Namaz Vakitleri

8 Zilhicce 1445
14 Haziran 2024
İmsak
03:24
Güneş
05:24
Öğle
13:09
İkindi
17:09
Akşam
20:44
Yatsı
22:35
Detaylı Arama

Yaratılışımızın Gayesi

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN

13 Cemâziye'l-Âhir 1411 / 30.12.1990
Melbourne/ Avustralya

Açıklama

Hocamız, Gönül dostumuz, Mürebbi'miz Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN’ın, kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'in daha iyi anlaşılması için yaptığı sohbetler Ak-Radyo’da başladı (29. 09. 1998).

Bu sohbetler bir saat kadar sürüyordu ve salı akşamları Ak-Radyodan yayınlanıyordu. 4 Şubat 2001 günü elim bir trafik kazası sonucu vefat edinceye kadar devam etti. Vefat etmeden önce yaptıkları son sohbette, Bakara Sûresi’nin 223. ayeti anlatılmıştır.

Hocamız bu sohbetlerinde İbn-i Kesir tefsirini takip ediyordu. Zaman zaman Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tefsirinden ve İsmâil Hakkı Bursevî Hazretleri’nin tefsirinden nakiller yaptığı da oluyordu. Fâtiha’dan başlayıp, sırayla her sohbette birkaç ayet okuyup izah ederek sohbetlerini sürdürüyordu. 30 Ocak 2001 günü yaptığı son tefsir sohbetinde, Bakara Sûresi’nin 224. ayetine kadar gelmişti.

Derslerde, önce o gün izah edilecek ayet-i kerimelerin metinleri okunuyor, kısaca meali veriliyor. Sonra ayetlerin sebeb-i nüzûlü hadis-i şeriflerle izah ediliyor. Ondan sonra, ilgili diğer ayetlerle ve hadis-i şeriflerle ayeti kerimelerin açıklaması yapılıyor. Ashaptan, tabiinden görüşler naklediliyor. Sohbetin sonunda da çıkartılacak dersler anlatılıyor ve günümüzde neler yapmamız gerektiği hakkında tavsiyelerde bulunuluyor.

Konuşma Metni

Bismillâhirrahmânirrahîm el-Hamdü lillâhi hakka hamdihî hamden kesîren tayyiben mübâreken fîh,Bismillâhirrahmânirrahîm

el-Hamdü lillâhi hakka hamdihî hamden kesîren tayyiben mübâreken fîh,
kemâ yuhibbü ve yerdâ ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ kemâ yuhibbü ve yerdâ ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebîahû bi-ihsânin ecmaîn. Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ve men tebîahû bi-ihsânin ecmaîn.

Bizi yaratan, büyüten, yaşatan, sayılamayacak kadar çok ve çeşitli nimetlerine gark eden, Bizi yaratan, büyüten, yaşatan, sayılamayacak kadar çok ve çeşitli nimetlerine gark eden, mazhar eyleyen Rabbimiz Allahu Teâlâ hazretlerine sonsuz hamd ü senâlar olsun. mazhar eyleyen Rabbimiz Allahu Teâlâ hazretlerine sonsuz hamd ü senâlar olsun. Elhamdülillah sağız, selametteyiz, hak din üzereyiz, sıhhat ve âfiyetteyiz, Elhamdülillah sağız, selametteyiz, hak din üzereyiz, sıhhat ve âfiyetteyiz, bir kardeşler grubu arasındayız. Dışarıda güzel bir güneş var, çayırlar var, manzara güzel. bir kardeşler grubu arasındayız. Dışarıda güzel bir güneş var, çayırlar var, manzara güzel. Nice nimetler... Şükredenlerin nimetleri artar.Nice nimetler...

Şükredenlerin nimetleri artar.
Allah, nimetin kadrini bilenin ecrini, sevabını, nimetini çoğaltır. Allah, nimetin kadrini bilenin ecrini, sevabını, nimetini çoğaltır. Biz de sahip olduğumuz, nâil olduğumuz nimetleri fark etmeliyiz, idrak etmeliyiz. Biz de sahip olduğumuz, nâil olduğumuz nimetleri fark etmeliyiz, idrak etmeliyiz.

Bir şey geliyor ama nereden geliyor? Bir şey oluyor ama nereden oluyor? Bir şey geliyor ama nereden geliyor? Bir şey oluyor ama nereden oluyor? Bir şeylere kavuşuyorum ama nasıl kavuşuyorum?Bir şeylere kavuşuyorum ama nasıl kavuşuyorum? Birtakım çok güzel şeyler, para vermeden, masraf etmeden elime geçiyor ama kim gönderiyor? Birtakım çok güzel şeyler, para vermeden, masraf etmeden elime geçiyor ama kim gönderiyor?

İnsanın bunları düşünmesi gerekiyor. Dünya hayatı, yaşadığımız hayat; İnsanın bunları düşünmesi gerekiyor.

Dünya hayatı, yaşadığımız hayat;
gözümüzü açtığımız zaman, etrafa baktığımız zaman gördüğümüz şeylerin çoğu güzel.gözümüzü açtığımız zaman, etrafa baktığımız zaman gördüğümüz şeylerin çoğu güzel. Güzellik de herkes için değil. Sonra güzellik devamlı da değil. Güzellik de herkes için değil. Sonra güzellik devamlı da değil.

Şu sırada güzel de, biz şurada iyiyiz de -hamdolsun- Şu sırada güzel de, biz şurada iyiyiz de -hamdolsun- ama şiddetli bir ağrımız olsa dünya başımıza dar gelir. ama şiddetli bir ağrımız olsa dünya başımıza dar gelir. Ağrıdan kıvransak dünyayı gözümüz görmez.Ağrıdan kıvransak dünyayı gözümüz görmez. Peş peşe birtakım üzücü olaylarla karşılaşsak hayatımızdan bezebiliriz.Peş peşe birtakım üzücü olaylarla karşılaşsak hayatımızdan bezebiliriz. Bazı kimseler de hayatından beziyor; "Yâ Rabbi! Al artık emanetini! Bazı kimseler de hayatından beziyor; "Yâ Rabbi! Al artık emanetini! Bıktım, usandım, dayanamayacağım, tahammülüm kalmadı." diyebiliyor. Bıktım, usandım, dayanamayacağım, tahammülüm kalmadı." diyebiliyor.

Muvakkaten ve umumiyetle insanın gençlik çağında, dünya insana güzel görünüyor.Muvakkaten ve umumiyetle insanın gençlik çağında, dünya insana güzel görünüyor. Başında kavak yelleri estiği zaman toz pembe görünüyor.Başında kavak yelleri estiği zaman toz pembe görünüyor. Bir aile içinde yetişmiş, babası kendisini büyütmüş. Bir aile içinde yetişmiş, babası kendisini büyütmüş. "Hadi evladım sen oku da biz senin ihtiyaçlarını karşılarız." dendiği için rahat. "Hadi evladım sen oku da biz senin ihtiyaçlarını karşılarız." dendiği için rahat.

Sıhhati yerinde, spor yapıyor. Gücü yerinde, koşabiliyor, başkasının yapmadığı işleri yapıyor. Sıhhati yerinde, spor yapıyor. Gücü yerinde, koşabiliyor, başkasının yapmadığı işleri yapıyor. Karşı tarafı yenebiliyor; birtakım sporlar yapıyor, başarıyor. Karşı tarafı yenebiliyor; birtakım sporlar yapıyor, başarıyor. Bunlar güzel ama bir de madalyonun öbür tarafı var. İhtiyarlık devresi var. Bunlar güzel ama bir de madalyonun öbür tarafı var. İhtiyarlık devresi var. Bunlara sahip olamayan insanların ıstırapları, sıkıntıları, dertleri var. Bunlara sahip olamayan insanların ıstırapları, sıkıntıları, dertleri var.

Hâsılı biz bu dünyanın nasıl bir şey olduğunu, gerçek çehresiyle görebilmiş değiliz. Hâsılı biz bu dünyanın nasıl bir şey olduğunu, gerçek çehresiyle görebilmiş değiliz. İnsanların çoğu görebilmiş değil.İnsanların çoğu görebilmiş değil. Ama bizim dedelerimiz herhalde durup dururken "yalan dünya" dememişler.Ama bizim dedelerimiz herhalde durup dururken "yalan dünya" dememişler. "Yalancı dünya" değil de "yalan dünya. Hayal, boş... "Yalancı dünya" değil de "yalan dünya. Hayal, boş...

Birisi karşınıza geçse; "Efendim, şöyle oldu, böyle oldu." diye bir sürü masal anlatsa,Birisi karşınıza geçse; "Efendim, şöyle oldu, böyle oldu." diye bir sürü masal anlatsa, olmadık hayal mahsulü bir şeyler anlatsa "yalan" dersiniz. Dünyaya da "yalan dünya" demişler. olmadık hayal mahsulü bir şeyler anlatsa "yalan" dersiniz. Dünyaya da "yalan dünya" demişler.

Yalan dünya… Neden? Bir kere devamlı değil, hiç kimsenin elinde devamlı kalmıyor. Yalan dünya…

Neden?

Bir kere devamlı değil, hiç kimsenin elinde devamlı kalmıyor.
Gençlik devamlı kalmıyor, zenginlik devamlı kalmıyor, sıhhat devamlı kalmıyor, ömür sürüp gitmiyor.Gençlik devamlı kalmıyor, zenginlik devamlı kalmıyor, sıhhat devamlı kalmıyor, ömür sürüp gitmiyor. Bir zaman sonra insan, bazı nahoş olaylarla karşılaşınca,Bir zaman sonra insan, bazı nahoş olaylarla karşılaşınca, bu sefer de bakıyorsunuz şairlerden filan, mırın kırın, itiraz sesleri çıkmaya başlıyor: bu sefer de bakıyorsunuz şairlerden filan, mırın kırın, itiraz sesleri çıkmaya başlıyor:

Geç fark ettim taşın sert olduğunu. diyor. Taş zaten sert ama şair geç fark etmiş. Geç fark ettim taşın sert olduğunu.

diyor.

Taş zaten sert ama şair geç fark etmiş.

Geç fark ettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış. Geç fark ettim taşın sert olduğunu.

Su insanı boğar, ateş yakarmış.

Tabi su boğacak, elbette ateş yakacak, tabiatı o. Ama onu ilk başta anlayamamış. Tabi su boğacak, elbette ateş yakacak, tabiatı o. Ama onu ilk başta anlayamamış.

Her geçen bir günün dert olduğunu. İnsan bu yaşa gelince anlarmış. Her geçen bir günün dert olduğunu.

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Hangi yaşa gelmiş Cahit Sıtkı? Daha otuz beş yaşına gelmiş, yolun ortasında…Hangi yaşa gelmiş Cahit Sıtkı?

Daha otuz beş yaşına gelmiş, yolun ortasında…
Taşın sert olduğunu anlayınca, ateşin yaktığını anlayınca; Taşın sert olduğunu anlayınca, ateşin yaktığını anlayınca; bir de herhalde günleri biraz dertlenince, efkarlanınca, birden manzara değişiveriyor, sözler değişiyor. bir de herhalde günleri biraz dertlenince, efkarlanınca, birden manzara değişiveriyor, sözler değişiyor. Hani on sekiz yaşındaki sözler, yirmi yaşındaki sözler; delikanlılık çağındaki cevher, onlar gidiyor;Hani on sekiz yaşındaki sözler, yirmi yaşındaki sözler; delikanlılık çağındaki cevher, onlar gidiyor; ölüm olayı karşısında insan durgunlaşıyor, şaşırıyor. ölüm olayı karşısında insan durgunlaşıyor, şaşırıyor.

Büyüklerimiz de bunu çok denemişler, deneyenlerden dinlemişler. Büyüklerimiz de bunu çok denemişler, deneyenlerden dinlemişler. Çok tecrübeli büyüklerden, evliyâullahtan, enbiyâdan anlamışlar. Çok tecrübeli büyüklerden, evliyâullahtan, enbiyâdan anlamışlar.

"Dünya vefasızdır." diyorlar. "Dünya vefasızdır." diyorlar.

Sen ona vefa göstersen; "Ben seni çok seviyorum, sana çok vefalıyım, senden ayrılmam." desen,Sen ona vefa göstersen; "Ben seni çok seviyorum, sana çok vefalıyım, senden ayrılmam." desen, sımsıkı sarılsan o seni itiyor. "Çekil başımdan, istemiyorum!" der gibi seni boşuyor.sımsıkı sarılsan o seni itiyor. "Çekil başımdan, istemiyorum!" der gibi seni boşuyor. Sen ona rağbet ediyorsun, o seni boşuyor. Sen ona rağbet ediyorsun, o seni boşuyor.

Onun için İranlı şairlerden bir tanesinin bir sözü var: Onun için İranlı şairlerden bir tanesinin bir sözü var:

Mecû dürüstî-i ahd ez cihân-ı süst nihâd. K'in acûze arûs-i hezâr dâmâdest. Mecû dürüstî-i ahd ez cihân-ı süst nihâd.

K'in acûze arûs-i hezâr dâmâdest.

Farsça güzel bir beyit… Mânası şu: "Şu gevşek yapılı, çürük yapılı dünyadan vefa bekleme! Farsça güzel bir beyit…

Mânası şu:

"Şu gevşek yapılı, çürük yapılı dünyadan vefa bekleme!
Bu dünyayı işe yarar sanma! Bu dünya acûze, bin damatlı bir koca karı gibidir." Bu dünyayı işe yarar sanma! Bu dünya acûze, bin damatlı bir koca karı gibidir."

Hangi birine vefa gösterecek? Hiçbirine vefa göstermiyor. Herkes "Dünya! Dünya!" diye sarılmış, Hangi birine vefa gösterecek?

Hiçbirine vefa göstermiyor. Herkes "Dünya! Dünya!" diye sarılmış,
sonunda elinden kaçırmış; sonunda ona vefa göstermemiş. sonunda elinden kaçırmış; sonunda ona vefa göstermemiş.

Dost dost diye, nicesine sarıldım. Benim sâdık yârim kara topraktır. Dost dost diye, nicesine sarıldım.

Benim sâdık yârim kara topraktır.

Zamanımız şairlerden birisinin dediği gibi. Zamanımız şairlerden birisinin dediği gibi.

İşte biz, olayları olmadan önce tespit etmek, tehlikeleri gelmeden önce haber almak, İşte biz, olayları olmadan önce tespit etmek, tehlikeleri gelmeden önce haber almak, tehlikelerin karşısındaki tedbirleri zamanında uygulamak; tehlikelerin karşısındaki tedbirleri zamanında uygulamak; karşı tarafa çarpmadan önce frene basmak,karşı tarafa çarpmadan önce frene basmak, uçuruma yuvarlanmadan evvel direksiyonu çevirmek istiyoruz. "Akıllılık" diye buna diyoruz. uçuruma yuvarlanmadan evvel direksiyonu çevirmek istiyoruz. "Akıllılık" diye buna diyoruz.

Yoksa, "Aaa! Hay Allah! Fren de yaptım ama gitti bizim arabanın önü, öndeki arabanın da arkası! Yoksa, "Aaa! Hay Allah! Fren de yaptım ama gitti bizim arabanın önü, öndeki arabanın da arkası! Hay Allah! Şarampole yuvarlandım, dokuz takla attım." Hay Allah! Şarampole yuvarlandım, dokuz takla attım."

İş işten geçtikten sonra olan tedbirlerin kıymeti olmuyor. İş işten geçtikten sonra olan tedbirlerin kıymeti olmuyor.

Melbourne'den tanıdığınız insanları düşünün! İş hayatınızdan, komşuluğunuzdan. vesaire.Melbourne'den tanıdığınız insanları düşünün! İş hayatınızdan, komşuluğunuzdan. vesaire. Genç, süsleniyor; genç, eğlencede; genç, keyifte; genç, zevkte; genç, sorumsuz. Genç, süsleniyor; genç, eğlencede; genç, keyifte; genç, zevkte; genç, sorumsuz.

Ama sonra? Yaşlı biracı, yaşlı ayyaş, yaşlı berduş… Ama sonra?

Yaşlı biracı, yaşlı ayyaş, yaşlı berduş…
Öylesini de gördüm. Ana caddede kaldırıma oturmuş, içki şişesini yanına koymuş; içki içiyor.Öylesini de gördüm. Ana caddede kaldırıma oturmuş, içki şişesini yanına koymuş; içki içiyor. Bir mezeden alıyor, bir de ayakkabısını fırçalıyor. Bir mezeden alıyor, bir de ayakkabısını fırçalıyor.

Ayakkabını fırçalasan ne olacak, fırçalamasan ne olacak? Ayakkabını fırçalasan ne olacak, fırçalamasan ne olacak? Senin hayatın geçmiş zaten, bitmiş; bir de o tarafı var. Senin hayatın geçmiş zaten, bitmiş; bir de o tarafı var.

İşte biz müslümanlar, mü'minler ve bizden önceki peygamberlerin ümmetleri, İşte biz müslümanlar, mü'minler ve bizden önceki peygamberlerin ümmetleri, Allah'ın ikazına, ihtarına, ihbarına, ihbarnamesine önceden inanmışızAllah'ın ikazına, ihtarına, ihbarına, ihbarnamesine önceden inanmışız ve geleceğe şimdiden tedbir alma durumunda olan insanlarız. Bizim güzel tarafımız bu. ve geleceğe şimdiden tedbir alma durumunda olan insanlarız. Bizim güzel tarafımız bu.

Dünyanın en akıllı insanları kimlerdir? Uzaya füze gönderenler mi?Dünyanın en akıllı insanları kimlerdir?

Uzaya füze gönderenler mi?
Satelite gönderenler mi? Hayır! Satelite gönderenler mi?

Hayır!

Dünyanın en akıllı insanları, hem dünyayı hem âhireti kurtaranlardır.Dünyanın en akıllı insanları, hem dünyayı hem âhireti kurtaranlardır. İnsan âhireti, ebedî hayatı, muazzam sonsuz hayatı kaybederse bu akıllılık mı? Değil! İnsan âhireti, ebedî hayatı, muazzam sonsuz hayatı kaybederse bu akıllılık mı?

Değil!
Çok materyalist bir görüşle bile değil. Materyalist görüşle bir adama desen ki; Çok materyalist bir görüşle bile değil. Materyalist görüşle bir adama desen ki;

"Al şimdi sana on dolar veriyorum; yarın senden yüz bin dolar alırım haaa!" "Al şimdi sana on dolar veriyorum; yarın senden yüz bin dolar alırım haaa!"

"On dolar senin başına çalınsın! Yarın benden yüz bin dolar alacak olduktan sonra istemem ben! "On dolar senin başına çalınsın! Yarın benden yüz bin dolar alacak olduktan sonra istemem ben! Bir gün daha sabrederim." Bu dünyanın muvakkat bir zevki, kısa bir zevki, Bir gün daha sabrederim."

Bu dünyanın muvakkat bir zevki, kısa bir zevki,
ama arkadan sonsuz cehennem ateşi. Cayır cayır yanmak, çatır çatır yanmak…ama arkadan sonsuz cehennem ateşi. Cayır cayır yanmak, çatır çatır yanmak… Sonsuz ıstırap, bitmek tükenmek bilmeyen feci bir hayat. Sonsuz ıstırap, bitmek tükenmek bilmeyen feci bir hayat. "O zaman dünyayı istemem!" der, insan. Bu gerçeği görmek kolay değil. "O zaman dünyayı istemem!" der, insan.

Bu gerçeği görmek kolay değil.

Neden kolay değil? Güneş, çayır, çimen... Gençlik güzel. Çok zevkler var. Neden kolay değil?

Güneş, çayır, çimen... Gençlik güzel. Çok zevkler var.
Süslü, güzel bu acûze dünya. İlk bakışta acûzeliğini herkes fark etmiyor.Süslü, güzel bu acûze dünya. İlk bakışta acûzeliğini herkes fark etmiyor. Öyle bir boyanmış ki muazzam bir makyaj ustası. Koymuş önüne boyaları,Öyle bir boyanmış ki muazzam bir makyaj ustası. Koymuş önüne boyaları, geçmiş aynanın karşısına, bir krem çalmış yüzüne, bir makyaj yapmış gözlerine. geçmiş aynanın karşısına, bir krem çalmış yüzüne, bir makyaj yapmış gözlerine. Uzaktan bakanlar hayran oluyorlar ama acûze, ihtiyarlar ihtiyarı.Uzaktan bakanlar hayran oluyorlar ama acûze, ihtiyarlar ihtiyarı. Kemikleri erimiş ama yüzünden belli değil. Öbür taraflarını da örtmüş. Kemikleri erimiş ama yüzünden belli değil. Öbür taraflarını da örtmüş.

Allahu Teâlâ hazretleri şöyle buyuruyor: Allahu Teâlâ hazretleri şöyle buyuruyor:

Hepinizin duyduğu, bir kısmınızın ezbere bildiği bir sûre, Tebâreke Sûresi'nde: Hepinizin duyduğu, bir kısmınızın ezbere bildiği bir sûre, Tebâreke Sûresi'nde:

Ellezî halaka'l-mevte ve'l-hayâte. "O Allah ki ölümü ve hayatı var etti, yarattı." Ellezî halaka'l-mevte ve'l-hayâte. "O Allah ki ölümü ve hayatı var etti, yarattı."

Li-yeblüveküm eyyüküm ahsenü amelâ. Li-yeblüveküm eyyüküm ahsenü amelâ. "Bakalım hanginiz daha güzel icraat yapacak,"Bakalım hanginiz daha güzel icraat yapacak, daha güzel işler yapacak, diye, sizi imtihan etmek için yarattı." daha güzel işler yapacak, diye, sizi imtihan etmek için yarattı."

Sebep imtihan; asıl maksat denemek, sınamak. Sebep imtihan; asıl maksat denemek, sınamak.

