Namaz Vakitleri
İstanbul
28 Zilka'de 1447
15 May 2026
Detaylı Arama

İmanın En Yetkin, En Olgun Hâli

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN

Açıklama

Hocamız, Gönül dostumuz, Mürebbi'miz Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN’ın Hadis sohbetlerini 5 aşamada özetleyebiliriz.

a. İskenderpaşa Camii Sohbetleri (1977-1997)

Mehmed Zâhid KOTKU Hz. görevli oldukları İskenderpaşa Camii’nde, her pazar günü ikindiden sonra bir saat, cuma günleri öğleden önce 45 dakika Râmûzü’l-Ehàdis’ten hadis okuyup izah ederdi. 1977 yılının ilkbaharından itibaren bu dersler Mahmud Es’ad COŞAN tarafından yapılır oldu.

COŞAN, o yıllarda Ankara’da oturuyordu. Her hafta sonu İstanbul’a geliyor, pazar günkü hadis dersini yapıp geri dönüyordu. Tatillerde ve müsait zamanlarında cuma namazından önce de sohbet ettiği olurdu. Önemli bir engel olmadıkça, bu böyle devam etti.

13 Kasım 1980’de Mehmed Zâhid KOTKU Hazretleri’nin vefatından sonra da İskenderpaşa’daki dersler aynen devam etti. Hac veya başka bir seyahat nedeniyle yurtdışında olduğu zamanların dışında önemli bir aksama olmadı. 1997 Mayısında yurtdışına çıkıncaya kadar bu böyle devam etti. İskenderpaşa’daki son sohbeti 4 Mayıs 1997 pazar günü oldu.
COŞAN, derse besmele ve hamdele ile başlardı. Arkasından, “Kitapların en efdali Allah’ın kitabıdır, yolların en faziletlisi Peygamber (s.a.s.)’in yoludur. Sonradan uydurulan şeyler bid’attir. Her bid’at dalâlettir. Her dalâlet ve dalâlet sahibi cehenneme gider.” anlamındaki Arapça giriş cümlelerini söylerdi. Sonra, sıradaki ilk hadisin Arapça metnini okurdu.

Ondan sonra okunan kitap hakkında kısa bilgi verir; hadislerin okunmasına ve izahına geçmeden önce, başta Peygamber (s.a.s.) Efendimiz olmak üzere cümle enbiyânın, evliyânın, sülehànın; sâdât ve meşâyih-i kiramın ruhları için; kitabın müellifinin ve bu kitabın içindeki hadis-i şeriflerin bizlere kadar ulaşmasında emeği geçmiş olan ulemânın, râvilerin ruhları için; caminin bânisi İskender Paşa’nın ruhu için; bu hadis-i şerifleri dinlemek üzere oraya gelmiş olan kimselerin ahirete irtihal etmiş olan cümle yakınlarının ruhları için ve Mehmed Zahid KOTKU Hazretleri’nin ruhu için, bir Fâtiha, üç İhlâs-ı Şerif okunmasını isterdi.

Daha sonra, sıradaki hadis-i şerifin Arapça metnini okuyup, kelime kelime izahına geçerdi. Konuyla ilgili ayet-i kerimeler ve diğer hadis-i şeriflerle meseleyi bir güzel açıklardı. Sade ve anlaşılır bir Türkçe kullanırdı. Konunun iyi anlaşılması için misaller, hatıralar anlatır; şiirlere, Farsça ve Arapça beyitlere yer verirdi.

COŞAN, ilk yıllarda her sohbette 8-10 hadis-i şerif okuyup izah ederdi, sohbet süresi bir saati geçmezdi. Son yıllarda bu sayı 3’e kadar düşmüş, izah için daha çok vakit ayrılmış, sohbet süresi bir saati biraz aşmaya başlamıştı.

Sohbetin sonunda mutlaka Hatm-i Hàcegân yaptırırdı. Bazen, intisab etmek isteyenler için zikir dersi tarifi yapardı. Eğer vakit müsaitse, küçük notlarla soru gönderenlerin sorularına cevap verirdi.

Sohbetlere öncelikle gençler, öğrenciler, okumuş kimseler gelirlerdi. Fakat her yaştan ve her kesimden insana rastlamak mümkündü. Zamanla ilgi arttığı için, caminin etrafındaki evler satın alınarak cami genişletilmiş; hanımların ve erkeklerin sohbetleri takip edebilmesi için mekânlar yapılmıştır.

İskenderpaşa Camii’ndeki sohbetler, ilk yıllardan beri teyp kasetlerine kayıt edilmiştir. 1987’den sonra görüntülü video kayıtları yapılmıştır.

b. Ankara Özelif Camii Sohbetleri (1982-1996)

COŞAN, Mehmed Zâhid KOTKU Hz. vefat edip, irşad görevi kendisine intikal ettikten sonra, Ankara’da da hadis dersleri başlattı (1982). İlk önce çarşamba günleri evinin yanındaki Muradiye Camii’nde, daha sonra perşembe akşamları Özelif Camii’nde hadis dersi yapmaya başladı. Bir ara cumartesi günleri yapıldı. Emekli olup da Ankara’dan ayrıldıkları 1987 yılına kadar bu dersler devam etti. 1987’den sonra ise, her ayın ilk perşembe akşamı Ankara’ya gelip, bu hadis derslerini ayda bir yapmaya devam etti.

c. Sapanca Sohbetleri (1987-1989)

COŞAN emekli olduktan sonra Sapanca’ya yerleşmiştir. Orada oturdukları yıllarda (1987-1989), evinin yakınındaki Yüzevler Camii’nde cumartesi günleri, ikindiden sonra Muhtâru’l-Ehàdîs isimli kitaptan hadis dersleri yapmıştır.

Muhtâru’l-Ehâdîs kitabı muteber hadis kitaplarından seçilmiş ve ilk harflerine göre alfabetik olarak sıralanmış bin dört yüz kadar hadis ihtivâ etmektedir. Mısırlı alim Seyyid Ahmed el-Hâşimî (1878-1943) tarafından hazırlanmıştır. Türkçe’ye muhtelif tercümeleri yapılmıştır.

d. Anadolu’da Sohbetler

COŞAN, Türkiye’de bulunduğu 1980-1997 yılları arasında sık sık Anadolu’da seyahatler yaparlardı. Gittikleri illerde, uygun camilerde, halka açık hadis dersleri yapmıştır. Eskişehir, Bursa, İzmir, Antalya, Adapazarı, Konya, Edirne gibi illerde sohbetler yapılmış hadis sohbetleri mevcuttur.

e. Ev Sohbetleri
Doğum, ölüm, düğün, sünnet vs. gibi sebeplerle ziyaret ettiği evlerde; kahvaltı vs. gibi sebeplerle ziyaret ettiği öğrenci evlerinde mutlaka yarım saat - 45 dakika civarında bir hadis sohbeti yaparlardı.

İlim Öğrenmenin İnsana Kazandırdıkları, Eğitim Müesseseleri Kurmak, Çocuklarımıza İlim Öğretmek, Peygamber | gibi konu başlıkları içeren dini sohbet.

