Namaz Vakitleri

21 Zilka'de 1445
29 Mayıs 2024
İmsak
03:35
Güneş
05:29
Öğle
13:06
İkindi
17:05
Akşam
20:34
Yatsı
22:19
Detaylı Arama

Savaşın Farz Kılınması

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN

30 Ramazan 1421 / 26.12.2000
İsveç

Açıklama

Hocamız, Gönül dostumuz, Mürebbi'miz Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN’ın yurtdışında bulunduğu zamanlarda, özellikle 7 Mayıs 1997 günü Türkiye’den ayrıldıktan sonra gurbet ellerde; Avustralya, Almanya, İsveç, İngiltere, Hollanda, ABD ve farklı ülkelerde yapmış oldukları sohbetlerdir.

Avustralya’da sabah ve yatsı namazından sonra, çeşitli camilerde yaptıkları hadis ve tefsir sohbetleri, İsveç’te son Ramazan ayı boyunca yaptıkları konuşmalar, aile eğitim toplantılarında yaptıkları konuşmalar ve konferanslardan oluşmaktadır.

Bu konuşmalar, Ak-Radyo’da “Gurbet Sohbetleri” adı altında yayımlanmıştır.

Konuşma Metni

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.

Ramazanınız inşaallah güzel geçmektedir...

Ramazanınız inşaallah güzel geçmektedir...

Bu konuşmamda Bakara sûre-i şerîfesi'nin 215 ve 216. âyet-i kerîmeleri üzerinde sohbetimi yapacağım. Bu konuşmamda Bakara sûre-i şerîfesi'nin 215 ve 216. âyet-i kerîmeleri üzerinde sohbetimi yapacağım. Önce mübarek metinleri okuyalım, dinleyelim.

Önce mübarek metinleri okuyalım, dinleyelim.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Yes'elûneke mâzâ yünfikûne kul mâ enfaktüm min hayrin fe-li'l-vâlideyni ve'l-akrabîne Yes'elûneke mâzâ yünfikûne kul mâ enfaktüm min hayrin fe-li'l-vâlideyni ve'l-akrabîne ve'l-yetâmâ ve'l-mesâkîni ve'bni's-sebîli ve mâ tef'alû min hayrin fe-innellâhe bihî alîm.

ve'l-yetâmâ ve'l-mesâkîni ve'bni's-sebîli ve mâ tef'alû min hayrin fe-innellâhe bihî alîm.

Kütibe aleykümü'l-kıtâlü ve hüve kürhün lekümKütibe aleykümü'l-kıtâlü ve hüve kürhün leküm ve asâ en tekrehû şey'en ve hüve hayrun leküm ve asâ en tühibbû şey'enve asâ en tekrehû şey'en ve hüve hayrun leküm ve asâ en tühibbû şey'en ve hüve şerrun leküm vallâhu ya'lemu ve entüm lâ ta'lemûne.

ve hüve şerrun leküm vallâhu ya'lemu ve entüm lâ ta'lemûne.

Sadakallâhülazîm.

Sadakallâhülazîm.

Rabbimiz birinci okuduğum 215. âyet-i kerîmede buyuruyor ki;

Rabbimiz birinci okuduğum 215. âyet-i kerîmede buyuruyor ki;

Yes'elûneke. "Sana soruyorlar." Mâzâ yünfikûne.Yes'elûneke. "Sana soruyorlar." Mâzâ yünfikûne. "Neyi infak edecekler?" Kul mâ enfaktüm min hayrin."Neyi infak edecekler?" Kul mâ enfaktüm min hayrin. "Onlara de ki: Hayırdan infak ettiğiniz şeyler." Fe-li'l-vâlideyni."Onlara de ki: Hayırdan infak ettiğiniz şeyler." Fe-li'l-vâlideyni. "Anne-baba içindir, onlara harcanır." Vel-akrabîn. "Anne-baba içindir, onlara harcanır." Vel-akrabîn. "Daha yakınlar için, ondan sonra akrabalar için." Ve'l-yetâmâ. "Daha yakınlar için, ondan sonra akrabalar için." Ve'l-yetâmâ. "Yetimler için." Ve'l-mesâkîn. "Fakirler için." Ve'bni's-sebîl."Yetimler için." Ve'l-mesâkîn. "Fakirler için." Ve'bni's-sebîl. "Yolcu, yolda kalmış, parasız kalmış yolcular için." Ve mâ tef'alü min hayrin."Yolcu, yolda kalmış, parasız kalmış yolcular için." Ve mâ tef'alü min hayrin. "Hayırdan ne yaparsanız." Fe-innellâhe bihî alîm. Allahu Teâlâ hazretleri onu bilir."

"Hayırdan ne yaparsanız." Fe-innellâhe bihî alîm. Allahu Teâlâ hazretleri onu bilir."

Bu âyet-i kerîme para ile yardım, hayır yapmak, mâlî destek vermek konusunda.Bu âyet-i kerîme para ile yardım, hayır yapmak, mâlî destek vermek konusunda. Bu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in müslümanları Allah yolunda,Bu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in müslümanları Allah yolunda, sevap kazanmak için cömertlik etmeleri, paralarını harcamaları konusunda teşvikler yaptığı zamanda, sevap kazanmak için cömertlik etmeleri, paralarını harcamaları konusunda teşvikler yaptığı zamanda, o arada inmiş olan bir âyet-i kerîmedir.

o arada inmiş olan bir âyet-i kerîmedir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, iman ile ilgili meseleleri anlatıp öğrettiği, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, iman ile ilgili meseleleri anlatıp öğrettiği, yanlışlıkları düzelttiği, eski dinlerin hataların belirttiği gibi; topluma mutluluk gelmesi için,yanlışlıkları düzelttiği, eski dinlerin hataların belirttiği gibi; topluma mutluluk gelmesi için, insanların kardeşliklerinin kuvvetlenmesi için insanların kardeşliklerinin kuvvetlenmesi için birbirlerine karşı yapmaları gerekli vazifeleri de hatırlatıyordu.

birbirlerine karşı yapmaları gerekli vazifeleri de hatırlatıyordu.

İslâm'ın güzelliklerinden bir tanesi, en güzel yönlerinden bir tanesi de yalnız dünyayı değil, İslâm'ın güzelliklerinden bir tanesi, en güzel yönlerinden bir tanesi de yalnız dünyayı değil, yalnız âhireti değil; dünyayı ihmal edip sadece âhireti değil;yalnız âhireti değil; dünyayı ihmal edip sadece âhireti değil; âhireti ihmal edip sadece dünyayı değil; ikisini birden mâmur etme gayesini taşımasıâhireti ihmal edip sadece dünyayı değil; ikisini birden mâmur etme gayesini taşıması ve o konuda tavsiyelerde bulunması...ve o konuda tavsiyelerde bulunması... Onun için ibadetlerimizin içinde bir de mâlî ibadet var, zekât ibadeti... Onun için ibadetlerimizin içinde bir de mâlî ibadet var, zekât ibadeti... Zenginlerin, mallarının içinde kendilerinin olmayan,Zenginlerin, mallarının içinde kendilerinin olmayan, fakirin hakkı olan [zekâtı ayırıp vermeleri gerekir.]fakirin hakkı olan [zekâtı ayırıp vermeleri gerekir.] Allahu Teâlâ hazretleri, "Fakirlerin hakkıdır." buyuruyor.Allahu Teâlâ hazretleri, "Fakirlerin hakkıdır." buyuruyor. Halbuki dükkândan o kazandı ama zengin olduğu için zenginin malının içindeHalbuki dükkândan o kazandı ama zengin olduğu için zenginin malının içinde fakirin hakkı olduğunu beyan ediyor Allahu Teâlâ hazretleri. O malı veren, nasip eden Allah...fakirin hakkı olduğunu beyan ediyor Allahu Teâlâ hazretleri. O malı veren, nasip eden Allah... "Onu vermeniz lazım, vermezseniz başkasının hakkını yemiş olursunuz." diye düşünüyor İslâm.

"Onu vermeniz lazım, vermezseniz başkasının hakkını yemiş olursunuz." diye düşünüyor İslâm.

Onun için her çeşit zenginlikten, yani arazideki mahsûlâttan da, Onun için her çeşit zenginlikten, yani arazideki mahsûlâttan da, hayvan sürülerinden de, nakit paralardan, ticârî eşyalardan da çıkartıphayvan sürülerinden de, nakit paralardan, ticârî eşyalardan da çıkartıp belirli yerlere hayırları, paraları harcamak, farz olan zekât...belirli yerlere hayırları, paraları harcamak, farz olan zekât... Tabii bu farz olan zekâttan ayrı, insanların başka türlü de hayırlar yapması lazım!Tabii bu farz olan zekâttan ayrı, insanların başka türlü de hayırlar yapması lazım! Zekâtın dışında da hayırlar yapma ihtiyacı, gereği oluyor.Zekâtın dışında da hayırlar yapma ihtiyacı, gereği oluyor. Çünkü herkes zekâtı alma şartlarına sahip olmuyor ama Çünkü herkes zekâtı alma şartlarına sahip olmuyor ama yine de yardım edilmesi gereken kimseler oluyor.

yine de yardım edilmesi gereken kimseler oluyor.

Sonra zekât verilemeyecek yerler oluyor, insanın oralara da yardımcı olması gerekiyor. Sonra zekât verilemeyecek yerler oluyor, insanın oralara da yardımcı olması gerekiyor. Mesela zekât camiye verilmez. Yani cami yapılsın diye zekât parası verilmez. Mesela zekât camiye verilmez. Yani cami yapılsın diye zekât parası verilmez. Sonra mesela vefat etmiş bir insan, ortada cenazesi duruyor; Sonra mesela vefat etmiş bir insan, ortada cenazesi duruyor; "Bunun son masrafları yapılsın, kefen alınsın, tabut alınsın, mezar alınsın, gömülsün!"Bunun son masrafları yapılsın, kefen alınsın, tabut alınsın, mezar alınsın, gömülsün! Bu parayı zekâtımdan vereyim..." [denirse] oralara olmuyor.

Bu parayı zekâtımdan vereyim..." [denirse] oralara olmuyor.

Zekâtın şartları var; temlik şartı, verileceği yerler var.Zekâtın şartları var; temlik şartı, verileceği yerler var. Oralara başka hayırların yapılması gerekiyor.Oralara başka hayırların yapılması gerekiyor. Demek ki farz olan zekât hayrından ayrı da hayırlar, masraflar oluyor her zaman. Demek ki farz olan zekât hayrından ayrı da hayırlar, masraflar oluyor her zaman. Burada, bu âyet-i kerîmede biz müslümanlara bu konuda bilgi öğretilmiş oluyor.

