Namaz Vakitleri

21 Recep 1447
10 January 2026
İmsak
06:51
Güneş
08:22
Öğle
13:17
İkindi
15:41
Akşam
18:02
Yatsı
19:27
Detaylı Arama

İslam’da İlim, Tevazu Ve İbadet

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN

Açıklama

Hocamız, Gönül dostumuz, Mürebbi'miz Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN’ın Hadis sohbetlerini 5 aşamada özetleyebiliriz.

a. İskenderpaşa Camii Sohbetleri (1977-1997)

Mehmed Zâhid KOTKU Hz. görevli oldukları İskenderpaşa Camii’nde, her pazar günü ikindiden sonra bir saat, cuma günleri öğleden önce 45 dakika Râmûzü’l-Ehàdis’ten hadis okuyup izah ederdi. 1977 yılının ilkbaharından itibaren bu dersler Mahmud Es’ad COŞAN tarafından yapılır oldu.

COŞAN, o yıllarda Ankara’da oturuyordu. Her hafta sonu İstanbul’a geliyor, pazar günkü hadis dersini yapıp geri dönüyordu. Tatillerde ve müsait zamanlarında cuma namazından önce de sohbet ettiği olurdu. Önemli bir engel olmadıkça, bu böyle devam etti.

13 Kasım 1980’de Mehmed Zâhid KOTKU Hazretleri’nin vefatından sonra da İskenderpaşa’daki dersler aynen devam etti. Hac veya başka bir seyahat nedeniyle yurtdışında olduğu zamanların dışında önemli bir aksama olmadı. 1997 Mayısında yurtdışına çıkıncaya kadar bu böyle devam etti. İskenderpaşa’daki son sohbeti 4 Mayıs 1997 pazar günü oldu.
COŞAN, derse besmele ve hamdele ile başlardı. Arkasından, “Kitapların en efdali Allah’ın kitabıdır, yolların en faziletlisi Peygamber (s.a.s.)’in yoludur. Sonradan uydurulan şeyler bid’attir. Her bid’at dalâlettir. Her dalâlet ve dalâlet sahibi cehenneme gider.” anlamındaki Arapça giriş cümlelerini söylerdi. Sonra, sıradaki ilk hadisin Arapça metnini okurdu.

Ondan sonra okunan kitap hakkında kısa bilgi verir; hadislerin okunmasına ve izahına geçmeden önce, başta Peygamber (s.a.s.) Efendimiz olmak üzere cümle enbiyânın, evliyânın, sülehànın; sâdât ve meşâyih-i kiramın ruhları için; kitabın müellifinin ve bu kitabın içindeki hadis-i şeriflerin bizlere kadar ulaşmasında emeği geçmiş olan ulemânın, râvilerin ruhları için; caminin bânisi İskender Paşa’nın ruhu için; bu hadis-i şerifleri dinlemek üzere oraya gelmiş olan kimselerin ahirete irtihal etmiş olan cümle yakınlarının ruhları için ve Mehmed Zahid KOTKU Hazretleri’nin ruhu için, bir Fâtiha, üç İhlâs-ı Şerif okunmasını isterdi.

Daha sonra, sıradaki hadis-i şerifin Arapça metnini okuyup, kelime kelime izahına geçerdi. Konuyla ilgili ayet-i kerimeler ve diğer hadis-i şeriflerle meseleyi bir güzel açıklardı. Sade ve anlaşılır bir Türkçe kullanırdı. Konunun iyi anlaşılması için misaller, hatıralar anlatır; şiirlere, Farsça ve Arapça beyitlere yer verirdi.

COŞAN, ilk yıllarda her sohbette 8-10 hadis-i şerif okuyup izah ederdi, sohbet süresi bir saati geçmezdi. Son yıllarda bu sayı 3’e kadar düşmüş, izah için daha çok vakit ayrılmış, sohbet süresi bir saati biraz aşmaya başlamıştı.

Sohbetin sonunda mutlaka Hatm-i Hàcegân yaptırırdı. Bazen, intisab etmek isteyenler için zikir dersi tarifi yapardı. Eğer vakit müsaitse, küçük notlarla soru gönderenlerin sorularına cevap verirdi.

Sohbetlere öncelikle gençler, öğrenciler, okumuş kimseler gelirlerdi. Fakat her yaştan ve her kesimden insana rastlamak mümkündü. Zamanla ilgi arttığı için, caminin etrafındaki evler satın alınarak cami genişletilmiş; hanımların ve erkeklerin sohbetleri takip edebilmesi için mekânlar yapılmıştır.

İskenderpaşa Camii’ndeki sohbetler, ilk yıllardan beri teyp kasetlerine kayıt edilmiştir. 1987’den sonra görüntülü video kayıtları yapılmıştır.

b. Ankara Özelif Camii Sohbetleri (1982-1996)

COŞAN, Mehmed Zâhid KOTKU Hz. vefat edip, irşad görevi kendisine intikal ettikten sonra, Ankara’da da hadis dersleri başlattı (1982). İlk önce çarşamba günleri evinin yanındaki Muradiye Camii’nde, daha sonra perşembe akşamları Özelif Camii’nde hadis dersi yapmaya başladı. Bir ara cumartesi günleri yapıldı. Emekli olup da Ankara’dan ayrıldıkları 1987 yılına kadar bu dersler devam etti. 1987’den sonra ise, her ayın ilk perşembe akşamı Ankara’ya gelip, bu hadis derslerini ayda bir yapmaya devam etti.

c. Sapanca Sohbetleri (1987-1989)

COŞAN emekli olduktan sonra Sapanca’ya yerleşmiştir. Orada oturdukları yıllarda (1987-1989), evinin yakınındaki Yüzevler Camii’nde cumartesi günleri, ikindiden sonra Muhtâru’l-Ehàdîs isimli kitaptan hadis dersleri yapmıştır.