Başka bir âyet-i kerîmede buyuruluyor ki;Başka bir âyet-i kerîmede buyuruluyor ki; E fe-hasibtüm ennemâ halaknâküm abesen ve enneküm ileynâ lâ türceûn.

E fe-hasibtüm ennemâ halaknâküm abesen ve enneküm ileynâ lâ türceûn.
"Siz sandınız mı ki ey gafiller, ey cahiller, ey müşrikler, ey kâfirler, ey imansızlar, "Siz sandınız mı ki ey gafiller, ey cahiller, ey müşrikler, ey kâfirler, ey imansızlar, ey iz'ansızlar, ey irfansızlar! Biz sizi abes yere mi yarattık! ey iz'ansızlar, ey irfansızlar! Biz sizi abes yere mi yarattık! Boş yere mi, eğlence için mi, sebepsiz mi, maksatsız mı yarattık?Boş yere mi, eğlence için mi, sebepsiz mi, maksatsız mı yarattık? Siz bize dönmeyeceğinizi mi sandınız? Hayatı gayesiz mi, abes mi,Siz bize dönmeyeceğinizi mi sandınız? Hayatı gayesiz mi, abes mi, lüzumsuz mu, boş mu, sonsuz mu, amaçsız mı, tesadüfî mi sandınız? Hayır, öyle değil!" lüzumsuz mu, boş mu, sonsuz mu, amaçsız mı, tesadüfî mi sandınız? Hayır, öyle değil!"

İşte İslâm'ın tezi bu! İmanın tezi, irfanın görüşü bu. Bu zamanda bazı insanlar diyorlar ki; İşte İslâm'ın tezi bu! İmanın tezi, irfanın görüşü bu. Bu zamanda bazı insanlar diyorlar ki;

"Gözlerimi kapatıyor, hiçbir şeye inanmıyorum!" İnanmıyorsun ama var!"Gözlerimi kapatıyor, hiçbir şeye inanmıyorum!"

İnanmıyorsun ama var!
Sen inanmasan da bak sonuç senin sandığın gibi çıkmıyor. Senin gittiğin yol, çıkmaz yol! Sen inanmasan da bak sonuç senin sandığın gibi çıkmıyor. Senin gittiğin yol, çıkmaz yol! Senin girdiğin yol, gittiğin yol hiçlik yolu! Hiç bir şey yok!Senin girdiğin yol, gittiğin yol hiçlik yolu! Hiç bir şey yok! Anarşi, bedbinlik, bıkkınlık, gadir, zulüm, hırsızlık, arsızlık, yüzsüzlük, epikürizm ve sonunda intihar. Anarşi, bedbinlik, bıkkınlık, gadir, zulüm, hırsızlık, arsızlık, yüzsüzlük, epikürizm ve sonunda intihar.

Neden? Bir şeye inanmadı mı, bir şeye bağlanmadı mı, insan mahvolur. Neden?

Bir şeye inanmadı mı, bir şeye bağlanmadı mı, insan mahvolur.
Karnını doyurması yetmez! Karnını doyurması, insana katiyen yetmiyor; Karnını doyurması yetmez! Karnını doyurması, insana katiyen yetmiyor; insanın gönlünün doyması lazım! Gönlü hoş oldu mu, açlığa da tahammül eder,insanın gönlünün doyması lazım! Gönlü hoş oldu mu, açlığa da tahammül eder, savaşa da gider, yaralanır da, ölür de. Seve seve ölmeye de gider. savaşa da gider, yaralanır da, ölür de. Seve seve ölmeye de gider.

Beş on kişi seyahat ediyorlarmış. Kardeşmiş bunlar sizin gibi, birbirlerinin kardeşleri...Beş on kişi seyahat ediyorlarmış. Kardeşmiş bunlar sizin gibi, birbirlerinin kardeşleri... Yakalanmışlar. "Vay, casuslar! Şehrimize giriş sebebinizi anlamadık mı sanıyorsunuz?Yakalanmışlar.

"Vay, casuslar! Şehrimize giriş sebebinizi anlamadık mı sanıyorsunuz?
Siz içeriden bize kötülük yapmak için geldiniz; öbür devletin casuslarısınız, değil mi? Gelin bakalım!"Siz içeriden bize kötülük yapmak için geldiniz; öbür devletin casuslarısınız, değil mi? Gelin bakalım!" veyahut, "Siz bozuk inançlı insanlarsınız, zındıksınız! Kötü zihniyetlisiniz, imansızsınız!veyahut, "Siz bozuk inançlı insanlarsınız, zındıksınız! Kötü zihniyetlisiniz, imansızsınız! Gelin bakalım!" demişler. "Kesin şunların kafasını!" demiş, amirleri. Gelin bakalım!" demişler.

"Kesin şunların kafasını!" demiş, amirleri.

Beş on kişinin kafası kesilecek. Kardeş bunlar; derviş, ihvan.Beş on kişinin kafası kesilecek. Kardeş bunlar; derviş, ihvan. Kesecekler; çünkü, görünüşleri fakirane. Mevki makam sahibi bir insan gibi görünmüyorlar.Kesecekler; çünkü, görünüşleri fakirane. Mevki makam sahibi bir insan gibi görünmüyorlar. Giyimleri kuşamları hoş görünmüyor. "Kesin!" demişler. Giyimleri kuşamları hoş görünmüyor. "Kesin!" demişler.

Bir tanesi genç, yakışıklı. Hemen öne koşmuş.Bir tanesi genç, yakışıklı. Hemen öne koşmuş. Cellada; "Önce beni kes! Önce beni kes!" demiş. Cellada;

"Önce beni kes! Önce beni kes!" demiş.

Cellat bakmış; cellat ama onun da bir kalbi var: "Dur be! Biraz geri git!" demiş. Cellat bakmış; cellat ama onun da bir kalbi var:

"Dur be! Biraz geri git!" demiş.

"Yok, önce beni kes! Ne olur, önce beni kes!" demiş. "Yok, önce beni kes! Ne olur, önce beni kes!" demiş.

Cellat demiş: "Ne ısrar edip duruyorsun yahu? Ölüm bu kadar tatlı bir şey mi? Cellat demiş:

"Ne ısrar edip duruyorsun yahu? Ölüm bu kadar tatlı bir şey mi?
Düğün mü, bayram mı? Bu hoş bir şey mi? Ölüm bu, acı!" Düğün mü, bayram mı? Bu hoş bir şey mi? Ölüm bu, acı!"

Demiş ki; "Sen benimle meşgul olurken, kardeşlerim birkaç dakika daha fazla yaşarlar.Demiş ki;

"Sen benimle meşgul olurken, kardeşlerim birkaç dakika daha fazla yaşarlar.
Hiç olmazsa onları birkaç dakika daha fazla yaşatmış olurum." demiş. Fedakârlığa bak! Hiç olmazsa onları birkaç dakika daha fazla yaşatmış olurum." demiş.

Fedakârlığa bak!
"Arkadaşları iki üç dakika daha fazla yaşasınlar." diye, kendisi önce ölmeye giden bir genç. "Arkadaşları iki üç dakika daha fazla yaşasınlar." diye, kendisi önce ölmeye giden bir genç. Birbirlerine böyle bağlanmış insanlar. Cellat haber göndermiş: Birbirlerine böyle bağlanmış insanlar. Cellat haber göndermiş:

"Siz bunlara 'zındık' dediniz ama vallahi bunlar zındığa benzemiyor. "Siz bunlara 'zındık' dediniz ama vallahi bunlar zındığa benzemiyor. 'Kâfir' dediniz, kâfire benzemiyor.'Kâfir' dediniz, kâfire benzemiyor. Bunlar mübarek insanlara benziyor; üstelik ölümden de korkmuyorlar.Bunlar mübarek insanlara benziyor; üstelik ölümden de korkmuyorlar. Birbirlerini de seviyorlar, güzel ahlâkları var. Bir yanlışlık olmasın?" demiş. Birbirlerini de seviyorlar, güzel ahlâkları var. Bir yanlışlık olmasın?" demiş.

Hakikaten tahkik etmişler, öyle olduğunu anlamışlar. "Kusura bakmayın! Hakikaten tahkik etmişler, öyle olduğunu anlamışlar.

"Kusura bakmayın!
Az kalsın size karşı yanlış bir şey yapacaktık, sizi kesecektik. Haydi buyurun, gidin!" demişler. Az kalsın size karşı yanlış bir şey yapacaktık, sizi kesecektik. Haydi buyurun, gidin!" demişler.

Ölmemiş ama ölmeye gidiyor.Ölmemiş ama ölmeye gidiyor. "Kardeşlerine küçük bir iyiliği olsun." diye, kardeşleri için ölmeye gidebiliyor. "Kardeşlerine küçük bir iyiliği olsun." diye, kardeşleri için ölmeye gidebiliyor.

Burası bizim ve sizin eğitim için geldiğimiz bir yer. Bazı gerçekleri öğreneceğiz; Burası bizim ve sizin eğitim için geldiğimiz bir yer. Bazı gerçekleri öğreneceğiz; kendimizi eğiteceğiz, duygularımızı eğiteceğiz, kalbimizi eğiteceğiz, kafamızı eğiteceğiz.kendimizi eğiteceğiz, duygularımızı eğiteceğiz, kalbimizi eğiteceğiz, kafamızı eğiteceğiz. Kendimizi değiştireceğiz, güzelleştireceğiz, yenileyeceğiz. Bu eğitimin ilk kademesi ne?Kendimizi değiştireceğiz, güzelleştireceğiz, yenileyeceğiz.

Bu eğitimin ilk kademesi ne?
İlk önce gayeyi bilmek lazım! Çünkü bilim adamları tespit etmişler ki İlk önce gayeyi bilmek lazım! Çünkü bilim adamları tespit etmişler ki bir şeyi öğrenecek insan, prensipleri öğrenirse daha çabuk öğreniyor;bir şeyi öğrenecek insan, prensipleri öğrenirse daha çabuk öğreniyor; detayı ezberlemeye çalışırsa öğrenemiyor. detayı ezberlemeye çalışırsa öğrenemiyor. Ana prensipleri öğrenen insan, çarçabuk, hemen öğrenmesi gereken şeyi öğreniyor. Ana prensipleri öğrenen insan, çarçabuk, hemen öğrenmesi gereken şeyi öğreniyor.

Onun için önce temel prensipleri öğreneceğiz. Onun için önce temel prensipleri öğreneceğiz.

Bizim temel prensibimizde gayemiz dünya hayatı değil, bizim gayemiz âhiret!Bizim temel prensibimizde gayemiz dünya hayatı değil, bizim gayemiz âhiret! Bizim gayemiz zevk değil, keyif değil. Bizim gayemiz zevk değil, keyif değil. Gerçi Allah bizi zevkli, keyifli bir yere getirdi ama bu Allah'ın ikramı. Hani manzaralı, güzel, hoş…Gerçi Allah bizi zevkli, keyifli bir yere getirdi ama bu Allah'ın ikramı. Hani manzaralı, güzel, hoş… Yemekler çeşitli, bol… Sıkıntımız yok. Ortadoğu'da bu rahatı bulan kaç insan var?Yemekler çeşitli, bol… Sıkıntımız yok.

Ortadoğu'da bu rahatı bulan kaç insan var?
Geldiğimiz memleketlerde, şu rahatın yüzde birine sahip kaç insan var? Geldiğimiz memleketlerde, şu rahatın yüzde birine sahip kaç insan var? Sıcak sulu, soğuk sulu, temiz havalı. Böyle tatlı, mutlu yaşayan kaç insan var? Sıcak sulu, soğuk sulu, temiz havalı. Böyle tatlı, mutlu yaşayan kaç insan var? Sorarım size? Harp tehlikesi var. Doğu Anadolu'da bizim askerler ailelerini;Sorarım size?

Harp tehlikesi var. Doğu Anadolu'da bizim askerler ailelerini;
"Harp olursa, bari siz uzakta durun!" diye, Batı Anadolu'ya gönderiyorlar. "Harp olursa, bari siz uzakta durun!" diye, Batı Anadolu'ya gönderiyorlar. Sınıra yığınak yapılıyor. Çevik kuvvet isteniyor. Sınıra yığınak yapılıyor. Çevik kuvvet isteniyor. Askerler hakikî mermilerini almışlar, alarma geçmişler. Bizim ülke böyle.Askerler hakikî mermilerini almışlar, alarma geçmişler. Bizim ülke böyle. Aşağısı harp halinde. Kuveyt mahvolmuş, Filistin perişan, Suriye dertli, Suudi Arabistan karışık. Aşağısı harp halinde. Kuveyt mahvolmuş, Filistin perişan, Suriye dertli, Suudi Arabistan karışık.

Elhamdülillah büyük nimetler içindeyiz; ama bizim gayemiz nimet değil.Elhamdülillah büyük nimetler içindeyiz; ama bizim gayemiz nimet değil. Bizim gayemiz, rahat da değil.Bizim gayemiz, rahat da değil. Bizim gayemiz, dünyanın dertlerinden sıyrılıp da bir kenara gelip keyif yapmak da değil.Bizim gayemiz, dünyanın dertlerinden sıyrılıp da bir kenara gelip keyif yapmak da değil. Piknik de değil, holiday de değil. Vallahi değil, billahi değil! Piknik de değil, holiday de değil. Vallahi değil, billahi değil!

Bizim gayemiz, Allah'ın sevdiği kul olmak, Allah'ın razı olduğu kul olmak!Bizim gayemiz, Allah'ın sevdiği kul olmak, Allah'ın razı olduğu kul olmak! İster güneşli olsun, ister karlı; ister temiz hava olsun, ister kirli; ister tok olalım, ister aç;İster güneşli olsun, ister karlı; ister temiz hava olsun, ister kirli; ister tok olalım, ister aç; bizim gayemiz Allah'ın rızasına ermek, Allah'ın sevdiği kul olmak! bizim gayemiz Allah'ın rızasına ermek, Allah'ın sevdiği kul olmak!

İlk önce bunu ortaya koymamız lazım.İlk önce bunu ortaya koymamız lazım. Bunu ortaya koymazsak kadın kocasıyla geçinemez, koca karısına bağlanamaz.Bunu ortaya koymazsak kadın kocasıyla geçinemez, koca karısına bağlanamaz. Çocuk babasına itaat edemez; baba çocuklarına bakmaz, şefkatli olmaz.Çocuk babasına itaat edemez; baba çocuklarına bakmaz, şefkatli olmaz. Gaye yok, maksat yok; herkes materyalist bir görüşle birbirine bakar, ortada bir bağ kalmaz. Gaye yok, maksat yok; herkes materyalist bir görüşle birbirine bakar, ortada bir bağ kalmaz.

Allah saklasın, öyle "medenî" denilen ülkeler biliyorum ki ben; Allah saklasın, öyle "medenî" denilen ülkeler biliyorum ki ben; oralara gitmişim, orada tahsil gören insanlardan oraların acı hatıralarını dinlemişim: oralara gitmişim, orada tahsil gören insanlardan oraların acı hatıralarını dinlemişim:

Kadın kocasına bağlı değil, koca karısına bağlı değil. Çocuk babasına sevgi duymuyor, saygı duymuyor.Kadın kocasına bağlı değil, koca karısına bağlı değil. Çocuk babasına sevgi duymuyor, saygı duymuyor. Karşısında ayaklarını uzatıyor, oturuyor.Karşısında ayaklarını uzatıyor, oturuyor. Su istiyorsa; "Git mutfaktan kendin al, bana ne ya? Herkes kendi işini görsün!" diyor. Su istiyorsa; "Git mutfaktan kendin al, bana ne ya? Herkes kendi işini görsün!" diyor.

Sabahleyin kadın süsleniyor bir tarafa gidiyor.Sabahleyin kadın süsleniyor bir tarafa gidiyor. Erkek çekip öbür tarafa gidiyor; akşam kaçta geleceği belli değil. Erkek çekip öbür tarafa gidiyor; akşam kaçta geleceği belli değil. Böyle yuva mı olur, böyle muhabbet mi olur? Adamlar cahil!Böyle yuva mı olur, böyle muhabbet mi olur?

Adamlar cahil!
Adamların mutluluktan haberleri yok! Dünya mutluluğundan da haberleri yok!Adamların mutluluktan haberleri yok! Dünya mutluluğundan da haberleri yok! Mutluluk İslâm2da, dünya mutluluğu da İslâm'da. Mutluluk İslâm2da, dünya mutluluğu da İslâm'da.

İngiltere'den Osmanlı diyarına elçi gelmiş; İngiliz elçisi. Yanında karısı da gelmiş. İngiltere'den Osmanlı diyarına elçi gelmiş; İngiliz elçisi. Yanında karısı da gelmiş. Merak tabi. Şark'a, Osmanlı sultanlarının diyarına gidiyor. Nasıl bir diyar? Merak tabi. Şark'a, Osmanlı sultanlarının diyarına gidiyor.

Nasıl bir diyar?

Camiler, ezanlar, çarşaflı kadınlar, haremlik, selamlık. Sakallı, bıyıklı, pala bıyıklı, erkekler. Camiler, ezanlar, çarşaflı kadınlar, haremlik, selamlık. Sakallı, bıyıklı, pala bıyıklı, erkekler. Bellerinde kılıçlar. Atların üstünde, şalvarlı, kuşaklı adamlar. Kafesli, cumbalı evler. Bellerinde kılıçlar. Atların üstünde, şalvarlı, kuşaklı adamlar. Kafesli, cumbalı evler. Elçiyle hanımı kalkmış gelmiş. Onun zannına göre müslüman kadını esir.Elçiyle hanımı kalkmış gelmiş.

Onun zannına göre müslüman kadını esir.
Tıkılmış bir odanın içine, üstüne bir kilit kapatılmış. Trak, trak, trak; üç defa çevrilmiş.Tıkılmış bir odanın içine, üstüne bir kilit kapatılmış. Trak, trak, trak; üç defa çevrilmiş. Buradan çıkmak yasak! Kapıdan yiyeceği, içeceği veriliyor! Buradan çıkmak yasak! Kapıdan yiyeceği, içeceği veriliyor!

"Müslüman kadını esir, haremde hapis, kafeste kuş gibi!" böyle düşünüyor."Müslüman kadını esir, haremde hapis, kafeste kuş gibi!" böyle düşünüyor. Gelmiş bakmış ki müslüman kadını kendisinden çok daha ileri. Ev ev gezmiş. Aman yâ Rabbi!Gelmiş bakmış ki müslüman kadını kendisinden çok daha ileri. Ev ev gezmiş. Aman yâ Rabbi! O haremlerin güzelliğini görmüş. Haremlerdeki düzeni görmüş, sevgiyi görmüş, saygıyı görmüş.O haremlerin güzelliğini görmüş. Haremlerdeki düzeni görmüş, sevgiyi görmüş, saygıyı görmüş. Annelerin evlatlarına muhabbetini görmüş. Hanımların efendilerine saygısını görmüş; Annelerin evlatlarına muhabbetini görmüş. Hanımların efendilerine saygısını görmüş; efendilerin hanımlarına bağlılığını görmüş. Mektup yazıyor, diyor ki; efendilerin hanımlarına bağlılığını görmüş.

Mektup yazıyor, diyor ki;

"Aziz kardeşim! Ben şaşırdım. Osmanlı diyarını hiç umduğum gibi görmedim. "Aziz kardeşim! Ben şaşırdım. Osmanlı diyarını hiç umduğum gibi görmedim. Ben oranın kadınlarını hapiste sanırdım, mutsuz sanırdım.Ben oranın kadınlarını hapiste sanırdım, mutsuz sanırdım. Gezemiyor, tozamıyor, fink atamıyor; 'Dışarıya çıkamayan kadın herhalde mutsuzdur.' diye düşünürdüm.Gezemiyor, tozamıyor, fink atamıyor; 'Dışarıya çıkamayan kadın herhalde mutsuzdur.' diye düşünürdüm. Kocasının emri altında, tazyik altında; otur, kalk, getir, götür! 'Böyle mutluluk mu olur?' diyordum.Kocasının emri altında, tazyik altında; otur, kalk, getir, götür! 'Böyle mutluluk mu olur?' diyordum. Hiç de öyle değilmiş. Çok zarif insanlar. Gayet iyi yetişmişler, görgülüler, bilgililer,Hiç de öyle değilmiş. Çok zarif insanlar. Gayet iyi yetişmişler, görgülüler, bilgililer, tatlı dilliler, centilmen insanlar." diye söylemiş; artık nasıl methetmişse methetmiş. tatlı dilliler, centilmen insanlar." diye söylemiş; artık nasıl methetmişse methetmiş.

Sonra diyor ki; "'Fatma Sultan' diye birisiyle tanıştım.Sonra diyor ki;

"'Fatma Sultan' diye birisiyle tanıştım.
Nasıl görgülü, nasıl bilgili, konuşması nasıl tatlı, nasıl ölçülü, nasıl güzel konuşuyor. Nasıl görgülü, nasıl bilgili, konuşması nasıl tatlı, nasıl ölçülü, nasıl güzel konuşuyor. Dedim ki; 'Efendim, çok güzelsiniz.'" Dedim ki; 'Efendim, çok güzelsiniz.'"

İngiliz kadın, elçinin karısı, bizim Fatma Sultan'a iltifat ediyor. İngiliz kadın, elçinin karısı, bizim Fatma Sultan'a iltifat ediyor. İşte o da, belki padişahın torunu, bilmem nesi, bir akrabası. Bir paşanın hanımı gibi bir şey. İşte o da, belki padişahın torunu, bilmem nesi, bir akrabası. Bir paşanın hanımı gibi bir şey. Her kimse; ona iltifat ediyor: "Efendim, çok güzelsiniz!Her kimse; ona iltifat ediyor:

"Efendim, çok güzelsiniz!
Eğer siz İngiltere'de olsaydınız, erkekler etrafınızda pervane kesilirlerdi, fırıl fırıl dönerlerdi." Eğer siz İngiltere'de olsaydınız, erkekler etrafınızda pervane kesilirlerdi, fırıl fırıl dönerlerdi."