Burada, bu âyet-i kerîmede biz müslümanlara bu konuda bilgi öğretilmiş oluyor.

Yes'elûneke mâzâ yünfikûn. "'Neyi infak edecekler?' diye sana soruyorlar."

Enfaka-yunfiku-infak fiili.
Yes'elûneke mâzâ yünfikûn. "'Neyi infak edecekler?' diye sana soruyorlar."

Enfaka-yunfiku-infak fiili.
İnfak demek, nafaka vermek, Yani geçinmesi için gerekli, yaşamı için, rahatça yaşayabilmesi için İnfak demek, nafaka vermek, Yani geçinmesi için gerekli, yaşamı için, rahatça yaşayabilmesi için lazım olan şeyleri vermek. lazım olan şeyleri vermek. Verilen şeye de nafaka, vermeye de infak deniliyor. Verilen şeye de nafaka, vermeye de infak deniliyor. Veren kimseye "ihsan eden, veren kimse" mânasına münfık deniliyor.

Veren kimseye "ihsan eden, veren kimse" mânasına münfık deniliyor.

"Neyi infak edeceğiz?" diye soruyorlar. Bu soran kişinin ismi de zikredilmiş, "Neyi infak edeceğiz?" diye soruyorlar. Bu soran kişinin ismi de zikredilmiş, Amr b. Cemuh radıyallhu anh.Amr b. Cemuh radıyallhu anh. Zengin bir zât ve yaşlı bir kimse. Peygamber Efendimiz hayır yapmayı, kesenin ağzını açmayı,Zengin bir zât ve yaşlı bir kimse. Peygamber Efendimiz hayır yapmayı, kesenin ağzını açmayı, Allah yolunda böyle sevap kazanmak için ihtiyaç yerlerine para vermeyi teşvik edince, Allah yolunda böyle sevap kazanmak için ihtiyaç yerlerine para vermeyi teşvik edince, o bunların hakkında bilgisini genişletmek istemiş.o bunların hakkında bilgisini genişletmek istemiş. Yani, "Nereye, nasıl vermemiz lazım?" diye Peygamber Efendimiz'e soruyor.

Yani, "Nereye, nasıl vermemiz lazım?" diye Peygamber Efendimiz'e soruyor.

Soru itibariyle, soruluş şekli itibariyle, Yes'elûneke mâzâ yünfikûn. Soru itibariyle, soruluş şekli itibariyle, Yes'elûneke mâzâ yünfikûn. "Neyi nafaka olarak vereceğiz?" gibi de anlaşılabilir ama tabii elinde olan para veya yiyecek,"Neyi nafaka olarak vereceğiz?" gibi de anlaşılabilir ama tabii elinde olan para veya yiyecek, giyecek, daha başka şeyler; her şey infak edilebilir.giyecek, daha başka şeyler; her şey infak edilebilir. O sorun değil. Burada soru, "Ne infak edeceğiz?"den maksad,O sorun değil. Burada soru, "Ne infak edeceğiz?"den maksad, "Nerelere, bu infak işini nasıl yapacağız? Bu konuda emrinizi nasıl yerine getireceğiz?" gibi "Nerelere, bu infak işini nasıl yapacağız? Bu konuda emrinizi nasıl yerine getireceğiz?" gibi bir maksadla sorulmuş olduğu için bu soru; bir maksadla sorulmuş olduğu için bu soru; Allahu Teâlâ hazretleri de onun nerelere, kimlere öncelikle yapılacağını;Allahu Teâlâ hazretleri de onun nerelere, kimlere öncelikle yapılacağını; yakını olması dolayısıyla, kişinin kimlere karşı sorumluluk taşıdığını, bu âyet-i kerîmedeyakını olması dolayısıyla, kişinin kimlere karşı sorumluluk taşıdığını, bu âyet-i kerîmede beyan etmiş oluyor;

beyan etmiş oluyor;

Kul. "De ki onlara ey Rasûlüm!" Mâ enfaktüm min hayrin.Kul. "De ki onlara ey Rasûlüm!" Mâ enfaktüm min hayrin. "Hayırdan, yani mal, para vesaire olarak vereceğiniz malzemeden infak ettiğiniz şeyler"Hayırdan, yani mal, para vesaire olarak vereceğiniz malzemeden infak ettiğiniz şeyler kim içindir?" Fe-li'l-vâlideyni. "Anne-baba içindir."

kim içindir?" Fe-li'l-vâlideyni. "Anne-baba içindir."

Evvela insanın annesine, babasına bakması lazım.Evvela insanın annesine, babasına bakması lazım. Annesi babası onlara, evlatlara küçükken nasıl baktıysa, evlatların da anne-babalarına bakması, Annesi babası onlara, evlatlara küçükken nasıl baktıysa, evlatların da anne-babalarına bakması, infak etmesi lazım. Hatta anne-babaya infak, sevap bakımından çok çok yüksek, infak etmesi lazım. Hatta anne-babaya infak, sevap bakımından çok çok yüksek, bire 700 mükâfat, sevap kazandırıyor. bire 700 mükâfat, sevap kazandırıyor. Bir verince 700 verilmiş gibi sevap kazandırıyor.

Ve'l-akrabîn. ["Ve daha yakınlar içindir."]

Bir verince 700 verilmiş gibi sevap kazandırıyor.

Ve'l-akrabîn. ["Ve daha yakınlar içindir."]

Akrabîn, akrab kelimesinin çoğulu. Akrabîn, akrab kelimesinin çoğulu. Bir de buna benzeyen, sesleri benzeyen akreb kelimesi var, Bir de buna benzeyen, sesleri benzeyen akreb kelimesi var, biz Türkçe'de "akrep" diyoruz; o ayın ile yazılır. biz Türkçe'de "akrep" diyoruz; o ayın ile yazılır. Bu kelime elif ile yazılıyor. O kelime başka, o Arapça'da akrab okunur. Bu kelime elif ile yazılıyor. O kelime başka, o Arapça'da akrab okunur. Burda ekrab, biraz hemze olduğunu duyurabilecek, anlayabilecek, Burda ekrab, biraz hemze olduğunu duyurabilecek, anlayabilecek, anlatabilecek şekilde dikkatli okumak lazım.anlatabilecek şekilde dikkatli okumak lazım. Ayın değil, hemze.

Akrab, karîb kelimesinin ism-i tafdilidir.
Ayın değil, hemze.

Akrab, karîb kelimesinin ism-i tafdilidir.
Karîb "yakın" demek, akrab "daha yakın" demek. Akrabîn de, "daha yakınlar" demek.

Karîb "yakın" demek, akrab "daha yakın" demek. Akrabîn de, "daha yakınlar" demek.

Bu daha yakınlar kimlerdir? Anne-babadan sonra, annenin, babanın dışında kalan tanıdıklar, Bu daha yakınlar kimlerdir? Anne-babadan sonra, annenin, babanın dışında kalan tanıdıklar, yakınların içinde nisbeten daha yakın olanlar hangileridir?

yakınların içinde nisbeten daha yakın olanlar hangileridir?

Hadis-i şerifte beyan edilmiş; Ümmeke ve ebâke. "Anana..." Önce anne zikrediliyor. Hadis-i şerifte beyan edilmiş; Ümmeke ve ebâke. "Anana..." Önce anne zikrediliyor. "Anana, babana." Ve uhteke. "Kız kardeşine." "Anana, babana." Ve uhteke. "Kız kardeşine." Ve ehâke. "Erkek kardeşine." Sümme ednâke ednâke. "Sonra daha yakına, daha yakına..."

Ve ehâke. "Erkek kardeşine." Sümme ednâke ednâke. "Sonra daha yakına, daha yakına..."

Ednâ kelimesi de Türkçe'de aşağılık filan mânasına geliyor. Ednâ kelimesi de Türkçe'de aşağılık filan mânasına geliyor. Halbuki Arapça'da "daha yakın" mânasına kullanılıyor. Halbuki Arapça'da "daha yakın" mânasına kullanılıyor. Ednâ'nın müennesi dünyâ geliyor. Ednâ'nın müennesi dünyâ geliyor. Daha yakın şey eğer erkek, müzekker kelimeyse ednâ kelimesi kullanılıyor;Daha yakın şey eğer erkek, müzekker kelimeyse ednâ kelimesi kullanılıyor; müennes yani dişil kelimeyse dünyâ kelimesi kullanılıyor.

müennes yani dişil kelimeyse dünyâ kelimesi kullanılıyor.

Mesela hayat. İki tane hayat var. Mesela hayat. İki tane hayat var. Bir öbür hayat, öldükten sonra, [ölümden] sonra başlayacak olan hayat. Bir öbür hayat, öldükten sonra, [ölümden] sonra başlayacak olan hayat. Bir de şu anda yaşadığımız hayat. Bu hayata el-hayâtü'd-dünyâ derler, Bir de şu anda yaşadığımız hayat. Bu hayata el-hayâtü'd-dünyâ derler, "daha yakın olan hayat" demek."daha yakın olan hayat" demek. Ötekisine de el-hayâtü'l-âhireh, "sonraki hayat" derler.Ötekisine de el-hayâtü'l-âhireh, "sonraki hayat" derler. Veyahut şimdi bu içinde yaşadığımız şu çevremize, ed-dâru'd-dünyâ "şimdiki yurt, ev" derler.Veyahut şimdi bu içinde yaşadığımız şu çevremize, ed-dâru'd-dünyâ "şimdiki yurt, ev" derler. Âhirete, öldükten sonra varılan ikinci âlemdeki yere de, ed-dâru'l-ahireh "sonraki yurt" [derler.]Âhirete, öldükten sonra varılan ikinci âlemdeki yere de, ed-dâru'l-ahireh "sonraki yurt" [derler.] Yani ednâ ve dünyâ birisi müzekker, birisi müennes daha yakın demek.

Yani ednâ ve dünyâ birisi müzekker, birisi müennes daha yakın demek.

Demek ki anneden başlayacak, kız kardeş, erkek kardeş, sonra işte o yakınlık sırasına göre, Demek ki anneden başlayacak, kız kardeş, erkek kardeş, sonra işte o yakınlık sırasına göre, çevresinde böyle yardım eli uzatılacaklardan kimler varsa, onlara el uzatılacak.

çevresinde böyle yardım eli uzatılacaklardan kimler varsa, onlara el uzatılacak.

