlamışız. Şimdi oradaki şeyi de şöyle kısacık bir okuyalım.Şimdi oradaki şeyi de şöyle kısacık bir okuyalım. İnne beyne yedeyi's-sâ'ati kezzâbîn.

İnne beyne yedeyi's-sâ'ati kezzâbîn.
Kıyametten evvel bir takım yalancılar türeyecek.Kıyametten evvel bir takım yalancılar türeyecek. Efendimiz diyor ki,Efendimiz diyor ki, fa'hzerûhüm.fa'hzerûhüm. Bu yalancılardan sakının.Bu yalancılardan sakının. Kezzâbîn.Kezzâbîn. Yani, nakalehü ahbara mevduah.Yani, nakalehü ahbara mevduah. Yani uydurulma şeyleri nakleden.Yani uydurulma şeyleri nakleden. Uydurularak nakleden, ahbarı nakleden bir takım yalancılar türeyecektir.Uydurularak nakleden, ahbarı nakleden bir takım yalancılar türeyecektir. Geçen bize de naklettikleri gibi mesela.Geçen bize de naklettikleri gibi mesela. Ve ehl-i akaidu’z-zaika.

Ve ehl-i akaidu’z-zaika.
Burada akaidi bozuk olanları da içine koymuş.Burada akaidi bozuk olanları da içine koymuş. Allah yani bu gibi şeylere düşmekten cümlemizi muhafaza buyursun.Allah yani bu gibi şeylere düşmekten cümlemizi muhafaza buyursun. Yani burada kesratü'l-cehlYani burada kesratü'l-cehl ve kılletül ilm. ve kılletül ilm. Cehlin çokluğuna ilmin azlığına işaret vardır, demiş.Cehlin çokluğuna ilmin azlığına işaret vardır, demiş. İnne beyne yedeyi's-sâ'ah sinîne haddâ'aten, yüttehemu fîhe'l-emîn.

İnne beyne yedeyi's-sâ'ah sinîne haddâ'aten, yüttehemu fîhe'l-emîn.
Yine kıyametten evvel böyle hilekâr, yalancılar türeyecek deYine kıyametten evvel böyle hilekâr, yalancılar türeyecek de yüttehemu fîhe'l-emîn.yüttehemu fîhe'l-emîn. Emin insanlarEmin insanlar töhmet altında bıraktırılacak. Kıyamet.töhmet altında bıraktırılacak. Kıyamet. Emin insanlara töhmetler sadır olacak.Emin insanlara töhmetler sadır olacak. Ve bu böyleykenVe bu böyleyken ve yü'temenu fîhe'l-hâin.ve yü'temenu fîhe'l-hâin. Mukabilinde hainleri de emin yerine koyacaklar.Mukabilinde hainleri de emin yerine koyacaklar. Hain adam, herkesin bildiği. Fakat bu emin mevkiindedir.Hain adam, herkesin bildiği. Fakat bu emin mevkiindedir. Ve yüsaddaku fîhe'l-kâzib.

Ve yüsaddaku fîhe'l-kâzib.
Yalancılar tasdik olunacak. E doğru söz söyledi efendim diyecek.Yalancılar tasdik olunacak. E doğru söz söyledi efendim diyecek. E ne yapsın hakim?E ne yapsın hakim? Doğru söyledi, diyor.Doğru söyledi, diyor. Ve yükezzebu fîhe's-sâdik.Ve yükezzebu fîhe's-sâdik. Doğru söyleyenler, yalan efendim yalan diyecekler şimdi.Doğru söyleyenler, yalan efendim yalan diyecekler şimdi. Ne yapsın adam şimdi?Ne yapsın adam şimdi? Doğru söylüyor ama etrafındakiler onu tekzip ediyor.Doğru söylüyor ama etrafındakiler onu tekzip ediyor. Ve yetekellemu fîhe'r-ruveybidah.Ve yetekellemu fîhe'r-ruveybidah. O zaman söz sahibi ruveybidalar olacak.O zaman söz sahibi ruveybidalar olacak. Sözleri dinlenen adamlar, söz sahipleri, ruveybida denilen insan olacak.Sözleri dinlenen adamlar, söz sahipleri, ruveybida denilen insan olacak. Dediler ki, ya Rasulallah bu ruveybida dediğin kimdir?Dediler ki, ya Rasulallah bu ruveybida dediğin kimdir? Nelerdir bunlar?Nelerdir bunlar? Kâle: Es-sefîh. Sefih insanlar söz sahibi olacaklar.

Kâle: Es-sefîh. Sefih insanlar söz sahibi olacaklar.
Lügata baktım, sefih kimdir diyerekten.Lügata baktım, sefih kimdir diyerekten. Bizim Türkçe lügatlarda diyor kiBizim Türkçe lügatlarda diyor ki sefahat sahibi. sefahat sahibi. Aklı ve idraki iyi olmayanAklı ve idraki iyi olmayan iyi ile fenayı fark edemeyen. iyi ile fenayı fark edemeyen. İyi ile fenayı fark edemiyor.İyi ile fenayı fark edemiyor. Fenaya iyi diyor.Fenaya iyi diyor. Onun için ne güzel duasıdır Efendimizin.Onun için ne güzel duasıdır Efendimizin. Allahümme erinel-hakka hakkan ve'rzukne't-tibâ'ah.Allahümme erinel-hakka hakkan ve'rzukne't-tibâ'ah. Yalnız bilgi de fayda vermiyor.Yalnız bilgi de fayda vermiyor. Hakkı hak bildir ve beni o hakka tabi olanlardan et.Hakkı hak bildir ve beni o hakka tabi olanlardan et. Batılı da batıl olarak bilenlerden et, batıldan da uzak olanlardan et.Batılı da batıl olarak bilenlerden et, batıldan da uzak olanlardan et. Güzel bir duadır.Güzel bir duadır. Şimdi bu sefih, o adam ki batıl bilmiyor, hakkı da bilmiyor.Şimdi bu sefih, o adam ki batıl bilmiyor, hakkı da bilmiyor. Batılı hak diyor, hakka batıl diyor.Batılı hak diyor, hakka batıl diyor. Malını da beyhude yere harcıyor.Malını da beyhude yere harcıyor. Şimdi geçen bir hesap yaptım da aklım, tabii bilmem ya,