Fatma Sultan şöyle bir irkilmiş. Böyle kompliman mı olur, müslümana böyle laf mı söylenir?Fatma Sultan şöyle bir irkilmiş. Böyle kompliman mı olur, müslümana böyle laf mı söylenir? Kadının haberi yok! Şöyle durmuş. Tabi, "Seni terbiyesiz, seni!" dese de olmaz; çünkü kibar. Kadının haberi yok! Şöyle durmuş. Tabi, "Seni terbiyesiz, seni!" dese de olmaz; çünkü kibar.

Kibar insanlar, söyledikleri sözü kibarca söyler, anlatacağı fikri güzel anlatırlar. Kibar insanlar, söyledikleri sözü kibarca söyler, anlatacağı fikri güzel anlatırlar. Gayet sakin, demiş ki; "Sanmıyorum, sanmıyorum!" Gayet sakin, demiş ki;

"Sanmıyorum, sanmıyorum!"

"Niye efendim, niye sanmıyorsunuz?" demiş, İngiliz kadın. "Niye efendim, niye sanmıyorsunuz?" demiş, İngiliz kadın.

"Onlar güzelliğin kıymetini bilselerdi, sizi buraya göndermezlerdi." demiş; ona bir iltifat etmiş. "Onlar güzelliğin kıymetini bilselerdi, sizi buraya göndermezlerdi." demiş; ona bir iltifat etmiş.

"Kardeşim, zerafete bak, komplimana bak! Cevabın güzelliğine bak!" diyor mektupta. "Kardeşim, zerafete bak, komplimana bak! Cevabın güzelliğine bak!" diyor mektupta.

Aldın mı cevabı müslüman hanımdan? Gör işte! Bizim ilk tespit ettiğimiz gerçek bu. Aldın mı cevabı müslüman hanımdan? Gör işte!

Bizim ilk tespit ettiğimiz gerçek bu.
Dünya hayatı imtihan, bunu öğreneceğiz, ilk dersimiz bu. Bu dünya hayatı, imtihan hayatıdır.Dünya hayatı imtihan, bunu öğreneceğiz, ilk dersimiz bu.

Bu dünya hayatı, imtihan hayatıdır.
İlk cümle; not defterlerimizde, hatıra defterimizde, ders defterimizde ilk yazacağımız şey: İlk cümle; not defterlerimizde, hatıra defterimizde, ders defterimizde ilk yazacağımız şey: "Dünya hayatı imtihan hayatıdır ve fânidir." Fânî olduğu için de fenâdır. "Dünya hayatı imtihan hayatıdır ve fânidir."

Fânî olduğu için de fenâdır.

Arapçada fenâ demek; bekânın zıttı; "sonlu, bitici" demek. "Devamlı değil, bâkî değil" demek. Arapçada fenâ demek; bekânın zıttı; "sonlu, bitici" demek. "Devamlı değil, bâkî değil" demek.

"Dünya fenâdır." demişiz; bad, "kötü" mânâsına kullanmışız. "Dünya fenâdır." demişiz; bad, "kötü" mânâsına kullanmışız. Halbuki temporary, "devamlı değil" demek. Devamsız şeyi sevmemiş bizimkiler.Halbuki temporary, "devamlı değil" demek. Devamsız şeyi sevmemiş bizimkiler. Sevmedikleri için de, onu "Tu, kaka!" mânasına kullanmışlar. Çünkü kesiliyor, bitiyor. Sevmedikleri için de, onu "Tu, kaka!" mânasına kullanmışlar. Çünkü kesiliyor, bitiyor.

Bâki olmasa da yine güzel değil mi? Bâki olmasa da yine güzel değil mi?

"Fena olduktan sonra, geçici ve muvakkat olduktan sonra, güzelliğin ne kıymeti var?" demişler, hiç aldırmamışlar. "Fena olduktan sonra, geçici ve muvakkat olduktan sonra, güzelliğin ne kıymeti var?" demişler, hiç aldırmamışlar.

İşte ilk dersimiz, ilk öğreneceğimiz şey bu. İşte ilk dersimiz, ilk öğreneceğimiz şey bu.

Bizim gayemiz, bu dünyada keyif yapmak değil, zevk yapmak değil.Bizim gayemiz, bu dünyada keyif yapmak değil, zevk yapmak değil. Bu dünyanın zevkli olduğunu biliyoruz. Bize kitabımız söylüyor: Bu dünyanın zevkli olduğunu biliyoruz. Bize kitabımız söylüyor:

İ'lemû enneme'l-hayâtü'd-dünyâİ'lemû enneme'l-hayâtü'd-dünyâ laibün ve lehvün ve zînetün ve tefâhurün beyneküm ve tekâsürün fi'l-emvâli ve'l-evlâdlaibün ve lehvün ve zînetün ve tefâhurün beyneküm ve tekâsürün fi'l-emvâli ve'l-evlâd "Biliniz ki ey mü'minler! Bu dünya hayatı, oyundur, tiyatrodur." "Biliniz ki ey mü'minler! Bu dünya hayatı, oyundur, tiyatrodur."

Çocukların oyunları gibi, futbol, voleybol vesaire gibi bir oyun.... Çocukların oyunları gibi, futbol, voleybol vesaire gibi bir oyun....

"Ve eğlencedir." Vur patlasın, çal oynasın. Çalsın sazlar, oynasın kızlar vesaire. "Ve eğlencedir."

Vur patlasın, çal oynasın. Çalsın sazlar, oynasın kızlar vesaire.

"Ve zinettir." Gelsin gerdanlıklar, bilezikler, yüzükler, küpeler vesaireler. "Ve zinettir."

Gelsin gerdanlıklar, bilezikler, yüzükler, küpeler vesaireler.
Çeşit çeşit kılıklar, kıyafetler, süsler, zinetler. Çeşit çeşit kılıklar, kıyafetler, süsler, zinetler.

"Aranızda övünme, böbürlenme." "Benimki çok daha güzel, var mı bana yan bakan?"Aranızda övünme, böbürlenme."

"Benimki çok daha güzel, var mı bana yan bakan?
Var mı benimki kadar güzel olan? Var mı benim kadar kuvvetli olan? Ben bir taneyim." vesaire. Var mı benimki kadar güzel olan? Var mı benim kadar kuvvetli olan? Ben bir taneyim." vesaire.

Tefâhur, "karşılıklı övünme." Bu övünüyor da ötekisi duruyor mu? O da ondan daha baskın. Tefâhur, "karşılıklı övünme."

Bu övünüyor da ötekisi duruyor mu? O da ondan daha baskın.

En akıllısı Deli Bekir. Ol dahi zincirle yatur. En akıllısı Deli Bekir.

Ol dahi zincirle yatur.

Hepsi birbiriyle bir iftihar, bir övünme, böbürlenme yarışı içinde.Hepsi birbiriyle bir iftihar, bir övünme, böbürlenme yarışı içinde. Goril gibi göğsünü vurup; "Var mı bana yan bakan? Ben bir taneyim, ben en üstünüm, ben en zenginim! Goril gibi göğsünü vurup; "Var mı bana yan bakan? Ben bir taneyim, ben en üstünüm, ben en zenginim! Benim köşküm en güzel, en görkemli! Benim arabam şahane, kanatlı, kuyruklu, Cadillac, BMW!" Bilmem ne. Benim köşküm en güzel, en görkemli! Benim arabam şahane, kanatlı, kuyruklu, Cadillac, BMW!" Bilmem ne.

"Tefâhur" derken, âyet-i kerîmedeki ifadeyi böyle "tiksinir" gibi seziyorsunuz. "Tefâhur" derken, âyet-i kerîmedeki ifadeyi böyle "tiksinir" gibi seziyorsunuz.

"Bu dünya hayatı; oyundur, eğlencedir, süstür, karşılıklı övünmedir." "Bu dünya hayatı; oyundur, eğlencedir, süstür, karşılıklı övünmedir."

"Mal çoğaltmaktır, evlât çoğaltmaktır." Etraf çoğaltmaktır, rey arttırmaktır vesaire. "Mal çoğaltmaktır, evlât çoğaltmaktır."

Etraf çoğaltmaktır, rey arttırmaktır vesaire.

Çoğaltmak için uğraş bakalım! Elhâkümü't-tekâsürü hattâ zürtümü'l-mekâbir, Çoğaltmak için uğraş bakalım!

Elhâkümü't-tekâsürü hattâ zürtümü'l-mekâbir,
buyuruyor, başka bir sûrede Allahu Teâlâ hazretleri. buyuruyor, başka bir sûrede Allahu Teâlâ hazretleri.

Bu mal toplama hırsı; "Daha çok olsun, daha çok olsun, daha, daha..." şeklindeki arzu, Bu mal toplama hırsı; "Daha çok olsun, daha çok olsun, daha, daha..." şeklindeki arzu, insanı nereye kadar meşgul ediyor? Hattâ zürtümü'l-mekâbir. insanı nereye kadar meşgul ediyor?

Hattâ zürtümü'l-mekâbir.
"Kabre gidinceye kadar, mezarları saymaya kadar gidiyor." "Bizim kabrimiz daha kalabalık! "Kabre gidinceye kadar, mezarları saymaya kadar gidiyor."

"Bizim kabrimiz daha kalabalık!
Gel istersen, kabristandaki kabirlerimizi sayalım;Gel istersen, kabristandaki kabirlerimizi sayalım; senin ailenin kabirleri mi daha üstün, bizimki mi daha üstün?" Veyahut kabre girinceye kadar.senin ailenin kabirleri mi daha üstün, bizimki mi daha üstün?"

Veyahut kabre girinceye kadar.
Ölüm başına gelip, dank diye öldükten sonra; "Hay Allah! Bu çok edinme yarışı ne imiş? Ölüm başına gelip, dank diye öldükten sonra; "Hay Allah! Bu çok edinme yarışı ne imiş? Tüh, bu masal dünyaya aldandık!" diyecek. Tüh, bu masal dünyaya aldandık!" diyecek.

Ke-meseli ğaysin. "Bu dünya hayatı çöl yağmuru gibidir."Ke-meseli ğaysin. "Bu dünya hayatı çöl yağmuru gibidir." A'cebe'l-küffâre nebâtühû. "Çölde yağmur yağdığı zaman, A'cebe'l-küffâre nebâtühû. "Çölde yağmur yağdığı zaman, kupkuru kumların arasından bir iki gün içerisinde otlar yeşeriverir, çıkar." Neden? kupkuru kumların arasından bir iki gün içerisinde otlar yeşeriverir, çıkar."

Neden?

Şiddetli yağmurlar yağdı, çöl kumları iyice ıslandı, beslendi; yeşil otlar çıktı. Şiddetli yağmurlar yağdı, çöl kumları iyice ıslandı, beslendi; yeşil otlar çıktı.

Sümme yehîcü fe-terâhü musfarran. Sonra tabi ertesi gün yine güneş, Sümme yehîcü fe-terâhü musfarran.

Sonra tabi ertesi gün yine güneş,
elli derece güneş, yumurtayı pişiren güneş.elli derece güneş, yumurtayı pişiren güneş. Eti taşın üstüne koyduğun zaman cızzz diye pişiren güneş. Eti taşın üstüne koyduğun zaman cızzz diye pişiren güneş.

Onun altında çimen kalır mı? "Sonra onu sapsarı görürsün. Sonra da kurur." Onun altında çimen kalır mı?

"Sonra onu sapsarı görürsün. Sonra da kurur."

Rüzgâr estiği zaman samanlarını uçurur, çöp hâline gelir.Rüzgâr estiği zaman samanlarını uçurur, çöp hâline gelir. Dünya işte bu! Bir yağmur yağdı, bir yeşillendi, bir sarardı, bir kurudu, bir çör çöp olduDünya işte bu! Bir yağmur yağdı, bir yeşillendi, bir sarardı, bir kurudu, bir çör çöp oldu gitti; işte dünya bu! Ve fi'l-âhireti azâbün şedîd.gitti; işte dünya bu!

Ve fi'l-âhireti azâbün şedîd.
"Ama âhiret hayatı var; âhirette de Allah'ın şiddetli bir azabı var." Şiddetli bir azap var! "Ama âhiret hayatı var; âhirette de Allah'ın şiddetli bir azabı var."

Şiddetli bir azap var!

Kime? Allah'ın emrini dinlemeyenlere, kulak asmayanlara.Kime?

Allah'ın emrini dinlemeyenlere, kulak asmayanlara.
Bir kulağından girip, öbür kulağından çıkanlara, duyduğuna göre hareket etmeyenlere.Bir kulağından girip, öbür kulağından çıkanlara, duyduğuna göre hareket etmeyenlere. Hayat imtihanını kaybedenlere. Bu hayatı Allah'ın sevdiği bir kul olarak geçirmeyenlere. Hayat imtihanını kaybedenlere. Bu hayatı Allah'ın sevdiği bir kul olarak geçirmeyenlere.

"İmtihan müddeti iki saat. İmtihan başlamıştır, buyurun!" İki saat geçiyor. "İmtihan müddeti iki saat. İmtihan başlamıştır, buyurun!"

İki saat geçiyor.
Çocuk, elinde kalem; kalemin kâh arka tarafını ısırıyor, kâh ensesini kaşıyor: Çocuk, elinde kalem; kalemin kâh arka tarafını ısırıyor, kâh ensesini kaşıyor:

"Bu sorunun cevabı neydi?" Ondan sonra, öğretmen diyor ki; "Kalemleri bırakın!"Bu sorunun cevabı neydi?"

Ondan sonra, öğretmen diyor ki;

"Kalemleri bırakın!
İki saat dolmuştur, kâğıtları toplayın!" Hiç bir şey yazmadı, kâğıt boş. O zaman sıfır alıyor. İki saat dolmuştur, kâğıtları toplayın!"

Hiç bir şey yazmadı, kâğıt boş. O zaman sıfır alıyor.

Ve fi'l-âhireti azâbün şedîd. "İşte böyle insanlar için âhirette şiddetli bir azap var." Ve fi'l-âhireti azâbün şedîd. "İşte böyle insanlar için âhirette şiddetli bir azap var."

Bu dünya boşuna mı yaratıldı? Hayır! Bu dünyada yaptıkları yanlarına mı kalacak? Bu dünya boşuna mı yaratıldı?

Hayır!

Bu dünyada yaptıkları yanlarına mı kalacak?

Hayır, kalmayacak. Zalim ettiğini bulacak, hırsız çaldığının cezasını çekecek. Hayır, kalmayacak. Zalim ettiğini bulacak, hırsız çaldığının cezasını çekecek. Alçak, alçaklığının pişmanlığını tadacak. Şiddetli azaba uğrayacaklar. Alçak, alçaklığının pişmanlığını tadacak. Şiddetli azaba uğrayacaklar.

Ve mağfiretün mina'llâhi ve rıdvân. Bir de öteki kullar var. Ve mağfiretün mina'llâhi ve rıdvân.

Bir de öteki kullar var.
Onlar da boynu bükük, Rablerini sevmişler, Rablerine kul olmuşlar,Onlar da boynu bükük, Rablerini sevmişler, Rablerine kul olmuşlar, kulluk etmişler, kulluk etmeye çalışmışlar. kulluk etmişler, kulluk etmeye çalışmışlar. Karınca gibi, ufacık tefecik, azıcık azıcık, yufka yufka, küçük küçük… Hani karıncaya sormuşlar: Karınca gibi, ufacık tefecik, azıcık azıcık, yufka yufka, küçük küçük…

Hani karıncaya sormuşlar:

"Merhaba, hayrola? Yola koyulmuşsun, ne tarafa doğru gidiyorsun böyle?" "Merhaba, hayrola? Yola koyulmuşsun, ne tarafa doğru gidiyorsun böyle?"

"Hacca gidiyorum!" demiş. "Yahu, buradan hacca bu karınca ayaklarıyla gidilir mi?"Hacca gidiyorum!" demiş.

"Yahu, buradan hacca bu karınca ayaklarıyla gidilir mi?
Tıpış da tıpış, tıpış da tıpış. Oooh!Tıpış da tıpış, tıpış da tıpış. Oooh! Sen kaç ayda, kaç kilometre gideceksin de hacca ne zaman varacaksın?" Sen kaç ayda, kaç kilometre gideceksin de hacca ne zaman varacaksın?"

"Olsun, yolunda olayım da! Yolunda olayım da, yolunda öleyim yeter." demiş. "Olsun, yolunda olayım da! Yolunda olayım da, yolunda öleyim yeter." demiş.

Hac yolunda öldü mü insan, "hacı" demektir. Yolunda olmak çok önemli.Hac yolunda öldü mü insan, "hacı" demektir. Yolunda olmak çok önemli. Karınca gibi yaratılmışsa insan, adımları küçükse; küçüktür ama yolundaysa ne mutlu! Karınca gibi yaratılmışsa insan, adımları küçükse; küçüktür ama yolundaysa ne mutlu! Karınca gibiyse bile yolundaysa, yolunda olabilmişse, yolunda ölebilmişse ne mutlu! Karınca gibiyse bile yolundaysa, yolunda olabilmişse, yolunda ölebilmişse ne mutlu!

Ve mağfiretün mina'llahi ve rıdvân. "Allah'ın sevgili kullarına da mağfireti var." Ve mağfiretün mina'llahi ve rıdvân. "Allah'ın sevgili kullarına da mağfireti var."

"Kusursuz değilsiniz, biliyorum, affettim sizi." diyor, Allah. Gice gündüz işleri isyan kamu. "Kusursuz değilsiniz, biliyorum, affettim sizi." diyor, Allah.

Gice gündüz işleri isyan kamu.

Korkarım ki yerleri ola tamu. Peygamber Efendimiz endişe etmiş: Korkarım ki yerleri ola tamu.

Peygamber Efendimiz endişe etmiş:

Ol zayıf ümmetlerin hali n'ola? Hazretine nice anlar yol bula? Ol zayıf ümmetlerin hali n'ola?

Hazretine nice anlar yol bula?

"Ben gelmişim, mi'raca çıkmışım, sen nasip etmişsin yâ Rabbi! "Ben gelmişim, mi'raca çıkmışım, sen nasip etmişsin yâ Rabbi! Dergâh-ı izzetine beni kabul etmişsin, yedi kat gökten geçirmişsin. Dergâh-ı izzetine beni kabul etmişsin, yedi kat gökten geçirmişsin. Cebrail'in; 'Buradan öteye bir adım daha atarsam cayır cayır yanarım.' dediği, Cebrail'in; 'Buradan öteye bir adım daha atarsam cayır cayır yanarım.' dediği, durduğu yerlerden öteye götürmüşsün, perdeleri kaldırmışsın." durduğu yerlerden öteye götürmüşsün, perdeleri kaldırmışsın."

Âşikâre gördü Rabbü'l-izzeti, Âhirette öyle görür ümmeti. Âşikâre gördü Rabbü'l-izzeti,

Âhirette öyle görür ümmeti.

Rabbü'l-Âlemîn'in aşikâre görüleceği huzûr-u izzete girmiş diyor ki; Rabbü'l-Âlemîn'in aşikâre görüleceği huzûr-u izzete girmiş diyor ki;

Ol zayıf ümmetlerin hali n'ola? Hazretine nice anlar yol bula? Ol zayıf ümmetlerin hali n'ola?

Hazretine nice anlar yol bula?

"Ben senin yanına gelmişim; yol vermişsin, yol açmışsın, nasip etmişsin, gelmişim."Ben senin yanına gelmişim; yol vermişsin, yol açmışsın, nasip etmişsin, gelmişim. Onlar senin huzuruna nasıl gelecekler, yâ Rabbi? Zayıf ümmetler senin huzuruna nasıl gelirler?" Onlar senin huzuruna nasıl gelecekler, yâ Rabbi? Zayıf ümmetler senin huzuruna nasıl gelirler?"

Gice gündüz işleri isyan kamu. "Kusurlular, tamamen, gece gündüz işleri günah." Gice gündüz işleri isyan kamu. "Kusurlular, tamamen, gece gündüz işleri günah."

Otururlar, sohbet ederler; şeytan, gıybete daldırır; "Hadi, günaha gir!" der. Otururlar, sohbet ederler; şeytan, gıybete daldırır; "Hadi, günaha gir!" der.

"Ticaret için dükkân açmışsın, elinin emeğiyle geçiniyorsun; hırslı olma, harama girme, aldatma!"Ticaret için dükkân açmışsın, elinin emeğiyle geçiniyorsun; hırslı olma, harama girme, aldatma! Doğru konuş, sevap kazan, helâl kazan, helâl ye!" Doğru konuş, sevap kazan, helâl kazan, helâl ye!"

"Hayır! Şurada biraz daha fazla kazanç var!" diye şeytan kandırıyor."Hayır! Şurada biraz daha fazla kazanç var!" diye şeytan kandırıyor. Hop harama düşürüyor, hop günaha sokuyor. Yalan yere yemin ettiriyor, hileli mal sattırıyor,Hop harama düşürüyor, hop günaha sokuyor. Yalan yere yemin ettiriyor, hileli mal sattırıyor, başkasının malına el uzattırıyor vesaire. Sonunda yine aldatıyor. başkasının malına el uzattırıyor vesaire. Sonunda yine aldatıyor.

Veya tûl-i emel insanı aldatıyor: Veya tûl-i emel insanı aldatıyor:

"Daha çok yaşarım, iyi işler yaparım inşaallah." derken, bir şey yapmıyor. "Daha çok yaşarım, iyi işler yaparım inşaallah." derken, bir şey yapmıyor.

"Kur'ân'ı ezberleyeceğim. Hele bu sene de geçsin, hele fakülteyi de bitireyim."Kur'ân'ı ezberleyeceğim. Hele bu sene de geçsin, hele fakülteyi de bitireyim. Hele şu da olsun, hele bu da olsun." Hele şu da olsun, hele bu da olsun."

