Namaz Vakitleri

9 Şevvâl 1445
18 Nisan 2024
İmsak
04:42
Güneş
06:15
Öğle
13:09
İkindi
16:53
Akşam
19:53
Yatsı
21:19
Detaylı Arama

Bişr-i Hàfî Hazretleri (1)

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN

3 Muharrem 1413 / 04.07.1992 İstanbul

Açıklama

Hocamız, Gönül dostumuz, Mürebbi'miz Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN Tabakatus Sufiyye sohbetlerine Mustafa Selâmi Efendi Tekkesi’nde başlamıştır (02. 12. 1991).
Tabakàtü’s-Sùfiyye, Sülemî’nin ilk sûfilerden yüz tanesinin hayatını ve sözlerini kaydettiği eseridir.

Fudayl ibn-i Iyad hakkındadır. Daha sonraki yıllarda, İstanbul’un Anadolu yakasında muhtelif camilerde yapılmıştır.

Sohbetlerin amacını şöyle açıklıyordu: “Bizler de karınca kararınca takvâ yolunda, Rabbimizin rızası yolunda yürüyen insanlar olduğumuzdan, “Bu yolun bizden önceki büyükleri, selef-i sàlihînimiz neler söylemişler, onların nasihatlerinden istifade edelim; nasıl yaşamışlar, hayatları bize örnek olsun!” diye, tasavvuf aleminin büyüklerinin hayatlarını okumayı; sözlerini dinleyip, belleyip mûcebince amel etmeyi düşünerek; Türkçesi bulunmayan bir eser olsun, kaynak olsun, ana eser olsun; böylece yaptığımız çalışma da yapılmamış bir çalışma olarak, yeni bir çalışma olsun diye düşündüğümüz için; 412 hicrî, 1021 milâdî tarihinde, yâni yıllarında vefat etmiş olan, Nişâpurlu Ebû Abdurrahman es Sülemî Hazretleri’nin, tasavvuf ilminde kaynak olan, ana eser olan, müracaat kitabı olan Tabakàtü’s Sùfiyye’sini okumaya başladık.

Bu sohbetler Cumartesi akşamları yapılıyordu ve bir saat kadar sürüyordu. Hoca efendi seyahatte olduğu zamanlar sohbete ara veriliyor, İstanbul’da oldukları zaman devam ediyordu. 7 Mayıs 1997 günü yurtdışına çıkıncaya kadar devam etti. Fudayl ibn-i Iyad’dan başlayıp, sırayla her seferinde birkaç sayfa okuyup izah ederek sohbetlerini sürdürüyordu. 26 Ekim 1996 günü yaptığı son Tabakàtü’s-Sûfiyye sohbetinde, Ebû Osman el-Hîrî’nin 29. sözüne kadar gelmişti.

Sohbetlerde, önce o gün izah edilecek sözlerin Arapça metinleri okunuyor, kısaca anlamı veriliyor; sonra râvîler hakkında dipnotlardan bilgiler veriliyordu. Sözler izah edilip açıklanıyordu. Sohbetin sonunda da, çıkartılacak dersler anlatılıyor ve günümüzde neler yapmamız gerektiği hakkında tavsiyelerde bulunuluyordu.

Konuşma Metni

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Allahu Teâlâ hazretlerinin selamı, sevgisi, rahmeti, lütfu,Allahu Teâlâ hazretlerinin selamı, sevgisi, rahmeti, lütfu, ihsanı, ikramı dünyada âhirette sizlere nasip ve müyesser olsun,ihsanı, ikramı dünyada âhirette sizlere nasip ve müyesser olsun, iki cihanda aziz ve bahtiyar olun. iki cihanda aziz ve bahtiyar olun.

Salihlerin anıldığı yere rahmet-i Rahman nüzûl eder.Salihlerin anıldığı yere rahmet-i Rahman nüzûl eder. Allah, anıldığı yerleri bile rahmetine erdirir diyeAllah, anıldığı yerleri bile rahmetine erdirir diye salih insanların hayatlarını Tabakâtu's-sûfiyye kitabından okuyoruz. salih insanların hayatlarını Tabakâtu's-sûfiyye kitabından okuyoruz. Sözlerinden de istifade ederiz diye düşünüyoruz.Sözlerinden de istifade ederiz diye düşünüyoruz. O büyükler hem alim, hem fazıl, hem kâmil insanlar; O büyükler hem alim, hem fazıl, hem kâmil insanlar; davranışları da bize örnek olur, davranışları da bize örnek olur, sözleri de bize rehber olur, ışık tutar diye o bakımdan okuyoruz. sözleri de bize rehber olur, ışık tutar diye o bakımdan okuyoruz.

Sıra terâcim-i ahvâlden dördüncüsü,Sıra terâcim-i ahvâlden dördüncüsü, Bişruni'l-Hâfî, Bişr el-Hâfî hazretlerine geldi. Bişruni'l-Hâfî, Bişr el-Hâfî hazretlerine geldi.

Bu bahsi okumaya başlamadan önce,Bu bahsi okumaya başlamadan önce, başta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in başta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in biz âciz, nâçiz, âsi, mücrim ümmetlerindenbiz âciz, nâçiz, âsi, mücrim ümmetlerinden bir sevgi, saygı, bağlılık nişanesi olsun diye, ruh-u pâkine,bir sevgi, saygı, bağlılık nişanesi olsun diye, ruh-u pâkine, hâk-i pâyine nisâr olsun diye;hâk-i pâyine nisâr olsun diye; onun cümle âl'inin, ashabının, etbaının, ahbabının ruhlarına;onun cümle âl'inin, ashabının, etbaının, ahbabının ruhlarına; hâsseten Peygamber Efendimiz'in varisleri, ümmetin eminleri, mürşitleri,hâsseten Peygamber Efendimiz'in varisleri, ümmetin eminleri, mürşitleri, hakiki halifeleri olan mürşidîn-i kâmilîn,hakiki halifeleri olan mürşidîn-i kâmilîn, sâdât-ı meşâyih-i turuk-u aliyyemizin,sâdât-ı meşâyih-i turuk-u aliyyemizin, terâcim-i ahvâlini okuduğumuz büyüklerin ruhlarına hediye olsun diye; terâcim-i ahvâlini okuduğumuz büyüklerin ruhlarına hediye olsun diye; bu diyarları Allah yolunda can ve mal sarfederek fethetmiş olanbu diyarları Allah yolunda can ve mal sarfederek fethetmiş olan fatihlerin, şehitlerin, gazilerin, mücahitlerin ruhlarına hediye olsun diyefatihlerin, şehitlerin, gazilerin, mücahitlerin ruhlarına hediye olsun diye ki onlar sayesinde şu anda buralarda bulunabiliyoruz; ki onlar sayesinde şu anda buralarda bulunabiliyoruz; içinde bulunduğumuz mübarek, sevimli, sempatik tekkenin bânîsi,içinde bulunduğumuz mübarek, sevimli, sempatik tekkenin bânîsi, şu oturduğumuz mekânın altında medfun,şu oturduğumuz mekânın altında medfun, Mustafa Selami Efendi hazretlerinin ve halifelerininMustafa Selami Efendi hazretlerinin ve halifelerinin ve çevresinde medfun bulunan mevtânın ruhlarına hediye olsun diye;ve çevresinde medfun bulunan mevtânın ruhlarına hediye olsun diye; bu beldemizin medâr-ı iftihârı, sahâbe-i güzînin gözdesi bu beldemizin medâr-ı iftihârı, sahâbe-i güzînin gözdesi Hâlid b. Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerininHâlid b. Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretlerinin ve sâir sahâbe-i kirâmın ruhlarına hediye olsun diye; ve sâir sahâbe-i kirâmın ruhlarına hediye olsun diye; bu civarda medfun bulunan evliyâullahın, salihlerin,bu civarda medfun bulunan evliyâullahın, salihlerin, hâsseten özel bir sevgi ve bağlılık duyduğum hâsseten özel bir sevgi ve bağlılık duyduğum Abdülehad-ı Nûrî hazretlerinin ruhuna hediye olsun diye;Abdülehad-ı Nûrî hazretlerinin ruhuna hediye olsun diye; uzaktan yakından bu dersi dinlemeye gelen siz kıymetli kardeşlerimin uzaktan yakından bu dersi dinlemeye gelen siz kıymetli kardeşlerimin âhirete göçmüş bütün müslüman geçmişlerinin, sevdiklerinin, âhirete göçmüş bütün müslüman geçmişlerinin, sevdiklerinin, yakınlarının, dostlarının ruhlarına hediye olsun diye;yakınlarının, dostlarının ruhlarına hediye olsun diye; kitabını okuduğumuz Ebû Abdirrahman es-Sülemî hazretlerinin ruhunakitabını okuduğumuz Ebû Abdirrahman es-Sülemî hazretlerinin ruhuna ve bu bilgileri bize nakil ve rivayet etmiş olanve bu bilgileri bize nakil ve rivayet etmiş olan râvîlerin ruhlarına hediye olsun diye; râvîlerin ruhlarına hediye olsun diye; Allah'ın rahmeti sonsuzdur, dağıtmakla rahmeti eksilmez, Allah'ın rahmeti sonsuzdur, dağıtmakla rahmeti eksilmez, bütün mü'minîn-i mü'minât ve müslimîn-i müslimât kardeşlerimizin de ruhlarınabütün mü'minîn-i mü'minât ve müslimîn-i müslimât kardeşlerimizin de ruhlarına bizden, bizim duamız vesilesiyle, bizden, bizim duamız vesilesiyle, Allah tarafından gayb hazinelerinden rahmet nisâr olsun, ruhları şâd olsun,Allah tarafından gayb hazinelerinden rahmet nisâr olsun, ruhları şâd olsun, kabirleri nur dolsun, nurları sururları ziyade olsun, makamları âlâ olsun diye; kabirleri nur dolsun, nurları sururları ziyade olsun, makamları âlâ olsun diye; biz yaşayan mü'minler gaflettten uyanalım,biz yaşayan mü'minler gaflettten uyanalım, zulumâttan nurlara vasıl olalım, hakiki mü'min olalım, zulumâttan nurlara vasıl olalım, hakiki mü'min olalım, sağlam iman sahibi olalım diye,sağlam iman sahibi olalım diye, Allahu Teâlâ hazretleri bize dünyanın ve âhiretin Allahu Teâlâ hazretleri bize dünyanın ve âhiretin her türlü hayırlarını ihsan eylesin diye,her türlü hayırlarını ihsan eylesin diye, bir Fâtiha, on bir İhlâs-ı şerîf okuyup öyle başlayalım. bir Fâtiha, on bir İhlâs-ı şerîf okuyup öyle başlayalım.

Bişruni'l-Hâfî.Bişruni'l-Hâfî. Bişr, özel isim fakat tenvinli; Bişr, özel isim fakat tenvinli; Bişrün veya Bişren veya Bişrin olur.Bişrün veya Bişren veya Bişrin olur. el-Hâfî de özel isim olduğu için, el-Hâfî de özel isim olduğu için, sıfat-ı mârife geldiğinden, el-Hâfî diye gelmiş. sıfat-ı mârife geldiğinden, el-Hâfî diye gelmiş. Bişrüni'l-Hâfî veya Bişr vakfedeceksek, orada duracaksak;Bişrüni'l-Hâfî veya Bişr vakfedeceksek, orada duracaksak; Bişr el-Hâfî, böyle yazmak lazım veya öteki türlü yazmak lazım. Bişr el-Hâfî, böyle yazmak lazım veya öteki türlü yazmak lazım.

İranlılar elif lam kullanmıyorlar.İranlılar elif lam kullanmıyorlar. Bişr-i Hâfî derler. Bişr-i Hâfî derler. Rüstem-i Zal gibi veyahut dil-i mecnun gibi, İranlılar ‘i' ile bağlarlar. Rüstem-i Zal gibi veyahut dil-i mecnun gibi, İranlılar ‘i' ile bağlarlar. Biz de biraz onlardan etkilenmiş oluyoruz dil bakımından; Biz de biraz onlardan etkilenmiş oluyoruz dil bakımından; biz de Bişr-i Hâfî diyoruz. biz de Bişr-i Hâfî diyoruz. Ama Hâfî sıfatıdır, özel ismin sıfatı elif lam'la gelir. Ama Hâfî sıfatıdır, özel ismin sıfatı elif lam'la gelir. Araplar el-Hâfî diyor, doğru, fasih olarak.Araplar el-Hâfî diyor, doğru, fasih olarak. Hâfî demek, ayağı pabuçsuz, çıplak demek. Hâfî demek, ayağı pabuçsuz, çıplak demek. Bu yoksulluk fakirlikten oluyor. Bu yoksulluk fakirlikten oluyor. Baş açık, yalın ayak insan öyle oluyor. Baş açık, yalın ayak insan öyle oluyor. Bilmiyoruz bu mübarek zâta ''el-Hâfî'' sıfatı niye verilmiş. Bilmiyoruz bu mübarek zâta ''el-Hâfî'' sıfatı niye verilmiş. Ayağı çıplak, pabuçsuz yani zavallı.Ayağı çıplak, pabuçsuz yani zavallı. Bakalım belki bir izahat gelir ilerideki satırlarda… Bakalım belki bir izahat gelir ilerideki satırlarda…

Minhüm. Yani o evliyâullahtan, o Tabakâtu's-sûfiye'de ismi,Minhüm. Yani o evliyâullahtan, o Tabakâtu's-sûfiye'de ismi, hayatı anlatılacak olan kişilerden birisi de kimdir? hayatı anlatılacak olan kişilerden birisi de kimdir?

Bişrü'bnü el-Hârisi'bni Abdurrahmâni'bni Atâi'bniBişrü'bnü el-Hârisi'bni Abdurrahmâni'bni Atâi'bni Hilali'bni Mahâni'bni Abdillah el-Hâfî.Hilali'bni Mahâni'bni Abdillah el-Hâfî. Epeyce dede adı tespit etmiş parantez içinde, Epeyce dede adı tespit etmiş parantez içinde, kitabı neşreden Nureddin b. Şureybe.kitabı neşreden Nureddin b. Şureybe. Kitabı neşreden çok alim bir şahıs.Kitabı neşreden çok alim bir şahıs. Yazmak ayrı, neşretmek de ayrı bir hünerdir.Yazmak ayrı, neşretmek de ayrı bir hünerdir. Çok güzel parantez açmış, oraya eklemiş bir yerlerden. Çok güzel parantez açmış, oraya eklemiş bir yerlerden. Bişrü'bnü'l-Hâris-i Mâhani'bni Abdillah el-Hâfî diyecekti fakat o,Bişrü'bnü'l-Hâris-i Mâhani'bni Abdillah el-Hâfî diyecekti fakat o, parantez içinde, bulmuş bir yerlerden mâlumat eklemiş oraya,parantez içinde, bulmuş bir yerlerden mâlumat eklemiş oraya, başka büyük dedelerinin ismini de yazmış.başka büyük dedelerinin ismini de yazmış. Yani Abdullah oğlu, Mahan oğlu, Hilal oğlu,Yani Abdullah oğlu, Mahan oğlu, Hilal oğlu, Ata oğlu, Abdurrahman oğlu, Haris oğlu Bişr;Ata oğlu, Abdurrahman oğlu, Haris oğlu Bişr; bu zât-ı muhteremin soyu sopu, senedi bu. bu zât-ı muhteremin soyu sopu, senedi bu. el-Hâfî sıfatıdır, ismi Bişr'dir, babasının adı da el-Hâris imiş. el-Hâfî sıfatıdır, ismi Bişr'dir, babasının adı da el-Hâris imiş.