Muhtâru’l-Ehâdîs kitabı muteber hadis kitaplarından seçilmiş ve ilk harflerine göre alfabetik olarak sıralanmış bin dört yüz kadar hadis ihtivâ etmektedir. Mısırlı alim Seyyid Ahmed el-Hâşimî (1878-1943) tarafından hazırlanmıştır. Türkçe’ye muhtelif tercümeleri yapılmıştır.

d. Anadolu’da Sohbetler

COŞAN, Türkiye’de bulunduğu 1980-1997 yılları arasında sık sık Anadolu’da seyahatler yaparlardı. Gittikleri illerde, uygun camilerde, halka açık hadis dersleri yapmıştır. Eskişehir, Bursa, İzmir, Antalya, Adapazarı, Konya, Edirne gibi illerde sohbetler yapılmış hadis sohbetleri mevcuttur.

e. Ev Sohbetleri
Doğum, ölüm, düğün, sünnet vs. gibi sebeplerle ziyaret ettiği evlerde; kahvaltı vs. gibi sebeplerle ziyaret ettiği öğrenci evlerinde mutlaka yarım saat - 45 dakika civarında bir hadis sohbeti yaparlardı.

İslam’da İlim, Tevazu Ve İbadet

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN

Açıklama

Hocamız, Gönül dostumuz, Mürebbi'miz Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN’ın Hadis sohbetlerini 5 aşamada özetleyebiliriz.

a. İskenderpaşa Camii Sohbetleri (1977-1997)

Mehmed Zâhid KOTKU Hz. görevli oldukları İskenderpaşa Camii’nde, her pazar günü ikindiden sonra bir saat, cuma günleri öğleden önce 45 dakika Râmûzü’l-Ehàdis’ten hadis okuyup izah ederdi. 1977 yılının ilkbaharından itibaren bu dersler Mahmud Es’ad COŞAN tarafından yapılır oldu.

COŞAN, o yıllarda Ankara’da oturuyordu. Her hafta sonu İstanbul’a geliyor, pazar günkü hadis dersini yapıp geri dönüyordu. Tatillerde ve müsait zamanlarında cuma namazından önce de sohbet ettiği olurdu. Önemli bir engel olmadıkça, bu böyle devam etti.

13 Kasım 1980’de Mehmed Zâhid KOTKU Hazretleri’nin vefatından sonra da İskenderpaşa’daki dersler aynen devam etti. Hac veya başka bir seyahat nedeniyle yurtdışında olduğu zamanların dışında önemli bir aksama olmadı. 1997 Mayısında yurtdışına çıkıncaya kadar bu böyle devam etti. İskenderpaşa’daki son sohbeti 4 Mayıs 1997 pazar günü oldu.
COŞAN, derse besmele ve hamdele ile başlardı. Arkasından, “Kitapların en efdali Allah’ın kitabıdır, yolların en faziletlisi Peygamber (s.a.s.)’in yoludur. Sonradan uydurulan şeyler bid’attir. Her bid’at dalâlettir. Her dalâlet ve dalâlet sahibi cehenneme gider.” anlamındaki Arapça giriş cümlelerini söylerdi. Sonra, sıradaki ilk hadisin Arapça metnini okurdu.

Ondan sonra okunan kitap hakkında kısa bilgi verir; hadislerin okunmasına ve izahına geçmeden önce, başta Peygamber (s.a.s.) Efendimiz olmak üzere cümle enbiyânın, evliyânın, sülehànın; sâdât ve meşâyih-i kiramın ruhları için; kitabın müellifinin ve bu kitabın içindeki hadis-i şeriflerin bizlere kadar ulaşmasında emeği geçmiş olan ulemânın, râvilerin ruhları için; caminin bânisi İskender Paşa’nın ruhu için; bu hadis-i şerifleri dinlemek üzere oraya gelmiş olan kimselerin ahirete irtihal etmiş olan cümle yakınlarının ruhları için ve Mehmed Zahid KOTKU Hazretleri’nin ruhu için, bir Fâtiha, üç İhlâs-ı Şerif okunmasını isterdi.

Daha sonra, sıradaki hadis-i şerifin Arapça metnini okuyup, kelime kelime izahına geçerdi. Konuyla ilgili ayet-i kerimeler ve diğer hadis-i şeriflerle meseleyi bir güzel açıklardı. Sade ve anlaşılır bir Türkçe kullanırdı. Konunun iyi anlaşılması için misaller, hatıralar anlatır; şiirlere, Farsça ve Arapça beyitlere yer verirdi.

COŞAN, ilk yıllarda her sohbette 8-10 hadis-i şerif okuyup izah ederdi, sohbet süresi bir saati geçmezdi. Son yıllarda bu sayı 3’e kadar düşmüş, izah için daha çok vakit ayrılmış, sohbet süresi bir saati biraz aşmaya başlamıştı.

