Namaz Vakitleri

8 Zilhicce 1445
14 Haziran 2024
İmsak
03:24
Güneş
05:24
Öğle
13:09
İkindi
17:09
Akşam
20:45
Yatsı
22:35
Detaylı Arama

Münafıkları İyi Tanıyın!

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN

17 Şa'bân 1421 / 14.11.2000
Almanya

Açıklama

Hocamız, Gönül dostumuz, Mürebbi'miz Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN’ın, kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'in daha iyi anlaşılması için yaptığı sohbetler Ak-Radyo’da başladı (29. 09. 1998).

Bu sohbetler bir saat kadar sürüyordu ve salı akşamları Ak-Radyodan yayınlanıyordu. 4 Şubat 2001 günü elim bir trafik kazası sonucu vefat edinceye kadar devam etti. Vefat etmeden önce yaptıkları son sohbette, Bakara Sûresi’nin 223. ayeti anlatılmıştır.

Hocamız bu sohbetlerinde İbn-i Kesir tefsirini takip ediyordu. Zaman zaman Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tefsirinden ve İsmâil Hakkı Bursevî Hazretleri’nin tefsirinden nakiller yaptığı da oluyordu. Fâtiha’dan başlayıp, sırayla her sohbette birkaç ayet okuyup izah ederek sohbetlerini sürdürüyordu. 30 Ocak 2001 günü yaptığı son tefsir sohbetinde, Bakara Sûresi’nin 224. ayetine kadar gelmişti.

Derslerde, önce o gün izah edilecek ayet-i kerimelerin metinleri okunuyor, kısaca meali veriliyor. Sonra ayetlerin sebeb-i nüzûlü hadis-i şeriflerle izah ediliyor. Ondan sonra, ilgili diğer ayetlerle ve hadis-i şeriflerle ayeti kerimelerin açıklaması yapılıyor. Ashaptan, tabiinden görüşler naklediliyor. Sohbetin sonunda da çıkartılacak dersler anlatılıyor ve günümüzde neler yapmamız gerektiği hakkında tavsiyelerde bulunuluyor.

Konuşma Metni

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh! es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi, her türlü mükâfat ve ikramı dünyada âhirette üzerinize olsun. Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi, her türlü mükâfat ve ikramı dünyada âhirette üzerinize olsun.

Bakara sûre-i şerîfesinin 204, 205, 206, 207. âyet-i kerîmeleri üzerinde konuşmak istiyorum.Bakara sûre-i şerîfesinin 204, 205, 206, 207. âyet-i kerîmeleri üzerinde konuşmak istiyorum. Eûzü besmele çekip âyet-i kerîmelerin mübarek metinlerini okuyalım: Eûzü besmele çekip âyet-i kerîmelerin mübarek metinlerini okuyalım:

Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm. Eûzübillâhimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve minen-nâsi men yu'cibüke kavlühû fi'l-hayâti'd-dünyâVe minen-nâsi men yu'cibüke kavlühû fi'l-hayâti'd-dünyâ ve yüşhidullâhe alâ mâ fî kalbihî ve hüve eleddül-hısâmi. ve yüşhidullâhe alâ mâ fî kalbihî ve hüve eleddül-hısâmi.

Ve izâ tevellâ seâ fil-ardı li-yüfside fîhâ ve yühlike'l-harse ven-nesle vallâhu lâ yuhibbü'l-fesâdü. Ve izâ tevellâ seâ fil-ardı li-yüfside fîhâ ve yühlike'l-harse ven-nesle vallâhu lâ yuhibbü'l-fesâdü.

Ve izâ kîle lehü't-takıllâhe ehazethü'l-izzetü bil-ismi ve hasbühû cehennemü ve lebi'se'l-mihâdü. Ve izâ kîle lehü't-takıllâhe ehazethü'l-izzetü bil-ismi ve hasbühû cehennemü ve lebi'se'l-mihâdü.

Ve mine'n-nâsi men yeşrî nefsehübtiğâe merdâtillâhi vallâhu raûfün bi'l-ibâdi. Ve mine'n-nâsi men yeşrî nefsehübtiğâe merdâtillâhi vallâhu raûfün bi'l-ibâdi.

Sadakallâhü'l-azîm. Sadakallâhü'l-azîm.

Allahu Teâlâ hazretleri, Rabbimiz bu âyet-i kerîmelerde buyuruyor ki; Allahu Teâlâ hazretleri, Rabbimiz bu âyet-i kerîmelerde buyuruyor ki;

Ve minen-nâsi men yü'cibüke kavlühû."İnsanlardan bazıları da vardır; bir kısım insanlar da vardır kiVe minen-nâsi men yü'cibüke kavlühû."İnsanlardan bazıları da vardır; bir kısım insanlar da vardır ki onun konuşması seni şaşırtır, seni memnun eder, sen beğenirsin.onun konuşması seni şaşırtır, seni memnun eder, sen beğenirsin. Senin beğeneceğin gibi konuşma yapar." Senin beğeneceğin gibi konuşma yapar." Fi'l-hayâti'd-dünyâ. "Dünya hayatında veyahut dünya hayatı konusunda söylediği sözler Fi'l-hayâti'd-dünyâ. "Dünya hayatında veyahut dünya hayatı konusunda söylediği sözler seni memnun eder, sen ona hayran kalırsın, şaşırırsın.seni memnun eder, sen ona hayran kalırsın, şaşırırsın. Seni hayran bırakacak, şaşırtacak sözler söyler."Seni hayran bırakacak, şaşırtacak sözler söyler." Ve yüşhidullâhe alâ mâ fî kalbihî.Ve yüşhidullâhe alâ mâ fî kalbihî. "Ve Allah'ı da kalbindeki duyguları, düşünceleri, hisleri konusunda şahit getirir." "Ve Allah'ı da kalbindeki duyguları, düşünceleri, hisleri konusunda şahit getirir."

"Benim kalbim temiz, niyetim iyi..." diye,"Benim kalbim temiz, niyetim iyi..." diye, yalan olarak iyi olmadığı halde iyiymiş gibi kalbindekilere Allah'ı şahit getirir. yalan olarak iyi olmadığı halde iyiymiş gibi kalbindekilere Allah'ı şahit getirir.

Ve hüve eleddül-hisâm. "Hâlbuki o hasımların en yamuğudur, en eğrisidir." Ve hüve eleddül-hisâm. "Hâlbuki o hasımların en yamuğudur, en eğrisidir."

Böyle güzel sözleri, seni memnun edecek sözleri söyler. Böyle güzel sözleri, seni memnun edecek sözleri söyler.

Ve izâ tevellâ. "Dönüp gittiği zaman yahut da bir göreve,Ve izâ tevellâ. "Dönüp gittiği zaman yahut da bir göreve, vazifenin başına veliyyü'l-emr olarak geldiği zaman…"vazifenin başına veliyyü'l-emr olarak geldiği zaman…" Seâ fi'l-ardi li-yüfside fîhâ. "Yeryüzünde koşturur, gayret eder; orada fesat çıkartmak,Seâ fi'l-ardi li-yüfside fîhâ. "Yeryüzünde koşturur, gayret eder; orada fesat çıkartmak, orayı berbat etmek için gayrete kalkışır." orayı berbat etmek için gayrete kalkışır." Ve yühlike'l-harse ve'n-nesli. "Ekinleri ve nesilleri helâk etmeye sa'y eder, gayret eder."Ve yühlike'l-harse ve'n-nesli. "Ekinleri ve nesilleri helâk etmeye sa'y eder, gayret eder." Vallâhu lâ yuhibbü'l-fesâd. "Hâlbuki Allahu Teâlâ hazretleri fitneyi, fesadı, bozgunculuğu sevmez." Vallâhu lâ yuhibbü'l-fesâd. "Hâlbuki Allahu Teâlâ hazretleri fitneyi, fesadı, bozgunculuğu sevmez."

Ama o ona aldırmaz. Eline fırsat geçti mi, böyle işleri yapmaya çalışır. Ama o ona aldırmaz. Eline fırsat geçti mi, böyle işleri yapmaya çalışır.

Ve izâ kîle lehü't-takıllâhe. "Ona bu yamuk işleri, hatalı, zararlı faaliyetleri dolayısıyla,Ve izâ kîle lehü't-takıllâhe. "Ona bu yamuk işleri, hatalı, zararlı faaliyetleri dolayısıyla, 'Allah'tan kork!' denildiği zaman..." 'Allah'tan kork!' denildiği zaman..."

Ehazethü'l-izzeh bi'l-ismi. Demek ki kendisini müslümanım diye gösteren bir kimse,Ehazethü'l-izzeh bi'l-ismi.

Demek ki kendisini müslümanım diye gösteren bir kimse,
Allah'a inanıyor gibi görünen bir kimse,Allah'a inanıyor gibi görünen bir kimse, 'Allah'tan kork, Allah'tan sakın, Allah'ın cezasına çarpılırsın, yapma, etme!..' denildiği zaman'Allah'tan kork, Allah'tan sakın, Allah'ın cezasına çarpılırsın, yapma, etme!..' denildiği zaman izzet-i nefsi kabarır. izzet-i nefsi kabarır. Ululanmak, kibirlenmek kendisini tutar.Ululanmak, kibirlenmek kendisini tutar. Günah ile bu nasihati dinlemez ve üstelik bir de izzet-i nefsi tutar da Günah ile bu nasihati dinlemez ve üstelik bir de izzet-i nefsi tutar da günahı daha da arttırır, daha da taşkınlaşır." Fe hasbühû cehennem. "İşte onun hasbı cehennemdir." günahı daha da arttırır, daha da taşkınlaşır." Fe hasbühû cehennem. "İşte onun hasbı cehennemdir."

Cehennem ona tam uygundur, yeter, tam uygun düşer. Cehenneme gidecek. Cehennem ona tam uygundur, yeter, tam uygun düşer. Cehenneme gidecek.

Ve lebil'sel-mihâd. "Cehennem ne kötü bir kalınma yeri, yaslanma, yatma yeridir." Ve lebil'sel-mihâd. "Cehennem ne kötü bir kalınma yeri, yaslanma, yatma yeridir."

Herkesin bir yeri yurdu oluyor; içine giriyor barınıyor yatıyor, uyuyor, dinleniyor;Herkesin bir yeri yurdu oluyor; içine giriyor barınıyor yatıyor, uyuyor, dinleniyor; ama cehennem gerçekten ne kadar kötü bir yerdir!ama cehennem gerçekten ne kadar kötü bir yerdir! Bu tipler münafık! Hem müslüman gibi görünüyor,Bu tipler münafık! Hem müslüman gibi görünüyor, karşı tarafı kandırmak istercesine güzel sözler söylüyorkarşı tarafı kandırmak istercesine güzel sözler söylüyor hem de arkasından çok kötü şeyler yapıyor, bozgunculuk yapıyor, zararlı işler yapıyor. hem de arkasından çok kötü şeyler yapıyor, bozgunculuk yapıyor, zararlı işler yapıyor.

Ve minen-nâsi men yeşrî nefsehu. "Ama bunun karşısında, buna mukabil,Ve minen-nâsi men yeşrî nefsehu. "Ama bunun karşısında, buna mukabil, insanlardan öyle kimseler de vardır ki nefsini, kendisini satın alır." insanlardan öyle kimseler de vardır ki nefsini, kendisini satın alır." İbtiğâe merdâtillâh. "Allah'ın rızasını kazanmak için, kazanmayı sağlamak maksadıyla kendisini satın alır." İbtiğâe merdâtillâh. "Allah'ın rızasını kazanmak için, kazanmayı sağlamak maksadıyla kendisini satın alır."

Birisine para pul verir, mal mülk verir de kendisini tehlikeden, haramdan, günahtan çeker, sıyırır.Birisine para pul verir, mal mülk verir de kendisini tehlikeden, haramdan, günahtan çeker, sıyırır. O adamların elinden kendisini kurtarır. Satın almak bu mânaya... O adamların elinden kendisini kurtarır. Satın almak bu mânaya...

Vallâhu raûfun bi'l-ibâdi.Vallâhu raûfun bi'l-ibâdi. "Allahu Teâlâ hazretleri böyle kullarına karşı çok şefkatli, re'fetli ve merhametlidir." "Allahu Teâlâ hazretleri böyle kullarına karşı çok şefkatli, re'fetli ve merhametlidir."

Bu âyet-i kerîmelerden birinci bölükteki âyetler: Bu âyet-i kerîmelerden birinci bölükteki âyetler:

"İnsanların bir kısmı vardır ki onun konuşması, dünya hayatı konusundaki konuşması seni şaşırtır,"İnsanların bir kısmı vardır ki onun konuşması, dünya hayatı konusundaki konuşması seni şaşırtır, seni memnun eder, hayretlere sevk eder. 'Allah Allah, bak sen, neler söylüyor, ne güzel söylüyor!' gibi.seni memnun eder, hayretlere sevk eder. 'Allah Allah, bak sen, neler söylüyor, ne güzel söylüyor!' gibi. Ama 'Allah şahidimdir, yemin ederim ki…' filan da dediği halde aslında iyi olmayan insanlar bunlar." Ama 'Allah şahidimdir, yemin ederim ki…' filan da dediği halde aslında iyi olmayan insanlar bunlar."

Süddî rahmetullahi aleyh'in ifadesine göreSüddî rahmetullahi aleyh'in ifadesine göre bu âyet-i kerîme el-Ahnes b. Şerîk es-Sakafî hakkında inmiş.bu âyet-i kerîme el-Ahnes b. Şerîk es-Sakafî hakkında inmiş. Sakafî, Benî Sakif kabilesinden olduğunu gösteriyor.Sakafî, Benî Sakif kabilesinden olduğunu gösteriyor. Benî Sakif de Mekke'nin, Arafat'ın ötesinde dağlarda yaşayan kabile.Benî Sakif de Mekke'nin, Arafat'ın ötesinde dağlarda yaşayan kabile. Taif ve çevresi de onların elindeymiş, arazileri nerelere kadar uzanıyorsa, oralı bir kimse. Taif ve çevresi de onların elindeymiş, arazileri nerelere kadar uzanıyorsa, oralı bir kimse.

