Namaz Vakitleri

15 Muharrem 1446
21 Temmuz 2024
İmsak
03:51
Güneş
05:42
Öğle
13:16
İkindi
17:13
Akşam
20:39
Yatsı
22:22
Detaylı Arama

İsrailoğulları’nın Bir Şehre Girmeleri

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN

17 Safer 1420 / 01.06.1999
Avustralya

Açıklama

Hocamız, Gönül dostumuz, Mürebbi'miz Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN’ın yurtdışında bulunduğu zamanlarda, özellikle 7 Mayıs 1997 günü Türkiye’den ayrıldıktan sonra gurbet ellerde; Avustralya, Almanya, İsveç, İngiltere, Hollanda, ABD ve farklı ülkelerde yapmış oldukları sohbetlerdir.

Avustralya’da sabah ve yatsı namazından sonra, çeşitli camilerde yaptıkları hadis ve tefsir sohbetleri, İsveç’te son Ramazan ayı boyunca yaptıkları konuşmalar, aile eğitim toplantılarında yaptıkları konuşmalar ve konferanslardan oluşmaktadır.

Bu konuşmalar, Ak-Radyo’da “Gurbet Sohbetleri” adı altında yayımlanmıştır.
Şehre Nasıl Girileceği, Zalimlerin Sözü Değiştirmeleri, Mûsâ AS Asàsını Vurunca Taştan Su Çıkması | gibi konu başlıkları içeren dini sohbet.

Konuşma Metni

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh! Allah'ın rahmeti bereketi üzerinize olsun.es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Allah'ın rahmeti bereketi üzerinize olsun.
Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri sevdiklerinizle beraber sizi iki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin. Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri sevdiklerinizle beraber sizi iki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin.

Bu akşamki Kur'ân-ı Kerîm tefsir sohbetimizde Bakara sûre-i şerîfesinin 58, 59, 60. âyetleriniBu akşamki Kur'ân-ı Kerîm tefsir sohbetimizde Bakara sûre-i şerîfesinin 58, 59, 60. âyetlerini ve belki de 61. âyetini - tamamlayabilirsek - sohbetimin konusu yapmak istiyorum. ve belki de 61. âyetini - tamamlayabilirsek - sohbetimin konusu yapmak istiyorum.

58. âyet-i kerîmeden metnini okumaya başlayalım. 58. âyet-i kerîmeden metnini okumaya başlayalım.

Bismillâhirrahmânirrahîm: Bismillâhirrahmânirrahîm:

Ve iz kul nedhulû hâzihi'l-karyete fe-külû minhâ haysü şi'tüm reğaden ve'dhulü'l-bâbe süccedenVe iz kul nedhulû hâzihi'l-karyete fe-külû minhâ haysü şi'tüm reğaden ve'dhulü'l-bâbe sücceden ve kulû hıttatün nağfirleküm hatâyâküm ve senezîdü'l-muhsinîn. ve kulû hıttatün nağfirleküm hatâyâküm ve senezîdü'l-muhsinîn.

Cenâb-ı Hak Teâlâ daha önceki haftalarda da açıkladığımız âyet-i kerîmelerde İsrailoğullarına, yahudilere;Cenâb-ı Hak Teâlâ daha önceki haftalarda da açıkladığımız âyet-i kerîmelerde İsrailoğullarına, yahudilere; insafa gelmeleri, hak dini kabul etmeleri, Resûlullah Efendimiz'e tâbi olmaları için kendi öz tarihlerinden,insafa gelmeleri, hak dini kabul etmeleri, Resûlullah Efendimiz'e tâbi olmaları için kendi öz tarihlerinden, kendi öz peygamberleriyle ecdadı arasındaki olaylardan ibret almaları gereken hadiseleri hatırlatıyor. kendi öz peygamberleriyle ecdadı arasındaki olaylardan ibret almaları gereken hadiseleri hatırlatıyor.

Daha önceki âyet-i kerîmeler; "Ve biz şöyle yapmıştık ve siz böyle yapmıştınız sonra affetmiştik.Daha önceki âyet-i kerîmeler; "Ve biz şöyle yapmıştık ve siz böyle yapmıştınız sonra affetmiştik. Sonra yine böyle yapmıştınız.Sonra yine böyle yapmıştınız. Sonra biz şöyle yaptık" diye Benî İsrail'e, yahudilere, lütuf ve minnetlerini, ilâhî ikramlarını,Sonra biz şöyle yaptık" diye Benî İsrail'e, yahudilere, lütuf ve minnetlerini, ilâhî ikramlarını, onların da bunların karşısında davranışlarını hatırlatıyordu. onların da bunların karşısında davranışlarını hatırlatıyordu.

Böylece 58. âyet-i kerîmeye kadar geldik. Burada da yine onlara bir hatırlatmayla başlanıyor: Böylece 58. âyet-i kerîmeye kadar geldik. Burada da yine onlara bir hatırlatmayla başlanıyor:

Ve iz kulnâ. "Hani biz demiştik ki." Kulnâ. "Buyurmuştuk ki." Udhulû hâzihi'l-karyete.Ve iz kulnâ. "Hani biz demiştik ki." Kulnâ. "Buyurmuştuk ki." Udhulû hâzihi'l-karyete. Udhulû'nun başındaki elif hemze, hemze-i vasl olduğu için kul nedhulû diyeUdhulû'nun başındaki elif hemze, hemze-i vasl olduğu için kul nedhulû diye ve iz kul nedhulû hâzihi'l-karyete diye bağlıyor, vasfediliyor. Hani biz ne demiştik? ve iz kul nedhulû hâzihi'l-karyete diye bağlıyor, vasfediliyor.

Hani biz ne demiştik?

Demiştik ki Udhulû. "Girin." Hâzihi'l-karyet. "Bu karyeye, bu yerleşme yerine giriniz."Demiştik ki Udhulû. "Girin." Hâzihi'l-karyet. "Bu karyeye, bu yerleşme yerine giriniz." Fe-küû minhâ haysü şi'tüm reğaden. Fe-küû minhâ haysü şi'tüm reğaden. "Ve orada nelerden ne zaman isterseniz ne kadar isterseniz bol bol yiyiniz.""Ve orada nelerden ne zaman isterseniz ne kadar isterseniz bol bol yiyiniz." Ve'dhulü'l-bâbe sücceden. "Ve kapıdan geçerken secde ederek geçiniz.Ve'dhulü'l-bâbe sücceden. "Ve kapıdan geçerken secde ederek geçiniz. Secde hâliyle eğilerek geçiniz." Ve kûlû hıttatun. "Ve -oradan geçerken- hıtta deyiniz."Secde hâliyle eğilerek geçiniz." Ve kûlû hıttatun. "Ve -oradan geçerken- hıtta deyiniz." Nağfirleküm hatâyâküm. -Emrin cevabı olduğundan muzari meczum gelmiş.- Nağfirleküm hatâyâküm. -Emrin cevabı olduğundan muzari meczum gelmiş.- "Böyle yaparsanız biz de sizin hatalarınızı affederiz."Böyle yaparsanız biz de sizin hatalarınızı affederiz. 'Böyle böyle yapın da hatalarınızı, günahlarınızı affedelim.' demiştik."'Böyle böyle yapın da hatalarınızı, günahlarınızı affedelim.' demiştik." Ve senezîdü'l-muhsinîn. Ve senezîdü'l-muhsinîn. "Ve iyilik yapanlara lütfumuzu da arttıracağız." demiştik, buyuruluyor, 58. âyet-i kerîmede. "Ve iyilik yapanlara lütfumuzu da arttıracağız." demiştik, buyuruluyor, 58. âyet-i kerîmede.

Ve iz kul nedhulû hâzihi'l-karyete. "Bu karye'ye girin." denilmiş. Ve iz kul nedhulû hâzihi'l-karyete. "Bu karye'ye girin." denilmiş.

Acaba girilmesi emredilen yer, karye neresi? Karye kelimesi ne demek? Acaba girilmesi emredilen yer, karye neresi? Karye kelimesi ne demek?

Karye, "toplanmak" fiilinden, "bir araya gelmek" mânasında, o kökten geliyor.Karye, "toplanmak" fiilinden, "bir araya gelmek" mânasında, o kökten geliyor. İnsanların toplanıp topluca oturdukları yere deniliyor. İnsanların toplanıp topluca oturdukları yere deniliyor. Karye'nin çoğulu Kura geliyor. onun için Mekke'nin bir sıfatı da Ümmü'l-Kura. Karye'nin çoğulu Kura geliyor. onun için Mekke'nin bir sıfatı da Ümmü'l-Kura. "Karyelerin anası, bütün şehirlerin sultanı, aslı, esası" demek oluyor."Karyelerin anası, bütün şehirlerin sultanı, aslı, esası" demek oluyor. Bereketinden Allah'ın lütfunün, rahmetinin ona verdiği mübarekliğin, mukaddesliğin çokluğundan dolayı... Bereketinden Allah'ın lütfunün, rahmetinin ona verdiği mübarekliğin, mukaddesliğin çokluğundan dolayı...

Köye de deniliyor. Çünkü köy de bir yerleşme yeridir. Daha büyük yerleşme yerlerine de deniliyor.Köye de deniliyor. Çünkü köy de bir yerleşme yeridir. Daha büyük yerleşme yerlerine de deniliyor. Onun için karye deyince girilmesi emredilen yerin, "küçük bir yerleşme yeri" diye anlaşılmasına lüzum yok.Onun için karye deyince girilmesi emredilen yerin, "küçük bir yerleşme yeri" diye anlaşılmasına lüzum yok. Bugünkü Arapçada ayırımlar yapılmış tabi.Bugünkü Arapçada ayırımlar yapılmış tabi. Karye kelimesi, "küçük yerleşim yeri" mânasına, "köy" yerine isim olarak kullanılıyor. Karye kelimesi, "küçük yerleşim yeri" mânasına, "köy" yerine isim olarak kullanılıyor.

