Konuşma Metni
Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm.
Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm..
Elhamdü lillâhi Rabbi’l-âlemin... Ve’l-âkıbetü li’l-müttakîn. Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. Mefhar-i mevcûdât Muhammed Mustafâ râ salevât! Seyyidü’s-sâdât Muhammed Mustafâ râ salevât! Habîb-i Hüdâ Muhammed Mustafâ râ salevât!
Hazret-i Osman buyurmuş ki:
“Beş şey vardır ki insanın takva sahibi bir kul olduğuna alamettir:
Dinini ıslah edenlerle bir arada oturması.
Diline ve iffetine sahip olması.
Dünyalık gelince şımarmak; bu da iyi değil... Bunu yapmıyor. Dinden bir şey öğrenince bunu canına minnet biliyor.
Haram karışır korkusundan helalden bile sakınarak yiyor.
Bir de insanların hep kurtulduğunu, yalnız kendisinin mahvolduğunu görmesi.”
Hazret-i Ali buyurmuş ki:
(Levlâ hamsü hısâlin le-sâre’n-nâsü küllühüm sâlihîn) “Beş huy olmasaydı insanların hepsi salihlerden olurdu:
(Evvelühâ’l-kanâatü bi’l-cehli) Cahilliğe kanaat edilmesi...
Cahillik okuma yazma bilmemek demek değildir; cahillik Allah’ı bilmemektir. Sahabenin çoğu okuma yazma bilmezlerdi. İnsanın içerisinde irfan olmalı!
(Ve’l-hırsu ale’d-dünyâ) Dünyaya karşı ihtiraslı olunması.
(Ve’ş-şuhhu bi’l-fadli) Fazla mala rağmen cimrilik etmek.
(Ve’r-riyâu fi’l-ameli) Amellerde gösteriş olması...
(Ve’l-i’câbi bi’r-re’yi) Kendinden başkasını beğenmemek...
Âlimlerden:
Allah Teala Peygamber Efendimiz’e beş kerametle ikram etmiştir:
İsmi: Cenab-ı Hak hiçbir yerde “Ya Muhammed” dememiştir. Hep “Ya Resulallah!” demiştir. Onun için, ismi anılınca salavat getirmek vaciptir. Evladına Muhammed ismini koyanlara da Efendimiz şefaat edecek.
Cismi: Ne istediyse ona hepsini vermiştir.
İstek: İstemeden istediğini vermiştir.
Hata: Günahları işlemeden affetmiştir.
Rıza: Cenab-ı Hak ondan razıdır.
Abdullah İbn Amr İbn As’tan:
Beş şey kimde olursa dünyada da ahirette de mesuttur:
Ara sıra, daima Allah’ı zikri dilinden bırakmıyor, “Lâ ilâhe illalâh Muhammedü’r-Rasûlüllâh” diyor.
Bir kaza olunca “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn, ve lâ-havle ve lâ-kuvvete illâ billâhi’l-aliyyü’l-azîm” diyor.
Bir nimet verilince ona karşılık “Elhamdülillâh” diyor.
Bir şeye başlarken “Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm.” diyor.
İşlediği hatalar için “Estağfirullâh el-azîm, ve etûbü ileyh” diyor.
Hasan Basrî Hazretleri buyurmuş ki:
(Mektûbün fi’t-tevrâti hamsetü ahrufin) Tevrat’ta beş harf vardır:
(İnne’l-gunyete fi’l-kanâati) Zenginlik kanaattedir.
(Ve enne’s-selâmete fi’l-uzleti) Selamet yalnızlıktadır. Her şeye burnunu sokma!
(Ve enne’l-hürmete fi-rafdış şehevâti) Hürmete layık olmak isteyen şehvetleri terk eder.
(Ve enne’t-temettüa fi-eyyâmin tavîletin) Madden ve manen faydalanmak uzun günlerdedir.
(Ve enne’s-sabra fi-eyyâmin kalîletin) Sabır kısa ve az günlerdedir.
Peygamber Efendimiz buyurdular ki:
(İğtenim hamsen kable hamsin) “Beş şey gelip çatmadan önce beş şeyi ganimet bil:”
(Şebâbeke kable heremike) İhtiyarlık gelmeden önce gençliğinin.
(Ve sıhhateke kable sakamike) Hastalığa yakalanmadan önce sıhhatinin...