Hayrola, ne oluyor? Saçlar ağardı, hâlâ sen bir şeyler yapacaksın? Hayrola, ne oluyor? Saçlar ağardı, hâlâ sen bir şeyler yapacaksın? Mektebi bitiremedin, mezun olamadın, şehadetnameyi alamadın. Mektebi bitiremedin, mezun olamadın, şehadetnameyi alamadın.

"Olacak, olacak inşaallah!" Küçükken derdi ki bacım. Çoğu gitti azı kaldı. "Olacak, olacak inşaallah!"

Küçükken derdi ki bacım.

Çoğu gitti azı kaldı.

Büyüdüm, ihtiyarladım. Çoğu gitti azı kaldı. Hâlâ aynı terane.Büyüdüm, ihtiyarladım.

Çoğu gitti azı kaldı.

Hâlâ aynı terane.
Çoğu gitti, azı kaldı; olacak olacak, bekle bekle. Tûl-i emel aldatıyor. Ümitler… Çoğu gitti, azı kaldı; olacak olacak, bekle bekle. Tûl-i emel aldatıyor. Ümitler…

"Bugün yapamadım ama yarın yaparım inşaallah!"Bugün yapamadım ama yarın yaparım inşaallah! Bugün biraz başım ağrıyor ama yarın çalışırım inşaallah!Bugün biraz başım ağrıyor ama yarın çalışırım inşaallah! Bugün olmadı, yarın yapacağım, söz." vesâire. Bugün olmadı, yarın yapacağım, söz." vesâire.

Kaç defa sözü bozdu, kaç defa hata işledi ama bir insanın niyeti önemli. Kaç defa sözü bozdu, kaç defa hata işledi ama bir insanın niyeti önemli.

Müslümanın niyeti önemli olduğundan; kusurları da olsa, hataları da olsa, ve mağfiretün mina'llâh, Müslümanın niyeti önemli olduğundan; kusurları da olsa, hataları da olsa, ve mağfiretün mina'llâh, "Allah mü'min kulunu, iyi niyetli kulunu affediyor." "Allah mü'min kulunu, iyi niyetli kulunu affediyor." Ve rıdvân.Ve rıdvân. "Bir de Allah'ın rızasına ermek, razı olduğu kul olmak var, rıdvân-ı ekberine vâsıl olmak derecesi var." "Bir de Allah'ın rızasına ermek, razı olduğu kul olmak var, rıdvân-ı ekberine vâsıl olmak derecesi var."

O da has kullara mahsus. "Gel kulum!" diyor Allah, severek çağırıyor. O da has kullara mahsus.

"Gel kulum!" diyor Allah, severek çağırıyor.
"Gir cennetime, kulum!" diyor. "Sen benden razı, ben senden razı;"Gir cennetime, kulum!" diyor. "Sen benden razı, ben senden razı; hem ben seni sevdim hem sen beni seviyordun. Gel, buyur, nimetlerime mazhar ol!" diyor. hem ben seni sevdim hem sen beni seviyordun. Gel, buyur, nimetlerime mazhar ol!" diyor.

Ve me'l-hayâtü'd-dünyâ illâ metâu'l-ğurûr.Ve me'l-hayâtü'd-dünyâ illâ metâu'l-ğurûr. "Bu dünya hayatı, birçok insan için bir aldanma vasıtasıdır." Âyet-i kerime böyle bildiriyor."Bu dünya hayatı, birçok insan için bir aldanma vasıtasıdır."

Âyet-i kerime böyle bildiriyor.
Biz de bu âyet-i kerimeyi okumuş olduk, hatırlatmış olduk. Biz de bu âyet-i kerimeyi okumuş olduk, hatırlatmış olduk.

Allahu Teâlâ hazretleri bir başka âyet-i kerimede buyuruyor ki; Allahu Teâlâ hazretleri bir başka âyet-i kerimede buyuruyor ki;

Ve mâ halaktü'l-cinne ve'l-inse illâ li-ya'büdûn.Ve mâ halaktü'l-cinne ve'l-inse illâ li-ya'büdûn. "Biz cinleri de, insanları da başka bir iş için yaratmadık. Yaratma sebebi başka bir şey değil. "Biz cinleri de, insanları da başka bir iş için yaratmadık. Yaratma sebebi başka bir şey değil. İllâ li-ya'büdûn, ancak bize ibadet etsinler, diye yarattık." İllâ li-ya'büdûn, ancak bize ibadet etsinler, diye yarattık."

Bu âyet-i kerime de Rabbimiz'in kendi sözü, kendi kelâmı, Kur'ân-ı Kerîm'den. Bu âyet-i kerime de Rabbimiz'in kendi sözü, kendi kelâmı, Kur'ân-ı Kerîm'den.

Bu ifadesinden anlıyoruz ki bir biz varız; insanlar, benî Âdem, Bu ifadesinden anlıyoruz ki bir biz varız; insanlar, benî Âdem, sizler ve biz, dışarıdakiler, evvelkiler ve sonrakiler. Bir de cinler var. sizler ve biz, dışarıdakiler, evvelkiler ve sonrakiler. Bir de cinler var. Cin; "göze görünmeyen varlıklar" demektir. Cin; "göze görünmeyen varlıklar" demektir.

"Göze görünmeyen varlık var mı? Ben görmediğime inanmam!" diye adamın birisi inat ediyormuş. "Göze görünmeyen varlık var mı? Ben görmediğime inanmam!" diye adamın birisi inat ediyormuş.

Gelmiş bir hoca efendiye demiş ki; "Ben görmediğime inanmam! Gelmiş bir hoca efendiye demiş ki;

"Ben görmediğime inanmam!
Sonra siz, şeytan cehenneme girecek diyorsunuz." "Evet, Allah öyle diyor." Sonra siz, şeytan cehenneme girecek diyorsunuz."

"Evet, Allah öyle diyor."

"Allah şeytanı ateşten yarattı, diyorsunuz." "Evet, Kur'ân-ı Kerîm'de öyle diyor. "Allah şeytanı ateşten yarattı, diyorsunuz."

"Evet, Kur'ân-ı Kerîm'de öyle diyor.
Allah onu cehenneme atacak, ateşe atacak." "Ateş ateşe ne zarar verir?Allah onu cehenneme atacak, ateşe atacak."

"Ateş ateşe ne zarar verir?
Şeytan da ateşten; içine girse ne olur?" demiş. Balık suda daha rahat eder gibi. Şeytan da ateşten; içine girse ne olur?" demiş. Balık suda daha rahat eder gibi.

İçinden şöyle bir lâ havle çekmiş hoca.İçinden şöyle bir lâ havle çekmiş hoca. Hemen tarlanın kenarındaki toprak aklına gelmiş. Sürmüşler toprağı. Şöyle bir kalıp kesmik duruyor. Hemen tarlanın kenarındaki toprak aklına gelmiş. Sürmüşler toprağı. Şöyle bir kalıp kesmik duruyor. Toprağı sürdüğün zaman pulluk atıyor ya. Hemen eğilmiş, koca bir kesmiği oradan almış. Toprağı sürdüğün zaman pulluk atıyor ya. Hemen eğilmiş, koca bir kesmiği oradan almış. "Küt." diye adamın kafasına vurmuş. Orası şişmiş ve muazzam acımış. "Küt." diye adamın kafasına vurmuş. Orası şişmiş ve muazzam acımış. Haydi kadı efendinin huzuruna. "Kadı efendi! Ben soru sordum, cevap istiyordum.Haydi kadı efendinin huzuruna.

"Kadı efendi! Ben soru sordum, cevap istiyordum.
Bu adam kaldırdı, benim kafama bir toprak parçası vurdu. Muazzam başım ağrıyor.Bu adam kaldırdı, benim kafama bir toprak parçası vurdu. Muazzam başım ağrıyor. Beynim sarsıldı, ölecek hâle geldim. Bundan davacıyım!" demiş. Hâkim sormuş: Beynim sarsıldı, ölecek hâle geldim. Bundan davacıyım!" demiş.

Hâkim sormuş:

"Hoca Efendi! Bunu ne diye dövdün? "Hoca Efendi! Bunu ne diye dövdün? Doğru düzgün konuşmanız, anlaşmanız mümkün iken ne diye dövdün? Doğru düzgün konuşmanız, anlaşmanız mümkün iken ne diye dövdün?

"Yok efendim! Bana soru sordu, sorusuna cevap verdim." demiş. Hani bir şair diyor ki; "Yok efendim! Bana soru sordu, sorusuna cevap verdim." demiş.

Hani bir şair diyor ki;

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdîr. Nush ile uslanmayanı etmeli tekdîr.

Nasihat edilince uslanmayanlara biraz azarlama yapmak lazım. Nasihat edilince uslanmayanlara biraz azarlama yapmak lazım.

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdîr. Tekdîr ile uslanmayanın hakkı kötektir. Nush ile uslanmayanı etmeli tekdîr. Tekdîr ile uslanmayanın hakkı kötektir.

"Ben ona cevap verdim!" "Nasıl cevap verdin?" "O bana, 'Şeytan ateşten yaratıldı. "Ben ona cevap verdim!"

"Nasıl cevap verdin?"

"O bana, 'Şeytan ateşten yaratıldı.
Cehennem de ateş. Şeytana cehennemin içinde, ateşte nasıl azap olacak?' diye sordu.Cehennem de ateş. Şeytana cehennemin içinde, ateşte nasıl azap olacak?' diye sordu. Ben de insanoğlu topraktan yaratıldığı için topraktan bir parça aldım, onun kafasına bir patlattım.Ben de insanoğlu topraktan yaratıldığı için topraktan bir parça aldım, onun kafasına bir patlattım. 'Bak, topraktan yaratılmış olan insanı, Allah toprakla nasıl azaplandırıyormuş, gör!' demek istedim. 'Bak, topraktan yaratılmış olan insanı, Allah toprakla nasıl azaplandırıyormuş, gör!' demek istedim.

Sonra dedi ki; 'Ben görmediğim şeye inanmam!' Sonra dedi ki; 'Ben görmediğim şeye inanmam!' Halbuki şimdi diyor ki; 'Çok fena halde başım ağrıyor.' Haydi göstersin ağrısını!Halbuki şimdi diyor ki; 'Çok fena halde başım ağrıyor.' Haydi göstersin ağrısını! 'Görmediğime inanmam!' dediği için ben de onun ağrısına inanmıyorum." demiş. 'Görmediğime inanmam!' dediği için ben de onun ağrısına inanmıyorum." demiş.

İşte insanlar var, cinler var. Görünen varlıklar var, görünmeyen varlıklar var.İşte insanlar var, cinler var. Görünen varlıklar var, görünmeyen varlıklar var. Görünmeyen birçok şey var. Mesela "Radyasyon var." diyorlar, herkes bucak bucak kaçıyor. Görünmeyen birçok şey var. Mesela "Radyasyon var." diyorlar, herkes bucak bucak kaçıyor. Orada ev bile yapılmıyor. "Niye bu taraflarda ev fiyatları ucuz?" Orada ev bile yapılmıyor.

"Niye bu taraflarda ev fiyatları ucuz?"

"Ha, burada radyasyon tesisi var." "Ben radyasyon filan görmüyorum!" "Ha, burada radyasyon tesisi var."

"Ben radyasyon filan görmüyorum!"

"Zaten göremezsin ki! Gözle görülmez, içine işler, insanın canına okur." "Zaten göremezsin ki! Gözle görülmez, içine işler, insanın canına okur."

Demek ki bazı şeyler görünmüyor. Bazı görünmeyen şeyler var. Elektriği de göremiyorsun. Demek ki bazı şeyler görünmüyor. Bazı görünmeyen şeyler var. Elektriği de göremiyorsun. Mesela şurada bir elektrik kaçağı olsa, şu benim tuttuğum madenî levhada büyük bir voltaj olsa; Mesela şurada bir elektrik kaçağı olsa, şu benim tuttuğum madenî levhada büyük bir voltaj olsa; ben bunu tuttuğum zaman, elektrik çarpacak ama ancak tuttuğum zaman anlarım. Görüldüğü zaman anlaşılmaz. ben bunu tuttuğum zaman, elektrik çarpacak ama ancak tuttuğum zaman anlarım. Görüldüğü zaman anlaşılmaz.

Yere düşmüş bir telde cereyan var mı, yok mu; değmeden anlayamazsın. Bazı şeyler görünmüyor. Yere düşmüş bir telde cereyan var mı, yok mu; değmeden anlayamazsın. Bazı şeyler görünmüyor.

Görünen varlıklar var, görünmeyen varlıklar var.Görünen varlıklar var, görünmeyen varlıklar var. Görünmeyen varlıklar; melekler var, şeytanlar var, cinler var.Görünmeyen varlıklar; melekler var, şeytanlar var, cinler var. İşte Allah onları da yaratmış, bizi de yaratmış. İşte Allah onları da yaratmış, bizi de yaratmış.

Peygamber Efendimiz resûlü's-sakaleyn; sadece insanların değil, aynı zamanda cinlerin de peygamberi. Peygamber Efendimiz resûlü's-sakaleyn; sadece insanların değil, aynı zamanda cinlerin de peygamberi. Görünmeyen varlıkların da peygamberi. Öyle bir peygamber, öyle üstün bir insan. Görünmeyen varlıkların da peygamberi. Öyle bir peygamber, öyle üstün bir insan.

Ve mâ halaktü'l-cinne ve'l-inse illâ li-ya'budûn. Ve mâ halaktü'l-cinne ve'l-inse illâ li-ya'budûn. "Ben azîmüşşân, insanları da, cinleri de başka bir şey için yaratmadım; "Ben azîmüşşân, insanları da, cinleri de başka bir şey için yaratmadım; bana ibadet etsinler diye yarattım." buyuruyor Allahu Teâlâ hazretleri. bana ibadet etsinler diye yarattım." buyuruyor Allahu Teâlâ hazretleri.

İbadet nedir; o hususta biraz bilgi vereyim: Biz ancak ibadet için yaratılmışız. İbadet nedir; o hususta biraz bilgi vereyim: Biz ancak ibadet için yaratılmışız. Bizim yaratılma sebebimiz ibadetmiş. Ne demek? Bizim yaratılma sebebimiz ibadetmiş. Ne demek?

İbâdet; "Allahu Teâlâ hazretlerini bilmek, emirlerine uymak, İbâdet; "Allahu Teâlâ hazretlerini bilmek, emirlerine uymak, yasaklarından sakınmak ve itaat etmek" demek. Bilip, bağlanıp, dediğine göre icraat yapmak.yasaklarından sakınmak ve itaat etmek" demek. Bilip, bağlanıp, dediğine göre icraat yapmak. Kulluk bu! İbadetin bir merhalesi, Allah'ı bilmek. Kul Allahu Teâlâ hazretlerini nasıl bilecek? Kulluk bu!

İbadetin bir merhalesi, Allah'ı bilmek. Kul Allahu Teâlâ hazretlerini nasıl bilecek?
"Mârifetullah" denmiş buna; "Allah'ı bilmek ilmi." İnsanlar Allah'ı biliyor mu?"Mârifetullah" denmiş buna; "Allah'ı bilmek ilmi."

İnsanlar Allah'ı biliyor mu?
Veya biliyorum diyenler, doğru biliyor mu? İnsanların büyük bir kısmı reddetmiş. Veya biliyorum diyenler, doğru biliyor mu?

İnsanların büyük bir kısmı reddetmiş.

Rusya, resmen ateizmi kabul etmiş: "Yok böyle bir şey.Rusya, resmen ateizmi kabul etmiş:

"Yok böyle bir şey.
Bunlar insanların uydurmasıdır, sömürme vasıtasıdır. Burjuvazi yalanı.Bunlar insanların uydurmasıdır, sömürme vasıtasıdır. Burjuvazi yalanı. Burjuvazinin, zengin sınıfın emekçi sınıfı, proleteryayı sömürme vasıtasıdır.Burjuvazinin, zengin sınıfın emekçi sınıfı, proleteryayı sömürme vasıtasıdır. Bir düzen, bir tezgâh kurmuşlar, inek sağar gibi sağıyorlar. Sömürme vasıtası." demişler. Bir düzen, bir tezgâh kurmuşlar, inek sağar gibi sağıyorlar. Sömürme vasıtası." demişler.

Bir kısmı da -İngiltere'de, Avustralya'da, Amerika'da vesairede- "Aman sen de. Boş ver!" diyor, Bir kısmı da -İngiltere'de, Avustralya'da, Amerika'da vesairede- "Aman sen de. Boş ver!" diyor, hiç o taraflara ilgi duymuyor. hiç o taraflara ilgi duymuyor.

"Bana ne? Ben o meselelerle ilgilenmiyorum arkadaş, sen paradan haber ver!"Bana ne? Ben o meselelerle ilgilenmiyorum arkadaş, sen paradan haber ver! Cumartesi pazarı nerede geçireceğiz? Nerede eğleneceğiz, ne yapacağız; onu söyle!"Cumartesi pazarı nerede geçireceğiz? Nerede eğleneceğiz, ne yapacağız; onu söyle!" diye hiç ilgilenmiyor. Böyle bir takım insanlar var. diye hiç ilgilenmiyor.

Böyle bir takım insanlar var.

Açıkça, "Yoktur!" diye kavgayla, gürültüyle, başka insanlara da yumruk sallayarak; Açıkça, "Yoktur!" diye kavgayla, gürültüyle, başka insanlara da yumruk sallayarak; "Benim dediğim gibi düşüneceksin!" diye zorbalık yapanlar var. "Benim dediğim gibi düşüneceksin!" diye zorbalık yapanlar var.

Bir de; "Evet ben inanıyorum, öyle yüce bir kudret var. Müteâlî, aşkın varlık var; ona inanıyorum. Bir de; "Evet ben inanıyorum, öyle yüce bir kudret var. Müteâlî, aşkın varlık var; ona inanıyorum. Tamam haktır, gerçektir, onun adâleti de vardır." diyenler var. Tamam haktır, gerçektir, onun adâleti de vardır." diyenler var.

"Pekiyi, bu Allah dediğin şey nedir? Nasıldır, nerededir?" "İşte şu duvarda asılı put. "Pekiyi, bu Allah dediğin şey nedir? Nasıldır, nerededir?"

"İşte şu duvarda asılı put.
İşte şöyle heykel, işte şu yıldız, işte şu inek, işte şu bilmem ne..." İşte şöyle heykel, işte şu yıldız, işte şu inek, işte şu bilmem ne..."

"Haydi! Sen öküze tanrı diye taparsan işi bitirdin! Şimdi bu kâinatı öküz mü yarattı? "Haydi! Sen öküze tanrı diye taparsan işi bitirdin! Şimdi bu kâinatı öküz mü yarattı? Bu koca kâinatı, ayları, yıldızları vesaireyi öküz mü yarattı?" "Yok, ben vazgeçtim. Bu koca kâinatı, ayları, yıldızları vesaireyi öküz mü yarattı?"

"Yok, ben vazgeçtim.
Sen fazla soru soracaksın anlaşılan; öküze tapmaktan vazgeçtim, güneşe tapıyorum." Sen fazla soru soracaksın anlaşılan; öküze tapmaktan vazgeçtim, güneşe tapıyorum."

"Pekiyi, bu güneş gibi gökyüzünde kaç tane güneş var." Şaşırmış. "Bunlardan hangisi?" "Pekiyi, bu güneş gibi gökyüzünde kaç tane güneş var." Şaşırmış. "Bunlardan hangisi?"

"En yakında olanı bana biraz daha sevimli görünüyor, bana da faydası oluyor. Bilmem ne." "En yakında olanı bana biraz daha sevimli görünüyor, bana da faydası oluyor. Bilmem ne."

"Olmaz! Ötekisi ondan daha büyük!" "Demek ki bir sürü tanrı var." "Olmaz! Ötekisi ondan daha büyük!"

"Demek ki bir sürü tanrı var."

O zaman birbirleriyle kavga, gürültü, çekişme, rekabet... O zaman birbirleriyle kavga, gürültü, çekişme, rekabet...

Yunanlıların bir tanrıları var; -hâşâ sümme hâşâ, sübhânallah- bir sürü de başka tanrıları var.Yunanlıların bir tanrıları var; -hâşâ sümme hâşâ, sübhânallah- bir sürü de başka tanrıları var. Savaş tanrısı var, Mars. Aşk tanrısı var, Venüs. Şarap tanrısı var, Baküs.Savaş tanrısı var, Mars. Aşk tanrısı var, Venüs. Şarap tanrısı var, Baküs. Ondan sonra, deniz tanrısı var, bilmem ne var. Bunlar da biraz geçimsiz, huysuz.Ondan sonra, deniz tanrısı var, bilmem ne var. Bunlar da biraz geçimsiz, huysuz. Birbirlerini çekiştirirler, kavga ederler. Dalavere ile birbirlerini aldatırlar. Birbirlerini çekiştirirler, kavga ederler. Dalavere ile birbirlerini aldatırlar.

Böyle dinî inanç mı olur? Bu da saçma. Japonunki de, Yunanınki de, Hindinki de, Mısırınki de saçma. Böyle dinî inanç mı olur? Bu da saçma. Japonunki de, Yunanınki de, Hindinki de, Mısırınki de saçma.

Ama kâinat var, kâinatta bir düzen var. Bir güzellik, bir intizam, bir kanun var.Ama kâinat var, kâinatta bir düzen var. Bir güzellik, bir intizam, bir kanun var. Matematik, fizik, kimya var. Bir güzellik var. Bir çiçeğin, bir meyvenin nasıl meydana geldiği, Matematik, fizik, kimya var. Bir güzellik var. Bir çiçeğin, bir meyvenin nasıl meydana geldiği, bir ağacın bir tohumdan nasıl olduğu, bir tohumun içine bu kabiliyetin nasıl yerleştiğibir ağacın bir tohumdan nasıl olduğu, bir tohumun içine bu kabiliyetin nasıl yerleştiği gibi muazzam şeyler var. Bunlar böyle öküzün möküzün yapacağı işler değil,gibi muazzam şeyler var. Bunlar böyle öküzün möküzün yapacağı işler değil, öküzle möküzle izah edilecek şeyler değil. Öyle bir varlık ki çok iyi biliyor. öküzle möküzle izah edilecek şeyler değil. Öyle bir varlık ki çok iyi biliyor.

