Konuşma Metni
Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm.
Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm.
Elhamdü lillâhi Rabbi’l-âlemin. Ve’l-âkıbetü li’l-müttakîn.Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn. Mefhar-i mevcudât Muhammed Mustafâ râ salevât! Seyyidü’s-sâdât Muhammed Mustafâ râ salevât! Habîb-i Hüdâ Muhammed Mustafâ râ salevât!
Kitabı açınca Efendimizin Ebû Zer Hazretlerine nasihati rast geldi de, onu bir tekrar edersek iyi olur:
Ya Ebû Zer! (Ceddidi’s-sefineh) Gemini yenile, eski gemi ile yola çıkılmaz!.. Gemiyi yenile demek, imanını tazele. İmanını daima tazele. Çünkü giysilerin çürüdüğü gibi iman da çürürmüş, eskirmiş. Onun yenilenmesi:
(Allâhümme innî üceddide imânî ve nikâhî tecdîden bi-kavli lâ-ilâhe illallâh Muhammede’r-Rasûlallah) demek, ardından Amentü’yü de okumak...
(Fe-inne’l-bahra amîkun) Dünya ufacık bir şey ama çok derin... Derin denizde öyle eski gemi ile yürünmez.
(Ve huzi’z-zâde kâmilen) Gemiyi adam akıllı doldur yiyeceklerle, içeceklerle ki yola çıktıktan sonra bulamazsın bir şey... Nereden bulacaksın? Geminde yoksa bir şey, aç kalırsın!
O da salih amellerdir. Ahiret yolculuğuna çıkılmıştır. Salih amellerimiz olmazsa yolda aç kalırız, helak oluruz. Onun için başta namaz, Allah’a ibadet ve kullara şefkat... En kısa tabirle: Allah’a kulluk, kullara şefkat, merhamet... (fe-inne’s-sefere baîd) Yol uzun.
(Ve haffifi’l-hımle) Ağır yükle de bu yoldan gidilmez. Almışın altmış kilo, seksen kilo yükü arkana... Buradan oraya kadar götürürsün ama buradan Fatih’e kadar çıkaramazsın. Onun için, yükün hafif olursa kolayca gidersin.
Yükün hafifliği, günahların azlığı... Günahını azalt ki kolayca gidesin. Günahların çokluğu ağırlık verir adama...
(Ve ahlisı’l-amel) Amelini de öyle gösterişle falan yapma! Allah için ihlas ile yap ki Allahu Teala hepsini görüyor ve biliyor.
Bugünkü dersimizde, şair Ebu Nüvas demiş ki:
Zünûbî in fekertü fi-hâ kesîretün
Ve rahmetü Rabbî min zünûbî evsa’u
“Düşünüyorum, günahlarıma bakıyorum ki dağları aşmış, çok... İçinden çıkılacak gibi değil. Düşünüyorum ki Allah’ın rahmeti hepsinden üstün... Ona güveniyorum.”
Ve mâ tamaî fî-sâlihin in amiltühû
Velâkinnî fi-rahmetillâhi etma’u
“Yaptığım ameller; namaz, oruç, sadaka, birçok şeylerim var... Fakat onlara hiç güvencim yok, onlara bel bağlayamıyorum. Ancak Allahu Teâla’nın rahmetinden ümidim var.”
Hazret-i Peygamber buyuruyor ki:
(İzâ kâne yevmü’l-kıyâme) “Kıyamet günü olduğu zaman, (yûdau’l-mîzân) teraziler kurulacak... Hak terazisi!
Terazi denince, çeşitli teraziler var şimdi... Havayı ölçen terazi var, gemileri ölçen terazi var, tansiyonu ölçen terazi var, hep teraziler çeşit çeşit... Bu da Allah terazisi, bizim terazilere benzemez.
“Terazi kurulunca:
(Feyü’tâ bi-ehlis salât) Namaz kılanları çağırırlar. (fe-yüveffûne ücûrehüm bi’l-mîzân) Alın bakalım Namazlarınızın sevabını derler; ölçüp verirler.
