Namaz Vakitleri
İstanbul
16 Safer 1448
30 July 2026
İmsak
04:05
Güneş
05:51
Öğle
13:16
İkindi
17:11
Akşam
20:30
Yatsı
22:09
Detaylı Arama

Münebbihat, 9. Ders

Mehmed Zahid KOTKU

21 Ramazan 1394 / 07.10.1974
İskenderpaşa Camii/ İstanbul

Açıklama

Gönül dostu, âlim Mehmed Zahid KOTKU Hocamızın sohbetleri, kendi seslerinden konulara yaklaşımı, açıklamaları, değerlendirmeleri ve tavsiyeleri, sizlerin istifadesine sunulmuştur.
Mehmed Zâhid KOTKU, geçtiğimiz asırda yaşamış (1897-1980) bir mürşid-i kâmil, bir sâlih insan, bir Allah dostudur. Ömrü boyunca tebliğ ve irşad çalışmaları içinde bulunmuş, milletimize ve ülkemize hizmet eden nice kıymetli kadrolar, devlet adamları yetiştirmiştir.

Gümüşhaneli Hazretleri tarafından başlatılan Ramûzü’l-Ehâdîs dersleri, takipçileri tarafından devam ettirilmiştir. İskenderpaşa Camii’nde Mehmed Zâhid KOTKU (Rh.A) Hocamız bu dersleri 1958’den 1977 yılına kadar sürdürmüş; 1977’den sonra ise, Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN hocamız devam ettirmiştir.

İlk zamanlar düzenli olarak pazar günleri ikindiden sonra bir saat, cuma günleri öğleden önce 45 dakika hadis dersleri yaparlarken, son yıllarında hadis derslerini Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN hocamıza bırakmışlar, kendileri cuma namazından sonra 10-15 dakikalık kısa konuşmalar yapmaya başlamışlardır.

Bu konuşmalar irticalen yapılmış, bazen bir sahabeden bahsetmişler, bazen güncel bir olayı konu edinmişlerdir. Bu konuşmalar 1978 yılında başlamış, vefatına kadar devam etmiştir. Son konuşmaları vefatından bir hafta önce, 6 Kasım 1980’de Medine’de kaydedilmiştir.

Münebbihat, 9. Ders

Mehmed Zahid KOTKU

21 Ramazan 1394 / 07.10.1974
İskenderpaşa Camii/ İstanbul

Açıklama

Gönül dostu, âlim Mehmed Zahid KOTKU Hocamızın sohbetleri, kendi seslerinden konulara yaklaşımı, açıklamaları, değerlendirmeleri ve tavsiyeleri, sizlerin istifadesine sunulmuştur.
Mehmed Zâhid KOTKU, geçtiğimiz asırda yaşamış (1897-1980) bir mürşid-i kâmil, bir sâlih insan, bir Allah dostudur. Ömrü boyunca tebliğ ve irşad çalışmaları içinde bulunmuş, milletimize ve ülkemize hizmet eden nice kıymetli kadrolar, devlet adamları yetiştirmiştir.

Gümüşhaneli Hazretleri tarafından başlatılan Ramûzü’l-Ehâdîs dersleri, takipçileri tarafından devam ettirilmiştir. İskenderpaşa Camii’nde Mehmed Zâhid KOTKU (Rh.A) Hocamız bu dersleri 1958’den 1977 yılına kadar sürdürmüş; 1977’den sonra ise, Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN hocamız devam ettirmiştir.

İlk zamanlar düzenli olarak pazar günleri ikindiden sonra bir saat, cuma günleri öğleden önce 45 dakika hadis dersleri yaparlarken, son yıllarında hadis derslerini Prof. Dr. Mahmud Es’ad COŞAN hocamıza bırakmışlar, kendileri cuma namazından sonra 10-15 dakikalık kısa konuşmalar yapmaya başlamışlardır.

Bu konuşmalar irticalen yapılmış, bazen bir sahabeden bahsetmişler, bazen güncel bir olayı konu edinmişlerdir. Bu konuşmalar 1978 yılında başlamış, vefatına kadar devam etmiştir. Son konuşmaları vefatından bir hafta önce, 6 Kasım 1980’de Medine’de kaydedilmiştir.

Konuşma Metni

Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm.

Bismillâhi’r-rahmâni’r-rahîm.

Elhamdü lillâhi Rabbi’l-âlemin... Ve’l-âkıbetü li’l-müttakîn... Ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn...

Mefhar-i mevcûdât Muhammed Mustafâ râ salevât!

Seyyidü’s-sâdât Muhammed Mustafâ râ salevât!

Habîb-i Hüdâ Muhammed Mustafâ râ salevât!