Şimdi geçen bir hesap yaptım da aklım, tabii bilmem ya,
şu İstanbul denilen memlekette bu kadar oyun yerleri var.şu İstanbul denilen memlekette bu kadar oyun yerleri var. Ne kadar kim bilir.Ne kadar kim bilir. Bu oyun yerlerine akşama kadar alın teri veren insanBu oyun yerlerine akşama kadar alın teri veren insan birçok paraları kazanabiliyor.birçok paraları kazanabiliyor. Kimisi kolay, kimisi zor.Kimisi kolay, kimisi zor. Fakat bu hem günah yeri hem kötü yereFakat bu hem günah yeri hem kötü yere acaba harcanan paralar ne kadardır diye aklımdan şöyle bir şey geçti.acaba harcanan paralar ne kadardır diye aklımdan şöyle bir şey geçti. Hani cemiyeti kurtarmak için verin yardım diyorlar ya.Hani cemiyeti kurtarmak için verin yardım diyorlar ya. Yardım verelim ama bu kötü yere giden paralar bir iyi yere harcansa yeter.Yardım verelim ama bu kötü yere giden paralar bir iyi yere harcansa yeter. Kötü yerlere harcanan paralar oraya gitmese de bir iyi yere harcansa yeter.Kötü yerlere harcanan paralar oraya gitmese de bir iyi yere harcansa yeter. Başka para vermek istemez.Başka para vermek istemez. Kimisi dedi şu kadar, kimisi dedi bu kadar.Kimisi dedi şu kadar, kimisi dedi bu kadar. Fakat şimdi burada üç milyon insan, hadi iki milyon insan de. Bunu beş yüz bine indir.Fakat şimdi burada üç milyon insan, hadi iki milyon insan de. Bunu beş yüz bine indir. Yüz bine indir. Elli bine indir.Yüz bine indir. Elli bine indir. Bu kadar sefahat yerlerine gidip insanlar avuç avuç para,Bu kadar sefahat yerlerine gidip insanlar avuç avuç para, bazısı bilmiyor ne kadar harcadığını bile.bazısı bilmiyor ne kadar harcadığını bile. Bu kadar da sapıklar var Allah esirgeye.Bu kadar da sapıklar var Allah esirgeye. Öte tarafın da tabi bu gözünden kaçmıyor.Öte tarafın da tabi bu gözünden kaçmıyor. İşte bu, ruveybi denilen sefih adam, parasını böyle boş yere harcıyor.İşte bu, ruveybi denilen sefih adam, parasını böyle boş yere harcıyor. Sonra diyor ki, oo ben konuşurum, söz benimdir diyor.Sonra diyor ki, oo ben konuşurum, söz benimdir diyor. İnne beyne yedeyi's-sâ'ati'd-deccâl. Kıyametten evvel deccal vardır.

İnne beyne yedeyi's-sâ'ati'd-deccâl. Kıyametten evvel deccal vardır.
Ve beyne yedeyi'd-deccâl kezzâbîneVe beyne yedeyi'd-deccâl kezzâbîne selâsîne ev ekser.selâsîne ev ekser. Bu deccaldan evvel de otuz ve otuzdan da ziyade yalancılar gelecek.Bu deccaldan evvel de otuz ve otuzdan da ziyade yalancılar gelecek. Yalancı deccallar.Yalancı deccallar. Kîle: Mâ âyetühüm?

Kîle: Mâ âyetühüm?
Alameti ne dediler ya Rasûlullah bu deccalların?Alameti ne dediler ya Rasûlullah bu deccalların? Dedi ki, kâle: En ye'tûküm bi-sünneh lem tekûnû 'aleyhâ.

Dedi ki, kâle: En ye'tûküm bi-sünneh lem tekûnû 'aleyhâ.
Bir sünnet diye bir şey ittihaz edecekler.Bir sünnet diye bir şey ittihaz edecekler. Lem tekûnû 'aleyhâ. Siz onu bilmiyorsunuz.Lem tekûnû 'aleyhâ. Siz onu bilmiyorsunuz. Bu zamana kadar onun öyle bir sünnet olduğundan haberiniz yok.Bu zamana kadar onun öyle bir sünnet olduğundan haberiniz yok. Yüğayyirûne bihâ sünneteküm.

Yüğayyirûne bihâ sünneteküm.
Onunla sizin sünnetlerinizi tedbir edecekler.Onunla sizin sünnetlerinizi tedbir edecekler. Eskiden beri gelenek olarak bilmiş olduğunuz sünnetlerinizi tağyir edipEskiden beri gelenek olarak bilmiş olduğunuz sünnetlerinizi tağyir edip kendi sünnetlerini onun yerine ikame edecekler.kendi sünnetlerini onun yerine ikame edecekler. Ve dîneküm. Dininizi de böyle tağyir edecekler.Ve dîneküm. Dininizi de böyle tağyir edecekler. Fe-izâ ra'eytümûhüm.

Fe-izâ ra'eytümûhüm.
Ey ümmetim, Siz bunları rast gelir görürsenizEy ümmetim, Siz bunları rast gelir görürseniz bunları, bu zamana erişirseniz, fe'ctenibûhüm,bunları, bu zamana erişirseniz, fe'ctenibûhüm, bunlardan uzak olun.bunlardan uzak olun. Ve 'âdûhüm.