Yahudilere denilmiş ki; "Bu yerleşim yerine giriniz." Acaba bu hangi şehirdi? Hangi yerleşim yeriydi? Yahudilere denilmiş ki; "Bu yerleşim yerine giriniz."

Acaba bu hangi şehirdi? Hangi yerleşim yeriydi?

Abdullah İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre burası "Eriha şehri"ydi.Abdullah İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre burası "Eriha şehri"ydi. Zalimlerin, cebbarların, zalim idarecilerin, düşmanların, beni İsrail'e haksızlık edenZalimlerin, cebbarların, zalim idarecilerin, düşmanların, beni İsrail'e haksızlık eden azılı hükümetin sahibi olan kimselerin oturduğu şehirdi. "Eriha şehri" idi. azılı hükümetin sahibi olan kimselerin oturduğu şehirdi. "Eriha şehri" idi.

Bir rivayete göre de bu karyede, bu şehirde oturan insanlar Âd kavminin bâkiyesi imişler.Bir rivayete göre de bu karyede, bu şehirde oturan insanlar Âd kavminin bâkiyesi imişler. Kalıntıları, torunları imişler. Allah'ın kahrına, gazabına uğrayan, Kalıntıları, torunları imişler. Allah'ın kahrına, gazabına uğrayan, "Semûd kavmi" var, "Âd kavmi" var."Semûd kavmi" var, "Âd kavmi" var. Hud aleyhisselam'ın peygamber gönderildiği kavim, "Âd kavmi."Hud aleyhisselam'ın peygamber gönderildiği kavim, "Âd kavmi." Onların kalıntıları "Âmalika" denilen milletten kalıntılar imiş ve o zaman bu ilde onlar oturuyorlarmış. Onların kalıntıları "Âmalika" denilen milletten kalıntılar imiş ve o zaman bu ilde onlar oturuyorlarmış.

Tabi maksat onların oturduğu o şehirse o zaman kendisine;Tabi maksat onların oturduğu o şehirse o zaman kendisine; "Bu şehre girin." diye emredilen "Yuşa hazretleri, Yuşa b. Nun hazretleridir." diyor kaynaklar."Bu şehre girin." diye emredilen "Yuşa hazretleri, Yuşa b. Nun hazretleridir." diyor kaynaklar. Biliyorsunuz Yuşa aleyhisselam'ın Beykoz'da makamı var.Biliyorsunuz Yuşa aleyhisselam'ın Beykoz'da makamı var. Yuşa aleyhisselam'ın olduğu söylenen Yuşa tepesi var. Orada cami var. Manzaralı güzel bir yer.Yuşa aleyhisselam'ın olduğu söylenen Yuşa tepesi var. Orada cami var. Manzaralı güzel bir yer. Çok büyük bir ziyaretgâh var, çok büyük bir kabir görüntüsünde.Çok büyük bir ziyaretgâh var, çok büyük bir kabir görüntüsünde. Hakikaten Yuşa aleyhisselam nerede medfun; orada mı başka yerde mi?Hakikaten Yuşa aleyhisselam nerede medfun; orada mı başka yerde mi? Rivayetler çeşitli ama "Yuşa aleyhisselam bilinsin." diye söylüyorum.Rivayetler çeşitli ama "Yuşa aleyhisselam bilinsin." diye söylüyorum. Bu söz Yuşa aleyhisselam'a söylenmiştir. Bu söz Yuşa aleyhisselam'a söylenmiştir.

Yahudi tarihinden bilindiğine göre,Eriha şehriniYahudi tarihinden bilindiğine göre,Eriha şehrini Musa aleyhisselam'ın vefatından sonra onun ümmetinden olan Yuşa aleyhisselam fethetmiş. Musa aleyhisselam'ın vefatından sonra onun ümmetinden olan Yuşa aleyhisselam fethetmiş. Çünkü Musa aleyhisselam'ın kavmi, yahudi kavmi Tîh çölünde -geçen hafta söylemiştim-Çünkü Musa aleyhisselam'ın kavmi, yahudi kavmi Tîh çölünde -geçen hafta söylemiştim- bu Sina Yarımadası'nda Kudüs'le Mısır arasındaki çölde kırk sene gezdiler, şehre giremediler.bu Sina Yarımadası'nda Kudüs'le Mısır arasındaki çölde kırk sene gezdiler, şehre giremediler. Musa aleyhisselam orada vefat etti. "Bu Eriha şehrine; 'Girin şuraya!' diye Musa aleyhisselam orada vefat etti. "Bu Eriha şehrine; 'Girin şuraya!' diye Allah'ın emri üzerine, Yuşa aleyhisselam fethetti." deniliyor. Allah'ın emri üzerine, Yuşa aleyhisselam fethetti." deniliyor.

Eğer "Bu şehre girin, bu yerleşim yerine girin." den maksat Kudüs-ü şerîf ise,Eğer "Bu şehre girin, bu yerleşim yerine girin." den maksat Kudüs-ü şerîf ise, Eriha değil de Beytü'l Makdis, Kudüs şehri ise, o zaman kendisine söz söylenilen kişi olanEriha değil de Beytü'l Makdis, Kudüs şehri ise, o zaman kendisine söz söylenilen kişi olan Musa aleyhisselam'a hitap ediliyor. Musa aleyhisselam'a hitap ediliyor. Musa aleyhisselam kırk yıl orada gezmelerinden sonra çölden çıkınca; Musa aleyhisselam kırk yıl orada gezmelerinden sonra çölden çıkınca; "Oraya girin." diye Beytü'l Makdis'e girişlerini anlatan âyet-i kerîme olmuş olur. "Oraya girin." "Oraya girin." diye Beytü'l Makdis'e girişlerini anlatan âyet-i kerîme olmuş olur.

"Oraya girin."

Eriha'ysa Eriha, Kudüs'se Kudüs'e.Eriha'ysa Eriha, Kudüs'se Kudüs'e. Kur-an'ı Kerim'de ismi zikredilmediği için şehrin hangisi olduğunu şu anda bilecek, ayıracak durumda değiliz.Kur-an'ı Kerim'de ismi zikredilmediği için şehrin hangisi olduğunu şu anda bilecek, ayıracak durumda değiliz. Hangi şehirse... Fe-külû minhâ. "O şehirde yiyin." Minhâ, min fîhâ mânasına. Hangi şehirse...

Fe-külû minhâ. "O şehirde yiyin."

Minhâ, min fîhâ mânasına.

Haysü şi'tüm. "Ne zaman isterseniz." Haysü, mekan da gösterir, zaman da gösterir. Haysü şi'tüm. "Ne zaman isterseniz."

Haysü, mekan da gösterir, zaman da gösterir.

"Ne zaman isterseniz bol bol yiyin." Veyahut "Neresinde isterseniz bol bol yiyin." diye"Ne zaman isterseniz bol bol yiyin." Veyahut "Neresinde isterseniz bol bol yiyin." diye kendilerine işaret olunmuş ilâhî ikram olmuş. Bir ferahlık var, bir imkân var, bir rahatlık var. kendilerine işaret olunmuş ilâhî ikram olmuş. Bir ferahlık var, bir imkân var, bir rahatlık var.

Ve'dhulü'l-bâbe sücceden. "Ama bu şehrin kapısına geldiğiniz zaman o kapıda secde ederek girin." Ve'dhulü'l-bâbe sücceden. "Ama bu şehrin kapısına geldiğiniz zaman o kapıda secde ederek girin."

Hani Fatih Sultan Muhammed Han İstanbul'u fethedince, şükür secdesine kapanmış: Hani Fatih Sultan Muhammed Han İstanbul'u fethedince, şükür secdesine kapanmış:

"Yâ Rabbi! Çok şükür, bana peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in"Yâ Rabbi! Çok şükür, bana peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in methettiği komutan olmayı nasip ettin, bu şehri fethetmeyi nasip ettin, o şerefi verdin." diyemethettiği komutan olmayı nasip ettin, bu şehri fethetmeyi nasip ettin, o şerefi verdin." diye yere inmiş, secde eylemiş. yere inmiş, secde eylemiş.

Tabi bu, Cenâb-ı Hakk'a şükür sadedinde secde etmek, mü'min insanların şânıdır, şiarıdır.Tabi bu, Cenâb-ı Hakk'a şükür sadedinde secde etmek, mü'min insanların şânıdır, şiarıdır. Allahu Teâlâ hazretlerine sücceden, "sacidler olarak" demek. İsm-i fâilin çoğuludur.Allahu Teâlâ hazretlerine sücceden, "sacidler olarak" demek. İsm-i fâilin çoğuludur. "Secde ediciler olarak girin. Şükrederek, secde ederek,"Secde ediciler olarak girin. Şükrederek, secde ederek, Allah'a tevazu göstererek tevazu ile eğilerek girin." diye buyurmuş Cenâb-ı Hak. Allah'a tevazu göstererek tevazu ile eğilerek girin." diye buyurmuş Cenâb-ı Hak.

Ama burada secdeden maksat "Eğilerek giriniz." demek.Ama burada secdeden maksat "Eğilerek giriniz." demek. "'Doğrudan doğruya secde edin.' mânasına değildir." diye söyleyen müfessirler var."'Doğrudan doğruya secde edin.' mânasına değildir." diye söyleyen müfessirler var. Ayrıca bir de ve kûlû hıttatun, "Hıtta deyiniz." Hıttatün. Ayrıca bir de ve kûlû hıttatun, "Hıtta deyiniz."

Hıttatün.

Bunun izahında müfessirler diyorlar ki;Bunun izahında müfessirler diyorlar ki; "Bu Arapçada hatta; hat noktasız ha harfi ve tı harfi şeddeli olarak 'koymak, bırakmak' demek.""Bu Arapçada hatta; hat noktasız ha harfi ve tı harfi şeddeli olarak 'koymak, bırakmak' demek." Hutta annâ hatâyânâ mânasına hıttaten. Şöyle: "Yâ Rabbi! Günahlarımızı affediver.Hutta annâ hatâyânâ mânasına hıttaten.

