Namaz Vakitleri

21 Zilka'de 1445
29 Mayıs 2024
İmsak
03:35
Güneş
05:29
Öğle
13:06
İkindi
17:05
Akşam
20:34
Yatsı
22:19
Detaylı Arama

Belâlar ve Allah’ın Yardımı

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN

23 Ramazan 1421 / 19.12.2000
İsveç

Açıklama

Hocamız, Gönül dostumuz, Mürebbi'miz Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN’ın yurtdışında bulunduğu zamanlarda, özellikle 7 Mayıs 1997 günü Türkiye’den ayrıldıktan sonra gurbet ellerde; Avustralya, Almanya, İsveç, İngiltere, Hollanda, ABD ve farklı ülkelerde yapmış oldukları sohbetlerdir.

Avustralya’da sabah ve yatsı namazından sonra, çeşitli camilerde yaptıkları hadis ve tefsir sohbetleri, İsveç’te son Ramazan ayı boyunca yaptıkları konuşmalar, aile eğitim toplantılarında yaptıkları konuşmalar ve konferanslardan oluşmaktadır.

Bu konuşmalar, Ak-Radyo’da “Gurbet Sohbetleri” adı altında yayımlanmıştır.

Konuşma Metni

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû! es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!

Ramazan'ınız hoş geçmeye devam etsin. Ramazan'ınız hoş geçmeye devam etsin. Cenâb-ı Hak Ramazan'da bahşettiği hayırları, lütufları, feyizleri, mükâfatları cümlenizeCenâb-ı Hak Ramazan'da bahşettiği hayırları, lütufları, feyizleri, mükâfatları cümlenize bol bol ihsan eylesin.bol bol ihsan eylesin. Hepinizi sevdiği, razı olduğu kullar zümresine dâhil eylesin.Hepinizi sevdiği, razı olduğu kullar zümresine dâhil eylesin. Cümlenizi Ramazan'dan azamî istifade etmiş olarak Ramazan'ı bitirmeye muvaffak eylesin, Cümlenizi Ramazan'dan azamî istifade etmiş olarak Ramazan'ı bitirmeye muvaffak eylesin, cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin. cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin.

Bakara Sûre-i Şerîfesi'nin 214. âyet-i kerîmesi. Bakara Sûre-i Şerîfesi'nin 214. âyet-i kerîmesi.

Bismillâhirrahmânirrahîm Bismillâhirrahmânirrahîm

Em hasibtüm en tedhulü'l-cennete ve lemmâ ye'tiküm meselüllezîne halev min Em hasibtüm en tedhulü'l-cennete ve lemmâ ye'tiküm meselüllezîne halev min kabliküm messethümü'l-be'sâü ve'd-darrâü ve zülzilû hattâ yekûle'r-rasûlü vellezîne kabliküm messethümü'l-be'sâü ve'd-darrâü ve zülzilû hattâ yekûle'r-rasûlü vellezîne âmenû meahû metâ nasrullâhi elâ inne nasrallâhi karîbün. âmenû meahû metâ nasrullâhi elâ inne nasrallâhi karîbün.

Sadakallâhü'l-azîm. Âyet-i kerîme bir soru edatıyla başlıyor: Sadakallâhü'l-azîm.

Âyet-i kerîme bir soru edatıyla başlıyor:

Em hasibtüm en tedhulü'l-cennete. "Siz sandınız mı ki cennete gireceksiniz?" Em hasibtüm en tedhulü'l-cennete. "Siz sandınız mı ki cennete gireceksiniz?"

Ve lemmâ ye'tiküm meselüllezîne halev min kabliküm. Ve lemmâ ye'tiküm meselüllezîne halev min kabliküm. "Sizden önce gelmiş, yaşamış, göçmüş insanların hâllerinin benzerleri, emsâli sizin de "Sizden önce gelmiş, yaşamış, göçmüş insanların hâllerinin benzerleri, emsâli sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?" başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?"

Meselüllezîne halev min kabliküm messethümü'l-be'sâü ve'd-darrâü ve zülzilû Meselüllezîne halev min kabliküm messethümü'l-be'sâü ve'd-darrâü ve zülzilû hattâ yekûle'r-rasûlü vellezîne âmenû meahû metâ nasrullâhi.hattâ yekûle'r-rasûlü vellezîne âmenû meahû metâ nasrullâhi. "Onlara fakirlikler, hastalıklar isabet etmişti ve fena şekilde sarsılmışlardı."Onlara fakirlikler, hastalıklar isabet etmişti ve fena şekilde sarsılmışlardı. Peygamber ve yanındakiler, 'Allah'ın yardımı ne zaman gelecek?' diyecek kadar sarsılmışlardı." Peygamber ve yanındakiler, 'Allah'ın yardımı ne zaman gelecek?' diyecek kadar sarsılmışlardı."

Elâ inne nasrallâhi karîbün. "Biliniz ki agâh olunuz, mütenebbih olunuz, uyanınız, Elâ inne nasrallâhi karîbün. "Biliniz ki agâh olunuz, mütenebbih olunuz, uyanınız, şu gerçeği görün ki Allah'ın yardımı yakındır, yakında olacak!" şu gerçeği görün ki Allah'ın yardımı yakındır, yakında olacak!"

Bu, bir kanun-u ilâhîyi gözümüzün önüne seriyor: Bu, bir kanun-u ilâhîyi gözümüzün önüne seriyor:

Allahu Teâlâ hazretleri dünya hayatı imtihan yeri olduğu için mü'min kullarını çeşitli sıkıntılaraAllahu Teâlâ hazretleri dünya hayatı imtihan yeri olduğu için mü'min kullarını çeşitli sıkıntılara mâruz tutuyor, tâbi tutuyor.mâruz tutuyor, tâbi tutuyor. Çeşitli sıkıntılara uğratıyor, üzücü olaylarla karşılaştırıyor. Çeşitli sıkıntılara uğratıyor, üzücü olaylarla karşılaştırıyor.

Hâlbuki mantık olarak şöyle düşünebiliriz. Hâlbuki mantık olarak şöyle düşünebiliriz. Kanun-u ilâhîyi bilmeyenler; "Kişi sevdiğini korur, sevdiğini kollar, sevdiğine bir zarar gelmemesini ister. Kanun-u ilâhîyi bilmeyenler;

"Kişi sevdiğini korur, sevdiğini kollar, sevdiğine bir zarar gelmemesini ister.
Allah da sevdiği kulları dünyada zarara uğratmamalı, uğratmaz herhâlde…" diye düşünebilir. Allah da sevdiği kulları dünyada zarara uğratmamalı, uğratmaz herhâlde…" diye düşünebilir.

Ama dünya hayatı imtihan olduğundan Allahu Teâlâ hazretleri çeşitli imtihanları,Ama dünya hayatı imtihan olduğundan Allahu Teâlâ hazretleri çeşitli imtihanları, sıkıntıları herkesin başına getiriyor da bu imtihanın tabiatında olduğundan, özünde, sıkıntıları herkesin başına getiriyor da bu imtihanın tabiatında olduğundan, özünde, kendinde mevcut olduğundan, mü'min kullarının da başına getiriyor. kendinde mevcut olduğundan, mü'min kullarının da başına getiriyor.

Hatta hadîs-i şerîflerden biliyoruz ki musibetlerin, belâların, sıkıntıların, üzücü olayların, Hatta hadîs-i şerîflerden biliyoruz ki musibetlerin, belâların, sıkıntıların, üzücü olayların, dertlerin en ağırları en yüksek şahıslara gelir.dertlerin en ağırları en yüksek şahıslara gelir. Önce peygamberlere gelir, en çoğu peygamberlere gelir.Önce peygamberlere gelir, en çoğu peygamberlere gelir. Ondan sonra derecesi çok yüksek kullara gelir. Ondan sonra derecesi çok yüksek kullara gelir. Ondan sonra daha aşağıdakilere, daha aşağıdakilere; derecesine göre! Ondan sonra daha aşağıdakilere, daha aşağıdakilere; derecesine göre!

İşin karşı tarafında, olumsuz, eksi tarafında Allah'ın azılı, zalim, fâsık, fâcir, korkunç, İşin karşı tarafında, olumsuz, eksi tarafında Allah'ın azılı, zalim, fâsık, fâcir, korkunç, sevimsiz kullarına da Allah bir baş ağrısı bile vermez!sevimsiz kullarına da Allah bir baş ağrısı bile vermez! Saraylarda devletle, nimetle, parayla pulla, zevkle, işretle, çalgıyla yaşarlar.Saraylarda devletle, nimetle, parayla pulla, zevkle, işretle, çalgıyla yaşarlar. Böyle yaşarlar yaşarlar; ansızın ölüm gelir, imtihan biter, mahvolurlar.Böyle yaşarlar yaşarlar; ansızın ölüm gelir, imtihan biter, mahvolurlar. Mesela Firavun'un boğulduğu gibi; boğulduğu zaman da, Mesela Firavun'un boğulduğu gibi; boğulduğu zaman da, aklı başına gelip de iman etmeğe kalkıştığı gibi… aklı başına gelip de iman etmeğe kalkıştığı gibi…

Kâfir yaşayanlardan bazısı onu da yapmıyor. Kâfir yaşıyor, kâfirce ölüyor.Kâfir yaşayanlardan bazısı onu da yapmıyor. Kâfir yaşıyor, kâfirce ölüyor. Bakıyorum, bazısı da o kâfirce yaşayıp kâfirce ölmeyi alkışlıyor. Bir de ona özeniyor: Bakıyorum, bazısı da o kâfirce yaşayıp kâfirce ölmeyi alkışlıyor. Bir de ona özeniyor:

"Kahraman adamdı! Ne kahramandı, ne küstahtı!"Kahraman adamdı! Ne kahramandı, ne küstahtı! Büyük küstahlıkla, inançsızlıkla yaşadı, öyle öldü. Kuyruğunu bükmedi, dik tuttu!.." diyeBüyük küstahlıkla, inançsızlıkla yaşadı, öyle öldü. Kuyruğunu bükmedi, dik tuttu!.." diye bir de onu kahraman gibi gören zihniyeti de hayretle okuyoruz, müşahede ediyoruz, izliyoruz. bir de onu kahraman gibi gören zihniyeti de hayretle okuyoruz, müşahede ediyoruz, izliyoruz.

