Namaz Vakitleri

12 Ramazan 1447
02 March 2026
İmsak
06:06
Güneş
07:30
Öğle
13:21
İkindi
16:30
Akşam
19:03
Yatsı
20:22
Detaylı Arama

Dünya ve Âhiret Dengesi

Mehmed Zahid KOTKU

Açıklama

Gönül dostu, âlim Mehmed Zahid KOTKU Hocamızın sohbetleri, kendi seslerinden konulara yaklaşımı, açıklamaları, değerlendirmeleri ve tavsiyeleri, sizlerin istifadesine sunulmuştur.
Mehmed Zâhid KOTKU, geçtiğimiz asırda yaşamış (1897-1980) bir mürşid-i kâmil, bir sâlih insan, bir Allah dostudur. Ömrü boyunca tebliğ ve irşad çalışmaları içinde bulunmuş, milletimize ve ülkemize hizmet eden nice kıymetli kadrolar, devlet adamları yetiştirmiştir.

Gümüşhaneli Hazretleri tarafından başlatılan Ramûzü’l-Ehâdîs dersleri, takipçileri tarafından devam ettirilmiştir. İskenderpaşa Camii’nde Mehmed Zâhid KOTKU (Rh.A) Hocamız bu dersleri 1958’den 1977 yılına kadar sürdürmüş; 1977’den sonra ise, Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN hocamız devam ettirmiştir.

İlk zamanlar düzenli olarak pazar günleri ikindiden sonra bir saat, cuma günleri öğleden önce 45 dakika hadis dersleri yaparlarken, son yıllarında hadis derslerini Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN hocamıza bırakmışlar, kendileri cuma namazından sonra 10-15 dakikalık kısa konuşmalar yapmaya başlamışlardır.

Bu konuşmalar irticalen yapılmış, bazen bir sahabeden bahsetmişler, bazen güncel bir olayı konu edinmişlerdir. Bu konuşmalar 1978 yılında başlamış, vefatına kadar devam etmiştir. Son konuşmaları vefatından bir hafta önce, 6 Kasım 1980’de Medine’de kaydedilmiştir.

Dünya ve Âhiret Dengesi

Mehmed Zahid KOTKU

Açıklama

Gönül dostu, âlim Mehmed Zahid KOTKU Hocamızın sohbetleri, kendi seslerinden konulara yaklaşımı, açıklamaları, değerlendirmeleri ve tavsiyeleri, sizlerin istifadesine sunulmuştur.
Mehmed Zâhid KOTKU, geçtiğimiz asırda yaşamış (1897-1980) bir mürşid-i kâmil, bir sâlih insan, bir Allah dostudur. Ömrü boyunca tebliğ ve irşad çalışmaları içinde bulunmuş, milletimize ve ülkemize hizmet eden nice kıymetli kadrolar, devlet adamları yetiştirmiştir.

Gümüşhaneli Hazretleri tarafından başlatılan Ramûzü’l-Ehâdîs dersleri, takipçileri tarafından devam ettirilmiştir. İskenderpaşa Camii’nde Mehmed Zâhid KOTKU (Rh.A) Hocamız bu dersleri 1958’den 1977 yılına kadar sürdürmüş; 1977’den sonra ise, Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN hocamız devam ettirmiştir.

İlk zamanlar düzenli olarak pazar günleri ikindiden sonra bir saat, cuma günleri öğleden önce 45 dakika hadis dersleri yaparlarken, son yıllarında hadis derslerini Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN hocamıza bırakmışlar, kendileri cuma namazından sonra 10-15 dakikalık kısa konuşmalar yapmaya başlamışlardır.

Bu konuşmalar irticalen yapılmış, bazen bir sahabeden bahsetmişler, bazen güncel bir olayı konu edinmişlerdir. Bu konuşmalar 1978 yılında başlamış, vefatına kadar devam etmiştir. Son konuşmaları vefatından bir hafta önce, 6 Kasım 1980’de Medine’de kaydedilmiştir.

Konuşma Metni

Eûzubillahimineşşeytânirracîm.Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Bismillâhirrahmânirrahîm.
el-Hamdülillahi rabbilâlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn.

el-Hamdülillahi rabbilâlemin ve’l-âkibetü li’l-müttekîn.
Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah

İ’lemû eyyühe’l-ihvân enne efdale’l-kitâbi kitâbullah
ve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellemve enne efdale’l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem sellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ahsellem ve şerra’l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid’ah ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâri.ve külle bid’atin dalâleh ve külle dalâletin fi’n-nâri. Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem ennehû kâle:Ve bi’s-senedi’l-muttasıli ile’n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve sellem ennehû kâle: İhtâtû li-ehli’l-emvâli

İhtâtû li-ehli’l-emvâli
fi’l-vâtieti ve’l-mü‘âmeleti ve’n-nevâibifi’l-vâtieti ve’l-mü‘âmeleti ve’n-nevâibi vemâ vecebe fi’t-temri mine’l-hakki.vemâ vecebe fi’t-temri mine’l-hakki. Sadaka rasûlü’llâh, fî mâ kâl.

Sadaka rasûlü’llâh, fî mâ kâl.
Bu zekât toplayanların zekât alacakları adamlardan,

Bu zekât toplayanların zekât alacakları adamlardan,
bahusus hayvanat hakkında…bahusus hayvanat hakkında… Efendimiz onlara ihtiyatı tavsiye buyuruyor.

Efendimiz onlara ihtiyatı tavsiye buyuruyor.
Yani alacağınız hayvanlar, sürünün iyi hayvanları olmasın.Yani alacağınız hayvanlar, sürünün iyi hayvanları olmasın. Kötü hayvanı olmadığı gibi, iyi hayvanlarını adamın elinden seçip,Kötü hayvanı olmadığı gibi, iyi hayvanlarını adamın elinden seçip, öşür alıyoruz diyerekten almayın.öşür alıyoruz diyerekten almayın. Bu da bir tembih.Bu da bir tembih. İhtecimû li-hamsi aşrate ev li-seb’i aşrate

İhtecimû li-hamsi aşrate ev li-seb’i aşrate
ev ihdâ ve ‘işrîne lâ yetebeyyağ bikümü’d-demü fe-yaktüleküm.ev ihdâ ve ‘işrîne lâ yetebeyyağ bikümü’d-demü fe-yaktüleküm. Bu kan aldırma (hacamat) hususunda Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in buyruklarıdır ki:

Bu kan aldırma (hacamat) hususunda Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in buyruklarıdır ki:
Kan aldırma (hacamat) gelişigüzel olmaz.

Kan aldırma (hacamat) gelişigüzel olmaz.
Bir kere onun günlerini tahdit buyurur:Bir kere onun günlerini tahdit buyurur: On beş, on yedi, on dokuz, yirmi bir günlerine,On beş, on yedi, on dokuz, yirmi bir günlerine, tek olan bu günlere denk gelen günlerde, bunlar da mesela pazartesi,tek olan bu günlere denk gelen günlerde, bunlar da mesela pazartesi, perşembeye gelirse daha iyi olur diyerekten başka yerde günlerini de beyan eder.perşembeye gelirse daha iyi olur diyerekten başka yerde günlerini de beyan eder. Yani gelişigüzel mesela işte istediğiniz zamanda kan aldırmak,Yani gelişigüzel mesela işte istediğiniz zamanda kan aldırmak, belki bir zaruret olursa başka da zaruret olmadan böyle gelişigüzel aldırmak doğru bir şey değildir.belki bir zaruret olursa başka da zaruret olmadan böyle gelişigüzel aldırmak doğru bir şey değildir. Çünkü bize tahdit olunan bu günlerde alınanlar da şifa (var).Çünkü bize tahdit olunan bu günlerde alınanlar da şifa (var). Öyle gelişigüzel günlerde alınanlarda ise bu şifa bulunmaz.Öyle gelişigüzel günlerde alınanlarda ise bu şifa bulunmaz. Sonra bir de lâ yetebeyyağu diyor.

Sonra bir de lâ yetebeyyağu diyor.
Yani kan aldırmanın iki türlü şeysi var.Yani kan aldırmanın iki türlü şeysi var. Birisi kanı aldırırsın böyle gelişigüzel günde,Birisi kanı aldırırsın böyle gelişigüzel günde, o gün kan durmayıverir.o gün kan durmayıverir. Durduramazsın, galeyanlı bir hale gelir.Durduramazsın, galeyanlı bir hale gelir. Fe-yektüleküm. Ölümünüze sebep olur.

Fe-yektüleküm. Ölümünüze sebep olur.
Veyahut bir de var, kanı aldırmamak suretiyle kan vücudunuzda bir hastalık yapar.Veyahut bir de var, kanı aldırmamak suretiyle kan vücudunuzda bir hastalık yapar. Ne diyorlardır, damar sertliği bilmem nelerden.