Sohbetin sonunda mutlaka Hatm-i Hàcegân yaptırırdı. Bazen, intisab etmek isteyenler için zikir dersi tarifi yapardı. Eğer vakit müsaitse, küçük notlarla soru gönderenlerin sorularına cevap verirdi.

Sohbetlere öncelikle gençler, öğrenciler, okumuş kimseler gelirlerdi. Fakat her yaştan ve her kesimden insana rastlamak mümkündü. Zamanla ilgi arttığı için, caminin etrafındaki evler satın alınarak cami genişletilmiş; hanımların ve erkeklerin sohbetleri takip edebilmesi için mekânlar yapılmıştır.

İskenderpaşa Camii’ndeki sohbetler, ilk yıllardan beri teyp kasetlerine kayıt edilmiştir. 1987’den sonra görüntülü video kayıtları yapılmıştır.

b. Ankara Özelif Camii Sohbetleri (1982-1996)

COŞAN, Mehmed Zâhid KOTKU Hz. vefat edip, irşad görevi kendisine intikal ettikten sonra, Ankara’da da hadis dersleri başlattı (1982). İlk önce çarşamba günleri evinin yanındaki Muradiye Camii’nde, daha sonra perşembe akşamları Özelif Camii’nde hadis dersi yapmaya başladı. Bir ara cumartesi günleri yapıldı. Emekli olup da Ankara’dan ayrıldıkları 1987 yılına kadar bu dersler devam etti. 1987’den sonra ise, her ayın ilk perşembe akşamı Ankara’ya gelip, bu hadis derslerini ayda bir yapmaya devam etti.

c. Sapanca Sohbetleri (1987-1989)

COŞAN emekli olduktan sonra Sapanca’ya yerleşmiştir. Orada oturdukları yıllarda (1987-1989), evinin yakınındaki Yüzevler Camii’nde cumartesi günleri, ikindiden sonra Muhtâru’l-Ehàdîs isimli kitaptan hadis dersleri yapmıştır.

Muhtâru’l-Ehâdîs kitabı muteber hadis kitaplarından seçilmiş ve ilk harflerine göre alfabetik olarak sıralanmış bin dört yüz kadar hadis ihtivâ etmektedir. Mısırlı alim Seyyid Ahmed el-Hâşimî (1878-1943) tarafından hazırlanmıştır. Türkçe’ye muhtelif tercümeleri yapılmıştır.

d. Anadolu’da Sohbetler

COŞAN, Türkiye’de bulunduğu 1980-1997 yılları arasında sık sık Anadolu’da seyahatler yaparlardı. Gittikleri illerde, uygun camilerde, halka açık hadis dersleri yapmıştır. Eskişehir, Bursa, İzmir, Antalya, Adapazarı, Konya, Edirne gibi illerde sohbetler yapılmış hadis sohbetleri mevcuttur.

e. Ev Sohbetleri
Doğum, ölüm, düğün, sünnet vs. gibi sebeplerle ziyaret ettiği evlerde; kahvaltı vs. gibi sebeplerle ziyaret ettiği öğrenci evlerinde mutlaka yarım saat - 45 dakika civarında bir hadis sohbeti yaparlardı.

Konuşma Metni

Bismillâhirrahmânirrahîm.Bismillâhirrahmânirrahîm. el-Hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn.

el-Hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn.
Alâ külli hâlin ve fî külli hîn.Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidi’l-evvelîne ve’l-âhirîn.Ve’s-salâtu ve’s-selâmu alâ seyyidi’l-evvelîne ve’l-âhirîn. Muhammedini'l-MustafaMuhammedini'l-Mustafa ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ecmaîne’t-tayyibînet tâhirîn.ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ecmaîne’t-tayyibînet tâhirîn. Emmâ ba'dü:Emmâ ba'dü: Fe-kâle Resûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem:

Fe-kâle Resûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem:
Men tefakkahe fî dîni’llâhi

Men tefakkahe fî dîni’llâhi
kefâhü’llâhü hemmehûkefâhü’llâhü hemmehû ve rezekahû min haysü lâ yehtesib.ve rezekahû min haysü lâ yehtesib. Râfi', Enes radıyallâhu anh'den, Hatib-i Bağdâdî ve İbn-i Neccâr Abdullah İbn Ebi Cerâd'dan rivayet eylemiş ki,Râfi', Enes radıyallâhu anh'den, Hatib-i Bağdâdî ve İbn-i Neccâr Abdullah İbn Ebi Cerâd'dan rivayet eylemiş ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuş:Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuş: Men tefekkahe.

Men tefekkahe.
“O kimse ki dini bilgileri öğrendi,

“O kimse ki dini bilgileri öğrendi,
dininin inceliklerini öğrendi, fakih oldu.”dininin inceliklerini öğrendi, fakih oldu.” “Fakih” ne demek?

“Fakih” ne demek?
Hoca demek.

Hoca demek.
Yani dini iyi bilen,Yani dini iyi bilen, ahkâm-ı fıkhiyeye aşina olan,ahkâm-ı fıkhiyeye aşina olan, hangi konuda nasıl davranmak lazım diye söyleyebilecek olan,hangi konuda nasıl davranmak lazım diye söyleyebilecek olan, fetva verebilecek olan kimse demek, fakih.fetva verebilecek olan kimse demek, fakih. Müftü gibi, hoca gibi yani.Müftü gibi, hoca gibi yani. Kim böyle dinini güzel öğrenirseKim böyle dinini güzel öğrenirse Allah'ın dininin emirlerinin, yasaklarının, ahkâmının inceliklerini kim öğrenirse,Allah'ın dininin emirlerinin, yasaklarının, ahkâmının inceliklerini kim öğrenirse, Kefâhü’llâhü hemmehû.