(Ve gınâke kable fakrake) Fakirliğe düşmeden önce zenginliğinin...
(Ve hayâteke kable mevtike) Ölümden önce hayatının...
(Ve ferâğake keble şugulike) Meşguliyet gelmeden önce boş vaktinin kıymetini iyi bil!”
Bazı âlimlerden:
Takvadan önce beş zorluk vardır, bunu geçmek lazım:
(İhtiyarü’ş-şiddeti ale’n-nimeti) Şiddeti, nimete tercih etmek, sıkıntı çekmek lazım.
(İhtiyâru’l-cehdi ale’r-rahati) Gayreti, rahata tercih etmek, çalışmak lazım.
(İhtiyarü’z-zülli ale’l-izzi) İzzete karşılık, zilleti tercih etmek lazım.
(İhtiyârü’s-sükuti ale’l-fudül) Sükûtu, çok konuşmaya tercih etmek lazım!..
(İhtiyârü’l-mevti ale’l-hayâti) Yaşamaya karşı, ölümü tercih etmek lazım!..
Peygamber Efendimiz’den:
1. (En-necvâ yuhsinü’l-esrâr) İki kişi arasındaki gizli konuşma, sırları muhafaza eder. İnsanın sırlarını ifşa etmemek lazım!
(Ve’s-sadakatü tuhsanü’l-emvâl) Sadaka malları muhafaza eder. Az sadaka çok belalar def eder.
(Ve’l-ihlâsu yahsinü’l-a’mâl) İhlas, amellerin muhafazasını temin eder.
(Ve’s-sıdku yuhsınü’l-akvâl) Sadakat de sözlerin kalesidir.
5. (Ve’l-meşveretü tuhsinü’l-ara') İstişare de görüşleri muhafaza eder. İstişarede çok hayır vardır derler. Fikirlerinizi istişare ediniz.
Yine Hazret-i Peygamber buyurdular:
Para toplamakta beş tane sıkıntı vardır:
Malı toplamak için yorulacaksın.
Allah’ın zikrinden geri kalacaksın.
Bunları birisi alır diye, hırsızdan korkacaksın.
Verilmeyecek yere de, cimri demesinler diye vereceksin.
Salihlerle oturmaya fırsat bulamazsın.
Süfyan-ı Sevrî Hazretleri buyurmuşlar ki:
(La-yectemiu fi-hâze’z-zemâni li-ehadi mâlin illâ ve indehû hamsü hısâlin) “Bu zamanda,—bin sene evvel— hiçbir kimse şu beş huya sahip olmadıkça onda mal toplanmaz:
(Tûlü’l-emel) Tul-i emel.
(Ve hırsun gâlibün) Şiddetli hırs.
(Vu şuhhün şedidün) El sıkılığı, şiddetli cimrilik...
(Ve kîletü’l-vera’) Takva azlığı.
(Ve nisyânü’l-âhiret) Ahireti unutmak.
Hatem-i Esam’dan:
(El-aceletü mine’ş-şeytân, illâ fi hamsi mevâdıa) Acele şeytandandır ancak şu beş şey hariç (fe-innehâ min süneni rasûlillâhi sallahu aleyhi ve sellem) çünkü o beş Resulullah’ın sünnetlerindendir:
(ît’âmü’d-dayfi izâ nezele) Misafire acele sofrayı koy!
(Ve techîzü’l-meyyiti izâ mâte) Ölmüş kimseyi hemen defnedin!
(Ve tezvîcü’l-binti izâ belağte) Kızı vakti gelince hemen evlendir.
(Ve kadâü’d-deyni izâ vecebe) Borcun varsa hemen öde!
(Ve’t-tevbetü mine’z-zenbi izâ ferrata) Günahtan, dünya işlerinden hemen tövbe et!
Muhammed İbn Düriy demiş ki:
(Şakka iblîsü bi-hamseti eşyâe) “İblis beş şeyden dolayı nasipsiz olmuştur:”
1. (Lem-yukırra bi’z-zenbi) Günahını kabul etmedi.
2.(Ve lem-yündem) Pişmanlık da duymadı.
(Ve lem-yelim nefsehu) Ben haklıyım dedi, nefsini kınamadı.
(Ve lem-yu’zim ale’t-tevbeti) Tövbeye yaklaşmadı.
(Ve kanata min rahmetillâh) Allah’ın rahmetinden ümidini kesti.”