(Sümme yü’tâ bi-ehli’s-savm) Ondan sonra, oruçluları getirirler. (fe-yüveffûne ücûrehüm bi’l-mîzân) Onların da oruçlarının sevapları ölçülüp verilir.
3. (Sümme yü’tâ bi-‘ehlil-hac) Sonra, hacıları getirirler. (fe-yüveffûne ücûrehüm bi’l-mîzân) Alın bakalım sevaplarınızı derler, ölçüp verirler onlara da...
(Sümme yü’tâ bi-ehli’l-belâi) Ondan sonra bela sahipleri getirilir. Belaya uğramış, musibet sahipleri çağrılır, (lâ yünsabü lehüm mîzânün) Onlara ölçü konmaz. Herkese hakkıyla veriliyor; mizanla, ölçülerek veriliyor; bela sahiplerine ölçü yok... (ve lâ yünşeru-lehüm divânün) Onlara divan da kurulmaz. (fe-yüveffûne ücûrehüm bi-gayri hisâb) Ölçüsüz hak sevabı onlara bol keseden ihsan olunur.
Hatta şu kadar ki (ye temennâ ehlü’l-âfiyet) afiyette olan insanlar derler ki: (En lev kânû bi-menziletihim min kesreti sevâbillâhi teâlâ) ‘Ah, keşke biz de onlar gibi olaydık da bu sevapları biz de alsaydık!’ diye temennide bulunacak sağlamlar; Allahu Teala’nın onlara ihsan ettiği sevabın çokluğundan...”
Âlimlerin bazısı demiş ki:
(Yestakbilü ibni âdeme erbau nühebât) “İnsanoğlunu dört tane hırsız, eşkıya, çapulcu bekliyor:
(Yentehibü melekü’l-mevt rûhahû) Ölüm melekleri onun canını almak için karşılıyor.
(Ve yentehibü’l-veresetü mâ-lehû) Varisler de malları paylaşmak için bekliyor.
(Ve yentehibü’d-dûd cismehû) Mezara koyarlar, oradan da kurtlar nasibini alır.
(Ve yentehibü’l-husamâü yevme’l-kıyâmeti ardahû eyyü amelehû) Kıyamet günü de düşmanları amellerini isterler.”
Nasıl olsa ölüm meleği alacak canımızı; belli… Varisler de nasıl olsa kısmetlerini alacaklar; o da belli... Cisim, cesedimiz; o da işte mezarlıkta malum, gidiyor kurtların eline... Cenab-ı Hakk’ın hikmeti. Orada bir kurt yok ama vücudun mikropları kendisini yiyip bitiriyor.
Düşmanlar da diyor ki işte bu zor. Kıyamet gününde hasımların elinden kurtulmak mesele... Onlar da istiyorlar, “Ver bakalım amelini!” diyerek. Allah onların eline de bırakmasın.
Bazı âlimler yine buyurmuşlar ki:
(Men işteğale bi’ş-şehevâti felâ büdde lehû mine’n-nisa’) Her kim şehvetiyle meşgul oluyorsa onun evlenmesi lazım; başka türlü çaresini bulamaz.
(Ve men işteğale bi-cem’i’l-mâl) Öteki de mal toplamak istiyorsa (felâ büdde lehû mine’l-harâm) mutlaka ona da haram karışır. Haramsız mal toplamak mümkün olmaz. “Çok laf yalansız, çok para haramsız olmaz.” derler.
(Ve men işteğale bi-menâfii’n-nâs) Öteki de insanlara faydalı olayım diye çalışıyor (felâ büdde lehû mine’l-müdârâti) O da eyvallah demek, herkesle iyi geçinmek mecburiyetindedir.
4.(Ve men işteğale bi’l-ibâdeti) Kim de ibadetle meşgul olmak istiyorsa (fe-lâ büdde le-hû mine’l-ilmi) ona da ilim lazım; ilimsiz ibadet olmaz.”
Hazret-i Ali de buyurmuş ki:
(Enne es’abe’l-a’mâlü erbau) “En zor dört şey vardır:
(El-’afvü inde’l-gadab) Kızmış; kızgınlığı hâlinde, “Bırak yahu, affet!” diyorsun. O herkesin yapacağı iş değil...