Kefâhü’llâhü hemmehû.
“Allah onun düşüncelerini, tasalarını“Allah onun düşüncelerini, tasalarını endişe edip de şu işi nasıl yapacağım yahu diye telaşlarını karşılar,endişe edip de şu işi nasıl yapacağım yahu diye telaşlarını karşılar, üzüntülerini giderir, ihtiyaçlarını karşılar,üzüntülerini giderir, ihtiyaçlarını karşılar, aklının takıldığı konularda, endişe ettiği konulardaaklının takıldığı konularda, endişe ettiği konularda ona yardımcı olur.”ona yardımcı olur.” Ve rezekahû. “Ve onu rızıklandırır.”

Ve rezekahû. “Ve onu rızıklandırır.”
Min haysü lâ yehtesibü. “Ummadığı yerden.”Min haysü lâ yehtesibü. “Ummadığı yerden.” Gelir, gelir. Kazanç gelir. İkram gelir. İşi rast gider.Gelir, gelir. Kazanç gelir. İkram gelir. İşi rast gider. Nasıl olursa olur, herhangi bir şekilde olur.Nasıl olursa olur, herhangi bir şekilde olur. Rızkı bol olur.Rızkı bol olur. Dinini öğrenen kişinin rızkı bol olur.Dinini öğrenen kişinin rızkı bol olur. Allah rızkını arttırır.Allah rızkını arttırır. Neden?

Neden?
Sevdiği için.

Sevdiği için.
“Dinini öğrendi bu kulum.“Dinini öğrendi bu kulum. Dininin inceliklerini biliyor.Dininin inceliklerini biliyor. Bunları öğrenmeye zamanını harcadı, yetiştirdi, kendisini öğrendi” der.Bunları öğrenmeye zamanını harcadı, yetiştirdi, kendisini öğrendi” der. Tasalarını giderir, endişelerini karşılar,Tasalarını giderir, endişelerini karşılar, ihtiyaçlarını görür, ummadığı yerden ona rızıklar gönderir.ihtiyaçlarını görür, ummadığı yerden ona rızıklar gönderir. Şimdi insanın din yolunda çalışmamasının,

Şimdi insanın din yolunda çalışmamasının,
dini bilgileri öğrenmemesinin sebeplerinden bir tanesi şey oluyor:dini bilgileri öğrenmemesinin sebeplerinden bir tanesi şey oluyor: “Ne yapalım” diyor. Yani “Geçim” diyor.“Ne yapalım” diyor. Yani “Geçim” diyor. “Geçim derdi. Para kazanacağım. Yemek yemek lazım.” diyor.“Geçim derdi. Para kazanacağım. Yemek yemek lazım.” diyor. Evde çoluk çocuğun ihtiyacı var, diyor.Evde çoluk çocuğun ihtiyacı var, diyor. Meslek öğreneyim, diyor. Çalışayım, diyor. Sanat öğreneyim, diyor.Meslek öğreneyim, diyor. Çalışayım, diyor. Sanat öğreneyim, diyor. Çırak olayım, usta olayım, diyor veya doktor olayım, diyorÇırak olayım, usta olayım, diyor veya doktor olayım, diyor veya mühendis olayım, diyor.veya mühendis olayım, diyor. Hangi iş daha çok para getirir? Aman çocuğumu o tahsile vereyim, diyor.Hangi iş daha çok para getirir? Aman çocuğumu o tahsile vereyim, diyor. Para düşünüyor yani. İstikbal düşünüyor.Para düşünüyor yani. İstikbal düşünüyor. Benim geçimim ne olacak? Benim halim ne olacak diyeBenim geçimim ne olacak? Benim halim ne olacak diye telaşından fırt, kalkıp gidiyor.telaşından fırt, kalkıp gidiyor. Öğrenmiyor dini bilgileri.Öğrenmiyor dini bilgileri. Halbuki fedakârlık yapan Allah rızası içinHalbuki fedakârlık yapan Allah rızası için Peygamber Efendimiz'in zamanında Mescid-i Nebevi'de kalmış.Peygamber Efendimiz'in zamanında Mescid-i Nebevi'de kalmış. Köyünden gelmiş, kabilesinden kalkmış,Köyünden gelmiş, kabilesinden kalkmış, Medine'ye yerleşmiş, camide yatmaya razı olmuş,Medine'ye yerleşmiş, camide yatmaya razı olmuş, caminin sofa kısmında,caminin sofa kısmında, aman şu dini öğreneyim,aman şu dini öğreneyim, şu Kur'an'ı öğreneyim, Resûlullah'ın yanında bulunayım,şu Kur'an'ı öğreneyim, Resûlullah'ın yanında bulunayım, biraz hadîs öğreneyim diye,biraz hadîs öğreneyim diye, iş güç yok, tarla bahçe yok, hurma, sebze, meyve yok,iş güç yok, tarla bahçe yok, hurma, sebze, meyve yok, ticaret yok, dinini öğrenmeye gayret etmiş.ticaret yok, dinini öğrenmeye gayret etmiş. Ebû Hüreyre radıyallahu anh çok hadîs rivayet etmiş.Ebû Hüreyre radıyallahu anh çok hadîs rivayet etmiş. Diyorlar ki: “Sen bu kadar hadîsi niye rivayet ettin?”