İmanın En Yetkin, En Olgun Hâli

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN

Açıklama

Hocamız, Gönül dostumuz, Mürebbi'miz Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN’ın Hadis sohbetlerini 5 aşamada özetleyebiliriz.

a. İskenderpaşa Camii Sohbetleri (1977-1997)

Mehmed Zâhid KOTKU Hz. görevli oldukları İskenderpaşa Camii’nde, her pazar günü ikindiden sonra bir saat, cuma günleri öğleden önce 45 dakika Râmûzü’l-Ehàdis’ten hadis okuyup izah ederdi. 1977 yılının ilkbaharından itibaren bu dersler Mahmud Es’ad COŞAN tarafından yapılır oldu.

COŞAN, o yıllarda Ankara’da oturuyordu. Her hafta sonu İstanbul’a geliyor, pazar günkü hadis dersini yapıp geri dönüyordu. Tatillerde ve müsait zamanlarında cuma namazından önce de sohbet ettiği olurdu. Önemli bir engel olmadıkça, bu böyle devam etti.

13 Kasım 1980’de Mehmed Zâhid KOTKU Hazretleri’nin vefatından sonra da İskenderpaşa’daki dersler aynen devam etti. Hac veya başka bir seyahat nedeniyle yurtdışında olduğu zamanların dışında önemli bir aksama olmadı. 1997 Mayısında yurtdışına çıkıncaya kadar bu böyle devam etti. İskenderpaşa’daki son sohbeti 4 Mayıs 1997 pazar günü oldu.
COŞAN, derse besmele ve hamdele ile başlardı. Arkasından, “Kitapların en efdali Allah’ın kitabıdır, yolların en faziletlisi Peygamber (s.a.s.)’in yoludur. Sonradan uydurulan şeyler bid’attir. Her bid’at dalâlettir. Her dalâlet ve dalâlet sahibi cehenneme gider.” anlamındaki Arapça giriş cümlelerini söylerdi. Sonra, sıradaki ilk hadisin Arapça metnini okurdu.

Ondan sonra okunan kitap hakkında kısa bilgi verir; hadislerin okunmasına ve izahına geçmeden önce, başta Peygamber (s.a.s.) Efendimiz olmak üzere cümle enbiyânın, evliyânın, sülehànın; sâdât ve meşâyih-i kiramın ruhları için; kitabın müellifinin ve bu kitabın içindeki hadis-i şeriflerin bizlere kadar ulaşmasında emeği geçmiş olan ulemânın, râvilerin ruhları için; caminin bânisi İskender Paşa’nın ruhu için; bu hadis-i şerifleri dinlemek üzere oraya gelmiş olan kimselerin ahirete irtihal etmiş olan cümle yakınlarının ruhları için ve Mehmed Zahid KOTKU Hazretleri’nin ruhu için, bir Fâtiha, üç İhlâs-ı Şerif okunmasını isterdi.

Daha sonra, sıradaki hadis-i şerifin Arapça metnini okuyup, kelime kelime izahına geçerdi. Konuyla ilgili ayet-i kerimeler ve diğer hadis-i şeriflerle meseleyi bir güzel açıklardı. Sade ve anlaşılır bir Türkçe kullanırdı. Konunun iyi anlaşılması için misaller, hatıralar anlatır; şiirlere, Farsça ve Arapça beyitlere yer verirdi.

COŞAN, ilk yıllarda her sohbette 8-10 hadis-i şerif okuyup izah ederdi, sohbet süresi bir saati geçmezdi. Son yıllarda bu sayı 3’e kadar düşmüş, izah için daha çok vakit ayrılmış, sohbet süresi bir saati biraz aşmaya başlamıştı.

Sohbetin sonunda mutlaka Hatm-i Hàcegân yaptırırdı. Bazen, intisab etmek isteyenler için zikir dersi tarifi yapardı. Eğer vakit müsaitse, küçük notlarla soru gönderenlerin sorularına cevap verirdi.

Sohbetlere öncelikle gençler, öğrenciler, okumuş kimseler gelirlerdi. Fakat her yaştan ve her kesimden insana rastlamak mümkündü. Zamanla ilgi arttığı için, caminin etrafındaki evler satın alınarak cami genişletilmiş; hanımların ve erkeklerin sohbetleri takip edebilmesi için mekânlar yapılmıştır.

İskenderpaşa Camii’ndeki sohbetler, ilk yıllardan beri teyp kasetlerine kayıt edilmiştir. 1987’den sonra görüntülü video kayıtları yapılmıştır.

b. Ankara Özelif Camii Sohbetleri (1982-1996)

COŞAN, Mehmed Zâhid KOTKU Hz. vefat edip, irşad görevi kendisine intikal ettikten sonra, Ankara’da da hadis dersleri başlattı (1982). İlk önce çarşamba günleri evinin yanındaki Muradiye Camii’nde, daha sonra perşembe akşamları Özelif Camii’nde hadis dersi yapmaya başladı. Bir ara cumartesi günleri yapıldı. Emekli olup da Ankara’dan ayrıldıkları 1987 yılına kadar bu dersler devam etti. 1987’den sonra ise, her ayın ilk perşembe akşamı Ankara’ya gelip, bu hadis derslerini ayda bir yapmaya devam etti.

c. Sapanca Sohbetleri (1987-1989)

COŞAN emekli olduktan sonra Sapanca’ya yerleşmiştir. Orada oturdukları yıllarda (1987-1989), evinin yakınındaki Yüzevler Camii’nde cumartesi günleri, ikindiden sonra Muhtâru’l-Ehàdîs isimli kitaptan hadis dersleri yapmıştır.

Muhtâru’l-Ehâdîs kitabı muteber hadis kitaplarından seçilmiş ve ilk harflerine göre alfabetik olarak sıralanmış bin dört yüz kadar hadis ihtivâ etmektedir. Mısırlı alim Seyyid Ahmed el-Hâşimî (1878-1943) tarafından hazırlanmıştır. Türkçe’ye muhtelif tercümeleri yapılmıştır.

d. Anadolu’da Sohbetler

COŞAN, Türkiye’de bulunduğu 1980-1997 yılları arasında sık sık Anadolu’da seyahatler yaparlardı. Gittikleri illerde, uygun camilerde, halka açık hadis dersleri yapmıştır. Eskişehir, Bursa, İzmir, Antalya, Adapazarı, Konya, Edirne gibi illerde sohbetler yapılmış hadis sohbetleri mevcuttur.

e. Ev Sohbetleri
Doğum, ölüm, düğün, sünnet vs. gibi sebeplerle ziyaret ettiği evlerde; kahvaltı vs. gibi sebeplerle ziyaret ettiği öğrenci evlerinde mutlaka yarım saat - 45 dakika civarında bir hadis sohbeti yaparlardı.

İlim Öğrenmenin İnsana Kazandırdıkları, Eğitim Müesseseleri Kurmak, Çocuklarımıza İlim Öğretmek, Peygamber | gibi konu başlıkları içeren dini sohbet.