Bak, Allah'ın; İslâm'ın, Kur'an'ın dediği bir vasfını, alîm sıfatını anladın! Bak, Allah'ın; İslâm'ın, Kur'an'ın dediği bir vasfını, alîm sıfatını anladın! Alîm; "her şeyi son derece iyi bilen." Alîm; "her şeyi son derece iyi bilen."

Sonra her şeyde bir sebep var, bağlantı, intizam var. Kuşa öyle bir şekil vermiş ki Allah;Sonra her şeyde bir sebep var, bağlantı, intizam var. Kuşa öyle bir şekil vermiş ki Allah; havada en az sürtünmeyle, en az mukavemetle uçacak şekilde. havada en az sürtünmeyle, en az mukavemetle uçacak şekilde. Balığa öyle bir dizayn vermiş ki gemi mühendisleri ibret alıyorlar, hayran kalıyorlar.Balığa öyle bir dizayn vermiş ki gemi mühendisleri ibret alıyorlar, hayran kalıyorlar. Balığın şekli, suyun içinde en güzel bir şekilde hareket etmesine müsait. Balığın şekli, suyun içinde en güzel bir şekilde hareket etmesine müsait.

Falanca örümceğe yeşil renk vermiş; yeşil otlar arasında yaşadığı için,Falanca örümceğe yeşil renk vermiş; yeşil otlar arasında yaşadığı için, düşmanından sakınmak için, çok güzel.düşmanından sakınmak için, çok güzel. Kelebeğin kanatları açıldığı zaman üzerlerine iki tane kocaman göz gibi desen yapmış;Kelebeğin kanatları açıldığı zaman üzerlerine iki tane kocaman göz gibi desen yapmış; "Kanatlar bir açıldı mı, yaprakların arasından sanki kocaman bir şey bakıyormuş gibi "Kanatlar bir açıldı mı, yaprakların arasından sanki kocaman bir şey bakıyormuş gibi olsun da kuş korksun." diye. Kelebek, o boyalardan kanadını açtığı zaman,olsun da kuş korksun." diye. Kelebek, o boyalardan kanadını açtığı zaman, "Burada baykuş var galiba! İki gözüyle bana bakıyor." sansın da "Kuş kaçsın." diye,"Burada baykuş var galiba! İki gözüyle bana bakıyor." sansın da "Kuş kaçsın." diye, kelebek kanadına kuşun kanadını taklit eden desen koymuş.kelebek kanadına kuşun kanadını taklit eden desen koymuş. Yoksa serçe gelecek, gagalayacak, kelebeği yutacak. Yoksa serçe gelecek, gagalayacak, kelebeği yutacak.

Örümceğe kabiliyet vermiş, iplerle sanat harikaları meydana getiriyor.Örümceğe kabiliyet vermiş, iplerle sanat harikaları meydana getiriyor. Ağlar kuruyor, ağlar topluyor. Avları yakalıyor, yiyor, posasını atıyor. Ağlar kuruyor, ağlar topluyor. Avları yakalıyor, yiyor, posasını atıyor.

Nasıl da küçükten bu işi biliyor? O kuşlar uçmayı nasıl öğreniyorlar?Nasıl da küçükten bu işi biliyor? O kuşlar uçmayı nasıl öğreniyorlar? Hepsi yerli yerinde ve çok güzel düşünülmüş. Muazzam bir mühendislik var. Tamam! Hepsi yerli yerinde ve çok güzel düşünülmüş. Muazzam bir mühendislik var.

Tamam!
İşte, Allah'ın hakîm sıfatını anlamaya başladın.İşte, Allah'ın hakîm sıfatını anlamaya başladın. Her şeyi hikmetle yapan, her şeyi hikmetli; onu anlamaya başladın. Her şeyi hikmetle yapan, her şeyi hikmetli; onu anlamaya başladın.

İşte Allah böyle Azîz'dir, Hakîm'dir, Kâdir'dir.İşte Allah böyle Azîz'dir, Hakîm'dir, Kâdir'dir. Her şeye gücü yeter; yıldırımlar yağdırır, düşmanlarını kahreder, dostlarına lütfeder.Her şeye gücü yeter; yıldırımlar yağdırır, düşmanlarını kahreder, dostlarına lütfeder. Musa'yı Firavun'dan kurtarır, İbrahim'i Nemrut'tan kurtarır.Musa'yı Firavun'dan kurtarır, İbrahim'i Nemrut'tan kurtarır. Peygamber Efendimiz'i Kureyş'in şerrinden kurtarır, Kureyş'e galip eder. Peygamber Efendimiz'i Kureyş'in şerrinden kurtarır, Kureyş'e galip eder.

Muktedir, hikmetli, Rahmân, Rahîm; işte Allah o! Muktedir, hikmetli, Rahmân, Rahîm; işte Allah o!

İşte müslümanların, öteki insanlardan ne kadar ileri düşünceli olduğunu, İşte müslümanların, öteki insanlardan ne kadar ileri düşünceli olduğunu, İslâm'ın gerçekleri nasıl yakaladığını gösteren şey, Allah'ı bilmek.İslâm'ın gerçekleri nasıl yakaladığını gösteren şey, Allah'ı bilmek. Allah'ı bilmenin bir yolu; insan etrafa baktığı zaman Allah'ı bilir.Allah'ı bilmenin bir yolu; insan etrafa baktığı zaman Allah'ı bilir. Çimene baksa bilir; meyveye, yıldıza, dağa, suya baksa bilir. Her şeyden bilir, her şeyden anlar. Çimene baksa bilir; meyveye, yıldıza, dağa, suya baksa bilir. Her şeyden bilir, her şeyden anlar.

Şimdi bir ağacın yaprağına bakın; şahane tatlı yapıyor, bal gibi. Mesela hurma. Şimdi bir ağacın yaprağına bakın; şahane tatlı yapıyor, bal gibi. Mesela hurma. Hurmanın tadına doyum olmuyor. Elmanın tadına, kokusuna hayran kalınıyor. Hurmanın tadına doyum olmuyor. Elmanın tadına, kokusuna hayran kalınıyor. Eriğin, üzümün. Böyle bir ağaç, küçük, bacaksız bir çalı, salkım salkım üzümler çıkarıyor.Eriğin, üzümün. Böyle bir ağaç, küçük, bacaksız bir çalı, salkım salkım üzümler çıkarıyor. Kokusu, rengi, tadı güzel. Kütür, kütür.Kokusu, rengi, tadı güzel. Kütür, kütür. Kabiliyeti var. Allah bir kabiliyet vermiş, bir güzellik vermiş. Kabiliyeti var. Allah bir kabiliyet vermiş, bir güzellik vermiş.

İnsan etrafında neye baksa, neyi muntazam olarak incelese, hayran kalır.İnsan etrafında neye baksa, neyi muntazam olarak incelese, hayran kalır. İki yüz yirmi metre boyunda ağaçlar var Amerika'da. İki yüz yirmi metre boyunda ağaç!İki yüz yirmi metre boyunda ağaçlar var Amerika'da. İki yüz yirmi metre boyunda ağaç! En alt katından, kökünden suyu alıyor, en üst katındaki yaprağa ulaştırıyor. En alt katından, kökünden suyu alıyor, en üst katındaki yaprağa ulaştırıyor.

İki yüz yirmi metre yukarıya su basan bir tulumba biliyor musunuz? İki yüz yirmi metre yukarıya su basan bir tulumba biliyor musunuz?

Böyle bir tulumba yok, teknolojide bulunmuş değil; ama ağaç aşağıdan o suyuBöyle bir tulumba yok, teknolojide bulunmuş değil; ama ağaç aşağıdan o suyu iki yüz yirmi metre yukarıdaki yaprağa ulaştırıyor. Kudrete bak, sanata bak! iki yüz yirmi metre yukarıdaki yaprağa ulaştırıyor.

Kudrete bak, sanata bak!

İnsan etrafına baktı mı bu kâinatı bilen, muazzam bilgi sahibi, muazzam kudret sahibi,İnsan etrafına baktı mı bu kâinatı bilen, muazzam bilgi sahibi, muazzam kudret sahibi, muazzam hikmet sahibi bir varlığın yaptığını bilir. "Tamam!muazzam hikmet sahibi bir varlığın yaptığını bilir. "Tamam! Ben ona inandım, ben ona ibadet ediyorum." der. Ben ona inandım, ben ona ibadet ediyorum." der.

Şimdi şurada yatsı namazını kılarken öyle zevk duydum ki. Çayırda yatsı namazı kılıyoruz. Şimdi şurada yatsı namazını kılarken öyle zevk duydum ki. Çayırda yatsı namazı kılıyoruz. Üstümüzde ay dede, yıldızlar pırıl pırıl parlıyor. "Allahu ekber!" diyoruz. Üstümüzde ay dede, yıldızlar pırıl pırıl parlıyor. "Allahu ekber!" diyoruz.

"Ey şu yerleri gökleri yaratan yüce Mevlâ! Biz sana ibadet ediyoruz." diyoruz. "Ey şu yerleri gökleri yaratan yüce Mevlâ! Biz sana ibadet ediyoruz." diyoruz. Yıldızların altında, gök kubbe mescidimiz, çayırlar çimenler halımız. Yıldızların altında, gök kubbe mescidimiz, çayırlar çimenler halımız. Dergâh-ı izzete dönüyoruz, "Allahu ekber!" diyoruz. Dergâh-ı izzete dönüyoruz, "Allahu ekber!" diyoruz.

En büyük olan Allah'ımıza, kâinatı yaratan Allah'a ibadet ediyoruz.En büyük olan Allah'ımıza, kâinatı yaratan Allah'a ibadet ediyoruz. Şu bizim inancımızdaki güzelliğe bakın! İnsanın gözlerinden pınar gibi yaşlar akar.Şu bizim inancımızdaki güzelliğe bakın! İnsanın gözlerinden pınar gibi yaşlar akar. Fışkırır, çağlar, şarıl şarıl akar. Fışkırır, çağlar, şarıl şarıl akar.

Biz işte şu kâinatı yaratan; yıldızlardan yerlere, göklere, dağlara, ufuklara kadar her tarafı yaratan Biz işte şu kâinatı yaratan; yıldızlardan yerlere, göklere, dağlara, ufuklara kadar her tarafı yaratan Allah'a ibadet ediyoruz. O'na dönüyoruz. Ne tarafa doğru dönüyorsun? Allah'a ibadet ediyoruz. O'na dönüyoruz.

Ne tarafa doğru dönüyorsun?

Onun "Dön!" dediği Kâbe-i Müşerrefe'sine dönüyorsun! "O tarafa doğru dönün!" demiş; Onun "Dön!" dediği Kâbe-i Müşerrefe'sine dönüyorsun!

"O tarafa doğru dönün!" demiş;
çünkü kendisi mekândan münezzeh. Kendisi için bir şekil tasavvur etmiyoruz; çünkü: çünkü kendisi mekândan münezzeh. Kendisi için bir şekil tasavvur etmiyoruz; çünkü:

Lâ tüdrikühü'l-ebsâr "Gözler onu göremez!" Leyse ke-mislihî şey'ün "Benzeri yok, eşi yok!" Lâ tüdrikühü'l-ebsâr "Gözler onu göremez!"

Leyse ke-mislihî şey'ün "Benzeri yok, eşi yok!"

Eşi olsa, benzeri olsa; ikinci Allah diyecektik. Hâşâ, sümme hâşâ, yok öyle bir şey. Eşi olsa, benzeri olsa; ikinci Allah diyecektik. Hâşâ, sümme hâşâ, yok öyle bir şey. Tek olduğu için, tek olan bir şeyi nasıl anlatacaksın? Anlatamazsın! Tek olduğu için, tek olan bir şeyi nasıl anlatacaksın?

Anlatamazsın!

Pineapple, ananası anlatırken dersin ki; "Çam kozalağı gibi; içi de portakala benziyor." Pineapple, ananası anlatırken dersin ki;

"Çam kozalağı gibi; içi de portakala benziyor."

Böyle anlatabilirsin. Dışı çam kozalağı gibi. Kestiğin zaman içi de portakala benziyor. Böyle anlatabilirsin. Dışı çam kozalağı gibi. Kestiğin zaman içi de portakala benziyor. Sarı bir şey. Tadı da aşağı yukarı şöyle, böyle. Bir şeyle tarif edersin; şunun gibi, bunun gibi. Sarı bir şey. Tadı da aşağı yukarı şöyle, böyle. Bir şeyle tarif edersin; şunun gibi, bunun gibi.

Peki, benzeri olmayan şeyi nasıl tarif edeceksin? Peki, benzeri olmayan şeyi nasıl tarif edeceksin?

Şimdi düşün ki senin memleketinde bir kör var. Anadan doğma kör. Şimdi düşün ki senin memleketinde bir kör var. Anadan doğma kör. Âmâ doğdu, gözsüz doğdu. Âmâ doğdu, gözsüz doğdu. Acıdığın için alıyorsun onu gezmeye götürüyorsun. Senin arkadaşın o da hafızlığa çalışıyor.Acıdığın için alıyorsun onu gezmeye götürüyorsun. Senin arkadaşın o da hafızlığa çalışıyor. Tatlı tatlı sohbet ediyorsun. Bir söyleneni hemen kulağı alıyor. Alıyosun gezmeye götürüyorsun. Tatlı tatlı sohbet ediyorsun. Bir söyleneni hemen kulağı alıyor. Alıyosun gezmeye götürüyorsun.

Diyorsun ki; "Aziz kardeşim, burada öyle güzel güller var ki! Diyorsun ki;

"Aziz kardeşim, burada öyle güzel güller var ki!
Kimisi kadife gibi, kimisi kıpkırmızı, kimisi pespembe, kimisi ak pak." Kimisi kadife gibi, kimisi kıpkırmızı, kimisi pespembe, kimisi ak pak."

"Kardeşim, kırmızı ne demek, pembe ne demek? Ak ne demek, kara ne demek?" "Kardeşim, kırmızı ne demek, pembe ne demek? Ak ne demek, kara ne demek?"

Haydi buyur, şimdi sen köre kırmızıyla pembeyi anlat bakalım! Anlatamazsın ki! Haydi buyur, şimdi sen köre kırmızıyla pembeyi anlat bakalım! Anlatamazsın ki! Onun dünyasında onun misali yok ki anlatamazsın.Onun dünyasında onun misali yok ki anlatamazsın. Biz de Allahu Teâlâ hazretlerini, eşi benzeri olmadığı için bir şeye benzetemeyiz. Biz de Allahu Teâlâ hazretlerini, eşi benzeri olmadığı için bir şeye benzetemeyiz.

Ve lâ tadribû li'llâhi'l-emsâl. "Allah'ı anlatmak için misal vermeye de kalkışmayın!" Ve lâ tadribû li'llâhi'l-emsâl. "Allah'ı anlatmak için misal vermeye de kalkışmayın!"

Siz bilmezsiniz, yalan bir şey söylersiniz, yanlış bir şey söylersiniz. Siz bilmezsiniz, yalan bir şey söylersiniz, yanlış bir şey söylersiniz.

Hz. Ebûbekir Efendimiz diyor ki; el-Aczü an derki'l-idrâki idrâkün. Hz. Ebûbekir Efendimiz diyor ki;

el-Aczü an derki'l-idrâki idrâkün.
"Allah'ı anlayamayacağını sezdin mi o zaman anladın." "Allah'ı anlayamayacağını sezdin mi o zaman anladın."

"Büyüklüğünü o zaman anladın."Büyüklüğünü o zaman anladın. Âciz olduğunu, kavrayamayacağını anladın mı şimdi anlamaya başladın." Âciz olduğunu, kavrayamayacağını anladın mı şimdi anlamaya başladın."

Musa aleyhisselam hanımını almış, hanımı hamile.Musa aleyhisselam hanımını almış, hanımı hamile. On gün kayınpederinin yanında kalmışlar, şimdi dönecekler. Doğum sancıları başlamış.On gün kayınpederinin yanında kalmışlar, şimdi dönecekler. Doğum sancıları başlamış. Eyvah! Su lazım, ateş lazım! Çocuk doğacak, kırda bayırda ne olacak? Eyvah! Su lazım, ateş lazım! Çocuk doğacak, kırda bayırda ne olacak?

"Şurada bir ateş görüyorum. Gideyim ben de, oradan biraz yardım alabilirim,"Şurada bir ateş görüyorum. Gideyim ben de, oradan biraz yardım alabilirim, belki biraz odun getirebilirim." demiş, gitmiş. Kibrit yok, çakmak yok.belki biraz odun getirebilirim." demiş, gitmiş.

Kibrit yok, çakmak yok.
Gittiği yerde Allahu Teâlâ hazretleri; "Yâ Musa! Ben senin Rabbinim!" diye hitap etmiş. Gittiği yerde Allahu Teâlâ hazretleri; "Yâ Musa! Ben senin Rabbinim!" diye hitap etmiş.

Musa aleyhisselam, Allah'ın vahyine mazhar olmuş peygamberi. Musa aleyhisselam, Allah'ın vahyine mazhar olmuş peygamberi. Musa aleyhisselam, sesi işitiyor, diyor ki; Rabbi erinî ileyk.Musa aleyhisselam, sesi işitiyor, diyor ki;

Rabbi erinî ileyk.
"Yâ Rabbi! Kendini göster de göreyim seni! "Yâ Rabbi! Kendini göster de göreyim seni! Sesini duyuyorum ama kendini de göster; göreyim!" Kâle len terânî. Sesini duyuyorum ama kendini de göster; göreyim!" Kâle len terânî. "Yâ Musa! -Cahillik etme- sen beni göremezsin!" "Yâ Musa! -Cahillik etme- sen beni göremezsin!" Velâkini'nzur ile'l-cebeli fe inistekarra mekânehû fe-sevfe terânî.Velâkini'nzur ile'l-cebeli fe inistekarra mekânehû fe-sevfe terânî. "Bunu anlamak için şu karşı dağa bir bak! "Bunu anlamak için şu karşı dağa bir bak! O dağa Allah tecellî ettiği zaman, dağ yerinde durabilirse tamam.O dağa Allah tecellî ettiği zaman, dağ yerinde durabilirse tamam. Dağ tecellîye dayanabilirse sen de dayanabilirsin.Dağ tecellîye dayanabilirse sen de dayanabilirsin. Gözün kör olmaz, yanmazsın; o zaman, sen de görebilirsin belki. Bak bakalım dağ dayanabilecek mi?" Gözün kör olmaz, yanmazsın; o zaman, sen de görebilirsin belki. Bak bakalım dağ dayanabilecek mi?"

Felemmâ tecellâ rabbühû li'l-cebeli cealehû dekken ve harra Mûsâ saikâ. Felemmâ tecellâ rabbühû li'l-cebeli cealehû dekken ve harra Mûsâ saikâ. "Allahu Teâlâ hazretleri Tur Dağı'na şöyle tecellîsiyle bir tecellî ediverince dağ parça parça parçalandı." "Allahu Teâlâ hazretleri Tur Dağı'na şöyle tecellîsiyle bir tecellî ediverince dağ parça parça parçalandı."

Allah'ın kudretine dayanılır mı? Dayanamadı. Kayalar parça parça parçalandı.Allah'ın kudretine dayanılır mı?

Dayanamadı. Kayalar parça parça parçalandı.
Musa aleyhisselam "Küt!" diye baygın yere düştü. Göremez, kaldıramaz, tâkat getiremez, bakamaz!Musa aleyhisselam "Küt!" diye baygın yere düştü. Göremez, kaldıramaz, tâkat getiremez, bakamaz! İnsan güneşe bile bakamıyor. Şu ışığa biraz fazla bak; şu ışık insanı rahatsız ediyor. İnsan güneşe bile bakamıyor. Şu ışığa biraz fazla bak; şu ışık insanı rahatsız ediyor. Belli bir şeyden sonra gözü yoruluyor. İşte böyle Allah'ın bu kadar yüce olduğunu,Belli bir şeyden sonra gözü yoruluyor.

İşte böyle Allah'ın bu kadar yüce olduğunu,
duyguların bu kadar üstünde olduğunu anladın mı? Anladın.duyguların bu kadar üstünde olduğunu anladın mı?

Anladın.
Şimdi Allah'ı iyi anlamaya başladın. Şimdi Allah'ı iyi anlamaya başladın.

Yâ Mûsâ ic'al lenâ ilâhen kemâ lehüm âliheh.Yâ Mûsâ ic'al lenâ ilâhen kemâ lehüm âliheh. "Şu Mısırlıların bak ne güzel, çeşit çeşit putları var. Köpek başlı, insan vücutlu ilahları var. "Şu Mısırlıların bak ne güzel, çeşit çeşit putları var. Köpek başlı, insan vücutlu ilahları var. Sıra sıra, çeşit çeşit, boy boy, köpek gibi, inek gibi, horoz gibi, bilmem ne gibi ilahları var.Sıra sıra, çeşit çeşit, boy boy, köpek gibi, inek gibi, horoz gibi, bilmem ne gibi ilahları var. Sen de bize bir put yapsana!" Sen de bize bir put yapsana!"

"Eğer mü'minseniz Allah'tan korkun! Böyle şey istenir mi?" "Eğer mü'minseniz Allah'tan korkun! Böyle şey istenir mi?"

Bakın, onlar ne kadar cahil olduklarını gösteriyorlar. Bakın, onlar ne kadar cahil olduklarını gösteriyorlar. İnsan gibi yapıyorlar, köpek başlı, horoz kafalı yapıyorlar. Neden? İnsan gibi yapıyorlar, köpek başlı, horoz kafalı yapıyorlar.