Şu düşünce yanlış: "İyi kullar, nân u nimet, izzet ü devlet, saadet ve şevketle yaşar." Şu düşünce yanlış:

"İyi kullar, nân u nimet, izzet ü devlet, saadet ve şevketle yaşar."

Hayır, böyle bir şey yok! Allah'ın iyi kulları en çok sıkıntıları çekerler,Hayır, böyle bir şey yok! Allah'ın iyi kulları en çok sıkıntıları çekerler, en çok musibetlere uğrarlar. en çok musibetlere uğrarlar. Ağrılar, sızılar, hastalıklar, dertler, üzüntüler onlara gelir. Onlara sabrederler.Ağrılar, sızılar, hastalıklar, dertler, üzüntüler onlara gelir. Onlara sabrederler. Allah'tan geldiğini, kaderin cilvesi olduğunu bilirler.Allah'tan geldiğini, kaderin cilvesi olduğunu bilirler. Dünya hayatının imtihan yeri olduğunu bilirler. Sabredip büyük mükâfatlar alırlar. Dünya hayatının imtihan yeri olduğunu bilirler. Sabredip büyük mükâfatlar alırlar.

Çünkü derece kazanmak mihnetlerle daha çok olur. Çünkü derece kazanmak mihnetlerle daha çok olur. Bir kul sıkıntılara uğradığı zaman sabrederse; sabırla, Bir kul sıkıntılara uğradığı zaman sabrederse; sabırla, sıkıntılara tahammülle, yükselme çok daha hızlı olur.sıkıntılara tahammülle, yükselme çok daha hızlı olur. Nimetler içinde Cenâb-ı Hakk'ı bilip Cenâb-ı Hakk'a kulluk etmek biraz müşkül olur. Nimetler içinde Cenâb-ı Hakk'ı bilip Cenâb-ı Hakk'a kulluk etmek biraz müşkül olur. Nimetler içinde ilerlemek, yükselmek, derece almak da biraz zor olur.Nimetler içinde ilerlemek, yükselmek, derece almak da biraz zor olur. Ama mü'min; sıkıntılardan, meşakkatlerden, sabrı nispetinde büyük sevaplar alır. Ama mü'min; sıkıntılardan, meşakkatlerden, sabrı nispetinde büyük sevaplar alır.

Onun için; Mevlâ neylerse güzel eyler, şerleri hayr eyler! Onun için; Mevlâ neylerse güzel eyler, şerleri hayr eyler! "Sonunda kâr edecek olan mü'minlerdir. Sabrın sonu selamettir." diye "Sonunda kâr edecek olan mü'minlerdir. Sabrın sonu selamettir." diye mü'minlerin mütehammil olması; dayanıklı olması, hazımlı olması, kaderin, imtihanın cilvesini,mü'minlerin mütehammil olması; dayanıklı olması, hazımlı olması, kaderin, imtihanın cilvesini, ana fikri kavraması lazım gelir. ana fikri kavraması lazım gelir.

Bu âyet-i kerîme bizim yirmibirinci yüzyıldaki müslümanların, Bu âyet-i kerîme bizim yirmibirinci yüzyıldaki müslümanların, dünyanın her yerinde çektiğimiz çileler karşısında bize bir tesellidir!dünyanın her yerinde çektiğimiz çileler karşısında bize bir tesellidir! Bu âyet-i kerîmeyi Ramazan'da dinleyen, okuyan, mânasına muttalî olan müslüman bilir kiBu âyet-i kerîmeyi Ramazan'da dinleyen, okuyan, mânasına muttalî olan müslüman bilir ki dünya hayatı böyle, bunun bir sevilecek tarafı yok!dünya hayatı böyle, bunun bir sevilecek tarafı yok! Meşakkatlerle, sıkıntılarla dolu! Olur böyle şeyler, mü'minin başına böyle şeyler gelir. Meşakkatlerle, sıkıntılarla dolu! Olur böyle şeyler, mü'minin başına böyle şeyler gelir. Allah İmtihan ediyor. Sevgili dinleyiciler! Bir de işin şu yönü var: Allah İmtihan ediyor.

Sevgili dinleyiciler!

Bir de işin şu yönü var:

Umumu düşünelim, halkın hepsini düşünelim!Umumu düşünelim, halkın hepsini düşünelim! Bir yerde nimet varsa neşe varsa nefsin hoşuna gidecek tatlı şeyler varsa herkes oraya üşüşür. Bir yerde nimet varsa neşe varsa nefsin hoşuna gidecek tatlı şeyler varsa herkes oraya üşüşür. Bakarsınız bir eğlence programı varsa salonlar tıklım tıklım dolmuş,Bakarsınız bir eğlence programı varsa salonlar tıklım tıklım dolmuş, gençler bağırıp çağırıyorlar, bilet kalmamış. gençler bağırıp çağırıyorlar, bilet kalmamış. Ama dünyanın en büyük alimi gelse en önemli konuşmayı yapacak olsaAma dünyanın en büyük alimi gelse en önemli konuşmayı yapacak olsa halktan o kadar bir rağbet olmuyor. halktan o kadar bir rağbet olmuyor.

Eğer Allahu Teâlâ hazretleri mü'min kullarını taltif etse hep nimetler içinde yaşatsa; Eğer Allahu Teâlâ hazretleri mü'min kullarını taltif etse hep nimetler içinde yaşatsa; bu sefer nimetlere göz koyan, nimetler içinde yaşamak isteyen insanlar da kalbinden, bu sefer nimetlere göz koyan, nimetler içinde yaşamak isteyen insanlar da kalbinden, aklından, tefekküründen, izanından dolayı iman etmek yerine;aklından, tefekküründen, izanından dolayı iman etmek yerine; pek çok kimse nimetin aşkına, hatırına müslüman olabilir. pek çok kimse nimetin aşkına, hatırına müslüman olabilir.

"Bir camide, zenginin birisi her gelene biner dolar dağıtıyor!" diye duyulsa "Bir camide, zenginin birisi her gelene biner dolar dağıtıyor!" diye duyulsa o cami tıklım tıklım dolar, öbür camilerde cemaat kalmaz. o cami tıklım tıklım dolar, öbür camilerde cemaat kalmaz.

Neden? Dolar dağıtılıyor! Hâlbuki; "Filânca evliyâullahın camisinde namaz kılarsanNeden?

Dolar dağıtılıyor!

Hâlbuki; "Filânca evliyâullahın camisinde namaz kılarsan
şu kadar sevap var!" desen kimse oraya gitmez. şu kadar sevap var!" desen kimse oraya gitmez.

"Hatimle namaz kılınıyor…" Kimse gitmez veya çok az kimse gider, "Hatimle namaz kılınıyor…"

Kimse gitmez veya çok az kimse gider,
çok az kimse kadrini kıymetini bilir. çok az kimse kadrini kıymetini bilir.

İmtihan olduğu için herkesin rağbet edeceği şeyler dünyada müslümanlara verilmiyor ki İmtihan olduğu için herkesin rağbet edeceği şeyler dünyada müslümanlara verilmiyor ki hakikaten iman edenler, gerçekten işin iç yüzünü anladığı içinhakikaten iman edenler, gerçekten işin iç yüzünü anladığı için Allah'a iyi kulluk etmek maksadıyla imana gelenler o sebeple müslüman olsun! Allah'a iyi kulluk etmek maksadıyla imana gelenler o sebeple müslüman olsun! Yoksa başka bir sebeple göz diktiği menfaatten dolayı olmasın diye; Yoksa başka bir sebeple göz diktiği menfaatten dolayı olmasın diye; ihlâslı, hakiki, samimi imanlıları bulup ayırmak, çıkarmak, belirlemek,ihlâslı, hakiki, samimi imanlıları bulup ayırmak, çıkarmak, belirlemek, onların gelmesini sağlamak için Cenâb-ı Mevlâ böyle kanun koymuştur. onların gelmesini sağlamak için Cenâb-ı Mevlâ böyle kanun koymuştur.

Onun için hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki; Onun için hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki;

Huffeti'l-cennetü bi'l-mekârih. Huffeti'l-cennetü bi'l-mekârih. "Cennetin etrafı, nefse nâhoş gelen şeylerle çepeçevre çevrilidir." "Cennetin etrafı, nefse nâhoş gelen şeylerle çepeçevre çevrilidir."

Ne demek? Cennete gitmek için nâhoş şeylere tahammül etmek lazım,Ne demek?

Cennete gitmek için nâhoş şeylere tahammül etmek lazım,
sıkıntılara girmek lazım!sıkıntılara girmek lazım! Sabredici işlerle uğraşmak lazım. Fuzûlî'nin de güzel şiiri vardır. Sabredici işlerle uğraşmak lazım.