(Ve saide Âdemü bi-hamseti eşyâe)“ Hazret-i Adem de beş sebepten affedildi, mutlu oldu: (Ekarra bi’z-zenbi) Günahını itiraf etti.
(Ve nedime aleyhi) Pişman oldu.
(Ve lâme nefsehû) Nefsini kınadı.
(Ves esraa fi’t tevbeti) Tövbede acele etti. İstiğfar etti.
(Ve lem-yaknut min rahmetillâh) Allah’ın rahmetinden ümidini kesmedi.
Şakik-i Belhî demiş ki:
“Beş huya devam ediniz:
Allah’a olan ihtiyacınız kadar kulluk edin!
Dünyada kalacağınız kadar dünyadan alın!
Azaba dayanacağınız kadar günah işleyin!
Kabirde azık lazım; kabirde duracağınız kadar dünyada azık hazırlayın!
Cennette kalacağınız kadar salih amel işleyin!"
Hazret-i Ömer buyurmuş ki:
Bütün dostları aradım, dili tutmaktan daha iyi bir dost bulamadım.
Bütün giysileri aradım, takvadan daha güzelini bulamadım.
Bütün malları araştırdım, kanaatten daha iyisini bulamadım.
Bütün iyilikleri araştırdım, en iyisinin nasihat olduğunu gördüm.
Bütün yiyecekleri araştırdım, sabırdan daha tatlısını bulamadım.
Bazı âlimlerden:
(Ezzühdü hamsü hısâlin) “Zühd beş davranıştır:
(Es-sikatü bi’llâh) Allah’a itimat.
(Ve’t-teberrî ani’l-halk) Halka iltifat etmemek.
(Ve’l-ihlâsu fi’l-amel) Amelde ihlas üzere olmak.
(Ve ihtimâlü’z-zulm) Zulme zulümle karşılık vermemek.
(Ve’l-kanâatü fi’l-yed) Kimsenin elindekine göz dikmemek, elindekiyle kanaat etmek.”
Hz. Peygamber buyuruyor ki:
(Seye’tî ala ümmetî zemânün yuhibbûne’l-hamse ve yensevne’l-hams) “Ümmetimin üzerine öyle bir zaman gelecek ki beş şeyi sevecekler, beş şeyi de unutacaklar:
(Yuhibbûne’d-dünyâ ve yensevne’l-âhiret) Dünyayı sevecekler, ahireti unutacaklar.
(Ve yuhibbûne’l-hayâte ve yensevne’l-mevte) Hayatı sevecekler, ölümü unutacaklar.
(Ve yuhibbûne’l-kusura ve yensevne’l-kubûre) Köşkleri, sarayları sevecekler, kabirleri unutacaklar.
(Ve yuhibbûne’l-mâle ve yensevne’l-hisâb) Malı sevecekler, hesabı unutacaklar.
(Ve yuhibbûne’l-halka ve yensevne’l-hâlika) Halkı sevip Hâlik’ı unutacaklar.”
Yahya İbn Muaz şöyle demiş:
Ya Rabbi! Geceler ancak sana yalvarmakla güzelleşir.
Gündüzler de ancak sana ibadet etmekle güzelleşir.
Dünya ancak seni zikretmekle güzel olur.
Ahiret ancak senin affınla güzel olur.
Cennetin güzelliği de ancak senin cemalini görmekle olur.
Allah cümlemizi affetsin... Bizlere yardım etsin... Sevdiği ve razı olduğu kulları arasına cümlemizi kabul eylesin... Cennetiyle cemaliyle cümlemize ikram eylesin...
ALTILI BÖLÜM
Peygamber (S.A.V.) buyurmuş ki:
Altı şey, altı yerde gariptir:
Cami, içinde namaz kılmayan kavim arasında;
Mushaf, okunmayan evlerde;
Kur’an, fasığın içinde (ezberinde);
Müslüman saliha kadın, zalim kötü huylu erkeğin elinde;
Müslüman salih erkek, yaramaz kötü huylu kadının elinde;
Âlim, kendisini dinlemeyen topluluk arasında...
Allah, bunlara kıyamet günü rahmet etmez.
Yine Hz. Peygamber buyuruyor ki:
Altı kimseye ben de lanet ettim. Allah ve duası kabul olunan bütün Peygamberler de lanet ettiler:
1- Allah’ın kitabında fazlalık yapan.
