Konuşma Metni
Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm.
Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm..
Elhamdü lillâhi Rabbi’l-âlemin... Ve’l-âkıbetü li’l-müttakîn... Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.
Mefhar-i mevcudat Muhammed Mustafâ râ salevât.
Seyyidü’s-sadat Muhammed Mustafâ râ salevât.
Habib-i Hüdâ Muhammed Mustafâ râ salevât.
Dünkü dersimizde okumuştuk; lanetli şeytanın on tane sevdiği, yirmi tane de sevmediği varmış. Bugünkü dersimizde, Vehb İbn Münebbih Hazretleri’nin nasihatini okuyoruz:
Tevrat’ta yazılıdır ki:
(Men tezevvede fi’d-dünyâ sara yevmü’l-kıyâmeti habîballâh) Her kim dünyada ahiret için kazanır ve onun için hazırlıklar yaparsa kıyamet gününde Allahu Teala’nın dostu olur. Allahu Teala’nın dostu olmak için dünyada ilahi rızasını kazanarak ibadet etmek lazım!..
(Ve men tereke’l-gadabe sara fi-civârillâh) Her kim gazabını, kızgınlığını terk ederse, yenerse o da Cenab-ı Hakk’ın civarında olur, cennette onun misafiri olur.
(Ve men tereke hubbe’l-ayşi fi’d-dünyâ) Her kim dünyada rahat yaşamayı, güzel yaşamayı terk ederse; (sâra yevme’l-kıyâmeti âminen min azâbillâh) kıyamet gününde Allahu Teala’nın azabından korunur.”
Ama zor şey... Kim güzel yaşama sevgisini terk ederse... Allah affetsin kusurlarımızı... Cennet gibi memlekette, cennette yaşar gibi yaşıyoruz elhamdülillah... Bugünkü şehir halklarının hayatları cennet gibi âdeta... O zayıfların hâli başka; ihtiyacını, iaşesini temin edemeyenlerin hâli başka...
(Ve men tereke’l-hasede) Her kim hasedi terk ederse, (sara yevme’l-kıyameti mahmûden alâ ruûsi’l-halâiki) herkesin gözünde övülür.
Hased, İblis’in, Hz. Adem’in gününden itibaren gelen bir dert... Bizden evvelki ümmetlerin başına gelen bütün felaketler, hep hasedden gelmiştir. Bu da onlardan miras kalarak bize de geçmiştir. Bizde de hased mevcuttur. Kim bu hasedi terk edebilirse, Cenab-ı Hakk’ın nazarında övülecektir.
(Ve men tereke hubbe’r-riyâseti) Yönetici olma sevdasını her kim terk edebilirse; (sara yevme’l-kıyâmeti azîzen inde’l-meliki’l-cebbâr) Allah katında aziz olur, izzet sahibi olur.
Makam sevgisi, dertlerin en büyüğüdür. Herkesin içinde bu makam sevgisinden bir nebzecik vardır. Kendisi büyüdükçe, o makam sevgisi de büyür onunla beraber... Ondan sonra ta reisicumhurluğa kadar göz diker. Şu milletvekili ben olsam, şu reisicumhur ben olsam diyerek içinden hep ister.
Dairede müdür olmak ister, mahallede muhtar olmak ister, ilçede kaymakam olmak ister... Memlekette vali olmak ister... Bu ileriye doğru gider.
(Ve men tereke’l-fudule fi’d-dünyâ) Fazla şeyleri dünyada terk eden insan; (sara nâimen fi’l-ebrâr) ebrar denilen o büyük insanların arasında nimetlenir.
(Ve men tereke’l-husûmete fi’d-dünyâ) Dünyada husumeti terk eden insan; (sara yevme’l-kıyâmeti mine’l-fâizîn) kıyamet gününde feyze erişenlerden olur.
(Ve men tereke’l-buhli fi’d-dünyâ) Her kim dünyada cimriliği terk ederse, (sara mezkûrün inde reûsi’l-halâikı) insanlar arasında güzel bir nam ile anılır.
(Ve men tereke’r-râhate fi’d-dünyâ) Her kim dünyada rahatı terk ederse; (sara yevme’l-kıyâmeti mesrûren) kıyamet gününde mutlular arasında olur.