Kezâlike zekerahü Abdurrahmânü'bnü Aliyyi'bni Haşram;Kezâlike zekerahü Abdurrahmânü'bnü Aliyyi'bni Haşram; fîmâ ahberanâ Ahmedü'bnü Mansur en-Nûşerî an ibni Muhalled anhu.fîmâ ahberanâ Ahmedü'bnü Mansur en-Nûşerî an ibni Muhalled anhu. İsminin böyle olduğunu bize Abdurrahman b. Ali,İsminin böyle olduğunu bize Abdurrahman b. Ali, kendisine Ahmed b. Mansur en-Nûşerî'nin naklettiğine göre,kendisine Ahmed b. Mansur en-Nûşerî'nin naklettiğine göre, o da İbn Muhalled'den almış, o da ''anhu'' diyor, o da İbn Muhalled'den almış, o da ''anhu'' diyor, yani Bişr'in bizzat kendi ağzından duymuş bu bilgileri ki;yani Bişr'in bizzat kendi ağzından duymuş bu bilgileri ki; ''Babamın adı, dedemin adı budur.'' diye''Babamın adı, dedemin adı budur.'' diye oradan naklen isminin böyle olduğu tespit edilmiş oluyor. oradan naklen isminin böyle olduğu tespit edilmiş oluyor.

Bu güzel bir şey.Bu güzel bir şey. Kitabı yazan Ebû Abdirrahman es-Sülemî titiz bir insandır; Kitabı yazan Ebû Abdirrahman es-Sülemî titiz bir insandır; lafı desteksiz, mesnetsiz söylemez, lafı desteksiz, mesnetsiz söylemez, hadîs-i şerîf nakleder gibi hangi şahıstan almışsa söyler.hadîs-i şerîf nakleder gibi hangi şahıstan almışsa söyler. Biz de bunun bizde de bir âdet olmasını istiyoruz. Biz de bunun bizde de bir âdet olmasını istiyoruz.

Çoğunuz gençsiniz, ilim yolundasınız, ilim öğreniyorsunuz.Çoğunuz gençsiniz, ilim yolundasınız, ilim öğreniyorsunuz. İstiyoruz ki karıştırma olmasın,İstiyoruz ki karıştırma olmasın, mesnetsiz konuşma olmasın, her şeyin senedi bilinsin. mesnetsiz konuşma olmasın, her şeyin senedi bilinsin. ''Falanca şöyle demiş de falanca kitapta...'' diye,''Falanca şöyle demiş de falanca kitapta...'' diye, böyle her şeyiniz senetli olsun.böyle her şeyiniz senetli olsun. Biraz kolaylaştı işiniz; Biraz kolaylaştı işiniz; eskiden olsaydı çok isim ezberleyecektiniz,eskiden olsaydı çok isim ezberleyecektiniz, şimdi kitaba isnat ederseniz söz biter. şimdi kitaba isnat ederseniz söz biter. Yani hiç olmazsa,Yani hiç olmazsa, ''Tabakât-ı Sûfiye'de ‘Bişr el-Hâfî' maddesinde şöyle duydum.'' derseniz,''Tabakât-ı Sûfiye'de ‘Bişr el-Hâfî' maddesinde şöyle duydum.'' derseniz, kaynak göstermiş olursunuz, yetebilir. O da bir hüner. kaynak göstermiş olursunuz, yetebilir. O da bir hüner. Onun için bir şeyi öğrenince kaynağıyla beraber öğrenmeniz Onun için bir şeyi öğrenince kaynağıyla beraber öğrenmeniz güzel bir âdet olur diye böyle üzerinde duruyoruz.güzel bir âdet olur diye böyle üzerinde duruyoruz. Siz de bunu âdet edinin.Siz de bunu âdet edinin. Genç yaşta böyle bir şeyi âdet edinmek çok güzel olur.Genç yaşta böyle bir şeyi âdet edinmek çok güzel olur. İlminiz biriktikçe, ilerledikçe bunun faydasını görürsünüz. İlminiz biriktikçe, ilerledikçe bunun faydasını görürsünüz.

Biz buradan kalkıp hacca gittiğimiz zaman,Biz buradan kalkıp hacca gittiğimiz zaman, onlar Hanbelî veya Mâlikî veya Şâfiî, biz Hanefî; hadi bakalım kapışıyoruz.onlar Hanbelî veya Mâlikî veya Şâfiî, biz Hanefî; hadi bakalım kapışıyoruz. Harem-i Şerif'te veyahut bir başka yerde veya başka bir yerde… Harem-i Şerif'te veyahut bir başka yerde veya başka bir yerde… ''Yok efendim niye şöyle selam verdin?''Yok efendim niye şöyle selam verdin? Yok efendim niye böyle oldu?..'' Yok efendim niye böyle oldu?..'' Allah Allah, şimdi ayıkla pirincin taşını.Allah Allah, şimdi ayıkla pirincin taşını. Ben bu adama ne diyeyim? Ben bu adama ne diyeyim? Bu adam Arap.Bu adam Arap. Afalladık, anladık ki;Afalladık, anladık ki; ''Büyük İslâm İlmihâli'nde böyle yazıyor.'' demek yetmiyormuş.''Büyük İslâm İlmihâli'nde böyle yazıyor.'' demek yetmiyormuş. Evet, Büyük İslâm İlmihâli'ni yazanEvet, Büyük İslâm İlmihâli'ni yazan bizim rahmetli ihvanımızdan Ömer Nasuhi hazretleri amabizim rahmetli ihvanımızdan Ömer Nasuhi hazretleri ama demek ki her şeyi senetli sepetli, demek ki her şeyi senetli sepetli, güzel kaynağından hadîs-i şerîften öğrenmek lazımmış.güzel kaynağından hadîs-i şerîften öğrenmek lazımmış. Çünkü adam Ömer Nasuhi Efendi'yi filan tanımıyor ki; Çünkü adam Ömer Nasuhi Efendi'yi filan tanımıyor ki; ille göstereceksin kendisine, ille göstereceksin kendisine, ''Buhârî şöyle diyor, falanca kaynak böyle diyor,''Buhârî şöyle diyor, falanca kaynak böyle diyor, şu sayfasına bak.'' diyebileceksin.şu sayfasına bak.'' diyebileceksin. O zaman biraz onların ısrarı da hoşuma gitti. O zaman biraz onların ısrarı da hoşuma gitti. Yani ancak bu titizlikle sağlam sözler çürük sözlerden ayıklanabilir.Yani ancak bu titizlikle sağlam sözler çürük sözlerden ayıklanabilir. Çünkü böyle din ve tasavvuf konusunda kitaplar okunduğu zaman, Çünkü böyle din ve tasavvuf konusunda kitaplar okunduğu zaman, bakıyoruz ki çok abur cubur şeyler yazılmış. bakıyoruz ki çok abur cubur şeyler yazılmış. Ondan dolayı da insanlar yanlış bilgilerle bilgilendiklerindenOndan dolayı da insanlar yanlış bilgilerle bilgilendiklerinden tasavvuf da çığırından çıkıyor;tasavvuf da çığırından çıkıyor; söyleyen de hata etmiş oluyor, dinleyen de yanlış yola kaymış oluyor.söyleyen de hata etmiş oluyor, dinleyen de yanlış yola kaymış oluyor. Onların sıkıştırmasında da bir hikmet var yani, iyi ki sıkıştırıyorlar. Onların sıkıştırmasında da bir hikmet var yani, iyi ki sıkıştırıyorlar. Biz de sıkışalım, biraz da her şeyi mesnetli sağlam öğrenelim, sağlam söyleyelim.Biz de sıkışalım, biraz da her şeyi mesnetli sağlam öğrenelim, sağlam söyleyelim. O da güzel olur. O da güzel olur.

Künyetühû Ebû Nasr.Künyetühû Ebû Nasr. ''Bişr hazretlerinin künyesi Ebû Nasr'dır.'' ''Bişr hazretlerinin künyesi Ebû Nasr'dır.''

Biliyorsunuz, yanlışlıklar yapılmasın diye Arapça'da isimlendirmenin üzerinde durmuştuk.Biliyorsunuz, yanlışlıklar yapılmasın diye Arapça'da isimlendirmenin üzerinde durmuştuk. Bir asıl ismi var, bir baba ismi var, Bir asıl ismi var, bir baba ismi var, bir lakabı var, bir künyesi var, bir nisbesi var. bir lakabı var, bir künyesi var, bir nisbesi var. Aşağı yukarı beş ismi olur bir insanı tam tarif etmek için. Aşağı yukarı beş ismi olur bir insanı tam tarif etmek için. İsmi tamam Ali, Veli, Es'ad Coşan, Es'ad falan, babasının ismi o mesela. İsmi tamam Ali, Veli, Es'ad Coşan, Es'ad falan, babasının ismi o mesela. Bazı insan babasının ismiyle tanınıyor. Bazı insan babasının ismiyle tanınıyor. Mesela İbn Haldûn diyoruz. Mesela İbn Haldûn diyoruz. İbn Haldûn'un kendi adını bilen varsa söylesin, ben bilmiyorum. İbn Haldûn'un kendi adını bilen varsa söylesin, ben bilmiyorum. İbn Haldûn diye, yani Haldun'un oğlu diye geçiyor, bazen böyle tanınıyor.İbn Haldûn diye, yani Haldun'un oğlu diye geçiyor, bazen böyle tanınıyor. Kendi ismiyle olabilir ama herkesin adı Muhammed, Kendi ismiyle olabilir ama herkesin adı Muhammed, herkesin adı Mustafa, herkesin adı Ahmet olunca;herkesin adı Mustafa, herkesin adı Ahmet olunca; ''Hangi Mustafa? Hangi Ahmet? Hangi Mehmet?'' meselesi çıkıyor. ''Hangi Mustafa? Hangi Ahmet? Hangi Mehmet?'' meselesi çıkıyor.

Kendi ismini, baba ismini söyledin miKendi ismini, baba ismini söyledin mi ihtimal iki tane olduğundan karışma ihtimali azalıyor. ihtimal iki tane olduğundan karışma ihtimali azalıyor. Sonra künyesi. Künye umumiyetle çocuğun ismiyle oluyordu.Sonra künyesi. Künye umumiyetle çocuğun ismiyle oluyordu. Mesela Peygamber Efendimiz'in çocuğunun adı Kasım olduğundan,Mesela Peygamber Efendimiz'in çocuğunun adı Kasım olduğundan, künyesi Ebu'l-Kasım, yani Kasım'ın babası demek. künyesi Ebu'l-Kasım, yani Kasım'ın babası demek. Bu, asaleti ifade ediyor.Bu, asaleti ifade ediyor. Soylu soplu insanlara ismi ile hitap etmek ayıp oluyor da, Soylu soplu insanlara ismi ile hitap etmek ayıp oluyor da, hani biz müdürümüze veya hocamıza veya başka bir şahsa, hani biz müdürümüze veya hocamıza veya başka bir şahsa, babamıza ismiyle hitap edemiyoruz ya, onun gibi bir töre var Arapça'da.babamıza ismiyle hitap edemiyoruz ya, onun gibi bir töre var Arapça'da. Künyesiyle hitap edilirse nezaket oluyor. Künyesiyle hitap edilirse nezaket oluyor.

Peygamber Efendimiz'in künyesi Ebu'l-Kasım, ismi Muhammed, baba adı Abdullah.Peygamber Efendimiz'in künyesi Ebu'l-Kasım, ismi Muhammed, baba adı Abdullah. İbn Abdillah; Abdullah oğlu Muhammed Ebu'l-Kasım. İbn Abdillah; Abdullah oğlu Muhammed Ebu'l-Kasım.

Başka ne oluyor? Başka ne oluyor?

Bir de lakabı oluyor.Bir de lakabı oluyor. Mesela Peygamber Efendimiz'in lakabı Muhammed el Emin'miş.Mesela Peygamber Efendimiz'in lakabı Muhammed el Emin'miş. Çok güvenilir bir insan olduğunu müşrikler de itiraf ediyorlar.Çok güvenilir bir insan olduğunu müşrikler de itiraf ediyorlar. ''Yalan söylemezsin, doğrusun, bir şey dediysen inanırız sana.'' diyorlardı.''Yalan söylemezsin, doğrusun, bir şey dediysen inanırız sana.'' diyorlardı. Demekle de kalmıyorlardı, paralarını, kıymetli eşyalarını emanet ediyorlardı da Demekle de kalmıyorlardı, paralarını, kıymetli eşyalarını emanet ediyorlardı da Peygamber Efendimiz hicret edeceği zaman emanetleriPeygamber Efendimiz hicret edeceği zaman emanetleri Hz. Ali Efendimiz'e verip Hz. Ali Efendimiz'e verip ''Bunları sahiplerine iade et.'' diye söylemişti, oradan biliyoruz. ''Bunları sahiplerine iade et.'' diye söylemişti, oradan biliyoruz. Yani Müslümanlığı ilan etmeden önce Muhammed el Emin diye şöhreti var,Yani Müslümanlığı ilan etmeden önce Muhammed el Emin diye şöhreti var, herkes güveniyor ve veriyor ve kabul ediyor, sözüne itibar ediyor.herkes güveniyor ve veriyor ve kabul ediyor, sözüne itibar ediyor. Demek ki ''el Emin'', lakabı oluyor. Demek ki ''el Emin'', lakabı oluyor.

Bu Bişr hazretlerinin lakabı; ''el-Hâfî'', ''ayağı çıplak''.Bu Bişr hazretlerinin lakabı; ''el-Hâfî'', ''ayağı çıplak''. Nedense ismini öyle anmışlar.Nedense ismini öyle anmışlar. Kimisi böyle tevazuundan olabilirKimisi böyle tevazuundan olabilir veyahut bir sebebi de vardır, ondan da olabilir. Dört. veyahut bir sebebi de vardır, ondan da olabilir. Dört.