Ne diyorlardır, damar sertliği bilmem nelerden.
Onun için bugünlerde…Onun için bugünlerde… Fakat bunu ben söyledim de, bu Arabistan için sıcak memleketlerdedir.Fakat bunu ben söyledim de, bu Arabistan için sıcak memleketlerdedir. Bu memleketlerde ise doktorların tavsiyesine müracaat edilerekten yapmalı, demiş ihtiyaç nispetinde.Bu memleketlerde ise doktorların tavsiyesine müracaat edilerekten yapmalı, demiş ihtiyaç nispetinde. Fakat bizim Hocaefendi, onlar maşallah her sene iki kardeş muntazaman olurlar.Fakat bizim Hocaefendi, onlar maşallah her sene iki kardeş muntazaman olurlar. Zayıf halleridir ama, ille o sünneti yerine getirmeye çalışırlar, sünnet olaraktan.Zayıf halleridir ama, ille o sünneti yerine getirmeye çalışırlar, sünnet olaraktan. İhtecceti’l-cennetü ve’n-nâru fe-kâleti’l-cennetü

İhtecceti’l-cennetü ve’n-nâru fe-kâleti’l-cennetü
yedhuluniye’d-du’afâü ve’l-mesâkînüyedhuluniye’d-du’afâü ve’l-mesâkînü ve kâleti’n-nâru yedhuluniye’l-cebbârûne ve’l-mütekebbirûne.ve kâleti’n-nâru yedhuluniye’l-cebbârûne ve’l-mütekebbirûne. Ve kâlellaâhu li’n-nâri:Ve kâlellaâhu li’n-nâri: Enti azâbî entekımü bi-ki mimmen şi’tü.Enti azâbî entekımü bi-ki mimmen şi’tü. Ve kâle li’l-cenneti: Enti rahmetîVe kâle li’l-cenneti: Enti rahmetî erhaü bi-ki men şi’tü.erhaü bi-ki men şi’tü. Ve li-külli vâhidetin minkümâ milûhâ.Ve li-külli vâhidetin minkümâ milûhâ. Cennet ile cehennemin hâl diliyle konuşuşları…

Cennet ile cehennemin hâl diliyle konuşuşları…
Yani bugün mevcudâtta her şeyin bir konuşma tarzı var.

Yani bugün mevcudâtta her şeyin bir konuşma tarzı var.
Mesela tavuk tavukla konuşur, kedi kediyle konuşur,Mesela tavuk tavukla konuşur, kedi kediyle konuşur, köpek köpekle kendilerinin hallerini birbirlerine ifade edecek bir tarz-ı tekellümleri var,köpek köpekle kendilerinin hallerini birbirlerine ifade edecek bir tarz-ı tekellümleri var, her mahlukta.her mahlukta. Nebatât kısmında da var bu.

Nebatât kısmında da var bu.
Nebatâtta da var.Nebatâtta da var. Mâdeniyatta de var.Mâdeniyatta de var. Hâlâ onların bir tekellüm imkanları, kabiliyeti de var.Hâlâ onların bir tekellüm imkanları, kabiliyeti de var. Mesela bir devenin Resûl-i Ekrem'e gelip de deveciden şikayet edişi var:

Mesela bir devenin Resûl-i Ekrem'e gelip de deveciden şikayet edişi var:
Geldi, deve dedi ki:Geldi, deve dedi ki: “Beni bu adam gençliğinde bu zamana kadar kullandı.“Beni bu adam gençliğinde bu zamana kadar kullandı. Su taşıttı, şunu yaptı, bunu yaptı.Su taşıttı, şunu yaptı, bunu yaptı. Şimdi ihtiyarladım, beni kesmeye kalktı” diyerekten şikayete geldi.Şimdi ihtiyarladım, beni kesmeye kalktı” diyerekten şikayete geldi. Efendimiz de sallallahu aleyhi ve sellem sahibinden deveyi;

Efendimiz de sallallahu aleyhi ve sellem sahibinden deveyi;
"Sat bana” dedi.

"Sat bana” dedi.
Aldı ve onu serbest bıraktı.

Aldı ve onu serbest bıraktı.
“Bu kadar zaman bunu kullanmışsın. İşte bak, senden böyle şikayet ediyor.”

“Bu kadar zaman bunu kullanmışsın. İşte bak, senden böyle şikayet ediyor.”
“Şimdiye kadar beni kullandı, faydalandı,

“Şimdiye kadar beni kullandı, faydalandı,
şimdi de kesmeye karar vermiş” diye şikayete geliyor.şimdi de kesmeye karar vermiş” diye şikayete geliyor. Demek ki bir konuşma tarzı var o hayvanlarda.

Demek ki bir konuşma tarzı var o hayvanlarda.
Mesela geyiklerin Efendimiz'e gelip şikayet halleri var.Mesela geyiklerin Efendimiz'e gelip şikayet halleri var. Taşların Efendimiz'e selam (halleri) var.Taşların Efendimiz'e selam (halleri) var. Ağaçların Efendimiz'e, “es-selâmü aleyke yâ Resûlullah” deyişleri var.Ağaçların Efendimiz'e, “es-selâmü aleyke yâ Resûlullah” deyişleri var. Demek ki mevcudatta tekellüm var ama,Demek ki mevcudatta tekellüm var ama, bizde o tekellümü idrak kabiliyetimiz yok.bizde o tekellümü idrak kabiliyetimiz yok. Kabiliyet herkeste ayrı ayrı.Kabiliyet herkeste ayrı ayrı. Sivrisineğin, ufacık bir sivrisinektir.

Sivrisineğin, ufacık bir sivrisinektir.
Fakat o kadar yüksek bir hissi var kiFakat o kadar yüksek bir hissi var ki daha elini kıvıldatmadan o sana geleceğini anlıyor, oradan fırlayıp kaçıyor.daha elini kıvıldatmadan o sana geleceğini anlıyor, oradan fırlayıp kaçıyor. O hissi ona vermiş. Biz o hissi henüz göremiyoruz.O hissi ona vermiş. Biz o hissi henüz göremiyoruz. Görüşler de böyledir. Hepsi böyledir.Görüşler de böyledir. Hepsi böyledir. Binâenlaeyh cennet ile cehennemin de şimdi birbirlerine bir konuşmaları var.

Binâenlaeyh cennet ile cehennemin de şimdi birbirlerine bir konuşmaları var.
Hatta bu cennet ile cehennem hâdiseleri geniş bir hâdise.Hatta bu cennet ile cehennem hâdiseleri geniş bir hâdise. Mesela ehl-i cennette olan insan,Mesela ehl-i cennette olan insan, cehennemdeki kardeşinin ziyaretine gidiyor.cehennemdeki kardeşinin ziyaretine gidiyor. Cehennem yanıyor, yanıyor içindekiler de.Cehennem yanıyor, yanıyor içindekiler de. Fakat o arada bir tekellüm de var.Fakat o arada bir tekellüm de var. Diyor ki: “Sen niye cehenneme girdin?”Diyor ki: “Sen niye cehenneme girdin?” Soruyor ona.

Soruyor ona.
“Biz beraberdik, komşuyduk birbirimizle.”

“Biz beraberdik, komşuyduk birbirimizle.”
Tanıyor birbirini. Soruyor: “Sen niçin cehenneme girdin?”Tanıyor birbirini. Soruyor: “Sen niçin cehenneme girdin?” O da anlatıyor cehenneme niçin girdiğini.O da anlatıyor cehenneme niçin girdiğini. Demek ki bu akılların, havsalaların dışında bir hâdise.

Demek ki bu akılların, havsalaların dışında bir hâdise.
Binâenlaeyh bugün cennetle cehennemin de kendi kendilerine bir konuşma durumları var, onu anlayanlar anlıyor.Binâenlaeyh bugün cennetle cehennemin de kendi kendilerine bir konuşma durumları var, onu anlayanlar anlıyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bize şimdi onu haber veriyor.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bize şimdi onu haber veriyor. Diyor ki:

Diyor ki:
İhtecceti’l-cennetü ve’n-nâru. Cennet ile cehennem birbirleriyle hüccetleşiyorlar,İhtecceti’l-cennetü ve’n-nâru. Cennet ile cehennem birbirleriyle hüccetleşiyorlar, karşı karşıya görüşme yapıyorlar.karşı karşıya görüşme yapıyorlar. Fe-kâleti’l-cennetü.

Fe-kâleti’l-cennetü.
Cennet diyor ki:

Cennet diyor ki:
Yedhulüniye’d-du’afâü ve’l-mesâkînü.

Yedhulüniye’d-du’afâü ve’l-mesâkînü.
“Bana duafâ ile mesâkin girecek.“Bana duafâ ile mesâkin girecek. Ben bunlarla iftihar ediyorum” diyor.Ben bunlarla iftihar ediyorum” diyor. Bana makar olacak, benim içimde kararlaşacak,Bana makar olacak, benim içimde kararlaşacak, iskan olacak insanlar zuafâ ile mesâkin.iskan olacak insanlar zuafâ ile mesâkin. Manalı bir söz ha!

Manalı bir söz ha!
Cennet diyor, cennet bunları seçiyor içinden,Cennet diyor, cennet bunları seçiyor içinden, bunlar bende barınacaklar, bunun için sana iftihar ediyorum ey cehennem, diyor.bunlar bende barınacaklar, bunun için sana iftihar ediyorum ey cehennem, diyor. Ve kâleti’n-nâru. Cehennem de diyor ki şimdi:

Ve kâleti’n-nâru. Cehennem de diyor ki şimdi:
Yedhuluniye’l-cebbârûne ve’l-mütekebbirûne.

Yedhuluniye’l-cebbârûne ve’l-mütekebbirûne.
Bana da cebbârûn, yani zalimler, cebâbire.

Bana da cebbârûn, yani zalimler, cebâbire.
Ve’l-mütekebbirûne. “Mağrurlar, mütekebbirler (girecek).

Ve’l-mütekebbirûne. “Mağrurlar, mütekebbirler (girecek).
Onlar da bana gelecek” diyor.Onlar da bana gelecek” diyor. “Ben de onlarla, onlara cezayı yapacağım.“Ben de onlarla, onlara cezayı yapacağım. Onunla iftihar ederim” diyor.Onunla iftihar ederim” diyor. Onların cezasını vereceğim gibilerden.Onların cezasını vereceğim gibilerden. Ve kâlellaâhu li’n-nâri.

Ve kâlellaâhu li’n-nâri.
Hazreti Allah cehenneme diyor ki şimdi:

Hazreti Allah cehenneme diyor ki şimdi:
Enti azâbî. “Ey cehennem!

Enti azâbî. “Ey cehennem!
Sen benim azap yerimsin, benim azap evimsin.”Sen benim azap yerimsin, benim azap evimsin.” Entekımü biki mimmen şi’tü.