Diyorlar ki: “Sen bu kadar hadîsi niye rivayet ettin?”
“Siz hepiniz ticaretle, tarlada, bahçede meşgulken ben Resûlullah'ın yanından ayrılmadım” diyor.

“Siz hepiniz ticaretle, tarlada, bahçede meşgulken ben Resûlullah'ın yanından ayrılmadım” diyor.
“Dinledim, öğrendim” diyor.“Dinledim, öğrendim” diyor. En çok hadîs rivayet eden ravilerden, sahabelerden birisi.En çok hadîs rivayet eden ravilerden, sahabelerden birisi. Tabi gayret edince oluyor.Tabi gayret edince oluyor. Ezberliyor, biriktiriyor, yazıyor.Ezberliyor, biriktiriyor, yazıyor. Farsça da biliyormuş galibaFarsça da biliyormuş galiba Çünkü Peygamber Efendimiz bir gün hastayken yanına gitmiş,Çünkü Peygamber Efendimiz bir gün hastayken yanına gitmiş, “Derdi şikem dârî” yani Farsça soruyor.

“Derdi şikem dârî” yani Farsça soruyor.
“Karnın mı ağrıyor” diye Farsça sormuş Peygamber Efendimiz ona.“Karnın mı ağrıyor” diye Farsça sormuş Peygamber Efendimiz ona. Demek ki Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ın Farsça tarafı da var,

Demek ki Ebû Hüreyre radıyallahu anh’ın Farsça tarafı da var,
Farsça da biliyor demek.Farsça da biliyor demek. İlginç geldi bana rivayetlerde okuyunca.İlginç geldi bana rivayetlerde okuyunca. Öğrenmiş, öğrenince de sonradan bu böyle şeyler,Öğrenmiş, öğrenince de sonradan bu böyle şeyler, çobanlık yapanlar, yoksul olanlar, fakir olanlarçobanlık yapanlar, yoksul olanlar, fakir olanlar Cenâb-ı Hak Peygamber Efendimiz’in bu hadîs-i şerîfte bildirdiği durumu nasip etti.Cenâb-ı Hak Peygamber Efendimiz’in bu hadîs-i şerîfte bildirdiği durumu nasip etti. Hepsi vali oldular, bir şehre vali oldu.Hepsi vali oldular, bir şehre vali oldu. Abdullah ibn Mesûd bir yere vali oldu.

Abdullah ibn Mesûd bir yere vali oldu.
Selmân-ı Fârisî bir yere vali oldu.Selmân-ı Fârisî bir yere vali oldu. İbn Abbas bir yere vali oldu.İbn Abbas bir yere vali oldu. Allah o kadar bol rızık verdi ki sonraAllah o kadar bol rızık verdi ki sonra o kadar çok evlat verdi ki; çoluk çocuk,o kadar çok evlat verdi ki; çoluk çocuk, torun torba derken çok genişledi imkanları.torun torba derken çok genişledi imkanları. Neden?

Neden?
Cenâb-ı Hak imtihan eder önce,

Cenâb-ı Hak imtihan eder önce,
imtihanı başarana da lütfeder.imtihanı başarana da lütfeder. İmtihanı başaramayan da kaybeder.İmtihanı başaramayan da kaybeder. Sıkıntılı zamanda, dur bakalım benim şu kulum nasıl davranacak,Sıkıntılı zamanda, dur bakalım benim şu kulum nasıl davranacak, kulluğu güzel mi yapacak yoksa biraz sıkıntıyı görünce dönecek mi? diye imtihan eder.kulluğu güzel mi yapacak yoksa biraz sıkıntıyı görünce dönecek mi? diye imtihan eder. Her an imtihan olur insanlar.Her an imtihan olur insanlar. İmtihanda biraz zahmet çeken kazanır.İmtihanda biraz zahmet çeken kazanır. Men tevâda’a li’llâhi rafe‘ahüllâhü, fe-hüve fî nefsihî sagîrun,

Men tevâda’a li’llâhi rafe‘ahüllâhü, fe-hüve fî nefsihî sagîrun,
ve fî e‘yûni’n-nâsi azîmûn.ve fî e‘yûni’n-nâsi azîmûn. Ve men tekebbere vada’ahü’llâh, fe-hüve fî e‘yûni’n-nâsi sağîrun,Ve men tekebbere vada’ahü’llâh, fe-hüve fî e‘yûni’n-nâsi sağîrun, ve min nefsihî kebîrun,ve min nefsihî kebîrun, hattâ le-hüve ehvenü alayhim min kelbin ev hinzîrin.hattâ le-hüve ehvenü alayhim min kelbin ev hinzîrin. Ömer radıyallâhu anh'den Ebû Nuaym rivayet eylemiş ki,

Ömer radıyallâhu anh'den Ebû Nuaym rivayet eylemiş ki,
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş:Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuş: Men tevâda’a li’llâh. “Kim Allah rızası için tevazu gösterirse.”

Men tevâda’a li’llâh. “Kim Allah rızası için tevazu gösterirse.”
Tevazu göstermek ne demek?

Tevazu göstermek ne demek?
Alçak gönüllü olmak.