2- Allah’ın kaderini yalanlayan.
3- Allah’ın çirkin kıldığını aziz, aziz kıldığını da çirkin kılmak için zorbalıkta bulunan.
4- Allah’ın haram kıldığını helal kılan.
5- Benim evlat ve soyumdan, Allah’ın haram kıldığını helal sayan.
6- Sünnetimi terk eden.
Gerçekten, Allah Teâla Kıyamet günü bunlara rahmet buyurmaz.
Ebubekir Sıddık’tan:
Buyurmuş ki:
Şüphesiz, iblis (şeytan) senin önünde durmuş; nefis sağında, heva solunda, dünya arkanda, uzuvların etrafında: Cebbar (olan Allah) da -mekân itibarıyla değil- kudretiyle üstünde...
İblis, (Allah ona lanet etsin) seni, dinini terk etmeye davet ediyor. Nefis, seni günahlara çağırıyor. Heva, seni şehvete davet ediyor. Dünya, seni, ahiret üzerine kendisini beğendirmeye çağırıyor. Azaların, seni günahlara doğru davet ediyor. Cebbar ise, seni cennet ve kurtuluşa çağırıyor:
Allah, cennete ve affedilmeye davet ediyor.
O hâlde, iblisin çağrısına icabet edenin dini gider.
Nefsin çağrısına icabet edenin ruhu gider. Hevaya ve onun çağrısına icabet edenin aklı gider. Dünyanın çağrısına icabet edenin ahireti gider. Azalarının çağrısına icabet edenin cenneti gider. Allah’ın çağrısına icabet edenin kötülükleri gider ve hayırlara ulaşır.
Hz. Ömer buyuruyor ki:
Gerçekten Allah Teâla altı şeyi, altı şeyde gizlemiştir:
Rızayı ibadette; gazabı isyan etmekte; İsm-i Azam’ını Kur’an’da; Kadir gecesini Ramazan ayında; salat-ı vustayı namazlarda; kıyamet gününü de günler içinde…
Hz. Osman’dan:
Gerçekten mümin, altı çeşit korku içindedir;
1- İmanının Allah Teâla tarafından alınması korkusu;
2- Kendisini kıyamet günü rezil edecek şeylerin, Melekler tarafından yazılması korkusu;
3- Amelinin şeytan tarafından boşa çıkartılması korkusu;
4- Gaflet hâlinde Azrail tarafından, ansızın yakalanması korkusu;
5- Dünya ile oyalanıp ahiretten gafil kalması korkusu;
6- Eşle dostla fazlaca ilgilenip Allah Teâla’nın zikriyle meşgul olamaması korkusu...
Hz. Ali’den:
Buyuruyor ki:
Altı hasleti kendinde toplayan kimse cennet için bir talep, cehennem için de bir kaçış yeri bırakmış, hepsini elde etmiştir:
1- Allah’ı bilmiş ve ona itaat etmiştir.
2- Şeytanı tanımış ve ona isyan etmiştir.
3- Ahireti bilmiş ve onu arzulamıştır.
4- Dünyayı tanımış ve onu terk etmiştir.
5- Hakkı hak bilmiş ve ona uymuştur.
6- Batılı batıl bilmiş ve ondan sakınmıştır...
Hz. Ali’den:
-Nimetler altı şeydir: İslamiyet, Kur’an, Allah’ın Resulü Muhammed, ayıpların gizlenmesi, insanlara ihtiyaç duymamak...
Yahya Bin Muaz er- Râzî buyuruyor ki: İlim, amelin delilidir; anlamak ilmin kabıdır; akıl, hayrın öncüsüdür; heva, günahların hamalıdır; mal, kibirlilerin kaftanıdır; dünya, ahiretin çarşısıdır.
Bozorgmehr demiş ki:
Altı haslet, bütün dünyaya bedeldir: Hazmı kolay yemek, salih evlad, uyumlu kadın, şüphe götürmez söz, akıl kemali, beden sıhhati.
Hasan Basrî’den:
Allah’ın has kulları olmasaydı yer batardı. Salihler olmasaydı diğerleri helâk olurlardı. Âlimler olmasaydı, insanların hepsi hayvanlar gibi kalırlardı. Sultan olmasaydı insanların bazısı, bazısını helak ederdi. Ahmaklar olmasaydı dünya yıkılırdı. Rüzgâr olmasaydı her şey fena kokardı.