Bir de nisbe diyoruz, yani nereli bu adam;Bir de nisbe diyoruz, yani nereli bu adam; Elazığlı mı, Konyalı mı, Ankaralı mı, Samsunlu mu? Elazığlı mı, Konyalı mı, Ankaralı mı, Samsunlu mu? O da umumiyetle bulunduğu şehrin sonuna bir ''î'' getirilerek oluyor.O da umumiyetle bulunduğu şehrin sonuna bir ''î'' getirilerek oluyor. Ama her zaman da öyle olmuyor, biraz değişiklikler oluyor.Ama her zaman da öyle olmuyor, biraz değişiklikler oluyor. Mesela Konya diyorsun, ''Konyaî'' demiyorsun da ''Konevî'' oluyor.Mesela Konya diyorsun, ''Konyaî'' demiyorsun da ''Konevî'' oluyor. Bursa diyorsun, ''Bursevî'' oluyor. Bursa diyorsun, ''Bursevî'' oluyor. Bazen ufak tefek şeyler olabiliyor ama umumiyetle ''î'' oluyor. Bazen ufak tefek şeyler olabiliyor ama umumiyetle ''î'' oluyor. İstanbulî veya Mekkî veya İskenderî veya Bağdâdî gibi, o da yer adını bildiriyor.İstanbulî veya Mekkî veya İskenderî veya Bağdâdî gibi, o da yer adını bildiriyor. Demek ki bir insanın ismi böyle oluyor.Demek ki bir insanın ismi böyle oluyor. Bu kadar şeylerden müteşekkil olursa tam tarif olmuş oluyor;Bu kadar şeylerden müteşekkil olursa tam tarif olmuş oluyor; o insan karışmaz, ismi sağlam anlatılmış olur. o insan karışmaz, ismi sağlam anlatılmış olur.

Bişr hazretlerinin künyesi Ebû Nasr'mış.Bişr hazretlerinin künyesi Ebû Nasr'mış. Babasının adı el-Hâris.Babasının adı el-Hâris. Elif lam da önemlidir. Elif lam da önemlidir. Elif lam'lı adını koymuşsa babası elif lam'lı söyleyeceksiniz, Elif lam'lı adını koymuşsa babası elif lam'lı söyleyeceksiniz, elif lam'sız söylemişse elif lam'sız söyleyeceksiniz. elif lam'sız söylemişse elif lam'sız söyleyeceksiniz. Mesela buna ''el-Bişr'' dememiş, ''Bişrun, Bişr'' denmiş.Mesela buna ''el-Bişr'' dememiş, ''Bişrun, Bişr'' denmiş. Ama babası el-Hâris, itiraz yok, ne derse onu kabul edeceğiz. Ama babası el-Hâris, itiraz yok, ne derse onu kabul edeceğiz. Bişrü'bnü'l Hâris, künyesi Ebû Nasr.Bişrü'bnü'l Hâris, künyesi Ebû Nasr. Ebû Nasr Bişrü'bnü'l-Haris el-Hâfî.Ebû Nasr Bişrü'bnü'l-Haris el-Hâfî. Memleketini daha bilmiyoruz, memleketini de belki söyleyecek. Memleketini daha bilmiyoruz, memleketini de belki söyleyecek.

Asluhû min Merv, min karyeti Bekird ev Mâbersâm.Asluhû min Merv, min karyeti Bekird ev Mâbersâm. Yani aslı, kökü, sülalesinin dayandığı yer, gittiği yer Merv imiş. Yani aslı, kökü, sülalesinin dayandığı yer, gittiği yer Merv imiş. Merv şehrinden Bekird Merv şehrinden Bekird veyahut Mâbersam isimli köymüş, orada doğmuş. veyahut Mâbersam isimli köymüş, orada doğmuş. Merv'in nisbesi Mervezî gelir.Merv'in nisbesi Mervezî gelir. Mervî gelmiyor da Mervezî geliyor. Mervî gelmiyor da Mervezî geliyor. Bekird veya Mâbersam köyünden imiş. Bekird veya Mâbersam köyünden imiş.

Sekene Bağdad.Sekene Bağdad. Bişr hazretleri Horasanlı ama Merv şehrinde doğmuş.Bişr hazretleri Horasanlı ama Merv şehrinde doğmuş. Aslı oradan ama Bağdat'ta oturmuş. Aslı oradan ama Bağdat'ta oturmuş.

O halde tam adını şimdi beş esasa göre söyleyebilirim:O halde tam adını şimdi beş esasa göre söyleyebilirim: Ebû Nasr, Bişrü'bnü'l-Hâris, el Bağdâdî, el-Hâfî; Ebû Nasr, Bişrü'bnü'l-Hâris, el Bağdâdî, el-Hâfî; Bağdatlı Hâfî diye tanınmış olan şahıs diyebiliriz. Bağdatlı Hâfî diye tanınmış olan şahıs diyebiliriz.

Ve mâte bihâ.Ve mâte bihâ. Bağdat'ta yaşadı, Bağdat'ta öldü ama asıl Merv'den. Bağdat'ta yaşadı, Bağdat'ta öldü ama asıl Merv'den.

Hüve'bnü ammi Aliyy'ibni Haşrem.Hüve'bnü ammi Aliyy'ibni Haşrem. ''Bu İbn Ammi Ali b. Haşrem'in amcasının oğludur.'' diyor.''Bu İbn Ammi Ali b. Haşrem'in amcasının oğludur.'' diyor. O meşhur bir şahıs, O meşhur bir şahıs, rivayetlerde ismi geçiyor, müellifin tanıdığı bir kimse. rivayetlerde ismi geçiyor, müellifin tanıdığı bir kimse.

Aliyyi'bni Haşrem;Aliyyi'bni Haşrem; Abdurrahman ibn Ali ibn Haşrem ibn Abdurrahman Ebû İshak el-Mervezî. Abdurrahman ibn Ali ibn Haşrem ibn Abdurrahman Ebû İshak el-Mervezî. Aynı Merv şehrindenmiş. Aynı Merv şehrindenmiş. Kadime Bağdâd. ''Bağdat'a geldi.'' Kadime Bağdâd. ''Bağdat'a geldi.'' Ve haddese bihâ. ''Orada hadis öğretti.'' Ve haddese bihâ. ''Orada hadis öğretti.'' Ve Muhammedü'bnü Muhalled, kâle:Ve Muhammedü'bnü Muhalled, kâle: Muhammed semi'tü Ebâ İshak Abdirrahmâni'bni Aliyyi'bni Haşrem.Muhammed semi'tü Ebâ İshak Abdirrahmâni'bni Aliyyi'bni Haşrem. ''Ben ondan hadis duydum.'' diyor o şahıs. ''Ben ondan hadis duydum.'' diyor o şahıs.

Ve seeltühû an nesebihî.Ve seeltühû an nesebihî. ''Ona ‘Nesebin nereye gider?' diye sordum.''''Ona ‘Nesebin nereye gider?' diye sordum.'' Fe-emlâ aleynâ.Fe-emlâ aleynâ. ''Bize yazdırdı nesebini, falanca falanca falanca diye.''''Bize yazdırdı nesebini, falanca falanca falanca diye.'' Abdurrahmâni'bni Ali ibni Haşremi'bni Abdurrahmâni'bni Atâi'bni Hilali'bni Mahân.Abdurrahmâni'bni Ali ibni Haşremi'bni Abdurrahmâni'bni Atâi'bni Hilali'bni Mahân. Bişr'in sülalesiyle bağlanıyor bir noktada. Bişr'in sülalesiyle bağlanıyor bir noktada. Demek ki o şahısla amcazâde oluyorlar. Demek ki o şahısla amcazâde oluyorlar.

Kâne Abdurrahmân ismuhû Yeğfur.Kâne Abdurrahmân ismuhû Yeğfur. ''Abdurrahman'ın ismi, asıl adı Yağfur idi.''''Abdurrahman'ın ismi, asıl adı Yağfur idi.'' Fe-esleme alâ yedi Aliyyi'bni Ebî Tâlib.Fe-esleme alâ yedi Aliyyi'bni Ebî Tâlib. ''O Abdurrahman, Hz. Ali'nin önünde, onun eliyle müslüman oldu.''''O Abdurrahman, Hz. Ali'nin önünde, onun eliyle müslüman oldu.'' Fesemmâhu Abdullah.Fesemmâhu Abdullah. Yani ismi Yağfur idi ama Yani ismi Yağfur idi ama Hz. Ali ''Senin adın Abdurrahman olsun.'' diye ismini değiştirmiş, o ismi almış.Hz. Ali ''Senin adın Abdurrahman olsun.'' diye ismini değiştirmiş, o ismi almış. Akraba bu olan şahsın durumu bu. Akraba bu olan şahsın durumu bu.

Ve Bişrü'bnü'l-Hârisi'bni Abdurrahmâni'bni Atâ ve hâzâ fi'l-karabeti mütesâviyan.Ve Bişrü'bnü'l-Hârisi'bni Abdurrahmâni'bni Atâ ve hâzâ fi'l-karabeti mütesâviyan. İkisi akrabalıkta aynı. İkisi akrabalıkta aynı. Ve kâne'l-hârisü ve haşrem ahaveyni min ebin ve ümmin.Ve kâne'l-hârisü ve haşrem ahaveyni min ebin ve ümmin. Bu Haşrem ve baba Haris, ikisi ana baba kardeşler imiş.Bu Haşrem ve baba Haris, ikisi ana baba kardeşler imiş. Onu tanıdık, bizim için hatırda kalmaz ama müellif söyledi diye okuyoruz. Onu tanıdık, bizim için hatırda kalmaz ama müellif söyledi diye okuyoruz. Amcazâde oluyor bu şahısla. Amcazâde oluyor bu şahısla.

Ve sahibe'l-Fudayle'bne İyad.Ve sahibe'l-Fudayle'bne İyad. Fudayl b. İyad ile ahbaplığı olmuş, sohbetinde bulunmuş. Fudayl b. İyad ile ahbaplığı olmuş, sohbetinde bulunmuş. Fudayl, bu kitaptaki hayatını ilk okuduğumuz mübarek zâttı. Fudayl, bu kitaptaki hayatını ilk okuduğumuz mübarek zâttı.

Ve kâne âlimen verian.Ve kâne âlimen verian. Bişr hazretleri alim insandı, vera sahibi idi.Bişr hazretleri alim insandı, vera sahibi idi. Yani takvâda çok ileri,Yani takvâda çok ileri, şüphelilere bile yanaşmayan çok takvâlı ve alim bir insandı. şüphelilere bile yanaşmayan çok takvâlı ve alim bir insandı.

İşte eski mutasavvıfların genel vasfı budur.İşte eski mutasavvıfların genel vasfı budur. Bir kere çok iyi alimdirler, şeriat ilimlerini çok güzel bilirler Bir kere çok iyi alimdirler, şeriat ilimlerini çok güzel bilirler ama tarikatin asıl sermayesi olan takvâda da ileri durumdadır. ama tarikatin asıl sermayesi olan takvâda da ileri durumdadır. ''Müttakî'' demiyor, ''takvâ ehli'' demiyor, ''verî'' diyor.''Müttakî'' demiyor, ''takvâ ehli'' demiyor, ''verî'' diyor. Verâ, takvâdan da ileri bir titizlik ismidir.Verâ, takvâdan da ileri bir titizlik ismidir. Şüphelilere bile yanaşmamak, her şeyden sakınmak,Şüphelilere bile yanaşmamak, her şeyden sakınmak, günahlardan uzak durmak demek. günahlardan uzak durmak demek.

Kâle Yahyâ'bnu Eksem:Kâle Yahyâ'bnu Eksem: Kâle liye'l-Me'mûnu lem yebkâKâle liye'l-Me'mûnu lem yebkâ fî hâzihi'l-kürate ehadün yüstehyâ minhu, fî hâzihi'l-kürate ehadün yüstehyâ minhu, ğayru hâze'ş-şeyh Bişri'bni'l-Hâris. ğayru hâze'ş-şeyh Bişri'bni'l-Hâris. Yahya b. Eksem isimli fıkıh alimi ki o da Merv şehrindendir,Yahya b. Eksem isimli fıkıh alimi ki o da Merv şehrindendir, Mervezîdir, fıkhı çok iyi bilirdi, ahkâm-ı şeriati çok iyi bilirdi.Mervezîdir, fıkhı çok iyi bilirdi, ahkâm-ı şeriati çok iyi bilirdi. Abbâsî halifelerinden Me'mun, onu Bağdat'a kadı yapmış. Abbâsî halifelerinden Me'mun, onu Bağdat'a kadı yapmış. Kema kâne edîben şâiren. Kema kâne edîben şâiren. Yahya b. Eksem aynı zamanda edebiyata âşinaYahya b. Eksem aynı zamanda edebiyata âşina ve şiir de yazacak kadar edebiyat kabiliyeti yüksek bir kimseymiş.ve şiir de yazacak kadar edebiyat kabiliyeti yüksek bir kimseymiş. 242 senesinde vefat etmiş,242 senesinde vefat etmiş, hacca gittikten sonra ve Vebze'de defnolunmuş. hacca gittikten sonra ve Vebze'de defnolunmuş. O, hac yolunda bir kasaba adıdır, oraya defnolunmuş, O, hac yolunda bir kasaba adıdır, oraya defnolunmuş, şimdi bu Yahya yani Me'mun halifenin Bağdat'a kadı yaptığı şahıs diyor ki: şimdi bu Yahya yani Me'mun halifenin Bağdat'a kadı yaptığı şahıs diyor ki:

Kâle liye'l-Me'mun.Kâle liye'l-Me'mun. Halife Me'mun demiş ki; Lem yebkâ fî hâzihi'l-küre.Halife Me'mun demiş ki; Lem yebkâ fî hâzihi'l-küre. ''Bu dünya küresinde, yeryüzünde kalmadı hiç.''''Bu dünya küresinde, yeryüzünde kalmadı hiç.'' Ehadün yüstehyâ minhu. Ehadün yüstehyâ minhu. ''Kendisinden utanılacak, haya edilecek bir adam kalmadı, ''Kendisinden utanılacak, haya edilecek bir adam kalmadı, ancak şu ihtiyar müstesna; Bişr el-Hâris.'' ancak şu ihtiyar müstesna; Bişr el-Hâris.'' Abbâsî hükümdarı Me'mun, halife söylüyor bu sözü.Abbâsî hükümdarı Me'mun, halife söylüyor bu sözü. İnsan kalmadı utanılacak, bir bu var. İnsan kalmadı utanılacak, bir bu var. Utanıyor demek ki. Utanıyor demek ki. Yani yanına gittiği zaman diz çöküyor,Yani yanına gittiği zaman diz çöküyor, utanıyor, sevgi, saygı duyuyor, hürmet ediyor. utanıyor, sevgi, saygı duyuyor, hürmet ediyor. Öyle bir kimseymiş.Öyle bir kimseymiş. Hükümdarın böyle utandığı, yanına gittiği zaman mahcubiyet duyduğu, Hükümdarın böyle utandığı, yanına gittiği zaman mahcubiyet duyduğu, kendi halini düşünüp de böyle nefis muhasebesi yapıp kendi halini düşünüp de böyle nefis muhasebesi yapıp zihninden geçirip de utandığı bir büyük zâttı. zihninden geçirip de utandığı bir büyük zâttı.

Zaten evliyâullahın vasfı neydi? Zaten evliyâullahın vasfı neydi?

Görüldüğü zaman Allah hatırlanılan kimse.Görüldüğü zaman Allah hatırlanılan kimse. Halife Me'mun bunu görünce utanıyor.Halife Me'mun bunu görünce utanıyor. Demek ki ehlullah, evliyâullah olduğunun alameti. Demek ki ehlullah, evliyâullah olduğunun alameti. Bu ifadeden Bişr'in evliyâ olduğu çıkıyor bir bakıma. Bu ifadeden Bişr'in evliyâ olduğu çıkıyor bir bakıma.