Konuşma Metni

Bismillâhirrahmânirrahîm Bismillâhirrahmânirrahîm

Elhamdülillahi rabbi'l-âlemîn. Hamden kesiran tayyiben mubareken fihi âlâ külli hâlin ve fi-külli hîn.Elhamdülillahi rabbi'l-âlemîn. Hamden kesiran tayyiben mubareken fihi âlâ külli hâlin ve fi-külli hîn. Ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-din.Ve's-selâmu alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-din. Emmâ ba'dü fe kâle Resûlullâhi sallallahu aleyhi ve sellem:Emmâ ba'dü fe kâle Resûlullâhi sallallahu aleyhi ve sellem: Men teale ehadün kattu ve lâ tehaffefe ve lâ lebise sevbenMen teale ehadün kattu ve lâ tehaffefe ve lâ lebise sevben li-yağdüve fî talebi ilmi yeteallemuhû illâ gaferallâhü lehû zünûbehû haysü yahtû atebete bâbi beytihî. li-yağdüve fî talebi ilmi yeteallemuhû illâ gaferallâhü lehû zünûbehû haysü yahtû atebete bâbi beytihî.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl. Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Peygamber-i Zîşan'ımızdan rivayet edilmiş olan Taberânî'nin, Tayâlisî'nin, İbn Asakîr'in,Peygamber-i Zîşan'ımızdan rivayet edilmiş olan Taberânî'nin, Tayâlisî'nin, İbn Asakîr'in, Temmâm'ın Hz. Ali Efendimiz'den rivayet ettiği hadîs-i şerîfteTemmâm'ın Hz. Ali Efendimiz'den rivayet ettiği hadîs-i şerîfte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;

Men teale ehadün kattu ve lâ tehaffefe ve lâ lebise sevben.Men teale ehadün kattu ve lâ tehaffefe ve lâ lebise sevben. "Sizden biriniz nalini, pabucunu giymez, mestini giyinmez veya elbisesini bürünmez." "Sizden biriniz nalini, pabucunu giymez, mestini giyinmez veya elbisesini bürünmez."

Niçin? Niçin?

Li-yağdüve fî talebi ilmi yeteallemuhû.Li-yağdüve fî talebi ilmi yeteallemuhû. "Öğreneceği bir ilmi öğrenmek için hocaya, mektebe,"Öğreneceği bir ilmi öğrenmek için hocaya, mektebe, medreseye veya o ilmin öğretileceği yere gitmek için!" medreseye veya o ilmin öğretileceği yere gitmek için!"

Sabahleyin erkenden kalkacak gidecek.Sabahleyin erkenden kalkacak gidecek. Gitmek için sizden biriniz ayakkabısını ayağına geçirmez,Gitmek için sizden biriniz ayakkabısını ayağına geçirmez, mestini giyinmez veya elbisesini sırtına almaz ki… mestini giyinmez veya elbisesini sırtına almaz ki…

İllâ gaferallâhü lehû zünûbehû. "Ki illa Cenâb-ı Hak alır almaz günahlarını afv u mağfiret eder."İllâ gaferallâhü lehû zünûbehû. "Ki illa Cenâb-ı Hak alır almaz günahlarını afv u mağfiret eder." Haysü yahtû atebete bâde beytihî.Haysü yahtû atebete bâde beytihî. "Daha evinin kapısının eşiğinden adımını dışarıya atarken Allah onu afv u mağfiret eder." "Daha evinin kapısının eşiğinden adımını dışarıya atarken Allah onu afv u mağfiret eder."

Neden? Neden?

İlim öğrenmeye gidiyor. İlmini artırmaya gidiyor.İlim öğrenmeye gidiyor. İlmini artırmaya gidiyor. Kalkıyor, çantasını, kâğıdını kalemini almış, papucunu giymiş, Kalkıyor, çantasını, kâğıdını kalemini almış, papucunu giymiş, sırtına elbisesini giymiş; ilim öğrenmeye gidiyor. sırtına elbisesini giymiş; ilim öğrenmeye gidiyor.

"Daha kapıdan dışarıya adımını atmadan Allah günahlarını afv u mağfiret eyler." "Daha kapıdan dışarıya adımını atmadan Allah günahlarını afv u mağfiret eyler."

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Onun için müslümanların bulundukları her yerdeOnun için müslümanların bulundukları her yerde derhal kuvvetli bir şekilde ilim öğrenme-öğretme çalışmasına geçmesi lazım.derhal kuvvetli bir şekilde ilim öğrenme-öğretme çalışmasına geçmesi lazım. Derhal, hiç şakası yok! Çünkü insan ilim öğrenirse doğru yola gider, Allah'ın rızası yolunu öğrenir.Derhal, hiç şakası yok! Çünkü insan ilim öğrenirse doğru yola gider, Allah'ın rızası yolunu öğrenir. Cennetin yolunu öğrenir, sevapları günahları öğrenir, hareketlerini düzenler, kendini toparlar.Cennetin yolunu öğrenir, sevapları günahları öğrenir, hareketlerini düzenler, kendini toparlar. İlim öğrenmedi mi, âyetleri, hadisleri, İlim öğrenmedi mi, âyetleri, hadisleri, fıkhı, dinin ahkâmını öğrenmedi mi nefsine uyar, şeytana uyar, cahillik eder, kayar gider. fıkhı, dinin ahkâmını öğrenmedi mi nefsine uyar, şeytana uyar, cahillik eder, kayar gider. Bizim de ayağımız çürük yerlere basıyordur, biz de sendeliyoruzdur,Bizim de ayağımız çürük yerlere basıyordur, biz de sendeliyoruzdur, bizim de kayacak durumlar oluyordur ama bir âyeti,bizim de kayacak durumlar oluyordur ama bir âyeti, bir hadisi öğrendikçe yola geliyoruzdur, hizaya geliyoruzdur. bir hadisi öğrendikçe yola geliyoruzdur, hizaya geliyoruzdur.

"Aman ha! Az kalsın ben de kayıyordum, yapmayayım, öyle yapmayayım."Aman ha! Az kalsın ben de kayıyordum, yapmayayım, öyle yapmayayım. Çünkü günahmış, sonra azabı çetinmiş.Çünkü günahmış, sonra azabı çetinmiş. Cenâb-ı Hak Teâlâ şöyle ceza verirmiş…" diye bizim bile [ayağımız kayabilir]. Cenâb-ı Hak Teâlâ şöyle ceza verirmiş…" diye bizim bile [ayağımız kayabilir].

Niçin "Bizim bile…" diye söylüyorum? Niçin "Bizim bile…" diye söylüyorum?

Çünkü biz mü'miniz! Biz bunları duyduk çünkü biz bunları okuduk.Çünkü biz mü'miniz! Biz bunları duyduk çünkü biz bunları okuduk. ... Tökezleyecek gibi olabilir. ... Tökezleyecek gibi olabilir.