Fuzûlî'nin de güzel şiiri vardır.
Alim ve ârif bir kimse, o da anlamış: Râhat ister tâb u mihnettir ibâdet ser-te-ser Alim ve ârif bir kimse, o da anlamış:

Râhat ister tâb u mihnettir ibâdet ser-te-ser

Terk-i râhat rağbet-i mihnet kılan mümtâz olur Terk-i râhat rağbet-i mihnet kılan mümtâz olur

Ol sebeptendir ki küfr âsân olur İslâm-sâ Ol sebeptendir ki küfr âsân olur İslâm-sâ

Arsa-yı âlemde mülhid çok muvahhid âz olur diyor. Arsa-yı âlemde mülhid çok muvahhid âz olur

diyor.

Bu sözlerin mânası: İnsanın tabiatı keyif, rahat ister.Bu sözlerin mânası:

İnsanın tabiatı keyif, rahat ister.
Hâlbuki Cenâb-ı Hakk'ın emirleri; ibadetler, taatler hep birer külfettir, mihnettir, meşakkattir. Hâlbuki Cenâb-ı Hakk'ın emirleri; ibadetler, taatler hep birer külfettir, mihnettir, meşakkattir. Böyle şeyleri yapmak biraz gayret istiyor, fedakârlık istiyor.Böyle şeyleri yapmak biraz gayret istiyor, fedakârlık istiyor. Onun için iman zordur, küfür kolaydır. Kâfir olmak, şeytanın yolunda gitmek çok kolaydır,Onun için iman zordur, küfür kolaydır. Kâfir olmak, şeytanın yolunda gitmek çok kolaydır, çok rahattır, çok keyiflidir, zevklidir.çok rahattır, çok keyiflidir, zevklidir. Çalgılı, içkili, zinalı, fuhuşlu, paralı, pullu… İnsanların oraya kolayca ayağı kayar. Çalgılı, içkili, zinalı, fuhuşlu, paralı, pullu… İnsanların oraya kolayca ayağı kayar.

Gevşek insan, zayıf insan, zalim, gaddar, menfaatperest insan, kendisi menfaatleneceğim diyeGevşek insan, zayıf insan, zalim, gaddar, menfaatperest insan, kendisi menfaatleneceğim diye binlerce, milyonlarca insanın eza çekmesinden sıkılmayan, utanmayan insan çoktur. binlerce, milyonlarca insanın eza çekmesinden sıkılmayan, utanmayan insan çoktur.

Adam mesela bir kilo uyuşturucu sattığı zaman şu kadar büyük paralar alıyor, Adam mesela bir kilo uyuşturucu sattığı zaman şu kadar büyük paralar alıyor, diye o kadar insanın zehirlenmesine sebep olacak zehri satıyor.diye o kadar insanın zehirlenmesine sebep olacak zehri satıyor. Öldürüyor, katil. Katilliğe sebep oluyor ama yapıyor. Öldürüyor, katil. Katilliğe sebep oluyor ama yapıyor.

Neden? Para çok! Silah fabrikaları para kazanacak, büyük sermayedarlar silah satacak, Neden?

Para çok! Silah fabrikaları para kazanacak, büyük sermayedarlar silah satacak,
büyük devletler, büyük silah fabrikaları zengin olacaklar, para kazanacaklar diye harp çıkartıyorlar.büyük devletler, büyük silah fabrikaları zengin olacaklar, para kazanacaklar diye harp çıkartıyorlar. Zavallı halkların arasındaki mevcut ihtilâfları değerlendiriyorlar, ölçüyorlar; Zavallı halkların arasındaki mevcut ihtilâfları değerlendiriyorlar, ölçüyorlar; "Tamam, şunu kışkırtalım, bunu kışkırtalım! İki taraf da nasıl olsa birbirleriyle savaşmak için"Tamam, şunu kışkırtalım, bunu kışkırtalım! İki taraf da nasıl olsa birbirleriyle savaşmak için silaha muhtaç, gelir bizden silah alırlar…" diyorlar.silaha muhtaç, gelir bizden silah alırlar…" diyorlar. Pahalı pahalı silâhları götürüyorlar: Pahalı pahalı silâhları götürüyorlar:

"Bak şu silahları istemez misiniz?.." diye onları satıyorlar. "Bak şu silahları istemez misiniz?.." diye onları satıyorlar.

Birilerinin öldürülmesi pahasına kazanç sağlıyorlar. Birilerinin öldürülmesi pahasına kazanç sağlıyorlar.

Hayat böyle ama tabii bu dünya hayatı aslında çok kısa. Hayat böyle ama tabii bu dünya hayatı aslında çok kısa. Âhiretin yanında bir göz yumup açıncaya kadar geçen zaman! Âhiretin yanında bir göz yumup açıncaya kadar geçen zaman! Yaşayanlar bu dünyada bunu çok uzun sanıyor ve günahlara dalıyorlar. Yaşayanlar bu dünyada bunu çok uzun sanıyor ve günahlara dalıyorlar.

Ama ebedî hayatta ne yapacaklar? Ama ebedî hayatta ne yapacaklar?

Sonsuz, bitmek tükenmek bilmeyen azapların içinde ebediyen yanacaklarını düşünmüyorlar.Sonsuz, bitmek tükenmek bilmeyen azapların içinde ebediyen yanacaklarını düşünmüyorlar. Yanlış hareket ediyorlar, yanlış tercih yapıyorlar. Müslümanlar da sanmasın ki; Yanlış hareket ediyorlar, yanlış tercih yapıyorlar.

Müslümanlar da sanmasın ki;

"Biz müslüman olduk; o hâlde rahat edeceğiz, huzur içinde yaşayacağız."Biz müslüman olduk; o hâlde rahat edeceğiz, huzur içinde yaşayacağız. Beş vakit namazımızı kılıyoruz, Ramazan'da orucumuzu da tutuyoruz.Beş vakit namazımızı kılıyoruz, Ramazan'da orucumuzu da tutuyoruz. Kur'ân-ı Kerîm'imizi de okuyoruz. Kazancımızdan fukaranın avucuna biraz da para verdik. Kur'ân-ı Kerîm'imizi de okuyoruz. Kazancımızdan fukaranın avucuna biraz da para verdik. Daha ne var, daha ne olsun? Allah bize artık her türlü nimetleri ihsan etsin, yağdırsın, versin…" Daha ne var, daha ne olsun? Allah bize artık her türlü nimetleri ihsan etsin, yağdırsın, versin…"

Öyle olmuyor! Keşmir'de sıkıntı, Filistin'de sıkıntı, Kafkaslarda, Öyle olmuyor! Keşmir'de sıkıntı, Filistin'de sıkıntı, Kafkaslarda, Çeçenistan'da, Kosova'da, Cezayir'de sıkıntı, Afrika'da sıkıntı!..Çeçenistan'da, Kosova'da, Cezayir'de sıkıntı, Afrika'da sıkıntı!.. Dünyanın her yerinde müslümanlar türlü türlü üzüntüler içinde!Dünyanın her yerinde müslümanlar türlü türlü üzüntüler içinde! İnsanlık namına utanılacak haksızlıklar yapılıyor. İnsanın yüreği kan ağlıyor, vicdanı dayanamıyor. İnsanlık namına utanılacak haksızlıklar yapılıyor. İnsanın yüreği kan ağlıyor, vicdanı dayanamıyor.

Em hasibtüm en tedhulü'l-cennete. "Siz cennete hemen girivereceğinizi mi sandınız,Em hasibtüm en tedhulü'l-cennete. "Siz cennete hemen girivereceğinizi mi sandınız, öyle mi hesap ettiniz, öyle mi sandınız?" öyle mi hesap ettiniz, öyle mi sandınız?"

Ve lemmâ ye'tiküm meselüllezîne halev min kabliküm.Ve lemmâ ye'tiküm meselüllezîne halev min kabliküm. "Sizden öncekilerin, sizden önce yaşayan insanların başına gelen olayların "Sizden öncekilerin, sizden önce yaşayan insanların başına gelen olayların benzerleri size gelmeden!" benzerleri size gelmeden!"

Tabii onlara neler oldu? Hastalıklara uğradılar, musibetlere, belâlara,Tabii onlara neler oldu?

Hastalıklara uğradılar, musibetlere, belâlara,
istilâlara uğradılar, yakıldılar, yıkıldılar. istilâlara uğradılar, yakıldılar, yıkıldılar. Savaştılar veyahut kılıçtan geçirildiler, katliama uğradılar vs. Savaştılar veyahut kılıçtan geçirildiler, katliama uğradılar vs.

Yugoslavya'nın yakın tarihini, Osmanlı'nın yenilmeye başlamasından sonra Yugoslavya'nın yakın tarihini, Osmanlı'nın yenilmeye başlamasından sonra Balkanlar'daki, Bulgaristan'daki zulümleri hiç unutmamamız lazım! Balkanlar'daki, Bulgaristan'daki zulümleri hiç unutmamamız lazım! Oradan gelenler de unutmamalı, çoluk çocuğuna öğretmeli! Oradan gelenler de unutmamalı, çoluk çocuğuna öğretmeli!

Bazı insanlar çocuklarına isim veriyorlar: Öcal. Allah Allah! Bu niye "Öcal" ismini veriyor? Bazı insanlar çocuklarına isim veriyorlar: Öcal.

Allah Allah! Bu niye "Öcal" ismini veriyor?

Bir sebepten dolayı "Öcal" ismini veriyor: İsim vererek çocuğunun öç almasını öğütlüyor. Bir sebepten dolayı "Öcal" ismini veriyor: İsim vererek çocuğunun öç almasını öğütlüyor.