Ahnes, hı harfi ve sin ile; Şerîk de kaf harfiyle. Ahnes, hı harfi ve sin ile; Şerîk de kaf harfiyle.

el-Ahnes b. Şerîk isimli bu münafık şahıs, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmişel-Ahnes b. Şerîk isimli bu münafık şahıs, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmiş ve içinden müslüman olmadığı halde "Ben müslüman oldum!" demiş. İçi kâfir, dışı mü'min.ve içinden müslüman olmadığı halde "Ben müslüman oldum!" demiş. İçi kâfir, dışı mü'min. Güzel sözler söylemiş. Bir müslümanın söyleyeceği, mü'min insanın söyleyeceği sözleri söylemiş.Güzel sözler söylemiş. Bir müslümanın söyleyeceği, mü'min insanın söyleyeceği sözleri söylemiş. Ama içi mü'min değil, içinde maksadı başka.Ama içi mü'min değil, içinde maksadı başka. Rivayetlere göre Zühreoğulları ile de arasında antlaşma olan bir adammış.Rivayetlere göre Zühreoğulları ile de arasında antlaşma olan bir adammış. "Ben müslümanları seviyorum, mü'minim..." vs. diye yeminler etmiş."Ben müslümanları seviyorum, mü'minim..." vs. diye yeminler etmiş. Ama Peygamber Efendimiz'in yanından çıkınca giderken müslümanların arazilerine uğramış,Ama Peygamber Efendimiz'in yanından çıkınca giderken müslümanların arazilerine uğramış, ekinlerini yakmış, hayvanlarını öldürmüş. Gaddar, zalim, haydut bir kimse.ekinlerini yakmış, hayvanlarını öldürmüş. Gaddar, zalim, haydut bir kimse. Bunun hakkında inmiştir. Bunun hakkında inmiştir. Bu sözleri söyleyip, bu işleri yapan el-Ahnes b. Şerîk es-Sakafî hakkında inmiştir, deniliyor. Bu sözleri söyleyip, bu işleri yapan el-Ahnes b. Şerîk es-Sakafî hakkında inmiştir, deniliyor.

Bazıları, "Bütün münafıklar hakkındadır; münafıklardan böyle sözler söyleyen,Bazıları, "Bütün münafıklar hakkındadır; münafıklardan böyle sözler söyleyen, böyle hareket eden birileri hakkındadır." demiş. İbn Abbas radıyallhu anhümâ böyle söylemiş.böyle hareket eden birileri hakkındadır." demiş. İbn Abbas radıyallhu anhümâ böyle söylemiş. Demek ki Ahnes'ten başka münafıklar hakkında olmuş oluyor. Demek ki Ahnes'ten başka münafıklar hakkında olmuş oluyor.

Bazıları da, "Bütün münafıklar içindir." demiş. Doğru!Bazıları da, "Bütün münafıklar içindir." demiş. Doğru! Âyet-i kerîmenin bir kişi hakkında inmiş olması, âyetteki hükmün, bilginin umumî olmasına mâni değildir.Âyet-i kerîmenin bir kişi hakkında inmiş olması, âyetteki hükmün, bilginin umumî olmasına mâni değildir. Bütün münafıkların durumu budur. Münafıklar da iki zümredir.Bütün münafıkların durumu budur.

Münafıklar da iki zümredir.
Sahâbe-i kirâm münafıklıktan, içi başka dışı başka olmaktan çok korkarlardı.Sahâbe-i kirâm münafıklıktan, içi başka dışı başka olmaktan çok korkarlardı. Biraz kendilerinde bir kusur gördükleri zaman Resûlullah Efendimiz'e üzüntü içinde gelirlerdi:Biraz kendilerinde bir kusur gördükleri zaman Resûlullah Efendimiz'e üzüntü içinde gelirlerdi: "Ben münafık mı oluyorum yâ Resûlallah? Şöyle şöyle oluyor…" diye telaşlanırlardı. "Ben münafık mı oluyorum yâ Resûlallah? Şöyle şöyle oluyor…" diye telaşlanırlardı.

Mesela Peygamber Efendimiz'e gelip derlerdi: Mesela Peygamber Efendimiz'e gelip derlerdi:

"Yâ Resûlallah! Senin yanındayken çok güzel duygular yaşıyoruz, kendimizden geçiyoruz,"Yâ Resûlallah! Senin yanındayken çok güzel duygular yaşıyoruz, kendimizden geçiyoruz, çok tertemiz duygular tadıyoruz, zevklere dalıyoruz.çok tertemiz duygular tadıyoruz, zevklere dalıyoruz. Ama senin yanından ayrıldıktan sonra, çoluk çocuğumuzun yanına gittikten sonra Ama senin yanından ayrıldıktan sonra, çoluk çocuğumuzun yanına gittikten sonra dünya sevgisi etrafımızı kaplıyor. Acaba biz münafık mıyız?dünya sevgisi etrafımızı kaplıyor. Acaba biz münafık mıyız? Acaba tam iyi müslüman değil miyiz?.." diye korkarlardı. Acaba tam iyi müslüman değil miyiz?.." diye korkarlardı.

Onun için münafıklığı biraz açıklamam lazım: Onun için münafıklığı biraz açıklamam lazım:

Münafıklığın bir çeşidi vardır: İmandaki münafıklık. Mü'min görünüp aslında içi kâfir olmak.Münafıklığın bir çeşidi vardır: İmandaki münafıklık. Mü'min görünüp aslında içi kâfir olmak. Kalbinden kâfir, inanmamış ama dışından mü'min görünüyor. Bunu neden yapar? Kalbinden kâfir, inanmamış ama dışından mü'min görünüyor.

Bunu neden yapar?

Ya casusluk için yapar; gelir, müslümanların arasına girer, "Ben müslümanım" der, kendisi kâfir.Ya casusluk için yapar; gelir, müslümanların arasına girer, "Ben müslümanım" der, kendisi kâfir. Orada işini yürütmek için menfaatini sağlamak için veya zararı verecek vakti kollamak için "Mü'minim." der.Orada işini yürütmek için menfaatini sağlamak için veya zararı verecek vakti kollamak için "Mü'minim." der. İçi tamamen kâfir. İçi tamamen kâfir.

Bir de mü'minler de amel ve icraatı imanına uymayan işler yaptığı zaman münafık durumuna düşer.Bir de mü'minler de amel ve icraatı imanına uymayan işler yaptığı zaman münafık durumuna düşer. O zaman amelde münafıklık oluyor. Tabii kâfir olan, içi kâfir olan münafığın durumu daha ağır. O zaman amelde münafıklık oluyor. Tabii kâfir olan, içi kâfir olan münafığın durumu daha ağır. Onun için âyet-i kerîmede onlar hakkında; Onun için âyet-i kerîmede onlar hakkında;

İnne'l-münafikîne fi'd-derki'l-esfeli mine'n-nâr.İnne'l-münafikîne fi'd-derki'l-esfeli mine'n-nâr. "Hiç şüphe yok ki böyle münafıklar cehennemin en derin, aşağı tabakasında,"Hiç şüphe yok ki böyle münafıklar cehennemin en derin, aşağı tabakasında, en azabı şiddetli yerindedirler ve kendilerine âhirette hiçbir yardımcı bulamayacaklardır.en azabı şiddetli yerindedirler ve kendilerine âhirette hiçbir yardımcı bulamayacaklardır. Şefaatçi, kurtarıcı olmayacak, orada azabı korkunç şekilde çekeceklerdir." diye bildiriliyor. Şefaatçi, kurtarıcı olmayacak, orada azabı korkunç şekilde çekeceklerdir." diye bildiriliyor.

Ama öteki amelde münafıklığa gelince; tabii insan bazen, insanoğlunun yapmaması gereken bazı şeyleri,Ama öteki amelde münafıklığa gelince; tabii insan bazen, insanoğlunun yapmaması gereken bazı şeyleri, bir müslümanın yapmaması gereken şeyleri yapıyor, kanıyor, aldanıyor. Kime kanıyor? bir müslümanın yapmaması gereken şeyleri yapıyor, kanıyor, aldanıyor.

Kime kanıyor?

Bir kere kandırıcıların en ustası olan şeytan insanları kandırıyor.Bir kere kandırıcıların en ustası olan şeytan insanları kandırıyor. Herkesin bir yanından geliyor, aklını çeliyor, günaha bulaştırıyor.Herkesin bir yanından geliyor, aklını çeliyor, günaha bulaştırıyor. Ondan sonra da karşısına geçip "Aldattım şunu!" deyip seviniyor, gülüyor.Ondan sonra da karşısına geçip "Aldattım şunu!" deyip seviniyor, gülüyor. Karıyı kocayı birbirleriyle kavga ettirir. Mü'mine ibadeti, taati terk ettirir, harama bulaştırır... vs.Karıyı kocayı birbirleriyle kavga ettirir. Mü'mine ibadeti, taati terk ettirir, harama bulaştırır... vs. Münafıklar hakkında Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfi var, tarifleri var, pek çok hadîs-i şerîfler var: Münafıklar hakkında Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfi var, tarifleri var, pek çok hadîs-i şerîfler var:

Âyetül-münâfiku selâsün. "Münafığın alameti üçtür:" Âyetül-münâfiku selâsün. "Münafığın alameti üçtür:"

1. İzâ haddese kezebe. "Konuştuğu zaman, yalan söyler." 1. İzâ haddese kezebe. "Konuştuğu zaman, yalan söyler."

2. Ve izâ vaade ahlafe. "Vaad ettiği zaman vaadinden döner." 2. Ve izâ vaade ahlafe. "Vaad ettiği zaman vaadinden döner."

3. Ve ize'tümine hâne. "Kendisine güvenildiği zaman,3. Ve ize'tümine hâne. "Kendisine güvenildiği zaman, bir şey emanet olunduğu zaman emanete hıyanet eder." Veyahut; bir şey emanet olunduğu zaman emanete hıyanet eder." Veyahut;

Ve izâ âhede hâne. "Ahd ü peymân ettiği zaman, antlaşma yaptığı zaman ahdini bozar." gibi tarifler var. Ve izâ âhede hâne. "Ahd ü peymân ettiği zaman, antlaşma yaptığı zaman ahdini bozar." gibi tarifler var.

Tabii o mü'min olmayan insan, dikkat edilirse yamuk gidişinden, tavrından durumu belli olur.Tabii o mü'min olmayan insan, dikkat edilirse yamuk gidişinden, tavrından durumu belli olur. Böyle münafıklar dünyanın her yerinde, her zaman olmuştur. Böyle tatlı sözler söylerler.Böyle münafıklar dünyanın her yerinde, her zaman olmuştur. Böyle tatlı sözler söylerler. İnandırmak için karşısındaki insanın değerlerini düşünürler, neyi beğeneceğini bilirler, onu söylerler.İnandırmak için karşısındaki insanın değerlerini düşünürler, neyi beğeneceğini bilirler, onu söylerler. Bu devirde bunlar çok. Çünkü müslümanları parçalamak isteyenler çok. Bu devirde bunlar çok. Çünkü müslümanları parçalamak isteyenler çok. İslâm'ı yeryüzünden silmek isteyenler çok. İslâm'ı yeryüzünden silmek isteyenler çok. Hatta öyle hevesliler var ki; "Artık dünya üzerinde İslâm kalmasın; Hatta öyle hevesliler var ki; "Artık dünya üzerinde İslâm kalmasın; tamamen silelim de sadece kendi dinimiz hakim olsun!" diye çalışıyorlar. Biraz da onlar kuvvetlendiler. tamamen silelim de sadece kendi dinimiz hakim olsun!" diye çalışıyorlar. Biraz da onlar kuvvetlendiler.

Biz darbe üzerine darbe yedik. Devletlerimiz parçalandı, birliklerimiz parçalandı.Biz darbe üzerine darbe yedik. Devletlerimiz parçalandı, birliklerimiz parçalandı. Bazı İslâm ülkeleri sömürge oldu. Geçtiğimiz –yirminci– yüzyıl çok acı olaylarla karşılaştık.Bazı İslâm ülkeleri sömürge oldu. Geçtiğimiz –yirminci– yüzyıl çok acı olaylarla karşılaştık. Balkanları kaybettik, Afrika'daki ülkeleri kaybettik...Balkanları kaybettik, Afrika'daki ülkeleri kaybettik... İtalyanlar bir yere saldırdı, Fransızlar öteki yere saldırdı, Ruslar kuzeyden saldırdı.İtalyanlar bir yere saldırdı, Fransızlar öteki yere saldırdı, Ruslar kuzeyden saldırdı. Balkan ülkeleri, Sırplar vs. derken müslümanlar birbirleriyle yardımlaşamadılar, birlik beraberlik gösteremediler.Balkan ülkeleri, Sırplar vs. derken müslümanlar birbirleriyle yardımlaşamadılar, birlik beraberlik gösteremediler. İçeride de istenen sağlamlığı sağlayamadılar. Müslümanlar çok sıkıntılar çekti. İçeride de istenen sağlamlığı sağlayamadılar. Müslümanlar çok sıkıntılar çekti.

Bundan sonra da artık, özellikle eğitim öğretim ve zihniyet bakımındanBundan sonra da artık, özellikle eğitim öğretim ve zihniyet bakımından müslümanların akıllarını çelmeye çalıştılar. müslümanların akıllarını çelmeye çalıştılar. "Bunlar bir daha toparlanıp da eski satvet ve şevketlerine ulaşmasınlar!" diye pürdikkat çalışıyorlar. "Bunlar bir daha toparlanıp da eski satvet ve şevketlerine ulaşmasınlar!" diye pürdikkat çalışıyorlar.