İlim, Kur'ân-ı Kerîm insanı doğru yola çeker. Mânevî bakımdan iç âlemini de hazırlar.İlim, Kur'ân-ı Kerîm insanı doğru yola çeker. Mânevî bakımdan iç âlemini de hazırlar. Çünkü sevap kazanıyor ya Allah seviyor ya;Çünkü sevap kazanıyor ya Allah seviyor ya; sevdiği için güzel kulluk yapmak için insana mânevî ortamı da hazırlar.sevdiği için güzel kulluk yapmak için insana mânevî ortamı da hazırlar. Günahlı bir yere gittiği zaman mânevî ortam berbat olur da ayağı ondan kayar gider. Sinemaya gider. Günahlı bir yere gittiği zaman mânevî ortam berbat olur da ayağı ondan kayar gider. Sinemaya gider.

Bu heriflerin sinemasında bir hayır olur mu? Bu heriflerin sinemasında bir hayır olur mu?

Hacivat karagöz mü oynuyor, sadece gülmek mi var? Hacivat karagöz mü oynuyor, sadece gülmek mi var?

Hainlerin her filminin içinde ne mânalar vardır ki mü'minin gönlüne girdi mi harab eder, yakar götürür.Hainlerin her filminin içinde ne mânalar vardır ki mü'minin gönlüne girdi mi harab eder, yakar götürür. Ne yanlışlıklar vardır ki onu ulema bilir: "Burada ne kadar hinoğlu hinlik yapıyorlar! Ne yanlışlıklar vardır ki onu ulema bilir: "Burada ne kadar hinoğlu hinlik yapıyorlar! Zalimlere bak zalimlere!.." diye bunu alimler anlar, çocuk anlamaz. Zalimlere bak zalimlere!.." diye bunu alimler anlar, çocuk anlamaz.

"Vay be haklı ya, doğru ya! Neden babam da beni bu kadar sıkıyor ya!"Vay be haklı ya, doğru ya! Neden babam da beni bu kadar sıkıyor ya! Neden başkalarının babası bu kadar sıkmıyor da benim babam bu kadar tazyik yapıyor?" der. Neden başkalarının babası bu kadar sıkmıyor da benim babam bu kadar tazyik yapıyor?" der. Ondan sonra nefsinin, zevkinin, keyfinin peşinde babasıyla zıtlaşır. Ondan sonra nefsinin, zevkinin, keyfinin peşinde babasıyla zıtlaşır. Bir kere ipleri kopardı mı, bıyıkları da terlemeye başladı, sakalları da çıkmaya başladı; Bir kere ipleri kopardı mı, bıyıkları da terlemeye başladı, sakalları da çıkmaya başladı; ipleri bir kopardı mı, daha iplerin tamiri de mümkün olmaz.ipleri bir kopardı mı, daha iplerin tamiri de mümkün olmaz. İki ucu bir araya gelmez ki! O oraya gider, bu burada kalır ipin ucu bir araya gelmez ki düğüm atasın!İki ucu bir araya gelmez ki! O oraya gider, bu burada kalır ipin ucu bir araya gelmez ki düğüm atasın! İpler koptu mu çok zor, ipi koparanı çekeceksin, İpler koptu mu çok zor, ipi koparanı çekeceksin, yaklaştıracaksın bu tarafa da ondan sonra toparlayacaksın! Toparlamak çok zor! yaklaştıracaksın bu tarafa da ondan sonra toparlayacaksın! Toparlamak çok zor!

Kuvvetli müesseseler,çok kuvvetli kurmamız lazım. Bilimsel bakımdan çok çalışmamız lazım.Kuvvetli müesseseler,çok kuvvetli kurmamız lazım. Bilimsel bakımdan çok çalışmamız lazım. Ben acıyorum: Kardeşlerimizin az çok mürekkep yalamış olanları,Ben acıyorum: Kardeşlerimizin az çok mürekkep yalamış olanları, dinî ilimler öğrenmiş olanları geçim gailesiyle birer ikişer meslekten uzaklaşıyorlar, dinî ilimler öğrenmiş olanları geçim gailesiyle birer ikişer meslekten uzaklaşıyorlar, birçokları meslekî faaliyetlerden geri duruyorlar.birçokları meslekî faaliyetlerden geri duruyorlar. Hâlbuki kendilerinin de ilme ihtiyaçları var, Hâlbuki kendilerinin de ilme ihtiyaçları var, buranın gençlerinin de adamlarının da kadınlarının da ihtiyaçları var.buranın gençlerinin de adamlarının da kadınlarının da ihtiyaçları var. İhtiyaç çok ama başka yerde harcanıyorlar.İhtiyaç çok ama başka yerde harcanıyorlar. Buraya hoca olarak gelmiş çoğu kişi sonradan buranın şartlarından dolayı kayıyor. Buraya hoca olarak gelmiş çoğu kişi sonradan buranın şartlarından dolayı kayıyor.

Yıllar geçti, eğitim müessesemizi kuramadık!Yıllar geçti, eğitim müessesemizi kuramadık! Bu çocukların çok güzel yetişmesi lazım, çok edepli yetişmesi lazım.Bu çocukların çok güzel yetişmesi lazım, çok edepli yetişmesi lazım. Çok bilgili, görgülü olması, akıllı şuurlu heyecanlı olması lazım! Heyecan olması lazım! Çok bilgili, görgülü olması, akıllı şuurlu heyecanlı olması lazım! Heyecan olması lazım! Aşk olmayınca meşk olmaz! İçinde heyecan olacak, arzu olacak, İslâm sevgisi olacak;Aşk olmayınca meşk olmaz! İçinde heyecan olacak, arzu olacak, İslâm sevgisi olacak; düşmanın da düşmanlığını bilecek: "Bu zalim nefis bana düşmanlık ediyor.düşmanın da düşmanlığını bilecek: "Bu zalim nefis bana düşmanlık ediyor. Bu kör şeytan beni kandırmaya çalışıyor. Bu kör şeytan beni kandırmaya çalışıyor. Bu kocakarı dünya, süslenip püslenip beni aldatmaya çalışıyor!.." diye uyanık olacak! Bu kocakarı dünya, süslenip püslenip beni aldatmaya çalışıyor!.." diye uyanık olacak!

Dün elhamdülillah camii açtık.Dün elhamdülillah camii açtık. Şimdi orada vakit namazlarını kılmaya iki kişi üç kişi gelirse gelecek. Şimdi orada vakit namazlarını kılmaya iki kişi üç kişi gelirse gelecek. Oradaki insanlar bile ya gelecek ya gelmeyecek. Oradaki insanlar bile ya gelecek ya gelmeyecek.

Niye gelmedin? Niye gelmedin?