(Ve’l-cûdu fi’l-usreti) Darlıkta olan adamın cömertlik yapması; o da zor şey... Kendi muhtaç...
(Ve’l-iffetü fi’l-halveti) Yabancı hanımlarla yalnız kaldığın vakitte, orada iffeti muhafaza etmek; o da çok zor... Onun için, “Hanımlarla yalnız kalmayın!” derler. Yalnız kaldığın vakitte üçüncüsü şeytan, mutlaka arada bir fenalık verir.
(Ve kavlü’l-hakkı li-men yehâfuhû ev yercûhu) Korktuğu bir adama veya ondan bir menfaat beklediğin bir adama karşı, hak sözü söylemek de çok zordur.”
Zebur’da Allahu Teala Hazret-i Davud’a vahyetmiş:
(Enne’l-âkile’l-hakîm lâ-yahlû min erbai sâât) “Hakîm olan, akıllı insanlar şu dört saatten uzak olmazlar:
(Sâatün fîhâ yünâcî rabbehû) Günde bir saatini ayıracak, Allah’a yalvarmak için... İbadet de onun içerisinde olacak.
(Ve sâatün fihâ yühâsibü nefsehû) Bir saat de günde nefsini hesaba çekecek. Eskiden yazarlarmış defterlerine aldığını, verdiğini, yaptığını... Hatasını, sevabını kaydederlermiş.
(Ve sâatün yemşî fihâ ilâ ihvânihi) Bir saatini de kardeşlerini ziyarete ayıracak. Bak, vazifenin birisi de kardeşlerin ziyareti oluyor. Ama öyle kardeş ki (ellezine yuhbirûnehû bi-uyûbihî) senin ayıplarını sana haber verecek. Sana, “Senin şu ayıbın var, onu yapma bir daha!” diyecek kardeşler olacak.
(Ve sâatün fihâ yuhallî beyne nefsihî ve beyne lezzâti’l-halâl) Bir saati de kendisiyle hanımı arasında, işleri arasında, uykusu vs. için ayıracak.”
Bazı âlimler demiş ki:
“Bütün ibadet şu dört şeyin altındadır:
(Elvefâü bi’l-uhûd) Ahdine, sözüne vefa... Söz verdin mi bir şeyi, tutmak lazım.
(Vel muhafazati bi’l-hudûd) Allah’ın çizdiği sınırlara riayet, onu muhafaza... Allah ne dediyse, ondan dışarıya çıkma! Peygamber ne dediyse, ondan dışarıya çıkma! Sınır o, İslam’ın sınırı.
(Ves sabru ale’l-mefkûd) Olmayana karşı da sabırlı ol!
(Ver ridâ bi’l-mevcûd) Elindekine de razı ol!” Dörtlüler bitti, şimdi de beşli olanlara geçelim.
BEŞLİ BÖLÜM
Peygamber Efendimiz’den rivayet edildi ki:
(Men ehâne hamsetün hasire hamseten) “Kim beş şeye ihanet ederse beş şeyden de mahrum olur, zarar görür:
(Ve men istehaffe bi’l-ulemâi hasire’d-dîn) Âlimleri hafife alıyorsa, küçümsüyorsa dininde zarar eder.
(Ve men istehaffe bi’l-ümerâi hasire’d-dünyâ) Amirleri de hafife alıyorsa dünyada zararını çeker.
(Ve men istehaffe bi’l-cîrâni hasire’l-menâfi’) Komşularını küçük görüyorsa menfaatleri elinden gider.”
Komşu çok mühimdir. İnsanın akrabasından daha iyidir. Akrabamız var ama memleketimizde, şurada burada... Cenazen olur, komşu yetişir. Hastan olur, komşu yetişir. Senin memleketteki akraban senden haber alacak da gelecek de senin imdadına yetişecek... Mümkün olmaz. Onun için, komşularla iyi geçinmek lazımdır.