Benim çok dikkatimi çekiyor: Almanya birtakım maceralara girişti.Benim çok dikkatimi çekiyor:

Almanya birtakım maceralara girişti.
Bu maceraların sonunda İngiltere'yle, Fransa'yla, öteki ülkelerle büyük savaş yaptı:Bu maceraların sonunda İngiltere'yle, Fransa'yla, öteki ülkelerle büyük savaş yaptı: İkinci Dünya Harbi. Dünya üzerinde kapıştılar.İkinci Dünya Harbi. Dünya üzerinde kapıştılar. Rommel Afrika'ya çıkartma yapmıştı, oralarda savaşlar oldu.Rommel Afrika'ya çıkartma yapmıştı, oralarda savaşlar oldu. Atlas Okyanusu'nda gemiler batırdılar, çeşitli savaşlar oldu.Atlas Okyanusu'nda gemiler batırdılar, çeşitli savaşlar oldu. İngiltere'ye çıkarma yapmak istediler. İngiltere'ye çıkarma yapmak istediler. Sonunda İngiltere-Fransa tarafına Amerikalılar yardıma geldi.Sonunda İngiltere-Fransa tarafına Amerikalılar yardıma geldi. Almanlar'a bomba yağdırdılar, her tarafı yıktılar, dirençlerini kırdılar. Rusya da doğudan saldırdı.Almanlar'a bomba yağdırdılar, her tarafı yıktılar, dirençlerini kırdılar. Rusya da doğudan saldırdı. Sonunda Almanya'yı yendiler, böldüler. Berlin dört bölgeye ayrıldı, araya bir duvar çekildi.Sonunda Almanya'yı yendiler, böldüler. Berlin dört bölgeye ayrıldı, araya bir duvar çekildi. Doğu Almanya Rusların nüfuzu altında kaldı.Doğu Almanya Rusların nüfuzu altında kaldı. Almanlar böyle bir maceranın sonunda, böyle kötü bir duruma fena halde yenilerek ve çok kayıplara uğrayarak,Almanlar böyle bir maceranın sonunda, böyle kötü bir duruma fena halde yenilerek ve çok kayıplara uğrayarak, kendilerinin eskiden sahip oldukları toprakları da kaybederek fena bir duruma düştüler. kendilerinin eskiden sahip oldukları toprakları da kaybederek fena bir duruma düştüler.

Ama yılmadılar ve ye'se düşmediler, ümitsizliğe düşmediler.Ama yılmadılar ve ye'se düşmediler, ümitsizliğe düşmediler. Çalışmalarını devam ettirdiler ettirdiler, sonunda ülkelerinin doğu kısmını kurtardılar.Çalışmalarını devam ettirdiler ettirdiler, sonunda ülkelerinin doğu kısmını kurtardılar. Doğu Almanya, Batı Almanya; ikisi birleşti. Berlin'i kurtardılar.Doğu Almanya, Batı Almanya; ikisi birleşti. Berlin'i kurtardılar. Bununla da yetinmediler, mütefekkirleri, onların ülkeleri için düşünen siyasîleri... Bununla da yetinmediler, mütefekkirleri, onların ülkeleri için düşünen siyasîleri... Bunların bir kısmı papazdı. Mesela Konrad Adenaur papaz, Helmut Kohl papaz.Bunların bir kısmı papazdı. Mesela Konrad Adenaur papaz, Helmut Kohl papaz. Bunlar kilisenin papazları, siyasete girmiş insanlar.Bunlar kilisenin papazları, siyasete girmiş insanlar. Yeniden Almanya'yı kurtardıktan başka, "Avrupa devletlerinin arasında ihtilafa,Yeniden Almanya'yı kurtardıktan başka, "Avrupa devletlerinin arasında ihtilafa, kavgaya lüzum yoktur!" diyerekkavgaya lüzum yoktur!" diyerek onları toparladılar ve Avrupa Birliği'ni kurdular. Hâlbuki İkinci Cihan Harbi'nde kavgayı kendileri çıkartmışlardı.onları toparladılar ve Avrupa Birliği'ni kurdular. Hâlbuki İkinci Cihan Harbi'nde kavgayı kendileri çıkartmışlardı. Ve kocaman bir birlik hâline geldiler.Ve kocaman bir birlik hâline geldiler. Amerika'yla rekabet edebilmek için, Rusya'yla rekabet edebilmek için muazzam hamleler yaptılar. Amerika'yla rekabet edebilmek için, Rusya'yla rekabet edebilmek için muazzam hamleler yaptılar.

Şimdi Almanya'dan bir insan, bir kimlikle İspanya'ya kadar gidebiliyor, Avrupa'da her tarafı gezebiliyor.Şimdi Almanya'dan bir insan, bir kimlikle İspanya'ya kadar gidebiliyor, Avrupa'da her tarafı gezebiliyor. Çok büyük gelişmeler sağladılar. Çok büyük gelişmeler sağladılar. Adeta tarihteki büyük imparatorluklarını yeniden kurmak istiyor gibi.Adeta tarihteki büyük imparatorluklarını yeniden kurmak istiyor gibi. Hatta başka milletleri de o kadar özendiriyorlar ki onlar da onların birliğine girmek istiyor.Hatta başka milletleri de o kadar özendiriyorlar ki onlar da onların birliğine girmek istiyor. Onlarla beraber olalım diye müracaat ediyorlar. Onlarla beraber olalım diye müracaat ediyorlar.

Türkiye de Avrupa Birliği'ne gireceğim diye uğraşıyor.Türkiye de Avrupa Birliği'ne gireceğim diye uğraşıyor. Onlar da diyorlar ki; "Kıbrıs'ı verirseniz olur, şunu yaparsanız olur, bunu yaparsanız olur…"Onlar da diyorlar ki; "Kıbrıs'ı verirseniz olur, şunu yaparsanız olur, bunu yaparsanız olur…" Taviz koparmaya çalışıyorlar.Taviz koparmaya çalışıyorlar. Ama bizim mütefekkirlerimiz, bizim siyasîlerimiz bunları hiç düşünmemiş.Ama bizim mütefekkirlerimiz, bizim siyasîlerimiz bunları hiç düşünmemiş. Elden çıkan topraklardan sadece Kıbrıs'ın kuzeyi, Kuzey Kıbrıs diye biraz kurtarılabilmiş.Elden çıkan topraklardan sadece Kıbrıs'ın kuzeyi, Kuzey Kıbrıs diye biraz kurtarılabilmiş. Öbür taraflar... Öbür taraflar... Balkanlar'da ne kadar katliamlar oldu, geçtiğimiz yıllarda Boşnak kardeşlerimizden hepimiz gördük...Balkanlar'da ne kadar katliamlar oldu, geçtiğimiz yıllarda Boşnak kardeşlerimizden hepimiz gördük... Makedonya'da, Bulgaristan'da ne kadar zulümler yaptılar, ne kadar müslümanları öldürdüler!Makedonya'da, Bulgaristan'da ne kadar zulümler yaptılar, ne kadar müslümanları öldürdüler! Biz herhangi bir şey yapamadık. Arnavutluk'a yardım edemedik, Kosova'ya yardım edemedik,Biz herhangi bir şey yapamadık. Arnavutluk'a yardım edemedik, Kosova'ya yardım edemedik, ellerinden tutamadık, kalkındıramadık. Libya bizimle birleşmek istiyordu.ellerinden tutamadık, kalkındıramadık. Libya bizimle birleşmek istiyordu. Libya'yla bile birleşemedik. O temayülü anlayamadık. Libya'yla bile birleşemedik. O temayülü anlayamadık.

Kral İdris es-Sünûsî, zaten İstiklâl Harbi'nde bizim cephemizde bizimle beraber çarpışmış insanlar,Kral İdris es-Sünûsî, zaten İstiklâl Harbi'nde bizim cephemizde bizimle beraber çarpışmış insanlar, İtalyanlar'ı def ettikten sonra Türkiye'yle birleşmek istiyorlardı.İtalyanlar'ı def ettikten sonra Türkiye'yle birleşmek istiyorlardı. Türkiye bu işlerden habersiz veya haberi olduğu halde siyasiler suçlu; haberi varsa daha suçlu!Türkiye bu işlerden habersiz veya haberi olduğu halde siyasiler suçlu; haberi varsa daha suçlu! Libya'yı alabilirdik, Libya'yla birleşebilirdik. Çünkü Kral İdris es-Sünûsî bu niyeti taşıyordu.Libya'yı alabilirdik, Libya'yla birleşebilirdik. Çünkü Kral İdris es-Sünûsî bu niyeti taşıyordu. Olmadı, Kaddafi onu devirdi. Ondan sonra kendi milletinin de canına okudu.Olmadı, Kaddafi onu devirdi. Ondan sonra kendi milletinin de canına okudu. Halbuki biz oralarda Trablusgarp'ta ve sâirede nice savaşlar yapmıştık.Halbuki biz oralarda Trablusgarp'ta ve sâirede nice savaşlar yapmıştık. Eski topraklarımızdan bir kısmını, Almanya'nın Doğu Almanya'yı aldığı gibi almış olacaktık.Eski topraklarımızdan bir kısmını, Almanya'nın Doğu Almanya'yı aldığı gibi almış olacaktık. Menderes zamanında, BağdatMenderes zamanında, Bağdat filan diye Irak'ın alınması gibi bir durum biraz belirir gibi oldu.filan diye Irak'ın alınması gibi bir durum biraz belirir gibi oldu. Muhalifler, düşmanlar meseleyi anladıkları için ihtilaller yaptılar.Muhalifler, düşmanlar meseleyi anladıkları için ihtilaller yaptılar. Hükümeti devirdiler, krallarını öldürdüler, diktatörler başa geçti. Irak'ı birleşmekten vaz geçirdiler.Hükümeti devirdiler, krallarını öldürdüler, diktatörler başa geçti. Irak'ı birleşmekten vaz geçirdiler. Yoksa biz basiretli siyaset gütseydik Irak'la birleşebilecektik.Yoksa biz basiretli siyaset gütseydik Irak'la birleşebilecektik. Daha başka komşu, eskiden bizim olan yerlerle birleşmemiz mümkün olurdu. Daha başka komşu, eskiden bizim olan yerlerle birleşmemiz mümkün olurdu. Bilmiyorum bunları benden önce başkası söyledi mi?.. Hiç bunlar düşünülmüyor, bunlara göre çalışılmıyor. Bilmiyorum bunları benden önce başkası söyledi mi?.. Hiç bunlar düşünülmüyor, bunlara göre çalışılmıyor.

Kafkasya'da olaylar çıktığı zaman, ben harita aradım, doğru düzgün bir haritamız yok!Kafkasya'da olaylar çıktığı zaman, ben harita aradım, doğru düzgün bir haritamız yok! Kafkas halklarıyla ilişkin bir çalışma yok!Kafkas halklarıyla ilişkin bir çalışma yok! Adını ilk defa duyduğumuz kabilelerin yerlerini son savaşlarda anladık. Adını ilk defa duyduğumuz kabilelerin yerlerini son savaşlarda anladık. Osetya diye bir yer varmış, Acaristan varmış, Çerkezistan varmış,Osetya diye bir yer varmış, Acaristan varmış, Çerkezistan varmış, Çeçenistan varmış… filan diye yeni yeni anlıyoruz.Çeçenistan varmış… filan diye yeni yeni anlıyoruz. Onlara ne yardım etmişiz ne takip etmişiz ne ilgi göstermişiz!Onlara ne yardım etmişiz ne takip etmişiz ne ilgi göstermişiz! Oradan gelenler de kendi ülkelerine gereken yardımı yapmamışlar.Oradan gelenler de kendi ülkelerine gereken yardımı yapmamışlar. Halbuki çoğu orduya girmişlerdi, general rütbesine kadar bile çıkmışlardı. Bir kısmının ismini biliyorum. Halbuki çoğu orduya girmişlerdi, general rütbesine kadar bile çıkmışlardı. Bir kısmının ismini biliyorum.

Hâsılı hepimiz suçluyuz! Türkiye'nin şu andaki yaşayanları veyahut yaşlıları diyelim, herkes suçlu!Hâsılı hepimiz suçluyuz! Türkiye'nin şu andaki yaşayanları veyahut yaşlıları diyelim, herkes suçlu! Çünkü daha eski kaybettiğimiz toprakların acısını bile unutmuşuz, onlara ağlamayı bile unutmuşuz.Çünkü daha eski kaybettiğimiz toprakların acısını bile unutmuşuz, onlara ağlamayı bile unutmuşuz. Hâlbuki Bavyera'ya kadar topraklar bizimdi, Budapeşte'ye kadar bizimdi. İşte böyle şeyler olmuş. Hâlbuki Bavyera'ya kadar topraklar bizimdi, Budapeşte'ye kadar bizimdi. İşte böyle şeyler olmuş.

Bunları niçin anlatıyorum, sözün başına dönelim: Bunları niçin anlatıyorum, sözün başına dönelim:

"Bizi bu halde bile bırakmak istemeyip parçalamak isteyenler var!" diye söylüyorum,"Bizi bu halde bile bırakmak istemeyip parçalamak isteyenler var!" diye söylüyorum, münafıklar var diye söylüyorum. münafıklar var diye söylüyorum. Ve bu münafıklar tabii ilk önce ilgi toplamak için ve taraftar kazanmak içinVe bu münafıklar tabii ilk önce ilgi toplamak için ve taraftar kazanmak için sizin hoşunuza gidecek en tatlı sözleri söylerler.sizin hoşunuza gidecek en tatlı sözleri söylerler. Siz neye inanıyorsanız, neyi seviyorsanız onu öne sürerler. Siz neye inanıyorsanız, neyi seviyorsanız onu öne sürerler. Ama sonradan bakarsınız ki sizi bağladıktan sonra, paketledikten sonra hiç istemediğiniz noktaya götürmüşler.Ama sonradan bakarsınız ki sizi bağladıktan sonra, paketledikten sonra hiç istemediğiniz noktaya götürmüşler. Onun için, "Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerini okurken zamane münafıklarını da tanıyın Onun için, "Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerini okurken zamane münafıklarını da tanıyın ve ona göre aklınızı başınıza toplayın!" diyeve ona göre aklınızı başınıza toplayın!" diye birazcık acı acı bazı şeyleri beyan etmek istiyorum. "Dost acı söyler, düşman güldürür." birazcık acı acı bazı şeyleri beyan etmek istiyorum.