Semi'tü ebâ Muhammedin Abdullahi'bni Ahmede'bni Ca'ferin yekûlü:Semi'tü ebâ Muhammedin Abdullahi'bni Ahmede'bni Ca'ferin yekûlü: Semi'tü'l-Abbâse'bne Abdillahi'bni Ahmede'bni usâm el-Bağdâdî yekûl:Semi'tü'l-Abbâse'bne Abdillahi'bni Ahmede'bni usâm el-Bağdâdî yekûl: Kâle Yahyâ'bnü Eksem hâzâ: Kâle Yahyâ'bnü Eksem hâzâ: Mâte Bişrü'bnü'l-Hârisi yevme'l-erbiai li-aşrin halevne Mâte Bişrü'bnü'l-Hârisi yevme'l-erbiai li-aşrin halevne mine'l-muharrem senete seb'in ve ışrîne ve mieteyn. mine'l-muharrem senete seb'in ve ışrîne ve mieteyn.

Bu aynı Yahya b. Eksem ki;Bu aynı Yahya b. Eksem ki; bu, Bişr'in hem Bağdat'ta muasırı oluyor bu, Bişr'in hem Bağdat'ta muasırı oluyor hem de alim bir kimsedir, kadıdır.hem de alim bir kimsedir, kadıdır. Bu rivayet oradan geliyor.Bu rivayet oradan geliyor. Yahya b. Eksem demiş ki;Yahya b. Eksem demiş ki; ''Bişrü'bnü'l-Hâris hazretleri çarşamba günü vefat etti.'' ''Bişrü'bnü'l-Hâris hazretleri çarşamba günü vefat etti.''

Yevmü'l-erbia, çarşamba demek.Yevmü'l-erbia, çarşamba demek. Erbaa dört kelimesiyle ilgili demek Arapça'da.Erbaa dört kelimesiyle ilgili demek Arapça'da. Farsça'da çar, dört demek. Farsça'da çar, dört demek. Yevmü'l-erbia; Çarşamba, haftanın dördüncü günü, pazara göre.Yevmü'l-erbia; Çarşamba, haftanın dördüncü günü, pazara göre. Pazar günü yevmü'l-ehad,Pazar günü yevmü'l-ehad, Pazartesi yevmü'l-isneyn,Pazartesi yevmü'l-isneyn, Salı yevmü's-sülasa,Salı yevmü's-sülasa, Çarşamba yevmü'l-erbia, Çarşamba yevmü'l-erbia, Perşembe de yevmü'l-hamîs'tir.Perşembe de yevmü'l-hamîs'tir. O da beş kelimesiyle ilgili, böyle sıralamışlar. O da beş kelimesiyle ilgili, böyle sıralamışlar. İranlılar da aynı rakamla gitmişlerdir. İranlılar da aynı rakamla gitmişlerdir. Yek şembe, dü şembe diye, bir, iki, üç diye gitmişlerdir.Yek şembe, dü şembe diye, bir, iki, üç diye gitmişlerdir. Çarşamba günü vefat etmiş. Çarşamba günü vefat etmiş.

Li-aşrin halevne mine'l-Muharrem.Li-aşrin halevne mine'l-Muharrem. Muharrem'den en sona kalan on içinde, ne demek oluyor? Muharrem'den en sona kalan on içinde, ne demek oluyor? Muharrem ayının 20'si geçtikten sonra vefat etmiş.Muharrem ayının 20'si geçtikten sonra vefat etmiş. Belki 20'sidir, belki 21'idir, tam gününü söyleyemiyor. Belki 20'sidir, belki 21'idir, tam gününü söyleyemiyor. Araplar bir ayı üçe ayırır,Araplar bir ayı üçe ayırır, ilkine ''aşr-ı evvel'' veya ''el-aşru'l-evâil'', ilk onu teşkil eden günler derler. ilkine ''aşr-ı evvel'' veya ''el-aşru'l-evâil'', ilk onu teşkil eden günler derler. Ortadaki on güne ''el-aşru'l-evâsıt'' Ortadaki on güne ''el-aşru'l-evâsıt'' sonuna da ''el-aşru'l-evâhir'', derler,sonuna da ''el-aşru'l-evâhir'', derler, son günleri içine alan aşır mânasına. son günleri içine alan aşır mânasına. Bu, Muharrem'in 20'sinde ölmüş. Bu, Muharrem'in 20'sinde ölmüş.

Senete seb'in ve ışrîne ve mieteyn.Senete seb'in ve ışrîne ve mieteyn. 227 hicrî senesinde vefat etmiş.227 hicrî senesinde vefat etmiş. 227 hicrî senesi milâdî hangi seneye tekabül eder? 227 hicrî senesi milâdî hangi seneye tekabül eder?

Hicrî tarihleri miladîye çevirmek için cetvel vardır,Hicrî tarihleri miladîye çevirmek için cetvel vardır, karşısında bakarsınız ay, gün,karşısında bakarsınız ay, gün, Muharrem hangi milâdî seneye rastlıyor, anlaşılabilir.Muharrem hangi milâdî seneye rastlıyor, anlaşılabilir. Ama kaba saba bir ölçüyle takribi bir rakam söylemek gerekirse; Ama kaba saba bir ölçüyle takribi bir rakam söylemek gerekirse; 227'nin içinde kaç 36 var? 7 tane.227'nin içinde kaç 36 var? 7 tane. 7 senesini çıkartın 227'den 220 kaldı.7 senesini çıkartın 227'den 220 kaldı. 622'yi ekleyin; miladî 842'lerde filan vefat etmiş. 622'yi ekleyin; miladî 842'lerde filan vefat etmiş. Niye 36'yı bulup çıkartıyoruz içinden? Niye 36'yı bulup çıkartıyoruz içinden? Çünkü 36 senede bir sene fark yapıyor miladî seneye göre; Çünkü 36 senede bir sene fark yapıyor miladî seneye göre; kaç tane 36 sene geçmişsekaç tane 36 sene geçmişse o kadar sene fark yaptığından o farkı düşüyoruz. o kadar sene fark yaptığından o farkı düşüyoruz. 622'nin üstüne, kalanı ekleyerek miladî seneyi buluyoruz. 622'nin üstüne, kalanı ekleyerek miladî seneyi buluyoruz. Bu da hatırınızda kalsın. Bu da hatırınızda kalsın.

Aslında bizim güzel bir çalışma yapmamız için ne yapmamız gerekir? Aslında bizim güzel bir çalışma yapmamız için ne yapmamız gerekir?

Bişr-i Hâfî hazretlerini başka kitaplardan;Bişr-i Hâfî hazretlerini başka kitaplardan; Hilyetü'l-evliyâ'dan, ansiklopedilerden,Hilyetü'l-evliyâ'dan, ansiklopedilerden, tercüme edilmiş Tezkiretü'l-evliyâ'dan filan okuyup bu kitabı öyle okumak lazım. tercüme edilmiş Tezkiretü'l-evliyâ'dan filan okuyup bu kitabı öyle okumak lazım. Onlarda yanlış varsa düzeltmek lazım.Onlarda yanlış varsa düzeltmek lazım. Burada yanlış varsa ortaya koymak lazım.Burada yanlış varsa ortaya koymak lazım. Bilimsel, ilmî çalışma böyle olur.Bilimsel, ilmî çalışma böyle olur. O zaman bilgiler insanın daha iyi hatırında kalır. O zaman bilgiler insanın daha iyi hatırında kalır.

Ve esnede'l-hadîs.Ve esnede'l-hadîs. ''Bişr hazretleri hadis de rivayet etmiştir.''''Bişr hazretleri hadis de rivayet etmiştir.'' Bizim bu Ebû Abdirrahman es- Sülemî hazretleriBizim bu Ebû Abdirrahman es- Sülemî hazretleri bir şahsın hayatını anlatırken belli bir metod uyguluyor.bir şahsın hayatını anlatırken belli bir metod uyguluyor. Adını, memleketini, ne zaman vefat ettiğini söylüyor,Adını, memleketini, ne zaman vefat ettiğini söylüyor, ondan sonra da eğer ilm-i hadisle ilgili bir çalışması varsa onu söylüyor.ondan sonra da eğer ilm-i hadisle ilgili bir çalışması varsa onu söylüyor. Bunun da varmış demek ki.Bunun da varmış demek ki. Yani mutasavvıf ama hadis de rivayet etmiş, hadis râvisi aynı zamanda.Yani mutasavvıf ama hadis de rivayet etmiş, hadis râvisi aynı zamanda. Kendisi hadisin rivayet zinciri içinde yer almış olan kimse,Kendisi hadisin rivayet zinciri içinde yer almış olan kimse, aynı zamanda ehl-i hadis. aynı zamanda ehl-i hadis. Tabi ehl-i hadis olmak çok güzel bir şeyTabi ehl-i hadis olmak çok güzel bir şey çünkü hadis ilmi insana bir ciddiyet veriyor.çünkü hadis ilmi insana bir ciddiyet veriyor. Hadis ilmi insana, mesnetsiz söz söylememek, hep râvilerle sözü söylemek, Hadis ilmi insana, mesnetsiz söz söylememek, hep râvilerle sözü söylemek, Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesini tam, Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesini tam, iyi tanımak gibi meziyetler kazandırıyor.iyi tanımak gibi meziyetler kazandırıyor. O bakımdan bunun hadis rivayet etmesi, hadisle meşgul olması,O bakımdan bunun hadis rivayet etmesi, hadisle meşgul olması, sünnet-i seniyyeye vukûfunun da bir işareti olmuş oluyor.sünnet-i seniyyeye vukûfunun da bir işareti olmuş oluyor. Alim bir insandı, hadisle de meşgul olmuş, tam, iyi insan olduğu anlaşılıyor.Alim bir insandı, hadisle de meşgul olmuş, tam, iyi insan olduğu anlaşılıyor. Şimdi bu hadis rivayetinin zincirini nakledecek, ben de okuyayım: Şimdi bu hadis rivayetinin zincirini nakledecek, ben de okuyayım:

Ahbarenâ Ebû Amr'in Saidi'bnü'l-Kâsımi'bni'l-Alâ' el-Berzaî.Ahbarenâ Ebû Amr'in Saidi'bnü'l-Kâsımi'bni'l-Alâ' el-Berzaî. Ahbarenâ Ebû Talha Ahmedü'bnü Muhammedi'bni Abdi'l-Kerîm.Ahbarenâ Ebû Talha Ahmedü'bnü Muhammedi'bni Abdi'l-Kerîm. Ahberenâ Muhammedi'bni Ebi'l-Verd el-Abid, kâle:Ahberenâ Muhammedi'bni Ebi'l-Verd el-Abid, kâle: Semi'tü Bişre'bne'l-Hârisi'l-Hâfîye yekûl:Semi'tü Bişre'bne'l-Hârisi'l-Hâfîye yekûl: Ahberena'l-Muâfâ ibni İmrân, an İsrâil, an Müslim el-Mülâi,Ahberena'l-Muâfâ ibni İmrân, an İsrâil, an Müslim el-Mülâi, an Habbet el-Urenî, an Aliyyin radıyallâhu anhu, kâle: an Habbet el-Urenî, an Aliyyin radıyallâhu anhu, kâle: Kâle'n-Nebiyyu sallallahu aleyhi ve sellem. Kâle'n-Nebiyyu sallallahu aleyhi ve sellem.

Bak ne kadar ismi söyleyerek Bişr hazretlerinin hadîs-i şerîfini naklediyor.Bak ne kadar ismi söyleyerek Bişr hazretlerinin hadîs-i şerîfini naklediyor. Rivayetin, isimlerin hepsinin aşağısında da müellif, hepsinin ismini yazmış.Rivayetin, isimlerin hepsinin aşağısında da müellif, hepsinin ismini yazmış. ''Bu adam kimdir? ''Bu adam kimdir? Nerde yaşamıştır?Nerde yaşamıştır? Ne zaman ölmüştür? Ne zaman ölmüştür? Nasıl bir insandır?'' Nasıl bir insandır?'' Onları da aşağıda kaydetmiş, Allah razı olsun.Onları da aşağıda kaydetmiş, Allah razı olsun. Hadîs-i şerîf şu: Hadîs-i şerîf şu:

Külu's-sevme nîen felevlâ enne'l-meleke ye'tînî le-ekeltühû. Külu's-sevme nîen felevlâ enne'l-meleke ye'tînî le-ekeltühû.

Efendimiz'in hadîs-i şerîfi Hz. Ali Efendimiz'in rivayetiyle,Efendimiz'in hadîs-i şerîfi Hz. Ali Efendimiz'in rivayetiyle, o râviler zinciriyle Bişr'e kadar gelmiş.o râviler zinciriyle Bişr'e kadar gelmiş. Ondan da duyanlar kimlerdir?Ondan da duyanlar kimlerdir? Bu kitabı yazan şahsa kadar o isimler de burada ortada, Bu kitabı yazan şahsa kadar o isimler de burada ortada, ne buyurmuş Peygamber Efendimiz? ne buyurmuş Peygamber Efendimiz?

Külu's-sevme.Külu's-sevme. ''Sarımsağı çiğ olarak yiyin.''''Sarımsağı çiğ olarak yiyin.'' Felevlâ enne'l-meleke ye'tînî. Felevlâ enne'l-meleke ye'tînî. ''Eğer bana melek gelmemiş olsaydı.''''Eğer bana melek gelmemiş olsaydı.'' Le-ekeltühû. ''Ben de yerdim.'' Le-ekeltühû. ''Ben de yerdim.''

Bu hadîs-i şerîf bir bakıma bizim için önemli bir şeyi gösteriyor.Bu hadîs-i şerîf bir bakıma bizim için önemli bir şeyi gösteriyor. Yani bir hükmün bir başka sayfasını gösteriyor.Yani bir hükmün bir başka sayfasını gösteriyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki; ''Bizim mescidimize kokulu, soğan, sarımsak gibi şeyleri yiyenler ''Bizim mescidimize kokulu, soğan, sarımsak gibi şeyleri yiyenler gelmesinler, yaklaşmasınlar.''gelmesinler, yaklaşmasınlar.'' Yani insanlara eza veriyor kokusu diye,Yani insanlara eza veriyor kokusu diye, yaklaşmasınlar diye buyurmuş, bunu biliyoruz. yaklaşmasınlar diye buyurmuş, bunu biliyoruz. Onun için mescide giderken sarımsak soğan yememeğe dikkat ediyoruz. Onun için mescide giderken sarımsak soğan yememeğe dikkat ediyoruz.

Ama sarımsağı hiç mi yemeyeceğiz? Ama sarımsağı hiç mi yemeyeceğiz?