Neden?

Etraflarındaki olaylardan, varlıklardan birisine benzeyen bir şey yapıyorlar. Etraflarındaki olaylardan, varlıklardan birisine benzeyen bir şey yapıyorlar. Kendileri uyduruyorlar. Tabi Musa aleyhisselam; "Allah'tan korkun!" demiş, nasihat etmiş amaKendileri uyduruyorlar.

Tabi Musa aleyhisselam; "Allah'tan korkun!" demiş, nasihat etmiş ama
Tur Dağı'na Allah'ın emirlerini almaya gidince, "Sâmirî" adlı şahıs yine bir açıkgözlük yapmış;Tur Dağı'na Allah'ın emirlerini almaya gidince, "Sâmirî" adlı şahıs yine bir açıkgözlük yapmış; milletin bütün bileziklerini, zînetlerini toplamış; onları eritmiş, bir buzağı yapmış. milletin bütün bileziklerini, zînetlerini toplamış; onları eritmiş, bir buzağı yapmış.

Ve ahrece lehüm iclen ceseden lehû huvâr. Ve ahrece lehüm iclen ceseden lehû huvâr.

Bir de böyle boyutlu bir şey, altın bir buzağı yapmış; hava bir yerinden girip, Bir de böyle boyutlu bir şey, altın bir buzağı yapmış; hava bir yerinden girip, öbür tarafından çıkarken "Böööö!" diye bir ses de çıkıyor.öbür tarafından çıkarken "Böööö!" diye bir ses de çıkıyor. Lehû huvâr. "Böğürme sesi de olan, altından bir buzağı yapmış." Lehû huvâr. "Böğürme sesi de olan, altından bir buzağı yapmış."

Böğürürse böğürsün, böğürmesinden ne olacak? Böğürmek bir şey demek mi? Böğürürse böğürsün, böğürmesinden ne olacak?

Böğürmek bir şey demek mi?
"Bööö! deyince, karşı taraf bir şey mi anlıyor? Matematik problemi mi çözüyor, "Bööö! deyince, karşı taraf bir şey mi anlıyor? Matematik problemi mi çözüyor, fizik derdini mi hallediyor, ne oluyor? Edebiyat mı, şiir mi? Böğürmüş!Aman ne kadar büyük iş! fizik derdini mi hallediyor, ne oluyor? Edebiyat mı, şiir mi?

Böğürmüş!Aman ne kadar büyük iş!

Ben arabayla giderken, camı biraz açtığım zaman, oradan "Füüü!" diye bir ses geliyor.Ben arabayla giderken, camı biraz açtığım zaman, oradan "Füüü!" diye bir ses geliyor. Cam iyi kapanmadığı zaman oradan da ses geliyor, ıslık geliyor. Cam iyi kapanmadığı zaman oradan da ses geliyor, ıslık geliyor.

Beni birisi mi çağırıyor? Hayır! Cam aralık kaldı da onun için oradan ıslık geliyor. Beni birisi mi çağırıyor?

Hayır! Cam aralık kaldı da onun için oradan ıslık geliyor.

Ne olmuş yani? Musa aleyhisselam'ın kavmi hemen tapınmaya kalkmışlar. Ne olmuş yani?

Musa aleyhisselam'ın kavmi hemen tapınmaya kalkmışlar.
Mucizeleri görmüş, Allah'ın varlığını duymuş; Mucizeleri görmüş, Allah'ın varlığını duymuş; Firavun'un mağlup olduğunu, münazarada yenildiğini, sihirbazların pes ettiğini, Firavun'un mağlup olduğunu, münazarada yenildiğini, sihirbazların pes ettiğini, Musa aleyhisselam'n mucizelerini görmüş bir kavim. Musa aleyhisselam'n mucizelerini görmüş bir kavim.

Haydiii! Bu Sâmirî'ye aldanıyor, kendi eliyle yaptığı buzağıya tapmaya kalkıyor. Haydiii! Bu Sâmirî'ye aldanıyor, kendi eliyle yaptığı buzağıya tapmaya kalkıyor.

"Pekiyi, bu buzağı daha önce ne idi? Senin kolundaki bilezik, senin kulağındaki küpe, "Pekiyi, bu buzağı daha önce ne idi? Senin kolundaki bilezik, senin kulağındaki küpe, senin boynundaki gerdanlık değil miydi?" "Öyleydi!" "Sonra ne yaptınız?" senin boynundaki gerdanlık değil miydi?"

"Öyleydi!"

"Sonra ne yaptınız?"

"Eritti bu usta, bu kâfir." Bu kâfir putçu usta eritti bunu, bir buzağı yaptı. "Eritti bu usta, bu kâfir."

Bu kâfir putçu usta eritti bunu, bir buzağı yaptı.
Evveli belli, âhiri belli. İnsanoğlu bunun nesine tapıyor? Evveli belli, âhiri belli. İnsanoğlu bunun nesine tapıyor? İşte bunları bize Kur'ân anlatıyor, muhterem kardeşlerim! İşte bunları bize Kur'ân anlatıyor, muhterem kardeşlerim!

Bu dünyada bizim ilk işimiz, Allah'ı doğru tanımaktır. Bu dünyada bizim ilk işimiz, Allah'ı doğru tanımaktır. Allah'ı inkâr edenlerden olmayacaksın, Allah'ı yanlış tanıyanlardan da olmayacaksın.Allah'ı inkâr edenlerden olmayacaksın, Allah'ı yanlış tanıyanlardan da olmayacaksın. Eski ümmetlerin inançlarının ne kadar komik olduğunu, komik bir şekilde anlatmaya çalıştım size. Eski ümmetlerin inançlarının ne kadar komik olduğunu, komik bir şekilde anlatmaya çalıştım size.

Allah'a ibadet etmek namına ne kadar aptalca işler yaptıklarını siz de görüyorsunuz, kabul ediyorsunuz. Allah'a ibadet etmek namına ne kadar aptalca işler yaptıklarını siz de görüyorsunuz, kabul ediyorsunuz. Çünkü akıl ve mantık ortada. Kur'ân-ı Kerîm, bunların yanlışlıklarını ifade ediyor. Çünkü akıl ve mantık ortada. Kur'ân-ı Kerîm, bunların yanlışlıklarını ifade ediyor.

Allah'ı doğru tanıyacaksınız. Allah'ı doğru tanımak nasıl olur, ne suretle olur? Allah'ı doğru tanıyacaksınız.

Allah'ı doğru tanımak nasıl olur, ne suretle olur?

Allah'ı doğru tanımak, tabi İslâm'la olur, müslüman olmakla olur. Allah'ı doğru tanımak, tabi İslâm'la olur, müslüman olmakla olur. Bir insan müslüman olmadı mı, Allah'ı doğru tanıyamaz. Çünkü o yanlış bilgiler onu sapıtır, şaşırtır. Bir insan müslüman olmadı mı, Allah'ı doğru tanıyamaz. Çünkü o yanlış bilgiler onu sapıtır, şaşırtır.

Bir Japon kung-fucusunun, bir Hindistan brahman rahibinin Bir Japon kung-fucusunun, bir Hindistan brahman rahibinin bir sürü safsatası vardır, bir sürü lafı vardır. Akşam ben bir kitap okuyordum. bir sürü safsatası vardır, bir sürü lafı vardır.

Akşam ben bir kitap okuyordum.
Elime kalem aldım, kitabın sağını solunu çize çize, tenkit ede ede okudum. Elime kalem aldım, kitabın sağını solunu çize çize, tenkit ede ede okudum. Epeyce okudum; on beş sayfa, yirmi sayfa.Epeyce okudum; on beş sayfa, yirmi sayfa. Birisi ötekisini tenkit etmiş; ötekisi de bu tenkit edene kızmış: Birisi ötekisini tenkit etmiş; ötekisi de bu tenkit edene kızmış:

"Vay, sen misin benim gibi bir alimi beğenmeyen? Ben ki şöyle alimim, böyle kıymetliyim; "Vay, sen misin benim gibi bir alimi beğenmeyen? Ben ki şöyle alimim, böyle kıymetliyim; sen benim kıymetimi bilmedin. Tüh, sen kakasın!" diyor. sen benim kıymetimi bilmedin. Tüh, sen kakasın!" diyor.

Şimdi okuyorum; ikisi de birbirinden berbat, ikisi de hatalı, ikisi de yanlış. Şimdi okuyorum; ikisi de birbirinden berbat, ikisi de hatalı, ikisi de yanlış.

Onun için insan Allah'ı İslâm'la bilir. "Kendisini doğru bilsinler." diye, Allah İslâm'ı göndermiş. Onun için insan Allah'ı İslâm'la bilir. "Kendisini doğru bilsinler." diye, Allah İslâm'ı göndermiş. Allah'ı doğru bilme bilgisi raydan çıktığı için Allah peygamber göndermiş.Allah'ı doğru bilme bilgisi raydan çıktığı için Allah peygamber göndermiş. Tekrar tekrar göndermiş. Tekrar tekrar göndermiş. Hz. Âdem!i, Nuh'u, İbrahim'i, Musa'yı, İsa'yı, Muhammed-i Mustafa'yı göndermiş. Hz. Âdem!i, Nuh'u, İbrahim'i, Musa'yı, İsa'yı, Muhammed-i Mustafa'yı göndermiş.

Salavâtullâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn. Tekrar tekrar göndermiş. Neden? Salavâtullâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn.

Tekrar tekrar göndermiş.

Neden?

Adamlar tekrar tekrar sapıtmışlar, şaşırmışlar. Nasıl sapıtırlar? Adamlar tekrar tekrar sapıtmışlar, şaşırmışlar.

Nasıl sapıtırlar?

Peygamber zamanında bile sapıtmışlar. Peygamber zamanında bile sapıtmışlar. Hz. Musa aleyhisselam'ın hayatında bari doğru dursalardı da öldükten sonra sapıtsalardı. Hz. Musa aleyhisselam'ın hayatında bari doğru dursalardı da öldükten sonra sapıtsalardı. Daha hemen, taze taze, daha imanın buram buram, burcu burcu kokusuDaha hemen, taze taze, daha imanın buram buram, burcu burcu kokusu üzerlerindeyken hemen sapıtmaya başlamışlar. Bu insanlar böyle... üzerlerindeyken hemen sapıtmaya başlamışlar.

Bu insanlar böyle...

Hz. İsa... Hz. İsa ne? Senin benim gibi benî Âdem. Senin gibi, benim gibi bir insan. Hz. İsa...

Hz. İsa ne?

Senin benim gibi benî Âdem. Senin gibi, benim gibi bir insan.
Ama Allah'ın sevgili bir kulu, iyi bir kul. Seviyoruz. Ama Allah'ın sevgili bir kulu, iyi bir kul. Seviyoruz. Sevdiğimiz için çocuklarımıza bazen Musa adını koyuyoruz; bazen İsa,Sevdiğimiz için çocuklarımıza bazen Musa adını koyuyoruz; bazen İsa, bazen İbrahim, bazen Zekeriya, bazen Yahya adını koyuyoruz. bazen İbrahim, bazen Zekeriya, bazen Yahya adını koyuyoruz.

Ehli kitap bize darılmaz ki. Biz onların bütün peygamberlerini seviyoruz, Ehli kitap bize darılmaz ki. Biz onların bütün peygamberlerini seviyoruz, çocuklarımıza isim koyuyoruz. çocuklarımıza isim koyuyoruz. Hatta kendi isimlerimizi karıştırsak sorsak bir kısmımızın ismi o isimlerdendir. Hatta kendi isimlerimizi karıştırsak sorsak bir kısmımızın ismi o isimlerdendir.

Âdem aleyhisselam, onların da peygamberi. İbrahim aleyhisselam, onların da peygamberi. Âdem aleyhisselam, onların da peygamberi. İbrahim aleyhisselam, onların da peygamberi. İsmail aleyhisselam, onların da peygamberi. Bizim de peygamberlerimiz, sevdiğimiz, saydığımız kimseler. İsmail aleyhisselam, onların da peygamberi. Bizim de peygamberlerimiz, sevdiğimiz, saydığımız kimseler. Biz onların hepsini kabul ediyoruz. "Bana tapının!" diye Hz. İsa mı dedi bunlara? Biz onların hepsini kabul ediyoruz.

"Bana tapının!" diye Hz. İsa mı dedi bunlara?

Hayır, hayır! Allah ne emrettiyse Hz. İsa onlara onu söyledi: Hayır, hayır! Allah ne emrettiyse Hz. İsa onlara onu söyledi:

"Allah'a ibâdet edin, Allah'tan gayrıya tapınmayın!" dedi. "Allah'a ibâdet edin, Allah'tan gayrıya tapınmayın!" dedi.

Ama yirminci yüzyılda hâlâ çirkin putlara tapınıyorlar. Ama yirminci yüzyılda hâlâ çirkin putlara tapınıyorlar. Çıplak bir adam, kollarını iki tarafa açmış, sapsarı, boynu bükülmüş. Çıplak bir adam, kollarını iki tarafa açmış, sapsarı, boynu bükülmüş.

Allah hiç peygamberini böyle öldürtür mü, olur mu? Pekiyi, ölmüşse niye ölüye tapıyorsun? Allah hiç peygamberini böyle öldürtür mü, olur mu? Pekiyi, ölmüşse niye ölüye tapıyorsun? Hiç bir güzel manzara bulamadın da bula bula bu manzarayı mı buldun? Hiç bir güzel manzara bulamadın da bula bula bu manzarayı mı buldun?

Ne çarpık zihniyet! Bizim ilahilerimiz var. Bakıyorum mesela Yunus diyor ki; Ne çarpık zihniyet!

Bizim ilahilerimiz var. Bakıyorum mesela Yunus diyor ki;

Dağlar ile taşlar ile. Çağırayım Mevlâm seni. Dağlar ile taşlar ile.

Çağırayım Mevlâm seni.

Seherlerde kuşlar ile. Çağırayım Mevlâm seni. Yunus'un güzelliğine bak! Seherlerde kuşlar ile.

Çağırayım Mevlâm seni.

Yunus'un güzelliğine bak!
Herhalde yaşadığı muhit böyle manzaralı, çayırlı çimenli. Ormanlık, dağlık. Herhalde yaşadığı muhit böyle manzaralı, çayırlı çimenli. Ormanlık, dağlık. Dağdan odun filan getirmiş götürmüş ya. Diyor ki: Dağlar ile taşlar ile.Dağdan odun filan getirmiş götürmüş ya.

Diyor ki:

Dağlar ile taşlar ile.
"Dağlar var, yalçın kayalar var." Çağırayım Mevlâm seni. "Dağlar var, yalçın kayalar var." Çağırayım Mevlâm seni. "Onlar da sana 'Yâ Hak! Yâ Hak! Yâ Hak!' desinler, onlar da seni tesbih etsinler."Onlar da sana 'Yâ Hak! Yâ Hak! Yâ Hak!' desinler, onlar da seni tesbih etsinler. Ben de onlara uyayım, ben de onlarla tesbih edeyim." diyor. Ben de onlara uyayım, ben de onlarla tesbih edeyim." diyor.

Hepsinin sesini duyuyor Yunus. Eşyanın tesbihini duyacak hâle gelmiş. Hepsinin sesini duyuyor Yunus. Eşyanın tesbihini duyacak hâle gelmiş.

Seherlerde kuşlar ile. Çağırayım Mevlâm seni. Seherlerde kuşlar ile.

Çağırayım Mevlâm seni.

Sabah namazından evvelki, gecenin o güzel zamanı başladı mıSabah namazından evvelki, gecenin o güzel zamanı başladı mı uykunun asıl kıymetli tarafını aldık. Uyuduk mu? Uyuduk. Yataktan kalktık mı? uykunun asıl kıymetli tarafını aldık.

Uyuduk mu?

Uyuduk.

Yataktan kalktık mı?

Kalktık, tamam. Aaa! Bizden önce başkaları kalkmış, kuşlar cıvıl cıvıl.Kalktık, tamam. Aaa! Bizden önce başkaları kalkmış, kuşlar cıvıl cıvıl. Bir şamata, bir gürültü. Yaramazlar tatlı tatlı, ne kadar güzel ötüyorlar.Bir şamata, bir gürültü. Yaramazlar tatlı tatlı, ne kadar güzel ötüyorlar. "Onlarla çağırayım Mevlâm seni." diyor. Neden? Onları "cıvıltı" diye duymuyor Yunus. "Onlarla çağırayım Mevlâm seni." diyor.

Neden?

Onları "cıvıltı" diye duymuyor Yunus.
Onların seherlerde, "Hak! Hak!" diye çağırdığını hissediyor. Onların seherlerde, "Hak! Hak!" diye çağırdığını hissediyor. O, karganın sesini "Gak!" diye duymuyor; o "Hak!" diye duyuyor, sen "Gak!" diye duyuyorsun.O, karganın sesini "Gak!" diye duymuyor; o "Hak!" diye duyuyor, sen "Gak!" diye duyuyorsun. O, bülbülün sesini başka türlü duyuyor. O, taştan ses duyuyor, çiçekle konuşuyor. O, bülbülün sesini başka türlü duyuyor. O, taştan ses duyuyor, çiçekle konuşuyor.

Sordum sarı çiçeğe. Neden boynun eğridir? Çiçek eydür yâ derviş. Sordum sarı çiçeğe.

Neden boynun eğridir?

Çiçek eydür yâ derviş.

Özüm Hakk'a doğrudur. "Sen benim boynumun eğri olduğuna bakma, özüm doğru!Özüm Hakk'a doğrudur.

"Sen benim boynumun eğri olduğuna bakma, özüm doğru!
Boynum eğri ama özüm Hakk'a doğru." Sordum sarı çiçeğe, Neden benzin sarıdır? Boynum eğri ama özüm Hakk'a doğru."

Sordum sarı çiçeğe,

Neden benzin sarıdır?

Çiçek eydür yâ derviş. Ölüm bize yakındır. Çiçek eydür yâ derviş.

Ölüm bize yakındır.

"Niye sararmayayım, solmayayım; ölüm yakın! Ya ölüverirsem, ya yarın ölüverirsem,"Niye sararmayayım, solmayayım; ölüm yakın! Ya ölüverirsem, ya yarın ölüverirsem, ya şimdi ölüverirsem? Daha Rabbime güzel kulluk bile yapamadım. ya şimdi ölüverirsem? Daha Rabbime güzel kulluk bile yapamadım. Hayır yapamadım, hasenât yapamadım, iyilik yapamadım, günahlardan tam tevbe edemedim;Hayır yapamadım, hasenât yapamadım, iyilik yapamadım, günahlardan tam tevbe edemedim; Allah'ın istediği bir kul olamadım." Yunus'un duygularına bak! Allah'ın istediği bir kul olamadım."

Yunus'un duygularına bak!
Sadece Yunus mu? Bir başka şair, Eşrefoğlu Rûmî diyor ki; Ey Allah'ım beni senden ayırma. Sadece Yunus mu? Bir başka şair, Eşrefoğlu Rûmî diyor ki;

Ey Allah'ım beni senden ayırma.

Beni senin cemâlinden ayırma. "Beni senden ayırma yâ Rabbi! Beni senin cemâlinden ayırma.

"Beni senden ayırma yâ Rabbi!
Beni kâfir etme, cahil etme, müşrik etme, dergâhından kovma!Beni kâfir etme, cahil etme, müşrik etme, dergâhından kovma! Senin güzelliğini görmekten, bu gözlerim mahrum kalmasın. Güzellikleri seçsin, anlayabilsin. Senin güzelliğini görmekten, bu gözlerim mahrum kalmasın. Güzellikleri seçsin, anlayabilsin.

Balığın canı su içre diridir. İlâhî, balığı gölden ayırma. "Balık suyun içinde canlı kalır. Balığın canı su içre diridir.

İlâhî, balığı gölden ayırma.

"Balık suyun içinde canlı kalır.
Balığı gölden çıkarırsan ölür. İlâhî, balığı gölden ayırma." Seni sevmek benim dinim, imanım. Balığı gölden çıkarırsan ölür. İlâhî, balığı gölden ayırma."

Seni sevmek benim dinim, imanım.

İlâhî din ü imandan ayırma. Sevgi, saygı. Çiçekler, arılar, kuşlar.İlâhî din ü imandan ayırma.

Sevgi, saygı. Çiçekler, arılar, kuşlar.
Cıvıl cıvıl, pırıl pırıl, renk renk, tatlı tatlı… Bu ne? Cıvıl cıvıl, pırıl pırıl, renk renk, tatlı tatlı…

Bu ne?

Bu, İslâm'ın iç âlemi! Bu âlem varken, bu sevgi varken, bu saygı varken, Bu, İslâm'ın iç âlemi! Bu âlem varken, bu sevgi varken, bu saygı varken, bu elle yaptığın şeylere, bu puta tapmak ne? Saçlar uzun, çıplak, şöyle durmuş vesaire. bu elle yaptığın şeylere, bu puta tapmak ne?

Saçlar uzun, çıplak, şöyle durmuş vesaire.

Yanlış! İbrahim ne? Peygamber. Musa ne? O da peygamber. Yahya ne?Yanlış!

İbrahim ne? Peygamber. Musa ne? O da peygamber. Yahya ne?
O da peygamber. Hz. İsa ile beraber gezmişler mi? Gezmişler. Zekeriyya ne? O da peygamber. O da peygamber. Hz. İsa ile beraber gezmişler mi? Gezmişler. Zekeriyya ne? O da peygamber.

Hz. İsa? Ha ona gelince iş değişti. Ya o ne? Hz. İsa?

Ha ona gelince iş değişti.

Ya o ne?

Tevbe hâşâ, hâşâ sümme hâşâ, Allah'ın oğlu! Allah evlendi mi? Düğününe gittin mi?Tevbe hâşâ, hâşâ sümme hâşâ, Allah'ın oğlu!