"Dost acı söyler, düşman güldürür."

Maalesef, ben biraz da bazı insanlara çok kırgınım.Maalesef, ben biraz da bazı insanlara çok kırgınım. Çünkü münafıkların münafıkça sözlerini anlamıyorlar, hemen gevşeyip onlara meylediveriyorlar, kanıveriyorlar.Çünkü münafıkların münafıkça sözlerini anlamıyorlar, hemen gevşeyip onlara meylediveriyorlar, kanıveriyorlar. Çok yanlış! Hâlbuki Peygamber Efendimiz "Gerçek mü'min aldanmaz." diye buyuruyor.Çok yanlış! Hâlbuki Peygamber Efendimiz "Gerçek mü'min aldanmaz." diye buyuruyor. Bir defa aldansa ikinci defa aldanmaz. Bir defa aldansa ikinci defa aldanmaz. Bir mü'min, bir yılan kendisini bir delikten bir defa soksa ikinci defa artık orada tedbir alır. Bir mü'min, bir yılan kendisini bir delikten bir defa soksa ikinci defa artık orada tedbir alır. Ama Türkiye'de ve diğer İslâm ülkelerinde olaylar daima aynı;Ama Türkiye'de ve diğer İslâm ülkelerinde olaylar daima aynı; aynı filimler çevriliyor, aynı oyunlar oynanıyor, aynı zararlar veriliyor. aynı filimler çevriliyor, aynı oyunlar oynanıyor, aynı zararlar veriliyor. Halk hâlâ dostunu düşmanını anlayamamış oluyor. Demek ki münafıkları teşhiste kusur var.Halk hâlâ dostunu düşmanını anlayamamış oluyor. Demek ki münafıkları teşhiste kusur var. Münafıkları anlayamama var. Bu da imandaki kusurdan kaynaklanıyor.Münafıkları anlayamama var. Bu da imandaki kusurdan kaynaklanıyor. Allahu Teâlâ hazretleri basiret ihsan eylesin. Allahu Teâlâ hazretleri basiret ihsan eylesin.

Bu adam böyle tatlı sözler söyleyip bir de ne yapıyor? Bu adam böyle tatlı sözler söyleyip bir de ne yapıyor?

Yüşhidullâhe alâ mâ fî kalbihî. "Kalbindekilere de Allah'ı şahit getiriyor." Yüşhidullâhe alâ mâ fî kalbihî. "Kalbindekilere de Allah'ı şahit getiriyor."

"Bak benim kalbim çok temiz, vallahi, Allah biliyor ki, Allah çok iyi bilir ki..." gibi"Bak benim kalbim çok temiz, vallahi, Allah biliyor ki, Allah çok iyi bilir ki..." gibi yeminle veya tatlı laflarla böyle söylüyorlar. Onlara hiç kanmamak lazım! Çünkü o onu kullanıyor. yeminle veya tatlı laflarla böyle söylüyorlar. Onlara hiç kanmamak lazım! Çünkü o onu kullanıyor.

Münâfikûn sûresinin başındaki âyet de bizim için çok çok ibretlidir.Münâfikûn sûresinin başındaki âyet de bizim için çok çok ibretlidir. Cenâb-ı Hak Münâfikûn sûresinin 1. âyet-i kerîmesinde buyuruyor ki; Cenâb-ı Hak Münâfikûn sûresinin 1. âyet-i kerîmesinde buyuruyor ki;

Bismillâhirrahmânirrahîm: İzâ câekel-münâfikûne kâlû neşhedü inneke le Resûlullah.Bismillâhirrahmânirrahîm:

İzâ câekel-münâfikûne kâlû neşhedü inneke le Resûlullah.
"Ey Resûlüm! Sana münafıklar geldikleri zaman derler ki; 'Şehadet ederiz ki sen Allah'ın Resûlüsün!'" "Ey Resûlüm! Sana münafıklar geldikleri zaman derler ki; 'Şehadet ederiz ki sen Allah'ın Resûlüsün!'"

Tamam, güzel söz söylüyorlar, mü'minin söylemesi gereken sözü söylüyorlar, müslüman olmuş gibi görünüyorlar. Tamam, güzel söz söylüyorlar, mü'minin söylemesi gereken sözü söylüyorlar, müslüman olmuş gibi görünüyorlar.

Allahu Teâlâ hazretleri onların yalancı olduğunu biliyor ama, "Onlar yalancı!" dese;Allahu Teâlâ hazretleri onların yalancı olduğunu biliyor ama, "Onlar yalancı!" dese; o zaman birileri de sanacak ki sözü yanlış! İnneke le Resûlullah. o zaman birileri de sanacak ki sözü yanlış!

İnneke le Resûlullah.

Onun için Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki; Onun için Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

Vallâhu ya'lemü inneke le resûlüh. "Allah biliyor ki sen onun elçisisin!" Evet, elbette o öyle ama; Vallâhu ya'lemü inneke le resûlüh. "Allah biliyor ki sen onun elçisisin!"

Evet, elbette o öyle ama;

Vallâhu yeşhedü innel-münâfikîne le kâzibûn.Vallâhu yeşhedü innel-münâfikîne le kâzibûn. "Allah da şehadet eder ki münafıklar yalancıların ta kendileridir." "Allah da şehadet eder ki münafıklar yalancıların ta kendileridir."

Cenâb-ı Hak onlarla istihza ediyor. Müslümanların bunları anlaması lazım, bilmesi lazım.Cenâb-ı Hak onlarla istihza ediyor. Müslümanların bunları anlaması lazım, bilmesi lazım. Alâmetleri de Resûlullah tarafından söylenmiş, bunlara kanmaması lazım. Alâmetleri de Resûlullah tarafından söylenmiş, bunlara kanmaması lazım.

Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinin kıraat farkları oluyor, farklı rivayetler oluyor: Yüşhidullâhe alâ mâ fî kalbihî kısmı için,Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinin kıraat farkları oluyor, farklı rivayetler oluyor:

Yüşhidullâhe alâ mâ fî kalbihî kısmı için,
yeşhedullâhu alâ mâ fî kalbihî diye de kıraat var.yeşhedullâhu alâ mâ fî kalbihî diye de kıraat var. O zaman mâna şöyle oluyor: O zaman mâna şöyle oluyor:

"Onlar dünya hayatı konusunda tatlı tatlı laflar söylerler"Onlar dünya hayatı konusunda tatlı tatlı laflar söylerler ama Allah onların kalplerinde ne kadar kötü fikirler taşıdıklarını görüyor, biliyor. ama Allah onların kalplerinde ne kadar kötü fikirler taşıdıklarını görüyor, biliyor. Allah şahit olduğu halde böyle tatlı tatlı sözler söylerler." Bu büyük bir cür'et oluyor.Allah şahit olduğu halde böyle tatlı tatlı sözler söylerler."

Bu büyük bir cür'et oluyor.
Allah'ın kalplerinden geçenleri gördüğünü, bildiğini bildikleri halde bu sahtekârlığa devam ediyorlar.Allah'ın kalplerinden geçenleri gördüğünü, bildiğini bildikleri halde bu sahtekârlığa devam ediyorlar. Çok büyük bir şey! İsyan çok korkunç bir şey!Çok büyük bir şey! İsyan çok korkunç bir şey! Allah'ın her şeyi gördüğünü, bildiğini düşündüğü halde böyle şeyler yapmak çok fena! Allah'ın her şeyi gördüğünü, bildiğini düşündüğü halde böyle şeyler yapmak çok fena!

Fi'l-hayâti'd-dünyâ. "Dünya hayatı konusunda, dünya hayatı hakkındaki sözleri!" Fi'l-hayâti'd-dünyâ. "Dünya hayatı konusunda, dünya hayatı hakkındaki sözleri!"

Bu ne mânaya geliyor? Bu ne mânaya geliyor?

Onlar belki dünya hayırları, menfaatleri, faydaları konusunda vaadlerde bulunuyorlar,Onlar belki dünya hayırları, menfaatleri, faydaları konusunda vaadlerde bulunuyorlar, "Böyle yapacağız, şöyle yapacağız..." filan diyorlar."Böyle yapacağız, şöyle yapacağız..." filan diyorlar. Âhiretle ilgili bir şey değil de bu yaşamla ilgili belki böyle kandırıcı sözler söylüyorlar. Âhiretle ilgili bir şey değil de bu yaşamla ilgili belki böyle kandırıcı sözler söylüyorlar.

Bu zamanın münafıkları da etrafına adam toplamak için yine dünya menfaati de sağlar.Bu zamanın münafıkları da etrafına adam toplamak için yine dünya menfaati de sağlar. Hatta ben duydum ki bazı misyonerler kandırmak istedikleri kimselere maaş bağlıyorlarmış:Hatta ben duydum ki bazı misyonerler kandırmak istedikleri kimselere maaş bağlıyorlarmış: "Ayda sana şu kadar, 400 mark, 500 mark vereceğiz; sen bizim toplantılarımıza gel!" diyorlarmış."Ayda sana şu kadar, 400 mark, 500 mark vereceğiz; sen bizim toplantılarımıza gel!" diyorlarmış. 500 marka tenezzül eden onların toplantılarına gidiyor. Bir gidiyor, iki gidiyor...500 marka tenezzül eden onların toplantılarına gidiyor. Bir gidiyor, iki gidiyor... Onlar da tabii gelen insanı nasıl yakalayıp nasıl kullanacaklarını çok iyi bildiklerinden;Onlar da tabii gelen insanı nasıl yakalayıp nasıl kullanacaklarını çok iyi bildiklerinden; "Haydi bakalım, şu vazifeyi yap! Haydi git, sen de şunu yap!"Haydi bakalım, şu vazifeyi yap! Haydi git, sen de şunu yap! Haydi git bakalım, üç tane Türk'ü daha getir; getirmezsen parayı vermeyiz!.." diyorlar.Haydi git bakalım, üç tane Türk'ü daha getir; getirmezsen parayı vermeyiz!.." diyorlar. Böylece bizim kendi evlatlarımızı kendimiz aleyhine, dinimiz aleyhine kullanıyorlar.Böylece bizim kendi evlatlarımızı kendimiz aleyhine, dinimiz aleyhine kullanıyorlar. Kimseden de ses çıkmıyor. Kimseden de ses çıkmıyor.

Benim en çok hayret ettiğim şeylerden birisi deBenim en çok hayret ettiğim şeylerden birisi de bu konularda geçenlerde gazeteden, mecmualardan bazı haberler okudum.bu konularda geçenlerde gazeteden, mecmualardan bazı haberler okudum. İşçi Partisi'nden bazı kimseler ve onların yayınlarınınİşçi Partisi'nden bazı kimseler ve onların yayınlarının yazarları İzmir'de bazı toplantılara katılmışlar; bunları onlar yayınlıyorlar.yazarları İzmir'de bazı toplantılara katılmışlar; bunları onlar yayınlıyorlar. Tabii onlar esas itibariyle İşçi Partisi... Tabii onlar esas itibariyle İşçi Partisi... Asıl dinci olduğunu söyleyen partilerin, bu işleri ortaya koyması lazım! Onlar bir şey demiyorlar.Asıl dinci olduğunu söyleyen partilerin, bu işleri ortaya koyması lazım! Onlar bir şey demiyorlar. Ne günlere kaldık ey gâzi hünkâr!.. İnsan hayretler içinde kalıyor. Ne günlere kaldık ey gâzi hünkâr!.. İnsan hayretler içinde kalıyor.

Ve hüve eleddül-hısâm. "Bu lafı söyleyen, tatlı lafı söyleyen insan, hasımların en yamuğudur." Ve hüve eleddül-hısâm. "Bu lafı söyleyen, tatlı lafı söyleyen insan, hasımların en yamuğudur."

Bu cümle hâl cümlesidir. Eled, ledid kelimesinin çoğuludur. Lüd, bunun ism-i tafdilidir.Bu cümle hâl cümlesidir. Eled, ledid kelimesinin çoğuludur. Lüd, bunun ism-i tafdilidir. Bunun da çoğulu lüdd gelir; dal şeddeli olarak, "yamuk" demek. Bunun da çoğulu lüdd gelir; dal şeddeli olarak, "yamuk" demek. Hasımların en eğri büğrüsü, en yamuğu. Hasımların en eğri büğrüsü, en yamuğu.

Münafığın en büyük vasfı budur, yamukluktur. Her kılığa girer, her tarafa yamulur.Münafığın en büyük vasfı budur, yamukluktur. Her kılığa girer, her tarafa yamulur. Dosdoğru kâfir olsa anlarsın, direk gibidir, görürsün.Dosdoğru kâfir olsa anlarsın, direk gibidir, görürsün. Ama münafık her kılığa girip yamulduğu için, kıvrıldığı, kıvırttığı için anlaşılması zordur.Ama münafık her kılığa girip yamulduğu için, kıvrıldığı, kıvırttığı için anlaşılması zordur. Edebiyatçılardan birisi onun için demiş ki; "Pirincin içindeki siyah taştan korkma!" Neden? Edebiyatçılardan birisi onun için demiş ki;

"Pirincin içindeki siyah taştan korkma!"

Neden?