Şöyle:

"Yâ Rabbi! Günahlarımızı affediver.
Bir kenara koyuver, bizleri afv u mağfiret ediver." mânasına. "Tevbe ve istiğfar ederek giriniz." demek. Bir kenara koyuver, bizleri afv u mağfiret ediver." mânasına. "Tevbe ve istiğfar ederek giriniz." demek.

Mekke-i Mükerreme'nin fethini anlatan surede, Nasr sûresinde; Mekke-i Mükerreme'nin fethini anlatan surede, Nasr sûresinde;

Bismillâhirrahmânirrahîm İzâ câe nasru'llâhi ve'l-feth. Bismillâhirrahmânirrahîm

İzâ câe nasru'llâhi ve'l-feth.
"Allah'ın yardımı erişip de Mekke'nin fethi müyesser olunca, Mekke'yi fethedince.""Allah'ın yardımı erişip de Mekke'nin fethi müyesser olunca, Mekke'yi fethedince." Ve raeyte'n-nâse yedhulûne fî dîni'llâhi efvâcâ. "İnsanların küme küme İslâm'a gelip girdiğini görünceVe raeyte'n-nâse yedhulûne fî dîni'llâhi efvâcâ. "İnsanların küme küme İslâm'a gelip girdiğini görünce ey Resûlüm!" Fe-sebbih bi hamdi rabbike ve'stağfirhü.ey Resûlüm!" Fe-sebbih bi hamdi rabbike ve'stağfirhü. "Rabbine hamd ü senâlar ederek tesbih eyle ve istiğfar eyle." "Rabbine hamd ü senâlar ederek tesbih eyle ve istiğfar eyle."

"Yâ Rabbi! Suçlarımız, eksiklerimiz, kusurlarımız varsa sana layık ameli yapamayız." diye,"Yâ Rabbi! Suçlarımız, eksiklerimiz, kusurlarımız varsa sana layık ameli yapamayız." diye, insan haddini bilecek, ibadetine mağrur olmayacak.insan haddini bilecek, ibadetine mağrur olmayacak. Cenâb-ı Hakk'ın lütfunün büyüklüğü karşısında yaptıklarının hiçliğini idrak edecek.Cenâb-ı Hakk'ın lütfunün büyüklüğü karşısında yaptıklarının hiçliğini idrak edecek. İyi bir şey yaparken dahi hatasının olabileceğini daima düşünecek. Cürmünü mu'terif ol. İyi bir şey yaparken dahi hatasının olabileceğini daima düşünecek.

Cürmünü mu'terif ol.

Taata mağrur olma. diyor Osmanlı şairi. İnsan hatasını bilecek.Taata mağrur olma.

diyor Osmanlı şairi. İnsan hatasını bilecek.
Hatta Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi değil mi? Hatta Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi değil mi?

Namazda es-selâmü aleyküm ve rahmetullah, es-selâmu aleyküm ve rahmetullah denildiği halde,Namazda es-selâmü aleyküm ve rahmetullah, es-selâmu aleyküm ve rahmetullah denildiği halde, namaz kılınmışken namaz gibi güzel bir iş, ibadet yapılmışken bile üç defa estağfurullah denilecek,namaz kılınmışken namaz gibi güzel bir iş, ibadet yapılmışken bile üç defa estağfurullah denilecek, ondan sonra Allâhümme ente's-selâmü ve minke's-selâm, tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm denilecek.ondan sonra Allâhümme ente's-selâmü ve minke's-selâm, tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm denilecek. Namazdan çıkıyor, suç işlemedi ki suç yok ki niye istiğfar ediliyor? Namazdan çıkıyor, suç işlemedi ki suç yok ki niye istiğfar ediliyor?

Evet ibadet edildi, suç işlenmedi ama acaba ibadet Cenâb-ı Hakk'ın şânına uygun yapıldı mı?Evet ibadet edildi, suç işlenmedi ama acaba ibadet Cenâb-ı Hakk'ın şânına uygun yapıldı mı? Aklına hiçbir şey gelmeden Cenâb-ı Hakk'ın divanında durabildin mi?Aklına hiçbir şey gelmeden Cenâb-ı Hakk'ın divanında durabildin mi? Durduğun divanın azametini idrak edebildin mi? Cenâb-ı Hakk'ın büyüklüğünü anlayabildin mi?Durduğun divanın azametini idrak edebildin mi? Cenâb-ı Hakk'ın büyüklüğünü anlayabildin mi? Hissedebildin mi? Kendini namaza tam verebildin mi? Tabi insanların çeşitli kusurları vardır.Hissedebildin mi? Kendini namaza tam verebildin mi? Tabi insanların çeşitli kusurları vardır. Onun için müslümanlara; namazdan sonra selam verince tevbe ve istiğfar etmeleri tavsiye ediliyor. Onun için müslümanlara; namazdan sonra selam verince tevbe ve istiğfar etmeleri tavsiye ediliyor.

Burada da bu emirleri okuyunca buna benzer hususların yahudilere de tavsiye edildiğini seziyoruz.Burada da bu emirleri okuyunca buna benzer hususların yahudilere de tavsiye edildiğini seziyoruz. "O şehre girin, yiyin, için ama kapısından başınızı eğerek mütevazı olarak, şükredici olarak geçin,"O şehre girin, yiyin, için ama kapısından başınızı eğerek mütevazı olarak, şükredici olarak geçin, girin ondan sonra da; 'Yâ Rabbi! Bizim günahlarımızı afv u mağfiret eyleyiver, bir kenara koyuver.girin ondan sonra da; 'Yâ Rabbi! Bizim günahlarımızı afv u mağfiret eyleyiver, bir kenara koyuver. Yâ Rabbi! Suçumuza, günahımıza, yüzümüzün karasına nazar etme." gibi bir mânaya gelenYâ Rabbi! Suçumuza, günahımıza, yüzümüzün karasına nazar etme." gibi bir mânaya gelen "Hıttatün deyiniz." diye emrediliyor. Nasb haliyle okunduğuna dair hıttaten diye de rivayet var. O zaman; "Hıttatün deyiniz." diye emrediliyor.

Nasb haliyle okunduğuna dair hıttaten diye de rivayet var. O zaman;

Nağfirleküm hatâyâküm. "Ey yahudiler!Nağfirleküm hatâyâküm. "Ey yahudiler! İşte bu dediklerimi bu veçhile yaparsanız o zaman biz sizin hatalarını bağışlarız.İşte bu dediklerimi bu veçhile yaparsanız o zaman biz sizin hatalarını bağışlarız. Çünkü emrimize uygun bir şekilde hareket etmiş olacaksınız." diyeÇünkü emrimize uygun bir şekilde hareket etmiş olacaksınız." diye Cenâb-ı Hak onlara böyle buyurduğunu tarihte; ve senezîdü'l-muhsinîn. Cenâb-ı Hak onlara böyle buyurduğunu tarihte; ve senezîdü'l-muhsinîn. "'İyilere daha da ziyade büyük sevap ve mükâfât vereceğiz.' demiştik." diye bildiriyor. "'İyilere daha da ziyade büyük sevap ve mükâfât vereceğiz.' demiştik." diye bildiriyor.

Biliyorsunuz muhsin, ahsene yuhsinu ihsan if'al bâbından ism-i fâildir. Ahsene yuhsinü ihsân ne demek? Biliyorsunuz muhsin, ahsene yuhsinu ihsan if'al bâbından ism-i fâildir.

Ahsene yuhsinü ihsân ne demek?

"Bir şeyi güzel yapmak" demek. Hasüne, yahsünü "güzel olmak, hasen olmak" demek."Bir şeyi güzel yapmak" demek. Hasüne, yahsünü "güzel olmak, hasen olmak" demek. Ahsene, yuhsinü, "bir şeyi güzel yapmak" demek. İhsan, muhsin. Güzel yapan kimseye de "muhsin" derler. Ahsene, yuhsinü, "bir şeyi güzel yapmak" demek. İhsan, muhsin. Güzel yapan kimseye de "muhsin" derler.

İbadetin de en güzel yapılması nasıl oluyordu? Hadîs-i şerîflerden hatırlayalım: İbadetin de en güzel yapılması nasıl oluyordu? Hadîs-i şerîflerden hatırlayalım:

el-İhsânü en ta'büda'llâha keenneke terâhü.el-İhsânü en ta'büda'llâha keenneke terâhü. "İhsan; ibadeti, Allah'ı görüyormuş gibi, O'na o kadar içten yapmaktır." "İhsan; ibadeti, Allah'ı görüyormuş gibi, O'na o kadar içten yapmaktır."

Fe in lem tekün terâhü fe innehû yerâke. "Çünkü sen onu görmüyorsun ama o seni görüyor." Fe in lem tekün terâhü fe innehû yerâke. "Çünkü sen onu görmüyorsun ama o seni görüyor."

Huzurdasın; sen O'nu göremezsin. Gözler O'nu idrak edemez ama Allah seni görüyor.Huzurdasın; sen O'nu göremezsin. Gözler O'nu idrak edemez ama Allah seni görüyor. Binâenaleyh O'nun gördüğü durumda edebini takınarak güzel hareket etmek lazım. Binâenaleyh O'nun gördüğü durumda edebini takınarak güzel hareket etmek lazım. Öyle güzel hareket edebilip de ibadetlerini, kulluğunu Allah'ın kendisini gördüğünü bilerek,Öyle güzel hareket edebilip de ibadetlerini, kulluğunu Allah'ın kendisini gördüğünü bilerek, hissederek, edeple, huzurda olmanın şuuru içinde yapabiliyorsa o kimsehissederek, edeple, huzurda olmanın şuuru içinde yapabiliyorsa o kimse "Muhsin" olmuş oluyor. Herşeyin muhsini vardır."Muhsin" olmuş oluyor.