Sarımsak da çok şifalı bir şey.Sarımsak da çok şifalı bir şey. İnsanın gözünde arpacık olsa, sarımsağın ucunu biraz kes,İnsanın gözünde arpacık olsa, sarımsağın ucunu biraz kes, arpacığa biraz değdir, tamam, o şiş göz hemen geçiyor.arpacığa biraz değdir, tamam, o şiş göz hemen geçiyor. Neden? Kuvvetli antiseptik. Neden? Kuvvetli antiseptik. Çiğ olarak yutarsan bağırsakları dezenfekte ediyor,Çiğ olarak yutarsan bağırsakları dezenfekte ediyor, tansiyonu tanzim ediyor, birçok hastalıklara iyi geliyor.tansiyonu tanzim ediyor, birçok hastalıklara iyi geliyor. Ama bir tek kusuru var; kokusu. Ama bir tek kusuru var; kokusu. Yiyene bir şey değil, yemeyene müthiş kokuyor. Yiyene bir şey değil, yemeyene müthiş kokuyor.

Hatta Valide Hanım'a uzun zaman bakmış bir hacı hanım var.Hatta Valide Hanım'a uzun zaman bakmış bir hacı hanım var. İki gün önce bizim mutfakta sarımsak kullanılmışsa, İki gün önce bizim mutfakta sarımsak kullanılmışsa, iki gün sonra geldiği zaman kokluyor, iki gün sonra geldiği zaman kokluyor, ''Tamam, burada sarımsak var.'' ''Tamam, burada sarımsak var.'' O kadar rahatsız oluyor.O kadar rahatsız oluyor. Yemeyeni rahatsız ettiği için camiye, cemaate gelirken yemek doğru değil.Yemeyeni rahatsız ettiği için camiye, cemaate gelirken yemek doğru değil. Ama Efendimiz'in ''Yiyin.'' diye tavsiyesi de var.Ama Efendimiz'in ''Yiyin.'' diye tavsiyesi de var. Neden? Kokusu eza veriyor, Neden? Kokusu eza veriyor, içindeki malzemesi şifa veriyor. içindeki malzemesi şifa veriyor. ''Bana da melek gelmemiş olsaydı ben de yerdim.'' buyurmuş.''Bana da melek gelmemiş olsaydı ben de yerdim.'' buyurmuş. Biz de seviyoruz. Biz de seviyoruz. Şahsen ben de seviyorum.Şahsen ben de seviyorum. Şifalı olduğunu da yediğimiz zaman görüyoruz. Şifalı olduğunu da yediğimiz zaman görüyoruz.

Bir hadis nakleder. Bir hadis nakleder. Daha başka hadislerle meşgul olsa bile, bir numune verip geçiyorDaha başka hadislerle meşgul olsa bile, bir numune verip geçiyor bu bizim Ebû Abdirrahman es-Sülemî hazretleri, metodu bu.bu bizim Ebû Abdirrahman es-Sülemî hazretleri, metodu bu. Yani bütün hadisleri sıralamak gibi bir merakı yok. Yani bütün hadisleri sıralamak gibi bir merakı yok. Bir numune veriyor, bir çeşni, tamam. Bir numune veriyor, bir çeşni, tamam.

Ahberanâ Ubeydullahi'bnu Usmân, kâle:Ahberanâ Ubeydullahi'bnu Usmân, kâle: Haddesenâ Ebû Amri'bnü's-Semmâk, Haddesenâ Ebû Amri'bnü's-Semmâk, haddesene'l-Hasenü'bnü Amru's-Sebî'î, kâle: haddesene'l-Hasenü'bnü Amru's-Sebî'î, kâle: Semi'tü Bişre'bne'l-Hâris yekûl.Semi'tü Bişre'bne'l-Hâris yekûl. Bu rivayet zinciriyle Bişr'den duymuş ki Bu rivayet zinciriyle Bişr'den duymuş ki Hasan b. Amr es-Sebî'î isimli şahış. Hasan b. Amr es-Sebî'î isimli şahış. Bişr hazretleri demiş ki; Bişr hazretleri demiş ki;

Ye'tî ale'n-nâsi zamânun.Ye'tî ale'n-nâsi zamânun. ''İnsanların üzerine ileride bir zaman gelecek ki.'' ''İnsanların üzerine ileride bir zaman gelecek ki.'' Lâ takarru fîhi aynu hakîmin. Lâ takarru fîhi aynu hakîmin. ''O zamanda hikmet sahibi insanın gözü serinlemeyecek.'' ''O zamanda hikmet sahibi insanın gözü serinlemeyecek.''

Yani ilmi, irfanı, hikmeti olan insan rahat etmeyecek.Yani ilmi, irfanı, hikmeti olan insan rahat etmeyecek. Gözü serinlemeyecekten maksat;Gözü serinlemeyecekten maksat; Göz serinliği; itibar görmek, sevinmekten kinayedir. Göz serinliği; itibar görmek, sevinmekten kinayedir. sevinmeyecek, sevilmeyecek, sevinmeyecek, sevilmeyecek, hürmet görmeyecek, memnun olmayacak, sıkıntıda olacak.hürmet görmeyecek, memnun olmayacak, sıkıntıda olacak. Hâlbuki hikmet sahibi olmak güzel bir şey.Hâlbuki hikmet sahibi olmak güzel bir şey. Hikmet sahibi olan hakim insan kıymetli bir insan.Hikmet sahibi olan hakim insan kıymetli bir insan. Yani sözü sohbeti yerinde, hükmü isabetli, alim, fazıl, kâmil insan demek. Yani sözü sohbeti yerinde, hükmü isabetli, alim, fazıl, kâmil insan demek. Aslında böyle insanlar baş üstünde tutulur ama Aslında böyle insanlar baş üstünde tutulur ama insanlara öyle bir zaman gelecek ki, insanlara öyle bir zaman gelecek ki, öyle bir devir gelip çatacak ki, öyle bir devir gelip çatacak ki, o devirde hakim olan insan üzüntüde olacak, o devirde hakim olan insan üzüntüde olacak, gözü şenlenmeyecek, serinlemeyecek, rahat etmeyecek. gözü şenlenmeyecek, serinlemeyecek, rahat etmeyecek.

Niye gözü serinlemek diye tabir etmiş Araplar? Niye gözü serinlemek diye tabir etmiş Araplar?

Sıcak ülke, gözlerinde hararet oluyorSıcak ülke, gözlerinde hararet oluyor ve güneşin şuasından ateş oluyor,ve güneşin şuasından ateş oluyor, sonunda gözleri bile görmez olabiliyor.sonunda gözleri bile görmez olabiliyor. Gözleri serinlediği zaman rahat ediyorlar.Gözleri serinlediği zaman rahat ediyorlar. Oradan göz serinliği sevince sembol olmuş, öyle söyleniyor. Oradan göz serinliği sevince sembol olmuş, öyle söyleniyor. Mesela Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'inMesela Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hadîs-i şerîfini hep bilirsiniz, ekseriyetle; hadîs-i şerîfini hep bilirsiniz, ekseriyetle;

Kurretü aynî fi's-salâh buyurdu.Kurretü aynî fi's-salâh buyurdu. ''Namazı çok seviyorum.'' derken sözü söyleyiş tarzı nasıl? ''Namazı çok seviyorum.'' derken sözü söyleyiş tarzı nasıl? ''Gözümün serinliği namazda.''''Gözümün serinliği namazda.'' Namazda gözüm gönlüm şenleniyor mânasına namazı sevdiğini buyurdu.Namazda gözüm gönlüm şenleniyor mânasına namazı sevdiğini buyurdu. ''Sizin dünyanızdan bana -her şeyi sevmedim dünyadan ama-''Sizin dünyanızdan bana -her şeyi sevmedim dünyadan ama- üç şey sevdirildi, birisi de şu namaz.'' demiş oluyor yani,üç şey sevdirildi, birisi de şu namaz.'' demiş oluyor yani, oradan da bilirsiniz bu kelimeyi. oradan da bilirsiniz bu kelimeyi.

Ve ye'tî aleyhim zamânun.Ve ye'tî aleyhim zamânun. ''Yine insanların üzerine bir devir, zaman gelecek ki.'' ''Yine insanların üzerine bir devir, zaman gelecek ki.'' Tekûnü devletü fîhi'l-humka ale'l-ekyas.Tekûnü devletü fîhi'l-humka ale'l-ekyas. ''O zamanda işler öyle ters olacak ki''O zamanda işler öyle ters olacak ki ahmaklar akıllıların başına hükümran, idareci olacaklar.''ahmaklar akıllıların başına hükümran, idareci olacaklar.'' Devlet yönetimi, idare ahmakların eline geçecek, zekilere hükmedecekler.Devlet yönetimi, idare ahmakların eline geçecek, zekilere hükmedecekler. Hâlbuki aslında hüküm, yönetim, söz akıllıda olması lazım, Hâlbuki aslında hüküm, yönetim, söz akıllıda olması lazım, ahmakların ona tâbi olması lazım.ahmakların ona tâbi olması lazım. Aklı ermeyenlerin kenarda durması lazım,Aklı ermeyenlerin kenarda durması lazım, aklı erenlerin toplumun işlerini çekip çevirmesi, aklı erenlerin toplumun işlerini çekip çevirmesi, hayra ve hakka götürmesi lazım. hayra ve hakka götürmesi lazım. Ama öyle bir zaman gelecek kiAma öyle bir zaman gelecek ki ahmaklar başa geçecek, akıllıları yönetecek. ahmaklar başa geçecek, akıllıları yönetecek.

Tabi bu, kıyamet alâmetidir.Tabi bu, kıyamet alâmetidir. Ayakların baş olması, rezillerin, esfellerin, aşağılıkların yukarıya çıkması;Ayakların baş olması, rezillerin, esfellerin, aşağılıkların yukarıya çıkması; alim, fazıl, kâmil insanların ayakların altında kalması; alim, fazıl, kâmil insanların ayakların altında kalması; değer hükümlerinin altüst olması, münkerlerin, değer hükümlerinin altüst olması, münkerlerin, kötü şeylerin mâruf sayılması; kötü şeylerin mâruf sayılması; mârufların, iyi şeylerin kötü sayılması kıyamet alâmetidir.mârufların, iyi şeylerin kötü sayılması kıyamet alâmetidir. Bunlar cemiyetin bozulduğuna, tefessüh ettiğine alâmettir.Bunlar cemiyetin bozulduğuna, tefessüh ettiğine alâmettir. İşte öyle olacak diye buyurmuş. İşte öyle olacak diye buyurmuş.

Tabi bu sözler iki şeyle söylelenebilir.Tabi bu sözler iki şeyle söylelenebilir. Bir; ya Peygamber Efendimiz'den duymuştur, Bir; ya Peygamber Efendimiz'den duymuştur, sohbetinde anlatırken böyle sözleri sohbetinde anlatırken böyle sözleri hadîs-i şerîflerden çıkararak söylemiştir de not alanlar yazmışlardır. hadîs-i şerîflerden çıkararak söylemiştir de not alanlar yazmışlardır. Bişr hazretleri böyle dedi ama istikbale ait bilgiyi nereden aldı? Bişr hazretleri böyle dedi ama istikbale ait bilgiyi nereden aldı? Peygamber Efendimiz'den almıştır.Peygamber Efendimiz'den almıştır. O nereden aldı?O nereden aldı? Cebrail vasıtasıyla, vahiyle Allah'ın bildirmesiyle bildi. Cebrail vasıtasıyla, vahiyle Allah'ın bildirmesiyle bildi.

İkinci şekil nasıl olabilir? İkinci şekil nasıl olabilir?

Allahu Teâlâ hazretleri -evliyâsıdır, sevgili kuludur-Allahu Teâlâ hazretleri -evliyâsıdır, sevgili kuludur- rüyada gösterir veya rüyada olmadan gösterir, rüyada gösterir veya rüyada olmadan gösterir, gözünden perdeyi kaldırır, gösterir.gözünden perdeyi kaldırır, gösterir. İstikbalde ne olacağını, neler olup biteceğini,İstikbalde ne olacağını, neler olup biteceğini, o şehirde ne olacağını, ilerde ne olacağını gösterebilir.o şehirde ne olacağını, ilerde ne olacağını gösterebilir. Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri her şeye kâdirdir. Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri her şeye kâdirdir. Buna benzer haberleri de duyuyoruz, biliyoruz. Buna benzer haberleri de duyuyoruz, biliyoruz. İstikbale ait olacak şeyleri söyleyebiliyorlar. İstikbale ait olacak şeyleri söyleyebiliyorlar.

Bahaeddin Nakşibend Efendimiz hazretleri daha doğmadan,Bahaeddin Nakşibend Efendimiz hazretleri daha doğmadan, Muhammed Baba Semmâsî hazretleri oralardan geçerken,Muhammed Baba Semmâsî hazretleri oralardan geçerken, ''Buradan bir ârif çocuk dünyaya gelecek.'' diye söylemiş.''Buradan bir ârif çocuk dünyaya gelecek.'' diye söylemiş. Buna benzer şeyler olabilir. Buna benzer şeyler olabilir. Çünkü Allah indinde geçmişle gelecek bahis konusu olmadığı gibi,Çünkü Allah indinde geçmişle gelecek bahis konusu olmadığı gibi, sevgili kulları da zamanın gerisine ve ilerisine doğrusevgili kulları da zamanın gerisine ve ilerisine doğru ıttıla ve sefer ederler;ıttıla ve sefer ederler; tayy-i zamana, tayy-i mekâna, tayy-i zamana, tayy-i mekâna, bu gibi şeylere Allah'ın bir ikramı olarak ererler. bu gibi şeylere Allah'ın bir ikramı olarak ererler.

Keramet ne demek? Keramet ne demek?

İkram demek.İkram demek. Keramet olarak, yani Allah'ın bir ikramı olarak Keramet olarak, yani Allah'ın bir ikramı olarak bu gibi şeyleri bilebilirler, söyleyebilirler. bu gibi şeyleri bilebilirler, söyleyebilirler.

Burada nasıl olduğu belli olmuyor.Burada nasıl olduğu belli olmuyor. Yalnız biz biliyoruz ki Peygamber EfendimizYalnız biz biliyoruz ki Peygamber Efendimiz buna benzer hadîs-i şerîflerle kıyametin alâmetlerini, buna benzer hadîs-i şerîflerle kıyametin alâmetlerini, böyle şeylerin olacağını bildirmiştir. böyle şeylerin olacağını bildirmiştir. Bişr hazretleri muhtemelen Efendimiz'den aldığı bilgiyle bunu söylemiş olabilir. Bişr hazretleri muhtemelen Efendimiz'den aldığı bilgiyle bunu söylemiş olabilir.