Tabii bu zekât değil, çünkü zekât annelere, babalara, dedelere, ninelere, torunlara verilmez.Tabii bu zekât değil, çünkü zekât annelere, babalara, dedelere, ninelere, torunlara verilmez. Yani usûl ve furûa zekât vermek yoktur. Çünkü onların bakımı zaten kendisinin üzerine... Yani usûl ve furûa zekât vermek yoktur. Çünkü onların bakımı zaten kendisinin üzerine... O zaman zekâtı kendisine vermiş oluyor. Halbuki zekât malını çıkartıp fedâkârlık yapma ibadeti... O zaman zekâtı kendisine vermiş oluyor. Halbuki zekât malını çıkartıp fedâkârlık yapma ibadeti... Onlara olmuyor. Annesine babasına mecburen bakacak.Onlara olmuyor. Annesine babasına mecburen bakacak. Burada bu harcamaların zekâtın dışında olduğu buradan da anlaşılıyor.Burada bu harcamaların zekâtın dışında olduğu buradan da anlaşılıyor. Anne-baba kelimesini kullanmakla, bu harcamaların zekât dışı harcamalar olduğunu beyan etmiş oluyor.

Anne-baba kelimesini kullanmakla, bu harcamaların zekât dışı harcamalar olduğunu beyan etmiş oluyor.

Biz de [vakıflarımızda,] hayır işlerini takip ederken kardeşlerimiz hayır yapan kimselere Biz de [vakıflarımızda,] hayır işlerini takip ederken kardeşlerimiz hayır yapan kimselere verdikleri paraları sorarlardı;

verdikleri paraları sorarlardı;

"Bu parayı veriyorsun, Allah kabul etsin, tamam. Bu nasıl bir para?"

"Bu parayı veriyorsun, Allah kabul etsin, tamam. Bu nasıl bir para?"

Zekâtsa onun harcanma yerleri belli, fakirlere verilecek vesaire. Zekâtsa onun harcanma yerleri belli, fakirlere verilecek vesaire. [Verilen para] serbest hayırsa, infak edilecek, herhangi bir konuda harcanabilecek cinstense [Verilen para] serbest hayırsa, infak edilecek, herhangi bir konuda harcanabilecek cinstense o zaman ona serbest hayır derlerdi.o zaman ona serbest hayır derlerdi. Farz edelim, tamirat yapılacak oraya harcanır, caminin musluğu değişecek,Farz edelim, tamirat yapılacak oraya harcanır, caminin musluğu değişecek, yüznumarası genişletilecek oraya harcanır.

yüznumarası genişletilecek oraya harcanır.

Akrabîn, yani "daha yakınlar" mânasına çoğul bu da. Akrabîn, yani "daha yakınlar" mânasına çoğul bu da. "Nafakalar, hayırlar ana-babaya verilir, en yakınlara verilir." Ve'l-yetâmâ."Nafakalar, hayırlar ana-babaya verilir, en yakınlara verilir." Ve'l-yetâmâ. "Yetimlere verilir."

Babası yok, kendisini himaye edecek, geçindirecek kimsesi yok, boynu bükük...
"Yetimlere verilir."

Babası yok, kendisini himaye edecek, geçindirecek kimsesi yok, boynu bükük...
Onlara verilir. Tabii o zamanlar, biraz daha fazlaydı galiba bu yetimler.Onlara verilir. Tabii o zamanlar, biraz daha fazlaydı galiba bu yetimler. Çünkü babalar, erler cihada gidiyorlar, şehid oluyorlardı. Geride aileler, çocuklar kalıyordu.Çünkü babalar, erler cihada gidiyorlar, şehid oluyorlardı. Geride aileler, çocuklar kalıyordu. E onların bakılması tabii müslümanlar için önemli.

E onların bakılması tabii müslümanlar için önemli.

Ve'l-mesâkîn. "Geçimini sağlayamayacak miskin, fakirler." Ve'bni's-sebîl. "Yolcu."Ve'l-mesâkîn. "Geçimini sağlayamayacak miskin, fakirler." Ve'bni's-sebîl. "Yolcu." Bu tam kelime olarak ibn-i sebîl "yolun oğlu" demek.

Bu tam kelime olarak ibn-i sebîl "yolun oğlu" demek.

Yani yolda kalmış, parası olmadığı için bir yerden bir yere, gideceği yere gidemiyor.Yani yolda kalmış, parası olmadığı için bir yerden bir yere, gideceği yere gidemiyor. Muhtaç, yani kendi beldesinde değil, garib. Ona da yardım edilmesi lazım.

Muhtaç, yani kendi beldesinde değil, garib. Ona da yardım edilmesi lazım.

Zekâtta tabii iki kalem daha geçer. Birisi köleler. Zekâtta tabii iki kalem daha geçer. Birisi köleler. Zekâtın nerelere sarf edilebileceği konusunda burada şeyler zikredilmemiş.Zekâtın nerelere sarf edilebileceği konusunda burada şeyler zikredilmemiş. Ama onlar da arkadaki gelen kelimede anlaşılıyor.

Ve mâ tef'alü min hayrin.
Ama onlar da arkadaki gelen kelimede anlaşılıyor.

Ve mâ tef'alü min hayrin.
"Hayırdan ne yaparsanız." Fe-innellâhe bihî alîm. "Hayırdan ne yaparsanız." Fe-innellâhe bihî alîm. Allahu Teâlâ hazretleri onu çok çok, hakkıyla, tamamıyla, bihakkın bilir.Allahu Teâlâ hazretleri onu çok çok, hakkıyla, tamamıyla, bihakkın bilir. Hiç şüphe yok ki yaptığınız her hayrı Allahu Teâlâ hazretleri bilir." buyurmuş oluyor.

Hiç şüphe yok ki yaptığınız her hayrı Allahu Teâlâ hazretleri bilir." buyurmuş oluyor.

Burada tefsir kitabı Meymun b. Mihran rahmetullahi aleyh'in bir sözünü almış; Burada tefsir kitabı Meymun b. Mihran rahmetullahi aleyh'in bir sözünü almış; "Ana-baba, yakınlar, yetimler, fakirler, yolda kalmış fakir yolcular filan bunlar"Ana-baba, yakınlar, yetimler, fakirler, yolda kalmış fakir yolcular filan bunlar var da infak edilecek yerler arasında; lüks tabaklar, çalgılar, süsler, oraya buraya asılan,var da infak edilecek yerler arasında; lüks tabaklar, çalgılar, süsler, oraya buraya asılan, duvarları süsleyen, duvarların güzel görünmesi için asılan askılar, örtüler... duvarları süsleyen, duvarların güzel görünmesi için asılan askılar, örtüler... böyle şeyler yok." diyor.böyle şeyler yok." diyor. Yani demek istiyor ki;

Yani demek istiyor ki;

"Allahu Teâlâ hazretleri bu âyet-i kerîmede paraları böyle gerçek faydası olacak yerlere harcamanızı emretmiş. "Allahu Teâlâ hazretleri bu âyet-i kerîmede paraları böyle gerçek faydası olacak yerlere harcamanızı emretmiş. Lüzumsuz yerlere harcamayın! Çünkü paranın nereye harcandığını daLüzumsuz yerlere harcamayın! Çünkü paranın nereye harcandığını da Allahu Teâlâ hazretleri soracak. Sen istediğin her yere harcayamazsın!"

Allahu Teâlâ hazretleri soracak. Sen istediğin her yere harcayamazsın!"

Şimdi biz tabii Türkiye'de şu anda görmüyorum halkın davranışının nasıl olduğunu, Şimdi biz tabii Türkiye'de şu anda görmüyorum halkın davranışının nasıl olduğunu, bugünlerde takip edemedim ama mesela,bugünlerde takip edemedim ama mesela, Allah ıslâh etsin, kim bilir bu yılbaşı eğlencesi filan diye ne kadar çamlar kesilmiştir,Allah ıslâh etsin, kim bilir bu yılbaşı eğlencesi filan diye ne kadar çamlar kesilmiştir, ne kadar kesimler yapılmıştır?.. ne kadar kesimler yapılmıştır?.. Ne kadar otellerde, ne kadar büyük paralarla, ne kadar ayırmalar,Ne kadar otellerde, ne kadar büyük paralarla, ne kadar ayırmalar, rezervasyon dedikleri yer kapatmalar yapılmıştır?..rezervasyon dedikleri yer kapatmalar yapılmıştır?.. Nice nice paralar, nice nice eğlencelere sarf edilmiştir?..

Nice nice paralar, nice nice eğlencelere sarf edilmiştir?..

Halbuki ne kadar fakir müslüman var çevremizde ve Türkiyemizde... Halbuki ne kadar fakir müslüman var çevremizde ve Türkiyemizde... Ve paraların israf edilmeyip de harcanması gereken ne kadar önemli konular var!..Ve paraların israf edilmeyip de harcanması gereken ne kadar önemli konular var!.. Onun için, o mübarek zâtın o ikazı da burada çok tatlı geldi bana; "Evet buralara infak edilir.Onun için, o mübarek zâtın o ikazı da burada çok tatlı geldi bana; "Evet buralara infak edilir. Tamam infak edilecek yerleri gördünüz ama infak edilemeyecek yerleri de unutmayın,Tamam infak edilecek yerleri gördünüz ama infak edilemeyecek yerleri de unutmayın, oralara da infak yapmayın! Harcama boş yere, havaya gitmesin, sorumluluğa düşmeyin! oralara da infak yapmayın! Harcama boş yere, havaya gitmesin, sorumluluğa düşmeyin! Allahu Teâlâ hazretleri sonra sizi cezalandırmasın!" demek oluyor.

Allahu Teâlâ hazretleri sonra sizi cezalandırmasın!" demek oluyor.

Evet, sizden ne hayır olursa, büyük küçük, Allahu Teâlâ hazretleri hiç şüphesiz onu alır, Evet, sizden ne hayır olursa, büyük küçük, Allahu Teâlâ hazretleri hiç şüphesiz onu alır, onu görür ve bilir ve mükâfatlandırır.onu görür ve bilir ve mükâfatlandırır. En üstün şekilde mükâfatlandırır. En aşağısı bire ondur.En üstün şekilde mükâfatlandırır. En aşağısı bire ondur. Yapılan iyiliğin mükâfatlandırılmasında mükâfatın katsayısı, en aşağısı bire ondur.Yapılan iyiliğin mükâfatlandırılmasında mükâfatın katsayısı, en aşağısı bire ondur. Ama bazen [bire yediyüzdür.]

Ama bazen [bire yediyüzdür.]