Ve 'âdûhüm.
Bunlarla dostluk da yapmayın. Hazreti İbn Ömer'den.Bunlarla dostluk da yapmayın. Hazreti İbn Ömer'den. Yine burada bir tane daha.Yine burada bir tane daha. İnne beyne yedeyi's-sâ'ah teslîme'l-hâssah.

İnne beyne yedeyi's-sâ'ah teslîme'l-hâssah.
Kıyametten evvel öyle bir zaman gelecek kiKıyametten evvel öyle bir zaman gelecek ki artık insanlar bildiklerine selam vermek mecburiyetinde kalacaklar.artık insanlar bildiklerine selam vermek mecburiyetinde kalacaklar. Bilmediğine veremeyecekler.Bilmediğine veremeyecekler. Yani insanlar ancak tanıdığı ve bildiği birisi varsa ona selamün aleyküm diyecek.Yani insanlar ancak tanıdığı ve bildiği birisi varsa ona selamün aleyküm diyecek. Başkasına vermeyecek. Hastaya olacak selam.Başkasına vermeyecek. Hastaya olacak selam. Ve füşüvve't-ticârah.

Ve füşüvve't-ticârah.
Kıyametten evvel ticaret çok gelişecek.Kıyametten evvel ticaret çok gelişecek. Ticaret çok gelişecek.Ticaret çok gelişecek. Hattâ tü'îne'l-mer'etü zevcehâ.

Hattâ tü'îne'l-mer'etü zevcehâ.
Karısı da kocasına yardım edecek.Karısı da kocasına yardım edecek. Diyecek ki: “Efendi, bu halde geçim yetmiyor bu,Diyecek ki:

“Efendi, bu halde geçim yetmiyor bu,
ben de yardım edeyim sana” diyecek.ben de yardım edeyim sana” diyecek. O da bir fabrikaya gidecek, işin başına geçecek.O da bir fabrikaya gidecek, işin başına geçecek. O da bir kazanç alacak. Ale't-ticârati.

O da bir kazanç alacak. Ale't-ticârati.
Ama ve kat'a'l-erhâm. Kimse kimseyle artık ilgilenemeyecek.Ama ve kat'a'l-erhâm. Kimse kimseyle artık ilgilenemeyecek. Bu benim kardeşimmiş, dayımmış, amcammış, halammış,Bu benim kardeşimmiş, dayımmış, amcammış, halammış, akla bile gelmeyecek.akla bile gelmeyecek. Çünkü o herkes para kazanma hevesinde.Çünkü o herkes para kazanma hevesinde. Akşam bir yere gittik. Bir âmâ kardeş geldi oraya.

Akşam bir yere gittik. Bir âmâ kardeş geldi oraya.
İki gözü âmâ. Anadan doğmak hali zannedersem ama hafız.İki gözü âmâ. Anadan doğmak hali zannedersem ama hafız. Aynı zamanda da vaiz de olabilmiş, bilgisi de var demek.Aynı zamanda da vaiz de olabilmiş, bilgisi de var demek. İşte aramızda bulundu. Bana dedi ki:İşte aramızda bulundu. Bana dedi ki: “Sizin evlatlarınızdan benim bir kardeşim var” dedi.

“Sizin evlatlarınızdan benim bir kardeşim var” dedi.
“Eee?”

“Eee?”
“Onun kabahati çok, buna bir ceza yapın siz.” dedi.

“Onun kabahati çok, buna bir ceza yapın siz.” dedi.
“Hayrola” dedim.

“Hayrola” dedim.
“Biz memlekette onunla beraber büyüdük dedi.

“Biz memlekette onunla beraber büyüdük dedi.
Beraber okuduk.Beraber okuduk. Beraber muhacirlik yaptık.Beraber muhacirlik yaptık. Şimdi gelip de bir kere benim hatrımı sorduğu yok” dedi.Şimdi gelip de bir kere benim hatrımı sorduğu yok” dedi. İki gözden de mahrum yani ziyarete

İki gözden de mahrum yani ziyarete
layık bir adam, hem hafız aynı zamanda hem de hoca.layık bir adam, hem hafız aynı zamanda hem de hoca. “Buna bir ceza yapın siz” dedi.

“Buna bir ceza yapın siz” dedi.
Yani insanlar, o da hoca, öteki de hoca ama

Yani insanlar, o da hoca, öteki de hoca ama
onun da çoluk çocuk başından aşmış,onun da çoluk çocuk başından aşmış, kendi derdinden başkasına bakamıyor.kendi derdinden başkasına bakamıyor. Allah kusurumuzu affetsin.Allah kusurumuzu affetsin. Yani öyle bir hale düşeceğiz ki akraba-u taallukatımızla ilgimiz kesilecek.Yani öyle bir hale düşeceğiz ki akraba-u taallukatımızla ilgimiz kesilecek. Para derdinden yani.Para derdinden yani. Ama bu para derdinden olur Allah esirgeye. Bir zarurat da olur da insanAma bu para derdinden olur Allah esirgeye. Bir zarurat da olur da insan nafakayı temin edemez, gece gündüz çalışır.nafakayı temin edemez, gece gündüz çalışır. E o mazurdur. Fakat bu öyle değil.E o mazurdur. Fakat bu öyle değil. Paranın göz doymamazlığı var yani.Paranın göz doymamazlığı var yani. Göz doymamazlığından dolayı. Göz doymamazlığından dolayı. Hatta şimdi geçen, yine şahıslardan bahsedilmez,Hatta şimdi geçen, yine şahıslardan bahsedilmez, bir zatın çok parası var.bir zatın çok parası var. Çok parası olmakla beraber yine iki tane vazife daha almış üzerine.Çok parası olmakla beraber yine iki tane vazife daha almış üzerine. Eskiden her hafta gelirken derse, şimdi gelemiyor.Eskiden her hafta gelirken derse, şimdi gelemiyor. Sebebi geldi ki sen dedi, ne yapayım dediSebebi geldi ki sen dedi, ne yapayım dedi böyle iki tane daha vazife aldım sırtıma.böyle iki tane daha vazife aldım sırtıma. Ama eski paran yetmiyor mu diyeceksin.Ama eski paran yetmiyor mu diyeceksin. Yetiyordu ama işte göz doymuyor dedi kendisi de.Yetiyordu ama işte göz doymuyor dedi kendisi de. Onun için; Kusura bakma gelemediğimden diyerekten özür diliyor.Onun için; Kusura bakma gelemediğimden diyerekten özür diliyor. Bak şimdi bunu da dinle ama güzel dinle.