Bizim de yapılan haksızlıkları unutmamamız lazım! Bizim de yapılan haksızlıkları unutmamamız lazım! Çok büyük haksızlıklar, çok büyük katliamlar yapılıyor.Çok büyük haksızlıklar, çok büyük katliamlar yapılıyor. Bu katliamların sorumlularını da bilmemiz lazım!Bu katliamların sorumlularını da bilmemiz lazım! Onların da bir daha katliam yapmamasını sağlamak ve yapmış olanları daOnların da bir daha katliam yapmamasını sağlamak ve yapmış olanları da elden geliyorsa cezalandırmaya gayret etmek lazım! elden geliyorsa cezalandırmaya gayret etmek lazım!

Çeşitli sıkıntılar çektiler. Ellezîne halev min kabliküm. Çeşitli sıkıntılar çektiler.

Ellezîne halev min kabliküm.

Halâ; "Yaşadılar, çekilip gittiler, ortalığı bırakıp gittiler." mânasına geliyor. Halâ; "Yaşadılar, çekilip gittiler, ortalığı bırakıp gittiler." mânasına geliyor. Sizden önce yaşayanlar, sizden önce bu dünyada yaşayıp, burayı boş bırakıp terk edip Sizden önce yaşayanlar, sizden önce bu dünyada yaşayıp, burayı boş bırakıp terk edip âhirete gitmiş olanlar. âhirete gitmiş olanlar.

Nerede? Hiçbirisi yok işte! Mesel, "emsâli, dengi, benzeri" demek. Nerede?

Hiçbirisi yok işte!

Mesel, "emsâli, dengi, benzeri" demek.

"Onların benzeri size gelmeden, onların başına gelen olayların benzerleri size gelmeden "Onların benzeri size gelmeden, onların başına gelen olayların benzerleri size gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?" cennete gireceğinizi mi sandınız?"

Demek ki kanun-u ilâhî eski devirlerden beri böyle! Eski devirlerin de mü'minleri, peygamberleri, Demek ki kanun-u ilâhî eski devirlerden beri böyle! Eski devirlerin de mü'minleri, peygamberleri, eski ümmetler de çok sıkıntılar çekmişler.eski ümmetler de çok sıkıntılar çekmişler. Biliyoruz, ilk hristiyanların nasıl aslanlara parçalatıldığını!Biliyoruz, ilk hristiyanların nasıl aslanlara parçalatıldığını! Biliyoruz, Firavun'un Musa aleyhisselam'ın kavmine ne zulümler yaptığını! Biliyoruz, Firavun'un Musa aleyhisselam'ın kavmine ne zulümler yaptığını! Biliyoruz Nemrud'un, İbrahim aleyhisselam'ın zamanındaki hükümdarın neler neler yaptığını!.. Biliyoruz Nemrud'un, İbrahim aleyhisselam'ın zamanındaki hükümdarın neler neler yaptığını!..

Bunlar hep böyle! Zalimler çıkıyor, mazlumlara çeşit çeşit zulümler yapıyorlar. Bunlar hep böyle! Zalimler çıkıyor, mazlumlara çeşit çeşit zulümler yapıyorlar. Tarih boyunca böyle olmuş. Onlara benzer olaylar da insanların başına gelir. Tarih boyunca böyle olmuş. Onlara benzer olaylar da insanların başına gelir.

Bu devirde de öyle! Bu devirde de olanlar, tarihin benzer olaylarının gelmesi, tekerrürü demek. Bu devirde de öyle! Bu devirde de olanlar, tarihin benzer olaylarının gelmesi, tekerrürü demek. Bu devirde de bir zalim çıkıyor, şurada zulüm yapıyor. Bu devirde de bir zalim çıkıyor, şurada zulüm yapıyor. Bir başka zalim çıkıyor burada zulüm yapıyor. İnsanların dinlerine bir baskı yapıyor, zulüm oluyor. Bir başka zalim çıkıyor burada zulüm yapıyor. İnsanların dinlerine bir baskı yapıyor, zulüm oluyor.

"Dinini bırak! Dinini bırakırsan rahat edeceksin, bırak dinini!.." diyorlar. "Dinini bırak! Dinini bırakırsan rahat edeceksin, bırak dinini!.." diyorlar.

Müslüman, [dinini] bırakırsa imtihanı kaybediyor.Müslüman, [dinini] bırakırsa imtihanı kaybediyor. Dinini bırakmayacak, imanını bırakmayacak, Allah'ın yolunu, Allah'a güzel kulluğunu bırakmayacak.Dinini bırakmayacak, imanını bırakmayacak, Allah'ın yolunu, Allah'a güzel kulluğunu bırakmayacak. Şeytanın yoluna sapmayacak, zalimin dediğini tutmayacak, doğru yoldan ayrılmayacak,Şeytanın yoluna sapmayacak, zalimin dediğini tutmayacak, doğru yoldan ayrılmayacak, yanlış yola sapmayacak! yanlış yola sapmayacak!

Onları, o eski insanların başına neler geldiğini tasvir ediyor: Onları, o eski insanların başına neler geldiğini tasvir ediyor:

Messethümü'l-be'sâü ve'd-darrâü. "Onlara be'sâ ve darrâ geldi, temas etti, onlara dokundu." Messethümü'l-be'sâü ve'd-darrâü. "Onlara be'sâ ve darrâ geldi, temas etti, onlara dokundu."

Be'sâ ne demek? Beese -be-hemze-sin- kökünden geliyor, "fakr, fakirlik" demek.Be'sâ ne demek?

Beese -be-hemze-sin- kökünden geliyor, "fakr, fakirlik" demek.
Bâis de "yoksul, fakir" mânasına geliyor. Bâis de "yoksul, fakir" mânasına geliyor. Yoksulluk, imkânsızlık, insanın hoşuna gitmediği için nâhoş bir şey olduğundan!Yoksulluk, imkânsızlık, insanın hoşuna gitmediği için nâhoş bir şey olduğundan! Aslında Arapça'da "nâhoş olmak" mânasına bu kökten bi'se kelimesi var, "ne fenâ" demek.Aslında Arapça'da "nâhoş olmak" mânasına bu kökten bi'se kelimesi var, "ne fenâ" demek. Bü's, "fenalık" demek; bâis "fakir" demek. Bü's, "fenalık" demek; bâis "fakir" demek.

el-Be'sâü; elif-i memdûde ile "fakr, yoksul olmak" demek. el-Be'sâü; elif-i memdûde ile "fakr, yoksul olmak" demek.

"Onlara yoksulluk geldi, dokundu, yoksulluğa uğradılar." "Onlara yoksulluk geldi, dokundu, yoksulluğa uğradılar."

Ve'd-darrâü. Darrâ, "zarar" kelimesiyle aynı kökten. ed-Darrâu diye sıfat gelmiş: Zarar. Ve'd-darrâü.

Darrâ, "zarar" kelimesiyle aynı kökten. ed-Darrâu diye sıfat gelmiş: Zarar.

Muzır kelimesi de bu kökten, if'al bâbından; mazarrat da sülâsîden masdar-ı mîmi.Muzır kelimesi de bu kökten, if'al bâbından; mazarrat da sülâsîden masdar-ı mîmi. Aynı kökten çıkan kelimeler. Aslında "zarar" demek ama özel kullanımı, ed-Darrâu;Aynı kökten çıkan kelimeler.

Aslında "zarar" demek ama özel kullanımı, ed-Darrâu;
Mukâtil, Süddî, Katâde, El-Hasen ve sâir tefsirle meşgul olan mübarek alimlerin verdikleri mâna;Mukâtil, Süddî, Katâde, El-Hasen ve sâir tefsirle meşgul olan mübarek alimlerin verdikleri mâna; "sukm, sakam, hastalık" demek. "sukm, sakam, hastalık" demek.

Be'sâ, "fakirlik" demek; darrâ da "hastalık" demek. Be'sâ, "fakirlik" demek; darrâ da "hastalık" demek. Aslında bu iki kelime "kötülük, zarar, kötü olmak, zararlı olmak" kökünden geliyor. Aslında bu iki kelime "kötülük, zarar, kötü olmak, zararlı olmak" kökünden geliyor.

"Onlara kötü şeyler geldi, zararlı şeyler geldi!" Kötü şeyden murad, "fakirlik" geldi. "Onlara kötü şeyler geldi, zararlı şeyler geldi!"

Kötü şeyden murad, "fakirlik" geldi.
Zarardan murad, "çeşitli hastalıklar" geldi.Zarardan murad, "çeşitli hastalıklar" geldi. Eyyüb aleyhisselam'ın nasıl hastalıklar çektiğini biliyorsunuz. Eyyüb aleyhisselam'ın nasıl hastalıklar çektiğini biliyorsunuz. Bir taun gelip bir beldenin ahâlisinin nasıl kırıldığını biliyorsunuz. Bir taun gelip bir beldenin ahâlisinin nasıl kırıldığını biliyorsunuz. Onların hepsi birer ikaz vesilesi. Ve zülzilû. "Sarsıldılar." Onların hepsi birer ikaz vesilesi.

Ve zülzilû. "Sarsıldılar."

Zülzil, "sarsmak"tan edilgen fiil. Sarsılmak bir dönüşlü fiil oluyor, insanın kendisinin sarsılması.Zülzil, "sarsmak"tan edilgen fiil. Sarsılmak bir dönüşlü fiil oluyor, insanın kendisinin sarsılması. Bir de "sarstırıldılar" mânasına. Zelzele, sarsmak. Huvvifû, burada "korktular" mânasına geliyor. Bir de "sarstırıldılar" mânasına. Zelzele, sarsmak.

Huvvifû, burada "korktular" mânasına geliyor.