Entekımü biki mimmen şi’tü.
Ben seninle dilediklerimin, imansızların cezasını vereceğim,Ben seninle dilediklerimin, imansızların cezasını vereceğim, sen o cezaevimsin benim.sen o cezaevimsin benim. Ben o dilediklerimi sende cezalandıracağım.Ben o dilediklerimi sende cezalandıracağım. Mimmen şi’tü.Mimmen şi’tü. Ve kâle li’l-cenneti.

Ve kâle li’l-cenneti.
Cennet için de yine buyuruyor yine Cenâb-ı Hak.Cennet için de yine buyuruyor yine Cenâb-ı Hak. Onlar yani ikişer kişi seçtiler.Onlar yani ikişer kişi seçtiler. Duafâ ile miskinleri cennet seçti,Duafâ ile miskinleri cennet seçti, cebbârîn ile mükebbirîni de cehennem seçti.cebbârîn ile mükebbirîni de cehennem seçti. Cennette de şimdi diyor ki:Cennette de şimdi diyor ki: Enti rahmetî. “Ey cennet,

Enti rahmetî. “Ey cennet,
sen de benim rahmet evimsin.”sen de benim rahmet evimsin.” Erhamü biki men şi’tü.

Erhamü biki men şi’tü.
Ben de seninle dilediklerime merhamet edeceğim, oraya koyacağım,Ben de seninle dilediklerime merhamet edeceğim, oraya koyacağım, orada mesut ve bahtiyar olacaklar.orada mesut ve bahtiyar olacaklar. Ve li-külli vâhidetin minkümâ...

Ve li-külli vâhidetin minkümâ...
“Sizin ikiniz de“Sizin ikiniz de mil’ûhâ,mil’ûhâ, dolacaksınız.dolacaksınız. Boş yeriniz kalmayacak yani.Boş yeriniz kalmayacak yani. Merak etmeyin, ikinizin de ehli var;Merak etmeyin, ikinizin de ehli var; cennetin ehli de var, cehennemin ehli de var.”cennetin ehli de var, cehennemin ehli de var.” Allah bizi ehl-i cennetten eylesin...

Allah bizi ehl-i cennetten eylesin...
Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem(‘in duası var:)

Onun için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem(‘in duası var:)
Yâ Rabbi! Allâhümme innî es’elüke bi-mâ es’elüke nebiyyüke Muhammedün sallallahu aleyhi ve sellem.

Yâ Rabbi! Allâhümme innî es’elüke bi-mâ es’elüke nebiyyüke Muhammedün sallallahu aleyhi ve sellem.
Sallallahu aleyhi ve sellem'in istediklerini biz de istiyoruz. Niçin?Sallallahu aleyhi ve sellem'in istediklerini biz de istiyoruz. Niçin? O, Allah'ın daima rahmetini, iyiliklerini istiyor.O, Allah'ın daima rahmetini, iyiliklerini istiyor. Onun sığındıklarından da Allah'a sığınıyoruz.Onun sığındıklarından da Allah'a sığınıyoruz. O cehennemden ve cehennemin azabını icap edecek bütün kötülüklerden isti’âze etmiş,O cehennemden ve cehennemin azabını icap edecek bütün kötülüklerden isti’âze etmiş, biz de onlardan isti’âze ederiz.biz de onlardan isti’âze ederiz. Allah bizi muhafaza etsin…

Allah bizi muhafaza etsin…
Hatta cehennem dolmayacak,

Hatta cehennem dolmayacak,
aklın hafzalanın dışında bir mıntıka orası.aklın hafzalanın dışında bir mıntıka orası. Cennet bu kadar büyük, bu kadar büyük miktarda yerler verilecek ehl-i cennete...Cennet bu kadar büyük, bu kadar büyük miktarda yerler verilecek ehl-i cennete... Akıllar onu da almayacak derecede.Akıllar onu da almayacak derecede. Burada yaptığımız bütün tesbihler orada bizim için hazır ağaçlar olacak.Burada yaptığımız bütün tesbihler orada bizim için hazır ağaçlar olacak. Oradaki boş yer.Oradaki boş yer. Bu boş yerin meyveleri buradaki çekilen tesbihler olacak.Bu boş yerin meyveleri buradaki çekilen tesbihler olacak. Burada tesbihin ne kadar çoksa, orada ağacın o kadar güzel ve bol bahçelerin olacak.Burada tesbihin ne kadar çoksa, orada ağacın o kadar güzel ve bol bahçelerin olacak. Onun için cennete girsen bile tesbihsizlerin yeri çorak yerler olacak.

Onun için cennete girsen bile tesbihsizlerin yeri çorak yerler olacak.
Kumluk yerler gibi.Kumluk yerler gibi. Cehennem dolmayınca sûre-i Kâf’da ,aklıma gelmedi ayet...Cehennem dolmayınca sûre-i Kâf’da ,aklıma gelmedi ayet... Ve tekûlü hel min mezîdin.

Ve tekûlü hel min mezîdin.
Cehenneme “Doldun mu?” denecek.Cehenneme “Doldun mu?” denecek. (Cehennem de) “Daha var mı?” diyecek.

(Cehennem de) “Daha var mı?” diyecek.
Sonra oraya Hazreti Allah tecelli buyuracaklar da

Sonra oraya Hazreti Allah tecelli buyuracaklar da
cehennem öylelikle dolacak.cehennem öylelikle dolacak. Allah muhafaza, cehennem çok kötü yer.Allah muhafaza, cehennem çok kötü yer. En fena şiddetli azaplar daimi olarak, ebedi olarak var…En fena şiddetli azaplar daimi olarak, ebedi olarak var… Ehl-i iman için elhamdülillah bu yok.Ehl-i iman için elhamdülillah bu yok. Ehl-i iman, imanını kurtardıktan sonra cehenneme girse bile,Ehl-i iman, imanını kurtardıktan sonra cehenneme girse bile, cehennemlik olsa bile cehennemdeki kâfirin azabını görmeyecektir.cehennemlik olsa bile cehennemdeki kâfirin azabını görmeyecektir. Kâfirin gördüğü azabı ehl-i iman görmeyecektir.Kâfirin gördüğü azabı ehl-i iman görmeyecektir. Onun cehennemdeki kabahatinin cezasıOnun cehennemdeki kabahatinin cezası bir uyku haliyle, bir hamam haline benzer bir terlemeyle neticelenecek.bir uyku haliyle, bir hamam haline benzer bir terlemeyle neticelenecek. İmanın devleti büyüktür.İmanın devleti büyüktür. Onun için Allah cümlemizi iman yolundan ayırmasın...

Onun için Allah cümlemizi iman yolundan ayırmasın...
Maazallah bu dünyanın kısa müddeti var, çok az. Ne olacak?

Maazallah bu dünyanın kısa müddeti var, çok az. Ne olacak?
Çok az müddet içerisinde insan aldanır da bu dünyaya

Çok az müddet içerisinde insan aldanır da bu dünyaya
iman devletini kaybederse elinde, o zaman ahiretin tükenmez günleri içerisinde felaket içerisinde kalacak.iman devletini kaybederse elinde, o zaman ahiretin tükenmez günleri içerisinde felaket içerisinde kalacak. Allah onun için…Allah onun için… Şimdi olan bir hâdiseyi anlatacağım:

Şimdi olan bir hâdiseyi anlatacağım:
Bize misafir geldi.

Bize misafir geldi.
Eczacının çocuğu var.Eczacının çocuğu var. Güzel bir Kur'an okudu o çocuk.Güzel bir Kur'an okudu o çocuk. Hanım vardı bir tane, gelen misafir.Hanım vardı bir tane, gelen misafir. Yüreği sızladı çocuklardan o Kur'an'ı dinleyince.Yüreği sızladı çocuklardan o Kur'an'ı dinleyince. “Ah, biz okutamadık çocuklarımızı. Çünkü bizim okutma devrimimizde çocukların okuma şeysi yoktu, biz de beceremedik.

“Ah, biz okutamadık çocuklarımızı. Çünkü bizim okutma devrimimizde çocukların okuma şeysi yoktu, biz de beceremedik.
Çocuklarım büyüdü şimdi cahil kaldılar, bilmiyorlar okumak.Çocuklarım büyüdü şimdi cahil kaldılar, bilmiyorlar okumak. Ama cumalarını kılmak için ben onlara vasiyet ediyorum, hiç olmazsa cumanızı bırakmayın.”Ama cumalarını kılmak için ben onlara vasiyet ediyorum, hiç olmazsa cumanızı bırakmayın.” Karısı dedi ki:

Karısı dedi ki:
“Ben namaz kılan kocayı istemem.”

“Ben namaz kılan kocayı istemem.”
Kaynanasının yanında diyor. Kaynatasının yanında diyor.Kaynanasının yanında diyor. Kaynatasının yanında diyor. “Sen benim oğluna, benim kocama namaz kıl diyorsun ama ben namaz kılan kocayı istemem” diyor.

“Sen benim oğluna, benim kocama namaz kıl diyorsun ama ben namaz kılan kocayı istemem” diyor.
Ne cesaret. Şimdi bunu kendisi nakletti. Bugünün hâdisesi.

Ne cesaret. Şimdi bunu kendisi nakletti. Bugünün hâdisesi.
İman var mıdır burada şimdi?

İman var mıdır burada şimdi?
“Namaz kılan kocayı istemem” demek,

“Namaz kılan kocayı istemem” demek,
“Müslüman kocayı istemem” demektir.“Müslüman kocayı istemem” demektir. Müslüman kocayı istemeyen insan Müslüman değildir demektir.Müslüman kocayı istemeyen insan Müslüman değildir demektir. Allah muhafaza etsin...Allah muhafaza etsin... Ee, şimdi burada nikah olmayınca, bu hayatın gayrimeşru hayat demekle başka dilimiz neye varır?