Bak şimdi bunu da dinle ama güzel dinle.
İnne beyne yedeyi’s-sâ’ati fitene.

İnne beyne yedeyi’s-sâ’ati fitene.
Kıyametten evvel birtakım fitneler zuhur edecek.Kıyametten evvel birtakım fitneler zuhur edecek. Öyle fitneler ki, ke-kıta’i’l-leyli’l-muzlim.

Öyle fitneler ki, ke-kıta’i’l-leyli’l-muzlim.
Kapkara bir gece hani,Kapkara bir gece hani, adımını atacak yeri göremezsin, önündekileri göremezsin,adımını atacak yeri göremezsin, önündekileri göremezsin, böyle bir zulmet istila edecek.böyle bir zulmet istila edecek. Ama sen bu zulmeti hakiki [gece zulmeti sanma].Ama sen bu zulmeti hakiki [gece zulmeti sanma]. Yani bu zulmet gecenin zulmeti değil.Yani bu zulmet gecenin zulmeti değil. Ona benzer bir zulmetOna benzer bir zulmet ki artık insan işte hayırla şerriki artık insan işte hayırla şerri ayırt edemeyecek bir duruma düşecek de.ayırt edemeyecek bir duruma düşecek de. Yusbihu’r-racülü fî-hâ mü’minen ve yümsî kâfiran.Yusbihu’r-racülü fî-hâ mü’minen ve yümsî kâfiran. Sabahleyin mü’min, lâ İlâhe illallah abdestini alıyor,Sabahleyin mü’min, lâ İlâhe illallah abdestini alıyor, camisine giriyor, namazını kılıyor gidiyor.camisine giriyor, namazını kılıyor gidiyor. O fitne, zulüm, zulmet, onu akşama kadar çeşit fikirlere,O fitne, zulüm, zulmet, onu akşama kadar çeşit fikirlere, propaganda ne dersen onu anlayın artık.propaganda ne dersen onu anlayın artık. Öyle bir hallerle onun fikrini bulandırıyor, değiştiriyor akidesini.Öyle bir hallerle onun fikrini bulandırıyor, değiştiriyor akidesini. Ve yümsî kâfir. Akşama dinden çıkıyor.

Ve yümsî kâfir. Akşama dinden çıkıyor.
Ve yümsî mü’minen ve yusbihu kâfiran.

Ve yümsî mü’minen ve yusbihu kâfiran.
Bu da aksi. Akşama kadar mümin. Bu da aksi. Akşama kadar mümin. Fakat sabaha kadar o fitneler içerisinde dönüp dolaşırken,Fakat sabaha kadar o fitneler içerisinde dönüp dolaşırken, ve yusbihu kâfiran, sabahleyin akideyi değiştiriyor kafir olaraktan çıkıyor.ve yusbihu kâfiran, sabahleyin akideyi değiştiriyor kafir olaraktan çıkıyor. Burada demiş ki, burada sabahtan ve akşamdan murad, tetekallabu’n-nâsi

Burada demiş ki, burada sabahtan ve akşamdan murad, tetekallabu’n-nâsi
vakten dûne vaktin.vakten dûne vaktin. Her vakitte insan, bu sopanın ucunda bir yaprak koyarsın da nasıl rüzgarda böyle fırıl fırıl döner,Her vakitte insan, bu sopanın ucunda bir yaprak koyarsın da nasıl rüzgarda böyle fırıl fırıl döner, insan da böyle fırıldak gibi dönen bir mahluk.insan da böyle fırıldak gibi dönen bir mahluk. Tetekallabu’n-nâsi vakten dûne vaktin.Tetekallabu’n-nâsi vakten dûne vaktin. Bu vakitle o vakit arasında değişiveriyor.Bu vakitle o vakit arasında değişiveriyor. Bu ondan kinaye.Bu ondan kinaye. Şimdi el-kâidü fîhâ,Şimdi el-kâidü fîhâ, Efendimiz telkin veriyor bize, ders veriyor.Efendimiz telkin veriyor bize, ders veriyor. El-kâidü fîhâ.El-kâidü fîhâ. O hayır, fitne devri ki insanlar böyle çeşitli fikirlere tezahür ediyorlar.O hayır, fitne devri ki insanlar böyle çeşitli fikirlere tezahür ediyorlar. O gün oturan insan, kâid,O gün oturan insan, kâid, yani bu fitnelere karışmayan insan.yani bu fitnelere karışmayan insan. Hayrun mine’l-kâim.Hayrun mine’l-kâim. Ayakta durandan daha hayırlıdır.Ayakta durandan daha hayırlıdır. Öteki oturuyor, bu da ayakta,Öteki oturuyor, bu da ayakta, ama Efendimiz ayakta durandan oturan hayırlıdır diyor.ama Efendimiz ayakta durandan oturan hayırlıdır diyor. El-kâidü fîhâ hayrun mine’l-kâim.El-kâidü fîhâ hayrun mine’l-kâim. Ayakta durandan hayırlıdır yani fitnelere karışmıyor.Ayakta durandan hayırlıdır yani fitnelere karışmıyor. Ve’l-kâimi fîhâ hayrun mine’l-mâşî.