Huvvifû mine'l-a'dâ zilzâlen şedîdâ. Huvvifû mine'l-a'dâ zilzâlen şedîdâ. "O eski ümmetler, düşmanlardan gelen şeylerden dolayı şiddetli sarsıntıya, yıkıma uğradılar." "O eski ümmetler, düşmanlardan gelen şeylerden dolayı şiddetli sarsıntıya, yıkıma uğradılar." Vemtehanû imtihânen azîmen. "Büyük imtihanlara tâbi oldular." Vemtehanû imtihânen azîmen. "Büyük imtihanlara tâbi oldular."

Hadîs-i şerîf okuyalım: Habbâb b. Eret radıyallahu anh Hadîs-i şerîf okuyalım:

Habbâb b. Eret radıyallahu anh
-Allah şefaatine erdirsin, hepimizi cennette buluştursun- -Allah şefaatine erdirsin, hepimizi cennette buluştursun- müşriklerin çok zulümlerine uğrayanlardan bir zât-ı muhterem. Bu mübarek sahabi diyor ki; müşriklerin çok zulümlerine uğrayanlardan bir zât-ı muhterem. Bu mübarek sahabi diyor ki;

Kulnâ: Yâ Resûlallah elâ testansiru len, elâ ted'ullâhe lenâ. "Biz Peygamber Efendimiz'e dedik ki: Ey Allah'ın elçisi, peygamberi! Kulnâ: Yâ Resûlallah elâ testansiru len, elâ ted'ullâhe lenâ. "Biz Peygamber Efendimiz'e dedik ki: Ey Allah'ın elçisi, peygamberi! Bizim için Allah'tan yardım istesene, Allah'a dua etsene.Bizim için Allah'tan yardım istesene, Allah'a dua etsene. Bizim için Allah'tan yardım istemez misin, dua etmez misin yâ Resûlallah?" Bizim için Allah'tan yardım istemez misin, dua etmez misin yâ Resûlallah?"

Müslümanların ilk sıkıntıları çektiği zamanda Peygamber Efendimiz'e böyle söyledik, diyor. Müslümanların ilk sıkıntıları çektiği zamanda Peygamber Efendimiz'e böyle söyledik, diyor.

Böyle bir dileğe Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ne demiş? Böyle bir dileğe Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ne demiş?

Tahmin edin bakalım! Müslümanlar ezaya, cefaya tâbi tutuluyorlar, işkence görüyorlar. Tahmin edin bakalım!

Müslümanlar ezaya, cefaya tâbi tutuluyorlar, işkence görüyorlar.
Habbâb b. Eret de çok işkence gören mübareklerden, mazlumlardan biri. Habbâb b. Eret de çok işkence gören mübareklerden, mazlumlardan biri.

"Allah'tan yardım istesene yâ Resûlallah, bize yardım etse ya! Dua ediversene! "Allah'tan yardım istesene yâ Resûlallah, bize yardım etse ya! Dua ediversene! Allah şu kâfirleri kahretse bizi kurtarsa ya!.." Ne tahmin edersiniz? Allah şu kâfirleri kahretse bizi kurtarsa ya!.."

Ne tahmin edersiniz?

Fe kâle inne men kâne kableküm kâne ehadühüm yûdau'l-minşâru alâ mefrıki re'sihî. Fe kâle inne men kâne kableküm kâne ehadühüm yûdau'l-minşâru alâ mefrıki re'sihî. "Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: Hiç şüphe yok ki muhakkak ki sizden eski,"Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: Hiç şüphe yok ki muhakkak ki sizden eski, evvelki ümmetlerde işkence yapılan müslümanın başına testere konuluyordu.evvelki ümmetlerde işkence yapılan müslümanın başına testere konuluyordu. Başının, saçlarının ikiye ayrıldığı orta yerine testere konuluyordu.Başının, saçlarının ikiye ayrıldığı orta yerine testere konuluyordu. " Feyahlüsu ilâ kademeyhi. "Ayaklarına kadar kesiliyordu."" Feyahlüsu ilâ kademeyhi. "Ayaklarına kadar kesiliyordu." Ve lâ yasrifuhû zâlike an dînihî. "Bu muamele onu dininden döndürmüyordu.Ve lâ yasrifuhû zâlike an dînihî. "Bu muamele onu dininden döndürmüyordu. Kafasından ayağına kadar kesilmek, onu dininden döndürmüyordu."Kafasından ayağına kadar kesilmek, onu dininden döndürmüyordu." Feyümşatu bi-emşâti'l-hadîdi. "Demirden taraklarla, tarak gibi dişli dişli, Feyümşatu bi-emşâti'l-hadîdi. "Demirden taraklarla, tarak gibi dişli dişli, sivri sivri demirden işkence aletleriyle vücutları kazınıyordu." sivri sivri demirden işkence aletleriyle vücutları kazınıyordu." Mâ beyne lâhmihî ve azmihî. Mâ beyne lâhmihî ve azmihî. "Kemiğiyle etinin arası birbirinden ayrılıyordu, işkencede eti kemiğinden ayrılıyordu.""Kemiğiyle etinin arası birbirinden ayrılıyordu, işkencede eti kemiğinden ayrılıyordu." Lâ yasrifühû zâlike an dînihî. "Bu işkence de onu dininden döndürmüyordu." Lâ yasrifühû zâlike an dînihî. "Bu işkence de onu dininden döndürmüyordu."

Mübarekler dönmüyorlardı!Mübarekler dönmüyorlardı! Bir şeyi hemen hatırlatıvereyim: Bir şeyi hemen hatırlatıvereyim:

Bir de ateşten hendekler açıp hendekler yapıp içine çok muazzam ateşler yakıp da Bir de ateşten hendekler açıp hendekler yapıp içine çok muazzam ateşler yakıp da mü'minleri ateşlere atan zalimler de olduğunu Kur'ân-ı Kerîm'den biliyorsunuz; mü'minleri ateşlere atan zalimler de olduğunu Kur'ân-ı Kerîm'den biliyorsunuz; Ashâb-ı Uhdûd'u biliyorsunuz. Ashâb-ı Uhdûd'u biliyorsunuz.

"İşte böyle testereyle ortasından vücudu biçiliyor, "İşte böyle testereyle ortasından vücudu biçiliyor, demir dikenlerle etiyle kemiği arası taraklarla açılıyor, kemiği etinden ayrılıyordu." demir dikenlerle etiyle kemiği arası taraklarla açılıyor, kemiği etinden ayrılıyordu."

Sümme kâle vallâhi leyütimmennallâhu hâze'l-emre. "Sonra Peygamber Efendimiz buyurdu ki: Allah'a yemin olsun kiSümme kâle vallâhi leyütimmennallâhu hâze'l-emre. "Sonra Peygamber Efendimiz buyurdu ki: Allah'a yemin olsun ki bu işi Allah mutlaka tamamlayacak, Allah bu İslâm'ı mutlaka tamamlayacak!" bu işi Allah mutlaka tamamlayacak, Allah bu İslâm'ı mutlaka tamamlayacak!"

"Şimdi işkence görüyorsunuz, sizi dinden döndürmeye çalışıyorlar, İslâm'ı söndürmeye çalışıyorlar. "Şimdi işkence görüyorsunuz, sizi dinden döndürmeye çalışıyorlar, İslâm'ı söndürmeye çalışıyorlar. Mü'minler az olduğundan, azınlıkta olduğundan Mekke'de baskı yapıyorlar.Mü'minler az olduğundan, azınlıkta olduğundan Mekke'de baskı yapıyorlar. Vallahi Allah bu dini mutlaka tamamlayacak!" Vallahi Allah bu dini mutlaka tamamlayacak!"

Hattâ yesîre'r-rakibu min san'âe ilâ hadramevte ve lâ yehâfu illallâh.Hattâ yesîre'r-rakibu min san'âe ilâ hadramevte ve lâ yehâfu illallâh. "Hatta bir binekli süvari, atlı adam San'a şehrinden Yemen'in Hadramat'a kadar yolculuk yapacak da"Hatta bir binekli süvari, atlı adam San'a şehrinden Yemen'in Hadramat'a kadar yolculuk yapacak da Allah'tan gayrı bir korkusu olmayacak!" Allah'tan korkmak!Allah'tan gayrı bir korkusu olmayacak!"

Allah'tan korkmak!
Müslüman zaten iyi hâlde de Allah'tan korkar. "Allah'tan başka korkulacak bir şey olmayacak!" Müslüman zaten iyi hâlde de Allah'tan korkar.

"Allah'tan başka korkulacak bir şey olmayacak!"

Ve'z-zi'be alâ ğanemihî. "Hayvanına, ganemine, koyununa kurt saldırırsa diye ondan korkacak.Ve'z-zi'be alâ ğanemihî. "Hayvanına, ganemine, koyununa kurt saldırırsa diye ondan korkacak. Yoksa başka haydut, eşkiyâ, çete, katil, yol kesici, kâtı' ı tarîk, harami vs. Yoksa başka haydut, eşkiyâ, çete, katil, yol kesici, kâtı' ı tarîk, harami vs. öyle şey olmayacak!" diyor Peygamber Efendimiz. öyle şey olmayacak!" diyor Peygamber Efendimiz.

Ve lâkinneküm kavmün testa'cilûne.Ve lâkinneküm kavmün testa'cilûne. "Böyle olacak ama siz acele olmasını isteyen bir topluluksunuz." diyor. Sabretmeyi tavsiye ediyor."Böyle olacak ama siz acele olmasını isteyen bir topluluksunuz." diyor.

Sabretmeyi tavsiye ediyor.
Onların dua istemelerini acele sayıyor. Onların dua istemelerini acele sayıyor.