Pirinç beyazdır, taş da siyah; hemen görürsün, ayıklarsın.Pirinç beyazdır, taş da siyah; hemen görürsün, ayıklarsın. Ama mermer parçasıysa, beyazsa, pirinç gibiyse o zaman hapı yutarsın.Ama mermer parçasıysa, beyazsa, pirinç gibiyse o zaman hapı yutarsın. Ağzına kaşığı attığın zaman, çiğnediğin zaman mermer parçası iki dişin arasına geldi miAğzına kaşığı attığın zaman, çiğnediğin zaman mermer parçası iki dişin arasına geldi mi ne kadar fena olur taş çiğnemek. Sözü söylerken bile insan bir fena oluyor. ne kadar fena olur taş çiğnemek. Sözü söylerken bile insan bir fena oluyor.

Münafık da böyledir. Beyaz pirincin arasında beyaz taş parçası, mermer parçası gibidir.Münafık da böyledir. Beyaz pirincin arasında beyaz taş parçası, mermer parçası gibidir. Aslında düşmanların en yamuğu olduğu halde tatlı tatlı laflar söyler. Aslında düşmanların en yamuğu olduğu halde tatlı tatlı laflar söyler. Bir de Allah'ı sözlerine şahit getirir. Yalancılıklarına şahit getirir.Bir de Allah'ı sözlerine şahit getirir. Yalancılıklarına şahit getirir. Ekseriyetin kıraatine göre mâna bu. Ekseriyetin kıraatine göre mâna bu. Ama öteki kıraate göre; "Allah onun kalbindeki yamuk fikirlerin nasıl yamuk olduğunu gördüğü halde,Ama öteki kıraate göre; "Allah onun kalbindeki yamuk fikirlerin nasıl yamuk olduğunu gördüğü halde, onu düşünmez de böyle işler yapar, tatlı sözler söyler, kandırmaya çalışır." mânasına. onu düşünmez de böyle işler yapar, tatlı sözler söyler, kandırmaya çalışır." mânasına.

Ve izâ tevellâ. Tevellâ iki mânaya geliyor.Ve izâ tevellâ.

Tevellâ iki mânaya geliyor.
Birincisi; vellâ müdbiren, "arkasını dönüp gitmek" mânasına geliyor.Birincisi; vellâ müdbiren, "arkasını dönüp gitmek" mânasına geliyor. Senin yanında bulunduktan sonra ayrılıp gidiyor.Senin yanında bulunduktan sonra ayrılıp gidiyor. Senin yanında tatlı tatlı konuşuyor, ondan sonra ayrılıp gidiyor, arkasını dönüp gitti.Senin yanında tatlı tatlı konuşuyor, ondan sonra ayrılıp gidiyor, arkasını dönüp gitti. "Dönüp gittiği zaman" mânasına gelir. "Dönüp gittiği zaman" mânasına gelir.

İkinci mânası da; tevellî, "bir işin başına velî olmak, veliyyül-emr olmak" mânasına. İkinci mânası da; tevellî, "bir işin başına velî olmak, veliyyül-emr olmak" mânasına.

Ve izâ tevellâ seâ fîl-ardı. "Bir işin başına geçtiği zaman, bir işte yönetici durumuna geldiği zaman;Ve izâ tevellâ seâ fîl-ardı. "Bir işin başına geçtiği zaman, bir işte yönetici durumuna geldiği zaman; o zaman, yeryüzünde gayret gösterir." o zaman, yeryüzünde gayret gösterir."

Seâ-yes'â, "gayret göstermek ve koşuşturmak" mânasına.Seâ-yes'â, "gayret göstermek ve koşuşturmak" mânasına. Bu maddî olarak hızla koşuşturmak mânasına da gelir. Bu maddî olarak hızla koşuşturmak mânasına da gelir. Ama mânevî olarak benzetme yoluyla, kötülükleri yapmak için çok gayret sarf etmek mânasına da gelir. Ama mânevî olarak benzetme yoluyla, kötülükleri yapmak için çok gayret sarf etmek mânasına da gelir.

Koşuşturur. Niçin? Li-yüfside fîhâ.Koşuşturur.

Niçin?

Li-yüfside fîhâ.
"Yeryüzünü fesada uğratmak için koşuşturur." Fesada uğratmak ne demek? "Yeryüzünü fesada uğratmak için koşuşturur."

Fesada uğratmak ne demek?

"Bozmak" demek. Kevn, "olmak, yapmak" demek. fesad, "olan şeyin bozulması" demek."Bozmak" demek. Kevn, "olmak, yapmak" demek. fesad, "olan şeyin bozulması" demek. Mesela çocuk küçük küçük oyuncak parçalarını bir araya getiriyor, bir ev yapıyor.Mesela çocuk küçük küçük oyuncak parçalarını bir araya getiriyor, bir ev yapıyor. Öteki yaramaz çocuk da geliyor, bir vuruyor, darmadağın dağıtıyor. Yapmak ve bozmak.Öteki yaramaz çocuk da geliyor, bir vuruyor, darmadağın dağıtıyor. Yapmak ve bozmak. Fesad, "bozmak" demek, efsede-yüfsidü de o mânaya. Fesad, "bozmak" demek, efsede-yüfsidü de o mânaya.

Li-yüfside fîhâ. "Bu koşuşturmayı yeryüzünde bozgunculuk yapmak için yapar;Li-yüfside fîhâ. "Bu koşuşturmayı yeryüzünde bozgunculuk yapmak için yapar; eline fırsat geçince veya dönüp gidince..." eline fırsat geçince veya dönüp gidince..."

Ve yühlikel-hars. Ehleke-yüklikü; "helâk etmek, yok etmek" demek. Ve yühlikel-hars.

Ehleke-yüklikü; "helâk etmek, yok etmek" demek.

Neyi yok ediyor? el-Hars.Neyi yok ediyor?

el-Hars.
"Ekini, mezruâtı, ziraat olarak yere dikilmiş, emek sarf edilerek 'Dutlar büyüsün de yiyelim…' diye ekilmiş ekinleri!" "Ekini, mezruâtı, ziraat olarak yere dikilmiş, emek sarf edilerek 'Dutlar büyüsün de yiyelim…' diye ekilmiş ekinleri!"

Ve'n-nesl. "Ve nesilleri helâk ediyor." Hars; bitkilerin sonucudur, bitkilerdir.Ve'n-nesl. "Ve nesilleri helâk ediyor."

Hars; bitkilerin sonucudur, bitkilerdir.
Nesil de hayvanlar, canlılar içindir, hayvanât içindir. İnsanlar için de başkaları için de. Nesil de hayvanlar, canlılar içindir, hayvanât içindir. İnsanlar için de başkaları için de.

Bu adam ne yapmış, eğer el-Ahnes b. Şerîk kastediliyorsa bu münafık ne yapmış? Bu adam ne yapmış, eğer el-Ahnes b. Şerîk kastediliyorsa bu münafık ne yapmış?

Peygamber Efendimiz'e tatlı tatlı, "Ben müslüman oldum!" diye güzel güzel sözler söyledikten sonra,Peygamber Efendimiz'e tatlı tatlı, "Ben müslüman oldum!" diye güzel güzel sözler söyledikten sonra, vaadlerde bulunduktan sonra giderken ekinleri yakmış, harmanları yakmış. İşte hars bu!vaadlerde bulunduktan sonra giderken ekinleri yakmış, harmanları yakmış. İşte hars bu! Ondan sonra koyunları, develeri öldürmüş, istifade edilmez hâle getirmiş, kırmış, geçirmiş. Ondan sonra koyunları, develeri öldürmüş, istifade edilmez hâle getirmiş, kırmış, geçirmiş. Ve'n-nesl de bu! Münafık, eline fırsat geçti mi her türlü zararı yapar.Ve'n-nesl de bu!

Münafık, eline fırsat geçti mi her türlü zararı yapar.
Onun için mü'minlerin ihlâslıların çok dikkat etmesi lazım! Münafıkları iyi tanıması lazım!Onun için mü'minlerin ihlâslıların çok dikkat etmesi lazım! Münafıkları iyi tanıması lazım! Ve münafıkları tanıdıktan sonra da göz açtırmaması lazım, fırsat vermemesi lazım! Ve münafıkları tanıdıktan sonra da göz açtırmaması lazım, fırsat vermemesi lazım! Öyle fırsatlar veriyorlar, öyle işlerin başına getiriyorlar ki hortumlayıp bitiriyor. Öyle fırsatlar veriyorlar, öyle işlerin başına getiriyorlar ki hortumlayıp bitiriyor. Her türlü zararı yapıyor. Öyle zararlar veriyorlar ki milleti birbirine kırdırıyor. Her türlü zararı yapıyor. Öyle zararlar veriyorlar ki milleti birbirine kırdırıyor. Bir hayırlı iş yapsın diye bir şeyin başına getiriyorsunuz;Bir hayırlı iş yapsın diye bir şeyin başına getiriyorsunuz; bir düzen kuruyor, bir oyun oynuyor, iki tarafı birbirine kırdırıyor. bir düzen kuruyor, bir oyun oynuyor, iki tarafı birbirine kırdırıyor.

Türkiye'de yıllarca gençler birbirleriyle nasıl çarpıştılar! Birileri bu işi yaptı, becerdi.Türkiye'de yıllarca gençler birbirleriyle nasıl çarpıştılar! Birileri bu işi yaptı, becerdi. Sokaklarda tabancalar, ölenler, kalanlar... Nice insanlar öldü. Okullarda, camlar, çerçeveler…Sokaklarda tabancalar, ölenler, kalanlar... Nice insanlar öldü. Okullarda, camlar, çerçeveler… nasıl zararlar oldu! Onun için ne yapmamız lazım? nasıl zararlar oldu!

Onun için ne yapmamız lazım?

Her yerde, her zaman ihlâslı insanları iş başına getirmemiz lazım!Her yerde, her zaman ihlâslı insanları iş başına getirmemiz lazım! İhlâslı insanlara görev vermek lazım.İhlâslı insanlara görev vermek lazım. Ötekileri de zarar vermesin diye pürdikkat göz hapsi altına alıp dikkat etmek lazım! Ötekileri de zarar vermesin diye pürdikkat göz hapsi altına alıp dikkat etmek lazım!

Vallâhu lâ yühibbül-fesâd. "Hâlbuki Allah bozgunculuğu sevmez.Vallâhu lâ yühibbül-fesâd. "Hâlbuki Allah bozgunculuğu sevmez. Cenâb-ı Hak zararı, fesadı, bozgunculuğu, öldürmeyi, üzmeyi, kırmayı, vurmayı sevmez." Cenâb-ı Hak zararı, fesadı, bozgunculuğu, öldürmeyi, üzmeyi, kırmayı, vurmayı sevmez."

İslâm'ın fikri budur.İslâm'ın fikri budur. Allahu Teâlâ hazretleri İslâm dinini insanlara, beş ana hususu korumak için göndermiştir.Allahu Teâlâ hazretleri İslâm dinini insanlara, beş ana hususu korumak için göndermiştir. Dinin özeti budur: Nesli korumak için, malı korumak için, imanı korumak için, canı korumak için.Dinin özeti budur: Nesli korumak için, malı korumak için, imanı korumak için, canı korumak için. [Aklı korumak.] İslâm'ın ana gayeleri bunlar. Bir kimsenin canına kıyılmak! [Aklı korumak.] İslâm'ın ana gayeleri bunlar.

Bir kimsenin canına kıyılmak!

Eğer bir başkasının canına kıydıysa kısastan dolayıdır.Eğer bir başkasının canına kıydıysa kısastan dolayıdır. Ya da harbe darbe kalktıysa onu engellemek içindir. İslâm sulhu esas alır, selameti esas alır.Ya da harbe darbe kalktıysa onu engellemek içindir. İslâm sulhu esas alır, selameti esas alır. İnsanları tatlılıkla iknayı esas alır. Ama başkaları hiç öyle yapmıyorlar.İnsanları tatlılıkla iknayı esas alır. Ama başkaları hiç öyle yapmıyorlar. Hatta bir de kurnazlık yapıyorlar, müslümanları saldırgan ve bozguncu, savaşçı gibi gösteripHatta bir de kurnazlık yapıyorlar, müslümanları saldırgan ve bozguncu, savaşçı gibi gösterip dünyanın her yerinde savaşçılığı asıl kendileri yapıyorlar. Yüzyıllardır bunu görüyoruz.dünyanın her yerinde savaşçılığı asıl kendileri yapıyorlar. Yüzyıllardır bunu görüyoruz. Emperyalizmin en büyük oyunlarından birisi budur.Emperyalizmin en büyük oyunlarından birisi budur. Buyurun Rusya'ya bakın, buyurun dünyanın her yerine saldırıpBuyurun Rusya'ya bakın, buyurun dünyanın her yerine saldırıp müstemleke edinen müstemlekeci devletlerin yaptıklarına bakın! müstemleke edinen müstemlekeci devletlerin yaptıklarına bakın!

Fransa'nın Cezayir'deki nüfusun üçte birini kırdığını duyduysanız tabii ne kadar üzülmüşsünüzdür.Fransa'nın Cezayir'deki nüfusun üçte birini kırdığını duyduysanız tabii ne kadar üzülmüşsünüzdür. İlk defa duyduysanız ne kadar hayret edeceksiniz. Bir ahalinin üçte birini kırmak... Korkunç!İlk defa duyduysanız ne kadar hayret edeceksiniz. Bir ahalinin üçte birini kırmak... Korkunç! Korkunç rakamlar!.. Cezayir tarihini okuyuverin.Korkunç rakamlar!.. Cezayir tarihini okuyuverin. Elinizdeki umumî kitaplara, tarih kitaplarına, geçtiğimiz yakın zamanı,Elinizdeki umumî kitaplara, tarih kitaplarına, geçtiğimiz yakın zamanı, yakın tarihini anlatan kitaplara bakın; göreceksiniz. Hâlâ da öyle! yakın tarihini anlatan kitaplara bakın; göreceksiniz. Hâlâ da öyle!