Ee, şimdi burada nikah olmayınca, bu hayatın gayrimeşru hayat demekle başka dilimiz neye varır?
Ee, bundan gelecek çocuklardan, hasıl olacak cemiyetten ne olur?

Ee, bundan gelecek çocuklardan, hasıl olacak cemiyetten ne olur?
O komünistlik bunu istemez de ne ister ya?O komünistlik bunu istemez de ne ister ya? Bu bir hâdise yani. Kim bilir böyle nice binlerce hâdise var.

Bu bir hâdise yani. Kim bilir böyle nice binlerce hâdise var.
Şimdi arkadaşlar bir hikaye daha anlatacağım.

Şimdi arkadaşlar bir hikaye daha anlatacağım.
Şimdi bir arkadaş geldi öğlen namazında, kardeşini methetti.

Şimdi bir arkadaş geldi öğlen namazında, kardeşini methetti.
“Yüksek mühendis oldu” dedi.“Yüksek mühendis oldu” dedi. “Şimdi Amerika'da kursta” dedi.“Şimdi Amerika'da kursta” dedi. “Dinine çok sağlam” dedi.“Dinine çok sağlam” dedi. “Orada dinin icablarına konferanslar veriyor.“Orada dinin icablarına konferanslar veriyor. Şunu yapıyor, bunu yapıyor.Şunu yapıyor, bunu yapıyor. Fakat dedi, bir Amerikan kızına tutulmuş,Fakat dedi, bir Amerikan kızına tutulmuş, onunla evlenmek istiyor.onunla evlenmek istiyor. Biz de diyoruz ki: ‘Buradaki Müslüman kızları dururken,Biz de diyoruz ki: ‘Buradaki Müslüman kızları dururken, ne diye oradaki bir (kadınla evleniyorsun?).”ne diye oradaki bir (kadınla evleniyorsun?).” Demiş ki:

Demiş ki:
"Ee, kitapta müsaade var, siz niye beni men ediyorsunuz?"

"Ee, kitapta müsaade var, siz niye beni men ediyorsunuz?"
Âciz kalmış da gelmiş bana soruyordu, “Ne diyelim?” diyerekten.Âciz kalmış da gelmiş bana soruyordu, “Ne diyelim?” diyerekten. Ben de böyle bir şey duymuştum da onu söyledim.Ben de böyle bir şey duymuştum da onu söyledim. Hazreti Ömer'in zamanında da tabi evlenme hep, bu zamanımıza kadar hep, büyükler yapmışlar bu işleri.

Hazreti Ömer'in zamanında da tabi evlenme hep, bu zamanımıza kadar hep, büyükler yapmışlar bu işleri.
Birisi evlenmiş bir hristiyan kızıyla,Birisi evlenmiş bir hristiyan kızıyla, güzelce oluyor bunlar.güzelce oluyor bunlar. Hazreti Ömer demiş ki buna, duymuş:

Hazreti Ömer demiş ki buna, duymuş:
“Boşa bunu, bırak” demiş.“Boşa bunu, bırak” demiş. “Neden? Haram mı?” demiş. Haram mı ki, neden diyorsun bunu böyle?

“Neden? Haram mı?” demiş. Haram mı ki, neden diyorsun bunu böyle?
Demiş:

Demiş:
“Arap kızlarını bırakıyorsunuz da, bu sarılara aldanıyorsunuz,

“Arap kızlarını bırakıyorsunuz da, bu sarılara aldanıyorsunuz,
bunlar erkeksiz kalır sonra.bunlar erkeksiz kalır sonra. Onun için sizi men ediyorum onlarla evlenmekten.Onun için sizi men ediyorum onlarla evlenmekten. Kitab-ı ilahi'de yer var ama, müsaade var ama...Kitab-ı ilahi'de yer var ama, müsaade var ama... Fakat bu bizim neslimizin kızlarını neden bırakıyorsunuz?”Fakat bu bizim neslimizin kızlarını neden bırakıyorsunuz?” Halbuki o günle, bugünün arasında da çok fark var.

Halbuki o günle, bugünün arasında da çok fark var.
Bugün kendi cinsimizden olan kızın mahiyeti nerede?Bugün kendi cinsimizden olan kızın mahiyeti nerede? Kökü bozuk olan kız, Müslüman olsa dahi, kök bozuk.

Kökü bozuk olan kız, Müslüman olsa dahi, kök bozuk.
Ama içinden imanlıları, güzelleri çıkıyor.Ama içinden imanlıları, güzelleri çıkıyor. Dinine sadıkları falan çıkar.Dinine sadıkları falan çıkar. Ama nadirattandır.Ama nadirattandır. Sonra, oranın hayatına alıştıklarından dolayı, buraya gelseler bile burasını beğeniyorlarSonra, oranın hayatına alıştıklarından dolayı, buraya gelseler bile burasını beğeniyorlar ve durmuyorlar. Kadın zevki galip olduğu için erkeği kandırıp götürüyorlar yine oraya.ve durmuyorlar. Kadın zevki galip olduğu için erkeği kandırıp götürüyorlar yine oraya. Oradaki zevk, buradaki yaşayış daha güzel olduğundan dolayı.Oradaki zevk, buradaki yaşayış daha güzel olduğundan dolayı. Müslüman bir kadın kazanalım derken,Müslüman bir kadın kazanalım derken, bir Müslüman erkeği de kaybediyorlar.bir Müslüman erkeği de kaybediyorlar. Allah affetsin cümlemizi…

Allah affetsin cümlemizi…
Uhsü’t-türâbe fî vücûhi’l-meddâhîne.

Uhsü’t-türâbe fî vücûhi’l-meddâhîne.
Meddah, övücüler.Meddah, övücüler. Bu meddahların çok nevileri vardır da,Bu meddahların çok nevileri vardır da, bu bilhassa bazı adamlardan maksatlarını koparabilmek içinbu bilhassa bazı adamlardan maksatlarını koparabilmek için bu adamı övmeye başlarlar;bu adamı övmeye başlarlar; “Sen böyle büyük adamsın, böyle iyi adamsın.“Sen böyle büyük adamsın, böyle iyi adamsın. Eşin bulunmaz, şu bulunmaz, bu bulunmaz.”Eşin bulunmaz, şu bulunmaz, bu bulunmaz.” Bir gayesi vardır da o gayesine ulaşmak için bunu böyle yaparlar.

Bir gayesi vardır da o gayesine ulaşmak için bunu böyle yaparlar.
Onun için Efendimiz diyor ki:Onun için Efendimiz diyor ki: Uhsü’t-türâbe. Siz toprak serpin bu methedicilerin yüzüne.

Uhsü’t-türâbe. Siz toprak serpin bu methedicilerin yüzüne.
Kendinizi böyle medhettirmeyin.Kendinizi böyle medhettirmeyin. Çünkü bu medihte iki gaye var:Çünkü bu medihte iki gaye var: Birisi, seni methetmek suretiyle senden koparacağını koparmak,

Birisi, seni methetmek suretiyle senden koparacağını koparmak,
ikincisi de seni de yıkmaktır.ikincisi de seni de yıkmaktır. Sen böyle metholununca gururlanırsın,Sen böyle metholununca gururlanırsın, benlik gelir kendine, ucub gelir,benlik gelir kendine, ucub gelir, kendini beğenme gelir; bu da senin yıkımına kafidir.kendini beğenme gelir; bu da senin yıkımına kafidir. Onun için bu meddahlara yüz vermeyin,

Onun için bu meddahlara yüz vermeyin,
onlar sizi methederlerse siz onların yüzüne toprak serpmek suretiyleonlar sizi methederlerse siz onların yüzüne toprak serpmek suretiyle kendinizden uzak edin, demek onları.kendinizden uzak edin, demek onları. Uhudün cebelün yuhibbünâ ve nuhibbühû

Uhudün cebelün yuhibbünâ ve nuhibbühû
fe-izâ ci’-tümûhü ve külû min semerihî ve lev min ‘ıdâihî.fe-izâ ci’-tümûhü ve külû min semerihî ve lev min ‘ıdâihî. Uhud biliyorsunuz ki Medine-i Münevvere'de

Uhud biliyorsunuz ki Medine-i Münevvere'de
Uhud Muharebesi’nin olduğu yerdeki dağdır.Uhud Muharebesi’nin olduğu yerdeki dağdır. Ama işte demin de arz ettiğim gibi bunların hepsinin meziyetleri ayrı ayrıdır.Ama işte demin de arz ettiğim gibi bunların hepsinin meziyetleri ayrı ayrıdır. Hepsi bakarsın bir dağdır.Hepsi bakarsın bir dağdır. Fakat her dağın insanlar gibi, herkesin meziyeti ayrı olduğu gibiFakat her dağın insanlar gibi, herkesin meziyeti ayrı olduğu gibi dağların da meziyetleri ayrıdır.dağların da meziyetleri ayrıdır. Bu Uhud Dağı'nın, hatta erkân-ı cennetin, rükünlerinden bir rükün olacağına dair de bir rivayet vardır.Bu Uhud Dağı'nın, hatta erkân-ı cennetin, rükünlerinden bir rükün olacağına dair de bir rivayet vardır. Binaenaleyh, o bizi sever; biz de onu severiz.

Binaenaleyh, o bizi sever; biz de onu severiz.
Uhud bizi sever; biz de onu severiz.Uhud bizi sever; biz de onu severiz. Demek ki bir dağ bile sevici ve sevilici.

Demek ki bir dağ bile sevici ve sevilici.
Dağ, dağlığı ile Efendimiz’i seviyor.Dağ, dağlığı ile Efendimiz’i seviyor. İnsan olur da Efendimiz’i sevmesin, olur mu?