Ve’l-kâimi fîhâ hayrun mine’l-mâşî.
Ayakta duran da hayırlıdır yürüyenden yaniAyakta duran da hayırlıdır yürüyenden yani fitneye doğru gidiyor.fitneye doğru gidiyor. Fitneye doğru gidenden hayırlıdır.Fitneye doğru gidenden hayırlıdır. Ayakta duruyor, gitmiyor bir tarafa.Ayakta duruyor, gitmiyor bir tarafa. Bu da ondan hayırlıdır.Bu da ondan hayırlıdır. Ve’l-mâşî fîhâ hayrun mine’s-sâ’î.

Ve’l-mâşî fîhâ hayrun mine’s-sâ’î.
Bir de yürüyen var amaBir de yürüyen var ama daha karışmamış fitnenin içerisine o tarafa doğru gidiyor. daha karışmamış fitnenin içerisine o tarafa doğru gidiyor. Bir de sâ’î var, girmiş fitnenin içerisine, iki tarafa fırıldak yapıyor,Bir de sâ’î var, girmiş fitnenin içerisine, iki tarafa fırıldak yapıyor, ondan o daha hayırlıdır.ondan o daha hayırlıdır. ÖyleyseÖyleyse fe-kessirû.fe-kessirû. Kesirden, kırınız.Kesirden, kırınız. Kısiyyeküm.Kısiyyeküm. O zaman alet-i harp oklardı malum ya.O zaman alet-i harp oklardı malum ya. Alet-i harp olan oklar,Alet-i harp olan oklar, siz o oklarınızı kırın, diyor.siz o oklarınızı kırın, diyor. Kırın,Kırın, ve katti’û evtâraküm.ve katti’û evtâraküm. Evtâr da okun kirişleri.Evtâr da okun kirişleri. hem sopasını kır neyden yapıldıysa hem kirişini de kır. Yani atama,hem sopasını kır neyden yapıldıysa hem kirişini de kır. Yani atama, fitneye katılma demek.fitneye katılma demek. Yani kır bunları fitneye katılma.Yani kır bunları fitneye katılma. Silahın varsa kaldır at.Silahın varsa kaldır at. Vadribû suyûfeküm bi’l-hicârah.

Vadribû suyûfeküm bi’l-hicârah.
Kılıçlarınızla taşlara vurun da körletin,Kılıçlarınızla taşlara vurun da körletin, kimseye zarar vermeyin.kimseye zarar vermeyin. Vadribû suyûfeküm bi’l-hicârah. Vurun taşlaraVadribû suyûfeküm bi’l-hicârah. Vurun taşlara kesmesin kimseyi, zararlı olmasın.kesmesin kimseyi, zararlı olmasın. Fe-in duhile alâ ehadin minküm beytühû.

Fe-in duhile alâ ehadin minküm beytühû.
Geldi kapıdan içeriye girdi fitnenin birisi,Geldi kapıdan içeriye girdi fitnenin birisi, eline almış tabancasını, girdi içeri. Fe’l-yeküneline almış tabancasını, girdi içeri. Fe’l-yekün ke-hayri ibne Âdem.ke-hayri ibne Âdem. Hazreti Âdem'in hayırlı evladı gibi ol.Hazreti Âdem'in hayırlı evladı gibi ol. Nasıl Kabil Habil'i öldürdü.Nasıl Kabil Habil'i öldürdü. Hem de Kabil katil oldu. Habil de teslim oldu,Hem de Kabil katil oldu. Habil de teslim oldu, mukabele etmedi yani.mukabele etmedi yani. Mukabele etmeyen gibi ol.Mukabele etmeyen gibi ol. Ke-hayri ibne Âdeme.Ke-hayri ibne Âdeme. Âdem aleyhisselam'in hayırlı evladı gibi sen de karışma kimseye.Âdem aleyhisselam'in hayırlı evladı gibi sen de karışma kimseye. Habil maktulü Kabil'miş.Habil maktulü Kabil'miş. Yani katilin katletiği Habil'dir. Katleden katil. HabilYani katilin katletiği Habil'dir. Katleden katil. Habil kurtulmuş, ölmüş yani.kurtulmuş, ölmüş yani. Bu, Ahmed b. Hanbel, Ebû Dâvud, İbn Mâce,

Bu, Ahmed b. Hanbel, Ebû Dâvud, İbn Mâce,
Hâkim ve Beyhakî’nin Ebû Musa'dan rivayetidir.Hâkim ve Beyhakî’nin Ebû Musa'dan rivayetidir. Allah bu fitnelerden cümle ümmet-i Muhammed'i ve bizi muhafaza buyursun.Allah bu fitnelerden cümle ümmet-i Muhammed'i ve bizi muhafaza buyursun. Şimdi burada bugün.

Şimdi burada bugün.
İnne büyûtellâh fi’l-ardı.

İnne büyûtellâh fi’l-ardı.
Allah-u Teâlâ'nın yeryüzündeki evleri.Allah-u Teâlâ'nın yeryüzündeki evleri. El-mesâcid.El-mesâcid. Şimdi Beytullah da beyt,Şimdi Beytullah da beyt, o büyük beyt. Beytullaho büyük beyt. Beytullah o bir tane. Fakato bir tane. Fakat büyûtellâh her cami. Her cami Allah'ın evidir.büyûtellâh her cami. Her cami Allah'ın evidir. Bunun sualini bana birisi bir kere sordu daBunun sualini bana birisi bir kere sordu da ben de bunun cevabını veremedim zaten.ben de bunun cevabını veremedim zaten. Dedi ki Allah'ın beyte ne ihtiyacı var, dedi.Dedi ki Allah'ın beyte ne ihtiyacı var, dedi. Niçin Beytullah demiş, dedi? Niçin Beytullah demiş, dedi? Allah beyt, Allah'ın evi olmaz tabi,