Alçak gönüllü olmak.
Yumuşak olmak, boynu bükük olmak, böbürlenici olmamak.Yumuşak olmak, boynu bükük olmak, böbürlenici olmamak. Allah onu yükseltir.Allah onu yükseltir. Kendini alçaltan, tevazu göstereni Allah yükseltir.Kendini alçaltan, tevazu göstereni Allah yükseltir. Fe-hüve fî nefsihî sagîrun.

Fe-hüve fî nefsihî sagîrun.
“Kendi nazarında kendisi hor, sagîr, küçük olduğu halde.”“Kendi nazarında kendisi hor, sagîr, küçük olduğu halde.” Ve fî e‘yûni’n-nâsi azîmûn.

Ve fî e‘yûni’n-nâsi azîmûn.
“Halkın gözünde muazzam bir insan;“Halkın gözünde muazzam bir insan; büyük, ulu bir insan olur.”büyük, ulu bir insan olur.” Allah çünkü yükseltir onu.Allah çünkü yükseltir onu. Kendisi: “Ben âciz, ben günahkâr, ben kusurlu kul.

Kendisi: “Ben âciz, ben günahkâr, ben kusurlu kul.
Eyvah! iyi kulluk yapamıyorum, bilmem ne falan.Eyvah! iyi kulluk yapamıyorum, bilmem ne falan. Beş para etmem. Nâçiz, âciz bir kulum.”Beş para etmem. Nâçiz, âciz bir kulum.” Nâçiz ne demek?

Nâçiz ne demek?
Hiçbir şey demek.

Hiçbir şey demek.
Çiz, şey demek parçada.Çiz, şey demek parçada. Nâçiz, hiçbir şey demek.Nâçiz, hiçbir şey demek. Ben naçiz kulum. Yani hiçbir şey olan.Ben naçiz kulum. Yani hiçbir şey olan. Hiç değer olmayan kul.Hiç değer olmayan kul. O kendisi kendi gözünde küçüktür.O kendisi kendi gözünde küçüktür. Ama Allah onu insanların gözünde muazzam, ulu,Ama Allah onu insanların gözünde muazzam, ulu, devletli, şevketli bir insan yapar.devletli, şevketli bir insan yapar. Hürmet ettirtir ona.Hürmet ettirtir ona. Ve men tekebbere. Buna mukabil, tekebbür eden,

Ve men tekebbere. Buna mukabil, tekebbür eden,
kibirlenen, ululanankibirlenen, ululanan “Ben, ben, ben! Ben şöyleyim, ben böyleyim! Var mı benim gibisi? vesaire filan.“Ben, ben, ben! Ben şöyleyim, ben böyleyim! Var mı benim gibisi? vesaire filan. “O adam neymiş ya? Ben onun gibi elli tanesini cebimden çıkartırım!” vesaire filan.“O adam neymiş ya? Ben onun gibi elli tanesini cebimden çıkartırım!” vesaire filan. Of, adama bak ya!Of, adama bak ya! Beni reis-i cumhur yapmaları lazımdı ama işte bu adamlarda kafa yok.Beni reis-i cumhur yapmaları lazımdı ama işte bu adamlarda kafa yok. Akılları olsa gelirler, beni reis-i cumhur yaparlardı, vesaire filan.Akılları olsa gelirler, beni reis-i cumhur yaparlardı, vesaire filan. Ha, kim tekebbür ederse!

Ha, kim tekebbür ederse!
Vada’ahü’llâh. “Allah da onu alçaltır, indirir aşağı.”Vada’ahü’llâh. “Allah da onu alçaltır, indirir aşağı.” Fe-hüve fî e‘yûni’n-nâsi sağîrun.

Fe-hüve fî e‘yûni’n-nâsi sağîrun.
“İnsanların gözünde hor ve kıymetsiz insan olur.”“İnsanların gözünde hor ve kıymetsiz insan olur.” O kadar ki, o kadar kıymetsiz olur ki,O kadar ki, o kadar kıymetsiz olur ki, hattâ le-hüve ehvenü alayhim min kelbin ev hinzîrin.hattâ le-hüve ehvenü alayhim min kelbin ev hinzîrin. “Hattâ bir köpekten, bir hınzırdan bile daha basit olur onların gözünde.”“Hattâ bir köpekten, bir hınzırdan bile daha basit olur onların gözünde.” Boş ver ya o adam beş para etmez. Parası var, arabası var, köşkü var, bilmem ne.Boş ver ya o adam beş para etmez. Parası var, arabası var, köşkü var, bilmem ne. Ciğeri beş para etmez.Ciğeri beş para etmez. Ciğerini köpeklerin önüne alsan yemez.Ciğerini köpeklerin önüne alsan yemez. Bırak ya o adamda iş yok.Bırak ya o adamda iş yok. Halk şey yapmaz yani. Kibir yapanı Allah sevmez.Halk şey yapmaz yani. Kibir yapanı Allah sevmez. Tevazu gösterileni Allah sever, yükseltir.Tevazu gösterileni Allah sever, yükseltir. Üçüncü hadîs-i şerîf:

Üçüncü hadîs-i şerîf:
Men teveddae fe-esbeğa vudûehû

Men teveddae fe-esbeğa vudûehû
sümme kâle inde ferâğihî min vudûihi:sümme kâle inde ferâğihî min vudûihi: Sübhânake’llâhümme, ve bi-hamdikeSübhânake’llâhümme, ve bi-hamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente,eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, esteğfiruke ve etûbü ileyk.esteğfiruke ve etûbü ileyk. Hutime alayhâ bi-hâtami fe-vüdi‘at tahte’l-arşiHutime alayhâ bi-hâtami fe-vüdi‘at tahte’l-arşi fe-lem tükser ilâ yevmi’l-kiyâmeti.fe-lem tükser ilâ yevmi’l-kiyâmeti. Tavaddu' hemze ile olursa