Demin mesela, anne-babaya yapılan yardım geçti; anne-babaya yardım bire yediyüzdür. Demin mesela, anne-babaya yapılan yardım geçti; anne-babaya yardım bire yediyüzdür. İnsanın evine getirdiği yiyecek, içecek, g‎iyecek; çoluk çocuğu rahat etsin, huzurlu yaşasınlar, İnsanın evine getirdiği yiyecek, içecek, g‎iyecek; çoluk çocuğu rahat etsin, huzurlu yaşasınlar, kimsenin eline bakmasınlar, başkalarına imrenmesinler, özenmesinler diyekimsenin eline bakmasınlar, başkalarına imrenmesinler, özenmesinler diye eve bol bol yiyecek, içecek getirmek lazım.eve bol bol yiyecek, içecek getirmek lazım. Çoluk çocuğu gözü tok yetiştirmek lazım! Onlar [da] bire yediyüzdür. Çoluk çocuğu gözü tok yetiştirmek lazım! Onlar [da] bire yediyüzdür. Allah yolunda sarf edilen paralar bire yediyüzdür.Allah yolunda sarf edilen paralar bire yediyüzdür. Tabii niyetlerin ve ihtiyaçların çokluğuna göre, sarf edilen yer çok hayır,Tabii niyetlerin ve ihtiyaçların çokluğuna göre, sarf edilen yer çok hayır, büyük sonuç getirecekse mükâfatı daha da büyük olabilir.

büyük sonuç getirecekse mükâfatı daha da büyük olabilir.

Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi görevlerimizi bilip, onları eksiksiz yapmaya muvaffak etsin...Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi görevlerimizi bilip, onları eksiksiz yapmaya muvaffak etsin... Yapmayıp da sorumlu duruma düşmekten korusun...Yapmayıp da sorumlu duruma düşmekten korusun... Yanlış yerlere lüzumsuz, fuzûlî veyahut israf veyahut haram harcamalar yapmaktan da korusun...

Yanlış yerlere lüzumsuz, fuzûlî veyahut israf veyahut haram harcamalar yapmaktan da korusun...

Çünkü harcarsın, ama onun vebali, sorumluluğu kalır. Çünkü harcarsın, ama onun vebali, sorumluluğu kalır. Harcanacak yerlere harcamaz; o zaman da onlar cehennem ateşinde kızdırılacak, alınlarına,Harcanacak yerlere harcamaz; o zaman da onlar cehennem ateşinde kızdırılacak, alınlarına, sırtlarına, yanlarına yapıştırılacak. O harcamadığı altınlar, gümüşler, paralar,sırtlarına, yanlarına yapıştırılacak. O harcamadığı altınlar, gümüşler, paralar, Allah yoluna harcamadığı şeyler yapıştırılacak. Allah yoluna harcamadığı şeyler yapıştırılacak. Cehennemde, "İşte dünyadayken harcamadıklarınız!Cehennemde, "İşte dünyadayken harcamadıklarınız! Tadın bakalım, saklayıp biriktirdikleriniz nasılmış?!" diye o azabı tatmak ne demek?Tadın bakalım, saklayıp biriktirdikleriniz nasılmış?!" diye o azabı tatmak ne demek? Yani son derece acı ve feci olacak. Öyle cezalandırılacağı âyet-i kerîmelerde bildiriliyor.Yani son derece acı ve feci olacak. Öyle cezalandırılacağı âyet-i kerîmelerde bildiriliyor. Binâenaleyh, cimrilik de yapmamak lazım!Binâenaleyh, cimrilik de yapmamak lazım! Keseyi açtığı zaman da, yanlış yerlere de sarf etmemek lazım.Keseyi açtığı zaman da, yanlış yerlere de sarf etmemek lazım. Gösterişe, günaha, harama, yasak şeylere harcamamak da lazım.

Gösterişe, günaha, harama, yasak şeylere harcamamak da lazım.

Bundan sonraki âyet-i kerîme 216. âyet-i kerîme;

Bundan sonraki âyet-i kerîme 216. âyet-i kerîme;

Kütibe aleykümü'l-kıtâlü ve hüve kürhün leküm. "Kıtâl sizin üzerinize yazıldı. Kütibe aleykümü'l-kıtâlü ve hüve kürhün leküm. "Kıtâl sizin üzerinize yazıldı. Ve o sizin için nâhoş bir şey, sevimsiz, hoş olmayan, kerih görülen bir şey olduğu haldeVe o sizin için nâhoş bir şey, sevimsiz, hoş olmayan, kerih görülen bir şey olduğu halde sizin boynunuza vazife olarak savaş, kıtal yazıldı."sizin boynunuza vazife olarak savaş, kıtal yazıldı." Ve asâ en tekrehû şey'en. "Sizin hoşunuza gitmeyen şeyler olabilir ama;Ve asâ en tekrehû şey'en. "Sizin hoşunuza gitmeyen şeyler olabilir ama; o bir şeyi siz hoşlanmazsınız, sevmezsiniz, kerih görürsünüz, mekruh görürsünüz,o bir şeyi siz hoşlanmazsınız, sevmezsiniz, kerih görürsünüz, mekruh görürsünüz, nâhoş görürsünüz ama." nâhoş görürsünüz ama." Ve hüve hayrun leküm. "O sizin için daha hayırlıdır." Ve asâ en tuhibbû şey'en. Ve hüve hayrun leküm. "O sizin için daha hayırlıdır." Ve asâ en tuhibbû şey'en. "Bazen de bunun mukabilinde, karşısında bir şeyi seversiniz." Ve hüve şerrün leküm."Bazen de bunun mukabilinde, karşısında bir şeyi seversiniz." Ve hüve şerrün leküm. "O sizin için hayır değildir, şerdir, daha kötüdür.""O sizin için hayır değildir, şerdir, daha kötüdür." Vallâhu ya'lemu ve entüm lâ ta'lemûn.Vallâhu ya'lemu ve entüm lâ ta'lemûn. "Allahu Teâlâ hazretleri her şeyi biliyor, Allah biliyor ama siz bilmiyorsunuz."

"Allahu Teâlâ hazretleri her şeyi biliyor, Allah biliyor ama siz bilmiyorsunuz."

Onun için yazmışsa, savaşı yazmışsa bildiği için yazmıştır. Onun için yazmışsa, savaşı yazmışsa bildiği için yazmıştır. Engin, sonsuz ilminden, âkıbetini bildiğinden, sonunun hayır olacağını bildiğinden yazmıştır.Engin, sonsuz ilminden, âkıbetini bildiğinden, sonunun hayır olacağını bildiğinden yazmıştır. Siz bilmediğiniz için yazılan şeyden hoşlanmazsınız, Siz bilmediğiniz için yazılan şeyden hoşlanmazsınız, canınız sıkılır ama onun sonundan hayır gelecektir.canınız sıkılır ama onun sonundan hayır gelecektir. Siz bilmezsiniz, Allah biliyor. Sonunda hayır olduğu için yazmıştır.Siz bilmezsiniz, Allah biliyor. Sonunda hayır olduğu için yazmıştır. Yani savaş gibi insanda tatsız izlenimler, duygular [doğuran] bir kelimenin, Yani savaş gibi insanda tatsız izlenimler, duygular [doğuran] bir kelimenin, bir işin bile sonunda hayır vardır. bir işin bile sonunda hayır vardır. Onun için Allah onu yazmış oluyor.

Onun için Allah onu yazmış oluyor.

Kütibe "yazmak" demek, yani farz kılınmak. Vazifeler sırasının başına yazılmış oluyor savaş. Kütibe "yazmak" demek, yani farz kılınmak. Vazifeler sırasının başına yazılmış oluyor savaş. Kıtâl, katele kökünden mufâale bâbıdır. Yani katele "öldürdü" demek, Kıtâl, katele kökünden mufâale bâbıdır. Yani katele "öldürdü" demek, kıtâl de "karşılıklı öldürüşmek" demek. kıtâl de "karşılıklı öldürüşmek" demek. Yani dövüşüp öldüresiye, öldürmecesine dövüşmek,Yani dövüşüp öldüresiye, öldürmecesine dövüşmek, insanların, orduların karşı karşıya gelip, birbirini öldürüşmesi demek.insanların, orduların karşı karşıya gelip, birbirini öldürüşmesi demek. Bu cihadın özel bir şeklidir.

Cihad, o da cehd kökünden geliyor;
Bu cihadın özel bir şeklidir.

Cihad, o da cehd kökünden geliyor;
cehd sarfetmek ama karşılıklı cehd sarfetmek. cehd sarfetmek ama karşılıklı cehd sarfetmek. İslâm düşmanları İslâmı yok etmek için cehd sarfediyorlar, müslümanlar da İslâm düşmanları İslâmı yok etmek için cehd sarfediyorlar, müslümanlar da İslâm'ı korumak için cehd sarfediyor. Böyle bir cihad oluyor, karşılıklı cehdleşme oluyor. İslâm'ı korumak için cehd sarfediyor. Böyle bir cihad oluyor, karşılıklı cehdleşme oluyor. Bu cehdleşme bazen kıtâle, savaşmaya, vuruşmaya öldürmeye dönüşür.Bu cehdleşme bazen kıtâle, savaşmaya, vuruşmaya öldürmeye dönüşür. Bazen de oraya varmaz ama başka dallarda, başka geniş alanlardaBazen de oraya varmaz ama başka dallarda, başka geniş alanlarda çok çalışmalar yapmak tarzında tezahür eder.

çok çalışmalar yapmak tarzında tezahür eder.

Demek ki, kıtâl cihadın bir çeşididir ama bazen de biribiri yerine kullanılıyor. Demek ki, kıtâl cihadın bir çeşididir ama bazen de biribiri yerine kullanılıyor. Halbuki cihad daha geniş, daha umumî bir kavramdır.Halbuki cihad daha geniş, daha umumî bir kavramdır. Kıtal daha hususî bir kavramdır yani daha hususî bir cihad şeklidir.Kıtal daha hususî bir kavramdır yani daha hususî bir cihad şeklidir. Müslüman olarak, sizin boynunuza farz olarak, görev olarak yazıldı.Müslüman olarak, sizin boynunuza farz olarak, görev olarak yazıldı. Kıtal, karşılıklı silahları alıp öldüresiye çarpışmak, orduların karşı karşıya gelmesi demek.

Kıtal, karşılıklı silahları alıp öldüresiye çarpışmak, orduların karşı karşıya gelmesi demek.

Savaşa tutuştuğu zaman ne oluyor?

Savaşa tutuştuğu zaman ne oluyor?