Bu konuda benzer, bu mânayı ifade eden başka âyet-i kerîmeler de var. Mesela: Bu konuda benzer, bu mânayı ifade eden başka âyet-i kerîmeler de var. Mesela:

Elif, lâm, mîm. E hasübe'n-nâsü en yütrekû en yekûlû âmennâ ve hüm lâ yüftenû. Elif, lâm, mîm. E hasübe'n-nâsü en yütrekû en yekûlû âmennâ ve hüm lâ yüftenû. "Elif lâm mim! İnsanlar sandılar mı ki amennâ dedikten sonra bırakılacaklar da"Elif lâm mim! İnsanlar sandılar mı ki amennâ dedikten sonra bırakılacaklar da fitnelere, imtihanlara, sıkıntılara uğramayacaklar? fitnelere, imtihanlara, sıkıntılara uğramayacaklar? Bir kenarda rahat duracaklar, bırakılacaklarını mı sandılar?.. Bir kenarda rahat duracaklar, bırakılacaklarını mı sandılar?.. Ve lekad fetennellezîne min kablihim.Ve lekad fetennellezîne min kablihim. Hâlbuki öyle değil; bilakis biz daha öncekileri imtihanlara, sıkıntılara uğrattık! Hâlbuki öyle değil; bilakis biz daha öncekileri imtihanlara, sıkıntılara uğrattık!

Feleya'lemennallâhüllezîne sadakû ve leya'lemenne'l-kâzibîn. Feleya'lemennallâhüllezîne sadakû ve leya'lemenne'l-kâzibîn. "Muhakkak ve muhakkak Allah imanında, ihlâsında, kulluğunda sıdk u sadakat üzere olanları bilecek"Muhakkak ve muhakkak Allah imanında, ihlâsında, kulluğunda sıdk u sadakat üzere olanları bilecek ve yalancı olanları, dönek, gevşek olanları, imanda sebatsız olanları bilecek ve yalancı olanları, dönek, gevşek olanları, imanda sebatsız olanları bilecek ve bildirecek, gösterecek; olaylar bunu açığa çıkartacak!" diye âyet-i kerîme bildiriyor. ve bildirecek, gösterecek; olaylar bunu açığa çıkartacak!" diye âyet-i kerîme bildiriyor.

Buralardan anlaşılıyor ki çeşitli sıkıntılar eski ümmetlere oldu,Buralardan anlaşılıyor ki çeşitli sıkıntılar eski ümmetlere oldu, bize de oluyor; olunca sabredeceğiz! bize de oluyor; olunca sabredeceğiz! Belalara, musibetlere karşı tabii tedbir alacağız. Belalara, musibetlere karşı tabii tedbir alacağız. Düşman geliyorsa düşmanın saldırısına karşı tedbir alacağız. Düşman geliyorsa düşmanın saldırısına karşı tedbir alacağız.

En şiddetli belalardan birisi düşmandır. Geldiği zaman evi barkı yıkar, çoluk çocuğu alır, En şiddetli belalardan birisi düşmandır. Geldiği zaman evi barkı yıkar, çoluk çocuğu alır, ırz namus, mal mülk, can… her şey gider. ırz namus, mal mülk, can… her şey gider.

Düşünün ki ülkelerinde sıkıntı olan insanlar işte bunları çekiyorlar! Düşünün ki ülkelerinde sıkıntı olan insanlar işte bunları çekiyorlar!

Bir de Ahzab Savaşı'nı, Hendek Savaşı'nı hatırlayalım: Bir de Ahzab Savaşı'nı, Hendek Savaşı'nı hatırlayalım:

İz câüküm min fevkıküm ve min esfele minküm. "Hani sizin üzerinizden, yukarı tarafınızdan İz câüküm min fevkıküm ve min esfele minküm. "Hani sizin üzerinizden, yukarı tarafınızdan ve aşağı yanınızdan gelmişlerdi."ve aşağı yanınızdan gelmişlerdi." Ve iz zâgati'l-ebsâr ve belegatü'l-kulûbü'l-hanâcir. "Gözler korkudan kaymıştı Ve iz zâgati'l-ebsâr ve belegatü'l-kulûbü'l-hanâcir. "Gözler korkudan kaymıştı ve yürekler ağza gelmişti."ve yürekler ağza gelmişti." Ve tezunnûne billâhi zunûnâ. "Ve münafıklar da Allah hakkında çeşit çeşit, kötü kötü düşüncelere, Ve tezunnûne billâhi zunûnâ. "Ve münafıklar da Allah hakkında çeşit çeşit, kötü kötü düşüncelere, zanlara düşmüşlerdi."zanlara düşmüşlerdi." Hünâlikebtüliye'l-mü'minûne ve zülzilû zilzâlen şedîdâ.Hünâlikebtüliye'l-mü'minûne ve zülzilû zilzâlen şedîdâ. "İşte öyle, orada mü'minler sıkıntılara uğratılıp şiddetli bir şekilde sarsılmışlardı." "İşte öyle, orada mü'minler sıkıntılara uğratılıp şiddetli bir şekilde sarsılmışlardı."

Zülzilû orada da geçiyor burada da geçiyor. Zülzilû orada da geçiyor burada da geçiyor.

İz yekûlü'l-münâfikûne vellezîne fî kulûbihim meradun mâ veadanallâhu ve rasûlühû illâ ğurûrâ.İz yekûlü'l-münâfikûne vellezîne fî kulûbihim meradun mâ veadanallâhu ve rasûlühû illâ ğurûrâ. "Münafıklar da o olaylarda; 'Allah ve Resûlü bizi ancak aldattılar. "Münafıklar da o olaylarda; 'Allah ve Resûlü bizi ancak aldattılar. O vadettikleri şeyler aldatmaca, bak dedikleri çıkmadı!' demişlerdi." O vadettikleri şeyler aldatmaca, bak dedikleri çıkmadı!' demişlerdi."

Hâlbuki Resûlullah'ın dedikleri çıkacak ama sabretmiyorlar. Hâlbuki Resûlullah'ın dedikleri çıkacak ama sabretmiyorlar. Hendek harbinde bile mağlup olmadılar! Hendek harbinde bile mağlup olmadılar!

Heraklius -Peygamber Efendimiz'in muasırı olan Bizans hükümdarı- Heraklius -Peygamber Efendimiz'in muasırı olan Bizans hükümdarı- Peygamber Efendimiz'i tahkik etti: "O diyarlardan bir adam çıkmış,Peygamber Efendimiz'i tahkik etti: "O diyarlardan bir adam çıkmış, Peygamber olduğunu söylüyormuş; o nasıl bir zâttır?" diye araştırdı. Peygamber olduğunu söylüyormuş; o nasıl bir zâttır?" diye araştırdı. "Bunu bilen bir kimse getirin bana, soruşturayım!" dedi. "Bunu bilen bir kimse getirin bana, soruşturayım!" dedi.

Ebû Süfyan'ı buldular, onu götürdüler.Ebû Süfyan'ı buldular, onu götürdüler. Ebû Süfyan; bilgili bir insan, Kureyş'in reisi, tecrübesi var, seyahatleri var.Ebû Süfyan; bilgili bir insan, Kureyş'in reisi, tecrübesi var, seyahatleri var. Ona sordu, tercüme ettiler, cevapları aldı. Çok şeyler sordu. Ona sordu, tercüme ettiler, cevapları aldı. Çok şeyler sordu. Herakliyus Ebû Süfyan'a bir de sormuş ki;Herakliyus Ebû Süfyan'a bir de sormuş ki; Ebû Süfyan o zaman müslüman olmuş değil. Sonra, Mekke fethinde müslüman oldu. Muaviye'nin babası. Ebû Süfyan o zaman müslüman olmuş değil. Sonra, Mekke fethinde müslüman oldu. Muaviye'nin babası.

Hel kateltümûhu. "Siz onunla savaş yaptınız mı?" Kâle: Neam. Hel kateltümûhu. "Siz onunla savaş yaptınız mı?" Kâle: Neam. "Ebû Süfyan dedi ki: Yaptık!" Kâle: Fe keyfe kâneti'l-harbu beyneküm. "Ebû Süfyan dedi ki: Yaptık!" Kâle: Fe keyfe kâneti'l-harbu beyneküm. "Ne oldu o savaşta aranızda?" Kâle: Sicâlen yüdâllü aleynâ ve nüdâllü aleyhi. "Ne oldu o savaşta aranızda?" Kâle: Sicâlen yüdâllü aleynâ ve nüdâllü aleyhi. "Bazen bizim lehimize bazen onların lehine, bazen onlar kazandı bazen biz kazandık." "Bazen bizim lehimize bazen onların lehine, bazen onlar kazandı bazen biz kazandık."

O zaman Heraklius demiş ki; "Tamam. Bu, da peygamberlerin vasıflarına uyuyor." O zaman Heraklius demiş ki;

"Tamam. Bu, da peygamberlerin vasıflarına uyuyor."

Her soruyu soruyor, sonra; "Tamam, peygamber vasfı bu!" diyor. Her soruyu soruyor, sonra; "Tamam, peygamber vasfı bu!" diyor. Bütün cevaplar peygamber olduğunu gösteriyor. Sonunda Peygamber Efendimiz'in gerçek peygamber, Bütün cevaplar peygamber olduğunu gösteriyor. Sonunda Peygamber Efendimiz'in gerçek peygamber, âhir zaman peygamberi olduğunu anladı, iman etmeye kalktı. âhir zaman peygamberi olduğunu anladı, iman etmeye kalktı. Fakat çevresi müsaade etmedi, itiraz ettiler. O zaman Heraklius dedi ki; Fakat çevresi müsaade etmedi, itiraz ettiler.