"Bugün kalçam çıkmıştı da ağrıyordu da, öbür gün bacağım burkulmuştu da bilmem neydi de…" "Bugün kalçam çıkmıştı da ağrıyordu da, öbür gün bacağım burkulmuştu da bilmem neydi de…"

Hepsi bahane! Hâlbuki işte camiyi kurduk. Hadi gel bakalım… Hepsi bahane! Hâlbuki işte camiyi kurduk. Hadi gel bakalım…

Şeytan herkese nabzına göre şerbeti verip kandırmasını biliyor.Şeytan herkese nabzına göre şerbeti verip kandırmasını biliyor. Cami orada duracak, müslüman da öbür tarafta yatacak! Cami orada duracak, müslüman da öbür tarafta yatacak! Hâlbuki caminin hemen etrafına tesisleri kurmamız lazım, hemen eğitim çalışmalarına geçmemiz lazım.Hâlbuki caminin hemen etrafına tesisleri kurmamız lazım, hemen eğitim çalışmalarına geçmemiz lazım. Burada da şu oda boş duruyor, mahzun; şurası boş duruyor, mahzun;Burada da şu oda boş duruyor, mahzun; şurası boş duruyor, mahzun; içerde küçük sandalyecikler var, üstüne oturulmuyor, mahzun… içerde küçük sandalyecikler var, üstüne oturulmuyor, mahzun… Birçokları eski cami yerinde çöp oldu, çöp hâline geldi, yağmurun altında çürüdü. Birçokları eski cami yerinde çöp oldu, çöp hâline geldi, yağmurun altında çürüdü. Çünkü onların üstüne oturacak çocuk yok. Çünkü ders yok, ders yapılmıyor.Çünkü onların üstüne oturacak çocuk yok. Çünkü ders yok, ders yapılmıyor. Maalesef ne öğrenciler geliyor ne hocalar ders yapıyor.Maalesef ne öğrenciler geliyor ne hocalar ders yapıyor. Ders kararlaştırıldığı zaman öğretmen bakıyor, karşısına iki tane çocuk gelmiş. Ders kararlaştırıldığı zaman öğretmen bakıyor, karşısına iki tane çocuk gelmiş. Maneviyatı sarsılıyor, aşkı şevki kaçıyor. Hâlbuki azmedecek! Maneviyatı sarsılıyor, aşkı şevki kaçıyor. Hâlbuki azmedecek!

Azim, azmetmek çok önemli! "Ben burada bir talebe bile olsa okutacağım!" diyecek.Azim, azmetmek çok önemli! "Ben burada bir talebe bile olsa okutacağım!" diyecek. Çünkü sevap var. Sevap talebenin çokluğuyla değil! "Kabiliyetli, bir talebe bile olsa okutacağım! Çünkü sevap var. Sevap talebenin çokluğuyla değil! "Kabiliyetli, bir talebe bile olsa okutacağım! Benim burada kapım açık! Ey veliler, ey babalar! Kapım açık, ben sabahları şu dersi şurada veriyorum.Benim burada kapım açık! Ey veliler, ey babalar! Kapım açık, ben sabahları şu dersi şurada veriyorum. İsteyen, âhiret saadeti isteyen, sevap kazanmak isteyen çocuğunu göndersin. İsteyen, âhiret saadeti isteyen, sevap kazanmak isteyen çocuğunu göndersin. İşte ben buradayım. İşte meydan, hodri meydan!.." diyecek. İşte ben buradayım. İşte meydan, hodri meydan!.." diyecek.

O zaman çocuklarını getirmedi diye babalar sorumlu olacak.O zaman çocuklarını getirmedi diye babalar sorumlu olacak. Babası getirdikten sonra Çocuk kaçıyorsa çocuk sorumlu olacak. Onun da çaresine bakılacak.Babası getirdikten sonra Çocuk kaçıyorsa çocuk sorumlu olacak. Onun da çaresine bakılacak. Bu bir hastalığa tutulmuş, buradan kaçıyor. Bu çocuk buradan zevk almıyor. Bu bir hastalığa tutulmuş, buradan kaçıyor. Bu çocuk buradan zevk almıyor.

Ne yapak lazım? Ne yapak lazım?

Bu hastalık nedir, mânevî bir hastalık mı? Bu hastalık nedir, mânevî bir hastalık mı?

Onu tedavi etmek lazım. Onu tedavi etmek lazım.

"Bu adam camiye gelmiyor." "Bu adam camiye gelmiyor."

Niye gelmiyor? Niye gelmiyor?

Hocanın hemen sorması lazım! Hocanın hemen sorması lazım!

"Falanca arkadaş camiye gelmemeye başladı, onu kızdıracak bir şey mi yaptım, tavuklarını mı kışladım,"Falanca arkadaş camiye gelmemeye başladı, onu kızdıracak bir şey mi yaptım, tavuklarını mı kışladım, Karadeniz'de gemileri mi battı, yan mı yattı, çamura mı battı ne oldu…" Hemen öğrenmesi lazım.Karadeniz'de gemileri mi battı, yan mı yattı, çamura mı battı ne oldu…" Hemen öğrenmesi lazım. Çünkü şeytan peşinde ya! Çünkü şeytan peşinde ya!

Akşam çocuğun eve gelmese ne yaparsın? Akşam çocuğun eve gelmese ne yaparsın?

Boyuna saate bakarsın. Saat 23.00 oldu, gelmedi; 00.00 oldu, gelmedi; 01.00 oldu, çocuğum gelmedi.Boyuna saate bakarsın. Saat 23.00 oldu, gelmedi; 00.00 oldu, gelmedi; 01.00 oldu, çocuğum gelmedi. Hemen bir arkadaşına telefon edersin: Hemen bir arkadaşına telefon edersin:

"Bizim çocuk bu vakte kadar gelmedi, ne olmuş olabilir acaba?" "Bizim çocuk bu vakte kadar gelmedi, ne olmuş olabilir acaba?"

"Hemen ben arabama atlayıp geliyorum." "Hemen ben arabama atlayıp geliyorum."

Hemen gelirler. Saat 02.00 oldu, çocuk gelmedi.Hemen gelirler. Saat 02.00 oldu, çocuk gelmedi. Bir karakola gidelim bizim çocuğumuz trafik kazası mı yaptı, yaralandı mı ne oldu?Bir karakola gidelim bizim çocuğumuz trafik kazası mı yaptı, yaralandı mı ne oldu? Hastaneye mi kalktı ne oldu falan… Hemen takip altına almaya çalışırız. Hastaneye mi kalktı ne oldu falan… Hemen takip altına almaya çalışırız.

Şeytan da insanların peşindedir. Her türlü tuzağıyla, hilesiyle, kurnazlığıyla,Şeytan da insanların peşindedir. Her türlü tuzağıyla, hilesiyle, kurnazlığıyla, tecrübesiyle ta Hz. Âdem aleyhisselam atamız zamanından beri insanları kandırmasıylatecrübesiyle ta Hz. Âdem aleyhisselam atamız zamanından beri insanları kandırmasıyla muazzam tecrübesi var. muazzam tecrübesi var. Bizim çoluk çocuk da toy, bir şeyden anlamaz!Bizim çoluk çocuk da toy, bir şeyden anlamaz! Bu şeytan bunu kandırır, iblis aleyhilla'ne bunu kandırır. Bu şeytan bunu kandırır, iblis aleyhilla'ne bunu kandırır.