Şimdi Türkçe'deki savaş kelimesi, savmak kökünden geliyor. Şimdi Türkçe'deki savaş kelimesi, savmak kökünden geliyor. Yani birisi geliyor üstüne, sen de onu savıyorsun.Yani birisi geliyor üstüne, sen de onu savıyorsun. Sen onun üstüne gittiğin zaman, o da seni savıyor, karşılıklı biribirinizden savuşma yapıyorsunuz; Sen onun üstüne gittiğin zaman, o da seni savıyor, karşılıklı biribirinizden savuşma yapıyorsunuz; savuyorsunuz karşınıza geleni...

savuyorsunuz karşınıza geleni...

Bu çarpışma, öldürmece mânası oradan gelmiş kelime, burada kataleden geliyor. Bu çarpışma, öldürmece mânası oradan gelmiş kelime, burada kataleden geliyor. Biliyorsunuz öldürene kâtil derler, öldürmeye katletmek derler.Biliyorsunuz öldürene kâtil derler, öldürmeye katletmek derler. Kıtal de öldürüşmek demek. Bunu Allahu Teâlâ hazretleri mü'minlere yazdı.

Neden?

Kıtal de öldürüşmek demek. Bunu Allahu Teâlâ hazretleri mü'minlere yazdı.

Neden?

İslâm düşmanlarının İslâm'a, Peygamberimiz'e, müslümanlara tecavüzleri artık anlaşılabilir, İslâm düşmanlarının İslâm'a, Peygamberimiz'e, müslümanlara tecavüzleri artık anlaşılabilir, izah edilebilir bir ölçünün çok üzerine çıktı; baskılar, izah edilebilir bir ölçünün çok üzerine çıktı; baskılar, zulümler çok aşırılaştı ve başladılar müslümanları öldürmeye... zulümler çok aşırılaştı ve başladılar müslümanları öldürmeye... Azıttılar, azgınlaştılar; zavallı, mâsum, mazlum, zayıf, müstad'af müslümanları işkencelerleAzıttılar, azgınlaştılar; zavallı, mâsum, mazlum, zayıf, müstad'af müslümanları işkencelerle öldürmeye başladılar. öldürmeye başladılar. Müslümanlar boynu bükük duruyorlar, Allahu Teâlâ hazretleri de o zaman savunma emri veriyor.Müslümanlar boynu bükük duruyorlar, Allahu Teâlâ hazretleri de o zaman savunma emri veriyor. "Onlar, düşmanlarlar size öyle yaptıkları için savaşmak yazıldı."

"Onlar, düşmanlarlar size öyle yaptıkları için savaşmak yazıldı."

Ve hüve kürhün leküm. Burası hal cümlesidir. Ve hüve kürhün leküm. Burası hal cümlesidir. Yani, "Sizin için mekruh, hoşlanılmayan, tatsız bir şey olduğu halde savaş sizin boynunuza yazıldı."

Yani, "Sizin için mekruh, hoşlanılmayan, tatsız bir şey olduğu halde savaş sizin boynunuza yazıldı."

Evet, kürh kelimesi kerîh kelimesinin ism-i tafdilinin çoğulu olabilir. Evet, kürh kelimesi kerîh kelimesinin ism-i tafdilinin çoğulu olabilir. Yani kerîh, "mekruh görülen, hoşlanılmayan şey" demek. Yani kerîh, "mekruh görülen, hoşlanılmayan şey" demek. İsm-i tafdili ekreh, "en çok sevilmeyen şey." Onun da çoğulu kürh gelir.İsm-i tafdili ekreh, "en çok sevilmeyen şey." Onun da çoğulu kürh gelir. Yani, "Hiç sevilmeyen şeyler olduğu halde savaş."Yani, "Hiç sevilmeyen şeyler olduğu halde savaş." "Hiç sevilmeyen işlerden oluşan bir faaliyet savaş."

Nedir hoşlanılmayan şeyler?

"Hiç sevilmeyen işlerden oluşan bir faaliyet savaş."

Nedir hoşlanılmayan şeyler?

Bir kere yola çıkıyorsun, toza toprağa bulanıyorsun.Bir kere yola çıkıyorsun, toza toprağa bulanıyorsun. Nöbet tutman lazım, gece baskına uğrayabilirsin. Silahı taşıyacaksın, cephaneyi taşıyacaksın... Nöbet tutman lazım, gece baskına uğrayabilirsin. Silahı taşıyacaksın, cephaneyi taşıyacaksın... Yatak yok, nerede yatacağın belli değil, rahat yok. Su bulamayabilirsin, gıda bulamayabilirsin...Yatak yok, nerede yatacağın belli değil, rahat yok. Su bulamayabilirsin, gıda bulamayabilirsin... Düşmanla çarpıştığın zaman düşman zorlu olursa, karşı karşıya geldiğin zamanDüşmanla çarpıştığın zaman düşman zorlu olursa, karşı karşıya geldiğin zaman sen güçsüz olursan, o kuvvetli olursa; yatırır, keser, biçer. sen güçsüz olursan, o kuvvetli olursa; yatırır, keser, biçer. Ölmek var, yaralanmak var, yorulmak var... Bir sürü mekruh, bir sürü kerih şeyler var. Ölmek var, yaralanmak var, yorulmak var... Bir sürü mekruh, bir sürü kerih şeyler var. Eh savaş böyle tatsızlıklardan meydana gelmiş olduğu halde, mecburiyet, savaşmayı Allah yazdı.

Eh savaş böyle tatsızlıklardan meydana gelmiş olduğu halde, mecburiyet, savaşmayı Allah yazdı.

Neden?

Mesela, bir uzuvda iyice doktorların ümit kestiği bir rahatsızlık büyüdüğü,
Neden?

Mesela, bir uzuvda iyice doktorların ümit kestiği bir rahatsızlık büyüdüğü,
kangren olduğu zaman, o zaman doktorlar bir araya geliyorlar;

kangren olduğu zaman, o zaman doktorlar bir araya geliyorlar;

"Keseceğiz bu uzvu..." diyorlar.

"Niye?"

"Keseceğiz bu uzvu..." diyorlar.

"Niye?"

"Bu uzuv çürüdü. Bu uzuv bu haliyle artık vücuda yük oldu. "Bu uzuv çürüdü. Bu uzuv bu haliyle artık vücuda yük oldu. Bunu böyle bırakırsak, buradaki irinler, [mikroplar] vücudun öbür taraflarına da yayılır, ölürsün.Bunu böyle bırakırsak, buradaki irinler, [mikroplar] vücudun öbür taraflarına da yayılır, ölürsün. Onun için bunu vücuttan ayırmamız lazım!..Onun için bunu vücuttan ayırmamız lazım!.. Burası çürüdü, buraya kan gitmiyor, burası tedavi olamıyor, Burası çürüdü, buraya kan gitmiyor, burası tedavi olamıyor, 'kangren oldu' diyoruz; kesmek lazım!.."

'kangren oldu' diyoruz; kesmek lazım!.."

Allah etmesin, insanın bacağını kesiyorlar, kolunu kesiyorlar, neden?

Allah etmesin, insanın bacağını kesiyorlar, kolunu kesiyorlar, neden?

Yaşamı devam ettirmek için.

Bazen siz de çevrenizde her zaman görürsünüz;
Yaşamı devam ettirmek için.

Bazen siz de çevrenizde her zaman görürsünüz;
Allah sağlığınızı, afiyetinizi dâim eylesin... Allah sağlığınızı, afiyetinizi dâim eylesin... İnsan kendi eliyle hastaneye gidiyor ve ameliyat oluyor.

Ameliyat ne demek?

İnsan kendi eliyle hastaneye gidiyor ve ameliyat oluyor.

Ameliyat ne demek?

Vücudundan bir şeyin kesilmesi, atılması demek.Vücudundan bir şeyin kesilmesi, atılması demek. Kanın akması, iğnenin batması, canın yanması demek... Ama insan istiyor bunu.

Kanın akması, iğnenin batması, canın yanması demek... Ama insan istiyor bunu.

Neden?

Sonunda sağlık var diye.

İşte aynen böyle; toplumun da sağlığı,
Neden?

Sonunda sağlık var diye.

İşte aynen böyle; toplumun da sağlığı,
yaşamı için düşmanın azgınlığı artınca, düşmanla savaş hoş bir şey olmasa bile gerekiyor. yaşamı için düşmanın azgınlığı artınca, düşmanla savaş hoş bir şey olmasa bile gerekiyor. Zaten siz savaşmasanız bile, siz savaşmadığınız halde düşman üstünüze gelmeye devam ediyor.Zaten siz savaşmasanız bile, siz savaşmadığınız halde düşman üstünüze gelmeye devam ediyor. Senin sulhçu olman, onun daha çok iştahını kabartıyor. Senin sulhçu olman, onun daha çok iştahını kabartıyor. "Tamam bunlar çarpışmazlar, ses çıkartmazlar, silah kullanmazlar, itiraz etmezler,"Tamam bunlar çarpışmazlar, ses çıkartmazlar, silah kullanmazlar, itiraz etmezler, bunların zihniyeti budur." diye,bunların zihniyeti budur." diye, o zaman kurtların, bir kurdun bir sürüye girip bütün koyunları boğması gibi durum oluyor. o zaman kurtların, bir kurdun bir sürüye girip bütün koyunları boğması gibi durum oluyor. Demek ki o kadar da [gafil] olmaması lazım. Hayat öyle değil. Demek ki o kadar da [gafil] olmaması lazım. Hayat öyle değil. Hayat o kadar, her şeyden uzak durmak değil.

Hayat o kadar, her şeyden uzak durmak değil.

Tabiata baktığımız zaman, her hayvanın kişi olarak savunma teşkilatı vardır.Tabiata baktığımız zaman, her hayvanın kişi olarak savunma teşkilatı vardır. Toplum olarak da savunma tedbirleri vardır.Toplum olarak da savunma tedbirleri vardır. Mesela kutlar saldırdığı zaman yaban atları daire olurlarmış,Mesela kutlar saldırdığı zaman yaban atları daire olurlarmış, başlarını iç tarafa getirip arka ayakları dışarıda,başlarını iç tarafa getirip arka ayakları dışarıda, gelen kurtlara çifte atarak kendilerini savunurlarmış. gelen kurtlara çifte atarak kendilerini savunurlarmış. Bu bir askeri [tedbir,] tabii güzel. Yani başları dışarıda olsa tehlikede oluyorlar. Bu bir askeri [tedbir,] tabii güzel. Yani başları dışarıda olsa tehlikede oluyorlar. En kuvvetli cihazları arka ayakları, vurup vurup kurtları kaçırttırıyorlarmış.En kuvvetli cihazları arka ayakları, vurup vurup kurtları kaçırttırıyorlarmış. İşte kendisini savunmak için bazı hayvanların boynuzu, bazı hayvanların iğnesi,İşte kendisini savunmak için bazı hayvanların boynuzu, bazı hayvanların iğnesi, bazısının dişleri oluyor. bazısının dişleri oluyor. Bazıları kendisini şahıs olarak, fert olarak, tek birey olarak savunuyor.Bazıları kendisini şahıs olarak, fert olarak, tek birey olarak savunuyor. Bazen de topluca savunma yapıyorlar.