İnsan olur da Efendimiz’i sevmesin, olur mu?
Binâenlaeyh, yapmadık bu işi, Allah nasip etsin de bir daha gidersek inşallah onun [meyvelerinden yiyelim.]

Binâenlaeyh, yapmadık bu işi, Allah nasip etsin de bir daha gidersek inşallah onun [meyvelerinden yiyelim.]
Bak, fe-izâ ci’-tümûhü ve külû min semerihî diyor.Bak, fe-izâ ci’-tümûhü ve külû min semerihî diyor. Onun meyvelerinden yiyiniz, çünkü bizi sever.Onun meyvelerinden yiyiniz, çünkü bizi sever. Bizi sevdiği için onda olan meyvelerden siz de yiyiniz.Bizi sevdiği için onda olan meyvelerden siz de yiyiniz. Orada meyve ne olacak, Arabistan'ın (dağlarında.)Orada meyve ne olacak, Arabistan'ın (dağlarında.) Ve lev min ‘ıdâihî. İşte orada dikenli otlar biter, dikenli şeyler.

Ve lev min ‘ıdâihî. İşte orada dikenli otlar biter, dikenli şeyler.
Onlardan dahi olsa teberrüken bir parça yemeye çalışınız.Onlardan dahi olsa teberrüken bir parça yemeye çalışınız. Çünkü bizi seven bir dağdır.Çünkü bizi seven bir dağdır. Tabi bunun inceliklerine vukuf bizim haddimiz değil.Tabi bunun inceliklerine vukuf bizim haddimiz değil. Yine bak altında;

Yine bak altında;
Uhudün ruknün min erkâni’l-cenneti.

Uhudün ruknün min erkâni’l-cenneti.
Uhud bir dağdır ama, cennet esaslarından bir esası teşkil eder.Uhud bir dağdır ama, cennet esaslarından bir esası teşkil eder. Ühaddisüküm hadîsen selâsen

Ühaddisüküm hadîsen selâsen
Size üç hâdise söyleyeceğim,Size üç hâdise söyleyeceğim, üç hâdiseden bahsedeceğim.üç hâdiseden bahsedeceğim. Üç hâdise varmış.Üç hâdise varmış. Uksimü aleyhinne. Bu üçe de yemin olunur.Uksimü aleyhinne. Bu üçe de yemin olunur. Birisi, mâ nakasa mâlü abdin min sadakatin.

Birisi, mâ nakasa mâlü abdin min sadakatin.
Bir insan sadaka vermek suretiyle, malı katiyyen, eksik olmaz.Bir insan sadaka vermek suretiyle, malı katiyyen, eksik olmaz. İşte bunun en güzel misali bağcıların, bağlarını budamalarını temsil ediyorlar kiİşte bunun en güzel misali bağcıların, bağlarını budamalarını temsil ediyorlar ki birçok dallarını kırpıp atıyor adam.birçok dallarını kırpıp atıyor adam. Desen ki “Niçin kırpıyorsun, yazıktır bunlara?”

Desen ki “Niçin kırpıyorsun, yazıktır bunlara?”
Der ki: “Bunlar kırpmazsam gelecek senede mahsulünü layıkıyla vermez.”

Der ki: “Bunlar kırpmazsam gelecek senede mahsulünü layıkıyla vermez.”
Ve tamahkârlık eder de kırpmazsa iyice, herkes bir kökünden yüz okka alıyor da

Ve tamahkârlık eder de kırpmazsa iyice, herkes bir kökünden yüz okka alıyor da
o elli okka alır, birkaç sene sonra da o da kalmaz elinde.o elli okka alır, birkaç sene sonra da o da kalmaz elinde. Ama kırpıldıkça daha kuvvetli ve daha güzel verir.Ama kırpıldıkça daha kuvvetli ve daha güzel verir. Sadakalar da tıpkı bunun gibidir, katiyyen eksik olmaz.Sadakalar da tıpkı bunun gibidir, katiyyen eksik olmaz. Mâ nakasa mâlü abdin min sadakatin.

Mâ nakasa mâlü abdin min sadakatin.
İhlâs ile verilen sadakaların mukabilinde Allah Teâlâ en aşağı bire on verir.İhlâs ile verilen sadakaların mukabilinde Allah Teâlâ en aşağı bire on verir. Bunun mukabili âhirette verilecekler daha hesapsızdır; bu, dünyada olan.Bunun mukabili âhirette verilecekler daha hesapsızdır; bu, dünyada olan. Onun için Hazreti Ali kerremallahu vecheh,

Onun için Hazreti Ali kerremallahu vecheh,
Hazreti Fatıma radıyallahu anhâ’dan nar istemiş.Hazreti Fatıma radıyallahu anhâ’dan nar istemiş. Gitmiş almış, evden vermişler bir tanecik.Gitmiş almış, evden vermişler bir tanecik. Fukara gelmiş de, fukaraya bir tanecik vermişler.Fukara gelmiş de, fukaraya bir tanecik vermişler. Arkadan birisi bir tabağın içerisinde dokuz tane getirmiş.Arkadan birisi bir tabağın içerisinde dokuz tane getirmiş. Hazreti Ali Efendimiz bakmış tabağa, bu dokuz, bu on olacaktı demiş.Hazreti Ali Efendimiz bakmış tabağa, bu dokuz, bu on olacaktı demiş. Adam birisini de kendisi yemiş.Adam birisini de kendisi yemiş. Demiş ki:

Demiş ki:
“Birisini de ben yedim. Allah bire on vereceğine vaat etmiştir.

“Birisini de ben yedim. Allah bire on vereceğine vaat etmiştir.
Ben bir verdim, onun yerine on gelmesi lazımdı, onun için… Anladım.Ben bir verdim, onun yerine on gelmesi lazımdı, onun için… Anladım. Bu muhakkaktır, yalnız ihlâs kâfi.Bu muhakkaktır, yalnız ihlâs kâfi. İkincisi, ve lâ zulime abdün bi-mazlimetin fe-sabera aleyhâ

İkincisi, ve lâ zulime abdün bi-mazlimetin fe-sabera aleyhâ
illâ zâdehullâhu azze ve celle bihâ izzen.illâ zâdehullâhu azze ve celle bihâ izzen. Üçüncüsü; zulüm olunuyor her ne şekilde olursa olsun.

Üçüncüsü; zulüm olunuyor her ne şekilde olursa olsun.
Bu zulme zulüm ile mukabele etmiyor.Bu zulme zulüm ile mukabele etmiyor. Fe-sabera aleyhâ. Bu yapılan zulme karşı sabrediyor, ne şekilde olursa olsun.

Fe-sabera aleyhâ. Bu yapılan zulme karşı sabrediyor, ne şekilde olursa olsun.
İllâ zâdehullâhu azze ve celle bi-hâ ızzen.

İllâ zâdehullâhu azze ve celle bi-hâ ızzen.
Allah celle ve alâ bunun bu sabrına mukabil, onun izzetini artırır.Allah celle ve alâ bunun bu sabrına mukabil, onun izzetini artırır. Korkak adam… Mesela mukabele yapamadı,

Korkak adam… Mesela mukabele yapamadı,
diyemedi ona şöyle böyle, vuramadı şöyle böyle.diyemedi ona şöyle böyle, vuramadı şöyle böyle. Ee, deseydi vursaydı, birisi hapishaneye giderdi, belki birisi de toprağın altına giderdi.

Ee, deseydi vursaydı, birisi hapishaneye giderdi, belki birisi de toprağın altına giderdi.
Sabredince bunların ikisi de güzellikle hâllolurSabredince bunların ikisi de güzellikle hâllolur ve izzet sahibi bir insanın izzetini Allah daima artırır.ve izzet sahibi bir insanın izzetini Allah daima artırır. O artma kendi eliyle değil, Allah arttırıyor onu.O artma kendi eliyle değil, Allah arttırıyor onu. Sonra bir de var ki,

Sonra bir de var ki,
zulüm olunanı gördüğümüz vakitte ona yardım etmemenin cezası da çok ağırdır.zulüm olunanı gördüğümüz vakitte ona yardım etmemenin cezası da çok ağırdır. Zulüm olunan bir insanı gördüğün halde, mazlum yani.Zulüm olunan bir insanı gördüğün halde, mazlum yani. Bu mazluma yardım edip de o zalimin elinden onu kurtarmamak,Bu mazluma yardım edip de o zalimin elinden onu kurtarmamak, başını çevirip de geçmenin cezası da çok ağırdır.başını çevirip de geçmenin cezası da çok ağırdır. Onun için âhirette ceza yiyen bir insan diyor ki:

Onun için âhirette ceza yiyen bir insan diyor ki:
“Benim hiçbir kabahatim yok, beni neden dövüyorsunuz siz?“Benim hiçbir kabahatim yok, beni neden dövüyorsunuz siz? Ben namazımı kılar, orucumu tutar, hayr-u hasenâtımı da yapan iyi bir adamdım,Ben namazımı kılar, orucumu tutar, hayr-u hasenâtımı da yapan iyi bir adamdım, sopaya layık değilim, neden dövüyorsunuz?” dediğinde diyecekler ki:sopaya layık değilim, neden dövüyorsunuz?” dediğinde diyecekler ki: “Seni şundan dolayı dövüyoruz.

“Seni şundan dolayı dövüyoruz.
Sen bir yerden geçiyordun da buradaki zalim, bir mazlumu hırpalıyordu daSen bir yerden geçiyordun da buradaki zalim, bir mazlumu hırpalıyordu da sen hiç alakadar olmadın.sen hiç alakadar olmadın. Bu onun cezası” diyecekler.Bu onun cezası” diyecekler. Gücü yetmezse de çaresi bulunur.

Gücü yetmezse de çaresi bulunur.
Ve lâ fetaha abdün bâbe mes’eletin

Ve lâ fetaha abdün bâbe mes’eletin
illâ fütiha lehû babü fakrin.illâ fütiha lehû babü fakrin. O çok mühim.