Hatta şimdi bazı kimseler burada paraları kazanırlar, zekâtlarını memleketlerindeki fukaralara gönderirler; bu caiz değildir. Parayı nerede kazandıysan oranın fukarasını gözeteceksin. Yalnız oradaki fukara çok muhtaç akrabandan birisi ise o zaman cevaz verilir ama asıl hak sahipleri komşulardır. Onu senede bir kere göreceksin buradakini her gün görüyorsun.
(Ve men istehaffe bi’l-akrabâi hasire’l-meveddet) “Akrabasını da küçük görüyorsa o zaman dostluk bozulur.
(Ve men istehaffe ehlihî haşire tîbe’l-maîşeh) Evde hanımını küçük görüyorsa, tatlı geçim olmaz o evde... Evin huzuru hanımla geçime bağlı... Onunla iyi geçinemezse kıyamet kopar.
Yine Hz. Peygamber buyurdu ki:
(Seye’tî zemânün alâ ümmeti yuhibbûne hamsen ve yensevne hamsen) Ümmetimin üzerine bir zaman gelecek ki beş şeyi sevecekler ama beş şeyi de unutacaklar:
(Yuhibbûne’d-dünyâ ve yensevne’l-ukba) Dünyayı sevecekler ama ahireti unutacaklar. İbadetten mahrum, hayır ve hasenattan mahrum... Yalnız dünyayı sevecekler.
(Ve yuhibbûne’d-dûre ve yensevne’l-kubûre) Güzel evleri severler fakat kabirleri de unuturlar.
(Ve yuhibbûne’l-mâle ve yensevne’l-hisâbe) Malı severler ama hesabı unuturlar.
(Ve yuhibbûne’l-iyâle ve yensevne’l-hûre) Hanımları severler ama hurileri unuturlar.
(Ve yuhibbûne’n-nefse ve yensevne’llâh) Kendilerini severler ama Allah’ı unuturlar.
(Hüm minnî bürâün) Onlar benden uzaktır (ve ene minhüm berîün) ben de onlardan uzağım!
Yine Hazret-i Peygamber buyurmuş:
(Lâ-yu’tillâhu li-ehadin hamsen illâ vekad e’adde lehû hamsen uhrâ) Cenab-ı Hak bir kuluna beş şey verdi mi, ondan sonra mutlaka bir beş şey daha verir:
(Lâ-yu’tîhi’ş-şükre illa vekad e’adde lehü’z-ziyâde) Bir adama şükretmek verdi mi, onu artırır. O şükrü onun için vermiştir ki artıracak malını... Şükrettiriyor, o şükrü sebebiyle arttırıyor malını... Bizim nimetlerimiz artmıyorsa şükrünü yapmıyoruz demek ki...
2. (Ve lâ-yu’tîhi’d-duâe illâ vekad e’adde lehü’l-isticâbe) Bir kişiye dua etmek imkânı verilmiş, hep yalvarıyor Allah’a; onun muhakkak duası kabul olunacaktır.
(Ve lâ-yu’tîhi’l-istiğfare illâ vekad eadde lehü’l-gufran) İstiğfar dualarını okuyor, affedilme diliyor Cenab-ı Hak’tan; o da mutlaka Cenab-ı Hakk’ın affına mazhar olacaktır.
(Ve lâ-yu’tîhi’t-tevbete illâ vekad e’adde lehü’l-kabul) Ötekine de tövbe nasip etmiş, “Bir daha yapmayacağım ya Rabbi!” diyor; o da kabul olur.
(Ve lâ-yu’tîhi’s-sadakate illâ vekad e’adde lehü’t-tekabbül) Sadakayı vermek nasip oluyor; sonra mutlaka onu kabul eder.
Ebubekir Sıddık Hazretleri diyor:
“Karanlık beştir, ışık da beştir:
(Hubbü’d-dünyâ zulmetün) Dünya sevgisi karanlıktır. (ve’s-sirâcü lehû ettakvâ) Onun ışığı takvadır. Dünyada karanlıktan kurtulmak için takva sahibi olmak lazımdır.