Tavaddu' hemze ile olursa
men tevadda'a “abdest alırsa” demek.men tevadda'a “abdest alırsa” demek. Kim abdest alırsa.Kim abdest alırsa. Fe-esbeğa vudûehû. “Ve abdestini deFe-esbeğa vudûehû. “Ve abdestini de eksiksiz, kusursuz, güzel alırsa, tam yaparsa.”eksiksiz, kusursuz, güzel alırsa, tam yaparsa.” Çünkü bazısı aceleye getiriyor abdesti.

Çünkü bazısı aceleye getiriyor abdesti.
“Hadi, yavrum abdest al.” diyorsun. “Peki baba.” diyor.“Hadi, yavrum abdest al.” diyorsun. “Peki baba.” diyor. Gidiyor musluğun başına çup çup çup.Gidiyor musluğun başına çup çup çup. Ee, daha bu yüzünün her tarafı yıkanmadı.Ee, daha bu yüzünün her tarafı yıkanmadı. Ya kolunun her tarafı yıkanmadı.Ya kolunun her tarafı yıkanmadı. Acele ediyor yani.Acele ediyor yani. Ayağını yıkıyor, “Gel bakayım buraya. Ayağının topuğu ıslanmamış.”Ayağını yıkıyor, “Gel bakayım buraya. Ayağının topuğu ıslanmamış.” Nasıl olacak?

Nasıl olacak?
Güzelce her tarafını yıkayacak.Güzelce her tarafını yıkayacak. Yani su her tarafına gidecek.Yani su her tarafına gidecek. Esbeğa vudûehû demek,

Esbeğa vudûehû demek,
yani “abdesti güzelce, eksiksiz,yani “abdesti güzelce, eksiksiz, kuru yer kalmayacak şekilde güzel yıkayarak azalarını almak” demek.kuru yer kalmayacak şekilde güzel yıkayarak azalarını almak” demek. Kim böyle güzel yaparsa abdesti almasını,Kim böyle güzel yaparsa abdesti almasını, sonra sümme kâle inde ferâğihî.sonra sümme kâle inde ferâğihî. Abdesti bitirdikten sonra da şu duayı okursa,Abdesti bitirdikten sonra da şu duayı okursa, Min vudûihi. Abdestini alınca şu duayı okursa:Min vudûihi. Abdestini alınca şu duayı okursa: Sübhânake’llâhümme, ve bi-hamdik.

Sübhânake’llâhümme, ve bi-hamdik.
ve bi-hamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, esteğfiruke ve etûbü ileyk.ve bi-hamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, esteğfiruke ve etûbü ileyk. “Yâ Rabbi! Ey benim Rabbim!

“Yâ Rabbi! Ey benim Rabbim!
Seni her türlü kemâlatını idrak edip her türlü noksandan uzak bilirim,Seni her türlü kemâlatını idrak edip her türlü noksandan uzak bilirim, seni takdis ederim, tenzih ederimseni takdis ederim, tenzih ederim ve sana hamdü senalar ederim ve şehadet ederim kive sana hamdü senalar ederim ve şehadet ederim ki senden başka mabud yok,senden başka mabud yok, senden mağfiret dilerim ve bana teveccüh buyurmanı dilerim.”senden mağfiret dilerim ve bana teveccüh buyurmanı dilerim.” manasına geliyor bu.manasına geliyor bu. Sübhânake’llâhümme, ve bi-hamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, esteğfiruke ve etûbü ileyk.

Sübhânake’llâhümme, ve bi-hamdike eşhedü en lâ ilâhe illâ ente, esteğfiruke ve etûbü ileyk.
Hutime alayhâ bi-hâtami.

Hutime alayhâ bi-hâtami.
Bu sözleri bir mübarek torbaya sanki konur,

Bu sözleri bir mübarek torbaya sanki konur,
sanki mühürlenir,sanki mühürlenir, fe-vüdi‘at tehte’l-arşi, fe-vüdi‘at tehte’l-arşi, “Arşın altına konulur.”“Arşın altına konulur.” Şimdi kıymetli şeyleri, postacıları bilmem gördünüz mü?

Şimdi kıymetli şeyleri, postacıları bilmem gördünüz mü?
Bir torbaları oluyor, mühürleniyor,Bir torbaları oluyor, mühürleniyor, oradan oraya öyle gönderiyorlar, açılmıyor.oradan oraya öyle gönderiyorlar, açılmıyor. Eskiden de öyleydi.Eskiden de öyleydi. Torbaya koyarlardı, ağzını kapatıp mühürlerlerdi.Torbaya koyarlardı, ağzını kapatıp mühürlerlerdi. Yani kilitli.Yani kilitli. Kimse açamaz. Mührü bozarsa belli olur açıldığı.Kimse açamaz. Mührü bozarsa belli olur açıldığı. Açıldığı zaman da sorumlu olur.Açıldığı zaman da sorumlu olur. Kıymetli şeyler böyle mühürlenirdi.Kıymetli şeyler böyle mühürlenirdi. İyi evsaflı şeyler, kıymetli şeyler böyle yapılırdı.İyi evsaflı şeyler, kıymetli şeyler böyle yapılırdı. Bu da çok kıymetli olduğu için bu sözler deBu da çok kıymetli olduğu için bu sözler de böyle mübarek bir torbaya konulur,böyle mübarek bir torbaya konulur, ağzı kapatılır, mühürlenir,ağzı kapatılır, mühürlenir, arş-ı azamın altına yerleştirilir.arş-ı azamın altına yerleştirilir. Fe-lem tükser ilâ yevmi’l-kiyâmeh.