"Aman evladım karşıma otur, anlatayım."Aman evladım karşıma otur, anlatayım. Sen bu sigarayı içiyorsun ama ben senin içtiğini gördüm, bunun hiçbir faydası yok. İçme bunu yavrucuğum.Sen bu sigarayı içiyorsun ama ben senin içtiğini gördüm, bunun hiçbir faydası yok. İçme bunu yavrucuğum. Açıkça konuşalım bak. Sen şöyle yapıyorsun ama bunun şöyle zararı var.Açıkça konuşalım bak. Sen şöyle yapıyorsun ama bunun şöyle zararı var. Sen bunun farkında değilsin ama şu şöyledir…" diyeSen bunun farkında değilsin ama şu şöyledir…" diye anlatmak veya anlattırmak veya vazgeçirtmek için ne gerekiyorsa onu yapmak lazım. anlatmak veya anlattırmak veya vazgeçirtmek için ne gerekiyorsa onu yapmak lazım.

Hâsılı ilim öğrenmek-öğretmek gerekiyor. Bu güzel bina, bu güzel kat;Hâsılı ilim öğrenmek-öğretmek gerekiyor. Bu güzel bina, bu güzel kat; üç tane odasıyla koca salonlarıyla burası namaz vakitlerinin dışında bomboş. üç tane odasıyla koca salonlarıyla burası namaz vakitlerinin dışında bomboş. Burada bizim bir şeyler öğrenmemiz, bir şeyler öğretmemiz lazım. Milletin de gelmesi gitmesi lazım.Burada bizim bir şeyler öğrenmemiz, bir şeyler öğretmemiz lazım. Milletin de gelmesi gitmesi lazım. Allah yardımcımız olsun. İnşaallah acil para sıkıntısı biter de inşaallah hocaların zamanları genişler deAllah yardımcımız olsun. İnşaallah acil para sıkıntısı biter de inşaallah hocaların zamanları genişler de hocalar inşaallah talebe yetiştirmeye başlar da inşaallah talebeler de hocalarının kıymetini anlar dahocalar inşaallah talebe yetiştirmeye başlar da inşaallah talebeler de hocalarının kıymetini anlar da inşaallah şöyle olur da böyle olur da inşaallah asmadaki üzüm helva olur.inşaallah şöyle olur da böyle olur da inşaallah asmadaki üzüm helva olur. İnşaallah asmadaki üzüm yakın zamanda tabakta güzel tereyağlı helva olur.İnşaallah asmadaki üzüm yakın zamanda tabakta güzel tereyağlı helva olur. Kolay da değil ama üzüm sıkılacak, pekmez olacak, un pişirilecek, pekmez katılacak da; inşaallah olur. Kolay da değil ama üzüm sıkılacak, pekmez olacak, un pişirilecek, pekmez katılacak da; inşaallah olur.

Küçükken derdi ki, dadım: Küçükken derdi ki, dadım:

Çoğu gitti, azı kaldı. Çoğu gitti, azı kaldı.

Büyüdüm, ihtiyarladım, Büyüdüm, ihtiyarladım,

Çoğu gitti, azı kaldı. Çoğu gitti, azı kaldı.

Bir gün anlaşılır şiir; Bir gün anlaşılır şiir;

Çoğu gitti, azı kaldı. Çoğu gitti, azı kaldı.

Ekmek gibi azizleşir, Ekmek gibi azizleşir,

Çoğu gitti, azı kaldı. Çoğu gitti, azı kaldı.

Vur kazmayı dağa Ferhat, Vur kazmayı dağa Ferhat,

Çoğu gitti, azı kaldı. Çoğu gitti, azı kaldı.

Kişne kır at, kişne kır at, Kişne kır at, kişne kır at,

Çoğu gitti, azı kaldı. Çoğu gitti, azı kaldı.

Çoğu gitti, azı kaldı… Çoğu gitti, azı kaldı…

Bizim de ömrümüzün azı kaldı.Bizim de ömrümüzün azı kaldı. Hâlâ; -cek -cak, olacak olacak… Kargalar gak gak diyor, bizim de ömrümüz -cek, -cek ile geçiyor. Hâlâ; -cek -cak, olacak olacak… Kargalar gak gak diyor, bizim de ömrümüz -cek, -cek ile geçiyor.

Allah gaflet uykusundan cümlemizi uyandırsın. Başta bizleri, başta beni Allah affetsin. Allah gaflet uykusundan cümlemizi uyandırsın. Başta bizleri, başta beni Allah affetsin.

Mâ entüm bi-esmea limâ ekûlü minhüm ğayra ennehüm lâ yestetîûne en yeruddû aleyye şey'en. Mâ entüm bi-esmea limâ ekûlü minhüm ğayra ennehüm lâ yestetîûne en yeruddû aleyye şey'en.

Ahmed b. Hanbel ve İmam Buhârî, İmam Müslim ve İmam Neseî rahmetullâhi aleyhim ecmaînAhmed b. Hanbel ve İmam Buhârî, İmam Müslim ve İmam Neseî rahmetullâhi aleyhim ecmaîn Enes radıyallahu anh'ten Taberânî de İbn Mesud radıyallahu anh'ten rivayet etmiş bu hadîs-i şerîfi. Enes radıyallahu anh'ten Taberânî de İbn Mesud radıyallahu anh'ten rivayet etmiş bu hadîs-i şerîfi. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki; Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Mâ entüm bi-esmea limâ ekûlü minhüm.Mâ entüm bi-esmea limâ ekûlü minhüm. "Siz benim dediğimi, söylediklerimi onlardan daha iyi işitici değilsiniz. "Siz benim dediğimi, söylediklerimi onlardan daha iyi işitici değilsiniz. Onlar öyle iyi işitiyor ki sizden iyi işitiyor.Onlar öyle iyi işitiyor ki sizden iyi işitiyor. Onlar sizden daha az işitiyor değil!" Onlar sizden daha az işitiyor değil!"

Kim bunlar? Kim bunlar?

Mâ entüm bi-esmea limâ ekûlü minhüm ğayra ennehüm lâ yestetîûne en yeruddû aleyye şey'en. Mâ entüm bi-esmea limâ ekûlü minhüm ğayra ennehüm lâ yestetîûne en yeruddû aleyye şey'en.

"Şu kadar var ki onlar işitiyorlar ama"Şu kadar var ki onlar işitiyorlar ama benim söylediğimin cevabını vermeye imkânları yok, yoksa işitiyorlar!" benim söylediğimin cevabını vermeye imkânları yok, yoksa işitiyorlar!"

İşittiği halde Peygamber Efendimiz'e cevap veremeyenler kimler? İşittiği halde Peygamber Efendimiz'e cevap veremeyenler kimler?