Allah evlendi mi? Düğününe gittin mi?
Karısı kim? Ne kadar çeyiz verdi? Öyle şey olur mu?Karısı kim? Ne kadar çeyiz verdi? Öyle şey olur mu? Bak, ne kadar ağır ayıp oluyor, sözler ne kadar yanlış yerlere gidiyor. Öyle şey mi olur?Bak, ne kadar ağır ayıp oluyor, sözler ne kadar yanlış yerlere gidiyor.

Öyle şey mi olur?
Yirminci yüzyılda böyle şeye inanılır mı? Kur'ân varken, eski kitaplar varken, eski peygamberler varken. Yirminci yüzyılda böyle şeye inanılır mı? Kur'ân varken, eski kitaplar varken, eski peygamberler varken. Kur'an'a inanmıyorsan, Tevrat'a bak!Kur'an'a inanmıyorsan, Tevrat'a bak! Old Testament, New Testament; ikisi yan yana.Old Testament, New Testament; ikisi yan yana. Önceki sayfaları karıştır; önceki sayfalardan anlamazsan, gel bizim sayfaları karıştır.Önceki sayfaları karıştır; önceki sayfalardan anlamazsan, gel bizim sayfaları karıştır. Hz. İsa Allah'ın peygamberi! Bunu anlamayacak ne var? "Efendim, mucizeleri var!" Hz. İsa Allah'ın peygamberi! Bunu anlamayacak ne var?

"Efendim, mucizeleri var!"

"Her peygamberin mucizesi var. İbrahim aleyhisselam'ın mucizesi yok mu?"Her peygamberin mucizesi var. İbrahim aleyhisselam'ın mucizesi yok mu? Musa aleyhisselam'ın asâsı yok mu? Attığı zaman, yerlerde ejderha olup da, Musa aleyhisselam'ın asâsı yok mu? Attığı zaman, yerlerde ejderha olup da, Firavun'un bütün sihirbazlarının hilelerinin hepsini yutan, yalanıp etrafa bakan 'Var mı daha?' diye... Firavun'un bütün sihirbazlarının hilelerinin hepsini yutan, yalanıp etrafa bakan 'Var mı daha?' diye... O mucize değil mi? Her mucize sahibine; "Allah'ın oğlu mu diyeceksin? O mucize değil mi? Her mucize sahibine; "Allah'ın oğlu mu diyeceksin? Bu kızı, bu yeğeni, bu torunu! Öyle şey mi olur? Allah'ı doğru tanımak lazım.Bu kızı, bu yeğeni, bu torunu!

Öyle şey mi olur?

Allah'ı doğru tanımak lazım.
Allah bizi kendisine kulluğa gönderdi. Önce doğru tanınacak.Allah bizi kendisine kulluğa gönderdi. Önce doğru tanınacak. Eğri tanırsa yanlış yere dönerse olur mu? Körün birisi gelmiş; Eğri tanırsa yanlış yere dönerse olur mu?

Körün birisi gelmiş;

"Selamün aleyküm hocam!" diyor. Ben o tarafta değilim; gel bu tarafa, uzat elini! "Selamün aleyküm hocam!" diyor.

Ben o tarafta değilim; gel bu tarafa, uzat elini!

Neden? Çünkü, kör. Bu da Allah'a inanıyor, o tarafa ibadet yapıyor. Neden?

Çünkü, kör. Bu da Allah'a inanıyor, o tarafa ibadet yapıyor.
O tarafta değil ki Allah. Doğru tarafa yönel, doğruyu anla, doğruya bağlan, Hakk'a bağlan! O tarafta değil ki Allah. Doğru tarafa yönel, doğruyu anla, doğruya bağlan, Hakk'a bağlan!

Çünkü Allah buyuruyor ki; Çünkü Allah buyuruyor ki;

İnna'llâhe lâ yağfirü en yüşreke bihî şey'en ve yağfirü mâ dûne zâlike li-men yeşâü. İnna'llâhe lâ yağfirü en yüşreke bihî şey'en ve yağfirü mâ dûne zâlike li-men yeşâü.

O Rahman ve Rahîm olan Allah'ı biliyor musun sen? Merhameti çok olan, rahmeti sonsuz olan;O Rahman ve Rahîm olan Allah'ı biliyor musun sen? Merhameti çok olan, rahmeti sonsuz olan; o rahmet deryası taşan Allah'ı biliyor musun sen? Her günahı affediyor da, şirki affetmiyor. o rahmet deryası taşan Allah'ı biliyor musun sen? Her günahı affediyor da, şirki affetmiyor. İnna'llâhe lâ yağfirü en yüşreke bihî şey'en.İnna'llâhe lâ yağfirü en yüşreke bihî şey'en. Bir tek şeyi bile ona şirk koşsan onu affetmiyor. Bir tek şeyi bile ona şirk koşsan onu affetmiyor.

İnna'llâhe "Muhakkak ki Allah"İnna'llâhe "Muhakkak ki Allah" lâ yağfirü "kendisine şirk koşulmasını hiç affetmez, mağfiret etmez."lâ yağfirü "kendisine şirk koşulmasını hiç affetmez, mağfiret etmez." en yüşreke bihî şey'enen yüşreke bihî şey'en "Herhangi bir varlığın kendisine ortak sayılmasına tahammülü yok. "Herhangi bir varlığın kendisine ortak sayılmasına tahammülü yok.

Cahiliye devrinde eski Arapların da kafası bir başka türlüymüş.Cahiliye devrinde eski Arapların da kafası bir başka türlüymüş. Kâbe'yi putla doldurmuşlar; üç yüz altmış tane put. Lât, Uzzâ, Menât. Kâbe'yi putla doldurmuşlar; üç yüz altmış tane put. Lât, Uzzâ, Menât. Erkek, dişi, bir sürü, çeşit çeşit putlar. Niye bunlara tapıyorsunuz be adamlar?Erkek, dişi, bir sürü, çeşit çeşit putlar.

Niye bunlara tapıyorsunuz be adamlar?
Bu putlara niye tapıyorsunuz? Hâülâi şüfeâünâ inda'llah.Bu putlara niye tapıyorsunuz?

Hâülâi şüfeâünâ inda'llah.
"Yok, biz Allah'ı tanıyoruz. Bunlar Allah'ın yanında bizim şefaatçilerimiz." "Yok, biz Allah'ı tanıyoruz. Bunlar Allah'ın yanında bizim şefaatçilerimiz."

Haydiii! Bu da yeni bir haber. Bu tanrılar onların şefaatçileriymiş. Sahabeden bir zât; Haydiii! Bu da yeni bir haber. Bu tanrılar onların şefaatçileriymiş.

Sahabeden bir zât;

"Eski hallerimize güleriz. Hamurdan put yapardık, tapınırdık. "Eski hallerimize güleriz. Hamurdan put yapardık, tapınırdık. Ondan sonra da acıkırdık, yerdik." diyor. Komikliğe bak! Onun için Allah'ı doğru bilmek lazım. Ondan sonra da acıkırdık, yerdik." diyor.

Komikliğe bak!

Onun için Allah'ı doğru bilmek lazım.

Allah'ı doğru bilmek neyle oluyor? İslâm'la oluyor, İslâm'a girmekle oluyor. Allah'ı doğru bilmek neyle oluyor?

İslâm'la oluyor, İslâm'a girmekle oluyor.

"Pekiyi hocam, İslâm'a herkes giriyor da, niye tam istediğimiz gibi güzel, kaliteli bir müslüman olunmuyor?" "Pekiyi hocam, İslâm'a herkes giriyor da, niye tam istediğimiz gibi güzel, kaliteli bir müslüman olunmuyor?"

Bu önemli bir soru tabi. Allah'ı bilmenin mektebi İslâm. Bu önemli bir soru tabi. Allah'ı bilmenin mektebi İslâm. Mektebe kaydoluyosun, içeriye girdin.Mektebe kaydoluyosun, içeriye girdin. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh.

Bizim iman mektebimize hoş geldin. Bizim iman mektebimize hoş geldin. Gel bakalım, otur sıraya. Daha birinci sınıfta bu; geldi girdi içeriye, imanı öğrenecek. Gel bakalım, otur sıraya. Daha birinci sınıfta bu; geldi girdi içeriye, imanı öğrenecek. Allah'a tevekkül etmeyi, Allah'ın kaderine razı olmayı, Allah'ı sevmeyi; sabretmeyi, Allah'a tevekkül etmeyi, Allah'ın kaderine razı olmayı, Allah'ı sevmeyi; sabretmeyi, şeytanın aldatmasına karşı durmayı, nefsin oyunlarına karşı direnmeyi öğrenecek. şeytanın aldatmasına karşı durmayı, nefsin oyunlarına karşı direnmeyi öğrenecek.

Öğreneceği çok şeyler var. Onları öğrenecek de o zaman tam bir ârif olacak. Öğreneceği çok şeyler var. Onları öğrenecek de o zaman tam bir ârif olacak. Ârif-i billâh; urefâdan, ârifînden, irfan sahibi kimselerden bir kimse olacak. Ârif-i billâh; urefâdan, ârifînden, irfan sahibi kimselerden bir kimse olacak.

Şimdi büyüklerden bazılarının sözlerini size nakledeceğim, ağır gelmezse. Şimdi büyüklerden bazılarının sözlerini size nakledeceğim, ağır gelmezse. Kısa ve öz olarak anlatmaya çalışacağım, özet olarak hatırınızda kalır. Kısa ve öz olarak anlatmaya çalışacağım, özet olarak hatırınızda kalır.

Şu dünya imtihan dünyasıdır. Bu önemli bir hakikat.Şu dünya imtihan dünyasıdır. Bu önemli bir hakikat. Biz hayatımızı buna göre tanzim edeceğiz; keyfe, zevke göre değil.Biz hayatımızı buna göre tanzim edeceğiz; keyfe, zevke göre değil. Allah bizi bu dünyaya; "Kendisini bilelim, kendisine kulluk edelim." diye gönderdi.Allah bizi bu dünyaya; "Kendisini bilelim, kendisine kulluk edelim." diye gönderdi. Vazifemiz; kulluk etmek, itaat etmek, tanımak. Allah'ı tanımak ve ona itaat etmek.Vazifemiz; kulluk etmek, itaat etmek, tanımak. Allah'ı tanımak ve ona itaat etmek. Hepimizin görevi bu. Hepimizin görevi bu.

Bunu öğreneceğiz, onun için buradayız. Yoksa nereye gidersen git.Bunu öğreneceğiz, onun için buradayız. Yoksa nereye gidersen git. Ben ne diye Avustralya'ya geleyim, sen ne diye buraya gelesin? Ben ne diye Avustralya'ya geleyim, sen ne diye buraya gelesin? Herkes istediğini yapar ama bunları öğrenmek için buradayız. Kulluk nasıl olacak? Herkes istediğini yapar ama bunları öğrenmek için buradayız.

Kulluk nasıl olacak?

Kulluk, "bir şeye bağlanmak" demek. Bağlanıyorsun. "Allah'a kul oldum." ne demek? Kulluk, "bir şeye bağlanmak" demek. Bağlanıyorsun.

"Allah'a kul oldum." ne demek?

"Rabbime bağlandım." demek. Eslemtü ne demek, "İslâm olmak" ne demek? "Rabbime bağlandım." demek.

Eslemtü ne demek, "İslâm olmak" ne demek?

"Yâ Rabbi, al beni! Sana teslim oldum, ne dersen kabul. "Yâ Rabbi, al beni! Sana teslim oldum, ne dersen kabul. Ne emir verirsen yapacağım, ne görev verirsen tutacağım.Ne emir verirsen yapacağım, ne görev verirsen tutacağım. İster iyi ister kötü; ister kolay ister zor; ister acı ister tatlı; ister yorucu ister safalı, ister cefalı. İster iyi ister kötü; ister kolay ister zor; ister acı ister tatlı; ister yorucu ister safalı, ister cefalı. Teslim oldum, tamam; buyur, emir ferman senindir." demek. Teslim oldum, tamam; buyur, emir ferman senindir." demek.

Ebû Zeyn isimli birisinin hikâyesi hoşuma gidiyor. Ebû Zeyn isimli birisinin hikâyesi hoşuma gidiyor. Böyle hikâyeler herkesin, hatta çocukların da hatırında kalır. Böyle hikâyeler herkesin, hatta çocukların da hatırında kalır. Ebû Zeyn adında birisi bir kimseyi görmüş. Bu zât mübarek âriflerden bir kimse demiş ki; Ebû Zeyn adında birisi bir kimseyi görmüş. Bu zât mübarek âriflerden bir kimse demiş ki;

"Senin sanatın, mesleğin ne?" What is your occupation? "Eşeğe bakmak." "Senin sanatın, mesleğin ne?" What is your occupation?

"Eşeğe bakmak."

Merkebi varmış. Odun mu taşıyor, ona su mu yüklüyor? Merkebi varmış. Odun mu taşıyor, ona su mu yüklüyor? Kuyudan su çekip sakalık mı yapıyor, yoksa çuvalları mı sarıyor? Yoksa birisi istediği zaman; Kuyudan su çekip sakalık mı yapıyor, yoksa çuvalları mı sarıyor? Yoksa birisi istediği zaman; "Al eşeğimi, sana kiraya verdim, bin üstüne. Ver parayı!" mı diyor? Mesleği eşekçilikmiş. "Al eşeğimi, sana kiraya verdim, bin üstüne. Ver parayı!" mı diyor? Mesleği eşekçilikmiş.

Şu sözü hoşuma gitti: "Allah senin eşeğinin canını alsın; ta ki eşeğe değil de Allah'a kul olasın!" Şu sözü hoşuma gitti:

"Allah senin eşeğinin canını alsın; ta ki eşeğe değil de Allah'a kul olasın!"

Eşeğin hizmetine girmiş. "Aman ye iki gözümün nuru! Aman ye de ölme! Ölme eşeğim ölme; Eşeğin hizmetine girmiş. "Aman ye iki gözümün nuru! Aman ye de ölme! Ölme eşeğim ölme; yonca ektim, büyüyecek, yeşillenecek, yiyeceksin, semireceksin." diyor, ona hizmet ediyor. yonca ektim, büyüyecek, yeşillenecek, yiyeceksin, semireceksin." diyor, ona hizmet ediyor.

İnsan kime hizmet ederse ona kul olmuş oluyor. Onu güzel anlatan bir misal. İnsan kime hizmet ederse ona kul olmuş oluyor. Onu güzel anlatan bir misal.

"Mesleğin ne?" deyip, "eşekçilik" deyince,"Mesleğin ne?" deyip, "eşekçilik" deyince, "Allah senin eşşeğinin canını alsın da"Allah senin eşşeğinin canını alsın da eşeğe değil de Allah'a kulluk etmeyi öğren!" demiş; çok hoşuma gidiyor. eşeğe değil de Allah'a kulluk etmeyi öğren!" demiş; çok hoşuma gidiyor.

Bizim bir hoca vardı, Osmanlı. Yaşlı adam, saçları ağarmış.Bizim bir hoca vardı, Osmanlı. Yaşlı adam, saçları ağarmış. İyi tarafları da vardı, kötü tarafları da vardı. Grand tuvalet giyinir, fakülteye gelirdi. İyi tarafları da vardı, kötü tarafları da vardı. Grand tuvalet giyinir, fakülteye gelirdi. Arkasından ıslık çalarsın; öyle güzel giyinirdi. Kâğıt gibi ütü, pırıl pırıl ayakkabılar. Arkasından ıslık çalarsın; öyle güzel giyinirdi. Kâğıt gibi ütü, pırıl pırıl ayakkabılar. Ayakkabıların üstüne Ayakkabıların üstüne çamurlanmasın diye mest lastiği gibi bir lastik giyerdi Fakültenin kapısında dış lastikleri çıkarırdı.çamurlanmasın diye mest lastiği gibi bir lastik giyerdi Fakültenin kapısında dış lastikleri çıkarırdı. Lastiği çıkarınca, içindeki ayakkabısı altı çamursuz, pırıl pırıl kalırdı. Lastiği çıkarınca, içindeki ayakkabısı altı çamursuz, pırıl pırıl kalırdı.

Titiz adam, büyük bestekâr, şarkıcı. Şarkı filan besteliyor.Titiz adam, büyük bestekâr, şarkıcı. Şarkı filan besteliyor. Herkes de; "Aman büyük musikî üstadımız falanca!" diye hürmet ediyor.Herkes de; "Aman büyük musikî üstadımız falanca!" diye hürmet ediyor. Televizyonlara çıkıyor, "müzikolog" diyorlar. Musikişinas, mûsikî âlimi bir zât. Televizyonlara çıkıyor, "müzikolog" diyorlar. Musikişinas, mûsikî âlimi bir zât.

Bizim fakülteye geldi, dinî musikî dersi koydu. Benim de musikîye karşı bir zaafım var; Bizim fakülteye geldi, dinî musikî dersi koydu. Benim de musikîye karşı bir zaafım var; sizin de vardır herhalde.sizin de vardır herhalde. Ama hani saz çalmak bakımından değil de, ilâhiler bakımından. Ama hani saz çalmak bakımından değil de, ilâhiler bakımından. Makamları öğrenelim; Yunus'un ilâhileri var, onları doğru düzgünce söyleyelim.Makamları öğrenelim; Yunus'un ilâhileri var, onları doğru düzgünce söyleyelim. Sonra ilimdir, öğrenmek lazım. Musikî neymiş, makam neymiş, bir anlayalım. Sonra ilimdir, öğrenmek lazım. Musikî neymiş, makam neymiş, bir anlayalım. Nihavent makamı, mahur makamı, saba makamı filan… Derse gittik. Güzel başladı adam.Nihavent makamı, mahur makamı, saba makamı filan…

Derse gittik. Güzel başladı adam.
Ciddî. İlâhiyat Fakültesi'ne derse geldiği için ilk önce tekbirden, Allahu Ekber'den başladı. Ciddî. İlâhiyat Fakültesi'ne derse geldiği için ilk önce tekbirden, Allahu Ekber'den başladı. Adam öbür tarafta kafayı çekiyor ama burada yerine göre konuşmasını biliyor. Adam öbür tarafta kafayı çekiyor ama burada yerine göre konuşmasını biliyor. Allahu Ekber'den başladı.Allahu Ekber'den başladı. Itrî merhumun, segah makamında tekbir bestesini yazdı bize. Itrî merhumun, segah makamında tekbir bestesini yazdı bize.

"Allahu ekber, Allahu ekber." diye notalarla yazdırdı. "Bak iyi, Allah adıyla başlıyor." dedik. "Allahu ekber, Allahu ekber." diye notalarla yazdırdı. "Bak iyi, Allah adıyla başlıyor." dedik.

Adam Osmanlı tabi, hem de titiz; dokunursan yakar alimallah.Adam Osmanlı tabi, hem de titiz; dokunursan yakar alimallah. Arada güzel sözler söylüyor, sert de konuşuyor. Neyzen Tevfik de öyleymiş, rahmetli. Arada güzel sözler söylüyor, sert de konuşuyor. Neyzen Tevfik de öyleymiş, rahmetli. Kafa çekenler umumiyetle böyle oluyor galiba. Kafa çekenler umumiyetle böyle oluyor galiba. Bazı sözleri sert oluyor ama hoşuma giden bir sözü var: Bazı sözleri sert oluyor ama hoşuma giden bir sözü var:

"Bir insana okuma yazma öğretirsen, tahsil ettirirsen tahsili öğrenir. "Bir insana okuma yazma öğretirsen, tahsil ettirirsen tahsili öğrenir. Ama eşekse eşekliği bâkî kalır." diyor. Ama eşekse eşekliği bâkî kalır." diyor.

"Bilgi artması, insanın kemâlâtına yetmez!" demek istiyor. "Bilgi artması, insanın kemâlâtına yetmez!" demek istiyor. Bilgiyi arttırır, kitapları yutar. Kafası müsait, bir sürü şeyleri ezbere biliyor ama ahlâkı güzel değilse,Bilgiyi arttırır, kitapları yutar. Kafası müsait, bir sürü şeyleri ezbere biliyor ama ahlâkı güzel değilse, "Paşa olmuş ama adam olamamış!" dedikleri gibi olur. "Paşa olmuş ama adam olamamış!" dedikleri gibi olur.

Bir mecmuada okumuştum, diyor ki; Bir mecmuada okumuştum, diyor ki;

"Okuma yazma bilmeyen bir güruha, bir gruba, bir topluluğa, bir millete okuma yazma öğretsen ne olur?"Okuma yazma bilmeyen bir güruha, bir gruba, bir topluluğa, bir millete okuma yazma öğretsen ne olur? Okuma yazma bilen cahil bir millet olur!" Şimdi insanların çoğu böyle.Okuma yazma bilen cahil bir millet olur!"

Şimdi insanların çoğu böyle.
Hem onların cahilliği daha fena, öteki oduncunun cahilliği daha iyi. Vallahi daha iyi, billahi daha iyi. Hem onların cahilliği daha fena, öteki oduncunun cahilliği daha iyi. Vallahi daha iyi, billahi daha iyi.

Neden? Oduncu cahilliğini bilir, haddini bilir, edepli durur.Neden?

Oduncu cahilliğini bilir, haddini bilir, edepli durur.
Şuraya gelse oturmaz, sana bakar. "Otur kardeşim!" dersin; utana utana gelir, şöyle bir kenara oturur. Şuraya gelse oturmaz, sana bakar. "Otur kardeşim!" dersin; utana utana gelir, şöyle bir kenara oturur. Oduncudur, tahsilsizdir ama terbiyeli olur. Oduncudur, tahsilsizdir ama terbiyeli olur.

Ama bu tahsil görmüş cahillere gelince, tahsil görmüş cahillerin, kibrinden yanına varılmaz. Ama bu tahsil görmüş cahillere gelince, tahsil görmüş cahillerin, kibrinden yanına varılmaz. Kapıdan geçecekti ama burnu sığmadı. Burnu o kadar büyük ki sığmaz.Kapıdan geçecekti ama burnu sığmadı. Burnu o kadar büyük ki sığmaz. Buraya geldi mi tavanı havaya kaldırır. Neden? Okumuş cahil, diplomalı cahil.Buraya geldi mi tavanı havaya kaldırır.