Herşeyin muhsini vardır.
Her hangi bir işin güzel bir şekilde yapılmasına "ihsan" denir.Her hangi bir işin güzel bir şekilde yapılmasına "ihsan" denir. Onun için Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuş: Onun için Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuş:

"Kurbanı keserken bile kör bıçakla kesmeyin. Hayvanı çeke çeke, sürükleye sürükleye götürmeyin." "Kurbanı keserken bile kör bıçakla kesmeyin. Hayvanı çeke çeke, sürükleye sürükleye götürmeyin."

Fe-ahsenü'l- kıtlete. "Kurban kesişinizi bile güzel yapın." Fe-ahsenü'l- kıtlete. "Kurban kesişinizi bile güzel yapın."

Güzel yapınca tabi mükâfât fazla olur. Onun için burada buyurulmuş ki; Ve senezîdi'l-muhsinîn. Güzel yapınca tabi mükâfât fazla olur. Onun için burada buyurulmuş ki;

Ve senezîdi'l-muhsinîn.

Mükâfât var. Güzel yapmaya teşvik var.Mükâfât var. Güzel yapmaya teşvik var. "Eğer güzel yaparsanız o zaman daha da büyük mükâfâtlar, sevaplar vereceğiz." mânasına. "Eğer güzel yaparsanız o zaman daha da büyük mükâfâtlar, sevaplar vereceğiz." mânasına.

Yahut da şöyle izah eden müfessirler olmuş: Yahut da şöyle izah eden müfessirler olmuş:

"Bu şekilde hareket etmeniz, boynunuzu büküp mütevazı bir şekilde şehre girmeniz;"Bu şekilde hareket etmeniz, boynunuzu büküp mütevazı bir şekilde şehre girmeniz; 'Affet yâ Rabbi!' demeniz sebebiyle Allahu Teâlâ hazretleri,'Affet yâ Rabbi!' demeniz sebebiyle Allahu Teâlâ hazretleri, kötülük yapmış olanlarınıza tevbe nasip edecek ama kötülük yapmamış, iyilik yapmış,kötülük yapmış olanlarınıza tevbe nasip edecek ama kötülük yapmamış, iyilik yapmış, kulluğunu güzel yapmış olanlara da daha büyük mükâfât verilecek." diye izah etmişler. kulluğunu güzel yapmış olanlara da daha büyük mükâfât verilecek." diye izah etmişler.

Kavmi ayırmışlar. Kötü olanları böyle yaptıkları zaman tevbesi kabul olacak, mağfiret olunacaklar.Kavmi ayırmışlar. Kötü olanları böyle yaptıkları zaman tevbesi kabul olacak, mağfiret olunacaklar. Kötülük yapmayıp anlayışlı, güzel kulluk yapmış olanlar da tabi ötekilerden daha büyük mükâfât alacaklar.Kötülük yapmayıp anlayışlı, güzel kulluk yapmış olanlar da tabi ötekilerden daha büyük mükâfât alacaklar. "Çünkü hiç ayakları sürçmedi, şaşırmadılar." demek oluyor. Ama böyle olmamış: (59. âyet-i kerîme) "Çünkü hiç ayakları sürçmedi, şaşırmadılar." demek oluyor.

Ama böyle olmamış: (59. âyet-i kerîme)

Fe-beddele'llezîne zalemû. "Bu günah işleyenler, zulmedenler sözü değiştirmişler."Fe-beddele'llezîne zalemû. "Bu günah işleyenler, zulmedenler sözü değiştirmişler." Kavlen gayre'llezî kîle lehüm. "'Hıttatün deyin.' sözünü değiştirmişler." Kavlen gayre'llezî kîle lehüm. "'Hıttatün deyin.' sözünü değiştirmişler."

Tevbe ve istiğfar etmek sözü yerine alay etmek mânasına sözler söylemişler.Tevbe ve istiğfar etmek sözü yerine alay etmek mânasına sözler söylemişler. Buğday mânasına hıntatün demişler. Hıttatün diyecekleri yerdeBuğday mânasına hıntatün demişler. Hıttatün diyecekleri yerde "kırmızı buğday" mânasına gelecek sözü söylemişler. Peygamberlerin sözüyle alay etmişler."kırmızı buğday" mânasına gelecek sözü söylemişler. Peygamberlerin sözüyle alay etmişler. Zalimler sözü dinliyor gibi yapıp alaylı bir şekil almışlar, tavır takınmışlar.Zalimler sözü dinliyor gibi yapıp alaylı bir şekil almışlar, tavır takınmışlar. Yahut "Kendilerine emredilenleri tutmamışlar, emrin hilafına hareket etmişler." mânasına. Yahut "Kendilerine emredilenleri tutmamışlar, emrin hilafına hareket etmişler." mânasına.

Öyle mütevazı girmediler.Öyle mütevazı girmediler. Rivayete göre bazıları inadından "Eğilip girin." sözü yerine, sırt üstü kaba etleri üzerine oturup,Rivayete göre bazıları inadından "Eğilip girin." sözü yerine, sırt üstü kaba etleri üzerine oturup, buğday buğday diyerek girmişler. buğday buğday diyerek girmişler. Peygamberlerin kendisine söylediği sözlerle alay ediyorlar. Peygamberlerin kendisine söylediği sözlerle alay ediyorlar.

Onun üzerine; Fe-enzelnâ ale'llezîne zalemû. "Zulmedenlerin üzerine biz indirdik." Riczen. "Azap."Onun üzerine;

Fe-enzelnâ ale'llezîne zalemû. "Zulmedenlerin üzerine biz indirdik." Riczen. "Azap."
Mine's-semâi. "Semadan bir azap indirdik." Bimâ kânû yefsükûn.Mine's-semâi. "Semadan bir azap indirdik." Bimâ kânû yefsükûn. "Fasık olduklarından, fıska saptıklarından, fısk u fücûr durumu takındıklarından,"Fasık olduklarından, fıska saptıklarından, fısk u fücûr durumu takındıklarından, Allah'ın emrinden dışarı çıktıklarından dolayı..." Allah'ın emrinden dışarı çıktıklarından dolayı..."

Biliyorsunuz zaleme, zulmetmek; "illa birisinin gırtlağına çöküp onu bastırmak, onu ezalandırmak,Biliyorsunuz zaleme, zulmetmek; "illa birisinin gırtlağına çöküp onu bastırmak, onu ezalandırmak, sadistlik yapmak, zulüm yapmak demek" değil.sadistlik yapmak, zulüm yapmak demek" değil. Günah işlemek durumunda olan kimseye de; "Nefsine zulmetmiştir." derler.Günah işlemek durumunda olan kimseye de; "Nefsine zulmetmiştir." derler. Adam kendi başına, hiç kimseye zararı yok, akşamleyin masasına kuruluyor, kafayı çekiyor, içki içiyor.Adam kendi başına, hiç kimseye zararı yok, akşamleyin masasına kuruluyor, kafayı çekiyor, içki içiyor. O da zulmediyor, kendine zulmediyor. O da zulmediyor, kendine zulmediyor. Evet bir başkasının gırtlağına çökmüyor ama netice itibariyle Allah'ın emrini tutmadığından,Evet bir başkasının gırtlağına çökmüyor ama netice itibariyle Allah'ın emrini tutmadığından, günah işlediğinden kendisini tehlikeye soktuğundan ona da "zalim" derler. günah işlediğinden kendisini tehlikeye soktuğundan ona da "zalim" derler.

Buradaki zalim sözü; ellezîne zalemû "zulmedenler, günah işleyenler" mânasına da gelir.Buradaki zalim sözü; ellezîne zalemû "zulmedenler, günah işleyenler" mânasına da gelir. "Haksızlık yapanlar, sadistlik yapanlar" ayrıca "gaddarlık yapanlar" mânasına da gelir. "Haksızlık yapanlar, sadistlik yapanlar" ayrıca "gaddarlık yapanlar" mânasına da gelir. Cenâb-ı Hak bunlara semadan azap indirmiş. Cenâb-ı Hak bunlara semadan azap indirmiş.

Semadan indirilen azabın ne olduğu, çeşitli rivayetlerde belirtiliyor. Allah taun hastalığı indirmiş.Semadan indirilen azabın ne olduğu, çeşitli rivayetlerde belirtiliyor. Allah taun hastalığı indirmiş. "Taun bir çeşit vebadır." deniliyor."Taun bir çeşit vebadır." deniliyor. Ve o anda yetmiş bin kişi helak olmuşlar yahut başka rakamlar, rivayetler söyleniyor. Ve o anda yetmiş bin kişi helak olmuşlar yahut başka rakamlar, rivayetler söyleniyor.

Demek ki salgın hastalıklar, zelzeleler, rüzgarlar, âfetler, felaketler kavimlerin zalimliklerinden, Demek ki salgın hastalıklar, zelzeleler, rüzgarlar, âfetler, felaketler kavimlerin zalimliklerinden, günahkarlıklarından, Allah'ın emrini tutmamasından dolayı Allah tarafından gönderiliyor.günahkarlıklarından, Allah'ın emrini tutmamasından dolayı Allah tarafından gönderiliyor. Bunları böyle anlamak lazım. Bunları böyle anlamak lazım. Kuraklık, sel felaketi veyahut zelzele felaketi veyahut daha başka salgın bir hastalık... Kuraklık, sel felaketi veyahut zelzele felaketi veyahut daha başka salgın bir hastalık...

Cenâb-ı Hak kullarının âsi olanlarını, söz dinlemeyenleri dünyada da cezalandırıyor.Cenâb-ı Hak kullarının âsi olanlarını, söz dinlemeyenleri dünyada da cezalandırıyor. Âhiretteki cezaları da bâki kalmak üzere,Âhiretteki cezaları da bâki kalmak üzere, hesapları tam kesilmemek üzere dünyada da âhirette de ettiklerinin cezasını veriyor. hesapları tam kesilmemek üzere dünyada da âhirette de ettiklerinin cezasını veriyor.