(Ve men tereke’l-harâme fi’d-dünyâ, sara yevmel kıyameti fi civâri’l-enbiyâ’) Her kim dünyada iken haramları terk edebiliyorsa o kıyamet gününde enbiyaların arasında olur, onlarla beraber olur.
(Ve men tereken nazara fi’l-harâmi fi’d-dünyâ, efrahallâhu ayneyhü yevme’l-kıyâmeti fi’l-cenneti) Kim haramlara bakmaktan gözünü alıkoyarsa Allahu Teala da onun gözünü cennette mutlu eder ve ferahlandırır.
(Ve men tereke’l-gınâ fi’d-dünyâ vahtâra’l-fakra beasehullâhu teâlâ yevme’l-kıyâmeti, mea’l-veliyyîne ve’n-nebiyyîn) Her kim zenginliği terk edip de fakirliği seçerse Allahu Teala da onu kıyamet gününde nebilerle ve velilerle beraber haşreder.
(Ve men kâne bi-havâici’n-nâsi fi’d-dünyâ) Kim dünyada iken insanların sıkıntılarını gidermeye çalışırsa; (kadallâhu teâlâ havâicehû fi’d-dünyâ ve’l-âhireti) Allah da onun dünya ve ahiret sıkıntılarını giderir.
(Ve men erâde en-yekûne fî-kabrihî mûnisün fe’l-yekum fî-zulumeti’l-leyli ve’l-yusal) Her kim kabrinde kendisine dost ararsa geceleyin karanlıkta uyumasın, kalksın namaz kılsın! Gece namazları kabrinde ona dost olur, yardımcı, arkadaş olur.
(Ve men erâde enyekûne fî-zilli arşi’r-rahmân) Her kim Rahman’ın arşı altındaki gölgelikte olmak isterse; (fe’l-yekûn zâhiden) o da zahid olsun, dünyaya iltifat etmesin!..
(Ve men erâde en-yekûne hisâbehû yesîran) Her kim hesabının kolay olmasını isterse hafif olmasını isterse; (fe’l-yekün nâsıhan li-nefsihî ve ihvânihî) kendi nefsine ve kardeşlerine nasihat etsin!..
(Ve men erâde en-yekûne’l-melâiketü zâirîn) Kim meleklerin kendisini ziyaret etmesini isterse (fe’l-yekün verian) şüpheli şeylerden kaçınsın!..
(Ve men erâde en-yesküne fî-buhbûhati’l-cenneti) Her kim cennetin ortasında oturmak isterse (fe’l-yekün zâkira’llâhi bil leyli ven nehâr) gece gündüz Allah’ı zikretsin!..
(Ve men erâde en yedhule’l-cennete bi-gayri hisâb) Her kim cennete hesapsızca girmek isterse (fe’l-yetüb ilallâhi tevbeten nasûhâ) nasuh tövbe ile Cenab-ı Hakk’a tövbe etsin... Tevbe-i nasuh malum ya, bir daha yapmamak üzere tövbe etmek... Helalleşmek... Pişmanlıkla beraber...
(Ve men erâde en yekûne ganiyyen fe’l-yekün râdıyen bi-mâ-kasemallâhu teâlâ) Her kim zengin olmak isterse Allahu Teala’nın ona verdiğine razı olsun!..
(Ve men erâde en yekûne mea’llâhi fe’l-yekün hâşian) Her kim Allah’la olmak isterse Allah’tan korkanlardan olsun..
Allah bizimle beraberdir. Bizim de onunla beraber olmamız lazım.. Fakat hep nasihatlerin icabı sözler... Yoksa, bunların hepsi büyük büyük derslerdir. Allah hepimize insaflar versin.
(Ve men erâde en-yekûne hakîmen) Her kim hikmet sahibi olmak isterse (fe’l-yekün âlimen) âlim olsun… İlim olmayınca hikmet olmaz.
(Ve men erâde en-yekûne sâlimen mine’n-nâs) İnsanların arasında dertsiz olmak istiyorsa; kimse bana elleşmesin, rahat olayım, selamette olayım diyorsa bir insan (felâ yezkürü ehaden illâ bihayrin) hiç kimseyi anmasın, ancak hayırla ansın!