Bazen de topluca savunma yapıyorlar.

Tabii en şerefli, en akıllı mahluk olan insan da hem kişisel olarak, özel olarak, tek olarak, Tabii en şerefli, en akıllı mahluk olan insan da hem kişisel olarak, özel olarak, tek olarak, birey olarak, şahsi olarak; hem de toplum olarak bu durumla karşılaşabilir.birey olarak, şahsi olarak; hem de toplum olarak bu durumla karşılaşabilir. Onun için Allah bunu yazmış.

Ve asâ en tekrehû şey'en ve hüve hayrun leküm.
Onun için Allah bunu yazmış.

Ve asâ en tekrehû şey'en ve hüve hayrun leküm.
Bu asâ ince okunacak. Asâ diye kalın okunmayacak. Bu asâ ince okunacak. Asâ diye kalın okunmayacak. Çünkü ayından sonra sin var. Sin olduğu, ince olduğu belirtilecek.Çünkü ayından sonra sin var. Sin olduğu, ince olduğu belirtilecek. Arapça'da asâ sin [harfi] ile olunca, "belki, olabilir ki, bir ihtimal de şu ki" mânasına bir kelime.Arapça'da asâ sin [harfi] ile olunca, "belki, olabilir ki, bir ihtimal de şu ki" mânasına bir kelime. Sad [harfi] ile asâ olursa, "isyan etti" demek olur. Mâna tamamen başka tarafa kayar. Sad [harfi] ile asâ olursa, "isyan etti" demek olur. Mâna tamamen başka tarafa kayar. Onun için güzel, tecvidle, mehâric-i hurûfa, Onun için güzel, tecvidle, mehâric-i hurûfa, harfin telaffuz şekline dikkat ederek öyle telaffuz etmek lazım.

harfin telaffuz şekline dikkat ederek öyle telaffuz etmek lazım.

"Tükçe'de de var mı böyle bir şeyler?" derseniz ,var tabii. Mesela "kır" kelimesi. "Tükçe'de de var mı böyle bir şeyler?" derseniz ,var tabii. Mesela "kır" kelimesi. Bizde ı harfi var. Avrupalıların hiç çıkartamadıkları bir harf bu.Bizde ı harfi var. Avrupalıların hiç çıkartamadıkları bir harf bu. Türkçe öğrenenler bakıyorum bu ı harfinde çok zorlanıyorlar.Türkçe öğrenenler bakıyorum bu ı harfinde çok zorlanıyorlar. "Kır" kelimesini haydi bakalım çok yakın bir nokta farkı var, i ile oku; kir olur. "Kır" kelimesini haydi bakalım çok yakın bir nokta farkı var, i ile oku; kir olur. Mâna hemen bozuluyor. Çünkü Türkçe'de ı başka, i başka.Mâna hemen bozuluyor. Çünkü Türkçe'de ı başka, i başka. Yani ü başka u başka; kur başka, kür başka mesela. Yani ü başka u başka; kur başka, kür başka mesela. Onun için burada da asâ başka, [sad harfi ile] asâ olsaydı başka olacaktı.

Onun için burada da asâ başka, [sad harfi ile] asâ olsaydı başka olacaktı.

Asâ. "Muhtemeldir ki." En tekrehû şey'en. Asâ. "Muhtemeldir ki." En tekrehû şey'en. "Bir şeyden siz hoşlanmıyorsunuz, bir şeyi mekruh, nâhoş görüyorsunuz ama.""Bir şeyden siz hoşlanmıyorsunuz, bir şeyi mekruh, nâhoş görüyorsunuz ama." Ve hüve hayrun leküm. "O sizin için daha hayırlıdır."

Ve hüve hayrun leküm. "O sizin için daha hayırlıdır."

Hayrun kelimesi ism-i tafdil mânası taşır kendi içinde, bünyesinde. Hayrun kelimesi ism-i tafdil mânası taşır kendi içinde, bünyesinde. O sizin için hayırlıdır, iyidir diye düz bir mâna yok; superlative veyahut comparative mânası var.O sizin için hayırlıdır, iyidir diye düz bir mâna yok; superlative veyahut comparative mânası var. Yani mukayese veya karşılaştırma veya en üstünlük mânası var;Yani mukayese veya karşılaştırma veya en üstünlük mânası var; "O sizin için daha hayırlıdır." demek. İki şeyden bir tanesiyse, daha diye tercüme edilir; "O sizin için daha hayırlıdır." demek. İki şeyden bir tanesiyse, daha diye tercüme edilir; daha hayırlıdır. daha hayırlıdır. Öyle değilse, "en hayırlıdır" mânası verilir. Burada, ve hüve hayrun lekümÖyle değilse, "en hayırlıdır" mânası verilir. Burada, ve hüve hayrun leküm "O sizin için daha hayırlıdır." "O sizin için daha hayırlıdır." Bakalım tercümelere... Evet, burada bir Türkçe tercümede, "daha hayırlıdır" diye yazmışlar.Bakalım tercümelere... Evet, burada bir Türkçe tercümede, "daha hayırlıdır" diye yazmışlar. "Belki de hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için daha hayırlıdır." "Belki de hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için daha hayırlıdır." Öteki hoşunuza giden şeyden, hoşunuza gitmeyen bu şey daha hayırlıdır.Öteki hoşunuza giden şeyden, hoşunuza gitmeyen bu şey daha hayırlıdır. Böyle de olabilir bazen.

Yani bir şey, hoşlanmazsınız, istemezsiniz ama hayırlıdır.
Böyle de olabilir bazen.

Yani bir şey, hoşlanmazsınız, istemezsiniz ama hayırlıdır.
Ders çalışmak tatlı değil ama; arkadaşlar sinemaya giderken, oyun oynamaya giderkenDers çalışmak tatlı değil ama; arkadaşlar sinemaya giderken, oyun oynamaya giderken bu çocuğun evde oturup ders çalışması biraz canını sıkar, suratı asılır;bu çocuğun evde oturup ders çalışması biraz canını sıkar, suratı asılır; veyahut annesinden izin istiyor da, [annesi,] "Evladım görevini yap, öyle git!" diyor.veyahut annesinden izin istiyor da, [annesi,] "Evladım görevini yap, öyle git!" diyor. O zaman biraz yüzü asılır ama ders çalışmak daha hayırlı.

O zaman biraz yüzü asılır ama ders çalışmak daha hayırlı.

Ve asâ en tuhibbu şey'en. "Buna mukabil, bunun karşılığında, bunun zıddı olarak daVe asâ en tuhibbu şey'en. "Buna mukabil, bunun karşılığında, bunun zıddı olarak da bir şeyi seversiniz bazen, istersiniz." bir şeyi seversiniz bazen, istersiniz." Ve hüve şerrün leküm.

Ve hüve şerrün leküm.

Bu afyona, esrara nasıl alışıyor insanlar?

Bu afyona, esrara nasıl alışıyor insanlar?

Sevdikleri için kullanıyorlar, tatlı bir takım sonuçları oluyor, keyifleri oluyor diye; Sevdikleri için kullanıyorlar, tatlı bir takım sonuçları oluyor, keyifleri oluyor diye; mükeyyefât diyoruz zaten. mükeyyefât diyoruz zaten. Onu kullanıyorlar ondan sonra sağlıkları mahvoluyor, beyinleri tahrip oluyor, ölüyorlar.Onu kullanıyorlar ondan sonra sağlıkları mahvoluyor, beyinleri tahrip oluyor, ölüyorlar. Ölüme götüren bir şey. Seviyorlar ama, Ve hüve şerrün leküm. "O sizin için daha kötüdür."

Ölüme götüren bir şey. Seviyorlar ama, Ve hüve şerrün leküm. "O sizin için daha kötüdür."

Şer de hayır kelimesi gibi "daha veya en" mânası içinde saklı olan bir kelime. Şer de hayır kelimesi gibi "daha veya en" mânası içinde saklı olan bir kelime. Daha kötüdür de siz onu seversiniz.Daha kötüdür de siz onu seversiniz. Belki sevdiğiniz şey, seviyorsunuz ama o sizin için daha kötüdür.

Belki sevdiğiniz şey, seviyorsunuz ama o sizin için daha kötüdür.

Vallâhu ya'lemu ve entüm lâ ta'lemûn. "Allah bilir ama siz bilmezsiniz."

Vallâhu ya'lemu ve entüm lâ ta'lemûn. "Allah bilir ama siz bilmezsiniz."

Allahu Teâlâ hazretleri bildiği için, kullarına savaşı müsaade ediyor, emrediyor, "Savaşın!" diyor.Allahu Teâlâ hazretleri bildiği için, kullarına savaşı müsaade ediyor, emrediyor, "Savaşın!" diyor. Çünkü savaşın sonunda hayır var.Çünkü savaşın sonunda hayır var. Savaş olmadığı zaman savaş etmemenin sonunda esaret var, zillet var, yağmalanmak var;Savaş olmadığı zaman savaş etmemenin sonunda esaret var, zillet var, yağmalanmak var; malın, mülkün, çoluk çocuğunun yağmalanması var; malın, mülkün, çoluk çocuğunun yağmalanması var; ırzların, namusların pay-i mâl edilmesi var; yurtların yakılması, yıkılması var...ırzların, namusların pay-i mâl edilmesi var; yurtların yakılması, yıkılması var... Her türlü kötülük var.

Yani savaşmadın da daha mı iyi oldu? İşte bak, daha neler yaptılar?

Her türlü kötülük var.

Yani savaşmadın da daha mı iyi oldu? İşte bak, daha neler yaptılar?

Onun için savaşmak lazım!..

Onun için savaşmak lazım!..