Bazı bilginlerden:
Allah Teala’dan korkmayan, dil kaymasından kurtulmaz. Allah’a gidişinden korkmayan kimsenin kalbi, haram ve şüpheden kurtulmaz. Halktan ümitsiz olmayan kimse açgözlülükten kurtulmaz. Ameline sahip olmayan kimse, riyadan kurtulmaz. Kalbini muhafaza etmek üzere Allah’tan yardım istemeyen kimse, hasetten kurtulmaz. Kendisinden ilim ve amelde daha iyi olana bakmayan kimse, kendini beğenmişlikten kurtulmaz.
Hasan Basri’den:
Gerçekten kalbin fesada uğraması, altı şeyden kaynaklanır:
1- Tövbe etmek ümidiyle günah işlemek.
2- İlim öğrenip (ilmiyle) amel etmemek.
3- Amel ettiklerinde de ihlas göstermemek.
4- Allah’ın rızık olarak verdiği şeyleri yiyip şükretmemek.
5- Allah’ın verdiği şeye razı olmamak.
6- Ölüleri defnedip de ibret almamak.
Yine Hasan Basrî’den:
Dünyayı isteyen ve onu ahiret üzerine beğenen kimseyi, Allah Teâla altı kötü sonuçla cezalandırır: Üçü dünyada, üçü de ahirette...
Dünyada olan üçü:
1-Sonu olmayan bir emel
2- Aşırı bir hırs, (ki onun için hiçbir kanaat olmaz)
3- İbadet zevkinin alınması...
Ahirette olan üçü:
1- Kıyamet günündeki dehşetli korku
2- Şiddetli hesap
3- Uzun bir hasret...
Ahnef bin Kays’ten:
Haset edici hiç rahat yoktur. Yalancı için insanlık şerefi olamaz. Cimri için hiçbir çare bulunmaz. Hükümdarlar için vefa olmaz. Kötü ahlaklı için ululuk olmaz. Allah’ın kazasına da hiçbir önleyici olmaz.
Âlimlere sorulmuş:
Kul tövbe ettiğinde, tövbesinin kabul veya reddedildiğini bilebilir mi? Cevaben:
- Herhangi bir hüküm veremem. Fakat bunun için bazı alametler vardır:
Nefsinin günahtan masum olmadığını bilmesi; kalbinde, ferahlığın olmadığını, hüznün hazır olduğunu görmesi: hayır ehline yaklaşması, şer ehlinden uzaklaşması; dünyadan olan az şeyi çok görmesi, ahiret amelinden çok olanı az görmesi; lisanını muhafaza edip daima tefekkürle vakit geçirmesi başlıca alametlerdendir.
Yahya Bin Muaz’dan:
Demiş ki:
Benim nezdimde gururun en büyüğü; pişmanlık duymaksızın affedilir ümidiyle günahlara devam etmek; emir ve yasaklara aldırış etmeden Allah Teala’ya yaklaşmayı ummak; cennet ekinine ateş tohumuyla muamele etmek; Allah’a itaat edenlerin makamını isyanlarla arzulamak; amelsiz mükafat beklemek; aşırılıkla beraber Allah’tan temenni ve niyazda bulunmak.
Şiir
Kurtuluşu umar, onun yollarında yürümez
Gerçektir ki vapur karada seyretmez
Ahnef bin Kays’e,
“Kula verilen şeyin hayırlısı nedir?” diye sorulduğunda demiş ki:
Normal bir akıl.
Eğer o olmazsa?
İyi bir edep.
O da olmazsa?
Uygun bir arkadaş.
O da olmazsa?
Rabıtalı bir kalp
O da olmazsa?
Uzun bir sükût.
Ya o da olmazsa?
Hazır bir ölüm...
YEDİLİ BÖLÜM
Hz. Peygamber’den:
Ebu Hüreyre rivayet etmiştir:
Allah Teâla kıyamet gününde yedi kimseyi arşın gölgesi altında gölgelendirir. O gün arşın gölgesinden başka hiçbir gölge yoktur:
1 - Adaletli hükümdar;
2 - Allah Teâla’ya ibadet eden genç;
3 - Kimselerin olmadığı yerde Allah’ı anarak onun korkusundan gözleri yaş ile dolan kimse;
4 - Mescide tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse;
5 - Sadaka veren ve sağ elinin ne yaptığını sol eli bilmeyen kimse;
6 - Allah için birbirini sevenler;
7 - Cemal sahibi bir kadının, fenalık için çağrısına gitmeyen ve ben Allah’tan korkarım, diyen kimse.