Böylece yahudilere tarihi bir olay hatırlatılmış oluyor.Böylece yahudilere tarihi bir olay hatırlatılmış oluyor. Onların bu sözü dinlemeyince azaba uğradıkları hatırlatılmış oluyor.Onların bu sözü dinlemeyince azaba uğradıkları hatırlatılmış oluyor. Cenâb-ı Hak onlara afv u mağfiret edeceğini söylediği halde, aksini yapınca cezaya,Cenâb-ı Hak onlara afv u mağfiret edeceğini söylediği halde, aksini yapınca cezaya, belaya çarptırıldığı anlatılıyor.belaya çarptırıldığı anlatılıyor. Bu da yine daha önceki âyet-i kerîmelerin siyakı içinde, akışı içinde onlara bir ihtar. Bu da yine daha önceki âyet-i kerîmelerin siyakı içinde, akışı içinde onlara bir ihtar.

"Bakın, iyi kul olursanız mükâfât alırsınız ama kötülük yaparsanız "Bakın, iyi kul olursanız mükâfât alırsınız ama kötülük yaparsanız mazide ecdadınız böyle cezalara çarpıldığı gibi siz de çarpılırsınız.mazide ecdadınız böyle cezalara çarpıldığı gibi siz de çarpılırsınız. Bu peygamberlerin işini ciddiye almak lazım;Bu peygamberlerin işini ciddiye almak lazım; peygamberlere karşı gelmek olmaz, sözünün aksini yapmak olmaz.peygamberlere karşı gelmek olmaz, sözünün aksini yapmak olmaz. Onların azap gördüğünü tarih kitaplarınızda okuyorsunuz ya,Onların azap gördüğünü tarih kitaplarınızda okuyorsunuz ya, o zaman öyle şeyler şimdi de sizin başınıza gelir." gibi,o zaman öyle şeyler şimdi de sizin başınıza gelir." gibi, "Anlasınlar." diye, Rabbimiz Kur'ân ı Kerîm'de bunları hatırlatıyor. "Anlasınlar." diye, Rabbimiz Kur'ân ı Kerîm'de bunları hatırlatıyor.

60. âyet-i kerîmeye gelelim. Cenâb-ı Mevlâ onlara bir başka nimetini hatırlatıyor: 60. âyet-i kerîmeye gelelim. Cenâb-ı Mevlâ onlara bir başka nimetini hatırlatıyor:

Ve izi'steskâ Mûsâ li kavmihî fe-kul nadrib bi asâke'l-hacer fe'nfeceret minhü'snetâ aşrete aynâ.Ve izi'steskâ Mûsâ li kavmihî fe-kul nadrib bi asâke'l-hacer fe'nfeceret minhü'snetâ aşrete aynâ. Kad alime küllü ünâsin meşrebehüm külû ve'şrebû min rızkı'llâhi ve la ta'sev fi'l-ardı müfsidîn.Kad alime küllü ünâsin meşrebehüm külû ve'şrebû min rızkı'llâhi ve la ta'sev fi'l-ardı müfsidîn. Sadakallahülazim. Sadakallahülazim.

Yine hatırlatılan tarihi olaylardan bir yenisi, sekizincisi: Yine hatırlatılan tarihi olaylardan bir yenisi, sekizincisi:

Hani ve izi, iz "Hani hatırla, hatırlayın ki hatırınıza gelsin ki."Hani ve izi, iz "Hani hatırla, hatırlayın ki hatırınıza gelsin ki." İsteskâ Mûsâ li kavmihî. "Musa, 'Kavminin ihtiyacı görülsün.' diye, kavmi için su verilmesini istemişti." İsteskâ Mûsâ li kavmihî. "Musa, 'Kavminin ihtiyacı görülsün.' diye, kavmi için su verilmesini istemişti."

İstiskâ, yesteskî. İstiskâ, sakâ kökünden sekıye, "sulamak" kökünden istif'al bâbı;İstiskâ, yesteskî. İstiskâ, sakâ kökünden sekıye, "sulamak" kökünden istif'al bâbı; "sulanmayı talep etmek" demek olur."sulanmayı talep etmek" demek olur. Musa aleyhisselam Rabbinden su verilmesini, kavmi için su gönderilmesini talep etti.Musa aleyhisselam Rabbinden su verilmesini, kavmi için su gönderilmesini talep etti. Bu Tîh çölünde kırk sene kaldıkları zaman menn ve selvâ ile bıldırcın etiyle, kudret helvasıyla beslendikleri,Bu Tîh çölünde kırk sene kaldıkları zaman menn ve selvâ ile bıldırcın etiyle, kudret helvasıyla beslendikleri, üzerlerine bulutların gölge yaptığı korundukları zamanda... üzerlerine bulutların gölge yaptığı korundukları zamanda...

Çölde bir şey yok. Tabi susuzluk da çekince Musa aleyhisselam Cenâb-ı Hakk'a tazarrû ve niyaz eyledi. Çölde bir şey yok. Tabi susuzluk da çekince Musa aleyhisselam Cenâb-ı Hakk'a tazarrû ve niyaz eyledi. Cenâb-ı Hakk'ın peygamberlerinden; sevdiğimiz, hürmet ettiğimiz mübarek bir peygamber; Cenâb-ı Hakk'ın peygamberlerinden; sevdiğimiz, hürmet ettiğimiz mübarek bir peygamber;

"Yâ Rabbi! Kavmim susuz kaldı, su ihsan eyle." diye dua edince demek ki; "Yâ Rabbi! Kavmim susuz kaldı, su ihsan eyle." diye dua edince demek ki;

Fe-kulnâ. "Ben azimüşşan buyurdum ki." diyor, Cenâb-ı hak, "Biz buyurduk ki:" Fe-kulnâ. "Ben azimüşşan buyurdum ki." diyor, Cenâb-ı hak, "Biz buyurduk ki:"

İdrib bi asâke'l-hacer. Kelimeleri kesik okuyunca hemze-i vasılları ayrı okuyorum ama devam edilince;İdrib bi asâke'l-hacer.

Kelimeleri kesik okuyunca hemze-i vasılları ayrı okuyorum ama devam edilince;
ve izi'steskâ Mûsâ li kavmihî fe-kul nadrib bi asâke'l-hacer, diye vurulacak. ve izi'steskâ Mûsâ li kavmihî fe-kul nadrib bi asâke'l-hacer, diye vurulacak.

O zaman Cenâb-ı Hak ne buyurmuş? O zaman Cenâb-ı Hak ne buyurmuş? Musa aleyhisselam su isteyince; "Yâ Rabbi! Kavmim susuz kaldı, su ihsan eyle." deyince,Musa aleyhisselam su isteyince; "Yâ Rabbi! Kavmim susuz kaldı, su ihsan eyle." deyince, Allahu Teâlâ hazretleri; "Elinde ki âsayı şu taşa vur!" buyuruyor. Allahu Teâlâ hazretleri; "Elinde ki âsayı şu taşa vur!" buyuruyor.

Hacer kelimesi elif lam'lı geliyor. el-Hacer. İdrib. "Vur." Bi asâke. "Elindeki şu âsan ile vur." Hacer kelimesi elif lam'lı geliyor. el-Hacer.

İdrib. "Vur." Bi asâke. "Elindeki şu âsan ile vur."
el-Hacer. "Taşa vur." Burada elif lam'lı geliyor. el-Hacer. "Taşa vur."

Burada elif lam'lı geliyor.
Bu elif lam'dan dolayı bazı müfessirler, o taşın belirli bir taş olduğunu söylemiş. Bu elif lam'dan dolayı bazı müfessirler, o taşın belirli bir taş olduğunu söylemiş. Bu taşın Âdem aleyhisselam ile cennetten geldiği, peygamberlerden peygamberlere intikal ettiği, Bu taşın Âdem aleyhisselam ile cennetten geldiği, peygamberlerden peygamberlere intikal ettiği, ondan sonra da Şuayb aleyhisselam'dan Musa aleyhisselam'a geldiği eski rivayetlerde geçiyor. ondan sonra da Şuayb aleyhisselam'dan Musa aleyhisselam'a geldiği eski rivayetlerde geçiyor. Bunu bir örtü içerisinde sakladığı ve yanında bulundurduğu rivayet ediliyor. Bunu bir örtü içerisinde sakladığı ve yanında bulundurduğu rivayet ediliyor. Böyle bir mübarek taş. Dört köşe. Fe'nfeceret minhü'snetâ aşrete aynâ.Böyle bir mübarek taş. Dört köşe.

Fe'nfeceret minhü'snetâ aşrete aynâ.
"Âsasıyla o taşa vurunca, ondan on iki tane pınar, göze, çeşme akmaya başladı, fışkırdı." "Âsasıyla o taşa vurunca, ondan on iki tane pınar, göze, çeşme akmaya başladı, fışkırdı."

İnficar, "yarılıp fışkırmak" mânasına. "On iki tane pınar fışkırdı." Bir rivayete göre böyle imiş.İnficar, "yarılıp fışkırmak" mânasına. "On iki tane pınar fışkırdı."

Bir rivayete göre böyle imiş.
Başka rivayetler de var. Bu taşın gözenekli bir hafif taş olduğu, âsa ile vurunca su çıktığı,Başka rivayetler de var. Bu taşın gözenekli bir hafif taş olduğu, âsa ile vurunca su çıktığı, tekrar âsa ile vurulunca suyun kesildiği ve kuru vaziyette örtüsünün katlandığı, tekrar âsa ile vurulunca suyun kesildiği ve kuru vaziyette örtüsünün katlandığı, ne zaman su ihtiyacı olursa vurulduğu rivayetleri var. ne zaman su ihtiyacı olursa vurulduğu rivayetleri var.

Bir de buradaki el hacer cins içindir. "Bir taşa vur."Bir de buradaki el hacer cins içindir. "Bir taşa vur." Hangi taş olursa olsun, yanında gezdirdiği taş olmasa bile -bu rivayet değil de işin aslı başka olsa bile-Hangi taş olursa olsun, yanında gezdirdiği taş olmasa bile -bu rivayet değil de işin aslı başka olsa bile- "Bir taşa vur." deyince o taştan on iki tane pınar fışkırdı. "Bir taşa vur." deyince o taştan on iki tane pınar fışkırdı. "Belki oradaki taşlardan birisidir." diye de rivayet ediliyor. "Belki oradaki taşlardan birisidir." diye de rivayet ediliyor.