Ve bi-isnâdihî kâle semi'tü Bişran yekûl.Ve bi-isnâdihî kâle semi'tü Bişran yekûl. Yine aynı şahıs, yine aynı rivayet zinciriyle naklediyor, rivayet ediyor ki; Yine aynı şahıs, yine aynı rivayet zinciriyle naklediyor, rivayet ediyor ki; Bişr'in şöyle söylediğini işitmiş bu zât, aynı şahıs. Bişr'in şöyle söylediğini işitmiş bu zât, aynı şahıs. En-nazaru ile'l-ahmakı suhnetü'l-ayni ve'n-nazaru En-nazaru ile'l-ahmakı suhnetü'l-ayni ve'n-nazaru ile'l-bahîli yukassî'l-kalb. ile'l-bahîli yukassî'l-kalb. Buyurmuş ki Bişr hazretleri; Buyurmuş ki Bişr hazretleri;

''Ahmak insana bakmak gözün ateşidir, gözü ısıtır, hasta eder.''''Ahmak insana bakmak gözün ateşidir, gözü ısıtır, hasta eder.'' Yani ahmak insan gözü hasta eder, ateşlere düşürür, yataklara düşürür.Yani ahmak insan gözü hasta eder, ateşlere düşürür, yataklara düşürür. Ve'n-nazaru ile'l-bahîl yukassi'l-kalb.Ve'n-nazaru ile'l-bahîl yukassi'l-kalb. ''Cimri insana bakmak da gönlü kasvetlendirir, karartır.'' ''Cimri insana bakmak da gönlü kasvetlendirir, karartır.''

En iyisi böyle insanların yanlarına yanaşmamak. En iyisi böyle insanların yanlarına yanaşmamak.

Doğrusu, akıllı insanın işi nedir? Doğrusu, akıllı insanın işi nedir?

İyi insanlarla ahbaplık etmektir.İyi insanlarla ahbaplık etmektir. Ahbabını iyi seçemezsen ondan zarar görmeye başlarsın.Ahbabını iyi seçemezsen ondan zarar görmeye başlarsın. Çünkü ya gözün ısınmaya başlar, kör olacak yavaş yavaş.Çünkü ya gözün ısınmaya başlar, kör olacak yavaş yavaş. Çünkü göz ısınır, ateşlenir, Çünkü göz ısınır, ateşlenir, hop arkasından remed olur, bakarsın körlük gelir. hop arkasından remed olur, bakarsın körlük gelir. Cimriye bakarsın kalbin kararır. Cimriye bakarsın kalbin kararır. Üzüm üzüme baka baka karardığı gibi Üzüm üzüme baka baka karardığı gibi veyahut kişi refikinden azdığı gibiveyahut kişi refikinden azdığı gibi sonunda senin de elin titremeye, hayır yapmamaya başlarsın.sonunda senin de elin titremeye, hayır yapmamaya başlarsın. Kasvet-i kalpten cömertliği unutabilirsin.Kasvet-i kalpten cömertliği unutabilirsin. En iyisi böyle adamların yanına yanaşmamak. En iyisi böyle adamların yanına yanaşmamak. Büyüklerimiz ne diyorlar? Büyüklerimiz ne diyorlar?

Değil böyle derviş olmayan insanlar,Değil böyle derviş olmayan insanlar, dervişlerin gafillerinin gafleti bile insanın gönlüne sirayet eder dedervişlerin gafillerinin gafleti bile insanın gönlüne sirayet eder de insana menfî tesir yapar.insana menfî tesir yapar. Onun için, sohbet ettiğin zaman Onun için, sohbet ettiğin zaman senin ilmini irfanını arttıracak insanların sohbetinde bulunman lazım.senin ilmini irfanını arttıracak insanların sohbetinde bulunman lazım. Arkadaşları iyi seçmen lazım.Arkadaşları iyi seçmen lazım. İşin, başarının yüzde doksanı buradadır.İşin, başarının yüzde doksanı buradadır. İyi insanla arkadaş olursan iyiliğe gidersin, İyi insanla arkadaş olursan iyiliğe gidersin, kötü insanla arkadaş olursan kötülüğe gidersin. kötü insanla arkadaş olursan kötülüğe gidersin.

Herkesin kendine göre bir mantığı vardır.Herkesin kendine göre bir mantığı vardır. Sarhoşun da mantığı, felsefesi vardır,Sarhoşun da mantığı, felsefesi vardır, hırsızın da vardır, rüşvetçi memurun da vardır.hırsızın da vardır, rüşvetçi memurun da vardır. ''Ne yapalım kardeşim, evde çoluk çocuk var, geçinemiyoruz. ''Ne yapalım kardeşim, evde çoluk çocuk var, geçinemiyoruz. Herkes yiyor içiyor kazanıyor, biz Allah'ın kulu değil miyiz?''Herkes yiyor içiyor kazanıyor, biz Allah'ın kulu değil miyiz?'' Veyahut böyle edepsizlerden öyle felsefeler var ki;Veyahut böyle edepsizlerden öyle felsefeler var ki; ''Allah gafurdur, rahimdir, affeder.''''Allah gafurdur, rahimdir, affeder.'' İyi ama böyle bile bile de sen edepsizce günahlara dal Allah affeder diye, İyi ama böyle bile bile de sen edepsizce günahlara dal Allah affeder diye, o zaman cezanı bulursun. o zaman cezanı bulursun. İşte o bakımdan ''Ahmakın yüzüne bakmak gözü hasta eder, İşte o bakımdan ''Ahmakın yüzüne bakmak gözü hasta eder, ateşlere düşürür,ateşlere düşürür, cimriye bakmak da kalbi kasvetlendirir, karartır.'' buyurmuş. cimriye bakmak da kalbi kasvetlendirir, karartır.'' buyurmuş. Böylelerine yanaşmamalı. Böylelerine yanaşmamalı.

Ve bihî kâle semi'tü Bişren yekûl.Ve bihî kâle semi'tü Bişren yekûl. Yine aynı senetle aynı râvi söylemiş ki; Yine aynı senetle aynı râvi söylemiş ki;

İ'mel fî terki't-tasannu'i ve lâ ta'mel fi't-tasannu'i.İ'mel fî terki't-tasannu'i ve lâ ta'mel fi't-tasannu'i. Tasannu gösteriş, yapmacıklık demek. Tasannu gösteriş, yapmacıklık demek. ''Yapmacıklığı terk etmek için özel bir gayret göster,''Yapmacıklığı terk etmek için özel bir gayret göster, yapmacıklık yapmak için bir gayret gösterme.'' yapmacıklık yapmak için bir gayret gösterme.''

İnsanlar karşısındaki insan zenginse, mevki makam sahibiyseİnsanlar karşısındaki insan zenginse, mevki makam sahibiyse veyahut kendisini ona beğendirmek istiyorsa,veyahut kendisini ona beğendirmek istiyorsa, başlarlar samimi olmamaya, yapmacıklığa. başlarlar samimi olmamaya, yapmacıklığa. Biraz kendisini beğendirmek için böyle çeşitli şeylere başlarlar.Biraz kendisini beğendirmek için böyle çeşitli şeylere başlarlar. Buna tasannu diyoruz.Buna tasannu diyoruz. Böyle bir şey yapma, tabii ol.Böyle bir şey yapma, tabii ol. ''Göründüğün gibi ol, olduğun gibi görün.'' diyoruz ya, böyle tavsiyeler var. ''Göründüğün gibi ol, olduğun gibi görün.'' diyoruz ya, böyle tavsiyeler var.

Yapmacık yapmaya çalışma,Yapmacık yapmaya çalışma, yapmacık yapmamaya gayret et, özel olarak ona gayret et. yapmacık yapmamaya gayret et, özel olarak ona gayret et. İkramın, soru sorman, konuşman öyle olsun.İkramın, soru sorman, konuşman öyle olsun. Haksız, boş, lüzumsuz yere fazla iltifat etme. Haksız, boş, lüzumsuz yere fazla iltifat etme. Çünkü o da zarar görür.Çünkü o da zarar görür. O, yalan yanlış pohpohlardan, yapmacıklıklardan kaçın. O, yalan yanlış pohpohlardan, yapmacıklıklardan kaçın. Giyiminde kuşamında, her şeyinde tabii olmaya gayret et diye tavsiye buyurmuş. Giyiminde kuşamında, her şeyinde tabii olmaya gayret et diye tavsiye buyurmuş.

Ve bihî kâle semi'tü Bişran yekûl.Ve bihî kâle semi'tü Bişran yekûl. Yine aynı senetle aynı şahıs diyor ki; Yine aynı senetle aynı şahıs diyor ki; ''İşittim Bişr hazretleri şöyle söylüyordu.''''İşittim Bişr hazretleri şöyle söylüyordu.'' es-Sabru'l-cemîl hüvellezî lâ şekvâ fîhi ile'n-nâs. es-Sabru'l-cemîl hüvellezî lâ şekvâ fîhi ile'n-nâs.

Sabr-ı cemîl; iyi, güzel bir sabır göstermek demek.Sabr-ı cemîl; iyi, güzel bir sabır göstermek demek. Birisi hastalanıyor, vefat etmiş oluyor, diyoruz ki; Birisi hastalanıyor, vefat etmiş oluyor, diyoruz ki; ''Allah sabr-ı cemîl, ecr-i cezîl ihsan etsin sana.'' ''Allah sabr-ı cemîl, ecr-i cezîl ihsan etsin sana.'' Yani güzel bir sabır nasip etsin, büyük sevaplar versin, diyoruz.Yani güzel bir sabır nasip etsin, büyük sevaplar versin, diyoruz. Sabr-ı cemîl; insanın Allah'ın hükmüne itiraz etmemesi,Sabr-ı cemîl; insanın Allah'ın hükmüne itiraz etmemesi, başına gelen kader-i ilâhîyi, musibeti, belayı olgun bir şekilde karşılaması,başına gelen kader-i ilâhîyi, musibeti, belayı olgun bir şekilde karşılaması, kulluğunda sarsıntıya düşmemesi, Allah'a itiraz durumuna geçmemesi, kulluğunda sarsıntıya düşmemesi, Allah'a itiraz durumuna geçmemesi, sabırsızlık gösterip ceza ve feza göstermemesi aslında,sabırsızlık gösterip ceza ve feza göstermemesi aslında, ama şöyle bir tabirle anlatmış Bişr hazretleri; ama şöyle bir tabirle anlatmış Bişr hazretleri;

es-Sabru'l-cemîl hüvellezî lâ şekvâ fîhi ile'n-nâs.es-Sabru'l-cemîl hüvellezî lâ şekvâ fîhi ile'n-nâs. ''Sabr-ı cemîl; bela, musibet, hastalık, dert geldiği zaman''Sabr-ı cemîl; bela, musibet, hastalık, dert geldiği zaman hiç başkasına yakınmak olmayan sabırdır.'' hiç başkasına yakınmak olmayan sabırdır.''

Yanıp herkese anlatıyor insan;Yanıp herkese anlatıyor insan; ''Şöyle oldum, böyle oldum, perişan oldum,''Şöyle oldum, böyle oldum, perişan oldum, başıma şunlar geldi, ah kardeşim sorma…'' başıma şunlar geldi, ah kardeşim sorma…'' Başkasına yakınma olmayan sabır, sabr-ı cemîldir.Başkasına yakınma olmayan sabır, sabr-ı cemîldir. Susacak, yani ses çıkartmayacak, belli etmeyecek, şikâyet etmeyecek. Susacak, yani ses çıkartmayacak, belli etmeyecek, şikâyet etmeyecek. Çünkü Allah'ın takdiriyle geldi, ''Elhamdülillah.Çünkü Allah'ın takdiriyle geldi, ''Elhamdülillah. Geçer hepsi, çok şükür bu halimize.'' diyecek.Geçer hepsi, çok şükür bu halimize.'' diyecek. Yani şekva, şikâyet olmayacak.Yani şekva, şikâyet olmayacak. Şekva oldu mu ne olur? Sabrın sevabı kaçar. Şekva oldu mu ne olur? Sabrın sevabı kaçar.

İnnemâ yuveffe's-sâbirûne ecrahüm bi-gayri hisâb. İnnemâ yuveffe's-sâbirûne ecrahüm bi-gayri hisâb.

Sabırlıya çok mükâfat vardır, bi-gayri hisab mükâfat vardır.Sabırlıya çok mükâfat vardır, bi-gayri hisab mükâfat vardır. Ama sabretmediği zaman o mükâfat kaçar. Ama sabretmediği zaman o mükâfat kaçar. Sabır ne zaman olacak? Sabır ne zaman olacak?

Es-sabrü inde's-sadmeti'l-ûlâ.Es-sabrü inde's-sadmeti'l-ûlâ. ''İnsan darbenin gelip pat diye ilk çarptığı zamanda sabredecek.''''İnsan darbenin gelip pat diye ilk çarptığı zamanda sabredecek.'' Ondan sonra nasıl olsa üç gün,Ondan sonra nasıl olsa üç gün, beş gün geçti mi istese de zaten sabırsızlık gösteremez. beş gün geçti mi istese de zaten sabırsızlık gösteremez. Her şeyin bir zamanı var. Her şeyin bir zamanı var. İlk başta dişini sıkabiliyor mu, sabır edebiliyor mu, asıl sabır o.İlk başta dişini sıkabiliyor mu, sabır edebiliyor mu, asıl sabır o. Bağırıp çağırıp da üç gün geçtikten sonra;Bağırıp çağırıp da üç gün geçtikten sonra; yatmış kalkmış, uyumuş uyanmış,yatmış kalkmış, uyumuş uyanmış, yemiş içmiş dinlenmiş,sinirleri yatışmış, şimdi sabrediyor. yemiş içmiş dinlenmiş,sinirleri yatışmış, şimdi sabrediyor. Geçmiş ola. Sen ilk gün sabredecektin.Geçmiş ola. Sen ilk gün sabredecektin. İlk gün bağırdın çağırdın, yakayı yırttın,İlk gün bağırdın çağırdın, yakayı yırttın, saç baş yoldun, neler neler söyledin; saç baş yoldun, neler neler söyledin; teybe alsaydık da bir dinleseydin bakalım sen. teybe alsaydık da bir dinleseydin bakalım sen. Şimdi ''sabrettim'' diyorsun. Şimdi ''sabrettim'' diyorsun. Sabır değil, sinirlerin yatıştı artık, bitti artık.Sabır değil, sinirlerin yatıştı artık, bitti artık. Sabrın mevsimi geçti. Geçmiş ola, bitti. Sabrın mevsimi geçti. Geçmiş ola, bitti. Darbe gelip ilk çarptığı zaman sıkı duracaksın. Darbe gelip ilk çarptığı zaman sıkı duracaksın.

Allah bela, üzüntü, gam, keder vermesin.Allah bela, üzüntü, gam, keder vermesin. İlk önce onu isteyeceğiz. İlk önce onu isteyeceğiz.

''Allah'tan bir şey istediğiniz zaman afiyet isteyin.''''Allah'tan bir şey istediğiniz zaman afiyet isteyin.'' buyuruyor, Peygamber Efendimiz. buyuruyor, Peygamber Efendimiz.

Bizim de işimize geliyor yâ Rabbi! Bizim de işimize geliyor yâ Rabbi! Biz senden dinde, dünyada, âhirette her yerde her zaman afiyet isteriz. Biz senden dinde, dünyada, âhirette her yerde her zaman afiyet isteriz. Hastalık, dert, üzüntü istemeyiz. Hastalık, dert, üzüntü istemeyiz. Şenlik, esenlik, hoşluk, rahatlık isteriz. Şenlik, esenlik, hoşluk, rahatlık isteriz.