Ebubekir Sıddık demiş ki:
Cimri kimse yedi şeyden kurtulamaz. Ya ölür, malını dağıtan kimse ona varis olur ve o malı, Allah’ın emrettiği şeyden başkasına harcar. Ya Allah onun başına zalim bir sultan musallat eder; o zalim sultan, onu zayıflattıktan sonra malını alır. Ya da şehvet onu heyecana getirerek malını hiç eder. Veya harap olmuş bir yerde bina yapmak veya imar etmek için bir görüş zahir oluverir; elindeki malı orada yok olup gider. Yahut boğulmak, yanmak ve hırsızlık gibi dünya sıkıntılarından biri ona dokunur. Ya da daimi bir illete tutulur; malını o hastalığın tedavisinde harcar. Veyahut da o malı, bir yere gömer, oraya gömdüğünü unutarak arayıp bulamaz...
Hz. Ömer buyurmuş ki:
Gülmesi çok olanın heybeti azalır. İnsanları küçümseyen, insanlar tarafından küçümsenir. Bir şeyi çokça yapan o şey ile tanınır. Sözü çok olanın hatası çok olur. Hatası çok olanın hayâsı az olur. Hayâsı az olanın iffeti az olur. İffeti az olanın, kalbi ölmüştür.
Hz. Osman, “Duvarın altında ikisine ait bir hazine vardı; babaları da salih bir kimse idi.” mealinde olan ilahi emir hakkında diyor ki:
Hazine altından bir sayfadır; üzerinde yedi satır yazı vardır:
Birinci satırda: Ölümü bilip de gülen kimseye şaşarım.
İkinci satırda: Dünyanın fani olduğunu bilip de ona rağbet eden kimseye şaşarım.
Üçüncü satırda: Her şeyin kader ile döndüğünü bilip de elden çıkan şeye üzülen kimseye şaşarım.
Dördüncü satırda: Bir hesaba tabi tutulacağını bildiği hâlde mal toplayan kimseye şaşarım.
Beşinci satırda: Cehennem ateşini bilip de günah işleyen kimseye şaşarım.
Altıncı satırda: Allah’ı yakînen bilip de ondan başkasını anan kimseye şaşarım.
Yedinci satırda: Cenneti yakînen bilip de dünyada istirahat uman kimseye ve bir de şeytanı düşman olarak bildiği hâlde ona itaat eden kimseye şaşarım.
Hz. Ali’ye şöyle sorulmuş:
- Gökten daha ağır ne var? Yerden daha geniş ne var? Denizden daha zengin ne var? Taştan daha sert ne var? Ateşten daha sıcak ne var? Zemheri’den daha soğuk ne var? Zehirden daha acı ne var?
Cevaben buyurmuşlar ki:
- Temiz ve namuslu kimseye bühtan etmek, gökten daha ağırdır. Hak, yerden daha geniştir. Kanaatkârın kalbi, denizden daha zengindir. Münafığın kalbi taştan daha serttir. Zalim sultan ateşten daha yakıcıdır. Namert kimseye muhtaç olmak Zemheri’den daha soğuktur. Sabretmek zehirden daha acıdır. İkiyüzlülüğün zehirden daha acı olduğunu söyleyenler de vardır.
Hz. Peygamber buyuruyor ki:
Dünya, evi olmayana ev; malı olmayana maldır. Aklı olmayan kimse, dünya için toplar. Anlayışlı olmayan kimse dünya şehvetiyle meşgul olur. İlmi olmayan kimse, dünya sebebiyle azap edilir. Zekâsı olmayan kimse, dünya için haset eder durur. Yakîni olmayan kimse, dünya için çabalar, koşar.