Allah beyt, Allah'ın evi olmaz tabi,
Allah'ın evi asıl gönül. Asıl Allah'ın evi, gönüldür.Allah'ın evi asıl gönül. Asıl Allah'ın evi, gönüldür. O gönüllerin muhafazası çok büyük iş, o ayrı.O gönüllerin muhafazası çok büyük iş, o ayrı. Bunlara da Allahu Teâlâ evim demiş,Bunlara da Allahu Teâlâ evim demiş, yani rıza-ı İlahiyem benim buralardadır.yani rıza-ı İlahiyem benim buralardadır. Siz buralara girin buralarda ibadet-i taat ederekSiz buralara girin buralarda ibadet-i taat ederek benim rızamı kazanın, başka yerde bulamazsınız demek.benim rızamı kazanın, başka yerde bulamazsınız demek. İnne büyûtellâhi fi’l-ardı el-mesâcid.

İnne büyûtellâhi fi’l-ardı el-mesâcid.
Mescitlerdir.Mescitlerdir. Ve inne hakkan 'alâlllâhi 'azze ve celle en yükrime men zârahû fîhâ.Ve inne hakkan 'alâlllâhi 'azze ve celle en yükrime men zârahû fîhâ. Şimdi bize bir misafir gelse, kim o gelirse gelsin, bir ikram yapıyoruz.Şimdi bize bir misafir gelse, kim o gelirse gelsin, bir ikram yapıyoruz. Kahve, çay, şeker bir şey veririz.Kahve, çay, şeker bir şey veririz. Hatta evimize girip de bir şey almadan gideniHatta evimize girip de bir şey almadan gideni mezar ziyaretçisi sayarlar diyerekten,mezar ziyaretçisi sayarlar diyerekten, elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Herkes haline göre tabii.Herkes haline göre tabii. Allahu Teâlâ'nın kudreti her şeyin üstünde.Allahu Teâlâ'nın kudreti her şeyin üstünde. Binaenaleyh evine gelen insanlarıBinaenaleyh evine gelen insanları kim bilir ne çeşit mükâfatlarla mükâfatlandırıyor yani.kim bilir ne çeşit mükâfatlarla mükâfatlandırıyor yani. Bir kere kapıdan girerken melekler günahlarımızı alıyor.Bir kere kapıdan girerken melekler günahlarımızı alıyor. İçeriye girerken günahsız giriyoruz.İçeriye girerken günahsız giriyoruz. Çıkarken verelim mi diyorlar. Benim şânıma yakışmaz.Çıkarken verelim mi diyorlar. Benim şânıma yakışmaz. Aldım mı vermem, diyor.Aldım mı vermem, diyor. Günde beş defa abdest aldıkça bütün azalarımızdan günahlarımız dökülüyor.Günde beş defa abdest aldıkça bütün azalarımızdan günahlarımız dökülüyor. O secde-i Rahmân’a başımızı koymamızın mükâfatının derecesini benim dilim anlatamaz.O secde-i Rahmân’a başımızı koymamızın mükâfatının derecesini benim dilim anlatamaz. En eşrefli âzâmızı, en zelil olan toprağın üzerine koyuyoruz,En eşrefli âzâmızı, en zelil olan toprağın üzerine koyuyoruz, Sübhanallah diyerekten Cenâb-ı Hakk'a bir de tesbih ediyoruz,Sübhanallah diyerekten Cenâb-ı Hakk'a bir de tesbih ediyoruz, "Ben yapamadım bu işi, sen yaptın" diyerekten orada şeytanın beli de kırılıyor."Ben yapamadım bu işi, sen yaptın" diyerekten orada şeytanın beli de kırılıyor. En büyük mükâfatı da o sûretle biz de alıyoruz.En büyük mükâfatı da o sûretle biz de alıyoruz. Onun için beytullaha beş defa girmiş bir insanda günah kalmaz.Onun için beytullaha beş defa girmiş bir insanda günah kalmaz. Efendimiz işte sizin evinizin önünde bir dere aksa,

Efendimiz işte sizin evinizin önünde bir dere aksa,
günde beş defa sıcacık su da olsa mesela,günde beş defa sıcacık su da olsa mesela, sıcak memleketlerde hamam var ya.sıcak memleketlerde hamam var ya. Orada günde beş defa yıkansa o adamın içinde kir kalır mı?Orada günde beş defa yıkansa o adamın içinde kir kalır mı? Kalmaz.Kalmaz. Öyleyse siz de beş defa Allahu Teâlâ'nın evine girdikten sonraÖyleyse siz de beş defa Allahu Teâlâ'nın evine girdikten sonra sizin üzerinize de günah kalmaz.sizin üzerinize de günah kalmaz. Bu kadar büyük lütf-u İlâhîler var.Bu kadar büyük lütf-u İlâhîler var. Bu lütf-u İlâhîlerden uzak kalan kardeşlerimize de Allah intibahlar nasib-i müyesser etsin.Bu lütf-u İlâhîlerden uzak kalan kardeşlerimize de Allah intibahlar nasib-i müyesser etsin. Bizi de sabit ve daim eylesin.Bizi de sabit ve daim eylesin. İnne Cebrâîle müvekkelün bi-havâici benî âdeme

İnne Cebrâîle müvekkelün bi-havâici benî âdeme
fe-izâ da’a’l-abdü’l-kâfiru kâlellâhu teâlâ: fe-izâ da’a’l-abdü’l-kâfiru kâlellâhu teâlâ: Yâ Cibrîlü ikdı hâcetehû fe-innî lâ uhibbü en esma’a du’âehû.Yâ Cibrîlü ikdı hâcetehû fe-innî lâ uhibbü en esma’a du’âehû. Şimdi hepimiz yalvarıyoruz ya, bir gavur da yalvarıyor tabi.