Ama bazen gelir.Ama bazen gelir. Ölüm olur, herkes kalacak değil ya, birisi ölecek, ne yapacaksın?Ölüm olur, herkes kalacak değil ya, birisi ölecek, ne yapacaksın? Hastalık olur, insanın karnı, başı, dişi ağrır,Hastalık olur, insanın karnı, başı, dişi ağrır, arabasının kapısı çarpılır, işinde birtakım üzüntüler olur. arabasının kapısı çarpılır, işinde birtakım üzüntüler olur. Ne yapacak? Sabredecek. Ne yapacak? Sabredecek. Başkasına şikâyet olmazsa sabr-ı cemîl olur, şikâyet olursa sevabı gider. Başkasına şikâyet olmazsa sabr-ı cemîl olur, şikâyet olursa sevabı gider.

Ve bihî kâle: Semi'tü Bişran yekûlu:Ve bihî kâle: Semi'tü Bişran yekûlu: Lâ tekûnu kâmilen hattâ ye'meneke aduvvüke Lâ tekûnu kâmilen hattâ ye'meneke aduvvüke ve keyfe yekûnu fîke hayrun ve ente lâ ye'menüke sadîkuke. ve keyfe yekûnu fîke hayrun ve ente lâ ye'menüke sadîkuke.

Bişr hazretleri güzel bir ifade buyurmuş.Bişr hazretleri güzel bir ifade buyurmuş. Aynı râvi aynı senetle naklediyor, demiş ki Bişr hazretleri;Aynı râvi aynı senetle naklediyor, demiş ki Bişr hazretleri; Lâ tekûnu kâmilen. ''Kâmil insan olamazsın.'' Lâ tekûnu kâmilen. ''Kâmil insan olamazsın.'' Hattâ ye'meneke aduvvüke. Hattâ ye'meneke aduvvüke. ''Düşmanın sana güven duymadıkça.''''Düşmanın sana güven duymadıkça.'' Düşmanın bile senden emin olmadıkça,Düşmanın bile senden emin olmadıkça, güven duymadıkça hakiki, kâmil bir insan olamazsın. güven duymadıkça hakiki, kâmil bir insan olamazsın.

Ve keyfe yekûnu fîke hayrun.Ve keyfe yekûnu fîke hayrun. ''Sende nasıl bir hayır mevcut bulunmuş olsun ki.'' ''Sende nasıl bir hayır mevcut bulunmuş olsun ki.'' Ve ente lâ ye'menüke sadîkuke.Ve ente lâ ye'menüke sadîkuke. ''Senin dostun bile senden emin değil,''Senin dostun bile senden emin değil, sana güveni tam değil, güvenemiyor. sana güveni tam değil, güvenemiyor. Senin şerrinden mahfuz değil.'' Senin şerrinden mahfuz değil.'' Dostuna bile zararın dokunurken sende nasıl hayır olur? Dostuna bile zararın dokunurken sende nasıl hayır olur? ''Asıl kâmil olmak, düşmanının bile senden emin olması, ''Asıl kâmil olmak, düşmanının bile senden emin olması, rahat olması veya zarar görmemesiyken, rahat olması veya zarar görmemesiyken, dostun bile zarar görüyorsa, sende nasıl bir hayır olabilir?'' diyor. dostun bile zarar görüyorsa, sende nasıl bir hayır olabilir?'' diyor.

el-Müslimü men selime'l-müslimûne min lisânihî ve yedihî.el-Müslimü men selime'l-müslimûne min lisânihî ve yedihî. ''Hakiki müslüman, dilinden ve elinden''Hakiki müslüman, dilinden ve elinden öteki müslümanların zarar görmediği, selamette olduğu kimsedir.''öteki müslümanların zarar görmediği, selamette olduğu kimsedir.'' diye Efendimiz'in tarifi var.diye Efendimiz'in tarifi var. Biraz ona benziyor.Biraz ona benziyor. Buradaki düşman zihnimize takılabilir.Buradaki düşman zihnimize takılabilir. Hani insanın müslümanlar arasında da hasımları, düşmanları,Hani insanın müslümanlar arasında da hasımları, düşmanları, rakipleri olabiliyor, buradaki düşman o mânada.rakipleri olabiliyor, buradaki düşman o mânada. Yoksa kâfir olan düşmana karşıYoksa kâfir olan düşmana karşı Allah'ın emri olan çalışmalar, cihad, vesaire olacak.Allah'ın emri olan çalışmalar, cihad, vesaire olacak. Buradan, ona karşı pelte gibi olmak mânası çıkmamalı. Buradan, ona karşı pelte gibi olmak mânası çıkmamalı.

Çıkacak olan mâna şu ki;Çıkacak olan mâna şu ki; senin toplum içinde, İslâm cemaati arasında senin toplum içinde, İslâm cemaati arasında dostun, düşmanın, rakibin vardır.dostun, düşmanın, rakibin vardır. Akrabadan bile bazen böyle şeyler olabiliyor.Akrabadan bile bazen böyle şeyler olabiliyor. Kâmil bir insan olmak için düşmanının bile sana güvenmesi lazım.Kâmil bir insan olmak için düşmanının bile sana güvenmesi lazım. ''Tamam, o öyledir, o emin insandır, hıyanet etmez,''Tamam, o öyledir, o emin insandır, hıyanet etmez, paramı çalmaz çırpmaz, hesapta bir oyun oynamaz.'' gibi, güven duyması lazım. paramı çalmaz çırpmaz, hesapta bir oyun oynamaz.'' gibi, güven duyması lazım. Dostun bile sana güvenemiyorsa sende nasıl bir hayır olabilecek?Dostun bile sana güvenemiyorsa sende nasıl bir hayır olabilecek? Düşmanının bile, senin eminliğini ikrar etmesi lazım. Düşmanının bile, senin eminliğini ikrar etmesi lazım.

Peygamber Efendimiz'e müşrikler de ''Muhammed el-Emîn'' diyorlardı.Peygamber Efendimiz'e müşrikler de ''Muhammed el-Emîn'' diyorlardı. ''Sözünü kabul ederiz,''Sözünü kabul ederiz, sen ‘Dağın öbür tarafından bir düşman geliyor.' desen sen ‘Dağın öbür tarafından bir düşman geliyor.' desen geliyordur, doğru söylüyorsun.'' diyorlardı.geliyordur, doğru söylüyorsun.'' diyorlardı. Hakemliğine müracaat ediyorlardı. Hakemliğine müracaat ediyorlardı. Mallarını emanet bırakıyorlardı.Mallarını emanet bırakıyorlardı. Kâmil olmak için öyle olması lazım. Kâmil olmak için öyle olması lazım.

Ve bihî kâle: Semi'tü Bişran yekûl.Ve bihî kâle: Semi'tü Bişran yekûl. Yine aynı râvi aynı senetle nakletmiş ki;Yine aynı râvi aynı senetle nakletmiş ki; Lâ tecidü halâvete'l-ibâdeti hattâ tec'ale beyneke Lâ tecidü halâvete'l-ibâdeti hattâ tec'ale beyneke ve beyne'ş-şehevâti hâitan min hadîd. ve beyne'ş-şehevâti hâitan min hadîd.

Lâ tecidü halâvete'l-ibadeh.Lâ tecidü halâvete'l-ibadeh. ''İbadetin, kulluğun tadını hissedemezsin, duyamazsın.''''İbadetin, kulluğun tadını hissedemezsin, duyamazsın.'' Hattâ tec'ale beyneke ve beyne'ş-şehevâti hâitan min hadîd.Hattâ tec'ale beyneke ve beyne'ş-şehevâti hâitan min hadîd. ''Kendin ile şehevât-i nefsâniyen, arzuların arasında''Kendin ile şehevât-i nefsâniyen, arzuların arasında demirden bir duvar yapmadıkça ibadetin tadını duyamazsın.'' demirden bir duvar yapmadıkça ibadetin tadını duyamazsın.'' Bu kuvvetli bir söz. Bu kuvvetli bir söz. Bişr hazretleri ne demek istiyor? Bişr hazretleri ne demek istiyor?

İbadetin tadını duymak için şehevâtı terk etmek lazım.İbadetin tadını duymak için şehevâtı terk etmek lazım. Öyle terk etmek lazım ki zayıf bir terk değil,Öyle terk etmek lazım ki zayıf bir terk değil, sanki onlarla aranda demirden bir duvar varmış gibi terk etmek lazım.sanki onlarla aranda demirden bir duvar varmış gibi terk etmek lazım. Kerpiçten olursa tuğlaları söker, insan yine öbür tarafa geçebilir. Kerpiçten olursa tuğlaları söker, insan yine öbür tarafa geçebilir. Demirden bir duvar yapmak lazım. Demirden bir duvar yapmak lazım.

Nedir bu şehevât? Nedir bu şehevât?

Nefsin şehvetleri çoktur.Nefsin şehvetleri çoktur. İnsanın yaşına göre öne çıkan şehvetleri: İnsanın yaşına göre öne çıkan şehvetleri:

Küçükken şehvet-i bâtn vardır;Küçükken şehvet-i bâtn vardır; yemek, içmek ister, şeker, çikolata, helva şekeri, yemek, içmek ister, şeker, çikolata, helva şekeri, kâğıt şekeri, horoz şekeri, elma şekeri ister. kâğıt şekeri, horoz şekeri, elma şekeri ister. Ayranı içer, arkasından gazoz ister;Ayranı içer, arkasından gazoz ister; gazozu bitirir, arkasından bilmem ne ister. gazozu bitirir, arkasından bilmem ne ister. Yani boyuna ister.Yani boyuna ister. Midesine hizmet. Midesine hizmet. Onu ister bunu ister, tatlı ister tuzlu ister.Onu ister bunu ister, tatlı ister tuzlu ister. Biraz büyüdü mü,Biraz büyüdü mü, şehvet deyince ilk hatırımıza gelen bu sefer şehvet-i ferc denilen arzu;şehvet deyince ilk hatırımıza gelen bu sefer şehvet-i ferc denilen arzu; cinsel arzular bu sefer, evlenmek ister, flört ister, konuşmak ister.cinsel arzular bu sefer, evlenmek ister, flört ister, konuşmak ister. Bu devirde dans ister, gezmek ister vesaire.Bu devirde dans ister, gezmek ister vesaire. Bu korkunç bir arzudur, kuvvetli bir arzudur.Bu korkunç bir arzudur, kuvvetli bir arzudur. Allah bu arzuyu insanların içine nesil devam etsin diye koymuştur, Allah bu arzuyu insanların içine nesil devam etsin diye koymuştur, hikmeti vardır, her şey hikmetlidir. hikmeti vardır, her şey hikmetlidir. Fakat kontrol edilmediği zaman insanların başını en çok belaya sokan budur.Fakat kontrol edilmediği zaman insanların başını en çok belaya sokan budur. Hapse düşüren, belaya, günaha sokan ekseriyetle budur. Hapse düşüren, belaya, günaha sokan ekseriyetle budur.

Midenin şehveti yemekle biter.Midenin şehveti yemekle biter. Karnı doydu mu, ''Hadi şunu da ye.''Karnı doydu mu, ''Hadi şunu da ye.'' Teşekkür ederim.''Teşekkür ederim.'' ''Çok tatlı olmuş, bir tabak daha ye.'' ''''Çok tatlı olmuş, bir tabak daha ye.'' '' Tamam, pes.'' der artık.Tamam, pes.'' der artık. Midesi doydu mu biter. Midesi doydu mu biter.

Şehvet-i ferc evlendiğin zaman biter.Şehvet-i ferc evlendiğin zaman biter. Kimisinin evlenince de bitmiyor da artık onu recmetmek lazım.Kimisinin evlenince de bitmiyor da artık onu recmetmek lazım. Evlendiği zaman bitmiyorsa, gözü hâlâ dışarıdaysa recmetmek lazım. Evlendiği zaman bitmiyorsa, gözü hâlâ dışarıdaysa recmetmek lazım.

Ondan sonra mal mülk sevgisi gelir.Ondan sonra mal mülk sevgisi gelir. ''Evlendim ya, bir evim olsa ya,''Evlendim ya, bir evim olsa ya, bir arabam olsa ya, biraz malım olsa ya.'' diye onu ister.bir arabam olsa ya, biraz malım olsa ya.'' diye onu ister. ''Bizim bu çocuklar ne yapacaklar, ''Bizim bu çocuklar ne yapacaklar, evde ne yiyecekler, ne içecekler?'' demeye başlar. evde ne yiyecekler, ne içecekler?'' demeye başlar. Mal mülk sevgisi başlar, o zaman da onun peşinde koşturur. Mal mülk sevgisi başlar, o zaman da onun peşinde koşturur. Uyku uyumaz, ticarete gider, uğraşır didinir, onun peşinde koşar.Uyku uyumaz, ticarete gider, uğraşır didinir, onun peşinde koşar. O da bir kuvvetli arzudur, insana çok fedakârlıklar yaptırır. O da bir kuvvetli arzudur, insana çok fedakârlıklar yaptırır. Uykusunu kaçırttırır.Uykusunu kaçırttırır. Sonunda para kazanmak için her şeyi yapar.Sonunda para kazanmak için her şeyi yapar. Para kazanmak için kimisi dinini kimisi âhiretini satar, Para kazanmak için kimisi dinini kimisi âhiretini satar, kimisi daha kötü şeyler yapar. kimisi daha kötü şeyler yapar. ''PARA PARA PARA'' diye büyük harflerle yazıyorlar,''PARA PARA PARA'' diye büyük harflerle yazıyorlar, bazen herkesin dini imanı haline geliyor. bazen herkesin dini imanı haline geliyor. Bu da kuvvetli bir şey.Bu da kuvvetli bir şey. Çünkü para oldu mu her şeyi yapabiliyor.Çünkü para oldu mu her şeyi yapabiliyor. Karnını da doyuruyor, öteki türlü ihtiyaçlarını da görüyor.Karnını da doyuruyor, öteki türlü ihtiyaçlarını da görüyor. Para onun için çok önemli. Para onun için çok önemli. Onun için çalar çırpar, rüşvet alır, hırsızlık yapar, Onun için çalar çırpar, rüşvet alır, hırsızlık yapar, aldatır, gadreder, zulmeder vesaire vesaire. aldatır, gadreder, zulmeder vesaire vesaire.

Hadi diyelim ki bu bakımdan da tatmin oldu.Hadi diyelim ki bu bakımdan da tatmin oldu. Malı da var. Malı da var. Bu sefer karnın tok be adam, evlendin çoluk çocuğun da var, malın da var. Bu sefer karnın tok be adam, evlendin çoluk çocuğun da var, malın da var. ''Ya biraz da şanım şerefim olsa,''Ya biraz da şanım şerefim olsa, mevkim makamım olsa.'' demeye başlar. mevkim makamım olsa.'' demeye başlar. Bu sefer sosyal bir şey istemeye başlar. Bu sefer sosyal bir şey istemeye başlar. Mevki makam sevgisi başlar.Mevki makam sevgisi başlar. Mebus olmak ister.Mebus olmak ister. Mebus olmuşsa; ''Niye ötekisi bakan oldu da ben bakan olamadım?'' der.Mebus olmuşsa; ''Niye ötekisi bakan oldu da ben bakan olamadım?'' der. Böyle mevki makam ister. Böyle mevki makam ister. Bir yerde başkanlık, reislik ister Bir yerde başkanlık, reislik ister ve başkalarıyla onun için mücadele eder, ve başkalarıyla onun için mücadele eder, başkanlık mücadelesine girer. başkanlık mücadelesine girer.