Bedir harbinde müslümanlar galip geldikten,Bedir harbinde müslümanlar galip geldikten, kâfirler bir kuyuya doldurulduktan sonra o çukurun, kuyunun başına Peygamber Efendimiz geldi: kâfirler bir kuyuya doldurulduktan sonra o çukurun, kuyunun başına Peygamber Efendimiz geldi:

"Biz Cenâb-ı Hakk'ın bize vaad ettiğine nail olduk."Biz Cenâb-ı Hakk'ın bize vaad ettiğine nail olduk. Siz de Cenâb-ı Hakk'ın size bildirdiği azaba kavuştunuz mu, azaba eriştiniz mi?" diye seslendi.Siz de Cenâb-ı Hakk'ın size bildirdiği azaba kavuştunuz mu, azaba eriştiniz mi?" diye seslendi. Sahâbe-i kirâm da şaşırdı: Sahâbe-i kirâm da şaşırdı:

"Yâ Resûlallah, bu herifler işitir mi? Kimisinin kafası kesilmiş, kimisinin bacakları havada,"Yâ Resûlallah, bu herifler işitir mi? Kimisinin kafası kesilmiş, kimisinin bacakları havada, çukurun içine yığılmışlar, bunlar ölü, işitir mi?" dedikleri zaman Peygamber Efendimiz dedi ki; çukurun içine yığılmışlar, bunlar ölü, işitir mi?" dedikleri zaman Peygamber Efendimiz dedi ki;

"Öyle bir işitirler ki siz onlardan daha fazla işitiyor değilsiniz!"Öyle bir işitirler ki siz onlardan daha fazla işitiyor değilsiniz! Onlar da işitirler ama cevap vermeye dilleri yok artık, öldüler!" Onlar da işitirler ama cevap vermeye dilleri yok artık, öldüler!"

Cevap vermeye dilleri yok ama işitiyorlar. Çünkü ruhları var, ruh var. Beden öldü, dil kıpırdamıyor.Cevap vermeye dilleri yok ama işitiyorlar. Çünkü ruhları var, ruh var. Beden öldü, dil kıpırdamıyor. Gözkapağı açılmıyor, kalp çarpmıyor ama ruhları var ya! Gözkapağı açılmıyor, kalp çarpmıyor ama ruhları var ya!

Öyle bir işitiyorlar, ah ediyorlar ki ah gözden perdeler kalksa da onların o pişmanlıkları,Öyle bir işitiyorlar, ah ediyorlar ki ah gözden perdeler kalksa da onların o pişmanlıkları, o azaba uğradıkları zamanki perişanlıklarını insanlar bir görse bir tane gafil, şaşkın insan kalmaz!o azaba uğradıkları zamanki perişanlıklarını insanlar bir görse bir tane gafil, şaşkın insan kalmaz! Hepsinin aklı başına gelir, yörüngesine oturur. O manzarayı görse hepsi hizaya gelir.Hepsinin aklı başına gelir, yörüngesine oturur. O manzarayı görse hepsi hizaya gelir. Ama gaflet perdesi araya gerilmiş olduğundan,Ama gaflet perdesi araya gerilmiş olduğundan, gözler perdeli olduğundan insanlargözler perdeli olduğundan insanlar mânevî gerçekleri görmek yönünden kör olduklarından görmediklerinden görmüyorlar. mânevî gerçekleri görmek yönünden kör olduklarından görmediklerinden görmüyorlar.

Anlatıyoruz. Bir kör de bazı şeyleri anlar, anlattığın zaman kulağıyla duyduğu zaman anlıyor.Anlatıyoruz. Bir kör de bazı şeyleri anlar, anlattığın zaman kulağıyla duyduğu zaman anlıyor. Kulak da bir anlama vasıtası, göz de bir anlama vasıtası. Kulak da bir anlama vasıtası, göz de bir anlama vasıtası. Göz de bakıyor; "İnceledim, tamam!" diyor anlıyor. Kulak da işitiyor, anlıyor.Göz de bakıyor; "İnceledim, tamam!" diyor anlıyor. Kulak da işitiyor, anlıyor. Her birisi bilgiyi beyne götürüyor. Anlayan beyin; insanın benliği, insanın nefsi anlıyor.Her birisi bilgiyi beyne götürüyor. Anlayan beyin; insanın benliği, insanın nefsi anlıyor. Bilgileri getiren göz, kulak veya el. Bilgileri getiren göz, kulak veya el.

Dokunuyor: "Bu kitap dolabıdır." Dokunuyor: "Bu kitap dolabıdır."

"Gözün görmedi, kimse de söylemedi nereden anladın?.." "Gözün görmedi, kimse de söylemedi nereden anladın?.."

"Dokunma duyusundan anladım." "Dokunma duyusundan anladım."

Kapıdan içeriye giriyor: "Burada bir şey yanıyor!" Kapıdan içeriye giriyor: "Burada bir şey yanıyor!"

"Nerden anladın ya, görmedin?" "Nerden anladın ya, görmedin?"

"Kokusundan anladım!" "Kokusundan anladım!"

Neden? Neden?

Koku da bir anlama vasıtası! Koku da bir anlama vasıtası!

Anlatıyoruz, kitaplar anlatıyor. Bu da bir anlama vasıtası, anlasanıza! Anlatıyoruz, kitaplar anlatıyor. Bu da bir anlama vasıtası, anlasanıza!

Kâfirin küfrün kötülüğünü anlaması, imana gelmesi için illa cehennem azabının görmesi mi lazım? Kâfirin küfrün kötülüğünü anlaması, imana gelmesi için illa cehennem azabının görmesi mi lazım?

İşte anlatıyor Kur'ân-ı Kerîm, hadîs-i şerîf; anlasalar ya!İşte anlatıyor Kur'ân-ı Kerîm, hadîs-i şerîf; anlasalar ya! Mânevî bakımdan görseler ya! Mü'minler görüyor. Mânevî bakımdan görseler ya! Mü'minler görüyor.

Kıyameti gördüler mi? Kıyameti gördüler mi?

Görmediler. Ama; Görmediler. Ama;

Vehüm bi'l-âhireti yûkinûn. Vehüm bi'l-âhireti yûkinûn.

Âhirete şeksiz şüphesiz imanları var. Daha olmadı. İlerde olacak bir şeye imanları var.Âhirete şeksiz şüphesiz imanları var. Daha olmadı. İlerde olacak bir şeye imanları var. Mü'min nasıl görüyor, mânevî gözüyle istikbali nasıl görüyor?!.. Mü'min nasıl görüyor, mânevî gözüyle istikbali nasıl görüyor?!..

"Ben bu adamın istikbalini iyi görmüyorum." "Ben bu adamın istikbalini iyi görmüyorum."

Ne yapıyorsun, hava bulutlu da mı görmüyorsun? Ne yapıyorsun, hava bulutlu da mı görmüyorsun?

"Yok, yok öyle değil; bu adamın tavırlarına bakıyorum."Yok, yok öyle değil; bu adamın tavırlarına bakıyorum. Bu biraz sonra işi bozacak, yanlış bir şeyler yapacak. Şimdiden sezinliyorum…" demek. Bu biraz sonra işi bozacak, yanlış bir şeyler yapacak. Şimdiden sezinliyorum…" demek.