Neden?

Okumuş cahil, diplomalı cahil.
O zaman iflah olmuyor tabi, daha fena oluyor. O zaman iflah olmuyor tabi, daha fena oluyor.

Onun için, "Allah senin eşeğinin canını alsın da başka yere değil Allah'a kulluğu öğren!" demiş.Onun için, "Allah senin eşeğinin canını alsın da başka yere değil Allah'a kulluğu öğren!" demiş. "Hakk'a kulluğu anlayın." diye bunları söylüyorum. "Hakk'a kulluğu anlayın." diye bunları söylüyorum.

Kimisi eşeğin, kimisi ineğin, kimisi paranın, kimisi dükkânın, kimisi makamın kulu oluyor. Kimisi eşeğin, kimisi ineğin, kimisi paranın, kimisi dükkânın, kimisi makamın kulu oluyor.

"Niye sen bu işi böyle yaptın?" "Ne yapayım işte, memuriyetten atmasınlar. "Niye sen bu işi böyle yaptın?"

"Ne yapayım işte, memuriyetten atmasınlar.
Kendim de razı değilim ama kusura bakma, emir kuluyum!" Kendim de razı değilim ama kusura bakma, emir kuluyum!"

"Emir kulusun ama günah iş yapıyorsun!" "Ne yapayım? Memurluktan atarlar." "Emir kulusun ama günah iş yapıyorsun!"

"Ne yapayım? Memurluktan atarlar."

Mevkinin kulu. Makamın, bakanlığın, paranın kulu. Herkes bir şeyin kulu. Mevkinin kulu. Makamın, bakanlığın, paranın kulu. Herkes bir şeyin kulu.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki;

Taise abdü'd-dînâri ve'd-dirhemi. "Paranın, pulun köleleri mahvoldular, helâk oldular!Taise abdü'd-dînâri ve'd-dirhemi. "Paranın, pulun köleleri mahvoldular, helâk oldular! Paraya tapanlar helâk oldular, dinara dirheme tapanlar helâk oldular." Paraya tapanlar helâk oldular, dinara dirheme tapanlar helâk oldular."

Hani evliyâullahtan birisi ayağını toprağa, vurmuş; Hani evliyâullahtan birisi ayağını toprağa, vurmuş; "Sizin taptığınız benim ayağımın altında!" demiş. Kızmışlar adama; "Sizin taptığınız benim ayağımın altında!" demiş. Kızmışlar adama; "Ne biçim laf böyle? Hiç utanmıyor." filân demişler. "Ne biçim laf böyle? Hiç utanmıyor." filân demişler.

Ama yine de kazmışlar; meğer ayağının altında bir küp altın varmış. Taptıkları bu. Ama yine de kazmışlar; meğer ayağının altında bir küp altın varmış. Taptıkları bu.

Millet altına tapıyor, gümüşe tapıyor, paraya tapıyor. Allah'a tapmıyor, şeytana tapıyor. Millet altına tapıyor, gümüşe tapıyor, paraya tapıyor. Allah'a tapmıyor, şeytana tapıyor. Kimisi Yezidîler gibi şeytana tapıyor; kimisi de bizim aramızda dolaşıyor, şeytana tapıyor. Kimisi Yezidîler gibi şeytana tapıyor; kimisi de bizim aramızda dolaşıyor, şeytana tapıyor. Şeytanı dinliyor, şeytan ne derse onu yapıyor: "İçki iç!" "Olur." "Noeli kutla!" "Olur." Şeytanı dinliyor, şeytan ne derse onu yapıyor:

"İçki iç!"

"Olur."

"Noeli kutla!"

"Olur."

"Dansa git!" "Peki, baş üstüne." Hiç itiraz etmiyor, sâdık. Sizden daha sâdık."Dansa git!"

"Peki, baş üstüne."

Hiç itiraz etmiyor, sâdık. Sizden daha sâdık.
Sizin Allah yoluna sâdıklığınızdan daha sâdık bir şekilde, şeytana kul olanlar var.Sizin Allah yoluna sâdıklığınızdan daha sâdık bir şekilde, şeytana kul olanlar var. Sizin Allah yoluna bağlılığınızdan, bizim Allah yoluna bağlılığımızdan daha kuvvetli bir tarzda,Sizin Allah yoluna bağlılığınızdan, bizim Allah yoluna bağlılığımızdan daha kuvvetli bir tarzda, nefsine kul olanlar var. Geçmiş nefis putunun karşısına; "Nefsim emret, ne istersin?nefsine kul olanlar var.

Geçmiş nefis putunun karşısına; "Nefsim emret, ne istersin?
Bugün ne istersin, emret! Emir ferman senindir, ne istersen onu yapayım!Bugün ne istersin, emret! Emir ferman senindir, ne istersen onu yapayım! İstersen bira alayım, istersen şarap getireyim!İstersen bira alayım, istersen şarap getireyim! İstersen bara gidelim, istersen pavyona, istersen plaja! İstersen bara gidelim, istersen pavyona, istersen plaja! Nasıl istersen, öyle olsun!" diyor, nefsine tapıyor, nefsinin esiri oluyor. Nasıl istersen, öyle olsun!" diyor, nefsine tapıyor, nefsinin esiri oluyor.

"Sen kimin sevgisini taşıyorsan, kime bağlılık hissediyorsan, onun kölesisin!" diyor Ebû Ali ed-Dekkak. "Sen kimin sevgisini taşıyorsan, kime bağlılık hissediyorsan, onun kölesisin!" diyor Ebû Ali ed-Dekkak.

Nefsine bağlıysan nefsinin kölesi, kulusun. Nefsine bağlıysan nefsinin kölesi, kulusun. Dünyaya bağlıysan, Allah'ın kulu değilsin, dünyanın kulusun; çünkü ona bağlısın.Dünyaya bağlıysan, Allah'ın kulu değilsin, dünyanın kulusun; çünkü ona bağlısın. Çünkü onun dediğini yapıyorsun. Çünkü onun yolunda gidiyorsun. Çünkü onun dediğini yapıyorsun. Çünkü onun yolunda gidiyorsun.

Ârifin şerefi maarifiyle olduğu gibi, âbidin şerefi de mâbuduyla ölçülür.Ârifin şerefi maarifiyle olduğu gibi, âbidin şerefi de mâbuduyla ölçülür. İbadet eden neye ibadet ediyorsa onunla, ona göre kıymet kazanır.İbadet eden neye ibadet ediyorsa onunla, ona göre kıymet kazanır. Puta tapanlar putçu olur. Nefse tapanlar nefsin esiri olur. Şeytana tapanlar şeytanın esiri olur. Puta tapanlar putçu olur. Nefse tapanlar nefsin esiri olur. Şeytana tapanlar şeytanın esiri olur. Dünyaya tapanlar ehl-i dünya olur, dünyanın kulu olur. Allah'a tapanlar da Allah'ın kulu olur. Dünyaya tapanlar ehl-i dünya olur, dünyanın kulu olur. Allah'a tapanlar da Allah'ın kulu olur.

"İyi bir Müslümanlığın, iyi bir ibadetin, Allah'a gerçekten kul olmanın üç alâmeti vardır:" diyor"İyi bir Müslümanlığın, iyi bir ibadetin, Allah'a gerçekten kul olmanın üç alâmeti vardır:" diyor evliyâullahtan birisi de: 1. Allah'ın ahkâmından, hükmünden, emrinden hiçbir şeyi reddetmemek. evliyâullahtan birisi de:

1. Allah'ın ahkâmından, hükmünden, emrinden hiçbir şeyi reddetmemek.

Mâdem kulsun, mâdem "Allah'ın kuluyum." diyorsun; hiçbir şeyi reddetme! Mâdem kulsun, mâdem "Allah'ın kuluyum." diyorsun; hiçbir şeyi reddetme!

"Ben şunu isterim de, şunu şunu istemem." dersen olmaz. "Ben şunu isterim de, şunu şunu istemem." dersen olmaz.

Türkiye'de bir devir gelmiş, Diyanet İşleri Başkanı eline makası almış; cart, cart, cart.Türkiye'de bir devir gelmiş, Diyanet İşleri Başkanı eline makası almış; cart, cart, cart. "Şu âyetleri çıkar, şu âyetler kalsın!" demişler, Kur'an'ın âyetlerini kesmişler. "Şu âyetleri çıkar, şu âyetler kalsın!" demişler, Kur'an'ın âyetlerini kesmişler.

Neden? "Zülf-i yâre dokunuyor bu âyet, bu okunmasın! Namazlarda sadece şunlar okunsun!Neden?

"Zülf-i yâre dokunuyor bu âyet, bu okunmasın! Namazlarda sadece şunlar okunsun!
Neme lazım, hocanın birisi şaşırır da imamlık yaparken -sabah namazında, akşam namazında, Neme lazım, hocanın birisi şaşırır da imamlık yaparken -sabah namazında, akşam namazında, yatsı namazında- olmadık bir âyet okur, hükümet erbabı darılır. yatsı namazında- olmadık bir âyet okur, hükümet erbabı darılır. En iyisi kesip çıkarmalı!" demişler. Cart, cart, cart. Bu nüsha giderse, başka nüshalar ne olacak? En iyisi kesip çıkarmalı!" demişler.

Cart, cart, cart. Bu nüsha giderse, başka nüshalar ne olacak?

"İşte bunları okuyacaksınız!" demişler. Öyle olmuş. Yakın zamanda da böyle oldu, ben biliyorum. "İşte bunları okuyacaksınız!" demişler. Öyle olmuş.

Yakın zamanda da böyle oldu, ben biliyorum.
Ramazan'da vaizleri vaaza gönderirlerdi. "Şunları şunları konuşacaksın, başka şey konuşmak yok! Ramazan'da vaizleri vaaza gönderirlerdi. "Şunları şunları konuşacaksın, başka şey konuşmak yok! Sadece şunları şunları konuşabilirsin!" diyorlardı. Sadece şunları şunları konuşabilirsin!" diyorlardı. Ondan sonra; "Gittiğin yerden de bize rapor getir!" diyorlardı. Ondan sonra; "Gittiğin yerden de bize rapor getir!" diyorlardı.

Ben vaiz miyim, casus muyum, raportör müyüm? Neyim ben? Ben vaiz miyim, casus muyum, raportör müyüm? Neyim ben?

Gidenler de gittikleri yerlerden rapor getiriyorlardı: "Falanca adam şöyle, filanca adam böyle. Gidenler de gittikleri yerlerden rapor getiriyorlardı:

"Falanca adam şöyle, filanca adam böyle.
Filanca adam rejime karşı, filanca adam rejime taraftar. Filanca adam birinci adamı seviyor, Filanca adam rejime karşı, filanca adam rejime taraftar. Filanca adam birinci adamı seviyor, filanca adam ikinci adamı seviyor. Filanca adam bunları sevmiyor." gibi. Öyle değil. filanca adam ikinci adamı seviyor. Filanca adam bunları sevmiyor." gibi. Öyle değil. Allah'ın kulu olan, Allah'ın her hükmüne razı olur. 2. Allah'tan hiçbir şeyini esirgememek. Allah'ın kulu olan, Allah'ın her hükmüne razı olur.

2. Allah'tan hiçbir şeyini esirgememek.

Her şeyi Allah vermiş: "Para mı; emret yâ Rabbi! Can mı; hay hay yâ Rabbi!" diyebilmeli, Her şeyi Allah vermiş: "Para mı; emret yâ Rabbi! Can mı; hay hay yâ Rabbi!" diyebilmeli, nesi varsa Allah yoluna verebilmeli. Bir şairin sözü çok hoşuma gidiyor: nesi varsa Allah yoluna verebilmeli.

Bir şairin sözü çok hoşuma gidiyor:

Cânı cânân dilemiş, vermemek olmaz ey dil. Cânı cânân dilemiş, vermemek olmaz ey dil.

Dil burada "gönül" demek. "Ey gönül! Canı sevgili istemiş, vermemek olmaz! Dil burada "gönül" demek.

"Ey gönül! Canı sevgili istemiş, vermemek olmaz!
Cânı cânân dilemiş, vermemek olmaz ey dil. Ne nizâ eyleyelim, ol ne senindir ne benim. Cânı cânân dilemiş, vermemek olmaz ey dil.

Ne nizâ eyleyelim, ol ne senindir ne benim.

Boşuna ne çekişiyorsun benimle; bu can ne senindir, ne benim!" Boşuna ne çekişiyorsun benimle; bu can ne senindir, ne benim!"

Can emanet değil mi? Senin içindeki can senin mi? Hayır! Kimin? Emanet! Can emanet değil mi? Senin içindeki can senin mi?

Hayır!

Kimin?

Emanet!

Allah'a ne borcumuz var? Bizim borcumuz çok da bazısı;Allah'a ne borcumuz var?

Bizim borcumuz çok da bazısı;
"Allah'a bir can borcum var, hiç kimseye borcum yok. İşte canımı da teslim ettim mi oh elhamdülillah. "Allah'a bir can borcum var, hiç kimseye borcum yok. İşte canımı da teslim ettim mi oh elhamdülillah. Âhirete de göçer giderim." diyor. Âhirete de göçer giderim." diyor.

Allah'a kul olacaksa bir insan, Allah'ın her hükmüne razı olacak; bir. Kulluk böyle olur.Allah'a kul olacaksa bir insan, Allah'ın her hükmüne razı olacak; bir. Kulluk böyle olur. Hiç bir şeyini Allah'tan esirgemeyecek, yolundan esirgemeyecek, ne isterse verecek; iki. Hiç bir şeyini Allah'tan esirgemeyecek, yolundan esirgemeyecek, ne isterse verecek; iki.

3. Başkasından herhangi bir şey de istememek. 3. Başkasından herhangi bir şey de istememek.

Bunu biz aslında hiç uygulamıyoruz ama her gün de kırk defa söylüyoruz: Bunu biz aslında hiç uygulamıyoruz ama her gün de kırk defa söylüyoruz:

İyyâke na'büdü ve iyyâke nestaîn. "Ancak sana ibadet ederiz, ancak senden yardım isteriz." İyyâke na'büdü ve iyyâke nestaîn. "Ancak sana ibadet ederiz, ancak senden yardım isteriz."

Hem bunu diyoruz hem de hiç yapanımız yok. Hem bunu diyoruz hem de hiç yapanımız yok.

Her şeyi Allah'tan istemek, Allah'tan gayrıdan hiçbir şey istememek... Sahabe-i kirâm bu işe çok önem vermişler. Kamçısı yere düşse; "Alıver şunu, uzatıver şunu." dememişler, kimseden bir şey istememişler. Allah'tan gayrıdan istememişler; "Ancak Allah'a kulluk ederiz." demişler. Muhterem kardeşlerim! Her şeyi Allah'tan istemek, Allah'tan gayrıdan hiçbir şey istememek...

Sahabe-i kirâm bu işe çok önem vermişler. Kamçısı yere düşse; "Alıver şunu, uzatıver şunu." dememişler, kimseden bir şey istememişler. Allah'tan gayrıdan istememişler; "Ancak Allah'a kulluk ederiz." demişler.

Muhterem kardeşlerim!

Sahabe-i kirâm bu işe çok önem vermişler. Kamçısı yere düşse; "Alıver şunu, uzatıver şunu." dememişler,Sahabe-i kirâm bu işe çok önem vermişler. Kamçısı yere düşse; "Alıver şunu, uzatıver şunu." dememişler, kimseden bir şey istememişler. Allah'tan gayrıdan istememişler; kimseden bir şey istememişler. Allah'tan gayrıdan istememişler; "Ancak Allah'a kulluk ederiz." demişler. "Ancak Allah'a kulluk ederiz." demişler.

Muhterem kardeşlerim! Evliyâullah, kulluğu üç kategoride topluyor. Muhterem kardeşlerim!

Evliyâullah, kulluğu üç kategoride topluyor.
Üç sınıf kulluk vardır: Birinci sınıf, ikinci sınıf, üçüncü sınıf.Üç sınıf kulluk vardır: Birinci sınıf, ikinci sınıf, üçüncü sınıf. First class, business class, economic class. First class, business class, economic class.

Ekonomikten başlayalım; kulluğun en aşağı derecesi ibadet'tir.Ekonomikten başlayalım; kulluğun en aşağı derecesi ibadet'tir. Abdiz, kuluz; ibâdız, kullarız; ibadet ederiz. Allahu Ekber, haydi namaza!Abdiz, kuluz; ibâdız, kullarız; ibadet ederiz. Allahu Ekber, haydi namaza! Ramazan geldi, haydi oruca! Paran oldu, haydi hacca! Senesi geldi, haydi zekâtını ver! Ramazan geldi, haydi oruca! Paran oldu, haydi hacca! Senesi geldi, haydi zekâtını ver!

İbadettir bu, kulluğun en aşağı seviyesi. İbadetleri yapıyoruz: İbadettir bu, kulluğun en aşağı seviyesi. İbadetleri yapıyoruz:

Tesbih çeker misin? Elhamdülillah. Namaz kılar mısın? Evet. Oruç tutar mısın? Tutarım. Tesbih çeker misin?

Elhamdülillah.

Namaz kılar mısın?

Evet.

Oruç tutar mısın?

Tutarım.

Hacca gittin mi? Allah kabul etsin, birkaç defa nasip oldu. Bu bir; kulluğun aşağı seviyesi. Hacca gittin mi?

Allah kabul etsin, birkaç defa nasip oldu.

Bu bir; kulluğun aşağı seviyesi.

Orta seviyesi, ubûdiyyet. Demin söylediğim şartlarla Allah'a bağlanmak,Orta seviyesi, ubûdiyyet. Demin söylediğim şartlarla Allah'a bağlanmak, hükmüne razı olmak, ne isterse vermek, kimseden bir şey istememek.hükmüne razı olmak, ne isterse vermek, kimseden bir şey istememek. Bu da kulluğun orta seviyesi. Bir de ubûdet diyorlar; üstün, en yüksek, first class derecesi var. Bu da kulluğun orta seviyesi.

Bir de ubûdet diyorlar; üstün, en yüksek, first class derecesi var.
O da Allah'a sımsıkı bağlanıp, O'na tam teslim olup, O'na tam esir olup, tam Allah ehli olmak. O da Allah'a sımsıkı bağlanıp, O'na tam teslim olup, O'na tam esir olup, tam Allah ehli olmak.

Asıl kulluk bu! İbadet etmek; herkes yapıyor. Hem ibadet yapıyor hem günah işliyor.Asıl kulluk bu!

İbadet etmek; herkes yapıyor. Hem ibadet yapıyor hem günah işliyor.
Bir de bazıları bunu meşrulaştırmış, prensip hâline getirmiş: Bir de bazıları bunu meşrulaştırmış, prensip hâline getirmiş:

"Sevap zamanında sevap işlerim, günah zamanında günah işlerim! Ne var yani?" diyor. "Sevap zamanında sevap işlerim, günah zamanında günah işlerim! Ne var yani?" diyor.

"Hem hacca giderim hem açılırım. Hem oruç tutarım hem içki içerim." diyor. "Hem hacca giderim hem açılırım. Hem oruç tutarım hem içki içerim." diyor.

Sanki meşru imiş gibi. Utanmıyor da. Bu tabi daha aşağı bir durum. Sanki meşru imiş gibi. Utanmıyor da. Bu tabi daha aşağı bir durum.

İbadetleri yapmak, aşağı durum. Biraz daha şuurlu bir kulluk hâli içinde olmak, orta bir durum. İbadetleri yapmak, aşağı durum. Biraz daha şuurlu bir kulluk hâli içinde olmak, orta bir durum.

Ama tam Allah ehli olup, O'na tam teslim olup, O'na tam âşık olup, her şeyini Allah rızası için yapan, Ama tam Allah ehli olup, O'na tam teslim olup, O'na tam âşık olup, her şeyini Allah rızası için yapan, her işini Allah için yapan; aldığını Allah için alan, verdiğini Allah için veren;her işini Allah için yapan; aldığını Allah için alan, verdiğini Allah için veren; uyuduğu zaman Allah için uyuyan, koştuğu zaman Allah için koşturan,uyuduğu zaman Allah için uyuyan, koştuğu zaman Allah için koşturan, masraf yaptığı zaman Allah için yapan; işte bu tam Allah âşıklısı, bağrı yanık bağlısı, Allah'ın fedaisi. masraf yaptığı zaman Allah için yapan; işte bu tam Allah âşıklısı, bağrı yanık bağlısı, Allah'ın fedaisi. Bu kulluğun en yüksek derecesi. İbadet edenler aşağı derecesi. Bu kulluğun en yüksek derecesi.

İbadet edenler aşağı derecesi.
İşte ondan biraz daha yüksek derecesi var. Bir senin benim yaptığım gibi yapmak var;İşte ondan biraz daha yüksek derecesi var. Bir senin benim yaptığım gibi yapmak var; bir de Allah'ın fedaisi olmak, Allah'ın dininin fedaisi olmak var. bir de Allah'ın fedaisi olmak, Allah'ın dininin fedaisi olmak var.

Allah bizi bu dünyaya kulluk için göndermiş; Rabbimiz, kulluğun da en yükseğini nasip etsin.Allah bizi bu dünyaya kulluk için göndermiş; Rabbimiz, kulluğun da en yükseğini nasip etsin. Bizi Allah'ın fedaileri olanlardan eylesin.Bizi Allah'ın fedaileri olanlardan eylesin. Her şeyiyle candan, gönülden kendisine kulluk edenlerden eylesin. Her şeyiyle candan, gönülden kendisine kulluk edenlerden eylesin. Cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin.Cennetiyle, cemâliyle müşerref eylesin.
Konuşma Hakkında
Tema 1
Tema 2