"Cezayir'de devlet güçleriyle, kökten dinci güçler çarpışıyor..." diyorlar. Hepsi masal, hepsi dış görünüş."Cezayir'de devlet güçleriyle, kökten dinci güçler çarpışıyor..." diyorlar. Hepsi masal, hepsi dış görünüş. Aslında emperyalizm, devlet gücü vasıtasıyla halkı kırmaya devam ediyor.Aslında emperyalizm, devlet gücü vasıtasıyla halkı kırmaya devam ediyor. Geçtiğimiz asırda kırdığı yetmiyormuş gibi hâlâ devam ediyor. Geçtiğimiz asırda kırdığı yetmiyormuş gibi hâlâ devam ediyor. İtalyanlar Libya'ya da girdikleri zaman o Libyalı kardeşlerimizin yıllarca yaptıkları ziraatleri; İtalyanlar Libya'ya da girdikleri zaman o Libyalı kardeşlerimizin yıllarca yaptıkları ziraatleri; yetiştirdikleri ağaçları, vahaları, bahçeleri yaktılar yıktılar...yetiştirdikleri ağaçları, vahaları, bahçeleri yaktılar yıktılar... Libya'nın ahalisini de aynı şekilde kırdılar geçirdiler...Libya'nın ahalisini de aynı şekilde kırdılar geçirdiler... Ama lafa gelince Avrupalılar medenî, Avrupalılar sulhçu filan gibi...Ama lafa gelince Avrupalılar medenî, Avrupalılar sulhçu filan gibi... Bu da işin bir başka aldatmacası, bir başka çirkin tarafı! Bu da işin bir başka aldatmacası, bir başka çirkin tarafı!

Haçlı orduları Antakya'ya girdiği zaman,Haçlı orduları Antakya'ya girdiği zaman, Kudüs'e girdiği zaman kadınları ve çocukları nasıl öldürdüklerini tarih yazıyor. Kudüs'e girdiği zaman kadınları ve çocukları nasıl öldürdüklerini tarih yazıyor. Çocuk etini yediklerini kendi papazları kitaplarında, hatıralarında yazıyor. Çocuk etini yediklerini kendi papazları kitaplarında, hatıralarında yazıyor.

Biz de tarihi hiç okumamış bile olsak gazete okumak kâfi, televizyona bakmak kâfi;Biz de tarihi hiç okumamış bile olsak gazete okumak kâfi, televizyona bakmak kâfi; Boşnaklar'ın ne kadar zulme uğradığını, Çeçenler'in ne kadar ezildiğini her zaman görüyoruz.Boşnaklar'ın ne kadar zulme uğradığını, Çeçenler'in ne kadar ezildiğini her zaman görüyoruz. Her gün haberlerde bunları görmemiz mümkün. Her gün haberlerde bunları görmemiz mümkün. Daha bilmediğimiz nice nice zulümler oluyor, Allah biliyor. Allah bizlere uyanıklık versin. Daha bilmediğimiz nice nice zulümler oluyor, Allah biliyor. Allah bizlere uyanıklık versin.

Münafık, "Ben mü'minim, müslümanım, İslâm'a geldim, imana geldim, müslüman oldum." dediği için;Münafık, "Ben mü'minim, müslümanım, İslâm'a geldim, imana geldim, müslüman oldum." dediği için; o biraz yamuk iş yaptığı zaman, etrafındakiler ne yaparlar? o biraz yamuk iş yaptığı zaman, etrafındakiler ne yaparlar?

Nasihat ederler: "Niye böyle yapıyorsun" derler,Nasihat ederler: "Niye böyle yapıyorsun" derler, şaşırırlar veya düzeltmek için nasihat vazifelerini yaparlar. şaşırırlar veya düzeltmek için nasihat vazifelerini yaparlar.

Ve izâ kîle lehû. "Böyle bu yamuk adama düşman tatlı sözler söylüyorVe izâ kîle lehû. "Böyle bu yamuk adama düşman tatlı sözler söylüyor ama fırsat buldu mu yakıp yıkıyor, öldürüyor. Buna; ama fırsat buldu mu yakıp yıkıyor, öldürüyor. Buna;

Ittekıllâh ehazethü'l-izzetü. "Allah'tan kork yâhu, denildiği zaman kibirlenmeye tutulur." Ittekıllâh ehazethü'l-izzetü. "Allah'tan kork yâhu, denildiği zaman kibirlenmeye tutulur."

"Allah'tan kork!" deyince sinirleniyor, nefsi kabarıyor. "Allah'tan kork!" deyince sinirleniyor, nefsi kabarıyor.

Bil-ismi. "Günahkârlığı kendisini daha da sarıyor, daha beter günah olacak işler yapıyor." Bil-ismi. "Günahkârlığı kendisini daha da sarıyor, daha beter günah olacak işler yapıyor."

Nasihati dinlemek, kabul etmek tarafına hiç yanaşmıyor.Nasihati dinlemek, kabul etmek tarafına hiç yanaşmıyor. Hıncından dolayı nasihat karşısında da nefsi kabarıyor ve daha yeni günahlara giriyor. Hıncından dolayı nasihat karşısında da nefsi kabarıyor ve daha yeni günahlara giriyor.

Fehasbühû cehennem. "Buna ancak cehennem çaredir." Fehasbühû cehennem. "Buna ancak cehennem çaredir."

"Cehennem buna ceza olarak yeter. Oraya gittiği zaman, görür gününü!" mânasına geliyor. "Cehennem buna ceza olarak yeter. Oraya gittiği zaman, görür gününü!" mânasına geliyor.

Hasb, "kâfidir, yeter" mânasına geliyor. Hasbünallâh ne demek? Hasb, "kâfidir, yeter" mânasına geliyor.

Hasbünallâh ne demek?

"Allah bize kâfidir, yeter." demek. Hasbühû cehennem ne demek? "Allah bize kâfidir, yeter." demek.

Hasbühû cehennem ne demek?

"Cehennem ona ceza olarak kâfidir; onun yaptığı bu münafıklıkları, kâfirlikleri burnundan getirmek için kâfidir." "Cehennem ona ceza olarak kâfidir; onun yaptığı bu münafıklıkları, kâfirlikleri burnundan getirmek için kâfidir."

Hasbiyallah ne demek? "Allah bana yeter." demek. Hasbiyallah ne demek?

"Allah bana yeter." demek.

Cehennem, Allah'ın azap yurdunun, yerinin ismidir.Cehennem, Allah'ın azap yurdunun, yerinin ismidir. Arapça'da ceheme maddesinden gelmiştir, deniliyor. "Sert ve çirkin olmak" mânasına.Arapça'da ceheme maddesinden gelmiştir, deniliyor. "Sert ve çirkin olmak" mânasına. Orası da sert cezaların ve her türlü çirkin, pis kokular, irinler ve sâire olan bir yer olduğundanOrası da sert cezaların ve her türlü çirkin, pis kokular, irinler ve sâire olan bir yer olduğundan cehennem kelimesi cehm kökünden gelmiştir, deniliyor. cehennem kelimesi cehm kökünden gelmiştir, deniliyor.

Bir de bu kökten cehman kelimesi var. Cehman da, "dibi görünmez derin kuyu" demek.Bir de bu kökten cehman kelimesi var. Cehman da, "dibi görünmez derin kuyu" demek. Cehennemde Gayyâ kuyusu filan var. Derin azap vadileri var. Oralardan böyle isimlendirilmiş olabilir. Cehennemde Gayyâ kuyusu filan var. Derin azap vadileri var. Oralardan böyle isimlendirilmiş olabilir.

"Dışardan gelmiş, Arapça'ya girmiş bir kelimedir." diyenler de var. Hatta aslı cehennam'mış diyorlar. "Dışardan gelmiş, Arapça'ya girmiş bir kelimedir." diyenler de var. Hatta aslı cehennam'mış diyorlar.

Arap diyarına böyle yabancı kelime nereden gelir? Arap diyarına böyle yabancı kelime nereden gelir?

Daha önce oralarda, çevrede yaşamış eski medeniyetlerden gelir.Daha önce oralarda, çevrede yaşamış eski medeniyetlerden gelir. Arapların yukarısında Bâbilliler vardı, Asurlular vardı. Kuzeybatılarında Mısırlılar vardı.Arapların yukarısında Bâbilliler vardı, Asurlular vardı. Kuzeybatılarında Mısırlılar vardı. Aşağılarında Habeşistan vardı. Bunlar tabii eski medeniyetler... Aşağılarında Habeşistan vardı. Bunlar tabii eski medeniyetler...

Cenâb-ı Hak hiçbir ümmeti peygambersiz bırakmamıştır.Cenâb-ı Hak hiçbir ümmeti peygambersiz bırakmamıştır. Tabii onlara da peygamber göndermiştir, onlar da aynı hakikatleri söylemiştir.Tabii onlara da peygamber göndermiştir, onlar da aynı hakikatleri söylemiştir. Orada da cehennem kelimesi geçmiş olabilir. Onun için Araplar'a da oradan gelmiş olabilir, fark etmez.Orada da cehennem kelimesi geçmiş olabilir. Onun için Araplar'a da oradan gelmiş olabilir, fark etmez. Nitekim firdevs kelimesi, batı dillerinde de var paradayz diye, paradise yazılıyor.Nitekim firdevs kelimesi, batı dillerinde de var paradayz diye, paradise yazılıyor. Fransızca'da, Almanca'da, İngilizce'de var... Neden? Fransızca'da, Almanca'da, İngilizce'de var...

Neden?

Çünkü "Cennetlerden birisinin adı Firdevs'tir." diye Hz. İsa da söylemiş, daha önce Hz. Musa da söylemiş. Çünkü "Cennetlerden birisinin adı Firdevs'tir." diye Hz. İsa da söylemiş, daha önce Hz. Musa da söylemiş. Onun için bu bilgiyi onlar da biliyorlar.Onun için bu bilgiyi onlar da biliyorlar. Bizim Peygamberimiz'e de inen âyetlerde de onun için Firdevs kelimesi geçmiş. Bizim Peygamberimiz'e de inen âyetlerde de onun için Firdevs kelimesi geçmiş.

Hâsılı, cehennem Allah'ın azap yurdu, âhirette kâfirleri içine atıp da yakacağı azap yeri! Hâsılı, cehennem Allah'ın azap yurdu, âhirette kâfirleri içine atıp da yakacağı azap yeri!

Büyüklüğü ne kadar? Tariflere sığmaz derecede korkunç ve büyük bir varlık, mekân! Büyüklüğü ne kadar?

Tariflere sığmaz derecede korkunç ve büyük bir varlık, mekân!

Aslında âyet-i kerîmelerde buyuruluyor ki; "Allah'ı zikretmeyen, tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur." Aslında âyet-i kerîmelerde buyuruluyor ki;

"Allah'ı zikretmeyen, tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur."

Her varlığın kendine göre bir zikri, tesbihi, hareketi var.Her varlığın kendine göre bir zikri, tesbihi, hareketi var. Cehennemin de öyle bir şahsiyeti var, kişiliği var.Cehennemin de öyle bir şahsiyeti var, kişiliği var. Mesela cehenneme kâfirler atıldıkça Kur'ân-ı Kerîm'de beyan ediliyor ki; Mesela cehenneme kâfirler atıldıkça Kur'ân-ı Kerîm'de beyan ediliyor ki;

Yevme nekûlü li-cehennem helimtele'ti. "Allahu Teâlâ hazretleri cehenneme: 'Kâfirlerin hepsi atıldı.Yevme nekûlü li-cehennem helimtele'ti. "Allahu Teâlâ hazretleri cehenneme: 'Kâfirlerin hepsi atıldı. Doldun mu ey cehennem?' diye soracak." Doldun mu ey cehennem?' diye soracak."

O da AllahuTeâlâ hazretlerine; O da AllahuTeâlâ hazretlerine;

Ve tekûlü hel min mezîd. "Var mı yâ Rabbi daha fazla kâfir, onların da gönder, onlara da iştahım var...Ve tekûlü hel min mezîd. "Var mı yâ Rabbi daha fazla kâfir, onların da gönder, onlara da iştahım var... Onları da alırım, onları da yakarım, yutarım!" diye cevap verecekmiş. Böyle bir korkunç yer! Onları da alırım, onları da yakarım, yutarım!" diye cevap verecekmiş. Böyle bir korkunç yer!

Peygamber-i Zîşân'ımız, Miraç'ta Allahu Teâlâ hazretlerinden cehennemi de kendisine göstermesini istedi dePeygamber-i Zîşân'ımız, Miraç'ta Allahu Teâlâ hazretlerinden cehennemi de kendisine göstermesini istedi de onun kapakları açıldı ve Peygamber Efendimiz cehennemde azap görenleri ve sâireleri gördü.onun kapakları açıldı ve Peygamber Efendimiz cehennemde azap görenleri ve sâireleri gördü. Ama hemen kapattırdı, çünkü seyri dahi son derece korkunç. Ama hemen kapattırdı, çünkü seyri dahi son derece korkunç.

Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi cehennemden korusun.Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi cehennemden korusun. Evlatlarımızı, çocuklarımızı, kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı, komşularımızı, milletimizi,Evlatlarımızı, çocuklarımızı, kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı, komşularımızı, milletimizi, ümmetimizi, bütün insanları cehenemden korusun.ümmetimizi, bütün insanları cehenemden korusun. Bütün insanlar cehenneme düşmez de cennete giderse, hepsine cennette yer var!Bütün insanlar cehenneme düşmez de cennete giderse, hepsine cennette yer var! Cennette de cehennemde de yer darlığı, yer sıkıntısı yok.Cennette de cehennemde de yer darlığı, yer sıkıntısı yok. Yeter ki insanlar akıllarını başlarına toplasınlar, cennette gidecek işler yapsınlar.Yeter ki insanlar akıllarını başlarına toplasınlar, cennette gidecek işler yapsınlar. Cennette yer var, izdiham bahis konusu değil. Cennette yer var, izdiham bahis konusu değil.