O çok mühim.
Bir insan dilencilik kapısını açar daBir insan dilencilik kapısını açar da önüne gelenden bir şeyler istiyor, zaruretim var diyor.önüne gelenden bir şeyler istiyor, zaruretim var diyor. Her ne şekilde olursa olsun, bu isteyiş belki onu zengin edebilir.Her ne şekilde olursa olsun, bu isteyiş belki onu zengin edebilir. Hem bugün mesela dilencilerin içerisinde çok zenginlerin olduğunu da rivayet ederler;

Hem bugün mesela dilencilerin içerisinde çok zenginlerin olduğunu da rivayet ederler;
çiftlik sahipleri, apartman sahipleri vesaire gibi var.çiftlik sahipleri, apartman sahipleri vesaire gibi var. Bunu dilencilikle kazanmış.Bunu dilencilikle kazanmış. Şimdi burada diyor ki: İllâ fütiha lehû babü fakrin.

Şimdi burada diyor ki: İllâ fütiha lehû babü fakrin.
Bunun için ancak fakirlik kapısı açılır.Bunun için ancak fakirlik kapısı açılır. Ama diyeceksin ki işte bak adam koskoca zengin olmuştur.Ama diyeceksin ki işte bak adam koskoca zengin olmuştur. Zengin olmuştur ama gözü açtır.Zengin olmuştur ama gözü açtır. Binâenlaeyh bu dilenciliğealıştı mıydı bir insan şundan bundan enva-i çeşit zaruretleri bahane ederekten istemeye ,Binâenlaeyh bu dilenciliğealıştı mıydı bir insan şundan bundan enva-i çeşit zaruretleri bahane ederekten istemeye , onun gönül kapıları, fakirlik kapıları açılacaktır;onun gönül kapıları, fakirlik kapıları açılacaktır; her ne kadar eli çok dolu olsa da kıymeti yoktur.her ne kadar eli çok dolu olsa da kıymeti yoktur. Sonra bu dilenciliğin o kadar ağır nasihatları vardır ki,

Sonra bu dilenciliğin o kadar ağır nasihatları vardır ki,
yarın rûz-i kıyamette insanlar haşrolunduğu vakitte etsiz kemik halinde, iskelet halinde haşrolacaklar.yarın rûz-i kıyamette insanlar haşrolunduğu vakitte etsiz kemik halinde, iskelet halinde haşrolacaklar. İskelet halinde.İskelet halinde. Nasıl korkunç (hali) vardır iskeletlerin.Nasıl korkunç (hali) vardır iskeletlerin. İşte öyle korkunç bir canlı olacak. İşte öyle korkunç bir canlı olacak. Sebebi?

Sebebi?
Dünyada iken ömrünü böyle dilencilikle geçirdiğinin cezası.

Dünyada iken ömrünü böyle dilencilikle geçirdiğinin cezası.
Onun için dilencilik hiç iyi şey değildir.

Onun için dilencilik hiç iyi şey değildir.
Ama bazı adamlar mecbur olur da mesela fakir olur,Ama bazı adamlar mecbur olur da mesela fakir olur, o günkü nafakasının temini için, ölmemek için o gün (dilenebilir.)o günkü nafakasının temini için, ölmemek için o gün (dilenebilir.) Mesela istemese ölecek zarurette kalmış.Mesela istemese ölecek zarurette kalmış. Onun için bir kimseden o günün nafakasını istemeye hakkı var,

Onun için bir kimseden o günün nafakasını istemeye hakkı var,
ama istemeden verirsen ne mutlu.ama istemeden verirsen ne mutlu. O da onun için bir şiardır.O da onun için bir şiardır. Allah dilenciliğe alıştırmasın...

Allah dilenciliğe alıştırmasın...
Alıştı mı bir insan, onun numuneleri de çoktur. Bir daha bırakılmayan bir kapı.Alıştı mı bir insan, onun numuneleri de çoktur. Bir daha bırakılmayan bir kapı. İhzeru’ş-şehvete’l-hafiyyete.

İhzeru’ş-şehvete’l-hafiyyete.
Gizli şehvetlerden hazer ediniz.Gizli şehvetlerden hazer ediniz. Gizli şehvetler…Gizli şehvetler… Şehvetin açık kısmı var, bir de gizli kısmı var.Şehvetin açık kısmı var, bir de gizli kısmı var. Şehvetin açık kısmı herkesçe malum,

Şehvetin açık kısmı herkesçe malum,
fakat bir de onun hafî olanı, gizli kısmı varmış kifakat bir de onun hafî olanı, gizli kısmı varmış ki el-âlimü, Alim; yete’allemü’l-ılme.

el-âlimü, Alim; yete’allemü’l-ılme.
çalışıyor, okuyor, öğreniyor, âlim oluyor.çalışıyor, okuyor, öğreniyor, âlim oluyor. Ama niçin?

Ama niçin?
Yühibbü en yüclese ileyhi.

Yühibbü en yüclese ileyhi.
Başına toplansın da birçok insanlar, onlara böyle söylemek zevkini seviyor,Başına toplansın da birçok insanlar, onlara böyle söylemek zevkini seviyor, onun için istiyor ilmi, zevkinden dolayı.onun için istiyor ilmi, zevkinden dolayı. Bu zevk şöhreti bir âfât oluyor.Bu zevk şöhreti bir âfât oluyor. eş-şühreti âfetün.

eş-şühreti âfetün.
Onun âfetlerinden dolayı âhiretinin de yıkımına sebep oluyor.Onun âfetlerinden dolayı âhiretinin de yıkımına sebep oluyor. Çünkü fe-inne zâlike yübtılu amelehû. Amelini iptal ediyor.Çünkü fe-inne zâlike yübtılu amelehû. Amelini iptal ediyor. Ne sebebiyle?

Ne sebebiyle?
İhlâssızlığı sebebiyle.

İhlâssızlığı sebebiyle.
Yoksa ilim haddi zatında memduhtur, makbuldür.

Yoksa ilim haddi zatında memduhtur, makbuldür.
Ama onun niyetinin bozukluğundan dolayı ki bu amelleri ifsad ediyor.Ama onun niyetinin bozukluğundan dolayı ki bu amelleri ifsad ediyor. Ne gibi?

Ne gibi?
Riyâ gibi, ucub gibi, süm’a gibi, şöhret gibi, büyüklük gibi şeyler ki,

Riyâ gibi, ucub gibi, süm’a gibi, şöhret gibi, büyüklük gibi şeyler ki,
bunların hepsi birer sem’dir yani zehirdir, insanın maneviyatını öldürür gider.bunların hepsi birer sem’dir yani zehirdir, insanın maneviyatını öldürür gider. Allah muhafaza etsin…

Allah muhafaza etsin…
İhzerû sufra’l-vücûhi.

İhzerû sufra’l-vücûhi.
Bazı insanların yüzleri sarıdır.

Bazı insanların yüzleri sarıdır.
Bu benizleri sarı olan insanlardan da sakının, diyor.Bu benizleri sarı olan insanlardan da sakının, diyor. Fe-innehû in lem yekün min ‘illetin ev seherin.

Fe-innehû in lem yekün min ‘illetin ev seherin.
Eğer o uykusuz kalmak suretiyle insan geceleri ibadet eder, uyumaz...Eğer o uykusuz kalmak suretiyle insan geceleri ibadet eder, uyumaz... O uykusuzluk insanın yüzünü sarartır.O uykusuzluk insanın yüzünü sarartır. Veyahut kendisinde bir hastalık vardır,Veyahut kendisinde bir hastalık vardır, o hastalıktan dolayı benizine kan gelmez.o hastalıktan dolayı benizine kan gelmez. Sarı benizli olur.Sarı benizli olur. Fe-innehû. Eğer böyle illetten dolayı değil ve geceleri ibadetinden dolayı değilse o sarılık onda.

Fe-innehû. Eğer böyle illetten dolayı değil ve geceleri ibadetinden dolayı değilse o sarılık onda.
Min ğillin fî kulûbihim li’l-müslimîne.

Min ğillin fî kulûbihim li’l-müslimîne.
Müslümanlara içinde bir kin var, o kinin semeresini Allah onun yüzündeki sarılıkta koymuştur.Müslümanlara içinde bir kin var, o kinin semeresini Allah onun yüzündeki sarılıkta koymuştur. Onun için sarı insanlar ki işte o İngilizler vesaireler, sarı insanlar, Yahudiler filan…

Onun için sarı insanlar ki işte o İngilizler vesaireler, sarı insanlar, Yahudiler filan…
Onlar Müslümanlık ve Müslümanlığa olanın kinlerinin neticesidir o yüzlerinin sarılığı.Onlar Müslümanlık ve Müslümanlığa olanın kinlerinin neticesidir o yüzlerinin sarılığı. Bunları Allah bize, oradan bildiriyor. Onlardan sakının diyor bize.Bunları Allah bize, oradan bildiriyor. Onlardan sakının diyor bize. İhzeru’ş-şuhrateyni: es-sûfe va’l-hazze.

İhzeru’ş-şuhrateyni: es-sûfe va’l-hazze.
İki şöhretten sakının:İki şöhretten sakının: Birisi sûf.