(Ve’l-ya’tebir fî-hâ min eyyi şeyin huliktü) Kendisinin neyden yaratıldığından ibret alsın.. Bir su parçasından nasıl oldu... (ve li-mâzâ huliktü) Niçin yaratıldığını da düşünsün. Onun için başkalarına hep hayır ehli olsun.
(Ve men erâde’ş-şerefe fi’d-dünyâ ve’l-âhireti) Her kim dünyanın ve ahiretin şereflerine erişmek istiyorsa; (fe’l-yahteri’l-âhirete ale’d-dünyâ) dünya üzerine ahireti tercih etsin. Her işinde ahireti önde tutsun, ona özen göstersin...
Ne güzel dersler bunlar!..
(Ve men erâde’l-firdevse ve’n-naîm ellezî lâ-yefnâ) Her kim Firdevs cennetine girmek isterse oradaki nimetlere erişmek isterse; (lâ-yudîu umrehû fif-esâdi’d-dünyâ) dünyanın fesatlarına sokulup da bu ömrü hiç etmesin!..
(Ve men erâde’l-cennete fi’d-dünyâ ve’l-âhireti). Her kim dünyada ve ahirette cenneti istiyorsa (fe-aleyhi bi’s-sehâveti) cömertliğe devam etsin!.. Korkmasın, bitmez; verdikçe artar. (li-ennes sahîyyi karîbü’n-ilel cenneti ve baîdün mine’n-nâr) Çünkü cömertlik, cennete yakındır, cehennemden de uzaktır.
(Ve men erâde en-yünevvere kalbehû bi’n-nûrit tâmmi) Her kim kalbinin tam nur ile nurlanmasını isterse (fealeyhi bi’t-tefekküri ve’l-i’tibâr) ona da tefekkür lazım. Düşünsün, tefekkür etsin daima...
O sudan nasıl oldu da yaratıldık?.. O sudan neler oluyor bugün?.. Bunlar hep düşünülecek ince şeyler... Su nasıl oluyor da insanın içerisinde bir insan hâline geliyor?.. Allah’ın kudreti hepsi...
(Ve men erâde en-yekûne le-hû bedenün sâbirün ve lisânün zâkirün ve kalbün hâşi’ün) Her kim sabırlı bir beden, Allah’ı zikreden bir dil, Allah’tan korkan bir kalp istiyorsa; (fe-aleyhi bi-kesreti-l istiğfari li’l-mü’minîne ve’l-mü’minâtı ve’l-müslimîne vel müslimât) o mümin ve müminler, Müslüman ve Müslümanlar, istiğfara devam etsin.!
Estağfiru’llâh... Estağfiru’llâh...
Estağfiru’llâh el-azîm el-kerîm el-lezî lâ-ilâhe illâ hû, el-hayye’l-kayyûm ve netûbü ileyh... Ve nes’elühü’t- tevbete ve’l-mağfirete ve’l-hidâyete lenâ innehû hüve’t-tevvâbür rahîm... Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ-yemlikü li-nefsihî mevten ve lâ-hayâten ve lâ-nüşûrâ...
Allâhümme innâ nes’elüke’l-afve ve’l-âfiyete fi’d-dînî ve’d- dünyâ ve’l-âhireti... Teveffenâ müslimîn, ve elhıknâ bi’s-sâlihîn...
Sübhâne Rabbike Rabbi’l-izzeti ammâ yesıfûn... Ve selâmün ale’l-mürselîn... Vel hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. Tekabbel minnâ, ve’şfi merdânâ, ve’rham mevtânâ, va’ğfir zünûbenâ, ve’stur uyûbenâ, vekşif humûmenâ, ferric kurûbena ve sellim bilâdenâ mine’l-afat, ve’l-ahât, vel ukûbât... Bi saltanati lâ ilâhe illallah, Muhammedü’r-Rasûlüllah... Fî-külli lemhatin ve nefesin adade mâ-vesiahû ilmullâh...
Ve sallallahu ala seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihi ecmaîn... Vel hamdü lillâhi Rabbil âlemin.
el-Fatiha!..