Fe-lem tükser ilâ yevmi’l-kiyâmeh.
“Kıyamete kadar kırılmadan, bozulmadan muhafaza olunur,“Kıyamete kadar kırılmadan, bozulmadan muhafaza olunur, ahirette de kıyametten sonra da sahibi onun faydasını görür.ahirette de kıyametten sonra da sahibi onun faydasını görür. Demek ki bu duayı şeyden sonra okumak lazım.Demek ki bu duayı şeyden sonra okumak lazım. Hatta bir tane daha okuyayım.Hatta bir tane daha okuyayım. “Kim abdest alır, abdestini güzel, eksiksiz, tam yapar,

“Kim abdest alır, abdestini güzel, eksiksiz, tam yapar,
sonra da yüzünü göğe kaldırıp gözünüsonra da yüzünü göğe kaldırıp gözünü "Eşhedü en lâ ilâhe illa’llâh vehdehû lâ şerîke lehû,"Eşhedü en lâ ilâhe illa’llâh vehdehû lâ şerîke lehû, ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh" derseve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh" derse yukarıdaki daha çok sözlü.yukarıdaki daha çok sözlü. Burada bir de Muhammeden eklenmiş oluyor.Burada bir de Muhammeden eklenmiş oluyor. Yani böyle derse,Yani böyle derse, fütihat lehû semâniyetü ebvâbi’l-cenneh,fütihat lehû semâniyetü ebvâbi’l-cenneh, “Buna sekiz cennetin kapıları açılır”“Buna sekiz cennetin kapıları açılır” Yedhulü min eyyihâ şâe,Yedhulü min eyyihâ şâe, “Hangisinden isterse oradan cennete girer.”“Hangisinden isterse oradan cennete girer.” Sekiz kapı açılır, buyur hangisinden isterse cennete oradan girer.Sekiz kapı açılır, buyur hangisinden isterse cennete oradan girer. Demek ki, abdest çok önemli bir iş

Demek ki, abdest çok önemli bir iş
ibadetin anahtarı, başlangıcı, girişi olmuş oluyor.ibadetin anahtarı, başlangıcı, girişi olmuş oluyor. Çok önemli, abdestte çok mükafatlar veriliyor.Çok önemli, abdestte çok mükafatlar veriliyor. Abdestten sonra böyle dua edenler deAbdestten sonra böyle dua edenler de çok manevi mükâfatlara erişiyorlar.çok manevi mükâfatlara erişiyorlar. Abdest alınca abdest sularıyla beraber kişinin günahları dökülür.

Abdest alınca abdest sularıyla beraber kişinin günahları dökülür.
Abdest böyle yüzüne suyu çarptığın zaman dökülüyor aşağıya.Abdest böyle yüzüne suyu çarptığın zaman dökülüyor aşağıya. Elini yıkadığın zaman dökülüyor aşağıya.Elini yıkadığın zaman dökülüyor aşağıya. O damlayan sularla beraber insanın günahları dökülür,O damlayan sularla beraber insanın günahları dökülür, günahları kalmaz.günahları kalmaz. Ondan sonra da böyle dualar ederseOndan sonra da böyle dualar ederse cennete gireceği böylece belirtilmiş oluyor.cennete gireceği böylece belirtilmiş oluyor. Abdestin kıymetini bilerek,Abdestin kıymetini bilerek, severek ciddiyetle güzelce abdesti almak lazım.severek ciddiyetle güzelce abdesti almak lazım. Allah Teâlâ Hazretleri, bizi abdesti güzel alıp o mükâfatlara erenlerden eylesin...Allah Teâlâ Hazretleri, bizi abdesti güzel alıp o mükâfatlara erenlerden eylesin... Allah hepinizden razı olsun...Allah hepinizden razı olsun... Sübhanekellâhümme ve bi-hamdik,

Sübhanekellâhümme ve bi-hamdik,
eşhedü enlâ ilahe illâ enteeşhedü enlâ ilahe illâ ente vahdeke lâ şerîke leke estağfiruke ve etûbü ileyk.vahdeke lâ şerîke leke estağfiruke ve etûbü ileyk. Sübhâne rabbinâ rabbi’l-izzeti ammâ yasifûn

Sübhâne rabbinâ rabbi’l-izzeti ammâ yasifûn
ve selâmün alâ cemî’i enbiyâ’i ve’l-mürselînve selâmün alâ cemî’i enbiyâ’i ve’l-mürselîn ve âli küllin ecmaînve âli küllin ecmaîn ve’l-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn.ve’l-hamdü lillâhi rabbi’l-âlemîn. Rabbenâ tekabbel minnâ bi-hürmeti esrârı sureti’l-Fâtiha.

Rabbenâ tekabbel minnâ bi-hürmeti esrârı sureti’l-Fâtiha.
Konuşma Hakkında
Tema 1
Tema 2