Dün Efendimizin, Ebu Zer Hazretlerine nasihatini okumuştuk; onu bir daha tekrar etsek iyi olacak:

Cenab-ı Peygamber diyor ki:

"Ey Ebu Zer, gemini yenile; çünkü gideceğin deniz çok derin bir denizdir. Gemini yenile demek, imanını yenile... İman da eskir, yenilemek lazım! Amentüyü okumak lazım!

Yemeğini, erzakını gemiye doldur; gideceğin yer çok uzak bir yoldur. Orada yetecek kadar ekmek, su lazım; yani güzel ameller lazım.

Yükünü de hafif et; çünkü çok yokuş yollardan geçeceksin. Ağır yükle, o yokuş yolu çıkamazsın. Yükün hafifliği, günahların azlığı...

Amelini de halis et, ihlas ile yap! Gösteriş için, âlem için yapma!.. Çünkü, Allah seni görüyor.

Şair demiş ki:

Fardun ale’n-nâsi en yetûbû

Lâkinne terke’z-zünûbi evcebü

“Tövbe etmek herkese farzdır; lakin, günahları terk etmek başta gelir.”

Ve’s-sabru fi’n-nâibâti sa’bun

Lâkinne fevte’s-sevâbi as’abü

“Zorluklar karşısında sabretmek zordur; lakin sevapları kaçırmak daha fenadır.”

Ve’d-dehru fi sarfihî acîbün

Lâkinne gaflete’n-nâsi a’cebü

“Yılların, günlerin geçip gitmesi şaşılacak iştir; lakin insanların gafleti daha hayret vericidir.”

Küllü mâ kad yecî’ü karîbün

Velâkini’l-mevtü min zâlike akrabü

"Gelen zaman, bütün gelecek şeyler yakındır; lakin ölüm hepsinden yakındır.”

Bazı âlimler demiş:

(Erbaatün hasenün velâkinne erbaaten ahsenü) "Dört şey güzeldir, dört şey de daha güzeldir:

1. (Elhayâü mine’r-ricâli hasenün) Erkeklerde haya güzeldir; (velâkinne mine’l-mer’eti ahsenü) lakin kadınlarda daha güzeldir.

2. (Ve’l-adlü min külli ehadin hasenün) Adalet herkeste güzeldir (velâkinnehû mine’l-umerâi ahsenü) lakin yöneticilerde daha güzeldir.

3. (Ve’t-tevbetü mine’ş-şeyh hasenün) Tövbe ihtiyarlıkta güzeldir (velâkinnehû mine’ş-şâbbi ahsenü) lakin gençlikte daha güzeldir.

4. (Ve’l-cûdü mine’l-ağniyâi hasenün) Sadaka yermek, cömertlik zenginler için güzeldir (velâkinnehû mine’l-fukarâi ahsenü) lakin fakirler için daha güzeldir.”

Yine, bazı âlimler demiş:

(Erbaatün kabîhun lâkinne erbaaten minhâ akbehu) “Dört şey çirkindir lakin dört şey de daha çirkindir:

1. (Ezzenbü mine’şşâbbi kabîhun) Günah gençlerde çirkindir (ve mine’ş-şeyhi akbehu) ihtiyarlarda daha çirkindir.

2. (Vel iştigâlü bi’d-dünyâ mine’l-câhili kabîhun) Cahilin dünya ile meşgul olması çirkindir; (ve mine’l-âlimi akbehu) âlimin meşgul olması daha çirkindir.

3. (Ve’t-tekessülü fi’t-tâati mi’ncemîi’n-nâsi kabîhun) Namazda, ibadette tembellik herkes için çirkindir (ve mine’l-ulemâi akbehu) âlimlerin ve talebelerin tembelliği daha çirkindir.

(Ve’t-tekebbürü mine’l-ağniyâi kabîhun) Zenginlerin kibirlenmesi çirkindir; (ve mine’l-fukarâi akbehu) fakirlerin kibirlenmesi daha çirkindir.”

Peygamber Efendimiz buyuruyor:

“Gökler ve yıldızlar  gökyüzü için bir emniyettir. Kıyamet kopunca yıldızlar dökülür, gökyüzünün başına gelecek gelir.

Ehl-i beytim ümmet için bir emniyettir. Onlar gidince ümmetin başına gelecek gelir.

Ben ashabım için bir emniyetim. Ben gidince ashabın başına gelecek gelir.

Dağlar insanlar için bir emniyettir. Dağlar kaybolunca insanların başına gelecekler gelir. Dağlar dünyanın kazıklarıdır.”