Bu bakımdan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki;

Bu bakımdan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuş ki;

Men mâte ve lem yağzû ve lem yuhaddis nefsehû bi'l-ğazvi mâte mîteten câhiliyyeten. Men mâte ve lem yağzû ve lem yuhaddis nefsehû bi'l-ğazvi mâte mîteten câhiliyyeten. "Kim savaşmadan, gazâ etmeden, gazilik yapmadan ölürse "Kim savaşmadan, gazâ etmeden, gazilik yapmadan ölürse ve kendisine gazilik yapmayı niyet olarak kurup, kendi kendine gazilik yapayım diye söylemeden,ve kendisine gazilik yapmayı niyet olarak kurup, kendi kendine gazilik yapayım diye söylemeden, niyet etmeden ölürse." niyet etmeden ölürse." Mâte mîteten cahiliyyeten. "Cahiliye devrinde ölen, İslâm'a erişmemiş bir insanın ölümü gibi,Mâte mîteten cahiliyyeten. "Cahiliye devrinde ölen, İslâm'a erişmemiş bir insanın ölümü gibi, cahiliye ölümü ile ölür."

cahiliye ölümü ile ölür."

Müslümanların hepsine savaşa katkıda bulunmak vazifesi vardır.Müslümanların hepsine savaşa katkıda bulunmak vazifesi vardır. Eğer gücü yetiyorsa savaşa bizzat katılır.Eğer gücü yetiyorsa savaşa bizzat katılır. Eğer oturduysa, gidemiyorsa; hasta, ihtiyar, sakat, topal, kör ise... Eğer oturduysa, gidemiyorsa; hasta, ihtiyar, sakat, topal, kör ise... Bunlar bazı âyet-i kerîmelerde istisna ediliyor. O zaman da yardım etmesi lazım.Bunlar bazı âyet-i kerîmelerde istisna ediliyor. O zaman da yardım etmesi lazım. Yardım istendiği zaman malıyla vesairesiyle geri hizmetlerde yardımcı olacak. Yardım istendiği zaman malıyla vesairesiyle geri hizmetlerde yardımcı olacak. İmdat istenirse savaşanların imdadına koşması lazım.İmdat istenirse savaşanların imdadına koşması lazım. "Yetmedi askerlerimizin sayısı, siz de gelin!" diye, yeni taze kuvvet isterlerse, "Yetmedi askerlerimizin sayısı, siz de gelin!" diye, yeni taze kuvvet isterlerse, o zaman katılmak gerekir.o zaman katılmak gerekir. Bütün müslümanların cihaddan yana görevi vardır.

Bütün müslümanların cihaddan yana görevi vardır.

Şimdi biz maalesef bu ana fikirleri kaybetmişiz. Şimdi biz maalesef bu ana fikirleri kaybetmişiz. Çünkü İslâm eğitimi yapılmıyor, ya da eksik yapılıyor, ya da çarptırılarak yapılıyor.Çünkü İslâm eğitimi yapılmıyor, ya da eksik yapılıyor, ya da çarptırılarak yapılıyor. İslâm anlatılması ana fikirleriyle güzel anlatılmıyor. İslâm anlatılması ana fikirleriyle güzel anlatılmıyor. Müslümanların biribirleriyle kardeşlikleri, yardımlaşması zayıf...

Müslümanların biribirleriyle kardeşlikleri, yardımlaşması zayıf...

Bakın Avrupalılar'a! Avrupalılar kaç tane millet, kaç tane devlet, nasıl yardımlaşıyor!

Bakın Avrupalılar'a! Avrupalılar kaç tane millet, kaç tane devlet, nasıl yardımlaşıyor!

Müslümanlar! İşte biz Ortadoğu'dayız, işte komşularımız Suriye, Irak, diğer komşular... Müslümanlar! İşte biz Ortadoğu'dayız, işte komşularımız Suriye, Irak, diğer komşular... İşte Mısır, Libya, Cezayir, Tunus, Fas, Mağrib, vesaire... İşte Mısır, Libya, Cezayir, Tunus, Fas, Mağrib, vesaire... Müslümanlarda hiç böyle bir birlik ve beraberlik yok!..

Müslümanlarda hiç böyle bir birlik ve beraberlik yok!..

Avrupalılar uluslararası yollar için düşünüyorlar, kararlar alıyorlar. Avrupalılar uluslararası yollar için düşünüyorlar, kararlar alıyorlar. E-5 diyoruz, E-6 diyoruz, Yani international road system diyeE-5 diyoruz, E-6 diyoruz, Yani international road system diye böyle bir yerden bir yere ulaşım önemli olduğu için,böyle bir yerden bir yere ulaşım önemli olduğu için, güzel yol yapalım da hızlı gidilebilsin diye devletler anlaşıyorlar, gidiyorlar geliyorlar.güzel yol yapalım da hızlı gidilebilsin diye devletler anlaşıyorlar, gidiyorlar geliyorlar. Aralarındaki resmi işleri, formaliteleri kaldırıyorlar. Aralarındaki resmi işleri, formaliteleri kaldırıyorlar. Sabahleyin arabanıza binip çıkıyorsunuz, Almanya'ya gidiyorsunuz; Sabahleyin arabanıza binip çıkıyorsunuz, Almanya'ya gidiyorsunuz; Almanya'dan Hollanda'ya geçiyorsunuz; Almanya'dan Hollanda'ya geçiyorsunuz; Belçika'ya, Fransa'ya geçiyorsunuz, bilmem İsviçre'ye gidiyorsunuz... Belçika'ya, Fransa'ya geçiyorsunuz, bilmem İsviçre'ye gidiyorsunuz... Dönüyorsunuz, geliyorsunuz; size bir şey demiyorlar. Dönüyorsunuz, geliyorsunuz; size bir şey demiyorlar. Tabii kendi vatandaşlarına bir şey demiyorlar. Tabii kendi vatandaşlarına bir şey demiyorlar. Ama böyle bizim gibi pasaportu olan [yabancı] kimseler hudutta durduruluyor;Ama böyle bizim gibi pasaportu olan [yabancı] kimseler hudutta durduruluyor; "İznin var mı, vizen var mı?" diye soruyorlar.

Onlar bu sorunları halletmişler.
"İznin var mı, vizen var mı?" diye soruyorlar.

Onlar bu sorunları halletmişler.
Biz dünkü eyaletlerimize, valiler gönderdiğimiz diyarlara, şehirlere şimdi gidemiyoruz.Biz dünkü eyaletlerimize, valiler gönderdiğimiz diyarlara, şehirlere şimdi gidemiyoruz. Oraların halleriyle ilgilenmiyoruz. İşte Suriye, işte Halep, işte Kerkük, Irak'taki yerler... Oraların halleriyle ilgilenmiyoruz. İşte Suriye, işte Halep, işte Kerkük, Irak'taki yerler... "Ana gibi yar olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz!" denilen Bağdadımız... "Ana gibi yar olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz!" denilen Bağdadımız... İşte gözümüzün nuru Hicaz beldesi...İşte gözümüzün nuru Hicaz beldesi... İşte nicelerimizin dedelerinin gittiği, askerî görev yaptığı Yemen illeri... İşte nicelerimizin dedelerinin gittiği, askerî görev yaptığı Yemen illeri... Unutmuşuz, birlik ve beraberlik yok. Yani İslâm'ın birliği,Unutmuşuz, birlik ve beraberlik yok. Yani İslâm'ın birliği, beraberliği müslümanlar bir araya gelmesin diye unutturuluyor.

beraberliği müslümanlar bir araya gelmesin diye unutturuluyor.

Komşularımızla düşmanız. Dost olabileceklerimizle de düşmanlık körükleniyor. Komşularımızla düşmanız. Dost olabileceklerimizle de düşmanlık körükleniyor. Bir türlü bize yar olmayan, kuyumuzu kazan, her seferinde bize saldırmış olan [ülkelerle] de,Bir türlü bize yar olmayan, kuyumuzu kazan, her seferinde bize saldırmış olan [ülkelerle] de, dostluk yapacaksınız diye zorluyorlar.

dostluk yapacaksınız diye zorluyorlar.

E bu hain, daima bizim kötülüğümüzü istiyor, daima bizden toprak istiyor?

E bu hain, daima bizim kötülüğümüzü istiyor, daima bizden toprak istiyor?

"Onunla dost olacaksın!" diyorlar.

"Onunla dost olacaksın!" diyorlar.

"Bu bizim dostumuz, her zaman İstiklâl Harbi'nde yardım etmiş..." filan.

"Bu bizim dostumuz, her zaman İstiklâl Harbi'nde yardım etmiş..." filan.

"Yok, onunla düşmanlık yapacaksın!" [diyorlar.]

"Yok, onunla düşmanlık yapacaksın!" [diyorlar.]

Bir acayip dünyada, işler böyle garip garip gidiyor. Bir acayip dünyada, işler böyle garip garip gidiyor. Müslümanların gözünü açması lazım!Müslümanların gözünü açması lazım! Kur'an'ı elinden düşürmemesi lazım ve çok, çok iyi çalışması lazım!.. Kur'an'ı elinden düşürmemesi lazım ve çok, çok iyi çalışması lazım!.. Çok iyi çalışması lazım, yoksa Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmak tehlikeye girebilir;Çok iyi çalışması lazım, yoksa Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmak tehlikeye girebilir; kazanamayabilir, cezalara uğrayabilir.

kazanamayabilir, cezalara uğrayabilir.

Şu mübarek Ramazan ayındayız. Şu mübarek Ramazan ayındayız. Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmak için oruçlar tutuyoruz, namazlar kılıyoruz, hayırlar yapıyoruz,Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmak için oruçlar tutuyoruz, namazlar kılıyoruz, hayırlar yapıyoruz, Kur'ân-ı Kerîm'ler okuyoruz, nafakalar, zekâtlar veriyoruz... Kur'ân-ı Kerîm'ler okuyoruz, nafakalar, zekâtlar veriyoruz... Ama işte, İslâm'ın tek yönlü, bize müsaade edildiği kadarki yönleriyle ilgilenmek;Ama işte, İslâm'ın tek yönlü, bize müsaade edildiği kadarki yönleriyle ilgilenmek; müsaade edilmeyen yönlerine de hiç dönüp bakmamak, o taraflara girmemek, müsaade edilmeyen yönlerine de hiç dönüp bakmamak, o taraflara girmemek, müslümanlığın şuuruyla, imanın bütünlüğüyle bağdaşmaz.

müslümanlığın şuuruyla, imanın bütünlüğüyle bağdaşmaz.

Vallâhu ya'lemu ve entüm ta'lemûn. "Allah bilir ama siz bilmezsiniz."Vallâhu ya'lemu ve entüm ta'lemûn. "Allah bilir ama siz bilmezsiniz." Siz bilmezsiniz ama Allah bilir!

Bu umumî bir hüküm yani her meselede böyledir.
Siz bilmezsiniz ama Allah bilir!