(Ve’z-zenbü zulmetün) Günah... Günah karanlıktır. (ve’s-sirâcü lehû et-tevbeh) Onun ışığı tövbedir. Günah işledin mi, hemen arkasından tövbe et!
(Ve’l-kabrü zulmetün) Kabir de kapkaranlıktır. Onun aydınlığı “Lâ ilahe illallah Muhammeder Rasulüllah” tır. Onu da bol söyle ki orada karanlıkta kalmayasın!
(Ve’l-âhiretü zulmetün) Ahiret de karanlıktır. (ve’s-sirâcü lehâ el-’amelü’s-sâlih) Onun ışığı da burada yapacağın salih amellerdir.
Estaizü billah:
(Yevme tere’l-mü’minîne ve’l-mü’minâti yes’â nûrühüm beyne eydîhim ve bi-eymânihim) “Bir gün gelecek göreceksin ki bu müminlerin nurları önlerinde, sağlarında sollarında projektörlerle gidiyor.”
Oradan komşusu görüyor:
“—Aman komşu, dur azıcık; senin ışığından ben de istifade edeyim de beraber gidelim!” diyor.
“—Öyle iş yok! Onu ben dünyadayken kazandım. Sen de git oraya kazan da gel!” diyor.
Onun için, ahiretin aydınlığı da burada kazanılan salih amellerdir.
5. (Ve’s-sırâtu zulmetün) “Sırat da karanlıktır. (ve’s-sirâcü lehû el-yakîn) Onun ışığı da yakîndir.”
Yakîn denilen bir nimet var; Allahu Teala’yı tanımakta kuvvetli bir bilgi sahibi olmak... “Siz imanı nasıl arıyorsanız kendinize, yakîni de öyle isteyin!” buyrulmuş. Yakîn sahibi olan insanı, dünya bir araya gelse bildiğinden şaşırtamaz. Ama insanda o yakîn yoksa çabuk kandırırlar insanı. Allah muhafaza etsin!
O yakîn ki Allahu Teala’nın varlığına, birliğine, kudret ve kuvvetine, dünya ahiret onun olduğuna, Resulullah’ın onun peygamberi olduğuna, Kur’an-ı Kerim’in onun kitabı olduğuna iyi bir iman, sağlam bir iman...
Hazret-i Ömer diyor ki:
(Levlâ iddiâü’l-ğaybi le-şehidtü alâ hamsi neferin ennehüm ehlü’l-Cennet) “Ben gaybı bilir iddiasında olmadığım hâlde, beş kimsenin cennetlik olacağını müjdelerim:
(El-fakiru sâhibü’l-iyâl) Kalabalık çoluk çocuğu olan, fakir kimse... O fakirliğiyle beraber iffetli, kimseyi de taciz etmiyor. Böyle olan fakir, cennetliktir.
(Ve’l-mer’etü’r-râdî anhâ zevcühâ) Kocası kendisinden razı olan hanım; o da cennetlik...
(Ve’l-mütesaddikatü bi-mehrihâ alâ zevcihâ) Mehrini kocasına bağışlayıcı kadın...”
Nikâh kıyılıyor ya, o nikâhta senin mehrin bu kadar diyor mesela... Kocaya vardıktan sonra da aradan birkaç gün geçince, “Ben sana onu hibe ettim. Ben senden öyle bir şey istemem, onu sana helal ettim.” diyor. Bu helalliği yapan kadın... Nikâh parasını kocasına bağışlayan hanım; o da cennetliktir.
(Ve’r-râdî anhü ebevâhu) “Babasının kendisinden razı olduğu çocuk... ‘Allah razı olsun bu çocuklardan...' diyor.
(Ve’t-tâibü mine’z-zenbi) Günahlarından tövbekâr olan kimse...”
“Gaybı bilme iddiasından korkmasam bunların cennetlik öldüğünü şimdiden size haber verirdim.” diyor.
Allah cümlemizi affetsin... Bizlere yardım etsin... Razı olduğu o kulların arasına, bizleri de kabul etsin inşallah...
el-Fatiha!..