Taşa vurunca oradan su çıkması mühim. Bu nedir? Bir mucizedir. Cenâb-ı Hak taştan suyu çıkardı. Taşa vurunca oradan su çıkması mühim.

Bu nedir?

Bir mucizedir. Cenâb-ı Hak taştan suyu çıkardı.
Tabi o eğer kayada çölün bir yerinde bulunan bir kayada ise vurulunca o âsanın mucizevî hâli dolayısıylaTabi o eğer kayada çölün bir yerinde bulunan bir kayada ise vurulunca o âsanın mucizevî hâli dolayısıyla çatlayıp aralarından suların çıkması daha tabiî, herkesin anlayabileceği bir şey.çatlayıp aralarından suların çıkması daha tabiî, herkesin anlayabileceği bir şey. Öteki türlü yanında gezdirilen bir taş, oradan su çıksa her on iki çeşmeden her kavim, her kabile;Öteki türlü yanında gezdirilen bir taş, oradan su çıksa her on iki çeşmeden her kavim, her kabile; israiloğullarının kabileleri hepsi içiyorlar ama su bitmiyor ve ihtiyaçlarını görüyorlar.israiloğullarının kabileleri hepsi içiyorlar ama su bitmiyor ve ihtiyaçlarını görüyorlar. O da bir mucize; o da olabilir, ötekisi de olabilir. Cenâb-ı Hakk'ın kudreti her şeye kâdir.O da bir mucize; o da olabilir, ötekisi de olabilir.

Cenâb-ı Hakk'ın kudreti her şeye kâdir.
Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den de kavmi, Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den de kavmi, ashâbı kirâm rıdvanullahi aleyhim ecmaîn hazretleri; ihtiyacı olunca, susuzluktan kıvranınca, ashâbı kirâm rıdvanullahi aleyhim ecmaîn hazretleri; ihtiyacı olunca, susuzluktan kıvranınca, Peygamber Efendimiz parmaklarını su kasesinin içine koydu. Herkes istediği kadar suyu aldı. Peygamber Efendimiz parmaklarını su kasesinin içine koydu. Herkes istediği kadar suyu aldı. Nice nice insan suya kandı, hayvanlarını suladı, abdestlerini aldılar, ihtiyaçlarını gördüler. Nice nice insan suya kandı, hayvanlarını suladı, abdestlerini aldılar, ihtiyaçlarını gördüler. Cenâb-ı Hakk'ın, Rasulullah Efendimiz'in parmakları arasından herkesin ihtiyacına Cenâb-ı Hakk'ın, Rasulullah Efendimiz'in parmakları arasından herkesin ihtiyacına bol bol yetecek kadar su gönderme mucizesini Peygamber Efendimiz'den de biliyoruz. bol bol yetecek kadar su gönderme mucizesini Peygamber Efendimiz'den de biliyoruz.

Öyle veya böyle hepsi, Cenâb-ı Hakk'ın olağanüstü kudretinin, Öyle veya böyle hepsi, Cenâb-ı Hakk'ın olağanüstü kudretinin, olağan dışı işleri de yapmasının bir belgesidir.Âmennâ ve saddaknâ. Cenâb-ı Hak dilerse her şeyi yapar. olağan dışı işleri de yapmasının bir belgesidir.Âmennâ ve saddaknâ. Cenâb-ı Hak dilerse her şeyi yapar.

Ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Ölüyü diriltir, diriyi öldürür; "Her şeye kâdirdir." Ve hüve alâ külli şey'in kadîr. Ölüyü diriltir, diriyi öldürür; "Her şeye kâdirdir."

Biz bunu biliyoruz, inanıyoruz. Biz bunu biliyoruz, inanıyoruz. Musa aleyhisselam'a da bunun olağanüstü olarak verildiği burada belirtiliyor. Musa aleyhisselam'a da bunun olağanüstü olarak verildiği burada belirtiliyor.

Sonra onlara denildi ki; Külû ve'şrebû min rızkı'llâh.Sonra onlara denildi ki;

Külû ve'şrebû min rızkı'llâh.
"Allah'ın rızkından size rızk olarak verdiği şeylerden yiyiniz, içiniz." "Yiyiniz" dedikleri neler? "Allah'ın rızkından size rızk olarak verdiği şeylerden yiyiniz, içiniz."

"Yiyiniz" dedikleri neler?

Menn ve selvâ. "Bıldırcın eti ve kudret helvası." Menn ve selvâ. "Bıldırcın eti ve kudret helvası."

Daha önceki hafta, o çölde onların kendilerine nasıl geldiğini anlatmıştım;Daha önceki hafta, o çölde onların kendilerine nasıl geldiğini anlatmıştım; bu da âsay-ı Musa'dan vurunca, onun bereketiyle... Ama bu âsanın "peygamber asası" olduğu da muhakkak.bu da âsay-ı Musa'dan vurunca, onun bereketiyle... Ama bu âsanın "peygamber asası" olduğu da muhakkak. Çünkü Firavun'un sihirbazlarının bütün sihirlerini yutmuş; olağanüstü bir kudreti olduğu muhakkak.Çünkü Firavun'un sihirbazlarının bütün sihirlerini yutmuş; olağanüstü bir kudreti olduğu muhakkak. Denize vurulduğu zaman deniz ikiye yarılmış. Uzun bir âsa olduğu söyleniyor.Denize vurulduğu zaman deniz ikiye yarılmış. Uzun bir âsa olduğu söyleniyor. Kaç arşın olduğuna dair rivayetler var. "Ucunun iki çatal olduğu şekli" rivayetler arasında zikrediliyor. Kaç arşın olduğuna dair rivayetler var. "Ucunun iki çatal olduğu şekli" rivayetler arasında zikrediliyor.

Cenâb-ı Hak, peygamberleri eliyle peygamberlerinin yanında onlara bu olağanüstü mucizeleri göstermiş.Cenâb-ı Hak, peygamberleri eliyle peygamberlerinin yanında onlara bu olağanüstü mucizeleri göstermiş. Bir lütuf olarak; "Allah'ın rızkından yiyiniz, içiniz." buyurmuş. Bir lütuf olarak; "Allah'ın rızkından yiyiniz, içiniz." buyurmuş.

Ve lâ te'sev fi'l-ardı müfsidîn. "Müfsitler olarak, müfsitler hâlinde yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın." Ve lâ te'sev fi'l-ardı müfsidîn. "Müfsitler olarak, müfsitler hâlinde yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın."

"İsyan, âsilik, bozgunculuk çıkarmayın." diye Cenâb-ı Hak onlara emreylemiş."İsyan, âsilik, bozgunculuk çıkarmayın." diye Cenâb-ı Hak onlara emreylemiş. "Allah'ın emirlerinden başkaldırıp, ihtida edip, haddi tecavüz eyleyip, böyle müfsitlikler yapmayın,"Allah'ın emirlerinden başkaldırıp, ihtida edip, haddi tecavüz eyleyip, böyle müfsitlikler yapmayın, müfsit hainler olmayın." diye Allahu Teâlâ hazretleri onlara emretmiş. müfsit hainler olmayın." diye Allahu Teâlâ hazretleri onlara emretmiş.

Ondan sonraki 61. âyet-i kerîme, sayfanın yarısından sonuna kadar. 61. âyet-i kerîme,Ondan sonraki 61. âyet-i kerîme, sayfanın yarısından sonuna kadar. 61. âyet-i kerîme, uzun bir âyet-i kerîme. uzun bir âyet-i kerîme. Böylece bu âyet-i kerîmelerle nimetlerini anlatmaya devam ediyor.Böylece bu âyet-i kerîmelerle nimetlerini anlatmaya devam ediyor. Bütün bunların hepsinden bir zamanlar kendisine ikram edilen bir kavmin doğru yola gelmesi için ikazlar,Bütün bunların hepsinden bir zamanlar kendisine ikram edilen bir kavmin doğru yola gelmesi için ikazlar, tavsiyeler, hatırlatmalar var. Bizim buradan ne ders çıkarmamız lazım? tavsiyeler, hatırlatmalar var.

Bizim buradan ne ders çıkarmamız lazım?

Bir zamanlar Allahu Teâlâ hazretlerinin kendilerine lütf u ihsan ettiği insanlar, aynı insan,Bir zamanlar Allahu Teâlâ hazretlerinin kendilerine lütf u ihsan ettiği insanlar, aynı insan, aynı kavimler sonra bir zaman gelir söz dinlemezlerse gözden düşebilirler.aynı kavimler sonra bir zaman gelir söz dinlemezlerse gözden düşebilirler. Gözden düşünce, âsi olunca cezayı çekerler. Gözden düşünce, âsi olunca cezayı çekerler. İtaat edince, muhsin olunca mükâfâtları artar,İtaat edince, muhsin olunca mükâfâtları artar, işleri emredildiği şekilde yapmadıkları zaman da cezaya uğrarlar. Bu kural herkes için geçerli. işleri emredildiği şekilde yapmadıkları zaman da cezaya uğrarlar. Bu kural herkes için geçerli.

Bizim için de geçerli.Bizim için de geçerli. Biz de Allah'ın kullarıyız, elhamdülillah. Biz de Allah'ın kullarıyız, elhamdülillah. Allah'ın hak dinine salikiz, doğru yol üzerindeyiz, İslâm dini üzeriyiz.Allah'ın hak dinine salikiz, doğru yol üzerindeyiz, İslâm dini üzeriyiz. Cenâb-ı Hakk'ın kelâm-ı kadîmi hiç bozulmadan muhafaza edilerek elimize gelmiş.Cenâb-ı Hakk'ın kelâm-ı kadîmi hiç bozulmadan muhafaza edilerek elimize gelmiş. İşte o âyetlerini okuyoruz. İşte ne kadar güzel ciltlerle izahlar var. Tefsir kitapları var.İşte o âyetlerini okuyoruz. İşte ne kadar güzel ciltlerle izahlar var. Tefsir kitapları var. Bunları tatlı tatlı okuyup öğrenmek lazım. Bunları tatlı tatlı okuyup öğrenmek lazım.