Bu umumî bir hüküm yani her meselede böyledir.
Cenâb-ı Hak her işin önünü, sonunu bildiği için, işlerin sonunu bildiğinden,Cenâb-ı Hak her işin önünü, sonunu bildiği için, işlerin sonunu bildiğinden, hayırlı olanı önceden kimse anlayamazken; "Böyle yapın, sonu hayır olacak!" diyehayırlı olanı önceden kimse anlayamazken; "Böyle yapın, sonu hayır olacak!" diye müslümanları sevdiğinden emreder...müslümanları sevdiğinden emreder... Allah'ın emrini tutanlar kazanır, aksini yapanlar kaybederler.

Allah'ın emrini tutanlar kazanır, aksini yapanlar kaybederler.

Şimdi bu umumî bir hüküm. Gerçekten böyledir. Şimdi bu umumî bir hüküm. Gerçekten böyledir. Onun için yeri göğü yaratan, ins ü cinni bilen, zâhiri bâtını,Onun için yeri göğü yaratan, ins ü cinni bilen, zâhiri bâtını, evveli geleceği bilen Allahu Teâlâ hazretlerinin emirlerini müslümanların tutması lazım.

evveli geleceği bilen Allahu Teâlâ hazretlerinin emirlerini müslümanların tutması lazım.

Arada atladığımız ara cümleye dönüyorum;

Ve asâ en tuhibbu şey'en ve hüve şerrün leküm.
Arada atladığımız ara cümleye dönüyorum;

Ve asâ en tuhibbu şey'en ve hüve şerrün leküm.
"Bir şeyi de çok seviyor olabilirsiniz ama o sizin için aslında daha kötüdür..."

"Bir şeyi de çok seviyor olabilirsiniz ama o sizin için aslında daha kötüdür..."

Bu da umumî bir kural. Evet bazen insan bir şeyi sever ama aslında hiç de iyi bir şey değildir. Bu da umumî bir kural. Evet bazen insan bir şeyi sever ama aslında hiç de iyi bir şey değildir. Böyle durumlar çok oluyor. Mesela içkiyi seviyor da, zararlı... Böyle durumlar çok oluyor. Mesela içkiyi seviyor da, zararlı... Esrarı seviyor da, onun için babasını, anasını dövüyor, karısının bileziğini alıyor,Esrarı seviyor da, onun için babasını, anasını dövüyor, karısının bileziğini alıyor, ille uyuşturucuyu alıyor filan ama kötülüğü kesin...

ille uyuşturucuyu alıyor filan ama kötülüğü kesin...

Bu umumî olmakla beraber, bu âyet-i kerîmenin akışında, siyakı içinde şu mâna da seziliyor;

Bu umumî olmakla beraber, bu âyet-i kerîmenin akışında, siyakı içinde şu mâna da seziliyor;

"Siz cihad etmeyi sevmiyorsunuz, oturmak daha tatlı geliyor ama; "Siz cihad etmeyi sevmiyorsunuz, oturmak daha tatlı geliyor ama; oturmayı seviyorsunuz, cihada katılmayı sevmiyorsunuz, keyfinize bakmayı seviyorsunuz ama;oturmayı seviyorsunuz, cihada katılmayı sevmiyorsunuz, keyfinize bakmayı seviyorsunuz ama; o zaman düşman sizin ülkenizi istila eder, beldelerinizi ele geçirir, malınıza mülkünüze saldırır;o zaman düşman sizin ülkenizi istila eder, beldelerinizi ele geçirir, malınıza mülkünüze saldırır; canınıza, malınıza, ırzınıza, namusunuza zarar verir. canınıza, malınıza, ırzınıza, namusunuza zarar verir. Onun için bu cihad konusunda da bu kuralı iyice aklınıza yerleştirin! Hoşlanmasanız bile anlayın,Onun için bu cihad konusunda da bu kuralı iyice aklınıza yerleştirin! Hoşlanmasanız bile anlayın, güzelliğini görmeye çalışın ve cihada hazırlanın!" denmiş [oluyor.]güzelliğini görmeye çalışın ve cihada hazırlanın!" denmiş [oluyor.] Öyle bir ince işaret de tabii seziliyor cihadı hoş görmeyenler için...

Öyle bir ince işaret de tabii seziliyor cihadı hoş görmeyenler için...

Demek ki bir kere mü'min olarak, Allah emretti diye cihadı hoş göreceğiz Demek ki bir kere mü'min olarak, Allah emretti diye cihadı hoş göreceğiz ve bütün müslümanlar cihadı isteyecek.ve bütün müslümanlar cihadı isteyecek. Şu veya bu şekilde ben de katkıda bulunayım diye isteyecek. Şu veya bu şekilde ben de katkıda bulunayım diye isteyecek. "Böyle yapmazsa cahiliye ölümüyle ölür." diye"Böyle yapmazsa cahiliye ölümüyle ölür." diye arada Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfini okuduk. arada Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfini okuduk. Peygamber Efendimiz kendi yaşamı sırasında azılı düşmanların bulunduğu Mekke'yi de fethedip, Peygamber Efendimiz kendi yaşamı sırasında azılı düşmanların bulunduğu Mekke'yi de fethedip, öbür kabileleri de te'dip ettikten sonra; artık Hicaz'da ve Arabistan'da hakimiyeti tamamen sağladıktan sonra buyurmuş ki;

öbür kabileleri de te'dip ettikten sonra; artık Hicaz'da ve Arabistan'da hakimiyeti tamamen sağladıktan sonra buyurmuş ki;

Lâ hicrete ba'de'l-fethi. "Artık Mekke'nin fethinden sonra [hicret yoktur.]"

Lâ hicrete ba'de'l-fethi. "Artık Mekke'nin fethinden sonra [hicret yoktur.]"

Medine'ye hicret sevaptı, mecburî idi. Medine'ye hicret sevaptı, mecburî idi. Müslümanların hicret edip Resûlüllah'ın etrafında toplanması emri verilmişti, Müslümanların hicret edip Resûlüllah'ın etrafında toplanması emri verilmişti, toplanmaları gerekiyordu.

toplanmaları gerekiyordu.

Öyle bir şey kalmadı ama bundan sonra artık ne var, hangi görev kaldı?

Öyle bir şey kalmadı ama bundan sonra artık ne var, hangi görev kaldı?

Velâkin cihâdün ve niyyetün. Velâkin cihâdün ve niyyetün. "Cihad kaldı." Artık bundan sonra İslâm'ın korunması ve yayılması için çalışmalar var. "Cihad kaldı." Artık bundan sonra İslâm'ın korunması ve yayılması için çalışmalar var. "Ve iyi niyetle İslâm'a hizmet [vazifesi] kaldı, o devam ediyor."

"Ve iyi niyetle İslâm'a hizmet [vazifesi] kaldı, o devam ediyor."

Ve ize's-tünfirtüm fe'nfirû. "Cihad için davet olunursanız, 'Haydi savaş olacak. Ve ize's-tünfirtüm fe'nfirû. "Cihad için davet olunursanız, 'Haydi savaş olacak. Düşman toplanmış, geliyor. Karşı çıkalım!' denildiği zaman,Düşman toplanmış, geliyor. Karşı çıkalım!' denildiği zaman, müslümanların silâhını alıp çıkması lazım!.."

müslümanların silâhını alıp çıkması lazım!.."

Ben küçüklüğümde; "Artık bunlar geride kaldı. Birleşmiş Milletler kuruldu dünyada. Ben küçüklüğümde; "Artık bunlar geride kaldı. Birleşmiş Milletler kuruldu dünyada. Artık insanlar cihan harplerinin, 1. Cihan Harbi, 2. Cihan Harbi'nin zararlarını gördüler.Artık insanlar cihan harplerinin, 1. Cihan Harbi, 2. Cihan Harbi'nin zararlarını gördüler. Artık kötü şeyler olmaz!" diyordum ama bu yirmibirinci yüzyıla girerkenArtık kötü şeyler olmaz!" diyordum ama bu yirmibirinci yüzyıla girerken ve şimdi de yirmibirinci yüzyılı sürerken, insanların hunharlıklarının,ve şimdi de yirmibirinci yüzyılı sürerken, insanların hunharlıklarının, gaddarlıklarının tarihtekinden hiç değişme göstermediğini görüyoruz.gaddarlıklarının tarihtekinden hiç değişme göstermediğini görüyoruz. Bir de büyük devletlerin de güçlerini adaletten yana, Bir de büyük devletlerin de güçlerini adaletten yana, hakkâniyetten yana değil de kendi menfaatlerinden yana koyduklarını kesin olarak görüyoruz.

hakkâniyetten yana değil de kendi menfaatlerinden yana koyduklarını kesin olarak görüyoruz.

Onun için bence cihada hazırlık, şu anda her zamankinden daha da önem kazanıyor. Onun için bence cihada hazırlık, şu anda her zamankinden daha da önem kazanıyor. Cihada ve kıtâle [hazırlanacak.] Zâten cihad her zaman olacak.Cihada ve kıtâle [hazırlanacak.] Zâten cihad her zaman olacak. İslâm'ı yaymak, korumak için her zaman cehd sarf edecek, gayret sarf edecek. İslâm'ı yaymak, korumak için her zaman cehd sarf edecek, gayret sarf edecek. Cihad her zaman var da, kıtal, yani silâhlı çatışma da her zaman olabilir, oluyor zaten.Cihad her zaman var da, kıtal, yani silâhlı çatışma da her zaman olabilir, oluyor zaten. İşte görüyorsunuz, iki tane erimiz şehid oldu, iki tane görevli polisimiz şehid oldu... İşte görüyorsunuz, iki tane erimiz şehid oldu, iki tane görevli polisimiz şehid oldu... Haberleri her zaman duyuyoruz. Her yerde, her zaman silâh[lı saldırı] olabiliyor.Haberleri her zaman duyuyoruz. Her yerde, her zaman silâh[lı saldırı] olabiliyor. Demek ki hazırlıklı olmak lazım! Müslümanların uyanık olması lazım!..

Demek ki hazırlıklı olmak lazım! Müslümanların uyanık olması lazım!..

Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi uyanık müslümanlardan eylesin... Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi uyanık müslümanlardan eylesin... Ve vazifelerini yapıp da rızasını kazananlardan eylesin...Ve vazifelerini yapıp da rızasını kazananlardan eylesin... Gafletten, câhillikten, yanılmadan, sapıklıktan, dalâletten korusun...Gafletten, câhillikten, yanılmadan, sapıklıktan, dalâletten korusun... Felâketlere uğratmasın... Hem dünyada, hem âhirette aziz ve bahtiyar olun.

Felâketlere uğratmasın... Hem dünyada, hem âhirette aziz ve bahtiyar olun.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh

Konuşma Hakkında
Tema 1
Tema 2