Birisi sûf.
Esvabların iyileri, gayet güzelleri.Esvabların iyileri, gayet güzelleri. “Sûf” tabir ederlerdi eskiden.“Sûf” tabir ederlerdi eskiden. Civarlar, büyükler giyerler bundan. Hazze, o da ayrıca bir yün imiş yine.Civarlar, büyükler giyerler bundan. Hazze, o da ayrıca bir yün imiş yine. Bu iki esvab insana şöhret veriyor.Bu iki esvab insana şöhret veriyor. Bu iki şöhret veren elbiselerden sakının.Bu iki şöhret veren elbiselerden sakının. Amme'nin giydiğini giy. Amme nasıl giyiniyorsa sen de öyle giyin.Amme'nin giydiğini giy. Amme nasıl giyiniyorsa sen de öyle giyin. Amme'nin üstündeki bir kılık sana bir büyüklük verir, şöhret verir.Amme'nin üstündeki bir kılık sana bir büyüklük verir, şöhret verir. Onun için Efendimiz bundan da sakının demiş.Onun için Efendimiz bundan da sakının demiş. Ühazirukum sab‘a fitenin

Ühazirukum sab‘a fitenin
Sizi yedi fitneden de korunmanızı tavsiye ederim, buyuruyor.Sizi yedi fitneden de korunmanızı tavsiye ederim, buyuruyor. Tekûnü ba‘dî: Benden sonra böyle yedi fitne olacak.

Tekûnü ba‘dî: Benden sonra böyle yedi fitne olacak.
Bu fitnelere de sakın katılmayın. Bunlardan uzak olun.Bu fitnelere de sakın katılmayın. Bunlardan uzak olun. Birisi Fitneten tukbilü mine’l-Medîne.

Birisi Fitneten tukbilü mine’l-Medîne.
Bu fitnenin birisi Medine'den çıkacak. Medine-i Münevvere'den.Bu fitnenin birisi Medine'den çıkacak. Medine-i Münevvere'den. Bu, Yezid'in fitnesi diyorlar buna.Bu, Yezid'in fitnesi diyorlar buna. Sakın siz bu fitnelere karışmayın.Sakın siz bu fitnelere karışmayın. Bu tarihin bu kıssaları çok acıdır.Bu tarihin bu kıssaları çok acıdır. Hiç oralardan bahsetmeyi istemem.Hiç oralardan bahsetmeyi istemem. Ve fitneten bi-Mekke. Bir de Mekke'de bir fitne olacak.

Ve fitneten bi-Mekke. Bir de Mekke'de bir fitne olacak.
Sakın ona da karışmayın. Onun içine de katılmayın.Sakın ona da karışmayın. Onun içine de katılmayın. Bu fitne-i Habeşî'nin olması ihtimali de var, demişler.Bu fitne-i Habeşî'nin olması ihtimali de var, demişler. Ve fitneten tukbilü mine’l-Yemen.

Ve fitneten tukbilü mine’l-Yemen.
Bir de Yemen'den bir fitne zuhur edecek, sakın ona da karışmayın.Bir de Yemen'den bir fitne zuhur edecek, sakın ona da karışmayın. Eski olmuşlar, belki yeni olacaklar da mesela şimdiki bu fitne de az bir fitne değil.Eski olmuşlar, belki yeni olacaklar da mesela şimdiki bu fitne de az bir fitne değil. Ve fitneten tukbilü mine’ş-Şâmi.

Ve fitneten tukbilü mine’ş-Şâmi.
Bir fitne de Şam'dan olacak. Sakın onlara da karışmayın.Bir fitne de Şam'dan olacak. Sakın onlara da karışmayın. İşte bugün de gözümüzün önünde olan fitneler mesela.İşte bugün de gözümüzün önünde olan fitneler mesela. Şam'da olan hâdiseler.Şam'da olan hâdiseler. Ve fitneten tukbilü mine’l-Meşrik.

Ve fitneten tukbilü mine’l-Meşrik.
Bir fitnede şarktan gelecek.Bir fitnede şarktan gelecek. Şarktan gelecek fitne hangi fitnedir bilmem gayri.Şarktan gelecek fitne hangi fitnedir bilmem gayri. Rus fitnesi mi? Çin fitnesi mi? Hangi fitnedir? Allah-u alem.

Rus fitnesi mi? Çin fitnesi mi? Hangi fitnedir? Allah-u alem.
Diyor ki: Fitneti'l-Bağdat. Bağdat'ta olacak bir fitne.

Diyor ki: Fitneti'l-Bağdat. Bağdat'ta olacak bir fitne.
Yüktelü elfü elfü elfün minennas. Binlerce insan, milyonlarca insan ölecek burada, öldürecekler birbirlerini.

Yüktelü elfü elfü elfün minennas. Binlerce insan, milyonlarca insan ölecek burada, öldürecekler birbirlerini.
Birbirlerini öldürecek.Birbirlerini öldürecek. Ne sebeple ne olacak? Allah muhafaza etsin...Ne sebeple ne olacak? Allah muhafaza etsin... Fırat Nehri'nin etrafı çok ziynetlenecek, altınlar olacak orada.

Fırat Nehri'nin etrafı çok ziynetlenecek, altınlar olacak orada.
İşte o gazlar çıkacak.İşte o gazlar çıkacak. Bunların bölüşmeleri için insanlar birbirleriyle can pahasında vuruşacaklar.Bunların bölüşmeleri için insanlar birbirleriyle can pahasında vuruşacaklar. Ve fiteaten tukbilü mine’l-Mağribi.

Ve fiteaten tukbilü mine’l-Mağribi.
Bir fitnede gelecek şey tarafından, mine’l-Mağrib.Bir fitnede gelecek şey tarafından, mine’l-Mağrib. Garb'ten gelecek.Garb'ten gelecek. O da hangi fitnedir bilmem gayri, Allah muhafaza…O da hangi fitnedir bilmem gayri, Allah muhafaza… Çok çeşitleri var bunların. Hadlerini siz daha iyi bilirsiniz.

Çok çeşitleri var bunların. Hadlerini siz daha iyi bilirsiniz.
Ve fitneten min batni’ş-Şâmi. Bir fitnede Şam'ın içinden kopacak.

Ve fitneten min batni’ş-Şâmi. Bir fitnede Şam'ın içinden kopacak.
Ve hiye fitnetü’s-Süfyâniyyi. Şam'ın içinden kopacak fitneyi de, fitne-i süfyâni diyorlar ki,

Ve hiye fitnetü’s-Süfyâniyyi. Şam'ın içinden kopacak fitneyi de, fitne-i süfyâni diyorlar ki,
bu Mehdi'nin hurucundan biraz evvel olacaktır.bu Mehdi'nin hurucundan biraz evvel olacaktır. Daha olacak yani.Daha olacak yani. Bu olanlar değil. Bu ileride olacak.Bu olanlar değil. Bu ileride olacak. Mehdi çünkü çıkmadı.Mehdi çünkü çıkmadı. Mehdi'nin çıkışından biraz evvel olacak.Mehdi'nin çıkışından biraz evvel olacak. Kable’l-Mehdi seneten diyor.Kable’l-Mehdi seneten diyor. Mehdi'nin çıkışından bir sene evvel o fitne orada kopacak.Mehdi'nin çıkışından bir sene evvel o fitne orada kopacak. Allah cümle Ümmet-i Muhammedi, bizleri de bu fitnelerden muhafaza buyursun…

Allah cümle Ümmet-i Muhammedi, bizleri de bu fitnelerden muhafaza buyursun…
Ahsenü’n-nâsi kırâaten. Şimdi Kur'an okuyoruz ya.

Ahsenü’n-nâsi kırâaten. Şimdi Kur'an okuyoruz ya.
Bu Kur'an okuyucuların en iyisi, en güzel Kur'an okuyan.Bu Kur'an okuyucuların en iyisi, en güzel Kur'an okuyan. Ellezî izâ karae raeyte ennhû yahşa’llâhe.

Ellezî izâ karae raeyte ennhû yahşa’llâhe.
Sen onu okur iken Allah'tan korktuğunu huzû, huşû, tevazu ile okuduğunu hissedersin.Sen onu okur iken Allah'tan korktuğunu huzû, huşû, tevazu ile okuduğunu hissedersin. O okunan Kur'an, en iyi Kur’an'dır.O okunan Kur'an, en iyi Kur’an'dır. Öyle müzikalara uydurularaktan, uşşâkî, sabâhî diye okuyanlar makbul değildir.Öyle müzikalara uydurularaktan, uşşâkî, sabâhî diye okuyanlar makbul değildir. İçeriden gelmeyen okunan şey. İçeriden geldiği gibi, tecvidine de riayetle okundu muydu, huşû doldu muydu o işte en güzeli olur.İçeriden gelmeyen okunan şey. İçeriden geldiği gibi, tecvidine de riayetle okundu muydu, huşû doldu muydu o işte en güzeli olur. Yine bunu izah eden [bir rivayet];

Yine bunu izah eden [bir rivayet];
Ahsenü’n-nâsi kırâaten men karae’l-kur’âne yetehazzenü bihî.

Ahsenü’n-nâsi kırâaten men karae’l-kur’âne yetehazzenü bihî.
En yetehaşyetü diyor.En yetehaşyetü diyor. Ve yakraü bi'l-huzniVe yakraü bi'l-huzni Ağlaya ağlaya, İçinden geliyor.Ağlaya ağlaya, İçinden geliyor. Ama bazı kendiliğinden uydurma ağlamayı yapar.Ama bazı kendiliğinden uydurma ağlamayı yapar. Uydurma ağlama yapanınki makbul değil.Uydurma ağlama yapanınki makbul değil. İçinden gelerekten ağladı, seni ağlatarak okunan bir Kur'an;İçinden gelerekten ağladı, seni ağlatarak okunan bir Kur'an; okursun, gayr-i ihtiyariokursun, gayr-i ihtiyari İhtiyarınla olursa ağzınla ağlamak yani ihtiyarı olaraktan ağzınla ağlıyorsun.İhtiyarınla olursa ağzınla ağlamak yani ihtiyarı olaraktan ağzınla ağlıyorsun. O ağlama makbul değil, o riyakârane ağlamadır o.O ağlama makbul değil, o riyakârane ağlamadır o. Okur, içten gelecek; o ağlatacak seni.