Cennete en sonuncu olarak gidecek insanın bile mükâfatı, bu yeryüzüCennete en sonuncu olarak gidecek insanın bile mükâfatı, bu yeryüzü ve bu gökler kadar geniş bir yerin kendisine verilmesi!ve bu gökler kadar geniş bir yerin kendisine verilmesi! Ve o sanacak ki en büyük mükâfat kendisine verildi. Ve o sanacak ki en büyük mükâfat kendisine verildi. Mülkünün, sahip olduğu cennetteki mekânların bir ucundan öbür ucuna Mülkünün, sahip olduğu cennetteki mekânların bir ucundan öbür ucuna gide gide bitmeyecek kadar geniş mekânları olacak. gide gide bitmeyecek kadar geniş mekânları olacak.

Allah bizi cennetliklerden eylesin, cehenneme düşürmesin.Allah bizi cennetliklerden eylesin, cehenneme düşürmesin. Sıratı yıldırım gibi geçenlerden eylesin.Sıratı yıldırım gibi geçenlerden eylesin. Ama kâfirler, münafıklar, imansızlar belalarını orada bulacaklar.Cehennem onlara ceza olarak yeter. Ama kâfirler, münafıklar, imansızlar belalarını orada bulacaklar.Cehennem onlara ceza olarak yeter.

Ve lebi'sel-mihâd. Buradaki le te'kid içindir, "Muhakkak ki…" mânasına. Kelime asıl bi'se'dir. Ve lebi'sel-mihâd.

Buradaki le te'kid içindir, "Muhakkak ki…" mânasına. Kelime asıl bi'se'dir.

Bi'se, "Ne kadar fenâ!" mânasına zemm kelimesi. Bi'se, "Ne kadar fenâ!" mânasına zemm kelimesi.

Ni'me, "Ne kardar güzel!" demek, onun zıddı. Bi'se, "Ne kadar fena!" demek. Bi'sel-mihâd. Ni'me, "Ne kardar güzel!" demek, onun zıddı. Bi'se, "Ne kadar fena!" demek.

Bi'sel-mihâd.

"Ne fenâ mihâddır." Mihâd da, mehd kelimesiyle ilgili:"Ne fenâ mihâddır."

Mihâd da, mehd kelimesiyle ilgili:
Çocuğun kaldığı, yatırıldığı yere mehd diyoruz, "beşik" demek.Çocuğun kaldığı, yatırıldığı yere mehd diyoruz, "beşik" demek. Mihâd da, insanların gidip kaldığı, yattığı yer mânasına. Mihâd da, insanların gidip kaldığı, yattığı yer mânasına.

"Cehennem ne kötü bir kalacak yerdir, ne kötü bir yataktır." "Cehennem ne kötü bir kalacak yerdir, ne kötü bir yataktır."

Hani deniliyor ki; "Falanca hayduta filanca kişiler evlerinde yataklık etmişler." Hani deniliyor ki; "Falanca hayduta filanca kişiler evlerinde yataklık etmişler."

Onu barındırmışlar, mânasına.Onu barındırmışlar, mânasına. Yatak sözüyle ilgili, ama barınak filan mânasına; gidip tıkılacağı hapishane, zindan gibi düşünebilir. Yatak sözüyle ilgili, ama barınak filan mânasına; gidip tıkılacağı hapishane, zindan gibi düşünebilir.

Bu üç âyet-i kerîme münafıklar; imanda münafıklığı olup, kalbinden kâfir olup,Bu üç âyet-i kerîme münafıklar; imanda münafıklığı olup, kalbinden kâfir olup, öyle yaşayıp ölenler hakkında. öyle yaşayıp ölenler hakkında. Bunlara mukabil 207. âyet-i kerîme de, iyi insanların zikrini anlatan, hâlini anlatan bir âyet-i kerîme: Bunlara mukabil 207. âyet-i kerîme de, iyi insanların zikrini anlatan, hâlini anlatan bir âyet-i kerîme:

Ve minen-nâsmen yeşrî nefsehü. "Buna mukabil insanlardan öyleleri vardır ki o kimse kendi nefsini satın alır." Ve minen-nâsmen yeşrî nefsehü. "Buna mukabil insanlardan öyleleri vardır ki o kimse kendi nefsini satın alır."

Niçin satın alır, kimden satın alır? Niçin satın alır, kimden satın alır?

Bir kere önce kendisini yakalamak isteyen, tutmak isteyen,Bir kere önce kendisini yakalamak isteyen, tutmak isteyen, bırakmamak isteyen kimselerden kendisini satın alır. Niçin? bırakmamak isteyen kimselerden kendisini satın alır.

Niçin?

İbtiğâe merdâtillâh. "Allah'ın rızasını elde etmek için alır, kendini tutmak isteyenlerden satın alır."İbtiğâe merdâtillâh. "Allah'ın rızasını elde etmek için alır, kendini tutmak isteyenlerden satın alır." Vallâhu raûfun bil-ibâd. "Allah böyle mü'min kullarına çok merhametlidir." Vallâhu raûfun bil-ibâd. "Allah böyle mü'min kullarına çok merhametlidir."

Deniliyor ki; "Bu âyet-i kerîme, Süheyb b. Sinân er-Rûmî hakkında nâzil olmuştur." Bir rivayet böyle.Deniliyor ki; "Bu âyet-i kerîme, Süheyb b. Sinân er-Rûmî hakkında nâzil olmuştur." Bir rivayet böyle. Bir rivayet, Hz. Ali hakkında nâzil olmuş olduğunu söylüyor.Bir rivayet, Hz. Ali hakkında nâzil olmuş olduğunu söylüyor. Bir rivayette de, "İyiliği emreden, kötülüğü men eden bir kişi hakkında inmiştir." deniliyor.Bir rivayette de, "İyiliği emreden, kötülüğü men eden bir kişi hakkında inmiştir." deniliyor. Şahsiyetin kim olduğu belirtilmeden böyle rivayetler var. Şahsiyetin kim olduğu belirtilmeden böyle rivayetler var.

Süheyb b. Sinân'ın, radıyallhu anh, hâlini okuyalım, anlatalım:Süheyb b. Sinân'ın, radıyallhu anh, hâlini okuyalım, anlatalım: Süheyb b. Sinân köle olarak Mekke'de bulunuyordu. Yakalamışlar, getirmişler.Süheyb b. Sinân köle olarak Mekke'de bulunuyordu. Yakalamışlar, getirmişler. Orada yaşıyordu. Çok hünerliydi, becerikliydi.Orada yaşıyordu. Çok hünerliydi, becerikliydi. Orada yaşadığı sırada kılıç filan yaparak, Mekkelilerin bilmediği işleri becererek alnının teriyle para kazanmış,Orada yaşadığı sırada kılıç filan yaparak, Mekkelilerin bilmediği işleri becererek alnının teriyle para kazanmış, mal mülk sahibi olmuştu. Böylece kendisini de boyunduruktan, bağımlılıktan kurtarmıştı. mal mülk sahibi olmuştu. Böylece kendisini de boyunduruktan, bağımlılıktan kurtarmıştı.

Bu zât müslüman oldu.Bu zât müslüman oldu. Peygamber Efendimiz Medine'ye hicret ettikten sonra Medine-i Münevvere'ye o da hicret etmek istedi. Peygamber Efendimiz Medine'ye hicret ettikten sonra Medine-i Münevvere'ye o da hicret etmek istedi. müşrikler, Mekke'nin kâfirleri onun hicret edeceğini anlayınca dediler ki;müşrikler, Mekke'nin kâfirleri onun hicret edeceğini anlayınca dediler ki; "Süheyb, sen buraya yokluk içinde geldin. Hiçbir şeyin yokken burada mal mülk sahibi oldun."Süheyb, sen buraya yokluk içinde geldin. Hiçbir şeyin yokken burada mal mülk sahibi oldun. Sen şimdi malını mülkünü alıp da gitmek istiyorsun. Biz seni bırakır mıyız?Sen şimdi malını mülkünü alıp da gitmek istiyorsun. Biz seni bırakır mıyız? Mümkün mü, kesinlikle bırakmayız!.." Onun üzerine Süheyb dedi ki; Mümkün mü, kesinlikle bırakmayız!.."

Onun üzerine Süheyb dedi ki;

"Pekiyi, ben malımı mülkümü size bıraksam o zaman Medine'ye hicret etmeme müsaade eder misiniz?.." "Pekiyi, ben malımı mülkümü size bıraksam o zaman Medine'ye hicret etmeme müsaade eder misiniz?.."

Bazı rivayetlerde de demiş ki; Bazı rivayetlerde de demiş ki;

"Ben ihtiyar bir adamım, benim düşmanlığımdan bir şey olmaz."Ben ihtiyar bir adamım, benim düşmanlığımdan bir şey olmaz. Ne olacak; ihtiyarım, savaşamam, bir şey yapmam. Ne olacak; ihtiyarım, savaşamam, bir şey yapmam. Ben verdiğim sözden dönmek istemiyorum, mü'min oldum bir kere.Ben verdiğim sözden dönmek istemiyorum, mü'min oldum bir kere. Malım mülküm çok, onları size bırakayım. Bırakın gideyim!" Malım mülküm çok, onları size bırakayım. Bırakın gideyim!"

Onlar da gitmesine razı olmuşlar.Onlar da gitmesine razı olmuşlar. Bazıları razı olmuş ama tarih kitaplarında yazılıyor ki Medine-i Münevvere'ye giderken Mekke'den çıktığı sıradaBazıları razı olmuş ama tarih kitaplarında yazılıyor ki Medine-i Münevvere'ye giderken Mekke'den çıktığı sırada Süheyb-i Rûmî hazretlerinin arkasına yine Mekke'nin bazı eşkıyâsı takılmış.Süheyb-i Rûmî hazretlerinin arkasına yine Mekke'nin bazı eşkıyâsı takılmış. Süheyb-i Rûmî dönmüş bakmış ki birileri kendisini takip ediyor. Süheyb-i Rûmî dönmüş bakmış ki birileri kendisini takip ediyor. Atından, devesinden, bineğinden inmiş ve okunu önüne koymuş. Atından, devesinden, bineğinden inmiş ve okunu önüne koymuş.

Araplar, oklarını koyduğu torbaya kinane, ok kuburu diyorlar.Araplar, oklarını koyduğu torbaya kinane, ok kuburu diyorlar. Okları koyup da arkasına astıkları ok torbası diyelim. Okları koyup da arkasına astıkları ok torbası diyelim.

Bir siperin arkasına çekilmiş ve ok torbasını da önüne koymuş.Bir siperin arkasına çekilmiş ve ok torbasını da önüne koymuş. Kendisini takip eden, engellemek isteyen o Kureyşliler'e demiş ki; Kendisini takip eden, engellemek isteyen o Kureyşliler'e demiş ki;

"Bakın, biliyorsunuz ki sizin en iyi ok atanınızım!.." Nişancıymış ve çok güzel ok atarmış."Bakın, biliyorsunuz ki sizin en iyi ok atanınızım!.."

Nişancıymış ve çok güzel ok atarmış.
Oku atmakta iki şey var:Oku atmakta iki şey var: Bir, oku çok kuvvetli çekip ileriye kadar atmak, uzun menzile, mesafeye atmak.Bir, oku çok kuvvetli çekip ileriye kadar atmak, uzun menzile, mesafeye atmak. Bir de attığı zaman vurmak. Bir de attığı zaman vurmak.

Herhalde Süheyb-i Rûmî hazretleri demircilik filan yaptığından çekiç,Herhalde Süheyb-i Rûmî hazretleri demircilik filan yaptığından çekiç, balyoz savuran insanların pazıları ne kadar kuvvetli olur bilirsiniz.balyoz savuran insanların pazıları ne kadar kuvvetli olur bilirsiniz. Anlaşılan böyle zayıf, nahif bir insan değildi. Demek ki uzağa atıyordu. Bir de çok iyi nişancıymış. Anlaşılan böyle zayıf, nahif bir insan değildi. Demek ki uzağa atıyordu. Bir de çok iyi nişancıymış.

"Bakın, benim bu hâlimi biliyorsunuz."Bakın, benim bu hâlimi biliyorsunuz. Ben bu ok torbamdaki okların hepsini tam isabetle atıp da sizden o kadar insan öldürmeden,Ben bu ok torbamdaki okların hepsini tam isabetle atıp da sizden o kadar insan öldürmeden, bunlar bitmeden teslim olmam. bunlar bitmeden teslim olmam. Ayrıca oklarım bittikten sonra da kılıcımı çekerim, kılıcım elimde kırılıncaya kadar sizinle çarpışırım... Ayrıca oklarım bittikten sonra da kılıcımı çekerim, kılıcım elimde kırılıncaya kadar sizinle çarpışırım...

Ne istiyorsunuz?.." demiş. Demişler ki; "Sen malını mülkünü aldın, gidiyorsun!" Ne istiyorsunuz?.." demiş.

Demişler ki;

"Sen malını mülkünü aldın, gidiyorsun!"

Demek ki yanına aldığı biraz para pul bir şeyler vardı.Demek ki yanına aldığı biraz para pul bir şeyler vardı. Onlar da belki, aldığını bildikleri için arkasına düştüler. O da torbayı savurmuş. Dönmüş gitmişler. Onlar da belki, aldığını bildikleri için arkasına düştüler. O da torbayı savurmuş. Dönmüş gitmişler.

İşin bir başka ilginç tarafını size naklederek tamamlamak istiyorum: İşin bir başka ilginç tarafını size naklederek tamamlamak istiyorum:

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu âyet-i kerîmeyi ashabına okumuş: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu âyet-i kerîmeyi ashabına okumuş: Süheyb böyle pazarlık yapıp da Medine'ye doğru yola çıktığı zaman, daha yoldayken, Medine'ye gelmeden bu âyet-i kerîme inmiş. Süheyb böyle pazarlık yapıp da Medine'ye doğru yola çıktığı zaman, daha yoldayken, Medine'ye gelmeden bu âyet-i kerîme inmiş.