Cabir Bin Abdullah, Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:
Hiç durmadan Hz. Cibril, bana komşu hakkında o kadar anlattı ki komşuyu varis yapacağını sandım. Hiç durmadan kadınlar hakkında da bana konuştu, zannettim ki kadınları boşamak haram olacak. Hiç durmadan köleler hakkında da bana bir şeyler anlattı, zannettim ki onları azat etmek için bir vakit tayin edecek. Hiç durmadan misvak hakkında da bana bahsetti, zannettim ki misvak kullanmak farzdır. Hiç durmadan cemaat ile namaz kılmayı da bana öğütledi, zannettim ki Allah Teâla yalnız cemaatle kılınan namazı kabul buyurur. Hiç durmadan gece kalkıp namaz kılmayı ve farklı ibadetler yapmayı bana söyledi, zannettim ki gece hiç uyumamak lazımdır. Bana hiç durmadan Allah’ı zikretmeyi de söyledi; zannettim ki hiçbir söz, Allah'ı zikretmeden fayda vermez.
Yine Peygamber Efendimiz buyurdu ki:
Yedi kimse vardır ki Allah Teâla, kıyamet günü onlara rahmet nazarıyla bakmaz ve onları affetmez. Ateşe sokar:
1- El-fâilü ve’l-mef'ulü-bih (homoseksüel kimseleri) olanları
2- Eliyle nikâh muamelesi (istimna) yapan,
3- Hayvan ile nikâh muamelesinde bulunan,
4- Ehliyle gayr-i meşru mukarenette bulunan,
5- Anneyle kızını bir arada nikâhı altında bulunduran.
6- Komşusunun eşiyle zina eden,
7- Komşusu, kendisine la'net eder derecede komşusuna eziyet eden kimse...
Yine Hazret-i Peygamber buyuruyor:
Allah yolunda şehit düşenden başka yedi sınıf daha şehit vardır:
1- Karın ağrısıyla ölen,
2- Suda boğulan,
3- Zatülcenp hastalığıyla ölen,
4- Zulüm sırasında bir silahla öldürülen,
5- Ateşte yanan,
6- Enkaz altında kalıp ölen,
7- Doğum sebebiyle ölen kadın...
İbn Abbas: Akıllı kimsenin şu yedi şeyi, yedi şey üzerine tercih etmesi lazımdır:
1- Fakirliği zenginlik üzerine,
2- Hor görülmeyi ululuk üzerine,
3- Tevazuyu kibirlilik üzerine,
4- Açlığı tokluk üzerine,
5- Gam ve kederi sevinç üzerine,
6- Aşağılığı yükseklik üzerine,
7- Ölümü hayat üzerine…
SEKİZLİ BÖLÜM
Peygamber Efendimiz buyurdu ki:
Sekiz şey, sekiz şeyden doymaz:
1- Göz, bakmaktan,
2- Yer, yağmurdan,
3- Kadın, erkekten,
4- Âlim, ilimden,
5- Soru soran, meseleden,
6- Gözü aç olan, mal toplamaktan,
7- Deniz, sudan,
8- Ateş, odundan.
Ebubekir Sıddık demiş ki:
Sekiz şey, sekiz şeyde zinettir:
Nefsi kötülükten men etmek, fakirliğin zinetidir. Şükür, nimetin zinetidir. Sabır, belanın zinetidir. Hilm (yumuşak huy), ilmin zinetidir. Tevazu, öğrencinin zinetidir; çok ağlamak, korkunun zinetidir. Minneti terk, iyiliğin zinetidir. Korku ile tevazu namazın zinetidir.
Hz. Ömer buyurmuş ki:
Fazla lakırdıyı terk eden kimse hikmet ile ödüllendirilir. Fazla bakmayı terk eden kimse kalp tevazusu ile ödüllendirilir. Fazla yemeği terk eden kimse ibadet lezzetiyle ödüllendirilir. Fazla gülmeyi terk eden kimse heybet ile ödüllendirilir. Mizahı terk eden izzet ile ödüllendirilir. Dünya sevgisini terk eden, ahiret muhabbetiyle ödüllendirilir. Başkasının ayıbıyla meşgul olmayı terk eden, nefsinin ayıplarını ıslah etmekle ödüllendirilir. Allah’ın varlığına dair araştırma ve şüpheyi terk eden, münafıklıktan kurtulmak ile ödüllendirilir.
Hz. Osman’dan:
Âriflerin alameti sekiz şeydir:
Kalbi korku ile beraberdir. Dili hamd ve sena ile beraberdir. İki gözü haya ve ağlamakla beraberdir. İradesi terk ve rıza ile beraberdir. Yani dünyayı terk ederek Mevlasının rızasını arzular.