Şimdi hepimiz yalvarıyoruz ya, bir gavur da yalvarıyor tabi.
Gavur da yalvarıdığı vakit Cibril'e diyor ki Cenâb-ı Hakk,Gavur da yalvarıdığı vakit Cibril'e diyor ki Cenâb-ı Hakk, bu gavurun dediğini çabuk verin.bu gavurun dediğini çabuk verin. Ne istiyorsa verin bu gavurun.Ne istiyorsa verin bu gavurun. Niçin?Niçin? Çünkü ben onun duasını duymak istemem.Çünkü ben onun duasını duymak istemem. Daha bir daha yalvarmasın bana.Daha bir daha yalvarmasın bana. Onun için verin.Onun için verin. Arkasından bir mümin de yalvarıyor.Arkasından bir mümin de yalvarıyor. Ya Rabbi bana da ver.Ya Rabbi bana da ver. Cebrail'e diyor ki verme ona.Cebrail'e diyor ki verme ona. Onun iniltisini ben seviyorum, diyor.Onun iniltisini ben seviyorum, diyor. İnlesin biraz. Ağlasın, sızlasın, inlesin,İnlesin biraz. Ağlasın, sızlasın, inlesin, hoşuma gidiyor diyor, Cenâb-ı Hakk.hoşuma gidiyor diyor, Cenâb-ı Hakk. Onun mükâfatını âhirette vereceğim, diyor.Onun mükâfatını âhirette vereceğim, diyor. Onun için bize de vermedi isteğimi diyerekten üzülmek lazım değil,Onun için bize de vermedi isteğimi diyerekten üzülmek lazım değil, âhirette inşallah büyük mükâfatlarla karşılaşacağız.âhirette inşallah büyük mükâfatlarla karşılaşacağız. İnne Rabbî tebâreke ve teâlâ ersele ileyye en akra’e’l-kur’âne ‘alâ harfin

İnne Rabbî tebâreke ve teâlâ ersele ileyye en akra’e’l-kur’âne ‘alâ harfin
fe-radedtü ileyhi en hevvine alâ ümmetîfe-radedtü ileyhi en hevvine alâ ümmetî fe-ersale ileyye en akra’ahû ‘alâ harfeynife-ersale ileyye en akra’ahû ‘alâ harfeyni fe-radedtü aleyhi en hevvine alâ ümmetîfe-radedtü aleyhi en hevvine alâ ümmetî fe-ersele ileyye en akra’ahû alâ seb’ati ehrufin ve-lekefe-ersele ileyye en akra’ahû alâ seb’ati ehrufin ve-leke bi-külli raddetin mes’eletün tes’elünîhâ fe-kultü Allahümmağfir li-ümmetî Allahümmağfir li-ümmetîbi-külli raddetin mes’eletün tes’elünîhâ fe-kultü Allahümmağfir li-ümmetî Allahümmağfir li-ümmetî ve ahhartü’s-sâlisete li-yevmin yerğabü ileyye fî-hi’l-halku hattâ İbrâhîmü.ve ahhartü’s-sâlisete li-yevmin yerğabü ileyye fî-hi’l-halku hattâ İbrâhîmü. Cenâb-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Kur'an.

Cenâb-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Kur'an.
Bilmiyorum aşere okurlarken hafızlar görmüşsünüzdür, çeşitliBilmiyorum aşere okurlarken hafızlar görmüşsünüzdür, çeşitli kıraat ile okurlar.kıraat ile okurlar. Esre okur, ötre okur, ikisini birbirine karıştırır okur.Esre okur, ötre okur, ikisini birbirine karıştırır okur. Altından üstünden kesreli okur.Altından üstünden kesreli okur. Çok çeşitli okumaları var.Çok çeşitli okumaları var. O ilmi bilenler için çok çeşit okumaları var.O ilmi bilenler için çok çeşit okumaları var. Mesela geçen bu hafız geldi de,

Mesela geçen bu hafız geldi de,
Mısır'dan gelmiş. Verş kıraat diyorlarmış,Mısır'dan gelmiş. Verş kıraat diyorlarmış, ne bilelim biz. Okurken, ya burasını yanlış okudu dedim ben de, bizim hafızne bilelim biz. Okurken, ya burasını yanlış okudu dedim ben de, bizim hafız Haydar Efendi var.Haydar Efendi var. “Ha, bu Verş kıraatinden okuyor, bunlarınki böyledir” dedi.

“Ha, bu Verş kıraatinden okuyor, bunlarınki böyledir” dedi.
Aynı kıraat, aynı manadır,Aynı kıraat, aynı manadır, fakat bazı yerde çekiyor, bazı yerde kısa yapıyor bir şeyler.fakat bazı yerde çekiyor, bazı yerde kısa yapıyor bir şeyler. Şimdi Hazreti Übey b. Ka’b olsa gerek Übey diyor:

Şimdi Hazreti Übey b. Ka’b olsa gerek Übey diyor:
Bir namaz kılıyorlarmış. Bakmış ki birisi bir kıraat okuyor, duymamış onu Übey.Bir namaz kılıyorlarmış. Bakmış ki birisi bir kıraat okuyor, duymamış onu Übey. “Allah Allah, demiş böyle Kur'an da olur mu?” demiş.

“Allah Allah, demiş böyle Kur'an da olur mu?” demiş.
Birisi daha gelmiş, bir başkası.

Birisi daha gelmiş, bir başkası.
O da bir başka kıraatten, onunkinin başkası.O da bir başka kıraatten, onunkinin başkası. “Aaa demiş, bu da ayrı bir kıraat, bu nasıl bir şey?”

“Aaa demiş, bu da ayrı bir kıraat, bu nasıl bir şey?”
Bunların ikisinin önüne katmış Rasûlullah'a götürmüş, demiş:

Bunların ikisinin önüne katmış Rasûlullah'a götürmüş, demiş:
“Ya Rasûlallah! Bunlar bizim bilmediğimiz bir Kur'an okuyorlar.