Görmek, anlamak çeşitli şekillerde olur.Görmek, anlamak çeşitli şekillerde olur. Tabii biz onlara şaşıyoruz, onları ayıplıyoruz bir bakıma ama bizim gafletimiz, Tabii biz onlara şaşıyoruz, onları ayıplıyoruz bir bakıma ama bizim gafletimiz, bizim şaşkınlığımız da az değil! İnsafa gelelim.bizim şaşkınlığımız da az değil! İnsafa gelelim. Kendimizi teraziye koyalım, tartalım, bakalım kaç kilo geliyoruz. Kendimizi teraziye koyalım, tartalım, bakalım kaç kilo geliyoruz. Namaz kıldık diye burada kendimizi avutmayalım, aldatmayalım.Namaz kıldık diye burada kendimizi avutmayalım, aldatmayalım. Çünkü İslâm'ın vazifesi, emri sadece namaz kılmak değil, çok şeyler var. Çünkü İslâm'ın vazifesi, emri sadece namaz kılmak değil, çok şeyler var.

Mâ enzelallâhu aleyye âyeten ercâ min kavlihîMâ enzelallâhu aleyye âyeten ercâ min kavlihî ve lesevfe yu'tîke rabbüke feterdâ fezehartühâ li-ümmeti yevme'l-kıyâmeh. ve lesevfe yu'tîke rabbüke feterdâ fezehartühâ li-ümmeti yevme'l-kıyâmeh.

Hz. Ali Efendimiz'den, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki; Hz. Ali Efendimiz'den, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

Mâ enzelallâhu aleyye âyeten ercâ min kavlihî ve lesevfe yu'tîke rabbüke feterdâ.Mâ enzelallâhu aleyye âyeten ercâ min kavlihî ve lesevfe yu'tîke rabbüke feterdâ. "Allahu Teâlâ hazretleri bana "Allahu Teâlâ hazretleri bana Ve'd-Duhâ sûresindeki Ve lesevfe yu'tîke rabbüke feterdâ âyetinden daha çok ümitlerle yüklü âyet indirmedi.Ve'd-Duhâ sûresindeki Ve lesevfe yu'tîke rabbüke feterdâ âyetinden daha çok ümitlerle yüklü âyet indirmedi. En çok heveslendirici ümitlendirici âyet o!" En çok heveslendirici ümitlendirici âyet o!"

Ve lesevfe yu'tîke rabbüke feterdâ.Ve lesevfe yu'tîke rabbüke feterdâ. "Ey Resûlüm! Mahzun olma, üzülme, gam çekme, bu müşriklerin yaptıklarından mağmum olma, üzüntüye düşme; "Ey Resûlüm! Mahzun olma, üzülme, gam çekme, bu müşriklerin yaptıklarından mağmum olma, üzüntüye düşme; ben sana öyle ikramlarda bulunacağım, öyle nimetler vereceğim,ben sana öyle ikramlarda bulunacağım, öyle nimetler vereceğim, öyle mükâfatlar bahşedeceğim ki memnun olacaksın, hoşnut olacaksın!" öyle mükâfatlar bahşedeceğim ki memnun olacaksın, hoşnut olacaksın!"

bu âyet-i kerîmeyi ilk dinledikleri zaman,bu âyet-i kerîmeyi ilk dinledikleri zaman, indiği zaman ashâb-ı kirâm mescitte Allahu ekber diye bağırdılar. indiği zaman ashâb-ı kirâm mescitte Allahu ekber diye bağırdılar.

Neden? Neden?

Resûlullah Efendimiz'in ümmetini sevdiğini biliyorlar. Ümmetine dair de bir şeyler verileceğini sezdiler.Resûlullah Efendimiz'in ümmetini sevdiğini biliyorlar. Ümmetine dair de bir şeyler verileceğini sezdiler. Görmediler, o da sezgi! Bak Resûlullah Efendimiz çok memnun olacakmış.Görmediler, o da sezgi! Bak Resûlullah Efendimiz çok memnun olacakmış. Allah verecekmiş verecekmiş verecekmiş de Resûlullah Efendimiz çok memnun olacakmış. Allah verecekmiş verecekmiş verecekmiş de Resûlullah Efendimiz çok memnun olacakmış.

Hemen tık, jeton düştü: "Buradan bize de kâr var.Hemen tık, jeton düştü: "Buradan bize de kâr var. Biz de yaşadık!" diye heveslendiler. Allahu ekber, dediler. Biz de yaşadık!" diye heveslendiler. Allahu ekber, dediler.

Resûlullah Efendimiz neyden memnun olur? Resûlullah Efendimiz neyden memnun olur?

Ümmetinin ikrama ermesinden!Ümmetinin ikrama ermesinden! Resûlullah Efendimiz ümmetinin afv u mağfireti için boyuna dua etmiyor mu? Resûlullah Efendimiz ümmetinin afv u mağfireti için boyuna dua etmiyor mu?

Onun için [sevindiler]. Onun için [sevindiler].

"Bana inen âyetlerin içinde bundan daha ümitlendirici, ümitleri besleyici, şevk verici âyet olamaz. "Bana inen âyetlerin içinde bundan daha ümitlendirici, ümitleri besleyici, şevk verici âyet olamaz. Daha böyle müjdeli bir âyet olamaz. En müjdelisi bu!" diyor Peygamber Efendimiz. Daha böyle müjdeli bir âyet olamaz. En müjdelisi bu!" diyor Peygamber Efendimiz.

Fezehartühâ li-ümmeti yevme'l-kıyâmeh.Fezehartühâ li-ümmeti yevme'l-kıyâmeh. "Ben de bu fırsatı, bu elimdeki imkânı yevm-i kıyamette ümmetime kullanacağım!" "Ben de bu fırsatı, bu elimdeki imkânı yevm-i kıyamette ümmetime kullanacağım!"

Orada bütün peygamberler hayran, ser-gerdan beklerken, titreşirken, Peygamber Efendimiz ileri varacak.Orada bütün peygamberler hayran, ser-gerdan beklerken, titreşirken, Peygamber Efendimiz ileri varacak. Secde-i Rahmân'a kapanacak. Cenâb-ı Hakk'a niyaz edecek, münacat edecek, yalvaracak yakaracak.Secde-i Rahmân'a kapanacak. Cenâb-ı Hakk'a niyaz edecek, münacat edecek, yalvaracak yakaracak. Allahu Teâlâ hazretleri onun şefaatini kabul edecek.Allahu Teâlâ hazretleri onun şefaatini kabul edecek. Ve nice nice şefaatlerle nice nice insanlar nice nice nimetlere nail olacak. Ve nice nice şefaatlerle nice nice insanlar nice nice nimetlere nail olacak.

Allah bizi o nimetlere erenlerden eylesin. Allah bizi o nimetlere erenlerden eylesin.

El-Fâtiha.El-Fâtiha.
Konuşma Hakkında
Tema 1
Tema 2