Bakın, çok önemli. Daha Süheyb gelmedi. Herhangi bir bilgi getiren kimse gelmeden, Bakın, çok önemli. Daha Süheyb gelmedi. Herhangi bir bilgi getiren kimse gelmeden, Peygamber Efendimiz'in nübüvvetinin nişanelerinden, peygamber olduğunun delillerinden!Peygamber Efendimiz'in nübüvvetinin nişanelerinden, peygamber olduğunun delillerinden! Tarih bunu böyle yazıyor. Bu âyet-i kerîmeyi okumuş ve demiş ki; Tarih bunu böyle yazıyor. Bu âyet-i kerîmeyi okumuş ve demiş ki;

Ve minen-nâsi men yeşrî nefsehübtiğâe merdâtillâh, vallâhu raûfün bil-ibâd. Bakara: 207 Ve minen-nâsi men yeşrî nefsehübtiğâe merdâtillâh, vallâhu raûfün bil-ibâd.

Bakara: 207

"Suheyb kazandı, Suheyb kazandı!.."Suheyb kazandı, Suheyb kazandı!.. İmanını kurtarmak için malını verdi, Allah'ın Resûlünün emrettiği hicret etme vazifesini yerine getirdi." İmanını kurtarmak için malını verdi, Allah'ın Resûlünün emrettiği hicret etme vazifesini yerine getirdi."

Çünkü o zaman mü'minlerin Peygamber Efendimiz'in etrafında toplanması, hicret etmesi gerekliydi.Çünkü o zaman mü'minlerin Peygamber Efendimiz'in etrafında toplanması, hicret etmesi gerekliydi. Hicret etmeyenler sorumlu oluyorlardı ve onlar hakkında âyet-i kerîmeler var. Hicret etmeyenler sorumlu oluyorlardı ve onlar hakkında âyet-i kerîmeler var.

Hicret etmeyenlerin cezaya çarpılacağı da bildiriliyordu.Hicret etmeyenlerin cezaya çarpılacağı da bildiriliyordu. Onun için fırsatını bulan hicret ediyordu.Onun için fırsatını bulan hicret ediyordu. Hatta hasta hasta hâliyle hicrete kalkışıp da yarı yolda ölenler bile vardı.Hatta hasta hasta hâliyle hicrete kalkışıp da yarı yolda ölenler bile vardı. Ama Resûlullah emretti diye gidiyorlardı, "Ben hastayım..." diye duraksamıyorlardı.Ama Resûlullah emretti diye gidiyorlardı, "Ben hastayım..." diye duraksamıyorlardı. Bu âyet-i kerîme indi. Hz. Ömer, Ebû Bekr-i Sıddîk gibi zât-ı muhteremlerBu âyet-i kerîme indi. Hz. Ömer, Ebû Bekr-i Sıddîk gibi zât-ı muhteremler bu âyet-i kerîmenin Süheyb hakkında indiğini öğrenince Medine'nin Mekke tarafına çıktılar,bu âyet-i kerîmenin Süheyb hakkında indiğini öğrenince Medine'nin Mekke tarafına çıktılar, gözetlemeye başladılar ve Süheyb hazretlerinegözetlemeye başladılar ve Süheyb hazretlerine "Alışverişin mübarek olsun, kazançlı olsun!" mânasına Rabihal-bey'u demişler. "Alışverişin mübarek olsun, kazançlı olsun!" mânasına Rabihal-bey'u demişler.

Harre tarafından, Medine-i Münevvere'nin etrafında develerin yürüyemediği,Harre tarafından, Medine-i Münevvere'nin etrafında develerin yürüyemediği, kayaların eğri büğrü, sivri sivri; develerin ayaklarını, kayaların eğri büğrü, sivri sivri; develerin ayaklarını, insanların ayaklarını kestiği kısımlar var; oraya harre deniliyor. insanların ayaklarını kestiği kısımlar var; oraya harre deniliyor. Volkanik arazi, yürümek mümkün değil. Vasıta da geçemez. Onlar Medine'yi tabii olarak koruyordu. Volkanik arazi, yürümek mümkün değil. Vasıta da geçemez. Onlar Medine'yi tabii olarak koruyordu.

O harrede, Mekke'den gelen yolun ağzında onu Ömer ibnül-Hattab ve diğer mü'minler karşıladılar ve; O harrede, Mekke'den gelen yolun ağzında onu Ömer ibnül-Hattab ve diğer mü'minler karşıladılar ve;

"Rabihal-bey', Alışveriş kârlı oldu, alış veriş kârlı olsun!" dediler. "Rabihal-bey', Alışveriş kârlı oldu, alış veriş kârlı olsun!" dediler.

O da cevap olarak demiş ki; Arapça bilinsin diye ibareyi söylüyorum: O da cevap olarak demiş ki;

Arapça bilinsin diye ibareyi söylüyorum:

Böyle denilince ne denilecek? Böyle denilince ne denilecek?

"Alış-verişiniz kârlı olsun, mübarek olsun!" demişler. "Alış-verişiniz kârlı olsun, mübarek olsun!" demişler.

Ve entüm felâ ahzarallâhu ticârateküm ve mâzâke. "Sizin de mübarek olsun!Ve entüm felâ ahzarallâhu ticârateküm ve mâzâke. "Sizin de mübarek olsun! Ticaretinizi sizin de ziyana uğratmasın, ama ne oluyor?" demiş. Ticaretinizi sizin de ziyana uğratmasın, ama ne oluyor?" demiş.

Meseleyi bilmiyor. Süheyb-i Rûmî yoldan yeni geliyor.Meseleyi bilmiyor. Süheyb-i Rûmî yoldan yeni geliyor. Onlar, "Ticaretin hayırlı olsun, kârlı olsun, mübarek olsun, mâşaallah, kârlı oldu!.." filan diye karşılıyorlar. Onlar, "Ticaretin hayırlı olsun, kârlı olsun, mübarek olsun, mâşaallah, kârlı oldu!.." filan diye karşılıyorlar.

"İyi tamam, sizin de ticaretiniz kârlı olsun, Allah size de kâr versin ama; neden?" diye sormuş. "İyi tamam, sizin de ticaretiniz kârlı olsun, Allah size de kâr versin ama; neden?" diye sormuş.

Meseleyi bilmiyor. O zaman demişler ki; Meseleyi bilmiyor. O zaman demişler ki;

'İnsanlardan bazıları var ki kendi nefsini Allah'ın rızasını kazanmak için düşmanlardan satın alıyor.' diye âyet-i kerîme indirdi." 'İnsanlardan bazıları var ki kendi nefsini Allah'ın rızasını kazanmak için düşmanlardan satın alıyor.' diye âyet-i kerîme indirdi."

Süheyb-i Rûmî, "Paramı vereyim de beni salıverin!" demişti ya;Süheyb-i Rûmî, "Paramı vereyim de beni salıverin!" demişti ya; "İşte o mübarek olsun!" dediler, kutladılar. "İşte o mübarek olsun!" dediler, kutladılar.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem,Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Medine'ye gelirken Süheyb'in başına gelen bu mücadele ve çekişmeye muttalî olunca iki defa: Rabiha süheybün, rabiha süheybün.Medine'ye gelirken Süheyb'in başına gelen bu mücadele ve çekişmeye muttalî olunca iki defa:

Rabiha süheybün, rabiha süheybün.
"Süheyb kazandı! Süheyb kazandı!.." demişti. "Nasıl kazandı, nasıl kâr etti?"Süheyb kazandı! Süheyb kazandı!.." demişti.

"Nasıl kazandı, nasıl kâr etti?
Paracıklarının hepsi gitti, malları Mekke'de kaldı. En son, torbasına aldığı parayı da verdi.Paracıklarının hepsi gitti, malları Mekke'de kaldı. En son, torbasına aldığı parayı da verdi. Parasız pulsuz Medine'ye geldi..." Olsun! Rabiha süheybün. "Süheyb kâr etti, Süheyb kâr etti!.." Parasız pulsuz Medine'ye geldi..."

Olsun!

Rabiha süheybün. "Süheyb kâr etti, Süheyb kâr etti!.."

Kârı ortada! Çünkü bakın asırlar sonra hâlâ nâmı yürüyor. Allah şefaatine erdirsin. Âhiretini kazandı.Kârı ortada! Çünkü bakın asırlar sonra hâlâ nâmı yürüyor. Allah şefaatine erdirsin. Âhiretini kazandı. Hakkında âyet indi, Allah razı oldu, Resûlullah râzı oldu. Bundan büyük kâr mı olur?.. Hakkında âyet indi, Allah razı oldu, Resûlullah râzı oldu. Bundan büyük kâr mı olur?..

"Ama dünya malı geride kaldı…" Malı mülkü insana Allah veriyor."Ama dünya malı geride kaldı…"

Malı mülkü insana Allah veriyor.
Allah yolunda feda olan malın, kat kat fazlasını Allah yine verir.Allah yolunda feda olan malın, kat kat fazlasını Allah yine verir. Vermese de insan fakir yaşasa bile âhireti kazandığı zaman en büyük zenginliği kazanmış oluyor. Vermese de insan fakir yaşasa bile âhireti kazandığı zaman en büyük zenginliği kazanmış oluyor.

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Allahu Teâlâ hazretleri görüyorsunuz mü'minleri mükâfatlandırıyor,Allahu Teâlâ hazretleri görüyorsunuz mü'minleri mükâfatlandırıyor, hareketlerini mükâfatsız bırakmıyor, bol bol nimetler, mükâfatlar ihsan ediyor. hareketlerini mükâfatsız bırakmıyor, bol bol nimetler, mükâfatlar ihsan ediyor.

İbtiğâe merdâtillâh. İbtiğâ, Arapça'da "bir şeyi kazanmak, istemek" mânasına. İbtiğâe merdâtillâh.

İbtiğâ, Arapça'da "bir şeyi kazanmak, istemek" mânasına.

Dükkâna girdiğin zaman dükkâncı sana Arapça sorar: "Mâ tebğâ. Ne istiyorsun?" Dükkâna girdiğin zaman dükkâncı sana Arapça sorar:

"Mâ tebğâ. Ne istiyorsun?"

Tebğâ fiilinin iftial bâbı, "istemek, talep etmek" mânasına. Tebğâ fiilinin iftial bâbı, "istemek, talep etmek" mânasına.

İbtiğâe merdâtillâh. Merdât da radiye-yerdâ'dan masdar-ı mîmî'dir, o da masdardır.İbtiğâe merdâtillâh.

Merdât da radiye-yerdâ'dan masdar-ı mîmî'dir, o da masdardır.
"Razı olmak" mânasına, rıdâ, rıdan mânasına ama masdar-ı mîmîdir. "Razı olmak" mânasına, rıdâ, rıdan mânasına ama masdar-ı mîmîdir.

İbtiğâe merdâtillâh. "Allah'ın hoşnut olmasını elde etmek için insanlardan, nefsini satın alanlar da vardır." İbtiğâe merdâtillâh. "Allah'ın hoşnut olmasını elde etmek için insanlardan, nefsini satın alanlar da vardır."

Nasıl satın aldı? Nasıl satın aldı?

"Mallarımı veriyorum, her şeyimi veriyorum; beni serbest bırakın!" dedi, Resûlullah'a kavuştu."Mallarımı veriyorum, her şeyimi veriyorum; beni serbest bırakın!" dedi, Resûlullah'a kavuştu. Hicret etti, hicret vazifesini yapmış oldu. Resûlullah'ın rızasını, sevgisini kazanmış oldu.Hicret etti, hicret vazifesini yapmış oldu. Resûlullah'ın rızasını, sevgisini kazanmış oldu. Allah'ın rızasına erdi. Allah'ın rızasına erdi.

Vallâhu raûfun bil-ibâd. "Allahu Teâlâ hazretleri kullarına Raûf'tur." Raûf ne demek? Vallâhu raûfun bil-ibâd. "Allahu Teâlâ hazretleri kullarına Raûf'tur."

Raûf ne demek?

"Re'fetli, yumuşak kalpli, seven, şefkatli" mânasına gelir."Re'fetli, yumuşak kalpli, seven, şefkatli" mânasına gelir. Ama hepsine değil; mü'min kullarına! Zalimleri, kâfirleri cezalandırıyor. Ama hepsine değil; mü'min kullarına! Zalimleri, kâfirleri cezalandırıyor.

Buradaki el-ibâd, ibâdihil-mü'minîn mânasına,Buradaki el-ibâd, ibâdihil-mü'minîn mânasına, "Mü'min kullarına karşı çok sevgili, şefkatli, merhametlidir." demek. Bu büyük bir müjdedir! "Mü'min kullarına karşı çok sevgili, şefkatli, merhametlidir." demek. Bu büyük bir müjdedir!

"Kim böyle Allah'ın rızasını kazanmak için fedakârlık yaparsa Allah da şefkatinden,"Kim böyle Allah'ın rızasını kazanmak için fedakârlık yaparsa Allah da şefkatinden, merhametinden ona kat kat mükâfatlar verir." denmiş oluyor. merhametinden ona kat kat mükâfatlar verir." denmiş oluyor.

Rabbimiz cümlemizi münafıkları tanıyan, münafıklara aldanmayan,Rabbimiz cümlemizi münafıkları tanıyan, münafıklara aldanmayan, Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmak için her türlü varlığını,Cenâb-ı Hakk'ın rızasını kazanmak için her türlü varlığını, müktesebâtını icabında feda etmekten çekinmeyen, Rabbinin rızasını kazanan kullarından eylesin. müktesebâtını icabında feda etmekten çekinmeyen, Rabbinin rızasını kazanan kullarından eylesin.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh! es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Konuşma Hakkında
Tema 1
Tema 2