“Ya Rasûlallah! Bunlar bizim bilmediğimiz bir Kur'an okuyorlar.
Hiç duymadık biz sizden” demiş.Hiç duymadık biz sizden” demiş. “Nasıl okudunuz okuyun bakayım” demiş.

“Nasıl okudunuz okuyun bakayım” demiş.
Okutmuş.Okutmuş. “Pek güzel” demiş. Pek güzel, iyi, güzel okudular.

“Pek güzel” demiş. Pek güzel, iyi, güzel okudular.
Ka’b diyor ki: “Benim içime şeytan vesvese verdi.Ka’b diyor ki:

“Benim içime şeytan vesvese verdi.
Ben tekzib ettim Rasûlullah'ı, böyle olmaz” dedim.Ben tekzib ettim Rasûlullah'ı, böyle olmaz” dedim. Rasûlullah anladı benim bu halimi.

Rasûlullah anladı benim bu halimi.
Göğsümü şöyle elini bir vurdu, diyor.Göğsümü şöyle elini bir vurdu, diyor. O hal derhal üzerimden gitti.O hal derhal üzerimden gitti. Bir ter boşandı üzerimden.Bir ter boşandı üzerimden. Ondan sonra özür diledim artık Rasûlullah'tan diyor.Ondan sonra özür diledim artık Rasûlullah'tan diyor. Demiş: “Kur'an bana geldi, yedi harf üzerine okumayaDemiş:

“Kur'an bana geldi, yedi harf üzerine okumaya
Cenâb-ı Hak'tan müteaddid defalar ricam ile kabul edildi.Cenâb-ı Hak'tan müteaddid defalar ricam ile kabul edildi. Her defamda Cenâb-ı Hak ayrı bir kıraat ile.”Her defamda Cenâb-ı Hak ayrı bir kıraat ile.” Tabii Arap kavmi çeşitli lügat kullanıyor.

Tabii Arap kavmi çeşitli lügat kullanıyor.
Her kavmin lügatı üzerinde okunmasına Kur'an müsait olmuş demek.Her kavmin lügatı üzerinde okunmasına Kur'an müsait olmuş demek. O kıraati okuyamayan insan okumak için zorluk çeker.O kıraati okuyamayan insan okumak için zorluk çeker. Mesela bugün çocukları ben dinlerken,Mesela bugün çocukları ben dinlerken, kız çocukları tabiat itibariyle hep öyledir.kız çocukları tabiat itibariyle hep öyledir. Erkek çocukları gibi okuyamazlar.Erkek çocukları gibi okuyamazlar. Okurken o kızlık halleri ile Kur'an'ı, işte o kendi şivelerine göre uyduruyorlar.Okurken o kızlık halleri ile Kur'an'ı, işte o kendi şivelerine göre uyduruyorlar. Çocuk tabii, sonra belki düzeltebilirÇocuk tabii, sonra belki düzeltebilir ama düzeltmiş olan yüksek hafızlık kadınlar da var.ama düzeltmiş olan yüksek hafızlık kadınlar da var. Yine onlar da okurken yine erkeklik gibi güzel kıraat yapamazlar.Yine onlar da okurken yine erkeklik gibi güzel kıraat yapamazlar. Çünkü hilkatleri öyle.Çünkü hilkatleri öyle. Bizim hafız, Ankara’daki Hacı Bayram Velî Camisi’nin imamı Zekai Efendi,

Bizim hafız, Ankara’daki Hacı Bayram Velî Camisi’nin imamı Zekai Efendi,
ben hacca gittiğim vakit de orada, oralı. On yedi sene orada oturmuş.ben hacca gittiğim vakit de orada, oralı. On yedi sene orada oturmuş. Dedim ki: “Hafız abi bir Kur'an oku da dinleyelim” dedim.Dedim ki:

“Hafız abi bir Kur'an oku da dinleyelim” dedim.
Bize buradaki Kur'an gibi bir Kur'an okudu.

Bize buradaki Kur'an gibi bir Kur'an okudu.
“Canım buradaki Kur'an gibi Kur'an'ı her zaman dinliyoruz.

“Canım buradaki Kur'an gibi Kur'an'ı her zaman dinliyoruz.
Bir Arap şivesi üzerine siz on yedi senedir buradasınız,Bir Arap şivesi üzerine siz on yedi senedir buradasınız, elbette daha güzel okursunuz.” dedim.elbette daha güzel okursunuz.” dedim. “Yook, hiçbir Türk, Arap gibi okuyamaz.

“Yook, hiçbir Türk, Arap gibi okuyamaz.
Şimdi Arapça okuyacağım diyerekten ne Türkçe olur, ne Arapça olur.Şimdi Arapça okuyacağım diyerekten ne Türkçe olur, ne Arapça olur. Türkçeye de benzemez, Arapçaya da benzemez.Türkçeye de benzemez, Arapçaya da benzemez. İkisi de arasında aşûre gibi bir şey olur.İkisi de arasında aşûre gibi bir şey olur. Onun için kendi dilimi çevirmedim” dedi.Onun için kendi dilimi çevirmedim” dedi. Allah kusurlarımızı afv-u mağfiret eylesin.

Allah kusurlarımızı afv-u mağfiret eylesin.
Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin.Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin. Cümlemizi fazl-u keremiyle nefsin, şehvetin, Cümlemizi fazl-u keremiyle nefsin, şehvetin, şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak,şeytanın elinden kurtulup o güzel cennetine müstahak, istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun...istihkak getiren kullarının zümresine kabul buyursun... el-Fâtiha.

el-Fâtiha.
Düzenlenen Aralık
00:00:00 00:00:00
Konuşma Hakkında
Tema 1
Tema 2