Keşke bütün radyo programlarımız, keşke bütün televizyon programlarımız, yayınlarımızKeşke bütün radyo programlarımız, keşke bütün televizyon programlarımız, yayınlarımız hep Allah'ın kelamı, Resûlullah'ın hadislerini anlatmak olsa. Bunları hep öğrensek.hep Allah'ın kelamı, Resûlullah'ın hadislerini anlatmak olsa. Bunları hep öğrensek. Çünkü bunlar her şeyin başı. Bunları öğrenip onlardan ibret alacağız, o emirleri tutacağız.Çünkü bunlar her şeyin başı. Bunları öğrenip onlardan ibret alacağız, o emirleri tutacağız. Emir tutmayınca biz de gözden düşebiliriz. Emir tutmayınca biz de gözden düşebiliriz.

Çünkü peygamber Efendimiz kendi kızı Fâtımatü'z-Zehra'ya dahi ihtar eyledi. Çünkü peygamber Efendimiz kendi kızı Fâtımatü'z-Zehra'ya dahi ihtar eyledi.

"Senin babanın peygamber olması, sana fayda vermez. "Senin babanın peygamber olması, sana fayda vermez. Aman evladım! Sırf benim hatırım için sen kurtulmazsın.Aman evladım! Sırf benim hatırım için sen kurtulmazsın. İyi bir müslüman olmaya dikkat et, ibadetlerini yapmaya dikkat et." buyurdu. İyi bir müslüman olmaya dikkat et, ibadetlerini yapmaya dikkat et." buyurdu.

Kızına tavsiye ederken bile çok severdi. Kızı geldiği zaman ayağa kalkardı, alnından öperdi.Kızına tavsiye ederken bile çok severdi. Kızı geldiği zaman ayağa kalkardı, alnından öperdi. Sevgi, saygı gösterirdi, yakınlık gösterirdi ama işin ciddiyetini de bir taraftan söylüyor. Sevgi, saygı gösterirdi, yakınlık gösterirdi ama işin ciddiyetini de bir taraftan söylüyor.

Biz de işin vehavetini ve ciddiyetini anlamalıyız.Biz de işin vehavetini ve ciddiyetini anlamalıyız. Allah'ın dini, çok ciddi bir yol ve bu emirleri tutmak çok önemli.Allah'ın dini, çok ciddi bir yol ve bu emirleri tutmak çok önemli. Bu emirler dinlenmediği zaman, hem dünyada hem âhirette felaketlerin geldiğiBu emirler dinlenmediği zaman, hem dünyada hem âhirette felaketlerin geldiği eski ümmetlerin başına gelen olaylardan anlaşılıyor. eski ümmetlerin başına gelen olaylardan anlaşılıyor. Cenâb-ı Hak bizi Allah'a âsi olmaktan korusun, tevfîkini bizlere refik eylesin, şeytana uydurmasın. Cenâb-ı Hak bizi Allah'a âsi olmaktan korusun, tevfîkini bizlere refik eylesin, şeytana uydurmasın.

Şeytanın hileleri, oyunları çoktur. Şeytan çok usta bir aldatıcıdır.Şeytanın hileleri, oyunları çoktur. Şeytan çok usta bir aldatıcıdır. Hz. Âdem atamız zamanından beri bu faaliyetlerini yaptığına göreHz. Âdem atamız zamanından beri bu faaliyetlerini yaptığına göre insanlığın tarihi kadar eski bir aldatma tecrübesi vardır. insanlığın tarihi kadar eski bir aldatma tecrübesi vardır. Zavallı, tecrübesiz müslümanları kolayca aldatabilir. Zavallı, tecrübesiz müslümanları kolayca aldatabilir.

Onun için şeytanın şerrinden Allah'a sığınmak lazım.Onun için şeytanın şerrinden Allah'a sığınmak lazım. Herkese işi tatlı gösterir, günahı hoş gösterir, aldatabilir.Herkese işi tatlı gösterir, günahı hoş gösterir, aldatabilir. Şimdi bizim zamanımızın insanlarına da onların damarlarına uygun yerlerden girer.Şimdi bizim zamanımızın insanlarına da onların damarlarına uygun yerlerden girer. Der ki: "Yahu, bırakın bu eski efsaneleri!" Der ki:

"Yahu, bırakın bu eski efsaneleri!"

Çünkü bu Kur'ân-ı Kerîm âyetlerine "efsane" demek müşriklerin eski âdeti. Çünkü bu Kur'ân-ı Kerîm âyetlerine "efsane" demek müşriklerin eski âdeti. "Bırakın bu hurefatı, efsaneleri; hangi çağda yaşıyoruz yahu?" dedirtir. "Bırakın bu hurefatı, efsaneleri; hangi çağda yaşıyoruz yahu?" dedirtir.

Amerika'da bir Amerikalı müslüman olmuş. Hem güleceğim geldi, hem üzüldüm.Amerika'da bir Amerikalı müslüman olmuş. Hem güleceğim geldi, hem üzüldüm. Adamcağız müslüman olunca yeni bir heyecanla, telefon rehberini açmış, Adamcağız müslüman olunca yeni bir heyecanla, telefon rehberini açmış, İslâm isimlerine bakmış. Muhammed, Ahmed, Hasan... Sıradan bir ismin numarasını çevirmiş. İslâm isimlerine bakmış. Muhammed, Ahmed, Hasan... Sıradan bir ismin numarasını çevirmiş. Karşısına birisi çıkmış: "Buyurun, ne istiyorsunuz?" demiş, İngilizce olarak. Karşısına birisi çıkmış:

"Buyurun, ne istiyorsunuz?" demiş, İngilizce olarak.

O da demiş ki; "Ben yeni müslüman oldum. Bir Amerikalıyım.O da demiş ki;

"Ben yeni müslüman oldum. Bir Amerikalıyım.
Rehberden isminizi buldum, tanışmak istedim. Yani bir arkadaşım olsun; bir müslüman arkadaşım... Rehberden isminizi buldum, tanışmak istedim. Yani bir arkadaşım olsun; bir müslüman arkadaşım... Tabi sizin İslâmî tecrübeniz de fazladır.Tabi sizin İslâmî tecrübeniz de fazladır. Onun için telefon açtım." deyince, karşı taraftaki bizim adı müslüman, içi kâfir adam -demek ki- demiş ki; Onun için telefon açtım." deyince, karşı taraftaki bizim adı müslüman, içi kâfir adam -demek ki- demiş ki;

"Yahu kardeşim, hangi yüzyılda yaşıyoruz?" Yirminci yüzyılda yaşıyoruz!"Yahu kardeşim, hangi yüzyılda yaşıyoruz?"

Yirminci yüzyılda yaşıyoruz!
Amerikalı senden daha da ileri. Amerikalı bilgisi de görgüsü de senden fazla.Amerikalı senden daha da ileri. Amerikalı bilgisi de görgüsü de senden fazla. Yirminci yüzyılda yaşıyoruz, ne var? "Hangi çağda yaşıyoruz?" Yirminci yüzyılda yaşıyoruz, ne var?

"Hangi çağda yaşıyoruz?"

"Bu çağda müslüman olunmaz, dindar olunmaz!" demek istiyor. "Bu çağda müslüman olunmaz, dindar olunmaz!" demek istiyor. Böyle düşünenler gelsinler Avrupa'yı, Amerika'yı, Avustralyayı görsünler. Böyle düşünenler gelsinler Avrupa'yı, Amerika'yı, Avustralyayı görsünler.

Ben size bir hatıramı anlatayım: Seyahatlerim esnasında daha iki üç hafta önce bir yerde konakladık.Ben size bir hatıramı anlatayım:

Seyahatlerim esnasında daha iki üç hafta önce bir yerde konakladık.
Geceleyin otelde kaldık. Sabahleyin kahvaltı için baktık, kenarda bir levha var.Geceleyin otelde kaldık. Sabahleyin kahvaltı için baktık, kenarda bir levha var. Ormanın kenarında bir gezme yeri varmış. Bir gezinti, sayfiye yeri...Ormanın kenarında bir gezme yeri varmış. Bir gezinti, sayfiye yeri... Orada masalar varmış, ocaklar varmış, kebap yapma imkânı varmış, her türlü teşkilat varmış.Orada masalar varmış, ocaklar varmış, kebap yapma imkânı varmış, her türlü teşkilat varmış. "Ormanın kenarıdır, güzeldir. Gidelim, kahvaltıyı şurada yapalım." dedik. Önceden keşif için arabaya atladık. "Ormanın kenarıdır, güzeldir. Gidelim, kahvaltıyı şurada yapalım." dedik. Önceden keşif için arabaya atladık. O yeri arıyoruz, bakalım güzel mi? Kahvaltıyı orada yapalım. Hanımları, çocukları da çağıracağız. O yeri arıyoruz, bakalım güzel mi? Kahvaltıyı orada yapalım. Hanımları, çocukları da çağıracağız. Oradaki hazır masalarda kır sefası, mesire yeri. "Piknik" diyorlar ya ben onu demiyorum tabi. Oradaki hazır masalarda kır sefası, mesire yeri. "Piknik" diyorlar ya ben onu demiyorum tabi. Türkçe söz bulmaya çalışıyorum. O yeri aramaya başladık, bulamadık. Türkçe söz bulmaya çalışıyorum. O yeri aramaya başladık, bulamadık.