Haritayı göstermişler Yavuz Selim'e, ''İşte dünya bu.'' demişler.Haritayı göstermişler Yavuz Selim'e, ''İşte dünya bu.'' demişler. Şöyle bir bakmış haritaya, ''İki hükümdar için az.Şöyle bir bakmış haritaya, ''İki hükümdar için az. Ancak bir hükümdara yeter.'' demiş.Ancak bir hükümdara yeter.'' demiş. Başkasını istemiyor. Başkasını istemiyor.

Timur'un oğulları, Timur ölmüş,Timur'un oğulları, Timur ölmüş, koca bir imparatorluk kurmuş, her birisi saltanatı bölüşmüşler; koca bir imparatorluk kurmuş, her birisi saltanatı bölüşmüşler; o onunla kavga ediyor, o onunla kavga ediyor. o onunla kavga ediyor, o onunla kavga ediyor. Semerkant birisinin elinden ötekisinin eline geçiyor.Semerkant birisinin elinden ötekisinin eline geçiyor. Buhara ötekisinin elinden berikisinin eline geçiyor.Buhara ötekisinin elinden berikisinin eline geçiyor. Yemişler birbirlerini, harp etmişler, harp etmişler…Yemişler birbirlerini, harp etmişler, harp etmişler… Kim harp ediyor? Kim harp ediyor? Ahmetle Mehmet, Hasanla Hüseyin, Aliyle Veli.Ahmetle Mehmet, Hasanla Hüseyin, Aliyle Veli. Yani iki müslüman.Yani iki müslüman. Sonra bir tanesi dayanamamış, mağlup olmuş, Sonra bir tanesi dayanamamış, mağlup olmuş, elindeki şehirleri kaybetmiş, Hindistan'a kaçmış. elindeki şehirleri kaybetmiş, Hindistan'a kaçmış. Bereket Hindistan'a kaçmış, orada kâfirler var,Bereket Hindistan'a kaçmış, orada kâfirler var, putperestler var, budistler Buda'ya tapıyorlar.putperestler var, budistler Buda'ya tapıyorlar. Hindistan'ı fethetmiş Babür Şah. Hindistan'ı fethetmiş Babür Şah. O da imparatorluk kurmuş.O da imparatorluk kurmuş. Bir kısmı da gitmiş Karadeniz'in kuzeyine Kırım'a,Bir kısmı da gitmiş Karadeniz'in kuzeyine Kırım'a, o tarafa yayılmış, Altınordu devletini kurmuş. İyi. o tarafa yayılmış, Altınordu devletini kurmuş. İyi. Kâfire karşı oldu mu iyi de, Kâfire karşı oldu mu iyi de, mirasta birbirleriyle, kardeş kardeşiyle nasıl kavga ederler? mirasta birbirleriyle, kardeş kardeşiyle nasıl kavga ederler?

Mal sevgisi önemli.Mal sevgisi önemli. Arkasından mevki sevgisi önemli, dört.Arkasından mevki sevgisi önemli, dört. Mevki makam sahibi de oldu mu, bu sefer baş olma,Mevki makam sahibi de oldu mu, bu sefer baş olma, en yüksek olma, bir tane olma arzusu gelir. en yüksek olma, bir tane olma arzusu gelir. Ondan sonra insanı teneşir paklar. Ondan sonra insanı teneşir paklar. Ondan sonra hiç olur ama hiç oluncaya kadar da hayatı anlayamaz. Ondan sonra hiç olur ama hiç oluncaya kadar da hayatı anlayamaz.

İşte çeşitli şehvetler var.İşte çeşitli şehvetler var. Tabi bazı şehvetler meşrudur; mesela insanın iştahı var,Tabi bazı şehvetler meşrudur; mesela insanın iştahı var, ''Karnım çok acıktı, yemek yiyeceğim.''''Karnım çok acıktı, yemek yiyeceğim.'' Normal, helal, meşru tarafından ye.Normal, helal, meşru tarafından ye. Evlenmek normal.Evlenmek normal. Tabi çoluk çocuğumuzu biz kendimiz evlendiriyoruz,Tabi çoluk çocuğumuzu biz kendimiz evlendiriyoruz, mürüvvetini görelim, nesil devam etsin, torunlar olsun. mürüvvetini görelim, nesil devam etsin, torunlar olsun. Tamam, güzel. Meşru yollarla tamam. Tamam, güzel. Meşru yollarla tamam.

Fakat bu arzular beş tane değildir.Fakat bu arzular beş tane değildir. Bunların herbirinden binbir tane dal budak salmıştırBunların herbirinden binbir tane dal budak salmıştır ve insanları çok meşgul eder.ve insanları çok meşgul eder. Bu arzular, bu hevesler çok meşgul eder. Ne olacak? Bu arzular, bu hevesler çok meşgul eder. Ne olacak?

Bunları terk ettiği zaman insan ibadetin tadını duyar.Bunları terk ettiği zaman insan ibadetin tadını duyar. Bir şehveti terkettiği zaman hakikaten Bir şehveti terkettiği zaman hakikaten Allah onun ağzına bir bal damlatır, gönlüne bir tatlılık yayılır. Allah onun ağzına bir bal damlatır, gönlüne bir tatlılık yayılır.

Diyelim ki bir harama bakacaktı, bakmamam lazım.Diyelim ki bir harama bakacaktı, bakmamam lazım. Çok da canı istiyor, nefsi bakmayı istiyor.Çok da canı istiyor, nefsi bakmayı istiyor. Yok, bakmamam lazım, bakmadı.Yok, bakmamam lazım, bakmadı. Bakmamaya muvaffak oldu mu, Bakmamaya muvaffak oldu mu, o zaman gönlünde ibadetin lezzeti hâsıl olur. o zaman gönlünde ibadetin lezzeti hâsıl olur. Dimağında ibadetin zevkini duyar. Dimağında ibadetin zevkini duyar. Bakarsın yatsı namazını daha keyifli kılmış. Bakarsın yatsı namazını daha keyifli kılmış. Bakarsın o gece teheccüde kalkmış. Bakarsın o gece teheccüde kalkmış. Bakarsın sabah namazına camiye gidemiyordu,Bakarsın sabah namazına camiye gidemiyordu, kalkamıyordu, nasip olmuş. Neden?kalkamıyordu, nasip olmuş. Neden? İbadetin tadını verdi Allah, taltif ediyor onu. İbadetin tadını verdi Allah, taltif ediyor onu.

İbadetin tadı Allah'ın bir ikramıdır.İbadetin tadı Allah'ın bir ikramıdır. O tadı bulup da ibadete koşmak da ikinci bir ikramdır. O tadı bulup da ibadete koşmak da ikinci bir ikramdır. Bu nasıl hâsıl olacak? Bu nasıl hâsıl olacak?

Bir, şehveti terketmekle hâsıl olacak.Bir, şehveti terketmekle hâsıl olacak. Mekanizma anlaşılsın diye özetliyorum.Mekanizma anlaşılsın diye özetliyorum. İbadetin tadını duymayan ibadete yanaşmaz.İbadetin tadını duymayan ibadete yanaşmaz. Bir şehveti tatmin eden öteki şehvetin peşine takılır. Bir şehveti tatmin eden öteki şehvetin peşine takılır. Şehvet şehveti çeker, sürükler;Şehvet şehveti çeker, sürükler; insanı perişan eder, cehenneme götürür. insanı perişan eder, cehenneme götürür. Onun için ''Şehvetleri ile kendisi arasında demirden bir surOnun için ''Şehvetleri ile kendisi arasında demirden bir sur ve duvar olması lazım.'' diyor Bişr hazretleri. ve duvar olması lazım.'' diyor Bişr hazretleri. Kemalâta erişmek öyledir. Kemalâta erişmek öyledir. Nâmeşru şehvetleri, istekleri, arzuları, nefsin hevasını terk etmedikçeNâmeşru şehvetleri, istekleri, arzuları, nefsin hevasını terk etmedikçe insan ibadetin tadını duyamaz ve seyr u sülûkunda ilerleyemez. insan ibadetin tadını duyamaz ve seyr u sülûkunda ilerleyemez.

Uzun bir şiir var burada.Uzun bir şiir var burada. Bir arkadaşımız da onu hazırlayıp Türkçe'ye tercüme ederse,Bir arkadaşımız da onu hazırlayıp Türkçe'ye tercüme ederse, bazen öyle güzel şiirler olabiliyor. bazen öyle güzel şiirler olabiliyor.

Ve bi-isnâdihî kâle semi'tü Bişran yekûlu.Ve bi-isnâdihî kâle semi'tü Bişran yekûlu. Aynı râvi yine aynı rivâyet zinciriyleAynı râvi yine aynı rivâyet zinciriyle Bişr hazretlerinin şöyle dediğini naklediyor. Bişr hazretlerinin şöyle dediğini naklediyor.

Ed-duâu terkü'z-zünûb.Ed-duâu terkü'z-zünûb. Bişr hazretleri enteresan bir tarif yapmış. Bişr hazretleri enteresan bir tarif yapmış. Dua nedir? Bizim bildiğimiz dua; el açmak,Dua nedir? Bizim bildiğimiz dua; el açmak, ''Yâ Rabbi şunu isterim, bunu isterim.'' demek. ''Yâ Rabbi şunu isterim, bunu isterim.'' demek. ''Dua günahı bırakmaktır.'' diyor. Ne demek istiyor? ''Dua günahı bırakmaktır.'' diyor. Ne demek istiyor?

Asıl dua, asıl muradına ermek,Asıl dua, asıl muradına ermek, insana Allah'ın istediğini vermesi, insana Allah'ın istediğini vermesi, veyahut duasının makbul olmasının şartı nedir?veyahut duasının makbul olmasının şartı nedir? Terkü'z-zünûb. Terkü'z-zünûb. ''Sen günahı bıraktın mı, terk ettin mi, ''Sen günahı bıraktın mı, terk ettin mi, o zaman Allah senin duanı kabul eder, o zaman Allah senin duanı kabul eder, isteğini, muradını hâsıl eder, verir.'' demek oluyor. isteğini, muradını hâsıl eder, verir.'' demek oluyor.

İşin aslı dönüp dolaşıp nereye geliyor? İşin aslı dönüp dolaşıp nereye geliyor?

Günahları, şehvetleri bırakmaya, arzuları terk etmeye.Günahları, şehvetleri bırakmaya, arzuları terk etmeye. O bakımdan işte dervişliğin aslı esası, işin özü orada olmuş oluyor. O bakımdan işte dervişliğin aslı esası, işin özü orada olmuş oluyor. Kendimize hakim olmayı öğreneceğiz.Kendimize hakim olmayı öğreneceğiz. Nefsimizi yenmeyi öğreneceğiz. Nefsimizi yenmeyi öğreneceğiz.

Ramazanda başlattığımız işi sene boyunca devam ettireceğiz.Ramazanda başlattığımız işi sene boyunca devam ettireceğiz. Yemek yemedik, hâlbuki helaldi.Yemek yemedik, hâlbuki helaldi. Bir müddet su içmedik, hâlbuki helaldi. Bir müddet su içmedik, hâlbuki helaldi. Yani helal olan şeyleri yapmadık. Yani helal olan şeyleri yapmadık. Neye alışmak için helalleri bile bırakmaya alıştık? Neye alışmak için helalleri bile bırakmaya alıştık? Haramlara hiç düşmemek için. Haramlara hiç düşmemek için. Ramazan'da bir ay eğitim gördük.Ramazan'da bir ay eğitim gördük. ''Hadi bakalım arslanım yetiştin, yallah,''Hadi bakalım arslanım yetiştin, yallah, hadi bakalım Ramazan'ın dışında gez bakalım ortalıkta.'' hadi bakalım Ramazan'ın dışında gez bakalım ortalıkta.'' Hadi!.. Hadi!.. Gene günahlara düşüyor.Gene günahlara düşüyor. Eğitimin tamam olmamış, sınıfta kalmışsın, sıfır, geçemedin, bir daha oku. Eğitimin tamam olmamış, sınıfta kalmışsın, sıfır, geçemedin, bir daha oku. Bir dahaki sene, bir dahaki Ramazan'a kaldı iş. Bir dahaki sene, bir dahaki Ramazan'a kaldı iş.

İnsan nefsine uydu mu, nefsinin arzularını dinledi mi,İnsan nefsine uydu mu, nefsinin arzularını dinledi mi, tasavvufta tarikatte ilerleme olmuyor.tasavvufta tarikatte ilerleme olmuyor. Gerçekten de olmuyor.Gerçekten de olmuyor. Tasavvuf ve tarikat bir zevk mesleği değil,Tasavvuf ve tarikat bir zevk mesleği değil, kâmil olmanın yolu yöntemi.kâmil olmanın yolu yöntemi. Olmuyor o zaman, olmuyor. Olmuyor o zaman, olmuyor.

O halde nefsimize hakim olmayı öğreneceğiz.O halde nefsimize hakim olmayı öğreneceğiz. Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizden razı olsun. Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizden razı olsun. Nefsini yenmeyi cümlenize, cümlemize nasip eylesin. Nefsini yenmeyi cümlenize, cümlemize nasip eylesin. Rıza-yı Bâri'ye uygun yaşamayı nasip eylesin.Rıza-yı Bâri'ye uygun yaşamayı nasip eylesin. Huzuruna yüzü ak, alnı açık varacak şekildeHuzuruna yüzü ak, alnı açık varacak şekilde ömrümüzü güzel değerlendirmeyi nasip etsin. ömrümüzü güzel değerlendirmeyi nasip etsin. Hüsnü hâtime ile âhirete göçmeyi nasip etsin. Hüsnü hâtime ile âhirete göçmeyi nasip etsin.

Şu menkıbelerini okuduğumuz Allah'ın sevgili kulu evliyâullahın yanında,Şu menkıbelerini okuduğumuz Allah'ın sevgili kulu evliyâullahın yanında, Peygamber Efendimiz'in, sâdât ı meşâyihimizin, büyüklerimizin yanındaPeygamber Efendimiz'in, sâdât ı meşâyihimizin, büyüklerimizin yanında Firdevs-i a'lâ'ya bi-gayr-i hisâb,Firdevs-i a'lâ'ya bi-gayr-i hisâb, duhûl-u evvelîn ile dahil olmayı nasip eylesin.duhûl-u evvelîn ile dahil olmayı nasip eylesin. Habîb-i Edîbi'ne komşu eylesin. Habîb-i Edîbi'ne komşu eylesin. Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin. Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin.

Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha. Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.

Konuşma Hakkında
Server Kürsü
Tema 1
Tema 2