O zaman Heraklius dedi ki;

Kezâlike'l-rusûlü. "Evet, peygamberler de böyledir." Tübtelâ sümme tekûnü lehe'l-âkıbeh. Kezâlike'l-rusûlü. "Evet, peygamberler de böyledir." Tübtelâ sümme tekûnü lehe'l-âkıbeh. "Musibetlere uğrarlar ama sonuç onların lehine olur." "Musibetlere uğrarlar ama sonuç onların lehine olur."

Evet, sıkıntılar çeker çeker ama hak peygamber sonunda vazifesini yapar, Evet, sıkıntılar çeker çeker ama hak peygamber sonunda vazifesini yapar, müslümanları Allah galip getirir. Mü'minleri her devirde galip getirir. müslümanları Allah galip getirir. Mü'minleri her devirde galip getirir.

Onun için ne yapmak lazım? İmtihanda sağlam durmak lazım, imtihanı kazanmak lazım! Onun için ne yapmak lazım?

İmtihanda sağlam durmak lazım, imtihanı kazanmak lazım!

Meselüllezîne halev min kabliküm. "Eski ümmetlere uygulanan kanun-u ilâhi." Meselüllezîne halev min kabliküm. "Eski ümmetlere uygulanan kanun-u ilâhi."

Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki; Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

Feehleknâ eşedde minhüm batşen. Ve medâ meselü'l-evvelîn. Feehleknâ eşedde minhüm batşen. Ve medâ meselü'l-evvelîn. "Biz onlardan daha güçlü kuvvetli imkânları olan, tutuşu sağlam olan kavimleri helâk ettik.""Biz onlardan daha güçlü kuvvetli imkânları olan, tutuşu sağlam olan kavimleri helâk ettik." "Evvelkilerin böyle hadiseleri, olayları, kıssaları, fıkraları,"Evvelkilerin böyle hadiseleri, olayları, kıssaları, fıkraları, hisse alınsın diye hep geçti."hisse alınsın diye hep geçti." Hattâ yekûle'r-resûlü vellezîne âmenû meahû metâ nasrullâhi. "Peygamberler ve yanında olanlar;Hattâ yekûle'r-resûlü vellezîne âmenû meahû metâ nasrullâhi. "Peygamberler ve yanında olanlar; 'Düşmanlara karşı Allah'ın bizi takviye edip de onları yenmemiz ne zaman olacak?' dediler." 'Düşmanlara karşı Allah'ın bizi takviye edip de onları yenmemiz ne zaman olacak?' dediler."

Olacağını biliyorlar. Metâ; zaman sorusu, zamanı sormak için kullanılan edat. Olacağını biliyorlar.

Metâ; zaman sorusu, zamanı sormak için kullanılan edat.

"Allah'ın yardımı ne zaman?" "Allah'ın yardımı var mı yok mu?" demiyorlar; "Allah'ın yardımı ne zaman?"

"Allah'ın yardımı var mı yok mu?" demiyorlar;
"Allah'ın yardımı gelecek ama ne zaman?" diyorlar. "Allah'ın yardımı gelecek ama ne zaman?" diyorlar. Bir an evvel yardımın gelmesini ve sıkıntıdan hemen kurtulmayı istedikleri için;Bir an evvel yardımın gelmesini ve sıkıntıdan hemen kurtulmayı istedikleri için; "Aman, Allah'ın gelmesi beklenen yardımı nerede? Bir an evvel gelse!.." dediler. "Aman, Allah'ın gelmesi beklenen yardımı nerede? Bir an evvel gelse!.." dediler.

Elâ. "Biliniz ki…" Elâ; edât-ı tenbihdir, Araplar bu edatı bir kimseyi uyarmak için kullanır. Elâ. "Biliniz ki…"

Elâ; edât-ı tenbihdir, Araplar bu edatı bir kimseyi uyarmak için kullanır.

Elâ. "Agâh olun, uyanın, dikkat edin, aklınızı başınıza toplayın!" Hatta biz ne yaparız? Elâ. "Agâh olun, uyanın, dikkat edin, aklınızı başınıza toplayın!"

Hatta biz ne yaparız?

Adam başka tarafa bakıyorken ismini filan da bilmiyorsak "Hey, hişt!.." filan deriz. Adam başka tarafa bakıyorken ismini filan da bilmiyorsak "Hey, hişt!.." filan deriz. Öyle deyince adam döner, bakar. Biraz da tabii üslup olarak ammî bir üslup. Öyle deyince adam döner, bakar. Biraz da tabii üslup olarak ammî bir üslup.

Elâ, burada ammî bir üslup değil, kibar bir üslup: Elâ, burada ammî bir üslup değil, kibar bir üslup:

"Uyanınız, dikkat ediniz, aklınızı başınıza toplayınız, şu gerçeği iyice kavrayınız ki…" "Uyanınız, dikkat ediniz, aklınızı başınıza toplayınız, şu gerçeği iyice kavrayınız ki…" Elâ bu mânaya geliyor. E ve lâ'dan müteşekkil. E soru edatı, lâ "Hayır, öyle değil mi?" mânasına amaElâ bu mânaya geliyor. E ve lâ'dan müteşekkil. E soru edatı, lâ "Hayır, öyle değil mi?" mânasına ama kelime anlamı değil; tabir olmuş oluyor. kelime anlamı değil; tabir olmuş oluyor.

Elâ inne nasrallâhi karib. "Uyanınız, iyice kavrayınız şu hakikati ki Allah'ın yardımı yakındır.Elâ inne nasrallâhi karib. "Uyanınız, iyice kavrayınız şu hakikati ki Allah'ın yardımı yakındır. Muhakkak ki Allah'ın yardımı karîbtir, yakındır." Karîb ne demek? "Yakın" demek. Muhakkak ki Allah'ın yardımı karîbtir, yakındır."

Karîb ne demek?

"Yakın" demek.

Arapça'da bizim halkımızın kullandığı iki kelime var: Arapça'da bizim halkımızın kullandığı iki kelime var:

Kaf ile olan karîb, kurbiyyet kelimesiyle ilgili; "yakın" demek. Kaf ile olan karîb, kurbiyyet kelimesiyle ilgili; "yakın" demek.

"Ben şu köye gitmek istiyorum, bu köy yakında mı uzakta mı?" diye adres soruyorsunuz. "Ben şu köye gitmek istiyorum, bu köy yakında mı uzakta mı?" diye adres soruyorsunuz.

Yakın, karîb; bu kaf harfiyle. Batılılar'ın q dedikleri harf ile.Yakın, karîb; bu kaf harfiyle. Batılılar'ın q dedikleri harf ile. İngilizce'de p ile r arasında q harfi gibi; karîb. İngilizce'de p ile r arasında q harfi gibi; karîb.

Bir de ayın'ın noktalısı ğayın harfi var. Ğayın'la yazılan ğarîb var. Bir de ayın'ın noktalısı ğayın harfi var. Ğayın'la yazılan ğarîb var.

Garîb, "gurbette olan" demek. Elâ inne nasrallâhi karîb. Bu, kaf ile. Garîb, "gurbette olan" demek.

Elâ inne nasrallâhi karîb.

Bu, kaf ile.

Niye bu iki kelimeyi söylüyorum? Niye bu iki kelimeyi söylüyorum?

Çünkü Türkçe'nin telaffuzunda bazı yörelerde k harfi, g gibi telaffuz edilir. Çünkü Türkçe'nin telaffuzunda bazı yörelerde k harfi, g gibi telaffuz edilir. Mesela; "Konya" demez, "Gonya" der. "Koyun, kuzu" demez; "goyun, guzu" der.Mesela; "Konya" demez, "Gonya" der. "Koyun, kuzu" demez; "goyun, guzu" der. Şaka olarak da bir fıkra anlatılıyor: Şaka olarak da bir fıkra anlatılıyor:

"Ben öyle kaf'ı ğayın okuyan Gonyalılar'dan değilim, goyun guzu demem…" demiş. "Ben öyle kaf'ı ğayın okuyan Gonyalılar'dan değilim, goyun guzu demem…" demiş.

Ğ diye okunduğu zaman Arapça'da ortaya başka bir kelime çıkıyor. Ğ diye okunduğu zaman Arapça'da ortaya başka bir kelime çıkıyor. Bunun kaf olduğunu bilmek lazım! Elâ. "Dikkat edin ki…" İnne. Bunun kaf olduğunu bilmek lazım!

Elâ. "Dikkat edin ki…" İnne.
"Muhakkak." Nasrallâhi karîb. "Allah'ın yardımı yakın, çok yakında gelecek!" "Muhakkak." Nasrallâhi karîb. "Allah'ın yardımı yakın, çok yakında gelecek!"

Elem neşrahleke sûresinde; Fe inne mea'l-usri yüsrâ inne mea'l-usri yüsrâ.Elem neşrahleke sûresinde;

Fe inne mea'l-usri yüsrâ inne mea'l-usri yüsrâ.
"Hiç şüphe yok ki zorluğun yanında bir kolaylık var."Hiç şüphe yok ki zorluğun yanında bir kolaylık var. Zorluğun yanında bir kolaylık var!" buyuruluyor. Zorluğun yanında bir kolaylık var!" buyuruluyor.

Sıkıntının, zorluğun yanından, arkasından Cenâb-ı Hak kolaylığı ihsan eder. Sıkıntının, zorluğun yanından, arkasından Cenâb-ı Hak kolaylığı ihsan eder. Sabredenlere büyük mükâfat var. Sabredenlere büyük mükâfat var.