Okur, içten gelecek; o ağlatacak seni.
Senin iraden elinde olmayaraktan ağlayacaksın.Senin iraden elinde olmayaraktan ağlayacaksın. İşte bu makbul bir ağlamadır ki “siz Kur'an okurken böyle olun. (buyrulmuştur.)”İşte bu makbul bir ağlamadır ki “siz Kur'an okurken böyle olun. (buyrulmuştur.)” Ahsen-i kırâat de bu kıraattir buyurmuş.

Ahsen-i kırâat de bu kıraattir buyurmuş.
Ahsenü’t-tıyarati el-fâlü

Ahsenü’t-tıyarati el-fâlü
ve lâ teruddü müslimen fe-izâ raâ ehadüküm mine’t-tıyarative lâ teruddü müslimen fe-izâ raâ ehadüküm mine’t-tıyarati mâ yekrahu fe’l-yekul:mâ yekrahu fe’l-yekul: Allâhümme lâ ye’tî bi’l-hasenâti illâ ente ve lâ yedfe’u’s-seyyiâtiAllâhümme lâ ye’tî bi’l-hasenâti illâ ente ve lâ yedfe’u’s-seyyiâti illâ ente ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ bike.illâ ente ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ bike. Bu tıyara, tefe’ül. Tefe’ül, Allah Teâlâ’ya hüsn-ü zandan ibaret.

Bu tıyara, tefe’ül. Tefe’ül, Allah Teâlâ’ya hüsn-ü zandan ibaret.
Yani varlıklara ehemmiyet vermeyip Allah Teâlâ’ya hüsn-ü zan eder.Yani varlıklara ehemmiyet vermeyip Allah Teâlâ’ya hüsn-ü zan eder. Tavşan gitmiş, kedi geçmiş, kara köpek geçmiş, kuş ötmüş, ne olursa olsun bunlardan

Tavşan gitmiş, kedi geçmiş, kara köpek geçmiş, kuş ötmüş, ne olursa olsun bunlardan
ahsenü’t-tıyarati el-fâlü ve lâ teruddü müslimen.ahsenü’t-tıyarati el-fâlü ve lâ teruddü müslimen. Müslümanı yolundan alıkoymaz,

Müslümanı yolundan alıkoymaz,
maksadından alıkoymaz, yapacağından alıkoymaz.maksadından alıkoymaz, yapacağından alıkoymaz. Bu öttü, şu öttü, bu öttü diyerekten...Bu öttü, şu öttü, bu öttü diyerekten... Niçin?

Niçin?
Öyle bir şey olunca de ki:

Öyle bir şey olunca de ki:
Allâhümme lâ ye’tî bi’l-hasenâti illâ ente.

Allâhümme lâ ye’tî bi’l-hasenâti illâ ente.
Yâ Rabbi! İyilikleri veren sensin, ancak iyilikler senden gelir.Yâ Rabbi! İyilikleri veren sensin, ancak iyilikler senden gelir. Ve lâ yedfe’u’s-seyyiâti illâ ente.Ve lâ yedfe’u’s-seyyiâti illâ ente. Kötülükleri de defedecek Sensin, Sen’den başkası bunu benden hiç gideremez.Kötülükleri de defedecek Sensin, Sen’den başkası bunu benden hiç gideremez. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ bike de, yapacağını yap.

Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ bike de, yapacağını yap.
Ahsenü’l-hedyi hedyü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem.

Ahsenü’l-hedyi hedyü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem.
Hedye. Yol. En güzel yol, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in yoludur.Hedye. Yol. En güzel yol, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in yoludur. Burada şey demiş, mana vermiş de, hedy’e.Burada şey demiş, mana vermiş de, hedy’e. Ve şerru’l-umûri. Hayırları.

Ve şerru’l-umûri. Hayırları.
Yolun en iyisi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yolu.Yolun en iyisi, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yolu. Kötüsü, ve şerru’l-umûri, işlerin en kötüsü, muhdesâtühâ.Kötüsü, ve şerru’l-umûri, işlerin en kötüsü, muhdesâtühâ. Sonradan Resûlullah'ın ve kitabın müsaade etmediği,Sonradan Resûlullah'ın ve kitabın müsaade etmediği, izin vermediği hallere uymak.izin vermediği hallere uymak. Onları ihttihad etmek,Onları ihttihad etmek, o yollarda gitmek en kötü bir yoldur.o yollarda gitmek en kötü bir yoldur. Ve küllü muhdesin bid‘atin.

Ve küllü muhdesin bid‘atin.
Her muhtes olan şey bidattır.Her muhtes olan şey bidattır. Sonradan icat olmuş, muhtes olan şeyler bidattır.Sonradan icat olmuş, muhtes olan şeyler bidattır. Mesela bu camiler yapılmış. Bir de bunun mukabilinde kötü yerler yapılmıştır.

Mesela bu camiler yapılmış. Bir de bunun mukabilinde kötü yerler yapılmıştır.
Bu camilerin yapılmasına Efendimiz'in müsaadesi var.Bu camilerin yapılmasına Efendimiz'in müsaadesi var. Meddeselerin yapılmasına müsaadesi var.Meddeselerin yapılmasına müsaadesi var. İçinin tefrişatına müsaadesi var.İçinin tefrişatına müsaadesi var. Fakat sinema gibi, tiyatro gibi, bunun gibi günah yerleri şerra’l umur.Fakat sinema gibi, tiyatro gibi, bunun gibi günah yerleri şerra’l umur. Günah yerlerdir. Bunlar da hepsi muhdestir.Günah yerlerdir. Bunlar da hepsi muhdestir. Ve kulle muhtesin bid'a. Bunların hepsi de bidattır.

Ve kulle muhtesin bid'a. Bunların hepsi de bidattır.
Ve küllü bid‘atin dalâleh. Ne kadar bidat varsa onlarda dalalet yollarıdır.

Ve küllü bid‘atin dalâleh. Ne kadar bidat varsa onlarda dalalet yollarıdır.
Men mâte. Bunları bildirirken sonra,

Men mâte. Bunları bildirirken sonra,
yani biliniz, benim iznim olmadığı şeyleri yapmayınız ve oralara girmeyiniz demektedir.yani biliniz, benim iznim olmadığı şeyleri yapmayınız ve oralara girmeyiniz demektedir. Şimdi, men mâte. Kim ölürse, men mâte.

Şimdi, men mâte. Kim ölürse, men mâte.
Ve terake mâlen. Ölmüş, mirası da var. Çok az.

Ve terake mâlen. Ölmüş, mirası da var. Çok az.
Fe-li-ehlîhî. O, ne bıraktıysa çoluğuna çocuğuna ait.

Fe-li-ehlîhî. O, ne bıraktıysa çoluğuna çocuğuna ait.
Bundan bir şey istemeyiz.Bundan bir şey istemeyiz. Ve men terake deynen ev dayâ‘an fe-ileyye,

Ve men terake deynen ev dayâ‘an fe-ileyye,
Fakat öldü.Fakat öldü. Borcu çok.Borcu çok. Terake deynen. Borç bırakmış.Terake deynen. Borç bırakmış. Ev dayâ‘an. Çoluk çocuk bırakmış.Ev dayâ‘an. Çoluk çocuk bırakmış. Bunlar fe-ileyye ve aleyye.Bunlar fe-ileyye ve aleyye. İlk devirde Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem cemaate sorardı öldüğü vakitte:İlk devirde Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem cemaate sorardı öldüğü vakitte: “Bu adamın borcu var mı?”

“Bu adamın borcu var mı?”
“Borcu var derlerse, bu borcu tekeffül edecek bir adam var mı?” derdi.

“Borcu var derlerse, bu borcu tekeffül edecek bir adam var mı?” derdi.
Bu borcu bundan, ben ödeyeceğim diyen bir adam var mı?Bu borcu bundan, ben ödeyeceğim diyen bir adam var mı? Çıkarsa, ne âlâ namazını “Allah-u Ekber” der kılardı. Kıldırırdı.

Çıkarsa, ne âlâ namazını “Allah-u Ekber” der kılardı. Kıldırırdı.
Borcunu deruhte adam çıkmazsa, ilk devirde bu. Çıkmazsa,

Borcunu deruhte adam çıkmazsa, ilk devirde bu. Çıkmazsa,
“Siz kılın kardeşinizin namazını” der, çekilirdi efendimiz.“Siz kılın kardeşinizin namazını” der, çekilirdi efendimiz. Sonraları Beytülmal zengin oldu.Sonraları Beytülmal zengin oldu. Beytül mal zengin olunca Efendimiz bu sorguyu yapmadı.Beytül mal zengin olunca Efendimiz bu sorguyu yapmadı. Malı varsa kalsın mirasçılarına.Malı varsa kalsın mirasçılarına. “Malı yok, borcu varsa borcu bana ait” dedi.

“Malı yok, borcu varsa borcu bana ait” dedi.
“Borcunu (ödemek) ve çocuklarına bakmak da bana aittir” dedi.“Borcunu (ödemek) ve çocuklarına bakmak da bana aittir” dedi. Demek ki beytül mal müslüminin de uhesindedir bu gibi duafâyı korumak.

Demek ki beytül mal müslüminin de uhesindedir bu gibi duafâyı korumak.
Efendimiz’in vaktiyle korudukları gibi.Efendimiz’in vaktiyle korudukları gibi. Cenâb-ı Mevla cümlemiz afv-u mağfiret eylesin…

Cenâb-ı Mevla cümlemiz afv-u mağfiret eylesin…
Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin…Tevfîkât-ı samedâniyesine mazhar eylesin… Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in gittiği yolda gitmek devlet ve şerefine hepimizi nail eylesin...Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in gittiği yolda gitmek devlet ve şerefine hepimizi nail eylesin... el-Fâtiha!

el-Fâtiha!
Konuşma Hakkında
Tema 1
Tema 2