Hazret-i Ebubekir Efendimizden:

(Erbaatün temâmühâ bi-erbaatin) “Dört şeyin tamamlanması dört şey iledir:

(Temâmü’s-salâti bi-secdeteyi’s-sehvi) Namazda kusur yaparsan sehiv secdesiyle tamam olur.

(Ve’s savmı bi-sadakati’l-fıtri) Oruç, fıtr sadakası ile tamam olur.

(Ve’l-hacci bi’l-fidyeti) Hacdaki kusurlar da kurban kesmek ve kefaret vermekle tamam olur.

4. (Ve’l-îmâni bi’l-cihâd) İman da cihat ile; nefs ile mücadeleyle tamam olur.”

Abdullah İbn Mübarek’ten:

“Bir kimse her gün 12 rekât nafile namaz kılarsa namazın hakkını ödemiş olur.”

Farzlarda eksik olur, noksan olur; bunlar nafile namazlarla tamamlanır. Namaz borcu olanların borcu nafile namazlarla tamamlanır.

Her ay üç gün oruç tutan kimse, orucun hakkını ödemiş olur.

Her kim günde yüz ayet okursa Kur’an’ın hakkını ödemiş olur.

4. Her kim Cuma günü bir dirhem sadaka verirse sadaka hakkını ödemiş olur,”

Cuma günü sadaka veren, hasta ziyaret eden ve oruç tutan kimse, cennetin yolunu kolay bulur.

Hazret-i Ömer demiş ki:

(El-buhûru erbaatün) “Denizler dört tanedir:,

(El-hevau bahrü’z-zünûb) Heva, günahların denizidir.

(Ve’n-nefsü bahrü’ş-şehevât) Nefis, şehvetlerin denizidir.

(Ve’l-mevtü bahru’l-a’mâr) Ölüm, ömürlerin denizidir.

(Ve’l-kabru bahrü’n-nedâmât) Kabir, pişmanlıklar denizidir.”

Hazret-i Osman’dan:

“İbadetin tadını dört şeyde buldum:

Allah’ın farzların eda etmekte,

Allah’ın haramlarından kaçınmakta,

İyiliği emretmekte,

Allah’ın gazabından korkarak insanları günahlardan uzak tutmakta.

Yine Hazret-i Osman’dan:

"Dört şey açıktan fazilet, gizliden farzdır:

Salihlerle oturup kalkmak fazilettir; onlara uymak farzdır.

Kur’an okumak fazilettir; dedikleriyle amel etmek farzdır.

Kabir ziyareti fazilettir; fakat mezara gitmek için hazırlanmak farzdır.

Hasta ziyareti fazilettir; ondan ders almak, ibret almak da farzdır.”

Herkesin nasihati yanında olmalı… Nasihatsiz ölenler ahiret âleminde konuşamazlar.

Hazret-i Ali’den:

Her kim cenneti istiyorsa muhakkak hayırlara koşar.

Her kim cehennemden korkuyorsa şehvetlerden kaçınır.

Ölümü kim biliyorsa lezzetlerden, kötü yerlerden kesilir.

Her kim dünyayı biliyorsa musibetlerden korkmaz, onlar az gelir.

Peygamber Efendimiz buyurmuş ki:

Namaz dinin direğidir; ama sükût en faziletlidir.

Sadaka Rabbin gazabını söndürür; ama sükût en faziletlidir.

Oruç cehennemden kalkandır; ama sükût en faziletlidir.

Cihat dinin en üstün noktasıdır; ama sükût ondan da faziletlidir”

İnsan gençliğinde nasıl alıştırıyorsa, ondan kendini kurtarmak pek zor... Onun için küçükten iyi şeylere alışmak lazım!

İsrailoğullarının peygamberlerinden birine Cenab-ı Hak şöyle vahyetmiş: (Samtüke ani’l-batili lî-savmün) “Boş sözlerden uzak olursan benim için oruç tuttun demektir.

(Ve hıfzuke’l-cevâriha ani’l-mehârimi lî-salâtin) Bütün azalarını haramlardan korursan bana namaz kıldın demektir.

(Ve iyâsüke ani’l-halkı lî-sadakatün) Halkın varlığından ümidini, gözünü kesmen benim için sadakadır.

(Ve keffüke’l-ezâ ani’l-müslimîne lî-cihâdün) Müslümanlara eziyet etmediysen cihat sevabını alırsın.”

Abdullah İbn Mesud’dan:

(Erbaatün min zulmeti’l-kalbin) “Dört şey kalbin karanlığındandır:

(Batnün şeb’âne min gayri mübâlât) Boyuna yemek yemek...

(Ve suhbetü’z-zâlimîn) Zalimlerle sohbet etmek; oturmak, kalkmak, muhabbet etmek...

(Ve nisyânü’z-zünûbi’l-mâdıyeti) Geçmişteki günahların unutulması...