Levhada gösterilen yere biraz ilerleyip öyle sapmışız, geçmişiz biraz. Bulamadık.Levhada gösterilen yere biraz ilerleyip öyle sapmışız, geçmişiz biraz. Bulamadık. Yolda baktık, idman kıyafetleri giymiş bir kadın "eşofman" dedikleri o bileklerine kadar uzun, Yolda baktık, idman kıyafetleri giymiş bir kadın "eşofman" dedikleri o bileklerine kadar uzun, üst tarafı da kolları uzun giyimli bir kadın. Sabah vakti. Biz sabah namazını kıldık, öyle çıktık aramaya.üst tarafı da kolları uzun giyimli bir kadın. Sabah vakti. Biz sabah namazını kıldık, öyle çıktık aramaya. Baktık kadın koşturuyor, idman yapıyor. Sizin "spor" dediğiniz şey. Baktık kadın koşturuyor, idman yapıyor. Sizin "spor" dediğiniz şey. Ben demiyorum, kesinlikle demem. İdman için koşuyor;Ben demiyorum, kesinlikle demem. İdman için koşuyor; "Sıhhati gelişsin, ayakları gelişsin, ciğerleri gelişsin." diye... "Sıhhati gelişsin, ayakları gelişsin, ciğerleri gelişsin." diye...

Biz arabayla -ürkütmeden, korkutmadan- yanına kadar yanaştık. Biz arabayla -ürkütmeden, korkutmadan- yanına kadar yanaştık. Çünkü ormanın yolunda koşuyor. Emniyetli yer.Çünkü ormanın yolunda koşuyor. Emniyetli yer. Bizim Türkiye'de böyle koşan bir insanın yanına bir araba yanaşsa kadın ürker. O durdu. Bizim Türkiye'de böyle koşan bir insanın yanına bir araba yanaşsa kadın ürker. O durdu. Bizim arkadaş en güzel kibar İngilizcisiyle selam verdi. Hayırlı sabahlar diledi. Ondan sonra; Bizim arkadaş en güzel kibar İngilizcisiyle selam verdi. Hayırlı sabahlar diledi. Ondan sonra;

"Burada ormanın bir kenarında güzel bir mesire yeri varmış, kır safası yapılacak yer varmış. "Burada ormanın bir kenarında güzel bir mesire yeri varmış, kır safası yapılacak yer varmış. Onu bulamadık, nerede?" dedi. O da durdu. Çok efendi bir hanımefendi, kibar bir hanımefendi,Onu bulamadık, nerede?" dedi. O da durdu. Çok efendi bir hanımefendi, kibar bir hanımefendi, ciddi bir hanımefendi; ürkmedi de, korkmadı da...ciddi bir hanımefendi; ürkmedi de, korkmadı da... Biz yabancıyız, takkeliyiz, arabanın içinde hepimiz sakallıyız. Hiç endişe etmedi.Biz yabancıyız, takkeliyiz, arabanın içinde hepimiz sakallıyız. Hiç endişe etmedi. "Yanlış gelmişsiniz, bir önceki yerden sapacaktınız. Şöyle gidecektiniz." diye, anlattı. "Yanlış gelmişsiniz, bir önceki yerden sapacaktınız. Şöyle gidecektiniz." diye, anlattı.

Ama ben o arada baktım. Burası en mühim noktası. Ama ben o arada baktım. Burası en mühim noktası. Avustralya'da yirminci yüzyılda, yirmi birinci yüzyıla bir yıl kala sizin anlayacağınızAvustralya'da yirminci yüzyılda, yirmi birinci yüzyıla bir yıl kala sizin anlayacağınız yirmi birinci yüzyılda Avustralyalı kadın, hem de böyle idman yapan çağdaş bir kadın -Bizim gibi gerici, yirmi birinci yüzyılda Avustralyalı kadın, hem de böyle idman yapan çağdaş bir kadın -Bizim gibi gerici, mürteci değil!- bir de baktım ki elinde bir hıristiyan tespihi.mürteci değil!- bir de baktım ki elinde bir hıristiyan tespihi. Bizim tespihler gibi boncuk boncuk ama durakları bizimkiler gibi otuz üçlü değil.Bizim tespihler gibi boncuk boncuk ama durakları bizimkiler gibi otuz üçlü değil. Elinde tesbih sabahleyin koştururken, kendi dininden tesbih çekiyor, aziz ve muhterem kardeşlerim! Elinde tesbih sabahleyin koştururken, kendi dininden tesbih çekiyor, aziz ve muhterem kardeşlerim!

Bizimkiler Batı'yı hiç tanımıyorlar. Batı medeniyetini hiç anlamamışlar.Bizimkiler Batı'yı hiç tanımıyorlar. Batı medeniyetini hiç anlamamışlar. Yamyamlık, barbarlık ediyorlar. Dinin, imanın karşısına çıkanlar çağdaş dünyayı hiç tanımıyorlar.Yamyamlık, barbarlık ediyorlar. Dinin, imanın karşısına çıkanlar çağdaş dünyayı hiç tanımıyorlar. Ve insan haklarını çiğniyorlar, din ve vicdan hürriyetini çiğniyorlar. Buradaki insanlar çok dindar.Ve insan haklarını çiğniyorlar, din ve vicdan hürriyetini çiğniyorlar. Buradaki insanlar çok dindar. Çok şeyler anlatabilirim. Çok şeyler anlatabilirim.

Bir tane daha anlatacağım.Belki zaman geçiyor ama bunlar, okuduğum âyetler kadar tesir edecek bilgiler. Bir tane daha anlatacağım.Belki zaman geçiyor ama bunlar, okuduğum âyetler kadar tesir edecek bilgiler. Burada araba sürerken suç işledi mi ceza yazıyorlar.Burada araba sürerken suç işledi mi ceza yazıyorlar. "Cezayı ödeyemeyeceğim." dediği zaman çeşitli seçenekleri var."Cezayı ödeyemeyeceğim." dediği zaman çeşitli seçenekleri var. "Madem para veremiyorsun o halde gel bir işte şu kadar çalış." Ya da "şu kadar gün hapis.""Madem para veremiyorsun o halde gel bir işte şu kadar çalış." Ya da "şu kadar gün hapis." Mesela bir gün hapis, üç yüz dolar yerine geçiyormuş. Böyle rakamlar var. Mesela bir gün hapis, üç yüz dolar yerine geçiyormuş. Böyle rakamlar var.

Bizimkilerden bir tanesinin araba sürmede işlediği suçun cezasını ödeyecek parası yokmuş, hapse girmiş.Bizimkilerden bir tanesinin araba sürmede işlediği suçun cezasını ödeyecek parası yokmuş, hapse girmiş. Bugün arkadaş anlatıyor da güldük. Belki duyunca siz de güleceksiniz. Hapse girmiş. Bugün arkadaş anlatıyor da güldük. Belki duyunca siz de güleceksiniz. Hapse girmiş. Orada hapistekilere dayatmış; "Ben müslümanım. Sizin bu domuz etli yemeklerinizi yiyemem.Orada hapistekilere dayatmış; "Ben müslümanım. Sizin bu domuz etli yemeklerinizi yiyemem. Bana helal gıda getirin." demiş. Bunu bana anlatan arkadaş kasaplık yapıyor, helal et satıyor. Bana helal gıda getirin." demiş.

Bunu bana anlatan arkadaş kasaplık yapıyor, helal et satıyor.
Hapishanenin sorumluları onu aramışlar, bulmuşlar. Gelmişler o mahkûm için helal et almışlar. Hapishanenin sorumluları onu aramışlar, bulmuşlar. Gelmişler o mahkûm için helal et almışlar. İşte yirminci yüzyılın medeniyeti bu. İşte Batı, gerçek çehresiyle bu. İşte yirminci yüzyılın medeniyeti bu. İşte Batı, gerçek çehresiyle bu. Diyebilirim ki her sokağın köşesinde, kilisenin bir binası var. Diyebilirim ki her sokağın köşesinde, kilisenin bir binası var. Bir kilise var, bir kilise okulu var. Hepsi bizden kat kat daha dindar;Bir kilise var, bir kilise okulu var. Hepsi bizden kat kat daha dindar; bizim ilericilerden, gazetecilerden, subaylardan, memurlardan, bakanlardan, hepsinden... bizim ilericilerden, gazetecilerden, subaylardan, memurlardan, bakanlardan, hepsinden... Her çeşit insan var. Son derece dindar. Her çeşit insan var. Son derece dindar.

Bir teknik üniversite hocası İngiltere'de ihtisas yapmaya gidip dönmüş ve ben hatırlıyorumBir teknik üniversite hocası İngiltere'de ihtisas yapmaya gidip dönmüş ve ben hatırlıyorum "küçükken İngilizlerin çoğu ateist" diyordu. "Yanlış" diyor. Yanlış görmüş, yanlış duymuş."küçükken İngilizlerin çoğu ateist" diyordu. "Yanlış" diyor. Yanlış görmüş, yanlış duymuş. Ben katılmıyorum. Benim gördüğüm bir taraftan dünyevi keyiflerini, zevklerini yapıyorlar Ben katılmıyorum. Benim gördüğüm bir taraftan dünyevi keyiflerini, zevklerini yapıyorlar ama dindarlık var gücüyle canlı olarak hâlâ devam ediyor. ama dindarlık var gücüyle canlı olarak hâlâ devam ediyor.

Sabah idmanını yaparken elinde tesbih, kadının saçları da aktı. Herhalde yaşı ellinin üzerindeydi.Sabah idmanını yaparken elinde tesbih, kadının saçları da aktı. Herhalde yaşı ellinin üzerindeydi. Bir taraftan tesbih çekiyor bir taraftan idman yapıyor. Uyansın bizim zavallılar, dünyayı tanısınlar.Bir taraftan tesbih çekiyor bir taraftan idman yapıyor. Uyansın bizim zavallılar, dünyayı tanısınlar. Öteki zavallı müslüman kardeşlerimize zulüm ve baskı yapmasınlar. Öteki zavallı müslüman kardeşlerimize zulüm ve baskı yapmasınlar.

es-Seâamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh! Allah'ın rahmeti bereketi üzerinize olsun. es-Seâamü aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh!

Allah'ın rahmeti bereketi üzerinize olsun.

Konuşma Hakkında
Tema 1
Tema 2