İslâm'da, Kur'ân-ı Kerîm'de müslümanlara tavsiye edilen, İslâm'da, Kur'ân-ı Kerîm'de müslümanlara tavsiye edilen, zafer kazanmak için edinilmesi istenen iki şart nedir? zafer kazanmak için edinilmesi istenen iki şart nedir?

Sabır ve takvâ! Sabır ve takvâ!

İn tasbirû ve tettekû. "Ey mü'minler! Eğer sabrederseniz takvâ ehli olursanız zafere erersiniz." deniliyor. İn tasbirû ve tettekû. "Ey mü'minler! Eğer sabrederseniz takvâ ehli olursanız zafere erersiniz." deniliyor. Kur'ân-ı Kerîm'in âyet-i kerîmelerinde; Kur'ân-ı Kerîm'in âyet-i kerîmelerinde;

Ne yapacağız? Sabredeceğiz, sebat edeceğiz.Ne yapacağız?

Sabredeceğiz, sebat edeceğiz.
"Aaa, olmadı, gelmedi!.." filan diye [ümitsizlik yaşamayacağız]. Zaman gerektiğini bileceğiz."Aaa, olmadı, gelmedi!.." filan diye [ümitsizlik yaşamayacağız]. Zaman gerektiğini bileceğiz. Bir işin olması, oluşması için zaman lazım! O zamanı beklemeyi bileceğiz. Bir işin olması, oluşması için zaman lazım! O zamanı beklemeyi bileceğiz. Sabırlı olacağız ama işin oluşması için de tedbiri alacağız. Oluncaya kadar beklemesini bileceğiz. Sabırlı olacağız ama işin oluşması için de tedbiri alacağız. Oluncaya kadar beklemesini bileceğiz.

Sabredeceğiz. Düşmanın karşısında sabredeceğiz, tedbirleri almakta sabredeceğiz. Sabredeceğiz. Düşmanın karşısında sabredeceğiz, tedbirleri almakta sabredeceğiz. Meşakkatin üstümüze yüklendiği sırada sabredeceğiz. Meşakkatin üstümüze yüklendiği sırada sabredeceğiz. Sabırlı olacağız, sımsıkı duracağız. Bir de takvâ ehli olacağız, Allah'tan korkacağız. Sabırlı olacağız, sımsıkı duracağız. Bir de takvâ ehli olacağız, Allah'tan korkacağız. O zaman, Allah'ın yardımı mü'minlere mutlaka [gelecek]! O zaman, Allah'ın yardımı mü'minlere mutlaka [gelecek]!

Ve kâne hakkan aleynâ nasru'l-mü'minîn. Ve kâne hakkan aleynâ nasru'l-mü'minîn. "[Mü'minlere yardım etmek bize hak oldu.] âyet-i kerîmesinde Allah mü'minlere yardım edeceğini, mü'minleri kurtaracağını bildiriyor. "[Mü'minlere yardım etmek bize hak oldu.] âyet-i kerîmesinde Allah mü'minlere yardım edeceğini, mü'minleri kurtaracağını bildiriyor.

Kesin bildirecek ve yardım gelecek ama sabredeceğiz, bir de takvâ ehli olacağız. Kesin bildirecek ve yardım gelecek ama sabredeceğiz, bir de takvâ ehli olacağız. Sabretmezsek gelmez. Takvâ ehli olmazsak günahkâr olursak gelmez, aksine bela gelir! Sabretmezsek gelmez. Takvâ ehli olmazsak günahkâr olursak gelmez, aksine bela gelir!

"Sizi günahkârlar, edepsizler! Sizi âsiler, mücrimler!.." diye Allah cezalandırır. "Sizi günahkârlar, edepsizler! Sizi âsiler, mücrimler!.." diye Allah cezalandırır. Bazen düşmanların gelmesi, kıtlık, zelzele, hastalık Allah'ın kahrı, cezası oluyor. Bazen düşmanların gelmesi, kıtlık, zelzele, hastalık Allah'ın kahrı, cezası oluyor. "Sizi zalimler sizi, Allah'ın emrini tutmuyorsunuz ha!.." diye Allah cezaları gönderiyor. "Sizi zalimler sizi, Allah'ın emrini tutmuyorsunuz ha!.." diye Allah cezaları gönderiyor.

Takvâ ehli olacağız, sabırlı olacağız. O zaman Allah'ın yardımı karîbdir, yakındır. Takvâ ehli olacağız, sabırlı olacağız. O zaman Allah'ın yardımı karîbdir, yakındır.

Ebû Rezîn radıyallahu anh'ten hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; Ebû Rezîn radıyallahu anh'ten hadîs-i şerîf. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki;

Acibe rabbüke min kunûti ibâdihî ve kurbi gaysihî feyenzuru ileyhim kanitîne.Acibe rabbüke min kunûti ibâdihî ve kurbi gaysihî feyenzuru ileyhim kanitîne. "Cenâb-ı Hak, yağmurun yağması, yardımın gelmesi yakınken, "Cenâb-ı Hak, yağmurun yağması, yardımın gelmesi yakınken, 'Gelmedi, susuzuz, kavruluyoruz, yardımsızız!' diye'Gelmedi, susuzuz, kavruluyoruz, yardımsızız!' diye kullarının ümitsizliğe düşmesini şâyân-ı taaccüp olarak görür.kullarının ümitsizliğe düşmesini şâyân-ı taaccüp olarak görür. Ümitsizliğe düşmüş olanlara, 'Olmuyor galiba, yok galiba, gelmiyor galiba?..' gibi hâle, Ümitsizliğe düşmüş olanlara, 'Olmuyor galiba, yok galiba, gelmiyor galiba?..' gibi hâle, düşüncelere düşmüş olanlara bakar." Feyezallu yedhakü. "Cenâb-ı Hak onlara güler."düşüncelere düşmüş olanlara bakar." Feyezallu yedhakü. "Cenâb-ı Hak onlara güler." Ya'lemu enne ferecehüm karîbun. Ya'lemu enne ferecehüm karîbun. "Ve bilir ki onların o sıkıntıdan kurtulup feraha ermeleri yakındır." Mesela: "Ve bilir ki onların o sıkıntıdan kurtulup feraha ermeleri yakındır."

Mesela:

Sabahleyin çocuğunun çok sıkı tembihlediği şeyi; Sabahleyin çocuğunun çok sıkı tembihlediği şeyi; "Aman baba, ne olur akşam ödev yapacağım, çok mühim; şunu al."Aman baba, ne olur akşam ödev yapacağım, çok mühim; şunu al. Şu malzemeyi al gel, şu kitabı al gel! İmtihanım var, gece çalışmam lazım!.." diye Şu malzemeyi al gel, şu kitabı al gel! İmtihanım var, gece çalışmam lazım!.." diye istediği şeyi, babası alıyor, getiriyor, arabada. istediği şeyi, babası alıyor, getiriyor, arabada.

Çocuk; "Baba aldın mı? Çocuk;

"Baba aldın mı?
Unuttun mu yoksa? Eyvah, mahvoldum!.." filan diye telaş ediyor. Babası nasıl güler, aldığı, getirdiği şeylerin orada,Unuttun mu yoksa? Eyvah, mahvoldum!.." filan diye telaş ediyor.

Babası nasıl güler, aldığı, getirdiği şeylerin orada,
arabada olduğunu bildiği için nasıl tebessüm eder?.. arabada olduğunu bildiği için nasıl tebessüm eder?.. Bunu gözümüzün önüne getirelim! Cenâb-ı Hak da kulun acelesine bakar. Bunu gözümüzün önüne getirelim!

Cenâb-ı Hak da kulun acelesine bakar.

"Yardım nerede yâ Rabbi? Ne zaman bu açlığımız, susuzluğumuz, kıtlığımız gidecek? "Yardım nerede yâ Rabbi? Ne zaman bu açlığımız, susuzluğumuz, kıtlığımız gidecek? Yağmur ne zaman yağacak, yardım ne zaman gelecek?.." deyişlerine güler,Yağmur ne zaman yağacak, yardım ne zaman gelecek?.." deyişlerine güler, gülerek nazar buyurur. gülerek nazar buyurur. Çünkü yakın, hazırlamış, gönderecek; onlar da boyuna acele edip duruyorlar. Çünkü yakın, hazırlamış, gönderecek; onlar da boyuna acele edip duruyorlar.

Demek ki acele etmeyeceğiz! Bileceğiz ki Cenâb-ı Hak mü'min kullarına yardımını gönderir.Demek ki acele etmeyeceğiz!

Bileceğiz ki Cenâb-ı Hak mü'min kullarına yardımını gönderir.
Bu devirde de öyle! Bizim ülkemizde de öyle, Çeçenistan'da da, Cezayir'de de öyle.Bu devirde de öyle! Bizim ülkemizde de öyle, Çeçenistan'da da, Cezayir'de de öyle. Dünyanın her yerinde böyledir. Dünyanın her yerinde böyledir.

Sıkıntı çeken müslümanlar sabretsinler, takvâya sarılsınlar, müttakî kullar olsunlar! Sıkıntı çeken müslümanlar sabretsinler, takvâya sarılsınlar, müttakî kullar olsunlar!

Elâ inne nasrallâhi karîbün. "Allah'ın yardımı yakın!" Elâ inne nasrallâhi karîbün. "Allah'ın yardımı yakın!"

Allah'ın rahmeti, yardımı, lütfu, keremi hepinizin üzerine olsun. Allah'ın rahmeti, yardımı, lütfu, keremi hepinizin üzerine olsun.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû! es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!

Konuşma Hakkında
Tema 1
Tema 2