(Ve tûlü’l-emel) Tûl-i emel...”

(Ve erbaatün min nûri’l-kalb) “Dört şey de kalbin nurundandır:

(Batnün câiun min hazerin) Doldurulmamış mide...

(Ve suhbetü’s-sâlihîn) Salihlerle, iyi insanlarla oturup kalkmak...

(Ve hıfzü’z-zünûbi’l-mâdıyeti) Geçmiş günahlara pişman olmak...

(Ve kasru’l-emel) Kasr-ı emel...”

Hatem-i Esam’ dan:

“Her kim dört şeyi, dört şeysiz iddia ediyorsa davası gerçek değildir:

Ben Allah’ı seviyorum diyen kimse, Allah’ın haramlarından uzak olmuyorsa o davası gerçek değildir.

Resulullah’ı seviyorum iddiasında fakat fakirleri, miskinleri sevmiyorsa o dava da gerçek değildir.

Çünkü Resulullah, onları benimle haşreyle, demedi, “Ya Rabbi, beni miskinlerle haşreyle!” dedi. Onun sevdiği insanları, belki bugün biz evimize gelse sokmayız...

“Cenneti seviyorum diyor da sadaka vermiyor; o dava da gerçek değildir.

Ben cehennemden korkarım diyor fakat günahlardan da kaçmıyor; davası yine gerçek değildir.”

Peygamber Efendimiz buyuruyor:

Kötülüğün alameti dört şeydir:

Geçmişteki kabahatleri unutmak... Hâlbuki onlar, Allah katında saklıdır.

Geçmişte yaptığı iyilikleri sayıyor; bilmiyor ki kabul oldu mu?

Dünyalıkça kendisinden üstün, dayalı döşeli kocaman evi olan, büyük fabrika sahibi kimselere özeniyor ve onlarla yarışa kalkıyor.

Dinde de kendisinden aşağılara bakıyor: “Ben geceleri kalkar namaz kılarım. Bak bunu da yapamıyorlar.” diyor. Bu da kötülük alametlerindendir.

Allah-u Teala bunlara karşı: “Ben seni istiyorum, seni yarattım fakat sen beni istemiyorsun Zenginlerle yarışa kalkıyorsun. Öyleyse, ben de seni terk ettim!” buyurur.

Saadetin, mutluluğun alameti de dörttür:

“Geçmiş günahları hatırlamak saadet alametidir.

Geçmiş iyilikleri unutmak...”

Onun için insan, omuzunda iki gözlü heybe varmış gibi yapacak... Yaptığı iyilikleri arkaya atacak, kötülükleri öne koyacak.

“Dinde kendisinden üstün olanlara bakmak...” Bak, falanca her gün oruç tutuyor. Cüneyd-i Bağdadî, dört yüz rekât —bir rivayette altı yüz rekât— namaz kılarmış dükkânını açmadan... Ben iki yüzü yapabildim ihtiyarlığımda... Ayakta kıldım. Oluyor, yapılıyor.

“Dünya işinde fakirleri, garipleri görmek...”

Bazı âlimlerden:

(İnne şeâire’l îmâni erbaatün) İmanın alameti dörttür:

1. (Et-takvâ) Takva.

2. (Ve’l-hayâ) Haya.

3. (Ve’ş-şükrü) Şükür.

4. (Ve’s-sabru) Sabır.

Peygamber Efendimiz buyurmuşlar ki:

(Ümmehâtü’l-erbaun) “Analar dörttür:

(Fe-ümmü’l-edviyeti) İlaçların anası, (kılletü’l-ekli) az yemek...(Ve ümmü’l-âdâb) Edeplerin anası, (kılletü’l- kelâm) az konuşmak, sükût...(Ve ümmü’l-ibâdât) İbadetlerin anası, (kılletü’z-zünûb) günahsızlık, az günah işlemek...(Ve ümmü’l-emâniyyi) İstenmesi gereken şeylerin anası, (es-sabru) sabırdır.”

Yine Efendimiz buyurmuşlar ki: “Ademoğlunda dört cevher vardır:

Akıl

Din

Hayâ

Salih amel

Dört şey de bunu giderir:

Gazap, aklı giderir.Haset, dini götürür. Aç gözlülük, hayâyı götürür. Gıybet de salih amelleri götürür. Düne kadar beraberdiniz; kötüydü de niye çalıştınız?

Allah cümlemizi affetsin... Bizlere yardım etsin... Rızasına uygun ameller nasip etsin cümlemize... Cennet ve Cemalini de cümlemize ihsan etsin inşallah...

el-Fatiha!..

Konuşma Hakkında
Tema 1
Tema 2