Hz. Ali’den:
Huşu olmadan namazda, boş şeylerden kaçınmadan oruçta, tefekkür etmeden okumakta, iffetsiz ilimde, paylaşmadan malda, korumadan kardeşlikte, bekası olmayan nimette, ihlassız duada hiçbir hayır yoktur.
DOKUZLU BÖLÜM
Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:
Allah Teâla, Tevrat’ta Musa bin İmran’a vahyederek buyurdu ki:
Hataların anası üçtür: Kibir, Haset, Hırs.
Bu üçünden altı şey ortaya çıkar ve bunlar dokuz olur.
Çıkan altı şey; Tokluk, uyku, rahat, mal sevgisi, öğrenmek- övülmek sevgisi, makam sevgisi…
Hz. Ebubekir Sıddık’tan:
Buyurmuş ki:
Kullar üç sınıfa ayrılır. Her sınıf için üç alamet vardır ki o alametlerle bilinirler.
Bir sınıfı korku yoluyla, bir sınıfı ümit yoluyla, diğer sınıfı da sevgi yoluyla Allah’a ibadet ederler.
Birinci sınıfın üç alameti: Nefsini aşağıda tutar, iyiliklerini azımsar, kötülüklerini çok görür.
İkinci sınıfın üç alameti: Her hâl ve harekette insanlara önder olur. Dünyada, malı harcamakta insanların hepsinden daha cömert olur. Allah’a karşı, halkın hepsi hakkında en iyi zanda bulunur.
Üçüncü sınıfın üç alameti: Sevdiği şeyi (Allah için verir. Rabbi razı olduktan sonra umursamaz. Rabbi razı olduktan sonra, nefsinin hoşlanmayıp kızdığı şeyi işler. Bütün hâl ve hareketinde Efendisinin emir ve yasağına dikkat eder.
Hz. Ömer buyurmuş ki:
Gerçekten şeytanın dokuz çocuğu vardır:
Zelitun, Vesin, Lekuus, Avan, Heffaf, Mürre, Müsevvıt, Dasim, Velhan…
Zelitun, pazar yerlerinin sahibidir. Oralarda gördüğün şeyleri o organize eder.
Vesin, musibetlerin sahibidir. (Yani, gelen musibetlere karşı insanı tahrik ve teşvik eder).
A’van, hükümdarın arkadaşıdır.
Heffaf, içkinin sahibidir.
Mürre, çalgı ve çalgıcıların arkadaşıdır.
Lekuus, Mecusilerin arkadaşıdır.
Müsevvıt, haberlerin sahibidir; haberleri insanların ağızlarına atar, insanlar bu haberlere hiçbir asıl bulamazlar.
Dasim, evlerin sahibidir. Kişi selam vermeden Allah’ın ismini anmadan evine girdiğinde, (o bunu fırsat sayarak) eşlerin arasına soğukluk koyuverir, hatta boşanma, ayrılma ve şiddet gibi şeyler vuku bulur.
Velhan, abdestte, namazda ve ibadetlerde vesvese yapar.
Hz. Osman’dan:
Beş vakit namazı, vakitlerinde kılan kimseye Allah, dokuz kerametle ikram buyurur.
Allah, onu sever. Bedeni sıhhatli olur Melekler onu muhafaza eder. Evine bereket iner. Yüzü salihlerin simasına döner. Allah, onun kalbini yumuşatır. Parlayan şimşek gibi sıratı geçer. Allah onu ateşten kurtarır. Üzerinde hiçbir korku bulunmayan ve üzgün olmayanların komşuluğuna eriştirir.
Hz. Ali’den:
Ağlamak üç kısımdır: Birincisi, Allah’ın azabı korkusundan; ikincisi, gazap korkusundan, üçüncüsü, ayrılmak korkusundan. Birinci ağlayış günahların affındandır.
İkincisi günahları temizliktir... Üçüncüsü ise Allah’ın rızasıyla beraber dost ve yarenlik derecesine ulaşmaktır.
Günahların affının karşılığı: Kötü akıbetlerden kurtulmaktır. Ayıpların temizlenmesinin karşılığı: Daimi nimet ve yüksek derecelerdir. Dostluğun karşılığı ise Allah Teala’nın rızasına mazhar olup onun cemalini görmeye müjdedir. Meleklerin ziyaretine ermeye ve faziletin artmasına vesiledir.